11 Mart 2026
Ali Babacan- 11 Mart 2026
İstanbul İftar
Çok değerli il başkanımız,
Kıymetli milletvekillerimiz, genel başkan yardımcılarımız, teşkilat mensuplarımız;
Bu program vesilesiyle bizlerle beraber olan sivil toplum kuruluşlarımızın ve meslek örgütlerimizin değerli temsilcileri,
Kıymetli muhtarlarımız,
İstanbul'daki diplomatik misyonların değerli temsilcileri,
Değerli basın mensupları,
Kıymetli misafirler,
Hanımefendiler, beyefendiler,
Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyor,
İstanbul teşkilatımızın düzenlemiş olduğu bu iftar programına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Ramazan’ın bereketini, paylaşmanın huzurunu;
Ve aynı sofrada buluşmanın güzelliğini yaşadığımız bu mübarek akşamda;
Davetimizi kabul edip bizlerle birlikte olduğunuz için hepinize şükranlarımı sunuyorum.
Rabbim tuttuğumuz oruçları kabul eylesin;
Sofralarımızdan bereketi, gönüllerimizden muhabbeti eksik eylemesin;
Bizleri birlik ve kardeşlik içinde nice Ramazanlara ulaştırsın inşallah.
Değerli Arkadaşlar,
Bugün, ne yazık ki, Türkiye’de milyonlarca insan iftar sofrasını kurarken önce cebine bakmak zorunda kalıyor.
Emekli hesap yapıyor. Asgari ücretli hesap yapıyor. Gençler hesabı yapıyor.
Çünkü hayat pahalı. Mutfakta yangın var.
Çünkü geçim zor…
Bakın, rakamlar da bunu söylüyor.
OECD verilerine gıda enflasyonu en yüksek olan ülke şu anda Türkiye.
Pandemiden bu yana bütün ülkelerde ortalama gıda fiyatlarına bakıyorsunuz, kümülatif olarak, toplam olarak %40 artmış.
2020'den bugüne kadar fiyatları artırdıra artırdıra gelin dünya ortalaması %40.
Türkiye'de kaç? %700’ün üzerinde.
Hani diyorlar ya, "Pandemi oldu, ne yapalım, fiyatlar yükseldi" diye.
Dünyada ortalama %40 yükselmiş. Bizde %700 yükselmiş.
İktidar önce kendi eliyle enflasyonu patlattı, şimdi ise bir türlü dizginleyemiyor.
Yanlışta ısrar ettiler.
Millete bedelini ödetiyorlar şu anda.
Bugün dört kişilik bir ailenin sadece aylık gıda harcaması 31 bin liranın üzerinde.
Sadece mutfak… Sadece yemek…
Bunun içinde kira yok, elektrik yok, doğal gaz yok, okul yok, sağlık yok, ilaç yok…Sadece gıda 31 bin lira.
Bir başka acı gerçek daha var ülkemizde:
Türkiye'de çocukların yaklaşık üçte biri yoksulluk riski altında hayatını sürdürüyor.
Yani her üç çocuktan biri hayata ne yazık ki adil olmayan şartlarda başlıyor.
Okula aç gidiyor veya öğün atlamak zorunda kalıyor.
Bir de ülkenin genel durumuna bir bakalım, toplamına bakalım.
2025 yılında cari açık 10 milyar dolardan 25 milyar dolara çıkmış.
Türkiye’nin ithalatı, ihracatından çok daha hızlı artıyor.
Yine 2025'te finans hesabına bakıyorsunuz, 21 milyar dolardan 42 milyar dolara çıkmış açık.
Peki bu ne demek?
Yani Türkiye'nin dışarıya yaptığı yatırım, Türkiye'ye gelen yatırımdan tam 42 milyar dolar daha fazla demek.
Türkiye'den sermaye kaçıyor demek.
Yatırım kaçıyor demek.
Eskiden Türkiye dünyanın parasını toplayan, dünyadan yatırım alan bir ülkeydi.
Rekorlar kırardık.
Her sene, her sene daha çok insan parasını buraya getirirdi.
Fabrikalar kurardı, istihdam sağlardı.
Bugün ise tablo tersine dönmüş durumda.
Artık Türkiye'ye gelenden çok daha fazlası ülke dışına kaçıyor.
42 milyar dolar fark.
Bizim yatırımcımız, bizim iş insanımız; kendi birikimini, kendi emeğini, kendi tecrübesini başka ülkelerde değerlendirmek zorunda kalıyor.
Başka ülkelerde fabrika kuruyor. Başka ülkelerde üretim yapıyor. Başka ülkelerin insanlarına iş veriyor.
Geçen bir sanayicimiz “Mısır'a yeni tesis kurdum üç sene önce. Şu anda 15 bin kişi çalıştırıyorum" dedi.
Üç senede 15 bin kişi.
Bizde tekstilde, hazır giyimde 9 bin 900 tane fabrika kapanmış sadece şu son üç yıl içerisinde.
360 bin kişi işinden olmuş durumda sadece bu iki sektörde.
Peki niye? Çünkü güven yok.
Ekonomik dengeler altüst olmuş durumda…
Hukuka güven zedelendi…
Adalet duygusu sarsıldı…
Bütün iş insanlarında korku aynı korku.
“Acaba bir gün sabah saat altıda kapımı birileri çalar mı?”
“Acaba bir gün benim de mal varlığıma bir gerekçeyle el konulur mu?”
“Acaba bir gün işlerim devam ederken şirketlerim apar topar TMSF’ye devredilir mi?”
“Daha dava bitmeden, mahkeme karar vermeden varlıklarıma birisi çöker mi? Satışa çıkar mı?”
Böyle bir korku iklimi varsa, orada yatırım olmaz arkadaşlar.
Böyle bir savruk düzen varsa sermaye böyle bir riskli ortama girmez.
Böyle bir ülkede ağzınızla kuş tutsanız ekonomiyi düzeltemezsiniz.
Mümkün değil.
Gerçekten ekonomimizi mahvettiler!
Emeklimizi, asgari ücretlimizi perişan ettiler.
Ama hiç endişeniz olmasın.
İnşallah, hep beraber, mutlu ramazan sofralarını tüm Türkiye için gün gelecek yeniden kuracağız.
Ramazan’ın bereketini tüm milletimize yayacağız.
Öyle “ekonomi büyüdü” deyip de, %5’lik bir kısmı zengin edip, %95’i fakirleştiren bir iktidarlardan olmayacağız.
Çünkü biz, adaletle, liyakatle, istişareyle yöneteceğiz inşallah.
Açık söylüyorum bakın, bütün konuları 1 ayda ayağa kaldırırız. 1 ay, maksimum.
Kural bazlı yönetim anlayışını hemen hâkim kılarız.
6 ayda Türkiye'nin ekonomik iklimi derhal düzelir.
Ve en geç iki yılda enflasyon tekrar tek haneye iner.
Yaptık, daha iyisini yapacağız inşallah.
Kimsenin şüphesi olmasın.
Milletimiz her zorluğu aşacak güce sahiptir!
Çünkü bu milletin mayasında inanç vardır! Azim vardır! Umut vardır!
Bizim hedefimiz; her bir vatandaşın onuruyla yaşadığı, gençlerin hayallerini gerçekleştirebildiği, kadınların, çocukların, emekçilerin, emeklilerin güven içinde olduğu bir Türkiye’dir.
Yeter ki, biz aklımızı ve vicdanımızı rehber edinelim.
Yeter ki, emeği, adaleti ve liyakati göz ardı etmeyelim.
Yeter ki, yarınlara dair umudumuzu kaybetmeden yürüyelim.
İnşallah birlikte başaracağız!
Birlikte yeniden güçlü Türkiye'yi hep beraber ayağa kaldıracağız inşallah.
Değerli arkadaşlar,
İşte tam da bu yüzden, bundan 6 yıl önce büyük bir sorumluluk duygusuyla DEVA Partisini kurduk.
Kolay bir yol değildi… Ama doğru olduğuna inandığımız bir yoldu.
6 yıldır sabırla, 6 yıldır kararlılıkla, 6 yıldır sağlam adımlarla ilerliyoruz.
Şunu unutmayalım:
DEVA Partisi, bu vatanın öz evlatlarının, kendi ülkelerine duyduğu sorumluluğun eseridir;
Sevginin eseridir.
DEVA Partisi, vicdanın, umudun eseridir;
Altı yıl önce bugün, kötü gidişata sessiz kalmayı kabul etmeyenlerin; inisiyatif alıp yola düşenlerin eseridir.
DEVA Partisi, hiçbir güç karşısında eğilmeyenlerin, diz çökmeyenlerin eseridir.
Ülkemizde bugün dünden işler daha kötüyse; sorunlar hâlâ devam ediyorsa, bizlere olan ihtiyaç her zamankinden daha fazla demektir.
Biz buradayız. Türkiye için buradayız. Gençlerimiz için buradayız. Emeklilerimiz için buradayız.
Ve üreten, çalışan herkes için buradayız.
Bizde umutsuzluk yok; çaresizlik yok.
Bizde GERİ ADIM YOK.
Allah’ın izniyle, hep birlikte, bu güzel ülkeyi yeniden umutla, yeniden bereketle, yeniden refahla buluşturacağız.
Milletle yürüyoruz, sağlam adımlarla geliyoruz inşallah.
Bakın arkadaşlar;
Bugün sadece kendi meselelerimizi değil, bölgemizdeki büyük yangını da konuşmak zorundayız.
İsrail’in İran’a başlattığı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin de katıldığı askeri operasyon, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlalidir.
“Önleyici savaş” gerekçesiyle yapılan bu saldırganlığın uluslararası hukukta hiçbir karşılığı yoktur.
Amerika'nın kendi iç hukukuna bile aykırıdır.
Müzakere süreçleri devam ederken savaş diline başvurmak, bölgesel istikrarı doğrudan tehdit etmektedir.
Geçmiş tecrübelerimiz çok açık:
Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez; savaş yalnızca kaosu derinleştirir.
Biz açık ve net söylüyoruz: İran’a karşı başlatılan bu saldırıları şiddetle kınıyoruz.
Ancak İran’ın körfezdeki pek çok ülkeyi hedef alan saldırılarını da doğru bulmuyoruz.
Bakın, daha birkaç gün önce, Türkiye’ye yönelen ikinci füze yine havada imha edildi.
Ülkemizin aklıselimle hareket eden, diplomasiyi önceleyen, barışı savunan güçlü bir devlet aklına her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Bölgeyi ateşe atacak, daha fazla masum insanın ölümüne yol açacak hesapların karşısında sapasağlam durmak zorundayız.
Hele hele özellikle Türkiye'yi provoke etmeye kalkışanlara da çok daha dikkat etmeliyiz.
Türkiye’nin yeri; diplomasinin, sağduyunun ve uluslararası hukukun yanıdır.
Hem krizleri önlemede, hem de diplomasi kanallarını işletmede aktif ve hazırlıklı olmalıyız.
Ama şunu da görmek zorundayız:
Bugün birileri eğer Türkiye'ye parmak sallıyorsa, İsrail'in bir sonraki hedefi Türkiye diyorsa ben şimdi onlara buradan seslenmek istiyorum:
Sakın ola bizi başkalarıyla karıştırmayın.
Sakın ola gücümüzü test etmeye çalışmayın.
Biz yolumuzu sağduyu ve diplomasiyle çizeriz ama; mesele vatansa, mesele vatan toprağıysa, kanımızın son damlasına kadar mücadele etmeyi de çok iyi biliriz.
Anlamayanlar anlasın, duymayanlar duysun.
Unutmayacağız.
Şunu da her zaman aklımızda tutacağız.
Gerçek barış, güç kullanmakla değil; uluslararası hukukla, diplomasiyle ve sağduyu ile mümkündür.
Ve Türkiye, hem kendi topraklarında, hem de bölgesinde bu yaklaşımı kararlılıkla sürdürmek zorundadır.
İnsanlık onuru, vicdan ve adalet bunu gerektirir.
Her bir çocuk, her bir hayat, bizim sorumluluğumuzdadır.
Türkiye'nin sorumluluğu Türkiye'den öte bir coğrafyayı kapsar.
Türkiye kendi topraklarından, kendi varlığından çok daha büyük bir ülkedir.
İnsan hayatının değeri o ülkedeymiş, bu ülkedeymiş değişmez.
Adalet; güçlüye başka, zayıfa başka işlemez.
Bir yerdeki acıya yüksek sesle tepki verip, başka bir yerdeki acıya sessiz kalınırsa orada adaletten söz edilemez.
Bizim medeniyetimiz bize şunu öğretmiştir: Bir insanın hayatı tüm insanlık kadar kıymetlidir.
İşte bu yüzden Türkiye’nin dünyaya söyleyecek çok net bir sözü vardır.
Biz savaşın değil, barışın yanındayız.
Biz güçlünün değil, haklının yanındayız.
Biz basit çıkarların değil, insan onurunun yanındayız.
Gazze’de akan kanın da, büyüyen ateşin de son bulması için;
Adaleti, sağduyuyu ve insanlık vicdanını savunmaya sonuna devam edeceğiz.
Çok değerli misafirlerimiz, hanımefendiler, beyefendiler.
Bu ramazan akşamı, bu iftar sofrasında hepimizi buluşturan, başta İstanbul İl Başkanımız Ali Hakan Ağaoğlu ve çalışma arkadaşları olmak üzere tüm İstanbul teşkilatımıza buradan tekrar şükranlarımı sunmak istiyorum.
Davetimizi kabul edip bizlerle beraber olan, bu iftar sofrasını bizlerle paylaşan tüm misafirlerimize tekrar burada oldukları için şükranlarımı sunuyorum ve bütün bu duygu düşüncelerle bir kez daha ramazan ayınızı tebrik ediyorum.
Rabbim birliğimizi daim eylesin.
Sofralarımızdan bereketi, gönüllerimizden umudu eksik etmesin diyorum.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.
Allah’a emanet olun.