Genel Başkanımız Ali Babacan'ın Konuşmaları

25 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Siirt Miting Konuşması

Siirt Mitingi Konuşması

( “Demokrasi. Atılım. Derhal. Bugün.”)

Evet, bir kez daha! Hep beraber:

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

*****

Muhteşemsin Siirt, muhteşem!

Bu ne güzel coşku böyle!

Bu ne güzel heyecan!

Bugün Siirt’in içi içine sığmıyor!

Bugün Siirt bir başka güzel!

Maşallah, maşallah.

*****

Kadim şehir Siirt, merhaba!

Tillo, Eruh, Şirvan, merhaba!

Baykan, Pervari, Kurtalan, merhaba!

Merhaba Siirt, merhaba!

Fakirullah Hazretlerinin, İbrahim Hakkı Hazretlerinin, alimlerin, evliyaların diyarı merhaba!

Mezopotamya ile Anadolu’nun birleştiği topraklar, merhaba!

Bugün Botan Vadisindeyiz.

Bugün, yüzlerce yıldır tüm kimliklere ev sahipliği yapmış topraklardayız.

Arap’ın, Kürt’ün, Türk’ün evindeyiz bugün.

Evimizdeyiz. Ve evimizde olmaktan çook mutluyuz.

Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar, hoş geldiniz.

Biz sizlerle gurur duyuyoruz.

Ehlen ve sehlen. Hun bi xer hâtin.

Sağ olun, var olun! (…)

*****

Maşallah. Siirt kararını vermiş.

Siirt, “Demokrasi” diyor.
Siirt, “Atılım” diyor.
Siirt, “DEVA” diyor DEVA.

Kararını vermiş maşallah.

Görünen köy kılavuz istemez. İşte meydan, işte DEVA!

Türkiye’nin DEVA’sı sizlersiniz. Türkiye’nin DEVA’sı, DEVA kadroları. Hep beraber bu ülkenin yaralarını saracağız inşallah. Hep beraber bu ülkenin dertlerine deva olacağız.

Bunu kadro olarak yapacağız. Hep beraber yapacağız.

Hiç şüpheniz olmasın.

Demokrasi kazanacak, demokrasi.

Türkiye, DEVA’sına kavuşacak. Bu hasret bitecek.

Daha önce söyledim. Tekrar ediyorum:

Seçimin ertesi günü gazetelerde ne yazacak biliyor musunuz? “Beştepe’ye veda, Türkiye’ye DEVA” yazacak gazeteler inşallah.

Hep beraber göreceğiz inşallah.

Enişte pek Siirt’e bakmıyor bu aralar. Bugün Diyarbakır’dan Batman’dan Siirt’e doğru geldik yollar arabayı hoplata hoplata maşallah.

Çift yol yapılacak yerler bitmemiş. İnşaat bir türlü bitmiyor.

Kurtalan Siirt arası hala çift yol bitmemiş kısacık bir şey.

20 yılda 20 bin km’lik yol yaptık diye övünüyorlar fakat enişte Siirt’e bakmıyor belli.

Yuhalama yok, biz onları uygun bir yerde indireceğiz inşallah.

Beştepe’nin gözü kulağı bu meydanda bugün merak etmeyin.

Bakıyor. Ülke nereden nereye gelmiş burada görüyor. Bugün Siirt’in bu meydanında görüyor hiç merak etmeyin.

Bu meydan bize çok şey söylüyor.
Bu meydan ne diyor; Türkiye’nin yarınları artık DEVA’nın iktidarıyla olacak inşallah diyor. Bu meydan bize söylüyor bunu.

Siirt’ten Trabzon’a,
Diyarbakır’dan Bursa’ya,
Samsun’dan Adana’ya,
Antalya’dan İstanbul’a,
İzmir’den Ankara’ya kadar her yerde, DEVA Partisi sandıkları patlatacak. Seçim günü göreceğiz bunu. Meydan şahit meydan.

Memleketimizi hep beraber kurtaracağız.

Ben tüm Anadolu’yu, Trakya’yı adım adım geziyorum. En çok duyduğum ifade ne biliyor musunuz? Biraz önce sizin dediğiniz ‘kurtarın bizi’ ifadesi.

Türkiye’nin her yerinde bunu söylüyor insanlar.

Ama inşallah göreceğiz.

DEVA Partisi’nin damlaları var ya damlaları bu damlalar birikiyor birikiyor sel olacak o selde bütün barajları yıkacak inşallah göreceğiz seçim günü.

Hepsini göreceğiz.

Meydanlar şahit: Bu kâbus bitecek hem de ne kadar hızlı bitecek biliyor musunuz?

Hani kabustan kötü bir rüyadan uyanıp da bir bardak su içersiniz ya bu iyi ki rüyaymış dersiniz ya o hızla bitecek inşallah göreceğiz.

Kadınlar Türkiye’nin baş tacı. DEVA hareketi aynı zamanda bir kadın hareketidir.

DEVA hareketi gençlerin, kadınların omuzları üzerinde yükselmektedir.

Omuz omuza yürüyoruz inşallah hep beraber başaracağız.

Meydanlar şahit diyorum ya… İşte bugün burada Siirt’te 4. mitingimizi yapıyoruz çok şükür.

Gaziantep’te, Gebze’de ve Yozgat’ta, on binlerle birlikte büyük heyecan yaşadık.

Bugün Siirt’te bu meydanda bu coşkuyu arşa çıkardık çok şükür hep beraber.

Daha önce yaptık daha iyisini yapacağız inşallah. Daha da iyisini yapacağız.

Miting maratonumuzu hız kesmeden sürüyor arkadaşlar.

Haftaya Trabzon’da, ardından da Erzurum’da, inşallah Trabzon’da ve Erzurum’da yeri göğü inleteceğiz Siirt’te yaptığımız gibi inşallah.

Fakat, gel gelelim, bunlar her seferinde önümüze engeller çıkarmaya çalışıyorlar.

Daha önceki mitinglerimizde neler neler çektirdiler bize.

Gaziantep’te alan vermediler. Şehrin ta öbür ucuna sürdüler.

Yetmedi, Erdoğan aynı gün Adana’ya geldi. Bizim mitingimizle aynı saate program koydu, aynı gün aynı saat.

Niye? Gaziantep’tekiler de oraya gelsin diye.

Engellemeyi başardılar mı? Başaramadılar.

Gebze’de miting yaptık, aynısını yaptılar: Meydan vermediler. Ulaşımı en zor tepeyi gösterdiler bize. Tuvaletleri kilitleyip, önüne bariyer koydular. Millet tuvalete gidemedi. Böyle bir şey olur mu yahu. Gebze’de yaptılar bunu Gebze’de.

Sonra da aynı gün, aynı saatte Bursa’da bir etkinlik düzenleyip milleti oraya çağırdılar.

Bizi durdurabildiler mi? Durduramadılar.

Yozgat’ta miting yapacağız dedik, duyurularımıza izin vermediler.

Aynı gün aynı saat Çorum’a program koydular. Başka gün mü yok yer mi yok, saat mi yok?

Niye?

Bizim miting yaptığımız yerlerin hemen yanında aynı saatte düzenliyorlar bazen şölen oluyor bazen miting oluyor. Neymiş DEVA’ya gidecek olanlar oraya gelsin DEVA’nın meydanları boş kalırmış.

Rüyanızda görürsünüz rüyanızda.

İşe yaradı mı? Yaramadı.

Bize yokuş yaptılar ama olmuyor, yaramıyor.

Bizim nefesimizi yokuşlarla tüketeceklerini sanıyorlar.

Biz yılmayız, yılmadık. Boyun eğdik mi? eğmedik.

Sustuk mu? Susmadık.

Ben buradan bizi engellemeye çalışanlara sesleniyorum.

Devletin imkanlarıyla, ayak oyunlarıyla, kaba kuvvetle ve entrikalarla DEVA Partisi’ni durdurmaya çalışanlara sesleniyorum bu meydandan Siirt’ten.

Elinizden geleni ardınıza koymayın!

Ne yaparsanız yapın!

Bize sökmez! DEVA kadrolarına sökmez.

İşte buradayız. Dimdik ayaktayız. (…)

Seçim geliyor. Sayılı gün çabuk geçer.

*****

Değerli arkadaşlar,

Nasıl ki Siirt; Arap’ın, Kürt’ün, Türk’ün ortak eviyse, Türkiye de 85 milyonun ortak evidir.

Etnik kimliği ne olursa olsun,
İnancı ne olursa olsun,
Mezhebi ne olursa olsun,
Hayat tarzı, ekonomik durumu nasıl olursa olsun;

Bu ülkenin her vatandaşı, bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşıdır.

Ancak, bunun için tam demokrasi gerekiyor.

İşte biz demokrasimizin üstünden kayyumların gölgesini kaldıracağız.

Milletin iradesine kayyum atanmaz! İrade milletindir.

Başka ne yapacağız?

Çetelerle, mafyayla, karanlık isimlerle vatandaşın üzerine korku salanların karşısına dimdik duracağız.

Çete demek, mafya demek ne demek biliyor musunuz?

1990’ların Türkiye’si demek.

Her yer DEVA damlaları oluyor inşallah Türkiye’nin dört bir köşesinde her yer DEVA damlaları.

Bakın arkadaşlarım;

90’lı yıllar ne demek biliyor musunuz? 1990’lı yıllar demek, aynı zamanda, faili meçhuller demek.

Biz hiç kimsenin bu ülkeye yeniden 1990’ları yaşatmasına izin veremeyiz!

İşte geçen hafta Musa Anter davası vardı. Zamanaşımı nedeniyle davayı düşürdüler.

Bir kere daha vurdular Musa Anter’i.

Anter davası da “cezasızlık zulmüne” kurban gitti.

Tıpkı JİTEM davalarında olduğu gibi, tıpkı Roboski’de olduğu gibi, tıpkı Şenyaşar davasında olduğu gibi.

İşte biz bu ülkeyi 90’lara döndürmeye çalışanların karşısında dimdik dururuz.

Hep beraber dururuz.

Milletçe dururuz.

Bizim için asıl mesele; devleti hukuka döndürmektir. Hukuk devleti inşa etmektir.

Bizim için asıl mesele; Türkiye’yi özgürleştirmektir.

Asıl mesele; devleti çetelerden temizlemektir.

Asıl mesele; kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesini önlemektir.

Asıl mesele; milletin kaynaklarını millet için harcamaktır.

Torpili, kayırmacılığı, yolsuzluğu yok etmektir.

Asıl mesele; bu memleketin sorunlarını çözmektir.

Asıl mesele; 783 bin kilometrekare vatan topraklarında özgürlüğün, zenginliğin ve adaletin türküsünü hep bir ağızdan söylemektir, asıl mesele.

Bunu yapacağız inşallah.

DEVA kadroları olarak geleceğiz hep beraber dertleri bitireceğiz inşallah.

Arkadaşlar bu iş azim meselesi. Bu iş sebat meselesi. Çalışınca olur.

Bizi inşallah dosdoğru çalışacağız. Doğru çalışanın Allah yardımcısıdır. Allah yardım ettikten sonra bizim önümüzde kimse duramaz kimse.

Bunu hep beraber yapacağız.

Değerli arkadaşlarım,

Biz, bu yola, özgür ve zengin bir Türkiye için çıktık.

Biz, bu yola, her bir vatandaşımızın, elin Avrupalısının yaşadığı standartlarda yaşaması için çıktık.

Gençlerimiz şimdi başka ülkeye, Avrupa’ya gitmek istiyor. Niye? Çünkü burada imkân bulamıyorlar. Burada iş bulamıyorlar.

Halbuki siz güveni oluştursanız, istikrarı sağlasanız Türkiye’ye harıl harıl yatırım olsa bizim gençlerimiz burada kalacak. Burada çalışacak.

Bizim gençlerimizin Avrupa’daki gençlerden hiçbir farkı yok.

İmkân sunulmuyor kendilerine. Fark bu kadar.

İktidarı değiştirdiğimizde hedeflerimize doğru dev bir adım atmış olacağız. Ve vesayet kalıntılarının hesaplarını da boşa düşüreceğiz.

Devleti sadece ama sadece milletin hizmetine vereceğiz. Devlet millete hizmet etmek içindir. Başka bir şey için değil.

Devlet bazı yandaşların, çetelerin, mafyaların yerleşip kendilerine nema sağlayacakları bir yapı değildir.

Devlet millet için vardır.

İşte biz devleti milletin hizmetkârı yapacağız inşallah.

Hep beraber gerçekleştireceğiz bunu.

Bu milletin sağ duyusu çok kuvvetli, bu milletin vicdanı çok güçlü inşallah hep beraber kazanacağız.

Bu seçimi değerli arkadaşlar kim kazanacak biliyor musunuz?

Bu seçimi, çocuğunun beslenme çantasını hazırlamakta güçlük çeken ana babalar kazanacak.

Bu seçimi Torunlarına küçük bir hediye almak isteyip de alamayan nineler, dedeler kazanacak.

Bu seçimi Buzdolabını dolduramayan emekliler kazanacak.

Bu seçimi, açlık sınırının altındaki asgari ücretle geçinmeye çalışan, asgari ücret dahi alamayan, sigortasız çalışmak zorunda olan emekçilerimiz işçilerimiz kazanacak bu seçimi.

Hayat pahalılığı karşısında inim inim inleyen dar gelirli, sabit gelirli vatandaşlarımız kazanacak.

Kıt kanaat imkanlarla üniversite okumuş ama iş bulamamış gençler kazanacak bu seçimi.

Bu seçimi, dükkanında elektriğini açamayan, sattığı malı yerine koyamayan esnafımız kazanacak.

Gübre, mazot, tohum, elektrik fiyatları altında ezilen çiftçimiz kazanacak bu seçimi.

Her gün motosikletin tepesinde, canını tehlikeye atarak ekmeğini çıkaran kurye arkadaşımız kazanacak bu seçimi.

Ekonomiyi çıldırttılar. Ekonomi ne desin bu yönetime. Alt üst ettiler her şeyi. Berbat ettiler, yazık ettiler ülkeye yahu. İnanın çok üzülüyoruz.

Maalesef Merkez Bankasını boşalttılar, hazineyi boşalttılar. Devletin kasasını boşalttılar.

Merkez Bankasını borçlu duruma düşürdüler yahu. Ülkenin para basan kurumunu.

Bakın arkadaşlarım bu seçimi başka kim kazanacak;

Bu seçimi, yargıda aklanmalarına rağmen hakları iade edilmeyen KHK’lılar kazanacak.

Ayrımcılığa uğrayan, hor görülen insanlar kazanacak bu seçimi.

Ülkesi için gecesini gündüzüne katan, alnının teriyle, bileğinin gücüyle çalışanlar kazanacak.

Bu seçimi günde tek öğünle karnını doyurmaya çalışan öğrenci arkadaşlarımız kazanacak. Yarınları karatılan gençler kazanacak bu seçimi. İktidarın görmediği milyonlar kazanacak bu seçimi yani hep birlikte kazanacağız.

85 milyonluk Türkiye’nin haysiyetli ve onurlu insanları kazanacak bu seçimi inşallah.

Yani özetle bu seçimi DEVA kadroları kazanacak.

DEVA kazanacak Türkiye kazanacak bu seçimi.

Bugüne kadar ne yapıldıysa ne kadar yanlış yapıldıysa doğru yapıldıysa bunların hepsinin muhasebesi mutlaka yapılacak.

Ama unutmayalım. Bir yanlış başka bir yanlışla düzeltilmez.

Biz her şeyi hukuk içerisinde yapacağız.

Hukuksuzlukla mücadeleleri bile hukuk içerisinde yapacağız.

Başkaları hukuku yok sayabilir, anayasayı çiğneyebilir, yasaları her gün görmezden gelebilir ama biz onlarla da mücadeleyi inşallah hukuk içerisinde vereceğiz.

Çünkü devlete yakışan hukuk içinde hareket etmektir. Devlete yakışan adaleti sağlamaktır.

*****

Değerli arkadaşlar,

Biz göreve gelir gelmez ne yapacağız?

Öncelikle, şu ekonomik krizi çözeceğiz.

Ne zaman?

Bu kriz iklimini 6 ay içerisinde ortadan kaldıracağız.

Enflasyonu da en geç ikinci yılın sonunda tek haneye düşüreceğiz.

Biliyorum, öyle zor günlerdeyiz ki, “acaba bu ülkede bunlar gerçekten olur mu” diye soruyor vatandaşlarımız haklı olarak. ‘Durum çok berbat’ diyorlar. ‘6 aydan 2 yıldan bahsediyorsunuz bu iş nasıl olacak’ diyorlar.

Bunlar hayal değil arkadaşlar. Bunlar gerçekçi hedefler.

Mütevazı olmayacağım.

Ben, bu ülkede, iki tane büyük ekonomik krizi çözen ekibin başında oldum.

2001-2002 krizi ve 2008-2009 krizi.

Bizim öyle kadrolarımız var ki dünyanın neresinde olursa olsun hangi ülke olursa olsun hukuk krizi çıktımı gidip çözecek ekibimiz var. Bir ekonomik kriz çıktı mı gidip çözecek ekibimiz var, kadromuz var.

Aynı yangın söndürücü gibi. Nerede kriz varsa o krizi söndürecek kadrolar bizde.

Biz boşa konuşmuyoruz. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Ben diyorum ki ‘bizler gibi bizim kadrolarımız gibi iki büyük krizi çözen bir başka kadro, buyursunlar çözsünler’ diyorum.

Ama yok.

Bakın arkadaşlar bu hükümetin anlamadığı şu;

Hukuk olmadan ekonomi olmaz! Adalet olmadan ekonomi olmaz! Bunu anlamıyorlar.

Eğitim sistemi çökerken siz ekonomiyi ayağa kaldıramazsınız. Bu mümkün değil.

İşte bunlar bunu bir türlü anlamıyor. İdrak edemiyorlar.

Değerli arkadaşlarım bu sene tam 850 bin kardeşimiz üniversite imtihanlarını kazandı bir yere girmeyi hal etti. Fakat 105 bin gencimiz kaydını yaptırmadı yaptıramadı.

Çünkü öğrenciler açıkta.

Ciddi bir yurt sorunu var. Kendisine devlet yırdı KYK yurdu çıkmayan öğrencilerimizin özel yurtlara verdiği paralar kiralar korkunç.

Mümkün değil çoğu aile bunu karşılayamıyor.

Ama biz bunu çözeceğiz inşallah. Hesap kitap meselesi.

Doğru, kadınlar Türkiye’nin her yerinde maalesef kadın cinayetlerine kurban gidiyor, haklısınız. Ve doğru düzgün adım atılmıyor, tedbir alınmıyor.

Tek bir yasal düzenleme yapılmadı yıllardır. Farkındayız.

Bakın arkadaşlar,

Geçen Siirt’e geldiğinde Sayın Erdoğan benim için ne dedi?

Diyor ki bana; “Yahu sen ne yaptın? İmzayı ben attım” dedi. Arkasından da hakaretleri yağdırdı.

Ne zaman konuşsa, öfke, hakaret...

Sıkıştı çünkü. Kaybediyor. Bunu da görüyor.

Onun için de hemen ağzını bozuveriyor.

Ben onun burada Siirt’te bana ve arkadaşlarıma yönelttiği hakaretleri toplumumuzun vicdanına havale ediyorum.

Ben şimdi bu meydandan kendisine sesleniyorum.

Tam 4 yıldır bu ülkeyi tek imzayla yöneten siz değil misiniz? Sizsiniz.

Şu anda, seçime kadar, tam yetkili yine siz değil misiniz? Sizsiniz.

Tek imzayla aklınıza geleni yapabiliyor musunuz? Yapıyorsunuz.

Madem keramet imzada, ‘atın bir imza da, şu enflasyonu düşürüverin’ diyorum. 4 yıldır niye patlattınız bu enflasyonu?

Şöyle bir imza atında şu hayat pahalılığını bitiriverin bakalım. Bu hayat pahalılığını da patlatan sizsiniz başkası değil.

Yapamaz arkadaşlar yapamaz! Ağzıyla kuş tutsa yapamaz!

Çünkü bilmiyor. Bilmediğinin de farkında değil.

Bilenlerle de çalışmıyor.

Her gün hukuku, adaleti çiğneyip, sonra da ekonomiyi düzelteceğini sanıyor.

Olmayacak. Rüyasında görür rüyasında.

Bakın, ben ne diyorum:

Nasıl 2001-2002 krizini de, 2008-2009 krizini de biz çözdüysek, bu krizi de çözmek bize nasip olacak inşallah, biz çözeceğiz inşallah.

Ama nasıl çözeceğiz? Hukukla çözeceğiz, adaletle çözeceğiz, özgürlüklerle çözeceğiz, demokrasiyle çözeceğiz.

Çünkü ekonomi sadece ekonomiyle çözülmez. Ekonominin temelinde hukuk vardır, adalet vardır, özgürlükler vardır demokrasi vardır.

Bunu bilmiyorlar.

Siz o temeli her gün her gün yıkarsanız üzerine sağlam bir ekonomi inşa edemezsiniz.

Bu kadar basit inanın.

İnşallah, öyle hızlı güçleneceğiz ki bugünleri sadece bir kâbus olarak hatırlayacağız. İnanın kötü bir rüya olarak hatırlayacağız. O kadar hızlı düzelecek.

Her bir vatandaşımızın satın alım gücü yükselecek.

Cebimizdeki paranın değerini koruyacağız.

*****

Bakın burada bir duralım.

Bu kaç para? Görüyorsunuz, değil mi? 200 lira. Merkez Bankası bu 200 lirayı ilk hangi tarihte bastı? 2009 yılında bastı.

2009 yılında 200 TL, ilk basıldığı gün kaç dolar ediyordu biliyor musunuz?

123 dolar ediyordu.

Bugün kaç dolar ediyor? 11 Dolar ediyor.

2009’da 123 dolar olan bu paramız bugün inmiş 11 dolara.

Aradaki fark ne kadar? Tam 112 dolar.

Şimdi soruyorum arkadaşlar: herkesin cebindeki 200 liradan bu 112 dolar nereye gitti diye soruyorum.

Milletin cebindeki her 200 liranın içinden 112 doları kim aldı?

Beştepe… Siirt soruyor, meydan soruyor Beştepe’ye ‘bu milletin cebindeki her 200 liralık kâğıt paradan 112 dolar nereye gitti. Beştepe’ye’ diye Siirt soruyor.

Şu fakirleşmeye bakın. Paramızın erime hızına bakın.

Yazıklar olsun yahu, yazıklar olsun.

Bu millet sabahtan akşama kadar boşu boşuna mı çalışıyor?

Alın teriyle, bilek gücüyle çalışıyor insanlar. Ama siz onların cebindeki parayı eritiyorsunuz.

Alın teriyle, bilek gücüyle kazandığı ekmek parası eriyip gitsin diye mi çalışıyor bunca insan?

Ve üstelik bakın ne diyor? Kur korumalı mevduat diye bir şey çıktı biliyorsunuz.

Erdoğan bunu açıklarken ne dedi hatırlayın. Dedi ki ‘dolar kuru arttığında bankada parası olanlar zarar ediyor, mağdur oluyorlar. Onların bu mağduriyetini gidermek için biz kur korumalı hesap çıkarıyoruz’ dedi.

‘Milletin bankadaki hesabı döviz kuru karşısında erimesin, bankadaki hesabı döviz kadar artsın diye bunu yapıyoruz’ dedi.

Şu kafaya bakın, şu işe bakın yahu.

Ben buradan geçtiğimiz Aralık ayında ‘Kur Korumalı Mevduat Hesabı’ diye bankada zaten parası olanların parasını dövize endeksleyen Beştepe’ye soruyorum; Döviz kuru artınca bankada zaten parası olanlar mağdur oluyor da kur arttığında gübreyi, tohumu, elektriği, mazotu daha pahalı almak zorunda kalan bizim çiftçimiz mağdur olmuyor mu?

Kur arttığında bankada parası duranlar mağdur oluyor da bizim çarşıya pazara giden asgari ücretle hatta asgari ücretinde altında çalışan ve gittiği zaman bütün fiyatların yükseldiğini gören işçi kardeşlerimiz mağdur olmuyor mu?

Kur arttığında bizim emeklilerimiz mağdur olmuyor mu?

Madem kur arttığında bankada parası olanlar mağdur oluyor diye kur farkını onlara veriyorsun da bizim emeklimizin parası eridiğinde emekli maaşı eridiğinde, asgari ücret eridiğinde memur maaşı eridiğinde, çiftçinin geliri eridiğinde onların mağduriyetini niye gidermiyorsun?

Adil devlet böyle mi olur. Böyle bir şey kabul edilebilir mi?

Dikkat edin arkadaşlar son 3-4 yıldır Türkiye’de çok büyük bir servet transferi yaşanıyor. Yoksuldan zengine bir transfer yaşanıyor. Malı olanlar parasına para katıyor ama hiçbir şeyi olmayanlar da yoksullaşıyor bu ülkede.

Şimdi arabası olanın değeri arttı değil mi? Arabası olmayanın? Araba almak hayal oldu. Dikkat edin var olanlar nimetleniyor olmayanlar daha da fakirleşiyor.

Diyelim ki dairesi var. Daireler değerlendi. Bu ne demek? Olanın üzerine katlandı, eklendi. Olmayan? Kirada oturuyor. Kiralar patladı gitti gücü yetmiyor.

Adil devlet böyle mi olur, sosyal devlet böyle mi olur?

Madem sen milletin bankadaki parasını dövize endeksledin emekli maaşını da dövize endeksle. Asgari ücreti de dövize endeksle. Memur maaşını da dövize endeksle de göreyim bakayım.

Çiftçimizin gelirini de dövize endeksle göreyim.

Böyle bir şey olur mu?

***

İnşallah DEVA Partisiyle bu yoksulluğun belini kıracağız inşallah.

Nasıl yapacağız bakın,

Türkiye’de artık “yoksulluk intiharları” diye bir şey var ve sayıları durmadan artıyor arkadaşlar.

Evet, Türkiye’nin maalesef acı gerçeği oldu bu.

Körpecik gençler kendi canlarına kıyıyor. Ailelerine yazık.

Evet, Siirt’te analar, babalar canına kıyan gençler için ağlıyor.

Yazık günah değil mi?

Duydukça, gördükçe, okudukça inanın çok üzülüyoruz yahu.

İşte biz, o gençlerimiz için, umudun sesi biz olacağız.

Sandık günü inşallah cevabımızı vereceğiz hep beraber yarınların Türkiye’sinin altına imzayı atacağız inşallah.

Biz umudun sesiyiz, umudun sesi olmak zorundayız.

Başka yolu yok.

Mutlak yoksulluğu sıfırlayacağız. Zamanında yaptık. Türkiye’de zamanında mutlak yoksulluk sıfırlandı. Göreli yoksulluk azaldı ve mutlak yoksulluk sıfırlandı bunu yine yapacağız inşallah.

Sosyal yardım sistemini güçlendireceğiz.

Sosyal yardımlar devletin lütfu olmayacak. Vatandaşımızın hakkı olacak. Bunlar yardım dağıtıyor lütuf gibi. Öyle bir şey yok. O zaten vatandaşın hakkı yahu.

Sosyal devletsen sen onu zaten vermek zorundasın çünkü hakkı.

Sosyal yardımları ihtiyacı olan tüm vatandaşlarımıza ulaştıracağız. Parti ayrımı yapmayacağız. Hak eden herkes alacak.

İhtiyaç sahiplerine “asgari gelir desteği” sağlayacağız.

Peki, “asgari gelir desteği” nedir.

Diyelim ki bir vatandaşımızın hanesine giren toplam gelir, o hanenin ihtiyaçları karşılamıyor.

Diyelim ki 5 kişilik aile. Bunun ihtiyacını hesap ettik. O aileye girmesi gereken asgari gelir nedir hesaplayacağız.

Peki, o ailenin eline şu anda ne kadar para geçiyor. Onu da öğreneceğiz aradaki farkı devlet olarak biz ödeyeceğiz.

“Asgari gelir desteği” işte bu demek.

Yani ihtiyacı olan herkesin asgari ihtiyacını karşılayacak bir geliri devletin garanti etmesi demek.

Şunun da altını çizeyim; bizim nihai hedefimiz tek bir vatandaşımızın bile sosyal yardıma muhtaç olmadığı bir Türkiye’dir.

Hedefimiz, vatandaşlarımızın üreterek zenginleştiği bir Türkiye’dir.

Sosyal yardımları güçlendirerek devam edeceğiz.

*****

Başka ne yapacağız?

Yeni doğan bebeklerimiz için 2 yaşına kadar süt ve mama gibi temel ihtiyaçları devlet olarak biz karşılayacağız.

Çocukların eğitim ihtiyaçları için de özel programlar devreye sokacağız. Okula giden hiçbir çocuğumuz hiçbir gencimiz maddi imkânı olmadığı için mağdur olmayacak.

Bu anayasanın gereği. Devlet eğitimle ilgili her türlü ihtiyacı karşılamak zorunda. Hükmü bu.

Çocuklar en kaliteli eğitimi alsın, en iyi şartlarda okusunlar diye devletin imkanlarını seferber edeceğiz.

Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için gece, gündüz çalışacağız.

Hep beraber tüm Türkiye için umut olacağız ve hep beraber 85 milyonun umudu olacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Gelelim Siirt’e.

Siirt’in pek çok sorunu var. Hepsini biliyoruz.

Tüm ilçelerde sapasağlam bir kadroyla Siirt’te olan biten her şeyi takip ediyoruz, izliyoruz, sorunları biliyoruz.

İşsizlik had safhada.

Mutlaka yeni yatırımlar gerekiyor, sanayinin tarımın, turizmin önünü açmak gerekiyor.

Bunlar tutturdular Zorava Çayı üzerine HES yapacağız diye.

Yahu bırakın artık şu çevre katliamını da, güneş enerjisi denen bir şey var dünyada. Yazıktır yahu.

Siirt’in çok büyük bir potansiyeli var bu konuda, güneş enerjisi konusunda.

İşte bugün Diyarbakır’dan buraya geldim. Yollar berbat. Arkada oturup bir şey okumanın imkânı yok araba zıplaya zıplaya gidiyor yolda. Yazık.

Para harcanmış asfalt dökülmüş ama kalitesiz yapılmış.

Siirt, Eruh Şırnak yolunda eksiklikler var. Siirt Kurtalan bölünmüş yolu bugün oradan da geçtik. Bir türlü bitmiyor yahu.

20 yılda 20 bin km yol yaptık diyorlar fakat enişte Siirt’in çok kısa yol sorunlarını bir türlü çözememiş şu zamana kadar.

Mişar Ovası’na ve köylere ulaşım çok zorlaşmış durumda.

Siirt’in içme suyu problemi de var. Her tarafı akarsularla kaplı olan aslında hemen yakınlarda şu kaynakları olan bu güzel ilimizin şehir merkezinde içme suyunun olmasını biz kabul etmiyoruz.

Olmaz böyle bir şey.

Ama biz, bunların hepsini çözeriz inşallah. Bunların hepsini çözecek kadrolar biziz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Daha çok sözümüz var, daha çok taahhüdümüz var.

Her şeyi hazırlıyoruz. Seçim sonrasıyla ilgili bütün hazırlıklarımızı bugünden yapıyoruz.

Bu ülkede ilk kez, DEVA Partisi çok detaylı eylem planları hazırlıyor. Bunların hepsi çözüm planıdır. Seçimlerden sonra ilk günden itibaren yapacaklarımızın programını bugünden hazırlıyoruz. Yazılı olarak da taaddüt ediyoruz.

Türkiye’de ilk kez DEVA Partisi, tüm sorunlarla ilgili çok detaylı çözüm önerilerini bugünden hazırlıyor ve hepsini yayınlıyoruz.

Bizden başka bu kadar detaylı çalışan yok. 90 günde, 360 günde, 5 yıllık planımızı hazırlıyoruz bugünden madde madde sıralıyoruz.

İnşallah seçim günü milletimizden aldığımız o güçlü destekle hükümetin kurulduğu ilk dakikadan itibaren çalışmaya başlayacağız.

Bugünden ne yapacağımızı hazırlıyoruz.

Biz laf üretmiyoruz arkadaşlar.

Biz iş üretiyoruz, iş.

Biz çalışıyoruz.

Çünkü biz devlet yönetimine talip olmanın laf üretmek olmadığını iş üretmek olduğunu biliyoruz.

O yüzden DEVA Partisi inşallah Türkiye’nin kaderine damgasını vuracak.

DEVA Partisi’nin damlası var ya, damla şeklindeki logomuz…

Seçim günü hep beraber mührü işte o “damla”ya DEVA’nın damlasının logosunun altına mührü evet diye vuracağız.

DEVA kadroları da Türkiye’nin yarınlarına mührü vuracak.

Sakın unutmayın;

Bugüne kadar olduğu gibi evelallah bundan sonra da dosdoğru çalışacağız.

Daima adil olacağız. Türkiye’yi hukukla, adaletle yöneteceğiz. Başka türlü olmaz başka türlü devlet yönetilemez. Devletin tek bir varlık sebebi varsa o da adalettir.

Devlet bunu sağlayamazsa o devlet artık en temel görevini yerine getirememektedir.

Biz istişareyi asla elden bırakmayacağız. Bugüne kadar nasıl her zaman istişareyle hareket ettiysek seçimlerden sonra kurulacak hükümetimiz de inşallah her adımda istişareyle hareket edecek.

Bin biliyorsak, bir bilene soracağız, istişare.

Her işi mutlaka ehline vereceğiz. Ehliyetli liyakatli kadrolarla çalışacağız.

Ülkemizi özgürlük ve zenginlik limanına sağ salim ulaştıracağız.

**
Adaletsizlik büyük. Çalışanlar arasında, emekliler arasında adaletsizlik var, hepsini çalışıyoruz inşallah.

DEVA Partisi değerli arkadaşlar bakın,

Çözüm üreten seçimlerden sonra ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiği ile ilgili bugünden çalışan, bu günden eylem planlarını ortaya koyan, ilk 90 dakikada, ilk 90 günde 180 günde 360 güne neler yapacağını gün gün bütün takvimiyle açıklayan tek siyasi parti şu anda Türkiye’de.

Ve bunların hepsini, yazılı taahhüt halinde açıklıyoruz. Söz verdik taahhütler veriyoruz ama değerli Siirt ben bu kadar sözü saydım ama kolay kolay da söz vermem ama verdiğimiz her sözü de tuttuk bugüne kadar çok şükür. Allah nasip etti.

Şimdi… Söz alma sırası bende. Ben de Siirt’ten söz istiyorum.

Maalesef gençler işsiz biliyoruz. Ama iş için yatırım lazım. Yatırım için güven lazım. Engelli vatandaşlarımız için hem devlet hem de özel sektör engelli çalıştırmak zorunda ama bakıyorsun devlet kadrolarında engelli kadroları hep boş. Ne yapıyorlar. Almıyorlar.

Biz bunların hepsini gerçekleştireceğiz. Kanunun gereği çünkü.

Söz alma sırası bende. Ben de Siirt’ten söz istiyorum.

Soruyorum şimdi, Siirt hazır mısın?

Hazır mısın Siirt?

Adalet için hazır mısın Siirt?

Özgürlük için hazır mısın Siirt?

Zenginlik için hazır mısın Siirt?

Sofradaki ekmeği büyütmek için hazır mısın Siirt?

DEVA Partisi’ni iktidara taşımaya hazır mısın Siirt?

DEVA Partisi’ni iktidara taşıyacak mısın Siirt?

Siirt kararını vermiş. Ben sözümü aldım.

Komşularla bir barışıp bir küsersen bir gün eser gürler bir gün peşinden koşarsan bir gün zalim deyip bir gün kucaklarsan Türkiye’nin dış ilişkileri bozulur. Sınır kapılarıyla ilgili sorunlar da büyür.

Bunun çözümü sapasağlam bir dış politikadan geçiyor. Dostlarınızı çoğaltmaktan geçiyor.

Dışarda düşman aramayıp dışarda dostları çoğaltmaktan geçiyor.

Bu iktidar kendi içerdeki desteğini toparlayabilmek için dışarda her gün düşman gösteriyor.

Düşman gösterdiği ülkelerle arayı bozuyor.

Ondan sonra ticaretimiz bozuluyor ekonomi bozuluyor. Sonrada peşinen koşuyor.

Zalim dediklerinin katil dediklerinden para istiyor.

Sudi Arabistan. Cinayeti işledin diye bağırıp durmadı mı? Sonra ne oldu mavi halıları serip karşılamadı mı?

Baktı ki para gelmiyor geçen gün Maliye bakanını göndermiş. Ne konuştular bilmiyoruz ama ‘Bizim paralar ne oldu’ demiştir herhâlde. Bu ülke büyük ülke.

Siz Merkez Bankası’nın arka kapısından cayır cayır döviz rezervini yakın. 130 milyar dolar diyorduk ya rakam şimdi 205 milyar dolar oldu.

Yılbaşından bu yana 75 milyar dolar daha sattılar yahu.

Yazık günah. Gizli saklı yapıyorlar.

205 milyar doları arka kapıdan boşalt, git Birleşik Arap Emirliklerinden, Sudi Arabistan’dan para diye dolaş dur. Yazıktır günahtır bu ülkeye.

Çünkü böyle ikili anlaşmalarla, ülkeden ülkeye alınan kredilerle borç alan emir arkadaşlar. Çok açık.

Uluslararası finans piyasalarından bir ülke borçlanır. Ama gidip de tek bir ülkeden borç para için peşlerinde koşuyorsan o borcu alan ayrın emir alır, talimat alır bunu böyle bilin yahu. Yazık.

Çözüm için, demokrasi için, Türkiye için canla başla çalışacak mısın Siirt?

Çalışınca olur, çalışan başarır. Ama dosdoğru çalışmak lazım.

Ben sözümü aldım! Siz hazırsanız, biz de hazırız.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, selamlıyorum. Ailelerinize dostlarınıza gönü dolusu sevgilerimi selamlarımı hürmetlerimi iletmenizi özellikle rica ediyorum.

Sağ olun, var olun.

17 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Tunceli İl Başkalığı Açılış Konuşması

Tunceli İl Başkanlığı Açılışı Konuşma Metni


Merhaba Tunceli! Merhaba!

İnsanıyla… Kültürüyle… Munzuruyla… Doğasıyla bir başka güzel Dersim, merhaba!

Buradan, il merkezimizden, Çemişgezek’e, Hozat’a, Mazgirt’e, Nazımiye’ye, Ovacık’a, Pertek’e ve Pülümür’e gönül dolusu sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum.

İl kongremizde söz vermiştim, biliyorsunuz il kongresinde uzaktan bağlanmak durumunda kalmıştık. Çünkü program çakışmıştı. 41 ili bir an önce tamamlayıp seçime girmeyi hak etmenin maratonunu yaşıyorduk o günlerde. Ve o kongremizin olduğu gün bir söz vermiştim demiştim ki; “En yakın zamanda inşallah geleceğim “demiştim. İşte buradayım.

Ve sizden de bir söz almıştım. O sözümü hatırlayan vardır herhâlde.

“Geldiğimde hep beraber şöyle bir Munzur'un gözelerinde birlikte çay içeceğiz. Söz mü?’ demiştim. Tunceli’de Dersim’de bana ‘söz’ demişti.

Onu da inşallah yarın yapıyoruz.

Çok şükür Dersim’in havasını soluduk.

Çayını da inşallah içeceğiz.

Sağ olun var olun. Bizlerle beraber olduğunuz için. İl binamızın açılışında bizleri yalnız bırakmadığınız için. Gelen tüm Dersim’li hemşerilerimize teşekkür ediyorum.

Komşularımıza, Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin temsilcilerine, muhtarlarımıza tek tek teşekkür ediyorum.

İl başkanlığımızın bu güzel ilimize hayırlı olmasını canı gönülden diliyorum.

İl başkanımız Veysel Bey’i de tebrik ediyorum. Çünkü gerçekten Dersim’e yakılır bir il binasını burada hazırlamış ve bizlere de sadece kurdelesini kesmek düşecek inşallah.

Dersim’in doğal güzelliğiyle Dersim’in insanının okumuşluğuyla kültürüyle yaraşan bir il binamız burada da oldu. Hizmete açıldı. Hem Veysel Bey’e hem de emeği geçen diğer tüm arkadaşlarımıza özellikle teşekkür etmek istiyorum.

*****

Değerli arkadaşlar, biz niçin siyaset yapıyoruz, biliyor musunuz?

İnsanıyla arasına mesafe koyan bu devlet anlayışına son vermek için siyasetteyiz.

Bakın bugün bizim aramızda bariyer falan yok. Rahat. Sarılıyoruz, tokalaşıyoruz. Rahat rahat kaynaşıyoruz.

Beraberiz, birlikteyiz ve yan yanayız.

Biz; sevginin, barışın, demokrasinin ve eşitliğin türküsünü her dilde söylemek için bugün buradayız.

Biz; Diyarbakır’da Dicle’nin kenarındaki kuzuyu hatırlayan, Ankara’ya dönünce kurdun yanı başında hizaya girenlerden olmadık.

Biz partimizi kurduğumuz gün ne söylüyorsak bugün aynı şeyleri söylüyoruz.

Türkiye’nin 7 bölgesinde program yapıyoruz her bölgede aynı şeyi söylüyoruz.

Doğru bildiğimiz neyse, onu her yerde savunuruz. Hayallerimizi, hedeflerimizi her yerde dost doğru dürüstçe anlatırız.

Bakın arkadaşlar, bizim hedefimiz nedir?

Bizim hedefimiz; kimliği, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, yaşam felsefesi ne olursa olsun, herkesin “eşit ve onurlu” bir vatandaş olduğu Türkiye’dir.

Bizim hedefimiz budur.

Bizim hedefimiz, Hepimizin Türkiye’sidir.

Demokratik bir devlet, hiçbir vatandaşını “yok” sayamaz. Hiçbir vatandaşını beriki, öteki diye ayırt edemez.

Bizim hedefimiz tam demokratik Türkiye’dir. Tam demokratik Türkiye.

*****

Değerli arkadaşlar,

Evet, bunlar şu anda ülkemizdeki bütçe açığını patlattılar.

Açıklandı en son Cumhurbaşkanının imzasıyla açıklanan orta vadeli programda gördünüz.

Tarihin en büyük bütçe açığını bu sene verecekler.

Ama, aynı zamanda, ülkemizde büyük bir demokrasi açığı oluşturdular.

Demokrasi açığını kapatmadan bütçe açığını kapatamazsınız.

Demokraside, insan haklarında, özgürlüklerde, hukukta, adalette gereğini yapmazsanız bu ülkenin ekonomisini asla düzeltemezsiniz.

Ülkemiz eğer bir dönem ekonomide zirve yaşadıysa Veysel Bey dahil pek çok insanın yüzü güldüyse o dönemde Avrupa Birliği sürecinde demokraside insan haklarında ilerlerken eş zamanlı olarak ekonomide doğruları yaptığımız için o zaman Türkiye başarılı oldu.

Bunlar bunu anlamadı.

Zannettiler ki Merkez Bankası’na talimatı veririm ekonomiyi düzeltirim.

Rüyanızda görürsünüz rüyanızda. Öyle düzelmez bu ülkenin ekonomisi. Mümkün değil.

Ve değerli arkadaşlarım bu demokrasi açığı Türkiye’ye çok acılar yaşattı, yaşatıyor.

Dersim, tarih boyunca ayrımcılığa, haksızlığa maruz kaldı. Bunu çok iyi biliyorum.

Sözü yasaklayarak acıları saramazsanız.

Sorunları inkâr eden, o sorunları hiçbir zaman çözemez.

Biz; neyin hak, neyin imtiyaz olduğunu çok iyi biliyoruz.

Hiç kimse için hiçbir imtiyaz da istemiyoruz.

Biz, sadece “Hakkın terazisinde eşitlenmeyi” hedefliyoruz. Hedefimiz bu.

Yani, Türkiye için, daha önce başarılamayan bir hedeften bahsediyorum burada.

“Eşit vatandaşlık” hukuku diyoruz, arkadaşlar, “eşit vatandaşlık”.

Eşit vatandaşlığın Türkiye’nin pek çok sorununu çözme yönünde dev bir adım olacağını gayet iyi biliyoruz.

Bize göre, DEVA Partisi’ne göre, bugün; Kürt meselesini de Alevi meselesini de çözmenin tam zamanıdır.

Türkiye buna hazırdır.

Türkiye’nin 81 ilini, 7 bölgesini sürekli turlayan bir parti kadrosu olarak ben bunu söylüyorum.

Ancak, bu bir cesaret ve samimiyet işidir.

Cesur ve samimi olmadan çözemezsiniz.

Ankara’nın artık cesur olma vakti gelmiştir. Bunlar yapamıyor ama biz inşallah yapacağız. Kangrenleşen sorunları çözme vakti gelmiştir.

Yaraları sarmak, yaralı hafızaları adaletle onarmak, yarınlara umutla bakmak bizim elimizde. Bizim irademizde. İsteyince olur.

Bakın, bu amaçla biz yol da gösteriyoruz.

Eğer iktidar, Alevi vatandaşlarımızı rahatlatacak adım atmak istiyorsa önce ne yapacak, biliyor musunuz?

Ayrımcılık hissettiren uygulamaların hepsine son verecek.

Kimse çıkıp “Alevi şöyle olur, böyle olur” diye kafasına göre konuşmayacak.

Kimsenin buna hakkı yok.

Arkadaş, sen hiç kimseye, kimliğini nasıl yaşaması gerektiğini dayatamazsın.

Burasını biz özgürlükler ülkesi yapacağız.

Herkes kendi inancını, yaşam tarzını nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacak.

Devletin de görevi o yaşam tarzını olduğu gibi koruma olacak.

Devletin görevi insanları şekillendirmek değil. İnsanların inancına yaşam tarzına şekil vermek değil.

Devletin görevi herkesi olduğu gibi kabul edip onun özgürlük alanını garanti altında tutmak. Onun istediği gibi yaşayacağı bir alanı, özgürlük imkanını sunmak.

Çünkü o hak, o özgürlük zaten vatandaşımızın.

Bakın biz haklarsa mesele almak vermek tabirini bile kullanmıyoruz.

Mesele insan hakkıysa tanımak ifadesini kullanıyoruz.

Devletin görevi sadece bunu tanımaktır.

Sen kimin hakkını alıyorsun veriyorsun?

Haddine mi? O zaten onun.

Devletin görevi sadece bunu tanımaktır ve özgürlük alanını rahat tutmaktır.

Kimsenin kimseye müdahale etmesinin önüne geçip, ‘Bu benim vatandaşımdır sen onun hayat tarzına müdahale edemezsin arkadaş. Ben devlet olarak onun hayat tarzını koruyacağım ve garanti edeceğim’ demektir.

Başka sorunlarda var. Bitmiyor arkadaşlar.

Alevilerin kamuda istihdamının önündeki fiili engellerin hepsini biliyoruz. Ve gerçekten çok rahatsızız bundan.

Hiçbir vatandaşımızın, devlette işe girerken, terfi alırken, üst düzey yönetici olurken ayrımcılığa uğramasına asla izin vermeyeceğiz.

Liyakat esas olacak liyakat.

Kim hakkediyorsa o devlette çalışmaya girecek.

Onun için ne dedik biz?

Kamuda işe alımlarda mülakatı kaldıracağız dedik. Çözüm burada.

Çünkü mülakat iktidarın işine gelmeyenleri eleme mekanizması haline gelmiş.

İşlerine gelmeyeni eliyorlar.

Gencecik çocuk, üniversiteyim bitirmiş. KPSS’ye girmiş 80 almış, 90 almış mülakatta eleniyor. Niye? Oturuşunu beğenmedim. Niye? Sen bakana yakın görünmüyorsun. Niye? Sen hükümete öyle çok olumlu bakmıyorsun, bakışından anladım. Mülakatta ekle.

Böyle bir şey olur mu yahu.

Bunun kesin çözümü mülakatı topyekûn kaldırmak.

Mülakatın kalkmasını biz parti programımıza yazmıştık. Daha sonra 6’lı masaya taşıdık ve 6’lı masanın da ortak kararı haline geldi.

İyice sağlama başladık işi.

İnşallah bu kamuda işe girişlerde haksızlığı adaletsizliği sağlamanın yolunu kestirmeden mülakatı kaldırarak inşallah çözeceğiz.

Yapılacak çok iş var, çok…

YÖK’ü kapatacağız. YÖK’ün kapatılması bizim kendi parti programımızda vardı. Anayasa değişliği gerekiyor. Anayasada yazıyor. Öyle hemen mecliste bile değiştiremiyorsun.

Yani anayasayı değiştirecek çoğunlukla ancak değiştirebiliyorsun.

Biz ne yaptık. YÖK’ün kapatılmasını da 6’lı masaya taşıdık. 6’lı masanın ortak anayasa değişiklik metninde YÖK’ün kapatılması da var. YÖK’ün kapatılması artık sadece DEVA Parti’sinin değil 6’lı masanın ortak taahhüdü haline geldi.

İşi sağlama bağladık.

Çünkü seçimlerden sonra kurulacak hükümetin bu konuda hızlı adımlar atması gerekecek.

Bu hızlı adımlarda ancak mecliste büyük bir çoğunlukla, nitelikli çoğunlukla, anayasayı değiştirecek bir güçle mümkün olacak.

Bunu bildiğimiz için biz bugünden partiler arası iş birliği içinde çalışıyoruz.

Bunun için sadece siyasetin kavgadan öteki beriki demeden değil aynı zamanda siyasetin uzlaşma mutabakat ve iş birliği kültürüyle yapılabileceğini şu an Türkiye'ye ispat ediyoruz.

Bunlar beka beka deyip duruyor ya asıl bu ülkenin bekası bu ülkenin vatandaşlarının birbirine sımsıkı sarılması ile geçer.

Bu da siyasette iş birliğinin, uzlaşmanın, mutabakatın olmasıyla ancak topluma daha güzel yansır. Biz bunu bildiğimiz için 6’lı masayı önemsedik onun için kurduk ve devam ediyoruz. Bizim, 85 milyonun kendisini eşit ve özgür hissetmesi için daha çok yapılacak işler var arkadaşlar.

Mesela; Cemevleri…

Biz, Cemevleri’ne, camilere tanınan maddi ve diğer hakların tamamını tanıyacağız. Bunda sözünü verdik.

Devlet camilere ne kadar destek veriyorsa Camilere aynısı Cemevlerine de uygulanacak.

İmar planlarında bizim belediyelerimiz Cemevlerine yer ayıracağız.

O bölgede o mahallede vatandaşlarımızdan gelecek talep üzerine imar planları yapılırken, bakılacak nasıl olsa belediye park için yer ayırmıyor mu? Cadde sokak için imar geçirirken pay ayırmıyor mu? Cami için gereken yerler ayırılmıyor mu? Aynısı Cemevleri için de olacak.

Başka türkü adil devlet olmasınız. Başka türlü bu ülkede adaleti de sağlayamazsınız. Bunların hepsini inşallah yapacağız.

“Özgürlükçü laiklik” anlayışımızdan hiçbir zaman sapmayacağız.

Tekrar ilan ediyorum: İnşallah bizim iktidarımız döneminde Herkes hakkın terazisinde eşitlenecek.

En önemli hedeflerimizden birisi bu.

DEVA Partisi’ iktidarında herkes kendini “eşit vatandaş” hissedecek. Herkes kendini güçlü hissedecek. Herkes “Birinci sınıf” vatandaş hissedecek.

Yarınların inşasında birbirimizi dinleyeceğiz, tüm ilişkilerimizde özenli hareket edeceğiz.

Çünkü bizin en önemli paydamız ortak paydamiz demokrat olmak. Partimizin kısa adı DEVA ama ne diyoruz? Demokrasi ve Atılım’ diyoruz. Niye? Sağlam bir demokrasiye ayağınızı basmadan atılımı gerçekleştiremeyeceğimizi bildiğimizi için ‘demokrasi’ diyoruz. Onun için biz ‘demokratız’ diyoruz.

Bizi herkesten ayıran en önemli ortak paydamız budur. Biz öyle yarım demokratlardan yüzde 50, yüzde 70, demokrat olanlardan değiliz.

Biz tam demokratız. Yüzde 100 demokratız.

İnşallah DEVA kadroları olarak geleceğiz ve iktidarı şöyle bir o yetkiyi aldığımız andan itibaren hakla hukukla adaletle ilk günden inşallah memleketimizi yönetmeye başlayacağız.

Bizim için demokratlık bir duruştur. Demokratlık; diğerini anlama özelliğidir.

Demokrat olmak, aynı zamanda saygı duymak, diğerkam olmak demektir.

Demokrat olacağız. Özgür olacağız. Eşit olacağız ve böylece yüksek refah seviyesine inşallah kavuşacağız.

*****

Ülkemizin ekonomisi zor dönemlerden geçiyor biliyoruz.

Gerçekten Türkiye şu an yakın tarihinin en derin krizini yaşıyor. Ve bu krizin kazananı olan az sayıda insan var kaybeden olan milyonlar var.

Kim kazanıyor? Bankada parası varsa kazanıyor. Çünkü Sayın Erdoğan ne dedi; "bankada parası olanların kur artınca mağduriyet oluyor' dedi. 'Kur korumalı mevduat hesabı başlatalım' dedi. 'Bankada parası olan niye mağdur olsun kur artınca' dedi.

Kur Korumalı mevduat hesabı açtırmaya başladılar insanlara.

Hem de teşvik ediyorlar.

Banka müdürleri arıyor her gün. 'Paranız var onu kurdan koruyalım kurda artış olursa kur farkını verelim size.'

Kafaya bak yahu.

Bankada parası olanın kur artışından gelen zararını karşılıyor e benim çiftçim gübre artınca kur artınca gübre maliyeti artıyor ya gübre maliyetinin artışından kaynaklanan zararı karşılamıyor.

Bu mu demokrasi? Sosyal devlet bu mu?

Kur artınca bu ülkede A'dan Z'ye her şeye zam gelmiyor mu? Kur artınca yem fiyatı artmıyor mu? Yem fiyatı artınca işte buradaki dönerci arkadaşımızın aldığı etin fiyatı artmıyor mu? Peki, öğrenci gidiyor kitap kırtasiye alıyor değil mi. A4 kâğıt A4. Topu 13 buçuk liraydı geçen sene okullar açılırken bu sene topu 90 lira 95 lira.

Peki, sen bankada parası olan Kur arttığında mağdur olmasın diye ona kur farkını devlet olarak veriyorsun da benim öğrenci kardeşim bir defter alacak bir kalem alacak. Kur artınca onun mağduriyetini niye gidermiyorsun? Ona o kur farkını niye ödemiyorsun?

Sosyal devlet bu mu yahu?

Arkadaşlar bakın Türkiye'de çok büyük bir servet transferi yaşanıyor. Ve bu servet transferi yoksullardan toplanan vergilerden varlıklının varlığına varlık eklemek için kullanılıyor.

Çok büyük bir servet transferi inanın. Yazık günah.

Bakın ben üniversite öğrencileriyle karşılaşıyorum her yerde. Bir tanesi diyor ki 'başkanım acaba bir öğünle idare edebilecek miyim onun antrenmanını yapmaya başladım şimdiden' diyor.

Akşam yemeğini bir kap çorba ile geçirmeye çalışan binlerce üniversite talebesi var bu ülkede.

Kolay değil şimdi Dersim’deki bir öğrenci arkadaşımız İstanbul'da İzmir'de üniversite kazandı. Yurt çıkmazsa ailesinin onu üniversitede okutması çok zor. 4 bin lira 5 bin lira 6 bin lira. 3 yataklı odayı paylaşıyor İstanbul'da yatak başına aylık 2 bin lira 3 bin lira maliyet çıkmaya başladı.

Yazık günah.

İnşaat maliyetleri artınca kiralar artıyor. İnşaat maliyetleri niye artıyor kur arttığı için artıyor. Kur artınca ülkede kira artıyor. Öğrencilerin her türlü masrafı artıyor.

Emekli vatandaşımızın her türlü masrafı artıyor. E sen bankada parası olanın kur artışında olan mağduriyetini karşıla devlet olarak, emeklimiz alışverişe gittiğinde daha pahalıya alışveriş yapmak zorunda kalıyor emeklimizin mağduriyetini karşılama.

Ne biçim iş yahu.

Madem sen bankada parası olanın kur artışında olan mağduriyetini karşılıyorsun, o zaman emekli maaşında dövize endeksle. Dolar ne kadar artıyorsa emekli maaşını da o kadar artır. Dolar ne kadar artıyorsa asgari ücreti de o kadar artır da görelim o zaman.

Böyle bir şey olur mu böyle sosyal devlet olur mu yahu?

Bunu da büyük ekonomi projesi diye ilan ediyorlar ben hayret ediyorum yahu. Akıllara durgunluk veriyor.

Ama inşallah hepsini çözeceğiz kolay. Arkadaşlar dürüst ve ehil kadrolarla bu ülke yönetildikten sonra ve istişare ile yönetildikten sonra inşallah her türlü sorunumuz çözülecek.

Ama birinci madde çok önemli; Dürüst ve ehil kadro. İkisi birden olacak hem dürüst olacak hem işi bilecek.

Dürüst ama işi bilmiyor yapamaz, işi bilmiyorsa olmaz. İşi biliyor ama dürüst değil. Onlar da çok kötü çarpar. Hem biliyor hem üçkâğıtçı. Çarpar adamı, devleti de çarparlar.

Dolayısıyla ne yapmak gerekiyor hem işi bilen hem de dürüst kadrolarla devletin üst düzeyini hemen yerleştirmek gerekiyor. Üst düzey siyasi kadroların, üst düzey bürokrasi kadrolarının dürüst ve ehil insanlardan oluşması gerekiyor.

Ama bakın ne diyorum dürüst ve ehil diyorum. Senden benden demiyorum, şu partili bu partili demiyorum. Bu ülkenin vatandaşı olan her bir vatandaşımızın devletin üst kademelerinde görev alma hakkı vardır.

İşi biliyorsa dürüstse gelir Müsteşar olur. İşi biliyorsa dürüstse gelir Vali olur. Şu anda bakıyoruz devletin üst düzey kademelerine yazık ya böyle bir şey olur mu? Bakıyoruz bazı kesimler hiç yok. Temsil edilmiyor, yok muamelesi yapılıyor.

Bu kabul edilebilir bir şey değil arkadaş. Türkiye Cumhuriyeti devleti eğer 85 milyonun devleti ise o zaman bu devletin yönetiminde her bir vatandaşımızın en üst düzeyde temsil edilme hakkıdır.

Eğer o görevi yapacak en iyi arkadaşımız en vasıflı arkadaşımız Elâzığ’dan ise o yapacak.

İbrahim Çanakçı bizim 11 yıl hazine müsteşarlığımızı yaptı. Çünkü o gün baktık bütün kadrolarda bu işi layıkıyla yapacak kimdir dedik İbrahim Bey ile tanıştık buluştuk. Ülkenin ekonomisi zirve yaptıysa İbrahim Bey'in de başında bulunduğu hazine bürokrasisi ve diğer birimlerde de bulunan düzgün insanlarla oldu.

Gün geldi neye bakacağız?

Örneğin kültür sanat. Kimdir bu işi en iyi yapacak. Bu Dersim’li ise Dersimli, Vanlıysa Vanlı. Kimse o.

Ama bakmayacaksın ayırt etmeyeceksin.

Bu işi en iyi kim yapabilecekse devlet kademelerinde üst düzey bürokraside görevi onlara vereceksin.

Bu ülke ancak böyle düzelir. Başka türlü olmaz. Bu ülkenin hem yükselmesi böyle olur hem de birlik beraberlik ancak böyle korunur.
*****

Değerli arkadaşlar,

Biz Tunceli’nin sorunlarını yakından takip ediyoruz. Çözüm üretmek için de çalışıyoruz.

Her ilimizi için eylem planı hazırlıyoruz.

Bu çalışmaların başında da Cem Avşar Bey var. Bizim Genel Başkan Yardımcımız. Siyasete ilk defa DEVA Partisi ile başlayan iş dünyasından bir arkadaşımız. Ve kendisi Yerel Yönetimler Ve Şehircilikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız. Bu çalışmanın başında da o var.

Ne yapıyoruz? 81 il için eylem planı hazırlıyoruz.

O ilin temel en büyük sorunları nedir ve en büyük sorunları çözmek için biz ne yapacağız? Bunların hepsini yazılı hale getireceğiz ki söz uçuyor yazı kalıyor.

22 alanda, sektörde eylem planı hazırladığımız gibi 81 il içinde bunları yapıyoruz.

Tunceli’de en önemli konular. Hepsine tek tek girmeyeceğim ama 4- 5 önemli konudan şöyle bahsedeyim.

Ulaşım değil mi özellikle Tunceli’yi Güneye bağlayan hat. Ve Tunceli’nin Güneyini de kuzeye bağlayan hat.

Tunceli-Pertek-Elâzığ arası ulaşım feribotla yapılıyor olması gerçekten büyük bir sorun. Yeri geliyor iki saat feribot sırası bekleniyor. Uzun yıllardır vaat edilen Pertek köprüsü bir türlü gerçekleşmiyor. Bunu biliyoruz, çalışıyoruz.

Tunceli devlet hastanesi yetersiz kalıyor, vatandaşlarımız sürekli Elazığ’a yönlendiriliyor. Bunu da biliyoruz. Doğru değil.

Maden aramaları. Şu güzel tabiatı Allah vermiş sadece rant gözlüklerini takarak baktığınızda mahvediyorsunuz. Dolayısıyla madencilikle doğal güzelliklerimizin korunması arasında çok dikkatli olmamız lazım, dengeli hareket etmemiz lazım.

Üniversite öğrencilerimizin çok ciddi ulaşım ve barınma sorunları var. Onu da biliyoruz.

Mazgirt depreminde evleri hasar gören vatandaşlarımız için söz verilen konutlara hala başlanmadı. Kiralar ödenmiyor. Vatandaşlarımız yaz kış konteynırlarda yaşamak durumunda kalıyor. Bunu da biliyoruz. Ve bu bölge deprem bölgesi. Deprem için yapılacak çok iş var. Depremlere hazır olmamız gerekiyor. Devletin deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasıyla ilgili yönetim şemasını tamamen yeniden oluşturması gerekiyor.

Bunların hepsini Afet Yönetimi Eylem planımızda açıkladık. Ve inşallah günü geldiğinde de hepsini uygulamaya başlayacağız.

Bizim işimiz çözmek. Görevimiz bu. Cebimizde çözümün anahtarlarıyla dolaşıyoruz. Sorunları tespit ediyoruz, çözüm için hazırlanıyoruz, çözüm planlarımız bittiğinde açıklıyoruz ve inşallah günü geldiğinde de bunları uygulayacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Sözlerimin sonuna gelirken, Tunceli İl Binamızın bu güzel ilimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Tüm Tunceli teşkilat mensuplarımıza başarılar diliyorum.

Burada güzel bir temel attık, sağlam bir temel attık inşallah bu sağlam temelin üzerine ekleye ekleye devam edeceğiz ve ülkemizin sorunlarını çözmek için Dersim’in sorunlarını çözmek için canla başla çalışacağız.

Biz bunun sözünü bugünden veriyoruz.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

16 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Elâzığ Programı Konuşma Metni

Elâzığ Konuşma Notları

Merhaba Elâzığ!

Dört bin yıllık kadim Harput’un bağrından çıkan “Aziz Şehir” merhaba!

Arap Baba’nın, Beyzade Efendi’nin, İmam Efendi’nin diyarı, merhaba!

Balak Gazi’nin, Çubukbey’in, şehidimiz Fethi Sekin’in şehri, merhaba!

Yiğit, mert, cömert, dürüst insanların memleketi, merhaba!

Merhaba aziz Gakgoşlar, merhaba!

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar ülkemizi adım adım geziyoruz ve cebimizde çözümlerle geziyoruz.

Sorunu yerinde tespit ediyoruz vatandaşlarımızı dinliyoruz, anlıyoruz arkasından her sorun için her sıkıntı için çözüm üretiyoruz.

Cebimizde güvenin ve çözümün anahtarları ile dolaşıyoruz.

İnanın bütün bu sıkıntıları aşacağız. Yaşadığımız ne varsa ne kadar sorun varsa sebebinde sadece ve sadece kötü yönetim var. Başka bir şey yok.

Evet, ülkemiz kötü yönetiliyor.

Ama inşallah dürüst ve ehil kadroların iş başına gelmesiyle, istişarenin tekrar başlaması ile beraber seçimlerin ardından yepyeni bir sayfa açacağız.

Her alandaki sorunları nasıl çözeceğimizi de bugünden ilan ediyoruz.

12 tane eylem planı açıkladık.

Her alanda kurulacak hükümetin ilk 90 gününde, ilk 180 gününde, ilk 360 gününde neler yapacağımızı tek tek açıklıyoruz.

Öyle bol keseden vaatlerle de vatandaşımızın karşısına çıkmıyoruz. Hepsinin hesabını yapıyoruz. Hesabını kitabını yapmadığımız hiçbir konuda da söz vermiyoruz.

Bu şekilde Türkiye'nin sorunlarını çözmemiz gerekiyor.

İşte bu yüzden yarının Türkiye’sinin mimarları inşallah bizler olacağız.

Türkiye'nin değişiminde DEVA partisi aktör olacak.

Hiç şüpheniz olmasın.

Türkiye'nin devası gençler, Türkiye'nin devası bu güzel kadrolar. Haber çözeceğiz arkadaşlar inşallah.

Peki bu değişimin kazananı kim olacak.

Nihayetinde ülkemizde gerçekten işler değişmeye başladığında kim kazanacak?

Kazanan bir telefon bile kendilerine lüks görünen gençler olacak. Kazanan evlatlarına harçlık veremediği için sessiz sessiz ağlayan analar olacak. Kazanan tarlasına gübre dökemeyen çiftçimiz olacak. Kazanan siftah yapamayan, elektrik faturasını ödeyemeyen, evine çorba parası götüremeyen esnafımız olacak.

Kazanan 7'den 70'e kuzeyden güneye doğudan batıya tüm Türkiye olacak.

Ve bunu İnşallah hep beraber başaracağız.

Yarının Türkiye’sinde tam demokrasinin rüzgârını bizler hep beraber estireceğiz inşallah.

Demokrasi ile birlikte hukuk kazanacak. Hukuk devleti kazanacak. Böylece devlette yuvalanmış çeteler de bağımsız ve tarafsız yargıyla karşı karşıya kalacak.

Hak yerini bulacak.

Bu değişimin kazananı başka kimler olacak biliyor musunuz?

Bu değişimin kazananı bizim milli ve yerli paramız olacak.

Paramızın değeri her gün ediyor yahu.

Şuradan geçerken baktık döviz büroları var şunlar var bunlar var.

Geçen sene bugünlerde 8 lira olan dolar kuru bugün çıkmış 18 liraya yahu. 8 liradan 18 liraya çıkmış.

A'dan Z'ye bu ülkede her şeye zam geldi zam.

Bunun da asıl sebebi bu hükümetin döviz kurunu patlatması. Başka bir şey değil.

Diyorlar ki dünyanın her yerinde enflasyon var. Bizde durun diyoruz ya Bir dakika durun. Rakamlar ortada.

Ukrayna, Rusya savaş içinde değil mi ne kadar orada enflasyon? Yüzde 15-20. Avrupa'da Amerika'da ne kadar? %7,8,9.

Asya'ya gidiyorsunuz %2-3.

Diyorlar ki ‘benzin arttı mazot arttı çünkü petrol arttı.’ Bir dakika durun diyoruz yahu. Petrol fiyatları neydi? 70 dolardı, çıktı 90 dolara, 100 dolara.

Bu ne demek? 6 lira 7 lira olan benzinin mazotun bugün 9 lira 10 lira olması gerek. Hesap açık.

Petrol 70 dolardan 90 dolara 100 dolara çıktıysa benzinin, mazotun fiyatının da bizde 6-7 liradan 10 liraya çıkması lazım.

Niye 20 liranın üzerinde?

Aradaki fark kur farkı kur.

Kuru niye patlattı?

Bugünkü hükümetin işi eline yüzüne bulaştırması yüzünden patlattı.

Merkez Bankası’nda döviz de bırakmadılar yahu. Hiç acımadan arka kapıdan cayır cayır sattılar.

Hani Merkez Bankası’nda kayıp 130 milyar dolar vardı meşhur. 2019'dan 2020'ye kadar daha pandemi başlamadan satmaya başlamışlardı onu. Çok sonradan gördük baktık ki para yok.

Nerede?

Baktık ki arka kapıdan satmışlar bitirmişler.  Yetmedi gittiler 60 milyar dolarlık Swap'la borç aldılar başka ülkelerden. Kapı kapı dolaştılar biliyorsunuz. Hepiniz takip ettiniz.

15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün finansörü olmakla suçladıkları Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiler burada devlet töreni ile karşıladılar. 5 milyar dolar 10 milyar dolar döviz gelecek diye.

Kaşıkçı cinayetinin finansörü olmakla suçladıkları Suudi Arabistan'ın karşısına kırmızı halı mavi halı sererek karşıladılar.

Gördük bunların hepsini.

Niye?

Acaba para gelecek mi diye. Peki gelen parayı ne yaptılar? Swapla gelen 60 milyar dolar ne oldu? Arka kapıdan onu da boşalttılar. 130 milyar doların üzerine bu senenin başından itibaren 75 milyar dolar daha sattılar. Tam 205 milyar dolar bu ülkenin Merkez Bankası rezervinden. Yazık günah.

Ve gizli saklı yapıyorlar, arka kapıdan yapıyorlar.

Doğru hesaptan kaçar mı yahu? Yaptığın iş doğruysa niye açık seçik yapmıyorsun? Niye şeffaf bir şekilde yapmıyorsun da gizli saklı yapıyorsun.

Olmaz.

Biz diyoruz ki artık 130 milyar dolar nerede diye sormayacağız.  Ne diye soracağız? 205 milyar dolar nerede diye soracağız.

Çünkü bugün itibariyle kayıp rakam 2019’dan bugüne kadar 205 milyar dolara çıktı.

Bakın bizim dönemimizde de merkez Bankası döviz satışı yaptı.

Bizim dönemimizde topu topu satılan döviz miktarı 8 milyar dolardır. Onu da Merkez Bankası anında ilan etmiştir. ‘Ben bugün şu kadarlık döviz sattım’ diye.

Başka türlü bu iş olmaz.

Değerli arkadaşlar bakın artık soru nerede bu milletin alın teri, nerede 205 milyar dolar? Soru bu.

Nerede gençlerin hayali? Soru bu.

Siz arka kapıdan 205 milyar doları tüketirseniz gençlerin okuldaki en önemli ihtiyacı olan laptopları alacak parası olur değil mi?

Bir bilgisayar alacak parası olurdu gençlerin. Bugün çoğu genç bunu yapamıyor.

Okulu kazanıyorlar okula kayıt olamıyorlar.

Bakın arkadaşlar TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon kaç? Yüzde 80.

Çarşıya, pazara alışverişe giden herkes görüyor ki enflasyon bu ülkede en az yüzde 200’e çıkmış.

Sen asgari ücretlinin, emeklinin maaşını resmi enflasyon kadar artır de ki ‘işte zam’ verdim.

Yahu bir dakika.

Sen yüzde 80 zammı verdin ama hesap ortada.

100 liralık maaş 180 oldu değil mi? Peki fiyatlar ne oldu? 100 liralık fiyat 300 lira oldu.

Rakamlar ortada yahu rakamlar açık açık.

Kimse bu gerçeği gizletemez.

TÜİK’e siz ne açıklatırsanız açıklatın TÜİK enflasyonu ne açıklarsa açıklasın bu millet inanmaz.

Biz uyardık durmadılar arkadaşlar bakın.

İlk 130 milyar doları fark ettiğimizde uyardık. ‘Yapmayın bunu’ dedik, ‘bu milletin alın teri’ dedik. ‘Bu para kara gün için’ dedik. Dinlemediler.

Mirasyedi gibi her şeyi mahvettiler. Ülkenin geleceğini borca batırdılar. Yazıktır.

Alışkanlık oldu belli ki. Madde bağımlılığı gibi… Arkadan döviz satmaya alıştı bunlar. Gizli saklı iş yapmaya alıştılar.

Ama inşallah bakın çok çabuk düzelir. Çok çabuk.

3.5 senedir şu Elazığ’ın konut sorununu çözemeyenler çıkmışlar konut projesi açıklıyorlar.  

Sen kime anlatıyorsun bunu yahu?

3,5 yıldır deprem konut sorununu burada çözemeyen Türkiye’nin konut sorununu çözecekmiş...

Vay yavrum vay.

Uğraşsınlar dursunlar. Yapamazlar.

Tamamen göz boyama bunlar arkadaşlar.

2019’da açıklamışlardı. Ne dediler? Her sene 100 bin tane sosyal konut yapacağız dediler değil mi?

Davulla zurnayla açıkladılar. Ne oldu?

2020 geçti, 2021 geçti, 2022 geçti şimdi yeniden konut projesi açıklıyorlar.

E millet de bakıyor piyasada konut fiyatı belli, ucuz fiyat bari bende sıraya geçeyim diyor.

Göreceğiz.

Ne diyorlar? ‘Taksit taksit ödeyeceksin’ diyorlar. ‘Ama taksiti memur maaşına ne kadar zam gelirse taksiti de o kadar artıracağım’ diyorlar.

Ne anladık bu işten?

Bakın değerli arkadaşlar bunlar her türlü başarısızlıklarının sebebini “küresel kriz” diye örtüyorlar değil mi?

Dünyanın her yerinde küresel kriz var diyorlar.

Bakın arkadaşlar diyorlar ki ‘dünyada kriz var idare’ edin.

Biz 2022 yılında bu ülkenin ekonomisini devraldık mı aldık. Hemen 2003’te İbrahim Bey’le çalışmaya başladık.

O yıl Irak savaşı çıktı. Amerika geldi Irak’ı işgal etti. Burnumuzun dibinde.

Petrol fiyatları aldı başını gitti. 20 dolarlık petrol birkaç yılda 150 dolara çıktı.

Biz buna rağmen enflasyonu tek haneye düşürdük.

Demedik ki ‘ya Irak savaşı çıktı enflasyon yükseldi kusura bakmayın’ demedik.

İşi bilen bir ekiple, dürüst bir ekiple çalıştık petrol fiyatlarının 20 dolardan 150 dolara çıktığı dönemde biz bu ülkede enflasyonu tek haneye düşürdük.

Hangi küresel krizden bahsediyorsunuz yahu.

Külahımıza anlatın bunları külahımıza.

Biz 2 tane kriz çözmüş bir ekibiz.

Bakın arkadaşlar kim ne derse desin ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Biz 2001-2002 krizini de çözen ekibiz 2008- 2009 krizini de çözen ekip biziz.

Kim daha önce 2 kriz çözdüyse buyursun gelsin bugünde çözsün.

Erdoğan niye yapamıyor?

Ben böyle konuşunca diyor ki ‘ben imzalamasaydım yapamazdı. Ben imza attım da o krizi çözdün’ diyor bana.

Bende diyorum ki ‘Sayın Erdoğan hikmet o imzadaysa al kriz, at o imzayı da çöz şu krizi de görelim bakalım. ‘

4 yıl oldu 4 yıl.

2018’de tek yetkili seçildin 2018’in Haziran ayında geldik 2022 ayının Eylül ayına. Seçim geliyor yahu.

Bakın arkadaşlar Türkiye’de bizden ve ekibimizden başka 2 krizi çözümü hiçbir ekip yok. 

Konuşmak kolay, lafa gelince kolay.

Diyor ki ben iyi sıvacı ustasıyım. Yaptığını göster bakalım. Hangi binayı sıvadın?  

Diyor ki ben iyi kalıpçı ustasıyım hangi binada kalıp çaktın. Yok.

Ya sıvacı ustası, kalıpçı ustası yaptığı işi gösterir değil mi?

Şu anda ekonomiyi çözeceğim diye ortada dolaşanlar hangi krizi çözmüşler yahu bir anlatsınlar biz de öğrenelim.

Ben yaparım. Arkadaş daha önce ne yaptın onu anlat. Yapamazlar.

Onun için biz DEVA Partisi’ni kurduk. Bunun için yola çıktık.

Bu ülkede bizden başka hiçbir ekibin kriz çözme tecrübesi olmadığı için biz yeni bir yol açtık.

İnşallah bunu biz çözeceğiz göreceksiniz inşallah.

Hep beraber dürüst ve ehil kadrolarla çözeceğiz inşallah.

Ülkemizi arkadaşlar 6 ayda bu kriz ortamından çekip çıkaracağız inşallah. Hep beraber.

Halkımızın güveni ve desteği ile yapacağız bunu. Ve en geç 2 yılda da Türkiye'de enflasyon tekrar tek haneye indireceğiz.

Bunu biz yapacağız.

Ülkemizi bütün bölgenin en güçlü ekonomisi yapacağız. Yaptık çünkü zamanında.

3 bin 500 dolarlık milli geliri aldık 12 bin 500 dolara çıkardık. Bunlar geri 8 bin 9 bin dolara indirdiler.

Ve bu değişimle kazanan arkadaşlar aynı zamanda işsizler olacak.

Memleketimizin işsizleri bu krizin çözümünden faydalanacak.

Camiden buraya yürüyene kadar en az 50 tane vatandaşımız önümüzü kesti. Hepsinin ortak problemi işsizlik. ‘Çocuğum üniversiteyi bitirdi iş bulamıyor’ diyor. ‘Ben üniversite mezunuyum İş bulamıyorum’ diyor.

Ekonomide güven ve istikrar olmadan bu kriz çözülmez.

Bu kriz çözülmedikten sonra Türkiye'nin işsizlik sorunu çözülmez.

Bunu görmemiz gerekiyor.

Bölgemizin en güçlü ekonomisini kurduğumuzda da bundan en çok inşallah gençlerimiz ifade edecek.

Yatırımların önünü açacağız. Kamu yatırımı özel yatırım. Yatırım olmadan işsizlik düzelmez.

Daha çok iş sahası açmak zorundayız bu ülkede.

Ve tüm Türkiye'de dengeli bir büyüme modeline geçmemiz gerekiyor.  84 milyonun tamamının istifade edebileceği bir büyüme modeline geçmemiz gerekiyor.

Başka ne yapacağız? Elâzığ kadim bir şehrimiz. Büyük bir turizm potansiyeli var aynı zamanda Elâzığ bir ticaret merkezimiz aynı zamanda Elâzığ tarımıyla önemli bir şehrimiz. Tarımla ilgili neler yapacağız?

Kaç tane çiftçi arkadaşımızla karşılaştık şu kısa yürüyüşümüzde.

Çiftçinin sırtındaki borç yükünü bir kenara indirmemiz gerekiyor. Yani çiftçimizin birikmiş borçlarının üzerindeki faizleri sileceğiz. Rakamı donduracağız 2 yıl ödemesiz uzun vadeye yayacağız.  Çiftçinin işini görmesi için yeni, uygun şartlı finansman imkânı, kredi imkânı sağlayacağız.

Tarımsal destekleri ekim dikim başlamadan açıklayacağız. Destek ödemelerini hasatla beraber gününde ödeyeceğiz. Gecikmeden.  Şu anda bir yıl geriden geliyor.

Gübre parasının gübre maliyetinin yarısını biz karşılayacağız.  Elektriği çiftçiye özel tarifeyle vereceğiz. Hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimize yemi yüzde 50 indirimli sağlayacağız.

Türkiye’deki bütün sulama yatırımlarını ilk 5 yılda tamamlayacağız. Bunun sözünü verdik. Bütün sulama yatırımlarını.

Kaç tane çiftçimizden duydum. ‘Bunlar ne kadar batırmaya çalışırlarsa çalışsınlar ben çiftçilik yapmaya devam edeceğim’ diyor. ‘Zarar etsem de üreteceğim’ diyor inatla çiftimiz.

Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızın yem fiyatının yarısını karşılayacağız.

*****

Gelelim Elâzığ’a. Elâzığ ile ilgili teşkilat olarak tespit ettiğimiz sorunlara bu sorunları çözümlerine gelelim şimdi.

Elazığ’ın imar planı, yapılaşma, trafik, ulaşım, yol, kaldırım, otopark, yeşil alan, park bahçe ve benzeri sorunlarını çözerek, rahat yaşanabilir bir şehir ve çevrecilik açısından güzel bir şehir haline getireceğiz. Bunu nasıl yapacağız?  Merkezi yönetimle ve yerel yönetimle daha iyi bir iş birliği içinde yapacağız.  Nasıl yapacağız? Şehircilik deyince imar rantını silerek yapacağız.  İmar rantlarına mahkûm bir şehir olmaz. İmar rantlarıyla dönen şehircilik rantları kabul edilmez. O zaman şehirlerimiz yaşanır şehir olmaktan çıkar. İmar planını yaparken adil olacaksın. Temiz çalışacaksın temiz. 

Türkiye’nin ikinci en büyük hidro elektrik santraline sahip Elazığ’ın suyla ilgili sorunlarını çözeceğiz. 

Yapımına 1987 yılında 35 sene önce başlanan ve halen tamamlanamamış olan Uluova ve Kuzova sulama hattını ivedi şekilde inşallah bitireceğiz.

Bitmedi, Baskil, Maden, Kovancılar, Karakoçan, Alacakaya ve Keban ile Sivrice ilçelerinin etrafındaki bölgelerde hala yapımına başlanmayan sulama projelerini devreye alacağız ve süratle tamamlayacağız. İlk 5 yılda tün Türkiye’de bitmeyen hiçbir sulama projesi kalmayacak.  Biliyoruz ki suyla toprağı buluşturduğumuz anda verim 3’e 4’e katlıyor. Verim 2’ye 3’e katlandığı zaman bu ülkenin gidip de Ukrayna’dan gelecek bir gemi buğdaya muhtaç hale gelecek arkadaşlar.  Hükümetin gözü yollarda kaldı yahu.   Erdoğan Putin ile defalarca konuştu konuştu da şu bir gemi buğday gelsin diye. Sen bugün Avrupa’nın en büyük tarım arazilerine sahip ol       Avrupa’nın en büyük 84 milyonluk nüfusunun başında ol Avrupa’nı en genç nüfusunun başında ol 1 gemi buğday için elin adamına yalvar ‘gönder de şu gemi gelsin’ biz buğdaysız kaldık diye.

Böyle bir şey olur mu yahu.

İnşallah bütün sulama projelerini tamamlayacağız.

Kuzova, Uluova ve Bermaz ovalarında “ihtisas tarım organize sanayi” bölgelerinin kurulmasını sağlayacağız.

Uygulamaya koyacağımız destek programlarıyla, Elazığ’ı tarım, hayvancılık ve balıkçılık alanlarında önemli bir merkez haline getireceğiz. Elazığ’ın artık 3 tarafı denizlerle çevrili.  Elâzığ baraj gölleriyle beraber suya yakın fakat oradaki suyu toprakla buluşturamıyorlar.  Oradaki suyu Elazığ’ın kendi içme suyu ihtiyacı işçin bile buluşturamıyorlar. Düşünün tamamen iş bilmezlik.

İpek üretimini, ceviz, badem ve bağcılığı destekleyeceğiz.

Yöresel ürünlerde ilçe isimleriyle özdeşleşecek şekilde markalaşma adımlarını teşvik edeceğiz. Bunlara coğrafi işaret deniyor biliyorsunuz. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada tescillenmesini sağlayacağız.

Baskil ilçemizin, kayısı,badem,dut üretiminde kendi başarı hikayesini ortaya koyması için her türlü üretim ve yatırım desteğini sağlayacağız.

Başta Palu, Arıcak ve Alacakaya ilçeleri olmak üzere tüm dağ köylerimizde küçük ve büyükbaş hayvan besiciliğini destekleyeceğiz.

Balıkçılık, artık çok önemli Elâzığ için. Balıkçılıkta sürdürülebilir gelişmenin sağlanması ve katma değerin şehir içinde kalmasını sağlamak için yavru, yem ve yeteri miktarda işleme tesisinin Elazığ’a kazandırılmasını teşvik edeceğiz.

Tekstil gibi, emek yoğun sanayi tesislerinin yanında, yüksek katma değerli sanayi tesisleri kurulmasını destekleyeceğiz.

Mermerin işlenerek yüksek değerli ürünlerin fabrikasyonunu ve madencilik faaliyetlerini Elazığ’da geliştirmemiz gerekecek. Mermeri blok halinde ihraç değil işleyip katma değer katıp ondan sonra dışarıya gönderme. Asıl burada amaç bu.

Maden ilçemizde Cumhuriyet tarihinin en büyük maden rezervi buldu değil mi? Peki ne oldu o günden bugüne. Rant kavgası. Bugünkü yargı, bugünkü mahkemeler dahi böylesi büyük bir haksızlığa göz yumamadı.  Bu vatanın değerleri bu maden. Bu vatanın değerlerini biz yine bu vatanın insanlarına faydalı olacak şekilde kullanmak zorundayız. Nerede kıymetli ne bulsalar hemen eş dost akraba hemen.  Hemen rant mekanizmaları çalışıyor. Yazık günah.

Madencilik çok çok önemli. Bir yandan tabi çevreye de dikkat edeceğiz. Bazen maden ocakları çevreyi bozabiliyor zarar verebiliyor o çevre katliamına yol açmadan o madenlerin bugün rantabl işletilmesini sağlayacağız. 

Organize sanayi bölgesini geliştirecek, ihracata da hitap edecek stratejik sanayi tesisleri kurulmasını sağlayacağız.

Tahsis edilecek uygun alanlarda tüm alt yapısı tamamlanmış ihtiyaca ve amaca yönelik ihtisas sanayi sitelerinin kurulmasını sağlayarak, Elâzığ sanayi sitesindeki çalışanlarımızın içine bulunduğu kısır döngüyü aşmalarına katkıda bulunacağız.  

Elazığ’ın bölgesel yatırım teşviklerden hakkaniyetli bir biçimde yararlanabilmesi için ne gerekiyorsa yapacağız.

İletişim ve bilişim bu alanında istihdam imkanları oluşturma konusunda Fırat Üniversitesi’nin imkanlarında da yararlanarak oradaki bilgi kapasitesinden de yaralanarak Elazığ’ı bu konuda da daha ileriye taşımanın hep beraber mücadelesini vereceğiz.

Yüksek öğretim, sağlık ve turizm alanlarında marka şehir olunması için gerekli adımlar atacağız.

Hazarbaba kayak tesislerinin, Gölcük etrafındaki yazlık konaklama imkanlarının, Harput ve Golan kaplıcalarının potansiyelinden en üst seviyede yararlanacak şekilde şehrin turizm imkanlarını geliştireceğiz.

Dört bir tarafı tarihle kaplı, üç tarafı deniz mavisi sularla kaplı Elazığ’ın turizm alanında sahip olduğu potansiyelin farkındayız. İnşallah Elâzığ başta olmak üzere bütün bu bölgenin turizme katkı sağlaması, turizmin de bölgemize katkı sağlaması için her türlü çabayı ortaya koyacağız.  

Hazar gölündeki kirliliği, göl çevresindeki imar problemlerini ve Sivrice ilçesinin doğalgaz sorununu çözüme kavuşturacağız.

Şehrin içme suyu probleminin çözülmesi için Hamzabey barajından su getirilmesi dahil ne kadar proje varsa bunların ivedilikle tamamlanması için elimizden gelen her türlü çabayı ortaya koyacağız.

Şehir içinde kalan kamu kurumlarını, şehir dışında uygun yerlere taşıyarak Elazığ’ın çok daha düzenli ve tertipli, bir şehircilik anlayışına kavuşması için çalışacağız.

Yüksek Hızlı tren ile koordineli bir biçimde; istasyon ve demiryolunun güney çevreyolu civarına deplasesi için de çalışacağız ve şehrimizin ulaşım sorunlarının aşılmasında da bunu önemli bir proje olarak her zaman masamızda tutacağız.

Elâzığ ile Pertek, Çemişgezek, Tunceli ve devamında kuzey doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’i birbirine direkt olarak bağlayan köprü projesi var biliyorsunuz. Pertek köprüsü yıllardır gündemdedir adım yok. Biz inşallah pazar günü dönüşte o güzergahtan döneceğiz oradan feribotla geçeceğiz. Ama inşallah bir gün Allah nasip eder Pertek köprüsünden hep beraber geçeriz inşallah. Bu hem Elazığ’ın kuzeye bağlanması için çok önemli hem de Tunceli’miz başta olmak üzere kuzeydeki illerimizin güneye bağlanması açısından da çok çok önemli. Bu projeler çok önemli bakın. 

Elâzığ hem göç alan hem göç veren bir şehrimiz.  Bir yandan komşu illerden Elâzığ’a ekonomik imkanlar için gelenler var. Bir yandan da daha iyi ekonomik imkanlar olur mu diye başka illere göçen vatandaşlarımız var. İmkanını bulan gidiyor.

Doktorlar gidiyor doktorlar.

Sayın Erdoğan ne diyor? ‘Giderlerse gitsinler’ diyor. Yahu sen bu ülkenin kıymetli insan gücünü kaçır Türkiye’yi yetişmiş insan gücü için yaşaması zor bir ülke haline getir ondan sonra ‘giderlerse gitsinler’ de.

Ben bu insanları niye kaybediyorum. Niye gidiyorsunuz arkadaş gelin de biraz dertleşelim deme ‘giderlerse gitsinler’ de.

Ondan sonra sen yarın hastanelerde bizim vatandaşımızla ilgilenecek doktoru nereden bulacaksın?

İşte kuyruklar uzadı. Bazı şehirlerimizde 2 ay 3 ay 4 ay insanlar hastane sırası bekliyor.

Sen doktorlarına ‘giderlerse gitsinler’ dersen ülkenin başındaki kişi olarak o zaman senin vatandaşın burada kuyruk bekler yahu.

Böyle bir şey olur mu?

Kime efeleniyorsun?

Bakın bu göç önemli. Buradaki asıl çözüm ekonomik olarak kalkınmaktan güçlenmekten geçer. Bunların hepsini çözeceğiz.

Elâzığ ile ilgili daha bir çok konu var bunları çalışıyoruz masaya yatırıyoruz. Çözüm için de inşallah yakın bir zamanda yayınlayacağımız Elâzığ Eylem Planı ile çözümlerimizi yazılı olarak da seçim taahhüdü olarak ortaya inşallah koymuş olacağız

Çünkü neden?  Söz uçuyor yazı kalıyor. Çözümlerimizi inşallah yazıya döküp ortaya koyacağız.

*****

Değerli arkadaşlar, kimsenin şüphesi olmasın: Türkiye’yi ilk seçimde büyük bir değişim bekliyor inşallah.

Anlattığım bu değişim nedir biliyor musunuz? Bu değişimin özeti iki kelime: Bir, özgürlük, iki, zenginlik.

İnşallah bunu hep beraber sağlayacağız. Fert fert her bir vatandaşımızın özgürlüğünü sağlayacağız.

Gençlerimiz korkuyor. Cuma’dan çıktık dediler ki ‘kameralar var ama biz çok dertliyiz. İsterlerse bizi alıp götürsünler biz konuşacağız. Buramıza kadar geldi’ dediler. Gençlerin konuşmaktan, gençlerin derdini söylemekten korktuğu bir ülke haline getirdiler bu ülkeyi.

Onun için önce ifade özgürlüğü. Derdini söyleyeceğiz.

Biz ‘gençler bu ülkenin yarınıdır’ demiyoruz. Biz ‘gençler ülkemizin bugünüdür’ diyoruz. Onun için bugün gençler için çalışacağız onun için gençlerle çalışacağız. 

Ve hep beraber inşallah tam demokratik, özgür ve zengin bir Türkiye’ye doğru yürüyeceğiz.

KPPS mülakatı kaldırıyoruz.

Sınav neyse o. Yazılı sınav sonucu neyse devlete giriş ona bağlı. Bu kadar.

Bunlar mülakatı işlerine gelmeyeni eleme aracı olarak koydular.

Gerçekten yazık günah. KPSS'den 80 alıyor 85 alıyor 90 alıyor mülakatta eleniyor. Niye? Oturuşunu kalkışını beğenmedim.

Diyemiyor ki ‘bunun torpili yok’ diyemiyor ki ‘bunun iktidar partisine üyeliği yok.’ ‘Eledim’ diyor.

Bunun kestirme çözümü mülakatı kaldırmak.

Mülakat kalkınca yazılı sınav neyse o.  İnşallah orada da adalet ve fırsat eşitliğini sağlayacağız.

Şimdi ben size soruyorum:

DEVA Partisi’nin sesini, mahalle mahalle, sokak sokak duyuracak mısınız?

Seçim günü geldiğinde oy pusulalarını önümüze koyduğumuzda hep beraber DEVA logosunun DEVA’nın damlasının altına mührü kuvvetli bir şekilde basmaya hazır mısınız?  

O mührü öyle kuvvetli basacağız ki inşallah, Beştepe’de duvarlar titreyecek. Bunu Türkiye duyacak.

DEVA Partisi’yle beraber barajları aşmaya hazır mıyız?

Maşallah arkadaşlar maşallah. Bu damlalar sel olacak, barajlar taşacak, taşacak.

Sağ olun, var olun diyorum.

Bizlerle beraber olan tüm gaggoşları tekrar selamlarımla hürmetlerimle anıyorum.

Arkadaşlarınıza dostlarınıza gönül dolusu sevgilerimi iletiyorum.

Sağ olun, var olun diyorum.

15 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Twitter Yayını Konuşma Metni

Ali Babacan’ın ‘GENÇLERİN ONURUNU AYAĞA KALDIRACAĞIZ’ adlı twitter yayını

Değerli arkadaşlar, Merhaba.

Bugün basında gördüğüm bir haber üzerine bu canlı yayını açma ihtiyacı hissettim.

Benim son birkaç aydır tüm Anadolu ev Trakya’da gördüğüm bir gerçek vardı.  Gittiğim her ilde her ilçede gençler önümü kesiyordu.

Diyorlardı ki; ‘biz üniversite sınavlarında istediğimiz puanı aldık ama ailemizin ekonomik durumu, ekonomik gücü bizi istediğimiz üniversitede okutmaya maalesef yetmedi, yetmeyecek’

Bugün gördüğüm haber tam da u teyit etti.

Değerli arkadaşlar bakın bu yıl 850 bin öğrenci üniversite sınavlarında bir üniversiteye kaydolmayı hak etti.

Fakat bugünkü haberlerde gördüm ki bunlardan sadece 105 bin 772’si okula kaydedilememiş. Yani 850 bin öğrencinin 105 bin 772’si herhangi bir üniversiteye kaydolmamış.

Gerçekten bu çok üzücü.

Bunun temelinde de öncelikle ekonomik sorunların olduğunu görüyoruz maalesef.

Öğrencilik artık çok maliyetli. Adım atıyorsunuz para.

Şehirlerarası ulaşım korkunç pahalanmış durumda.

Şehir içi ulaşım, bilet fiyatları el yakıyor, cep yakıyor.

Gıda. En temel ihtiyaç yahu en temel. Gıda fiyatları almış başını gitmiş durumda.

Öğrencilerin çoğu makarnaya, patatese talim ediyor şu an.

Akşam yemeğini tek bir çorbayla geçiştiren çok sayıda gencimizle karşılaşıyorum.

Bunlar en temel ihtiyaçlar bakın. Barınma kira...

Kira fiyatları aldı başını gitti.

Kira fiyatları aldı başını gitti.  Gerçekten öğrencilik çok zorlaştı.

Bugün ben bu canlı yayını açacağımı bir twitter paylaşımıyla ilan ettikten sonra çok sayıda arkadaşımız benim tweet paylaşımımın altına cevaplar yazmış, notlar yazmış bana mesajlar göndermiş.

Bakın ne yazmışlar? ‘Aylık 5 bin TL özel yurt ücreti mi olur Sayın Başkanım. Asgari ücretlinin evladının üniversitede okuma ihtimali yüzde sıfır.’ Demiş.

Bir başka arkadaşımız yazmış; ‘Üniversite ilk yılım ancak kötü bir laptop bile alamıyoruz başkanım’ demiş.

Bir başka paylaşım; ‘Başkanım emin olun ki çocukların eğitimi için kendimizden vazgeçtik tek amacımız onlara iyi gelecek hazırlamak ama bu gidişte çok zor.’

Bir başkası; ‘Üniversitemizde özellikle seçmeli derslerde dışardan elen hocalarımız artık ekonomik sebeplerden dolayı gelemiyor. Deep learning dersinin birincisini almıştım ama ikincisini alamadım.’

Bir başkası; ‘Kaydımı 1 sene erteledim. Seneye sınava gireceğim. Yurtta kalmak istemiyorum. Kiralık ev fiyatlarından dolayı kiraya çıkmam da mümkün değil. Parka bir çadır kurup mu okuyacağım ben?’

Bir başka arkadaşımız yazmış; ‘Bir yakınımın kızı İstanbul’un göbeğinde bir üniversiteye yıllık 30 bin lira verecekken 3 kişilik odada 1 yatağa yıllık 68 bin lira verecek. Durum bu’ yazmış.

‘2011 yılında Kıbrıs’ta okudum. 300 Sterlin ev kirasını 3 arkadaş olarak karşılıyorduk. O zaman sterlin 3 liraydı.’ Görüyorsunuz nereden nereye.

Bir başka arkadaşımız yazmış; ‘1 artı 0 kiralar 2.000 bin TL, 400 de fatura etti 2400, 1.600 de yemekse toplam 4 bin TL. Bu nasıl olacak’ diye sormuş.

‘Yazılımcı olarak çalışan bir evli çiftiz. Bütçemize göre ev bulamıyoruz.’ Bakın karı koca ikisi de yazılımcı, ‘Bütçemize göre ev bulamıyoruz’ diyor.

‘Balıkesir’de evde kalıyorum. Kiralar almış başını gitmiş. Öğünlerimizi bile karşılayamaz haldeyiz.’

Türkiye’nin durumu maalesef bu arkadaşlar. 

Sıkıntı çok büyük. Her yerden feryat mesajları geliyor.

Bunu biz Anadolu’da ve Trakya’da her ilçede görüyordum. Gençlerimiz diyordu ki; ‘Başkanım üniversiteyi kazanacağım ama ailemin beni okutacak parası yok’ diyordu.

‘Kira, barınma, yeme, içme aldı başını gitti. Benim ailem bunu hayatta karşılayamaz’ diyordu işte bu gerçeği bugün açıklanan rakamlarla beraber somut olarak görmüş olduk. 850 bin arkadaşımız üniversiteyi kazanmış ama bunlardan 105 bin 772’si kaydını yaptıramamış.

Acı gerçek bu.

Gerçekten kitaptı, kırtasiyeydi şuydu buydu derken temel eğitim ihtiyaçlarının bile maliyetleri çok çok yükselmiş durumda.

Hele gençlerimizin şöyle arkadaşlarıyla çıkıp kahve içmesi dünyanın parası.

Kaldığı evden, yurttan başını çıkarıp şöyle bir akşamı dışarda geçirmesi artık büyük maliyetler. 50 lira, 100 lira...

Çok üzülüyoruz inanın. İçimiz parçalanıyor. Çünkü gençlerimiz buna layık değil.

Ülkemizin üniversiteyi kazanan gençleri böyle bir yoksulluğa mahkûm olmuş durumda ve bunu asla hak etmiyorlar.

Bakın Türkiye çok güzel günleri yaşamıştı.

Ben hatırlıyorum öğrenciliğimde üniversiteyi kazanınca bir heyecan olurdu. Bir umutla beklerdik sonuçlar açıklansın diye, kazandığımı öğrenince heyecanla kayıt gününü beklerdik ve maddi durumu iyi olan ailelerle maddi durumu kötü olan aileler arasında iyi eğitime ulaşma açısından bir fark yoktu.

Şu anda Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliği yakın tarihimizde hiçbir zaman görülmemiş kadar büyümüş durumda.

Yani, Türkiye’de hiçbir zaman varlıklı ailelerin çocuklarıyla maddi imkanları zayıf olan ailelerin çocukları arasında bu kadar büyük bir fırsat eşitsizliği olmamıştı hiçbir zaman.

Ülkemizde son yıllarda uygulanan ekonomi politikaları hatta ekonomide bir politikanın olmaması ülkemizde enflasyonu yakın tarihimizin en yüksek seviyesine çıkarmış durumda.

Hayat çok pahalı. Ve bunun da tek sebebi kötü yönetim başka bir şey değil.

Pandemiyle beraber evet Dünyada enflasyonda bir miktar yükselme oldu. Ama rakamlar ortada.

Savaşın ortasındaki Rusya’ya Ukrayna’ya bakıyorsunuz yüzde 15-20 gibi rakamlar görüyorsunuz.

Avrupa’da, Amerika’da yüzde 7- 8 civarında enflasyon var.

Gidiyorsunuz Asya’ya rakamlar daha da düşük. Yüzde 2-3.

Türkiye’de devletin açıkladığı resmi enflasyon rakamı yüzde 80’i geçmiş durumda gerçek enflasyonu ise biz yüzde 200 olarak tahmin ediyoruz.

Bu ne demek? Geçen sene 1 lira olan fiyatlar bu sene 3 lira olmuş.

Oysaki asgari ücretteki artış belli. Emeklilerin maaşlarındaki artış belli.

Bunlar ne kadar artırılıyor. Bunlar devletin verdiği resmi enflasyon rakamları kadar artırılıyor.

Yani hükümetin TÜİK’e baskıyla açıklattığı o uydurma düşük enflasyon ne ise, yüzde 80 civarında o kadar artırılıyor. Emekli, maaşları olsun, asgari ücret olsun, memur maaşları olsun.

Oysaki gerçek hata en az 3 kat pahalanmış durumda.

İşte bununda ne büyük acısını en büyük sıkıntısını şu anda gençlerimiz yaşıyor.

Tam da hayatlarının en heyecanlı döneminde.

Liseyi bitirip artık kendilerine bir meslek seçtikleri ve üniversiteye başlamak istedikleri dönemde bu yokluğu, yoksulluğu, acıyı maalesef günlük hayatında gençler yaşıyor.

Biz de bunu gördükçe inanın kahroluyoruz.

Türkiye’de şartların çok daha iyi olduğu dönemleri yaşadık.

Benim ve arkadaşlarımın ekonominin başlında olduğu dönemde gençlerimiz KYK burslarından, kredilerinden artırıp kenara koydukları parayla Avrupa’da tatil yapabiliyorlardı.

Bunlar yaşandı Türkiye'de. Ben bunları anlattığım zaman biraz şüpheyle bakıyor arkadaşlar diyorlar ki ‘bu olabilir mi?’ Oldu arkadaşlar, bunlar yaşandı bu ülkede. Bu ülkenin o günkü gençleri o refah seviyesini yaşadı.

Bir bilgisayar bir cep telefonu almak o kadar büyük problem değildi. Şu anda pek çok üniversite öğrencisi için bir bilgisayar almak bir laptop almak hayal.

Bir cep telefonu almakta gençlerimiz çok zorlanıyor biz bunu görüyoruz. Türkiye'nin her yerinde görüyoruz ki artık cep telefonu olmazsa olmaz bir ihtiyaç. Bilgiye erişim için olmazsa olmaz bir ihtiyaç. Sosyal olarak insanlarla bağlı kalabilmek için olmazsa olmaz bir ihtiyaç.

Tabii bu konu açılınca bugünkü hükümet üyeleri ne diyor? ‘Çıkar telefonu’ diyor. Kim yokluktan yoksulluktan bahsetse ‘çıkar telefonunu’ diyorlar. Sanki telefon bir lüksmüş gibi. Artık hayatın en temel ihtiyacı.

Bütün bunları görüyoruz üzülüyoruz.

Ama gerçekten değerli arkadaşlar Türkiye'nin şu anki sorunları çözülemeyecek sorunlar değil.

Bakın biz iki tane büyük ekonomik krizi çözdük. Ben 2001-2002 krizini çözen ekibin de başındaydım 2008-2009 ekonomik krizini çözen ekibin de başındaydım.

Bu ekonomik krizler çok kolay çözülür. Önemli olan işi bilen dürüst insanların işin başında olması.

Üst düzey siyasi kadroların ve üst düzey bürokrasi kadrolarının işi bilen ve dürüst insanlar tarafından yönetilmesi.

Bu kadar basit.

Bir karar alırken istişare yapacaksınız. Bilmiyorsanız bilenlere soracaksınız. Ülkenin gerçek durumunu yaşayanlardan öğreneceksiniz.

Kararınızı ona göre alacaksınız. Her pozisyona o işi bilen insanları yerleştirdiğiniz zaman ve dürüst insanlarsa inanın çok çabuk toparlar ve çok çabuk düzelir. Bu ülkenin sorunları kolaylıkla açılabilecek sorunlar.

Kökünde kötü yönetim var. Düzgün bir yönetim iş başına geldiğinde bu sorunlar çözülecek bakın inanın bu kadar basit.

Bunları hiç yapmasak daha önce hiç bu işlerle uğraşmasak, sadece Türkiye ekonomisini dışarıdan izleyen insanlar olsak belki de bu sorunlar çözülemez falan filan. Öyle değil yahu.

Biz iki tur yaptık bunu.

İki büyük krizi çözen ekip biz olduk. Ve bu krizi de inşallah çözeceğiz çok güzel günler Türkiye'yi bekliyor.

Ekonomik krizin çözülmesi, döviz kurlarında istikrarın sağlanması bunlar inanın zor işler değil.

Biz bu kriz ortamına en geç 6 ay içerisinde ortadan kalkacağına ve Türkiye'de artık kriz lafının edilmeyeceğine inanıyoruz.

Yani ilk seçimden sonraki hükümet kurulur kurulmaz düzgün bir yönetimle düzgün insanlarla 6 ay içerisinde bu kriz ortamı buharlaşır.

En geç 2 yıl içerisinde de enflasyon tek haneye düşer. Zamanında bana yapamazsınız diyorlardı. Babacan değil bana ‘bebecan’ diyorlardı.

‘30 küsür yaşındaki yeni bir bakan mı çözecek bu enflasyonu’ diyorlardı. Ama yaptık çok şükür. Tek başına değil düzgün ekiplerle yaptık. İnanın tekrar yaparız çok daha iyisini yaparız.

Tabii Makro dengelerin kurulması ile iş bitmiyor. Özelde de çok tedbir alınması gerekiyor. Biz üniversite öğrencilerimizle alakalı pek çok adım açıkladık eylem planlarımızla beraber, örneğin burs konusu yurt konusu.

Yurt sorununu biz Türkiye'de ortadan kaldıracağız. İsteyen herkes ihtiyacı olduğu halde maddi durumu zayıf olduğu halde yurt bulamayan her öğrencilerimize yurt imkânı sağlayacağız.

Yurt yoksa kira desteği vereceğiz.

Tüm eğitim masraflarını karşılayacak şekilde eğitim destek banka kartı vereceğiz her bir öğrencimize. 18 yaşını dolduran herkes eğitim destek kartından yararlanacak.

Bu ortaokul lise öğrencisi ise ilkokul öğrencisi ise velilerin kullanabileceği kartlar söz konusu olacak. Ve bu kartlar sadece eğitim masrafları için kullanılacak.

Yurtlardaki yeme içme konusu. İnanın gözümle görüyorum üniversiteye giden arkadaşlarımla konuştukça bizzat onlardan dinliyorum. Bir öğünü bir çorba ile geçirmeye çalışan, bir tabak makarnayla öğün atlatmaya çalışan, ‘ben günde bir öğünle yaşayabilir miyim’ diye bunu test eden birçok arkadaşımızla karşılaşıyorum konuşuyorum.

Bunlar koskoca bir ülke için, bu büyük Türkiye için büyük masraflar değil.

KYK bursu alan KYK yurtlarında kalan öğrencilerimizin yeme içme masrafı bu ülke için nedir ki Allah aşkına. Bunlarla uğraştırıyorsunuz öğrencilerimizi.

Yemesiymiş içmesiymiş barınmasıymış inanın biz bunların hepsini çözeceğiz.

Öğrencilerimiz üniversiteyi kazandıktan sonra ben geçinemiyorum derdinde olmayacak. Esas bu. Üniversiteyi kazandı mı üniversiteye girmeyi hak etti mi o üniversiteyi okuyacak maddi imkânı bulur muyum bulamaz mıyım? kimsenin aklında en ufak bir soru kalmayacak.

Hedef bu.

Ben tam 11 tane devlet bütçesi yaptım. 11 yılın bütçesini yapan ekibin başındaydım. Bu ülke düzgün yönetildiğinde kaynaklara nasıl bollaşıyor yolsuzlukla mücadele ettiğinizde o delikleri tıkadığınızda ortaya nasıl fazla kaynak çıkıyor? İsrafı önlediğinizde bu ülke nasıl zenginleşiyor bunu yaşadık gördük.

3.500 dolarlık milli gelir 12.500 dolara çıktı Türkiye'de. Bu boşuna olmadı ki. Bunu yaptık gerçekleştirdik.

Şu anda 9.000 dolarlarda. Ve tam 10 yıldır bu ülkenin milli gelirini tekrar 12.500 dolara çıkarabilmiş değiller şu anda.

Bunların hepsi mümkün hepsi yapılır. Kuralları belli. Düzgün kadrolar ve istişare. Bu iki kuralı uygulayın çözülemeyecek sorun yok bu ülkede.

Bakıyoruz çok sayıda üniversite açıldı Türkiye'de. Türkiye'de üniversite sayısının çoğalmasını daha çok üniversite imkânın olmasını arzu ederiz ama siz bu üniversite sayısını çoğaltırken hesap yapmayıp da yeteri kadar yurt inşaat etmediyseniz ya da yeteri kadar binayı yurt olarak tahsis etmediyseniz bu bir planlama hatasıdır.  Bu kötü yönetimdir başka bir şey değil.

Onun için biz buradan tekrar söz veriyoruz. DEVA Partisi’nin genel başkanı olarak tüm üniversiteli arkadaşlarıma söz veriyorum. Ülkemizde üniversiteyi kazanıp da maddi zorluk yaşayan tek bir öğrenci kalmayacak.

Öğrencilerimizin temel ihtiyaçlarının karşılanması tamamen devletin garantisi altında olacak.

Ulaşımdı yeme içmeyi de barınmaydı, kitap, kırtasiye... En temel eğitim ihtiyaçları bilgisayarda şuydu buydu ‘ben üniversiteyi kazandım ama barınamıyorum, üniversiteyi kazandım ama aç geziyorum’ diyen tek bir gencimiz tek bir öğrencimiz Türkiye'de kalmayacak hedef bu.

Ve inanın çok kolay olur.  Hesap kitap belli. Üniversite öğrenci sayımız belli. Üniversiteyi kazanan örgün sistemde okuyan öğrenci sayımız belli. Bunların kaç tanesinin yurt ihtiyacı olduğu belli. Çarpın toplayın bölün inanın çok kolay.

Bu sene tam 300 milyar lirayı faize bulan hükümet üniversite öğrencilerimizin en temel ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakları bulmuyor, ayırmıyor. Çünkü öncelik ranta. Öncelik varlıklı olanın üzerine varlık eklemek.

Şu anda Türkiye'de çok büyük bir servet transferi yaşanıyor ve bu servet transferi yoksul kesimlerden toplanan vergilerin zaten varlığı olanlara transfer edilmesiyle yaşanıyor.

Hepsi kolay hepsi çözülür. İnşallah biraz daha sabır.

Önümüzdeki seçimde bambaşka bir dönem açılacak. Önümüzdeki seçimden sonra Türkiye'de bambaşka bir dönem başlayacak ve bugün bu yaşadığımız bu zorluklar kötü bir hatıra olarak hafızalarımızın köşesinde belki yazılı kalacak ama çok daha müreffeh bir Türkiye için, özgür ve zengin bir Türkiye için, adil bir Türkiye için hep beraber bir başlangıç yapacağız.

Ne zaman? İlk seçimden hemen sonra.

Ben tekrar bu vesile ile yeni öğretim yılının hayırlı olmasını diliyorum. Üniversiteyi kazanan tüm arkadaşlarımıza, üniversiteye kaydını yaptıran tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. Bu sene kazanamayan veya kaydını yaptıramayan arkadaşlarıma tüm gençlere de ‘umudunuzu asla yitirmeyin’ diyorum. Bu ülke büyük bir ülke bu ülke düzgün yönetildiğinde herkesin öyle bir imkânı olacaktır herkesin istihdam imkânı olacaktır herkesin iş imkânı olacaktır. Yeter ki önümüzdeki dönemde düzgün bir kadro işin başına gelsin. Çözüm kolay. Tam demokratik bir Türkiye için özgür ve zengin bir Türkiye için omuz omuza çalışacağız ve yürüyeceğiz ve hep beraber başaracağız. Sağ olun diyorum ve hepinize buradan sevgilerimi iletiyorum. Ailelerinize tüm arkadaşlarınıza da gönül dolusu selamlarımı sizler vasıtasıyla iletiyorum.

23 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 13. İl Başkanları Toplantısı Konuşması

23 Ağustos
İl Başkanları Toplantısı

DEVA Partisi’nin değerli genel merkez kurul üyeleri,

Çok değerli il başkanlarımız,

Basınımızın kıymetli temsilcileri,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli dostlarımız,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor,

DEVA Partisi il başkanları toplantısına hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Sözlerime, geçtiğimiz hafta sonu hepimizi kahreden kazalarla başlamak istiyorum.

Gaziantep’te ve Mardin’de yaşanan trafik kazalarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Allah, geride kalan yakınlarına bol sabır versin.

Bu kazalara; sürücü hatasının mı, yolun durumunun mu, araçların bakımsızlığının mı, başka bir şeyin mi neden olduğunu soruşturmanın sonunda elbet ortaya çıkacaktır diye ümit ediyoruz.

Ancak arkadaşlar araç bakımını burada özellikle gündeme getirmek istiyorum. Olasılıklardan birisi de bu. Bazı sivil toplum kuruluşları da bu ihtimalin üzerinde konuyu takip ettiklerini biliyorum.

Ne yazık ki enflasyon arttıkça trafikte ihmal olasılığı da artıyor arkadaşlar. Fiyatlar her konuda ama her konuda almış başını gidiyor. Her şeye zam, her şeye zam.

Araç bakım ve yedek parça ücretlerine de zam.

Bakım ve yedek parça fiyatı artınca, vatandaşlarımız araçlarının rutin bakımlarını yaptıramıyor, ihmal ediyor. Bazen kalitesiz ürünlere yöneliyorlar. Ömrünü tamamlamış kabak lastiklerle yolculuğuna devam eden çok sayıda araç görüyorum yollarda. Bunlar da kaza riskini arttırıyor.

İktidarın ekonomideki iş bilmezliği araç bakım masrafının yükselmesine, yüksek masraf ihmale, ihmal de trafik kazalarına neden oluyor.

İnsanlar, artan fiyatlar karşısında kendi ve taşıdığı canları riske atıyor.

Bakın arkadaşlar, trafik kazaları sadece yollardaki polis maketleriyle önlenebilecek bir şey değil. Bu meseleyi tüm boyutlarıyla ele almak gerekiyor.

Ben gittiğim illerde oto sanayi sitelerini ziyaret ediyorum. Bakıyorum motor yaktığı için tamirde olan pek çok araç görüyorum oralarda.

Niye?

Çünkü vatandaşlarımız aşırı yükselen fiyatlar nedeniyle bakım, onarım, yağ değiştirimi yapamadığı için araçlarda büyük ve çok yüksek maliyetli arızalar ortaya çıkıyor.

Bir bakıma, milli servet heba oluyor.

Bakımların aksatılmaması, en az cezaların caydırıcılığı ve trafik kontrolleri kadar önemli bir konudur.

Ama bunun için ne gerekiyor?

Öncelikle enflasyon sorununu çözmek gerekiyor.

Öncelikle şu ekonomik krizi çözmek gerekiyor.

Bu ekonomik kriz devam ettikçe enflasyon yüksek seyrettiği sürece her konuda ama her konuda zam ardına zam geldiği sürece bu sorunların çözümü çok zor gözüküyor.

Bunu sadece zorla denetimleri sıklaştırarak, cezaları yükselterek de yapamazsınız.

Trafik cezasını yükseltiyorsunuz ama bakım, onarım tamir ücretleri daha da hızlı artıyor.

Bu iktidarın kötü yönetimi sonucu döviz kurlarının patlamasıyla beraber, araba sahibi herkesin masrafları katlana katlana artmış durumda.

Bakın geçen Manisa’da yaşadık. Bir halk otobüsü şoförü bizim geçtiğimizi görünce otobüsünü durdurdu. El freninin çekti indi. Alttaki stepne lastiğinin boş yerini gösterdi. ‘Bak başkanım otobüsümde stepne lastik taşıyamıyorum. Bir lastik 12 bin TL oldu’ dedi.

Gerçekten çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız.

Peki değerli arkadaşlar bu ekonomik krizi kim çözecek?

Beştepe mi? Mümkün değil. O iş çoktan geçti artık. Yapamazlar.

Beştepe ekonomik krizi rüyasında bile çözemez. Çünkü Beştepe ve çevresindekilere kriz dokunmuyor.

Yaşamıyorlar bunun zorluklarını.

Onlar hayal âleminde yaşıyor.

Zaten sorunun sebebi olanlar, o sorunu üretenler sorunu kendileri çözemezler.

Krizden çıkış planı inşallah bizim elimizde. Biz çözeceğiz.

Seçimlerden sonra geleceğiz ve bu krizi çözmek inşallah bize nasip olacak.

Öyle görünüyor.

Ben bir kez daha altını çiziyorum: Kriz ortamını 6 ay içerisinde rahatlatacağız.

Enflasyonu da en geç iki yıl içinde tekrar tek haneye indiririz.

Daha önce 2001-2002 krizini çözen ekibin başında ben vardım.

2008-2009 krizini çözen ekibin başında da ben vardım.

Bu krizi de inşallah hep beraber güçlü kadrolarımızla biz çözeceğiz. Bu krizi de inşallah DEVA Partisi çözecek.

Peki, nasıl çözecek?

Adil rekabet, fırsat eşitliği ve verimliliğe dayanan bir ekonomik büyüme modelini hayata geçirerek bu krizi çözeceğiz.

Haksızlığa, eşitsizliğe ve ranta dayalı mevcut ekonomik düzene son vererek bu krizi çözeceğiz.

Ekonomiyle ilgili kurumları en geç bir ayda ayağa kaldırırız.

İnanın çok kolay. Evet, kurumlarda büyük bir çöküş var mı var, kurumlar itibarını kaybetti mi kaybetti ama bunları tekrar toparlamak, ayağa kaldırmak bizim için en geç bir ay.

Kolay işler.

Kadrolarınız hazırsa, sağlam, dürüst, ehil kadrolar hazırsa bu kurumların organizasyon şeması ile ilgili değişiklikler kurumların birleşmesi ayrılması kime nasıl bağlı çalışacağı, bunlar zaten 1 günlük iş.

Kadro yenilemeler en geç 1 ay.

Onun için ekonomi ile ilgili kurumların ayağa kalkması en geç bir ay içerisinde tamamlanır.

Kural bazlı yönetim ilkelerini biz uygulayacağız.

Alınacak ütün kararların neye göre alınacağı hangi şartlarda nasıl hareket edileceğinin kurallarını baştan açıklayacağımız için ki zamanında öyle yaptık, olası çerçeveler içerisinde ne yapılacağını, nasıl yapılacağını zaten herkes tarafından açık ve şeffaf olarak bilinecek. Bu öngörülebilirlik ekonomi de güveni sağlayacak.

İnsan odaklı olacağız. Ekonomiyi şeffaf ve hesap vermeye hazır bir şekilde yöneteceğiz.

DEVA iktidarında, Merkez Bankası da TÜİK de talimatla çalışmayacak. Tabi ki iyi bir koordinasyon gerekecek birimler arasında ama kanunlarında da tanımlandığı gibi, olması gerektiği gibi bu kurumlar kendiişlerini bağımsız yapacaklar ve halkı yoksullaştırmayı da artık durduracaklar.

Kurumlarda çalışan kişiler “İktidar ne der, görevden alınır mıyım, başıma bir iş gelir mi” diye elleri titreyerek, korkarak iş yapmayacaklar.

Doğrusu neyse onu yapacaklar.

Donanımlı kadrolarla çalışacağız.

Her işi mutlaka ehline vereceğiz.

Dürüst insanlarla çalışacağız.

İşi sadece iyi bilmesi yetmez, dürüst olması da gerekiyor bu iki vasfın bir kişide buluşması gerekiyor.

Çünkü biz dosdoğru olacağız, dosdoğru insanlarla çalışacağız.

Özetle, DEVA Ekonomisini hayata geçireceğiz.

DEVA Ekonomisi ne demek?

Milli paramızın değerinin ön görülebilir olması demek.

Enflasyonun düşmesi demek.

Yüksek katma değerli üretim demek.

Güçlü sosyal politikalar demek.

Sofradaki ekmeğin büyümesi demek.

Bu krizden çıkış planımızın zemininde de arkadaşlar “güven ve adalet” olacak. Hukukun üstünlüğünü daima koruyacağız.

Adaleti tesis etmeden, ekonomimizin büyümeyeceğini gayet iyi biliyoruz.

Çünkü arkadaşlar, yargı sistemi düzgün işlemeyen bir ülkede hukuk güvenliği olmaz. Hukuk güvenliği olmadan da bir ülkenin ekonominin güçlenmesi asla mümkün değildir.

Biz o yüzden şunu söylüyoruz bizim ekonomi inşamızın temelinde hukuk vardır adalet vardır.

Ekonomik krizi biz özgürlüklerle, adaletle, bilimin ışığında, akılla ve tecrübemizle çözeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bizim kriz çözme tecrübemize tüm dünya şahit.

El alemin “Model ülke Türkiye”, “İlham kaynağı Türkiye”, “Turbo ülke Türkiye” dediği bir dönemde, biz ülke ülke gezip yaptıklarımızı anlattık. Başka ülkeler bizden ders aldılar.

Çünkü bunu talep ettiler. Dediler ki ‘Türkiye olarak siz gayet güzel işler yapıyorsunuz şu yaptıklarınızı anlatın da belki bizde bir miktar istifade ederiz’ dediler.

Çünkü işleyen bir örnek, işlemiş netice almış bir tecrübe bin nasihatten daha kıymetli.

Ve o dönemde bakın yıl 2014. Bütün o 2002- 2013 tecrübesinin, Türkiye’nin o en parlak döneminin tecrübesinin Dünya Bankası bir kitabını yayınladı.

Türkiye’nin dönüşümü diye bir kitap, 285 sayfa.

Tek tek, tek tek bu kitapta ne anlatılıyor? Türkiye’de o dönemde neler başarıldığı...

Bunu ellin adamı yazdı. Biz değil.

Her alanda finansta, alt yapıda, girişimcilikte, şehirlerde, refahta istihdamda neler yapıldığını, Türkiye mucizesi nasıl oluştu? Bu bunun kitabı.

Ve 20’den fazla ülke bizden talep etti. Dediler ki, ‘Biz sosyal devlet uygulamalarınızla ilgili sizden öğrenmek istiyoruz’

Hemen heyet gönderdik oraya. Gittiler bizim uyguladıklarımızı anlattılar.

Tabi her ülkenin şartı farklı olabilir. He ülkenin kültür yapısı, sosyal dokusu farklıdır. Bir ülkede uygulananı kopyalayıp yapıştırıp başka bir ülkede uygulayamazsınız ama yapılanlardan örnek alabilir, esinlenebilirsiniz.

20’den fazla ülkede gittik biz bunları anlattık.

Kız çocuklarının ilköğretime katılım oranını nasıl artırdığımızı, Türkiye’de mutlak yoksulluğu nasıl sıfırladığımızı Türkiye’de finans sistemini nasıl güçlendirdiğimizi ki 2008-2009’da bütün dünyanın finans sistemi allak bullak olmuşken bizim finans sistemimizin nasıl sapasağlam ayakta kaldığını, enflasyonu nasıl düşürdüğümüzü tek tek tek tek anlattık.

Ve bir bakıma model olan, ilham kaynağı olan bir ülke olarak bütün dünyada tescil edildik.

Ben buradan hem iktidara hem de ders alması gereken başka çevrelere bunu tavsiye ediyorum. Bir açıp okusunlar.

Bir dönemde Türkiye nasıl başarılı olmuş ve bu başarıyı demokrasiyle, insan haklarıyla, özgürlüklerle hukukla adaletle beraber bir ekonomik başarıyı nasıl elde etmiş? Bunu okusunlar.

Burada çok tecrübe var. Çünkü tarihten öğrenmek gerekiyor. İyisiyle kötüsüyle, iyi tecrübesiyle kötü tecrübesiyle tarihten ders almak gerekiyor.

Peki, sonra ne oldu? Bütün bu işleri yapan dürüst ve ehil kadrolar teker teker, teker teker uzaklaştı veya uzaklaştırıldı.

Kural bazlı yönetim terk edildi.

Hukuka saygı bir kenara itildi.

Demokrasiden çoğulcu demokrasiden tek karar verici sisteme doğru Türkiye devrildi.

En sonunda Beştepe mutlak yoksulluğu ülkeye tekrar geri getirdi.

Burada mutlak yoksulluğu silen bir ülke olarak kayıtlara geçmişken tekrar bu ülkede mutlak yoksulluğu hortlattı şu anki yönetim.

Sırf iş bilmezlik yüzünden, sırf zamanındaki başarıların sırrını sebebini anlamamaları, idrak etmemeleri yüzünden bu ülkede mutlak yoksulluk yeniden fırladı.

34 yılda yüksek seyreden enflasyonu 2 senede tek haneye indirmiştik. Bunlar 2 haneyi bırakın 3 haneli enflasyon yaşatıyorlar şu an ülkeye yahu.

Gerçekten yazık günah, içimiz parçalanıyor.

Ekonomimizi mahvettiler, perişan ettiler.

Biz enflasyonu hep düşük seviyede tutmanın mücadelesini verdik yıllarca. Nasıl? Bağımsız bir merkez bankasıyla.

Laf dinlemeye, doğruyu yapan bir merkez bankasıyla.

Çünkü Merkez Bankaları laf dinlemez yahu. Böyle bir şey yok.

Laf dinlemiyor diyor başkanı görevden alıyor. Peki, senin lafını dinledi de ne oldu? Ne oldu? Sonuç ne oldu?

Tek imzayla ülkeyi yönetmeye çalışıyorsun da 4 yıldır sonuç ne oldu?

Lafını dinleyen Merkez Bankasının ülkeyi nasıl bir felakete sürüklediğini işte gördük.

Enflasyonu nasıl hortlattığını gördük.

Milli paramızın değerini nasıl yerle bir ettiğini gördük.

Bu ülkenin kendi insanının, kendi gençlerimizin bu ülkeden kaçmak istedikleri bir ortama nasıl sürüklediğini gördük işte.

Sonuç ortada.

Biz hamdolsun bakın halkın cebinden kuruş çalmadık. Kimsenin alım gücünü sarsmadık.

Paradan 6 sıfırı biz attık. Onlar geldiler en az bir sıfır eklenmiş durumda paraya.

Döviz kurlarında yıllarca istikrar sağladık. Bıraktığımızda dolar kuru 2 lira 90 kuruştu arkadaşlar. Şu anda artık 18 liranın üzerinde.

190 milyar doları sata sata, sata sata tutmaya çalışıyorlar.

Bu dolar kuru döviz sata sata tutmaya çalıştıkları bir kur bakın. 190 milyar doları gizli saklı arka kapıdan satmasalar bugünkü kurun ne olacağını bilmek mümkün değil.

Türkiye’nin yıllarca biriktirilmiş yedek akçelerini, döviz rezervlerini sıfıra indirmek, rezervleri eksiye indirmek pahasına tutabildikleri kur bu 18 lira.

Düşünün ülkeyi nasıl bir riske sürüklediklerini düşünün.

Biz, 3 bin 500 dolardan aldığımız milli gelirimizi 12.500 dolara taşıdık.

Ayinesi iştir kişini lafa bakılmaz. Kim ne derse desin, o dönemle ilgili kim ne iddia ederse etsin rakamlar ortada yahu. Bakmayın siz boş konuşanlara. 3 bin 500 dolardan almışız 12.500 dolara taşımışız.

Bu iktidar da ne yapmış? Tek imzayla, bütün yetkiyi üzerine topladıktan sonra Cumhurbaşkanı indirmiş bunu 9.500 dolara.

Hesap ortada yahu. Hiç sağa sola lafı bükmeye gerek yok. Rakam ortada.

Bu rakam bütün dünyayla mukayese edilebilir. En önemli refah göstergesidir arkadaş.

Kişi başına düne milli gelir. Bitti.

Fazla mazeret üretmeye çalışmasınlar.

Ama şöyleydi de böyleydi de demesinler. Rakamlar ortada.

Devletin Hazinesini, Merkez Bankası’nı, rezervlerle, yedek akçelerle dolduran bizdik.

Ülkenin sağ cebini, sol cebini, ön cebini, arka cebini bütün hazinenin kasalarını, Merkez Bankası’nın kasalarını dolduran bizdik.

Uyguladığımız bankacılık politikalarıyla bankalarımızın bilançosunu sapasağlam hale gelmesini sağlayan bizdik.

Bu mirasyedi Beştepe, bu milletin 190 milyar dolarını cayır cayır hiç acımadan sattı yahu hiç acımadan. Ve gizli saklı.

Ya yaptığın doğruysa neden gizliyorsun, saklıyorsun?

Yaptığın doğruysa niye açıklamıyorsun ne yaptığını?

Ne kadar sattığını, kime sattığını, niye sattığını, kaça sattığını niye hala açıklamıyorsun?

Doğru hesaptan kaçar mı yahu.

Çık söyle. Evet, gerekiyordu ben şu miktarı şu günde sattım de.

Yok, gizli.

Söylemiyorlar.

Bizim dönemde 13 yılda toplam 8 milyar dolarlık Merkez Bankası müdahalesi var. 13 yılın toplamı 8 milyar, hepsi hala bugün Merkez Bankası’nın web sitesinde ilan edilmiş durumda. Gün, miktar hepsi ilan edilmiş durumda.

Bunlar 190 milyar doları apar topar satıyorlar çıt yok.

Ama hiç merak etmeyin arkadaşlar iktidara geldiğimiz gün ilk yapacağımız işlerden bir tanesi hemen o defterleri kitapları açıp onu milletimize göstereceğiz. Bakın ‘190 milyar doları şöyle çar çur etmişler’ diye ortaya koyacağız. Hiç merak etmeyin.

Yedek akçelerimizi bile tükettiler yahu. Merkez Bankasının bilançosundaki Türk lirası cinsinden yedek akçeler.

O damat döneminde ilk yaptılar, ertesi yıl bir daha yaptılar bir çırpıda yahu bir gecede sıfırlanır mı?

Böyle bir şey olur mu?

Tam bir mirasyedilik, tam bir hazıra konma.


Biz, Türkiye’yi dünyanın 21. Ekonomisini devraldık 16’ncılıpğa kadar yükselttik.

Beştepe ne yaptı. Tek imza yetkisini eline aldıktan sonra ülkeyi tekrar 21’inciliğe düşürdü.

Hesap ortada. Hiç lamı cimi yok bu işin. Hesap açık.

Dünyada 21’inciydik biz 16’ıncı yaptık, Beştepe aldı tek imza tek yetki indirdi tekrar bu ülkeyi 21’inciliğe. İlk 20’nin altına düştük. İlk 20’li ligin altına düştük. Küme düşürdüler, lig düşürdüler ülkeyi.

Ve tüm başarılara imza atarken hamdolsun boğazımızdan bir gram bile haram lokma geçmedi.

Çok şükür ekibimizle beraber o günkü bütün ekonomi kadromuzla beraber işte İbrahim Bey’de aramızda, bugün biz Türkiye’nin dört bir yanında alnımız açık balımız dik geziyorsak o günkü yaptıklarımızla ilgili her zaman hesap vermeye hazır olduğumuz için bugün rahat dolaşıyoruz.

Ama bakıyorum bazıları o kadar rahat değil.

Çok korkuyorlar, bu iktidar bir elimizden giderse ne yapacağız diyorlar.

Şimdiden bunun hazırlığını yapıyorlar görüyoruz.

İktidardakilerin bir kısmı da iktidara yakın olan çevreler de ilk seçimde bu iktidarın değişeceğini görüyorlar ve şimdiden kendileriyle ilgili bir çıkış planlaması yapıyorlar.

Nasıl bugünden emniyetli bir alan oluştururuz kendimize diye.

Ama bu iş o kadar kolay olmayacak. Çünkü günü geldiğinde bağımsız yargı kendi süreçlerini başlatır. Bizim bir şey yapmamıza gerek yok.

Her türlü denetimler olur. İdari denetimler olur, yasama denetimleri olur.

Dolayısıyla yapıtınız işin özü doğru olacak özü. Yaptığınız işin özü doğru olacak, açık olacaksınız, şeffaf olacaksınız her zaman da hesap vermeye açık bir şekilde ülkeyi yöneteceksiniz. Formül burada.

Başka sağ yollara, sol yollara çıkmaz yollara, çamurlu taşlı yollara eğer saparsanız kendinizi de bataklıkta bulursunuz ülkeyi de bataklığa sokarsınız. Şu anda ülkenin düştüğü durum bu. Bir çamurun bataklığın içerisine ülkeyi soktular.

Tertemiz beş şeritli otoban varken özgürlük yolu, adalet yolu hukuk yolu varken rasyonaliteyle ekonomiyi yönetim yolu varken tuttular ülkeyi çamurun içerisine soktular.

Bakın biz ne yaptıysak bu milletin özgürlüğü ve zenginliği için yaptık.

Yönetimde olduğumuz süre boyunca daima ama daima doğrunun mücadelesini verdik.

Milletin çıkarlarından 1 milim sapmadık. Hep bu milletin yarınlarını düşündük.

Hatırlıyorsunuz, “İnşaat mı, sanayi mi?” kavgası yaladık. Sayın Erdoğan ile benim aramdaki kavga. O günün arşivlerine bir bakın sayfalar dolusu haberler, televizyon haberleri bir tarafa onun fotoğrafını koyuyorlar bir tarafa benim fotoğrafımı. Hükümette kavga.

Niye?

İşte Babacan diyor ki’ Ya bu beton, taş toprak, bütün kaynaklar buraya gidiyor Yarın bu iş ülkeyi krize sokacak. Bizim halbuki yatırım yapmamız lazım, üretim yapmamız lazım, ihracat yapmamız lazım. Kaynakların buraya gitmesi lazım.’

Önce sanayi dedik, yatırım dedik, istihdam dedik, üretim dedik, ihracat dedik.

Önce çalışalım, üretelim, alnımızın teriyle, bileğimizin gücüyle hak edelim dedik ondan sonra hak ettiğimiz refah seviyesini yaşayalım dedik. Ondan sonra daha güzel konutlarla, ofislerle, AVM’lerle yapalım alış verişimizi dedik.

Ama bunlar ne yaptı? Ülkenin itibarının en yüksek olduğu dönemde, ülkenin çok düşük maliyetlerle dünyanın her yerinden bol bol kaynak bulduğu dönemde o kaynakları kısa sürede rant oluşturacak emsal değişikliğiyle rant oluşturacak projelere doğru yönelttiler.

Emsal değişikliğiyle olan rant biliyorsunuz bir kayıt dışı rant, vergi yok. Haksız hukuksuz bir rant. Neye göre paylaşıldığı belli olmayan bir rant.

Ve yolsuzluk ve rüşvetin en çok döndüğü alanlardan biridir o alanlar.

Biz bunun için mücadelesini verdik.

Fakat maalesef o rant ve gözü dönmüşlük o dönemde bizim verdiğimiz o mücadelede karşı cepheyi galip kıldı. Tabi ülkenin başbakanı da o cepheye geçince yapacağınız şey azalıyor.

İsrafın ve borçlanmanın çok hızlı arttığı dönemlerde biz açık açık çıktık, “Bu gidiş doğru değil. Yavaşlayın” dedik.

Tasarruf şart dedik.

Ne dedi? ‘İtibardan tasarruf olmaz’ dedi.

“Fren Ali” dediler bana. Çünkü kontrolümüzdeyse imzamıza dayanan bir şeyse izin vermedik. Ama başkasının imzasıyla yürüyen işlerse maalesef üzülerek izledik.

Bir yandan da feryat ettik bu feryadı da kamuoyu önünde yaptık. Bazıları diyor ya zamanında niye konuşmadın falan diye.

Açın bakın Allahtan korkun. O günün basın arşivlerini bir tarayın.

Hükümetin içinde olup da başbakan yardımcısı olup da devlet protokolünde 5. Sırada olup da bu kadar şiddetli eleştiri yapan bir Allah’ın kulu var mıydı o dönemde? Bakın yahu.

Şimdi bir yanıt daha vereyim. Zamanında Fren Ali’nin söylediklerine kulak verilseydi, bugün memleket el alemin 3-5 milyar dolarına muhtaç hale gelmezdi.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı ülke ülke gezip 3-5 milyar dolar için bazılarının önünde ilkelerden vazgeçmek zorunda kalmazdı. Bunu yapıyor şu an.

Bakın son dönemde Rusya ile neler dönüyor anlamıyoruz. Kapalı kapılar arkasında, gizli saklı karanlıkta neler yapılıyor bilmiyoruz.

Bu Akkuyu termik santraliyle olan son gelişmeler, Erdoğan’ın birden çark edip Esad ile görüşme arayışına girmesi, eş zamanlı olarak Merkez Bankasına giren ve kaynağı resmen açıklanmayan son 12 milyar dolar civarında bir rakam.

Bakın bunlar hangi pazarlıkta ne oldu ne bitti bilemiyoruz.

Özellikle bu Akkuyu Nükleer santraliyle alakalı ben buradan hükümeti uyarmak istiyorum.

Bakın eğer siz bu ülkenin çıkarlarını bu milletin bu devletin çıkarlarını 3-5 kuruşa değişip yanlış işler yapıyorsanız günü geldiğinde biz bunları açığa çıkarırız. Bu millete gösteririz.

Onun için çıksınlar açıklasınlar. Ne oluyor ne yapıyorsunuz yahu.

Burası kimsenin babasının tapulu mülkü değil.

Bu ülkeyi yönetmek sadece bir emanet emanet.

Bu millet size süresi sınırlı bir emanet vermiş. Sizin elinizdeki devlet yönetme erki bir emanet. Kendi şahsınıza ait bir şey değil. Bu emanet ruhuyla yönetmeniz lazım. ‘Nasıl olsa ilelebet ben bu işin başında olurum’ psikolojisiyle eğer bu işleri yapıyorsanız bu millet size en iyi cevabı seçimde verecek. Hiç merak etmeyin.

En iyi cevabı milletten alacaksınız.

Bakın arkadaşlar bugünkü tablo, şu içine düştüğümüz tablo milletin kaynaklarını hunharca çarçur edenlerin eseridir.

Ülke genelinde konut fiyatları patladı. Kiralar, satın alma fiyatları korkunç.

TÜİK’in açıkladığı resmi rakamlar bile korkunç. 2’ye, 3’e, 4’e katlayan fiyatlar söz konusu ülke genelinde.

Ve ciddi bir barınma krizi kapımızda şu an. En temel ihtiyaç değil mi? En önemli 3 ihtiyacı nedir insanın? Gıda giyim ve barınma. En önemli ihtiyaçtan birisi. Ve en önemli 3 ihtiyaçta da enflasyon patlamış durumda. Zam arkasına zam.

Gerçekten şu andaki durum kötü yönetimin eseridir.

Kiralar uçtu gitti. İnsanlar İstanbul’da artık birbirleriyle oda paylaşıyorlar. Bir dairenin mutfağını bir dairenin banyosunu paylaşıyorlar yaşayabilmek, hayatlarını devam ettirebilmek için.

Türkiye’yi 2022 yılında getirdikleri nokta bu.

Bakın, bizim ekonomi yönetiminin başında olduğumuz dönemde, orta gelirliler, muhitine göre 5-10 yıllık maaşlarının toplamıyla bir daire alabilme imkanına sahipler.

Şimdi hesap çok açık.

Ortalama bir dairenin fiyatı ne ve kaç aylık maaşı topladığınızda o daireyi satın alabiliyorsunuz. Çok temel bir ölçüdür. Dünyanın her yerinde temel bir ölçüdür.

5-10 yıl arası değişiyordu.

Aylık konut kredi faizlerini 0,6 olduğu dönemleri unutmayalım. O dönemlerde Sayın Erdoğan ne diyordu? ‘Yüksek faiz vatana ihanettir’ diyordu. Konut kredilerinin 0,6 olduğu dönemlerden bahsediyoruz.

E o günkü faizler vatana ihanetse bugünkü faizlerin tanımını ben yine kendisine soracağım. Kendisi bir isim koyusun.

Yüzde 0,6 konut faizinin olduğu dönemde faiz vatana ihanetse bugün sadece Kur Korumalı Mevduat hesabına ödediği 60 milyar liralık farkın adını kendisi koysun.

Açık.

Biz Sayın Erdoğan’ın konut paketleri açıklıyor ya o paketlere sığmayacak hayali gerçekleştirmiştik Türkiye’de.

Gerçekten kira öder gibi insanların ev sahibi olduğu bir dönemi yaşadı bu ülke. Bunlar hayal değil.

Lise çağlarındaki, üniversite çağlarındaki gençlerimiz o dönemde yaşları müsait olmadığı için o günleri hatırlamıyorlar. Bilmiyorlar. Onun için umutsuzlar.

Fakat bu ülkede bunlar gerçekleşti. Bu ülke bunları başardı.

Bu ülkenin kötü yönetim bedelini en büyük ödeyenlerden birisi de gençler, öğrenciler.

İşte şu an üniversite kayıt dönemindeyiz, değil mi?

Kaç ilde karşıma çıktı kaç ilde.

Son 1 ayda 17 ile gittim. Çok fazla sayıda ilçeye gittim. Her ilde ilçede karşıma çıkıyor. Eminim bütün il başkanlarımız kendi illerinde görüyorlardır.

‘Ben İstanbul’da Ankara’da üniversiteyi kazandım. İyi bir bölümü tutturdum puanım yetti ama ailemin beni bir büyükşehir de okutacak mali gücü yok dolayısıyla ben kayıt olamayacağım’ diye feryat eden kaç tane genç önümüzü kesti yollarda.

İnanın içimiz parçalanıyor yahu.

Bakın bu yıl 850 bin öğrenci üniversite sınavlarını kazandı. Örgün sistemdeki toplam öğrenci sayısı 3 milyon 800 bin.

Tüm Türkiye’deki yurt kapasitesi ne kadar 3 milyon 800 bine karşı, 700 bin KYK, 300 bin özel, toplam 1 milyon civarında.

Hesap ortada.

3 milyon 800 bin öğrenciye devleti özeli toplam 1 milyon yurt var.

Bu yetmiyor. Özellikle bazı şehirlerde kesinlikle yetmiyor. Bütün denge alt üst olmuş durumda.

Çünkü her ilde üniversite açacağım diye açtığı üniversitelerle reklam yapan hükümet o üniversitelerde okuyacak öğrencilerin kalacağı yurtlarla ilgili hesabını kitabını yapamamış durumda. Sorun burada.

Yeni üniversiteler tabi ki önemlidir ama hesap kitap yapmazsanız, o üniversitelerle beraber barınma planlaması yapmazsanız öğrenciler açıkta kalır.

Ve KYK çıkmayan KYK yurdunda yer bulamayan öğrencilerimizin çoğunun özel yurtlarda kalacak maddi imkânı da olmuyor.

İstanbul’da kiralar 5 bin liradan başlıyor, bir öğrenci evi. 10 bin, 15 bin...

Sadece İstanbul’da mı? Hayır.

Diyelim ki Ankara Üniversitesi’ne geldiniz.

Hukuk kazandınız, kamu yönetimi kazandınız veya iktisat bir bölümü kazandı gencimiz.

Kampüse en yakın Cebeci’deki bir dairenin kirası 4 bin liradan aşağı değil artık.

Diyelim ki ODTÜ. Mühendislik okuyacak öğrencimiz. Türkiye’nin en güzel üretimlerinden imzası olacak gencimizin. ODTÜ çevresinde 5 bin liranın altında kiralık bir yer bulmak çok zorlaştı bugün.

Enflasyonun, hayat pahalılığının sonuçları ortada.

Bu hükümet, en çok da öğrencileri yokluğa sürükledi en çok. Çünkü bu bahsettiğim 3 temel ihtiyaç var ya gıda, giyim ve barınma bu 3 ihtiyacın ortalama enflasyonu TÜİK’in açıkladığı kendi rakamlarına dahi baksanız 3 haneli artık. Yani TÜİK dahi ne kadar makyajlasa ne kadar üzerini örtmeye çalışsa konut fiyatlarındaki gıdadaki enflasyon TÜİK’in açıkladığı ortalama enflasyonun dahi çok çok üzerinde.

Ben, gençlere yaşatılan bu dramı içime sindiremiyorum arkadaşlar.

“Barınacak yer bulamıyoruz” diyen gençleri gördükçe kahroluyorum. Türkiye gençlerini açıkta bırakan bir ülke gerçekten olamaz yahu.

Sadece barınma mı? Enflasyonun en yüksek olduğu alan dediğim gibi. Gıda. Yeme içme.

Öğrencilerin bir kahve içmeye parasının yetmediği bir yokluk dönemi var şu anda.

Ya şöyle başlarını kaldıkları yurttan şöyle bir çıkarıp tekrar dönseler 100 liradan aşağı mümkün olmuyor bir genç için. Kolay değil.

Bu kriz ortamını öncelikle gençler için ortadan kaldırmanın mücadelesini vereceğiz.

Herkesin barınma hakkına sahip çıkacağız.

İnsanların konut sahibi olmasını kolaylaştıracağız. Önceliği de dar gelirli ailelere, şehit yakınlarına ve gazilerimize vereceğiz.

Kentsel yenilenme çalışmalarında, vatandaşlarımıza uygun koşullar ve yeteri kadar kira desteğini mutlaka sağlayacağız.

Özetle şöyle söyleyeyim arkadaşlar: DEVA Partisi iktidarında hiç kimseyi ama hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Biz bunların hepsini eylem planlarımızda taahhüt ettik ediyoruz. Bakın partimizi kurulduğumuz günden bu yana Türkiye’nin tüm ihtiyaçlarına yanıt verecek çok kapsamlı ve detaylı çalışmalar yaptık yapıyoruz.

DEVA Partisi’yle Türkiye siyasetine eylem planlarımızı armağan ettik. Eylem planlarımızın her birisi Türkiye için nefes borusudur.

Ayrıca siyasi hayatımıza eylem planları hazırlama geleneğini de biz kazandırmış olduk.

Bakın arkadaşlar bunlar gerçekten bugüne kadar 12 eylem planı oldu bugüne kadar Türkiye’de yapılmış işler değil. Siyasi partiler geleneksel olarak ne yaparlar? Bir konuda bir çalıştay yaparlar ve çalıştaya katılan insanların konuştuklarını derleyip yayınlarlar ‘çalıştay raporu’ diye. Peki içinden sen ne yapacaksın? Bakarız.

Veya bir alanda proje açıklarlar bir başka alanda daha açıklarlar ve seçilmiş bir aç alanda projelerle seçime giderler.

Biz öyle yapmıyoruz bakın. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyoruz. Her alanda ama her alanda korkmadan çözümlerimizi büyük bir cesaretle ortaya koyuyoruz.

Çünkü bazı konularda çözümü konuşmak o kadar kolay değil.

Yuvarlak ifadelerle konuşmaktan kolay bir şey yok. Ama biz somut çözümler ortaya koyuyoruz.

İşte en son 12 nolu eylem planımız sığınmacı sorununun çözümü ve düzensiz göçün önlenmesi eylem planı. Bununla ilgili diyebilirdik ki ya bu iş karışık iş, netameli, toplumsal hassasiyette çok yüksek biliyoruz. Dolaysıyla bu işle ilgili birkaç cümle sarf edelim günü gelince bakarız.

Biz böyle bir şey yapmadık. Tam 48 madde.

48 adımla ne yapacağımızı, nasıl çözeceğimizi bütün ayrıntılarıyla ortaya koyduk.

Dedik ki biz bunu yapacağız. Başka planı programı olan varda koysun ortaya.

Hükümetin zaten bir göç politikası yok. Sıfır. Tamamen rast gele. Her şey rast gele. Bir kişini keyfine bağlı.

Afganlar geliyor geçiyor yol hanı olduk. Sınırlar kevgire döndü. Suriyeliler geldi bir de vatandaşlık veriyorlar.

Kim veriyor vatandaşlığı?

Kendi bakanının açıklaması değil mi ‘211 bin Suriyeli vatandaş var’ dedi değil mi?

Bu vatandaşlığı veren kim? Bu kararı kim alıyor?

Tek bir imza ile Sayın Erdoğan alıyor.

Bugün Türkiye’de bu kadar çok sayıda Suriyeli vatandaş yapıldıysa bunun kararını veren tek kişidir.

Peki soruyoruz kriter nedir?

Kanunda açık yazıyor. ‘Sığınmacıların, korunma altındaki insanların vatandaşlığa başvuru hakkı yoktur’ diyor. Kanun maddesi o kadar açık yahu.

Buna rağmen tek imzayla vatandaşlık dağıtıyor.

Bakın bu işin bu işin kuralı, kriterleri olmalı. Şeffaf olmalı, açık olmalı. Eskiden Resmî Gazete ‘de yayınlanırdı bu işler. Şimdi yayınlanmıyor da

Tek imza atlıyor ve dosyada kalıyor.

E vatandaş olanlar 200 bin kişi olmayanlar yaklaşık olarak 4 milyon kişi ya da 3 milyon 800 neyse...

Peki diğerleri bakıyor ‘ya biz de yeterince beklersek yeterince burada durursak dönmezsek belki bize de bir gün tombala vurur. Belki Erdoğan bizim de altımıza imza atar bizi de vatandaş yapıverir’ diye geriye dönüş motivasyonunu azaltıyor bu uygulama.

‘Niye geriye döneyim biraz daha durayım biraz daha bekleyeyim’ diyor.

Bu çok yanlış bir uygulama. Biz göre hukuksuz çok sayıda hukukçu arkadaşımız var. Derinlemesine incelediler sığınma altındaki kişilerin vatandaşlık başvuru hakkı yok.

Ama bunlar hukuksuzluğa alıştığı için tek imzayı atıyor yapıyor. Peki, buna itiraz makamı neresi?

Danıştay.

Oralara güveniyor.

‘Haddine mi benim attığım imzayı geri çevirecek’ diyor.

İnanın hukuk olmadıktan sonra, kural bazlı bir yönetim anlayışı olmadıktan sonra bu ülkenin başı daha çok belalara girer. Çok.

Hukuk önemli ve herkes için gerekli.

12 nolu Eylem Planımızı açıkladık. 10 tane daha geliyor bunlardan. Her alanda yapıyoruz bunu.

Ve bunları yan yana koyduğumuzda bu 22 Eylem Planını Türkiye’deki her sorunun ama her sorunun nasıl çözüleceğiyle ilgili kapsamlı bir yol haritasını tamamlamış olacağız.

Türkiye’de bir ilk gerçekleştirmiş olacağız. Daha önce yapılan bir iş değil bu.

Devlet tarafında böyle bir detaylı çalışma şimdiye kadar olmadı.

Mesela yargı eylem planı açıkladık değil mi? 198 madde.

200 tane hukukçunun emeği var şurada.

Ben Avrupa Birliği Bakanlığı da yaptım. Avrupa Birliğinde yargı reformu projeleri olmuştur hep. Ama nedir? Kısmi.

Türkiye’yi böyle basamak basamak, basamak basamak ilerletmek için Avrupa Birliği’nin yaptığı, yaptırdığı projelerdi onlar.

En sonuncusunu biliyorsunuz geçen yıl 31 Mart’ta Cumhurbaşkanı açıkladı. Yargı eylem planı diye.

Bunun eline su dökemez ha bizim çalıştığımız eylem planının.

Eline su dökemez ayrı uygulama var mı? Sıfır.

Geçen sene 31 Mart’ta apar topar açıkladı. Biz dedik ki niye 31 Mart, niye hiç yoktan alel acele ortaya çıktı?

Meğer Avrupa Birliği’nden para gelecekmiş bu eylem planının bitmesi ve açıklanması da paranın ön şartıymış onun için apar topar 31 Mart’ta açıklamış Avrupa Birliğinden para aksamasın diye.

Ama inanmadan, başkasının soruyla yapınca bu sefer ne oluyor. Uygulama bulmuyor.

Biz hepsini memleketimiz için gerekli olduğu için yapıyoruz çalışıyoruz. Ve her adımı kuşatan bir eylem planı serisini inşallah çok yakın bir zamanda tamamlamış olacağız.

Değerli arkadaşlar değerli il başkanlarımız,

Sizler, teşkilatınızla birlikte, bu eylem planlarımızın şehirlerinizdeki sözcülerisiniz.

Türkiye’nin çözümlerini kendi bölgelerinizde anlatacak olan da sizler, kadrolarınız.

Sakın unutmayın değerli arkadaşlar,

Biz, damla logosunun altında hep beraber büyük bir değişime doğru koşuyoruz.

Onun için gece gündüz çalışıp iktidarımızın ilk 90 ve 360 gününe neler yapacağımızı da bütün detaylarıyla ortaya koyuyoruz.

Bu amaçla, eylem planlarımızı halkımızla paylaşıyoruz.

Kapı kapı, sokak sokak, dükkân dükkân hep beraber Türkiye’ye umut olacağız inşallah.

Görmezden gelinenleri iktidara taşıyanlar biz olacağız.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye, il il, ilçe ilçe, mahalle mahalle ülkemizi geziyoruz.

Geçtiğimiz 1 ay içinde, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon, Rize, Artvin, Muş, Ağrı, Van, Uşak, Denizli, Yozgat, Nevşehir, Niğde ve Aksaray illerimize gittim. Ankara ve İstanbul’un farklı ilçelerinde programlar yaptım.

Pek çok ilçede ve mahallede vatandaşlarımızı bizzat dinleme imkânı buldum.

Çünkü arkadaşlar; “Dinlemeyen bilemez, bilmeyen çözemez.”

Hep beraber dinlememiz gerekiyor.

Biz sokak sokak halkımızı dinlemek zorundayız. Çözümlerimizi de buna göre hazırlamak zorundayız.

Biz değerli arkadaşlar hep söylüyorum, çözümlerimiz cebimizde çantamızda iktidara doğru yürüyoruz.

Ve bunu biz başaracağız. DEVA karoları olarak biz başaracağız.

Başka bir alternatifi yok bu ülkenin bakın açık söylüyorum.

Bizim çözümlerimizle bu ülke kriz ortamından çıkacak. Bizim çözümlerimizle bu ülke her alandaki sorunlarına çare bulacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Partimiz büyüdükçe, etki alanımız genişledikçe, kıskananlar çoğalıyor. Engelleme çabaları yoğunlaşıyor.

Bakın geçen Denizli’de yaşadık. Gerçekten ibretlik yahu.

Bizim yerel bir kanalda canlı yayınımız var. Stüdyo da meğerse AK Parti’nin İl binasının olduğu aynı binadaymış. Üstteki bir iki kat AK Parti’nin Denizli İl Başkanlığı bizim canlı yayın yapacağımız stüdyo da alt katta.

Vardık bir patırtı gürültü. Sloganlar şunlar bunlar... Gürültü ama yani... Kuru gürültü başka bir şey de yok.

Canlı yayına girdik üst kattan tepiniyorlar. Ne ki ‘canlı yayında tepinme sesleri çıksın. Canlı yayında sloganlar azıcık duyulsun’ diye.

Ya dedim bir zamanların AK Partisi bir zamanların Erdoğan’ı ya siz bu hale mi düştünüz? Dedim kendi kendime.

Ya dedim eğer canlı yayında bir üst katta tepinmeyle bizim sesimizi kısacak ve bizi engellemeyi düşünecek kadar artık izanınızı kaybettiyseniz diyecek bir şey yok. Bu iş bitmiş zaten.

Zaten Denizli’deki vatandaşlarımızda o işin faturasını hemen o gece kesti. Denizli’de işi bitirdik ben söyleyeyim o olaydan sonra.

Daha doğrusu kendileri kendiişlerini bitirdi.

Neyse biz doğru bildiğimiz yoldan yürüyeceğiz zaten halkımız açık açık görüyor.

Bakın Gaziantep’te, Gebze’de ve Yozgat’ta yaptığımız muhteşem mitingler gerçekleştirdik. Ben bu vesile ile Gaziantep İl Başkanımız Ertuğrul Bey’e, Kocaeli İl Başkanımız Âdem Bey’e, Yozgat İl Başkanımız İsmail Bey’e ve tüm kadrolarına tekrar teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Bu mitinglerin her birisi ‘yapamazlar beceremezler’ dedikleri mitinglerdi. Her birisi farklı şekillerde formatlarda engellenmeye çalışılan mitinglerdi.

Ama çok şükür alnımızın akıyla vatandaşlarımızın yoğun ilgi ve desteği ile büyük başarılara imayı attık hamdolsun.

Ama birilerini de çok ciddi şekilde rahatsız etti. Hepsini biliyoruz. Korkunç rahatsızlar bu işten.

Bakın Karaman il başkanımıza yapılan saldırı bu rahatsızlığın, kıskançlığın tezahüründen başka bir şey değil.

İnanın tek sebep bu. Sindiremiyorlar. Hazmedemiyorlar. Ben Karaman İl Başkanımıza yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyorum.

Sorumluların yargı önünde hesap vermesi için konunun çok yakın takipçisi olacağız.

Sonuna kadar bu işi takip edeceğiz.

Ama hukuk içinde yargı mücadelemizi vereceğiz.

Çünkü hukuk devletine yakışan budur. Hukuka saygılı davranış budur.

Gerçekten arkadaşlar bakın Şu Bahçeli’nin bugüne kadar, bu ülkeye zerre kadar faydası oldu mu yahu. Bir düşünün zihninizden şöyle bir geçirin.

Evet, şöyle bir eseri var, şöyle bir şey kazandırdı.

Tek bir tuğlası yok yahu tek bir tuğlası.

Ortağı olduğu her hükümet ülkeyi kriz ardına krize soktu. 2001’de bu büyük felaketi ekonomik krizi yaşadığımızda da o hükümetin ortağıydı. Bugün de yine belki son 20 yılın en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz yine hükümetin ortağı.

O yüzden krizlerin ortağı diyoruz zaten.

Siyasette her zaman nefretin ve öfke dilinin temsilcisi oldu. Siyasal şiddetin temsilcisi oldu.

Yazık... Gerçekten çok yazık.

Biz bu konuyu milletimize havale ediyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar, tekraren ifade etmek isterim ki;

Biz bu seçimlere, kendi adımızla sanımızla, kendi şanımızla namımızla ve eylem planlarımızı çantamıza cebimize koyup öyle gireceğiz.

Vatandaşlarımız mührü DEVA’nın damlasına evet şeklinde tercih şeklinde vuracak.

DEVA’nın damlası da seçime damgayı vuracak inşallah.

Bakın arkadaşlar ya başaracağız ya da başaracağız. Başka bir seçeneğimiz yok. İnanan ülkenin başka bir seçeneği yok.

Bu sadece DEVA Partisi meselesi değil. Bu bir Türkiye meselesi.

Çünkü artık bizim başarımız, DEVA’nın başarısı eşittir Türkiye’nin başarısı.

Bu sorumlulukla ve bunu çok iyi bilerek anlayarak seçime kadarki süreci çok dikkatli bir şekilde ve yoğun bir çalışma tablosuyla hep beraber götürmek zorundayız.

Seçimin ertesi günü gazete manşetlerinde yazacak şu; “AK Parti’ye veda, Türkiye’ye DEVA” Bunu yazacaklar inşallah.

Ben bu arada hala AK Partili olup da gönül bağını bitiren, hala oralarda görüp de aklıyla, gönlüyle vicdanıyla aslında kendini oralarda görmeyen milyonların olduğunu gayet iyi biliyorum.

Biz o vatandaşlarımızı gayet iyi anlıyoruz, kadrodaki arkadaşları da çok iyi anlıyoruz.

Bakın milletvekilleri dahil, pek çok milletvekili dahil pek çok kadrodaki insanın farklı duygularla hala oralarda görünseler de önemli bir kısmının gönül ve zihin bağının çoktan kopmuş olduğunu görüyoruz.

Bunu inşallah seçimlerde çok daha somut bir şekilde seçim sonuçlarıyla hep beraber Türkiye’de tescil etmiş olacağız.

Hep beraber görünecek bu.

Çünkü bizim insanlarımızın vicdanı çok engin. Bizim insanımız çok basiretli. Bizim insanımızın nihai kararı şöyle geçmişe bakın, nihai kararı hep doğru karar olmuştur.

Onun için bütün bu çalışmalarda biz milletimize güveniyoruz.

Ve inşallah bu değişim, Türkiye’nin hayrına olacak.

Bize güvenen insanlara mahcup olmayacağız.

Yüzünü DEVA’nın damlasına dönen tek bir emeklinin, tek bir işçinin, tek bir memurun, tek bir öğrencinin, tek bir kadının, tek bir esnafın, tek bir çiftçinin bile beklentisini boşa çıkarmayacağız.

Siyaset yaparken asla “Oldum” demeyeceğiz. Daima dinleyerek ve öğrenerek ilerleyeceğiz. Bu anlayışla çalışacağız.

Değerli arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi bu hafta, Genel Merkezimizin koordinasyonunda;

DEVA Partililer olarak üniversite haftamız. Bu hafta kayıtlar var, öğrencilerimiz yoğun bir şekilde üniversite kampüslerini tanıyorlar üniversiteleriyle tanışıyorlar. Dolayısıyla gençler nerede vatandaşlar nerede biz oradayız diyoruz ya vatandaşlarımız parktaysa DEVA parkta, vatandaşlarımız tarlada bahçedeyse DEVA tarlada. Gençlerimiz üniversitelerdeyse kampüslerdeyse biz de yine gençlerle beraberiz bu hafta.

Zorlu ama bir o kadar da kutlu bir yoldayız hep beraber.

Saha çalışmalarımız çok önemli.

Hafta hafta yaptığımız etkinliklerin yoğun bir katılımla ve tüm Türkiye sathında yapılması çok çok kıymetli.

Bizim niyetimiz temiz ve hedefimizin halis bir hedef olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Açık ve şeffaf bir şekilde tüm ülke için tüm vatandaşlarımız için biz özgürlük diyoruz herkes için adalet diyoruz.

Herkes için hukuk diyoruz.

Herkes için refah diyoruz.

*****

Bu kutlu yolda hepimizin yolu açık olsun.

Hepinizin çalışmalarında Allah yardımcımız olsun diyorum.

Ve bütün il başkanlarımıza ve il başkanlarımız şahsında tüm DEVA teşkilatına gönül dolusu sevgilerimi selamlarımı iletiyorum.

İl başkanları toplantımızın da hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sağ olun.

18 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Niğde İl Başkalığı Açılış Konuşması

Genel Başkanımız Ali Babacan'ın Niğde İl Başkanlığı Binası Açılışındaki Konuşması

DEVA Partisi’nin çok kıymetli genel merkez kurul üyeleri,

Değerli Niğde İl Başkanımız,

Değerli ilçe başkanlarımız,

Değerli teşkilat mensuplarımız,

Sivil toplum kuruluşlarımızın, meslek örgütlerimizin, siyasi partilerin çok değerli temsilcileri,

Değerli Niğdeli hemşerilerimiz,

Değerli basın mensupları,

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum Niğde İl Başkanlığımızın hizmet binasının açılış törenine hoş geldiniz diyorum.

Bugün sizlerle beraber sadece bir siyasi partinin hizmet binasını açmıyoruz.

Burada Niğde’nin merkezinde bir demokrasi merkezi açıyoruz.

Bir atılım merkezi açıyoruz.

DEVA Partisi kuruluşunun üzerinden henüz 2 buçuk yıl geçmiş olan bir parti.

2 buçuk yaşındayız.

Buna rağmen Türkiye’nin 81 ilinde il başkanlarımız görevinin başında. 720 ilçede ilçe başkanlarımız görevinin başında çok şükür.

Damla damla büyüyoruz.

Türkiye’de tüm vatan sathında DEVA’nın bayrakları, kendi milli bayrağımız dalgalanıyor çok şükür.

Çok güzel bir teşkilat kurduk.

Siyasete yeni başlayan bizimle ilk defa siyasete adım atan arkadaşlarımız çok sayıda.

Ama daha önce siyaset yapmış, siyaseti kirletmemiş, siyasetin kirletmediği arkadaşlarımızla da beraber yol yürüyoruz.

Hep beraber daha güzel yarınlara doğru çok daha güçlü bir Türkiye’ye doğru omuz omuza yürüyoruz.

Ülkemiz çok büyük bir ülke. 84 milyon nüfusuyla Avrupa’nın en büyük nüfusu bizde.

Avrupa’nın en genç nüfusu bizde.

Avrupa’nın en büyük tarım arazileri bizde.

Avrupa’nın en büyük toprakları bizde.

Fakat maalesef varlık içerisinde yokluk yaşıyoruz.

En temel gıda ürünlerini dışardan ithal etmek zorunda kaldık.

En temel ürünleri artık çiftçimiz üretmiyor.

Diyor ki ben ürettikçe zarar ediyorum.

Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız ‘ne kadar çok üretirsem o kadar çok zarar ediyorum’ diyor.

Kaç tane çiftçimizden kaç tane üreticimizden bunu duydum.

Süt üreticileri besledikleri hayvanların sayısını azaltmaya başladılar.

‘Kesiyorum, satıyorum’ diyor.

Yarın bu ülke nasıl buğday ithal etmek zorunda kaldıysa nasıl et ithal etmek zorunda kaldıysa yarın süt ve süt tozu da ithal etmek zorunda kalacak.

Bundan korkuyoruz inanın yahu.

Bunun tek bir nedeni var. Kötü yönetim kötü. Başka bir sebebi yok.

Gerçekten ülkemiz iyi yönetilmiyor.

Her alanda sorunlarımız büyüyor.

Şu anda tarımda, hayvancılıkta yakın tarihimizin en zor dönemini yaşıyor bu güzel ülkemiz.

Gençlerimiz artık tarımla uğraşmak istemiyor.

Türkiye’de topraklar boş kalıyor.

Çiftçimiz diyor ki ‘Oğlum, kızım sen şehre git kendini kurtar’ diyor.

Peki, her çiftçimiz bunu deyince yarın bu Avrupa’nın en büyük tarım arazileri boşalınca ülkemiz daha fazla daha fazla ithalat yapmak zorunda kalınca bu ülkeye yazık olmayacak mı yahu?

İnanın içimiz kan ağlıyor. Yazıktır.

Bir tarım politikamız yok tarım politikamız.

Bu hükümetin şu anda bir tarım politikası yok.

Tarım politikası olmayan bir ülke olamaz.

Hele hele Avrupa’nın en büyük tarım arazilerine sahip olan bir ülkenin tarım politikası olmadan yürümesi mümkün değil.

Şu anda bu ülkenin bir göç politikası yok.

Elini kolunu sallaya sallaya milyonlarca insan girdi bu ülkeye yahu.

Bir de vatandaşlık veriyorlar vatandaşlık.

Tek imzayla. Tek imzayla vatandaşlık veriyorlar.

İlgili bakan söylüyor. 200 bin Suriyeliyi vatandaş yaptık diyor.

Ya bizim mevzuatımıza göre geçici koruma altındaki insanların vatandaşlık için başvuru hakkı bile yok. 

Ben buradan soruyorum; O tek imzayla Resmî Gazete ’de tek imzayla 200 bin Suriyeliyi vatandaş yapan Erdoğan’a buradan soruyorum; Sen bu vatandaşlıkları niye veriyorsun? Hangi kritere göre veriyorsun?

Bilmiyor musun ki 200 bin Suriyeliye vatandaşlığı verince diğerleri ne diyecek?  ‘Ya bizde biraz bekleyelim. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kıymetli bir şey. Biz de biraz daha bekleyelim, bekleyelim belki bize de sıra gelir’ diyecekler.

Geri dönüşleriyle ilgili motivasyonlarını kırıyorlar şu anda ülkemizde yaşayan Suriyelilerin.

Biz bu meseleye dün açıkladığımız çok kapsamlı bir eylem planıyla cevap verdik.

Bu işin nasıl yönetilmesi gerektiğini bütün maddeleriyle tam 48 maddelik bir eylem planıyla anlattık.

Bizim açıkladığımız eylem planı aynı zamanda hükümete nasihattir.

‘Bakın bugün bunları hemen yapmaya başlarsanız ülkedeki bu sorunu hemen çözmeye başlayabilirsiniz’ demektir aynı zamanda.

Yoksa seçimlerden aylar önce biz bunu neden açıklıyoruz?

Seçimlerden sonra ilk gün, iş başına gelir gelmez biz bunları yapacağız diyoruz.

Ama aynı zamanda bu açıkladıklarımızdan bir kopya da hükümete gönderiyoruz.

Bayramdan önce tam 11 tane eylem planımızdan paket yaptık. 800 tane gönderdik.

Bütün milletvekillerine, bütün bakanlara, bütün partilerin genel başkanlarına genel başkan yardımcılarına, bakan yardımcılarına.

Dedik ki yahu alın biraz açın okuyun.

Bilmiyorsanız öğrenin.

Ha bu eylem planlarında yanlış bir şey varsa bize söyleyin düzeltiriz. Daha seçime var.

‘Eksiğimiz varsa da tamamlarız’ dedik.

Her konuda ama her konuda açıkladık ne yapacağımızı.

Ne yapılması gerektiğini açıkladık.

‘Seçimi de beklemeden bugün hemen isterse yapabilir bu hükümet yapabilir isterse bunu’ dedik.

Tarım konusunda ilk eylem planımızdır bakın. İlk adımı toprağa attık.

56 maddelik eylem planı açıkladık.

56 maddeyi saysam sabaha kadar buradayız.

Ama birkaç önemli maddeyi söyleyeyim. Tarımla ilgili ne yapacağız?

Hükümet duysun bugün yapsın. Yapmasına bir engel yok bakın.

Ama biz gelince yapacağız diyoruz.

Ne yapacağız? 

‘Şu gübre masrafı var ya gübre masrafı, gübre masrafının yarısını devlet ödeyecek’ diyoruz.

Yem. ‘Yem maliyetinin tam yarısını devlet ödeyecek’ diyoruz.

Tarımsal destekler. ‘Daha ekim dikim olduğu anda rakamlar açıklanacak, hasatla beraber derhal ödenecek’ diyoruz.

Biliyorsunuz şu anda ekiliyor, biçiliyor hasat döneminde rakam açıklanıyor 1 sene sonra ödeniyor.

Biz hemen o sene ödeyeceğiz diyoruz.

‘Çiftçiye özel indirimli elektrik fiyatı uygulayacağız’ diyoruz.

‘Çiftçinin kullandığı mazotta vergi olmayacak’ diyoruz.

‘Eski borçları faizlerini sileceğiz, donduracağız. 2 yıl ödemesiz uzun vadeye yayacağız. Çiftçinin sırtındaki şu borç yükünü bir kenara koyacağız’ diyoruz.

Üzerine ilave kredi açacağız diyoruz ki çarkları dönsün çiftçimizin.

Sulama. En önemli konu. ‘Türkiye’deki bütün sulama projelerinin hepsini iktidarımızın ilk 5 yılında tamamlayacağız’ diyoruz.

‘Barajlar, göletler, isale hatları, kapalı basınçlı sistem su dağıtım kanalları, damlama, yağmurlama sistemli sulama. Tamamı ama tamamı ilk 5 yılda tamamlayacağız’ diyoruz.

Çünkü toprağa su gidince çiftçiler var aramızda görüyorum. Toprağa su gidince verin en az 2’ye 3’e katlıyor. Çiftçimizin yüzü gülüyor.

Toprağa su gidecek ki gençler çiftçiliği kendine meslek edinsin. 

Toprağa su gidecek ki bu ülkenin yarınları ayağa kalksın.

Toprağa su gidecek ki bu ülkede tarım ölmesin, hayvancılık ölmesin.

Bunun yolu buradan geçiyor.

Ben bunları anlatınca diyorlar ki ‘kaynak nerede?’

Bende diyorum ki ya bir dakika bir dakika dur.

Kaynak bizim işimiz. Hemen anlatayım kaynak nerede.

Bugün tarımsal bütçe, tarımsal destek bütçesi ne kadar biliyor musunuz?

Ek bütçe dahil.

Çiftçiye verilen bütün destekler bu yılın bütçesinde.

40 milyar TL.

Peki aynı bütçede faize ödenen rakam ne kadar biliyor musunuz?

Tam 400 milyar TL 400 milyar. Eski parayla 400 kentilyon.

Rakama bakın yahu.  10 misli, 10 misli.

Bunun içinde o kur korumalı mevduata verdikleri rakamlar var ya bu yıl 60 milyar verdiler o da içinde ha.

Kur korumalı mevduat başladı başlayalı 60 milyar lira sadece kur farkı ödediler bakın. Bu yıl.

60 milyar.

Daha hangi aydayız? Ağustos ayındayız.

Ne zamanın parası ödendi? Temmuzun parası ödendi.

Temmuzun sonuna kadar sadece kur korumalı mevduat hesaplarına ödenen kur farkı 60 milyarı buldu yahu 60 milyar.

Rakama bakın siz.

Tarıma 1 yılın tamamında 40 milyar veriyor sadece kur korumalı mevduat hesabında kur farkı 60 milyar veriyor.

Hesap ortada. Peki, siz bu parayı kime veriyorsunuz? Faizi kime veriyorsunuz? Kur korumalı mevduatta farkı kime veriyorsunuz?

Zaten parası olana veriyorsun değil mi? Zengine veriyorsun.

Zaten parası olana üzerine bir de para veriyor.

Çiftçinin en çok ihtiyaç duyduğu dönemde destek olarak topu topu 40 milyarlık bütçe ayırıyor.

Bu ülkede tabi ki tarım sıkışır tabi ki çiftçimiz zor günler yaşar.

Hesap ortada.

Bir de evvelsi gün ne demiş?

‘Milli paramızı kura endeksledik’ demiş. Artık kura endeksli bir milli paramız var.

Ya elin parasına endeksli milli para olur mu yahu.

Elin dolarına, Euro’suna banka hesabına endeksledim diyorsun sonra milli para demekle övünüyorsun.

Peki, sen bankada parası olanın parasını kura endeksledin de bizim emeklimizin maaşını niye endekslemedin?

Bizim emeklimizin aldığı maaş milli para değil mi?

Türk lirası almıyor mu bizim emeklimiz?

Onu niye endekslemiyorsun?

Peki ‘emekli maaşını milli parayla ödüyorum onu da kura endeksledim’ de. Göreyim hadi.

Asgari ücreti de kura endeksle.

Asgari ücretli bizim milli paramızla almıyor mu maaş olarak?

Bir de bununla övünüyor yahu.

Hayret ediyorum gerçekten hayret ediyorum yahu.

Bu kadar hesap bilmezlik olmaz.

Ekonomistim diyor alanım ekonomi diyor. İşte hesap bu.

Sen memurun maaşını, emekli maaşını asgari ücrete, kura endeksledin mi ki milletin bankadaki parasını kura endeksliyorsun yahu.

Diploma varmış öyle diyorlar. Onu ben bilmiyorum

Niğde bu işi çözmüş.  Bizim Niğde’de fazla mesai yapmamıza gerek yok. Niğde bunları birbirine anlattı mı bitmiş bu iş tamam.

Niğde tabi hesap biliyor.

Vallahi biz Ankara’dan biliyoruz. Ankara’daki işini bilen ne kadar esnaf ne kadar tüccar varsa hep Niğdeli yani.

Biz Çıkrıkçılarda da ticaret yaptık, sitelerde de ticaret yaptık işini hep en iyi bilenler Niğdeliydi yani.

Niğdeli hesabını biliyor.

Onun için ‘bu hükümetin yanlış hesap Bağdat’tan döner’ derler ya kadar uzağa gitmeye gerek yok.

Şu andaki hükümetin Beştepe’nin hesabı Niğde’den dönüyor burada ben onu gördüm.

Ya gerçekten çok üzülüyoruz. Çok üzülüyoruz yahu.

Hadi bu işleri hiç yapmamış olsak, bu ülkenin ekonomisini tam 11 yıl yönetmemiş olsak deriz ki ya herhalde vardır bir sebebi.

Şimdi öyle anlatıyorlar ya dünyanın her yerinde enflasyon var diyorlar.

Biz de hop diyoruz ya bir dakika.

Dünyanın her yerinde enflasyon var da bu kadar yüksek enflasyon yok hiçbir yerde yahu.

İşte Amerika’da enflasyon belli. Yüzde 8,5.

Rusya savaşın ortasında yüzde 15 enflasyon var.

Almanya’ya geliyorsun yüzde 7 küsur...

Asya’ya gittiğinde daha düşüyor. Bugün Kore’de Japonya’da enflasyon yüzde 2 küsur.

2 küsure çıktı diye panik oluyorlar endişeleniyorlar biz bu enflasyonu ne yapacağız diye.

Ya bizim yüzde 2 enflasyon günlük yaşadığımız bir şey yani.

Günlük ha 2 enflasyon dediğimiz bir şey.

Adamlar 1 yılda yüzde 2 enflasyon yaşadık diye panik oluyorlar, enflasyonla mücadele programları açıklıyorlar.

Şu an bizim TÜİK’in açıkladığı uydurma enflasyon yüzde 80’e dayandı.

Gerçek enflasyon yüzde 200’e dayandı.

Burada alışveriş yapan bütün vatandaşlarımız bunu biliyor.

Şuradaki kırtasiyeci arkadaşımıza soralım. İşte oraya topları asmış okul çantalarını asmış.

Geçen sene 100 liraydı da 180 lira mı oldu?

Değil.

Geçen sene 100 liraysa bu sene 300 lira. Cevap geliyor işte.

Geçen sene 100 liraysa bu sene 300 liraysa enflasyon kaç? Niğde hesap biliyor değil mi?

Yüzde 200 oluyor değil mi?

Yani 100 ise üzerine 200 enflasyon geliyor 100 ise 300 oluyor. 3 katına çıkıyor.

Hesap bu. Hesap ortada.

120 lira olan top 330 lira oldu hesap ortada ortada.

Niğde hesap biliyor. Hesabı bilmeyen neresi?

Beştepe.

Hesap bilmeyen orası.

Bugün faizi düşürmüş Merkez Bankası. Maşallah.

Ya Merkez Bankasının faizi hangi faiz biliyor musunuz?

Bankalara verdiği faiz. Bankalara borç verdiği faiz.

Siz bankalardan borç alığınız faiz indi mi onu haber verin yahu.

Piyasa faizi o.

Aradaki farkı banka kazanıyor. Şu anda dikkat ederseniz bankalar mutlu.

Son dönemde hiç kazanmadıkları parayı kazanıyorlar.

Merkez Bankasından 14 ile şimdi 13 ile alıyorlar yüzde 30 ile 35 ile 40 ile piyasaya satıyorlar.

O da tabi kredi alabilirsen. Herkese kredi yok.

Çünkü bu hükümetin anlamadığı şu; faiz talimatla düşmez. Faiz ancak ve ancak güvenle düşer güvenle.

Bunu anlamıyorlar yahu.

Bu arkadaşınız Hazineden Sorumlu bakan olarak göreve başladığı gün Türkiye Cumhuriyeti hazinesi yüzde 66 faizle borçlanıyordu.

Biz bunu indirdik indirdik indirdik yüzde 4,6’ya.

Enflasyonun tek haneli olduğu, faizin tek haneli olduğu dönemde ne diyordu?

‘Yüksek faiz vatana ihanettir’ diyordu.

‘Yüksek faiz sebep yüksek enflasyon sonuç’ diyordu.

Ne oldu?

Son 4 yıldır tek imza yetkisi elinde mi?

200 bin Suriyeliyi basmış imzayı vatandaş yapmış mı? Yapmış.

Tek yetki elinde.

Peki o imzayla niye şu piyasanın faizini düşüremiyor?

O imzayla neden faizi düşüremiyor.

Çünkü enflasyon da faiz de güvenle düşüyor güvenle.

Bu ülkede 34 yıl enflasyon çift hane gitmiş.

Rahmetli Özal biliyorsunuz bu dövize çevrilebilir hesap diye bir hesap vardı eskiden. 1970’lerde...

Aynı bugünkü kur korumalı mevduata benziyor.

Yıllarca o zaman enflasyon düşmüyor.

1986 yılında rahmetli diyor ki ‘biz bu dövize çevrilebilir mevduat hesabını durduracağız’ diyor.

‘Gençlere nasihatimdir bir daha bu ülkeyi böyle yanlış yollara sokmayın’ diyor. 

‘Eğer yıllarca bu ülkede enflasyon yüksek seyrettiyse bu enflasyonun sebebi bu dövize çevrilebilir mevduat hesabı olmuştur’ diyor.

‘Çünkü kur farkını ödemek için Merkez Bankası habire para basmıştır. Onun için enflasyon düşmemiştir’ diyor.

Hatta bir ifade kullanıyor dövize çevrilebilir mevduat hesabı için bugünkü kur korumalı mevduata çok benziyor, rahmetlinin ifadesi; ‘bu dövize çevrilebilir mevduat hesapları kendini uyanık zannedenlerin dalaveresidir’ diyor.

Özal’ın ifadesi bu.

Ve o gün bitiriyor bu işi.

Ya ta 70 model bir tavşanı şapkadan çıkarıyorlar yeni bir buluş gibi ekonomiyi bununla kurtaracaklarını zannediyorlar.

Vay yavrum vay.

Ya biraz aç öğren ya.

Biraz yaşayanlara sor.

Ya Ali Babacan sen zamanında bu enflasyonu tek haneye nasıl düşürmüştün?

Paradan altı sıfırı nasıl atmıştın hatırlat bana der değil mi?

Bilmiyor bilmiyor. Bilmediğini de bilmiyor. Biliyorum zannediyor. Sorun oradan kaynaklanıyor.

Ya bizim atasözümüz değil mi? Bu toprakların sözü. Ne demişler? Bin biliyorsan bir bilene sor demişler.

Bakın biz bu ülkede temerrüt riski, iflas riski yükselince yaklaşık bundan 2 ay önce hemen bir basın toplantısı yaptık.

Dedik ki; ‘Bakın Türkiye’yi bu temerrüt uçurumundan döndürmenin, bu kötü gidişi durdurmanın bir yolu var.  Burada hükmetme tavsiye ediyoruz. Hemen ama hemen şu Merkez Bankası’nın yönetimi bir değiştirin.  Ehil ve dürüst insanları koyun. Dönün bir de şu TÜİK’in yönetimini değiştirin.  Ehil ve dürüst insanları koyun.  Ama iki kurumdan da elinizi çekin.’

Çünkü bu iki kurum da bağımsız çalışması gerekiyor yahu.

Oradaki teknik kapasite ile çalışması gerekiyor.

TÜİK bağımsız çalışacak ki gerçek enflasyonu söylesin.

TÜİK bağımsız çalışacak ki hükümetin etkisi altında kalmadan ülkenin gerçek rakamlarını açıklasın.

Talimatla iş yaptığında TÜİK doğruyu söylemiyor. Hükümetin işine gelen rakamları açıklıyor hep.

Merkez Bankası ne zamanki bağımsız oldu, bu ülkede enflasyon o zaman düştü.

Demek ki bağımsız olunca enflasyon düşüyormuş. Biz bunu yaşadık.

Milli paramızın değerini korumak için çalışan bir teknik ekibe ihtiyaç var.

Aksi halde hükümetler sıkıştıkça Merkez Bankasına talimatı veriyor karşılıksız parayı bastırıyor. Bunu yaşamış bu ülke defalarca.

Dünyada pek çok ülke yaşamış bunu.

Hatayı tekrar etmenin anlamı yok yahu.

Tarihten ders almazsan tarih tekrar eder. Ama tarihten ders alacaksın kendi ülkenin tarihinden ders alacaksın.

Ama inşallah evelallah her ne kadar ülkemizin bu kadar büyük sorunları olursa da olsun bunların çözümü de inanın bir o kadar kolay. Bir o kadar kolay.

Çünkü çözüm güvenden geçiyor güvenden.

Güven ortamını oluşturduğunuz anda bu ülkenin sorunları çok hızlı bir şekilde çözülür.

İnanın enflasyon da düşer faiz de düşer. Piyasa faizi de düşer.

Peki güveni nasıl oluşturacağız güveni?

Gençler bazen bana soruyor. Diyorlar ki ‘başkanım bu güven nasıl oluşur bir anlat bize’ diyorlar.

Bende diyorum ki gençler 1 dakika da 8 madde de size özetleyim.

Güven nasıl oluşur?

  • Konuşunca doğruyu söyleyeceksin. Yani Merkez Bankası’na TÜİK’e yalan rakamlar açıklatmayacaksın.
  • Söz verice tutacaksın.
  • Emanete hıyanet etmeyeceksin. Devlet yönetimi bir emanet. Kimsenin tapulu mülkü değil, kimsenin babasından da miras kalmadı ya. Orası bir emanet. Emanete dikkat edeceksin.
  • Her zaman hukukla adaletle hareket edeceksin. Devletin varlık sebebi adalet adalet. Adalet sadece yargının hızlı ve düzgün işlemesi değil. Adalet aynı zamanda sosyal adalet. Adalet aynı zamanda fırsat eşitliği. Gençler işe girerken fırsat eşitliği. Esnafımız iş yaparken fırsat eşitliği.
  • Ehliyetli liyakatli kadrolarla çalışacaksın. Dürüst ve ehil insanları göreve getireceksin devlet kademelerinde.
  • Hiçbir zaman istişareden vazgeçmeyeceksin. Her kararını istişareyle alacaksın. Güven ancak böyle oluşur.
  • Devlet yönetiyorsan şeffaf olacaksın, açık olacaksın. Merkez Bankası’nın 190 milyar dolarını arka kapıdan gizli saklı satmayacaksın.
  • Her zaman hesap vermeye hazır olacaksın.

Hamdolsun eğer biz Cumhuriyet tarihinin en uzun süre görev yapan, hükümette bulunan kişilerinden birisi olarak bugün burada Niğde’de, alnımız açık başımız dik geziyorsak bu zamanında görev yaparken her zaman hesap vermeye hazır bir şekilde işimizi yaptığımız için bugün burada böyle rahatız.

Ama başkaları rahat değil. Onu biliyoruz.

Zaten en ufak bir şey bulsalar bilseler hakkımızda bizi konuştururlar mı yahu. Mümkün mü?

Ama çok şükür.

Gençler onun için bu 8 madde önemli. Devlet yönetiyorsan her zaman hesap vermeye hazır olacaksın.

Güven oluşturmak için bu 8 maddeyi yap iyi ekonomistlik bizim maddeler arasında var. Nerede var? 5. Madde de var. Ehliyetli liyakatli kadrolarla çalışacaksın. Yani mesele ekonomiyse ekonominin başına dürüst ve ekonomiyi bilen insanlar koyacaksın.

Sağlığın başına dürüst ve sağlığı bilen insanlar koyacaksın.

Savunmanın başına dürüst ve savunmayı bilen insanlar koyacaksın.

Dürüst insanları koyduğun zaman hortumlar kesiliyor zaten.

Niye dürüst? 2 vasıf diyoruz bakın 2 vasıf. Hem dürüst olacak hem de işi bilecek.

Çünkü dürüstse ama işi bilmiyorsa yapamaz ya iyi insan ama yapamaz.

Peki işi biliyor ama dürüst değil. Onlarda çok kötü çarpar. Nereden vuracakları belli olmaz.

Hem işi biliyor hem dürüst değiller. Çarparlar adamı.

Dolayısıyla hem dürüst olacak hem işi bilecek.

Bizim 8 madde hepsini kapsıyor.

Ve inanın, inanın bakın biz görev başına gelir gelmez inşallah ilk 1 ayda bütün kamu kurumlarını ayağa kaldırırız.

Ekonomi ile ilgili bütün kurumlar şekil vermek ayağa kaldırmak bizim içi 1 ay.

Daha önce yaptık çünkü biliyoruz.

En geç 6 ay içerisinde ülkedeki kriz ortamını inşallah ortadan kaldırırız.

En geç 2 yıl içinde de enflasyonu tek haneye indiririz.

2001-2002 krizini biz çözdük ekibimizle beraber. 2008-2009 krizini de biz çözdük.

Birini çözmemiz 2 yıl aldı. Çünkü o dönemin 20 tane bankası batıktı. Bütün o batan bankaların mevduatını bile devlet ödedi vatandaşa biliyorsunuz vatandaşa. Neler neler çektik o zaman.

2 yıl sürdü.

2008-2009 krizi bütün dünyayı vurdu ama biz onu 6 ayda çözdük çünkü devlet güçlenmişti. Çünkü şirketler güçlenmişti. Çünkü bankalar güçlenmişti. O güçlü yapıyı   iyi bir koordinasyonla ele aldık ve 6 ayda 2008-2009 krizinden memleketi çıkardık.

Yaptık yine yaparız inşallah. Yaptık çok daha güzelini yaparız.

Kadrolarımız hazır bunun için.

Bu aralar dış güçleri hiç duymuyoruz. Hiç lafını etmiyorlar. Dış güçlerle sarmaş dolaş oldular birdenbire.

İsrail ile ilişkiler tamamen normalleşti biliyorsunuz. Neredeyse top atacaklar havai fişek fırlatacaklar ‘İsrail ile bakın ilişkileri düzeltiyoruz’ diye.

Acaba düşünüyorum bu ilişkileri apar topar niye düzeltiyorlar diye.

Acaba milletten destekleri kaybettiler de kendileri mi dış güçlerden medet umuyorlar diye aklıma geliyor yani.

Yoksa sen 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün finansörü olmakla suçladığın Birleşik Arap Emirlikleri ile birdenbire sarmaş dolaş ol. Kaşıkçı cinayetiyle suçladığın, dosyayı vermem gelsin burada baksınlar dediğin dosyayı gönder ondan sonra Sudi Arabistan’ı kırmızı halıyla kabul et, birdenbire prensle sarmaş dolaş ol. Esad’la şimdi yol yapıyorlar değil mi? İsrail terör devletiydi, zulüm devletiydi değil mi?

Şimdi ne oldu? Dedi ki; Filistin davasını savunmanın önemli bir yolu İsrail ile iyi ilişkilerden geçer dedi.

Ha şunu bileydin.

Peki 2009’da one minute deyip ilişkileri bozan 2022’ye kadar ilişkileri bozan sen değil misin? 

Niye yaptın o zaman?

Demek ki Filistin davasına en büyük zararı sen verdin yıllarca.

Bu dikkat edin dış güçler lafı hiç geçmiyor. Bitmiş artık o iş. Çünkü dış güçlerle sarmaş dolaş.

Bakın biz yıllarca bu işlerin içinde olduk. Avrupa Birliği Bakanlığı yaptı değil mi bu arkadaşınız? 3 yıl.

Dış İşleri Bakanlığı yaptı bu arkadaşınız. 2 yıl.

Biz önce Türkiye’de güçlendik. Türkiye’yi güçlü kıldık.

Güçlü bir ekonomi ile alnımız açık başımız dik gezdik. Avrupa’da da, Amerika’da da, Asya’da da.

Şimdi o dönemde dış güçler dediklerinde Türkiye’yi yere göğe sığdıramıyordu.

Avrupa basınının kapağında Türkiye vardı. Avrupa gazetelerinin manşetinde Türkiye vardı. ‘Parlayan ülke, yıldız ülke’ diye..

Şimdi işlerine gelmediği zaman, çuvalladığı zaman dış güçleri suçla işine geldiği zaman git dış güçlerle sarmaş dolaş ol.

Bu politika değil arkadaşlar. Bu hükümetin bir dış politikası da yok. Dedim ya bir tarım politikası yok diye bunların bir dış politikası da yok. Bir göç politikası da yok. Sağlık politikası yok. Eğitim politikası yok.

Tamamen rast gele günlük adımlarla yürüyor işler günlük adımlarla.

Hiçbir konuda plan, program hazırlık yok.

Onun için bu sıkıntıyı çekiyor bu ülke.

Bu ülkenin inşallah önü açık, yolu açık.

Ben burada Niğde’de il binamızın açılış töreninde Niğdeli hemşerilerimize bu ülkeye güvenmelerini istiyorum.

Bu ülkeye güvenin. Bu ülkenin insanlarına güvenin. Bu ülkenin yarınlarına güvenin. İnanın bu ülke çok büyük ve çok güçlü bir ülke.

Düzgün yönetildiğinde iyi yönetildiğinde, dürüst ve ehil bir kadro iş başına geldiğinde bu ülke ayağa kalkar, bu ülke koşar, bu ülke kanatlanıp uçar.

İnşallah göreceksiniz inşallah.

Nasıl bir zamanlar 3 bin 500 dolarlık milli geliri alıp 12 bin 500 dolara çıkarttıysak nasıl Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi seçimlerinde 192 ülkenin 151 tanesini gizli oyda Türkiye’yi destekler noktaya getirdiysek inşallah bu ülkenin ekonomisini de itibarını da yeniden yükselteceğiz.

Ve bunu biz yapacağız. Hep beraber yapacağız. Tüm vatandaşlarımızla beraber yapacağız.

Bu ülke güzel bir ülke.

Bu arkadaşınız dünyada en az 100 ülke görmüştür. İnanın ülkemizden güzel bir ülke yok. Çok zenginiz.

  1. madde dedim değil mi 4. Madde. Devletin varlık sebebi dedim, adalet dedim. Güvenin 4. Maddesi adalet öyle bir kavram ki ekonominin zemininde adalet var. Nasıl şu binanın bir zemini var ekonominin de o temelinde zemininde adalet var hukuk var, insan hakları var, özgürlükler var, demokrasi var.

O temel sağlam olmazsa üzerine sağlam bir binayı asla inşa edemezsiniz.

Bu hükümet sadece ir ekonomik kriz çıkarmadı bu ülkede bu ülkede aynı zamanda bir hukuk ve adalet krizi var. Ve bu sadece yargıyla ilgili sorunlar değil bakın. Sosyal adalet sorunu var.

Eğer bu ülkede gençler KPSS sınavını kazanıp mülakatlarda eleniyorsa sadece ve sadece hükümete yakın olmadıkları için o mülakatlarda eleniyorlarsa bu sosyal adalet değil. Bu fırsat eşitliği değil.

Onun için biz ne dedik? Mülakatı kaldıracağız dedik. Kestirme yol. Hiç uğraşmaya gerek yok.

KPSS’de yazılı sınav sonucu neyse o olacak dedik. Yazılı sınavı kazanan girecek dedik devlete.

Yazık yahu.

Gerekirse alan sınavı yaparsın ama açık olursun, şeffaf olursun. Hak edene de hak ettiğini veririsin.

Sosyal yardımlar sosyal destekler...

Asla ama asla öyle parti üyeliğiymiş şuymuş buymuş bakılmaz yahu.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin sosyal destek sosyal yardım almak bir haktır. Devletin bir lütfu değildir. Vatandaşın hakkıdır.

O hakkı da devlet onu arayıp bulacak. Devlet ödeyecek.

Biz ne dedik? Aynı aile hekimleri gibi sosyal destek uzmanları görevlendireceğiz dedik. 70 bin tane sosyal güvenlik uzmanı Türkiye genelinde görevlendireceğiz.

Ne yapacak bunlar? Ailelerin kapılarını onlar çalacaklar. Çünkü vatandaşımız şu anda gidiyor 41 tane kapı çalmak durumunda kalıyor.

Devletin sosyal destek sosyal yardım verdiği 41 ayrı kapı var. Vatandaşlarımız bunu bilemez bulamaz yahu.

Mümkün değil yani.

Bu sosyal destek uzmanları gidecekler bakacaklar ailenin durumuna eğer yardıma ihtiyacı varsa sağlık olur, rehberlik yardımı olur, psikolojik destek olur, engelli bir birey vardır mahalleye yeni taşınmıştır yol bilmiyordur yordam bilmiyordur vatandaşa o arkadaşlarımız yardımcı olacak.

Cep telefonundan direk arayabilecekler benim şu ihtiyacım var diye.

Sosyal devlet böyle olur.

Şimdi bakıyorsun sosyal devlet sosyal yardım almanın ön şartı bazı illerde ilçelerde görüyoruz parti üyelik şartı.

Hele hele muhalefet partisine üyeysen bazı illerde ilçelerde yardım alamıyor insanlar.

Yazık günah ya.

Böyle bir şey olur mu? Böyle sosyal devlet olur mu?

Hepsini değiştireceğiz inşallah hepsini. Ve çok hızlı olacak bunların hepsi.

Çünkü biz dersimizi bugünden çalışıyoruz. Bugünden eylem planlarımızı hazırlıyoruz. Bugünden seçimden sonraki ilk 90 gün, ilk 180 gün, ilk 360 gün ne yapacaksak hepsini bugünden hazırlıyoruz.

Bakın dün açıkladık eylem planımızda. Tam 48 maddede.

Türkiye’ye gelen kaçakların Suriyelilerin geri dönüşü ile ilgili neler yapılacağı 48 madde halinde tek tek takvime bağladık açıkladık.

Ama bunu bildiğiniz zaman yapabiliyorsunuz bilen bir ekip olduğu zaman yapabiliyorsunuz, ehil kadrolarla yapabiliyorsunuz.

Bizim hamdolsun var ehil kadrolarımız. Onun için yapabiliyoruz bunu. 

Bakın biliyorsunuz siyasi partiler ayrı ayrı partidir. Siyasi partiler aynı zamanda birbirlerine rakiptir. Ama biz ne yaptık? Bu memleketin menfaati varsa vatandaşlarımızın hayrınaysa biz partilerle otururuz iş birliği de yaparız dedik.

Altılı masaya da onun için oturduk.

Ama şu var ki altılı masaya oturunca partiler birleşip tek parti olmuyor. Onun da farkına varmamız lazım değil mi?

Ne yapıyoruz? Memleketin hayrına ortak çalışma noktaları bulabiliyorsak, uzlaşacağımız noktalar bulabiliyorsak o noktada uzlaşıyoruz.

Diğer konurda da her partini kendi projesi olur kendi iddiası olur bu şekilde yürüyoruz.

Allah sonunu hayır eylesin inşallah.

Ama biz şunu gösterdik; şu andaki iktidar ülkeyi gererek yönetmeye çalışıyor. Ülkeyi ötekileştirerek yönetmeye çalışıyor. Düşman üreterek yönetmeye çalışıyor. Kutuplaştırarak yönetmeye çalışıyor.

Biz siyasetin sadece öfke, nefret, kutuplaştırma, ötekileştirme olmadığını, siyasetin aynı zamanda uzlaşabilme olduğunu, mutabakat arayışı olduğunu da dünya aleme göstermiş olduk.

Haç endişeniz olmasın biz bu ülkenin menfaati neyse vatandaşlarımızın hayrınaysa ne doğruysa yaparız ama şu da var ki biz yeni ve iddialı bir siyasi partiyiz.

Her alanda ama her alanda biz kendi çözümlerimizi hazırlıyoruz.

Çünkü vaktimiz yok. Bazen 6 parti çalışınca vakit alıyor değil mi?

Onun için biz kendimiz hızlı gidiyoruz bütün çözümlerimizi hazırlıyoruz.

12 tane eylem planı açıkladık bugüne kadar, diğer siyasi partilere de gönderiyoruz, hükümete de gönderiyoruz ve günü geldiğinde biz bunları yapacağız diyoruz.

Yanlışımız varsa düzeltelim diyoruz eksiğimiz varsa tamamlayalım diyoruz.

Tam 12 tane eylem planı açıkladık 12.

Tarımdan bahsettim sadece bir tanesinden bahsettim.

Tarım, Afet Yönetimi, Sosyal Politikalar, Dijital dönüşüm teknoloji, Ekonomi, Finans, İstihdam... Bunların hepsini açıkladık bakın.

Yerel yönetimler şehircilik, yüksek öğretim, KYK mağduriyetleri, Yargı eylem planı... Hepsini açıkladık.

Sağlık açıkladık, göç açıkladık... 12 tane açıkladık. 10 tane daha geliyor. Çünkü hızlı gitmemiz gerekiyor.

Bütün çözümlerimizi de ortaya koyuyoruz Türkiye’ye de dünya aleme de ilan ediyoruz.

Günü geldiğinde de vatandaşlarımız bize o yetkiyi verdiği andan itibaren o çözümlerimizi hemen uygulamaya başlayacağız.

Seçime biraz var. Eğer açıkladıklarımızda eksik varsa hemen söyleyin düzeltiriz.

Kolay yani.

Bugüne kadar da diyen olmadı. Demediler ki bize Tarım eylem Planı ilk onu açıklamıştık şurası eksik şurası yanlış diyen olmadı bugüne kadar. 1 seneyi geçti.

Olabilir de. Tamamlarız da. Ama çalışmamız gerekiyor.

Çünkü siyaset sadece laf üretmek değil. Siyaset sadece konuşmak değil. Siyaset aynı zamanda iş üretmek iş.

Biz hep iş ürettik bugüne kadar.

Bizim iş bitirmemiz var, arkamızda kapı gibi başarılar var.  Onun için rahat dolaşıyoruz değil mi?

Dış politika diyorsak dış politikada bu ülkenin dünyada en itibarlı olduğu dönemde bu arkadaşınız Dış İşleri Bakanıydı.

Ekonomide zirvenin yaşandığı dönemde bu arkadaşınız ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısıydı.

Avrupa Birliğine Türkiye’nin en yaklaştığı anda bu arkadaşınız Avrupa Birliği Bakanıydı.

Bizim iş bitirmemiz var aramızda kapı gibi başarılar. O yüzden rahat konuşuyoruz.

Sadece laf üretmiyoruz. İş üretiyoruz. Herkesten de farkımız bu.

Onun için inşallah çok çabuk düzelecek bu işler inşallah. Biz buna gönülden inanıyoruz.

Bunun için yola çıktık. Çok çalışacağız ama dosdoğru çalışacağız.

Biz şuna inanıyoruz Allah doğrunun yardımcısıdır. Çalışacağız ama dosdoğru çalışacağız.

Niyetimizi sağlam tutacağız. Biz niyetimizi sağlam tutunca, çok çalışınca, dosdoğru çalışınca inanıyorum ki vatandaşımızın desteği de bizimle olacaktır, Allah’ın desteği de bizimle olacaktır. İnşallah hedefimize ulaşacağız.

Hep beraber.

Ben buradan tekrar bu açılış vesilesiyle bizimle beraber olan tün Niğdeli hemşerilerimize teşekkür ediyorum.

Ofislerinin camlarından evlerinin balkonlarından bizlerle beraber olan bu açılışı izleyen tüm komşularımıza da özelikle buradan göndermek istiyorum.  Bu açılış vesilesiyle bizimle beraber olan siyasi partilerin temsilcilerine, sivil toplum meslek örgütlerinin temsilcilerine ve tüm hemşerilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Hayırlı uğurlu olsun diyorum.

17 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Sığınmacı Sorununun Çözümü ve Düzensiz Göçün Önlenmesi Basın Toplantısı Konuşması

Ali Babacan Sığınmacı Sorununun Çözümü Ve Düzensiz Göçün Önlenmesi Basın Toplantısı Konuşma Metni
 
 
Kıymetli basın mensupları,
 
Saygıdeğer konuklar,
 
Değerli çalışma arkadaşlarım,
 
Ekranları başında ve sosyal medya üzerinden bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımız,
 
Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
 
Sığınmacı sorununun çözümü ve düzensiz göçün önlenmesi eylem planımızın tanıtım toplantısına hoş geldiniz diyorum.
 
*****
 
Bildiğiniz gibi DEVA Partisi olarak her alanda eylem planları hazırlıyoruz. Türkiye’nin en can yakıcı sorunlarını çözmek için hazırlanıyoruz.
 
Hiçbir alanı es geçmeden çalışıyoruz.
 
Bugüne kadar 11 alanda eylem planı açıkladık. Hukuktan ekonomiye, tarımdan teknolojiye kadar tam 11 farklı alanda binlerce çözüm önerimizi kamuoyuna duyurduk. 
 
Hepsini takvime bağladık.
 
Millet yetkiyi verir vermez, seçimden sonraki ilk 90 ve 360 günde tüm çözüm planlarımızı hayata geçirmeye başlayacağız ve eş zamanlı olarak bunları yapmaya başlayacağız.
 
Hedefimiz net. Türkiye’nin sorun yaşadığı her konuda çözümler üreteceğiz ve günü geldiği zamanda bunları uygulayacağız. 
 
*****
 
İşte bugün yepyeni bir eylem planıyla karşınızdayız. Bugün, sığınmacı ve düzensiz göç sorununun çözümünü konuşacağız.
 
Konunun netameli olduğunun farkındayız.
 
Bugün gelinen noktada, ülkemizde geçici koruma altındaki Suriyeliler, burada doğan Suriyeli çocuklar, vatandaşlık verilen Suriyeliler, gayrimenkul satışı yoluyla dağıtılan vatandaşlıklar ve sınır güvenliğinin sağlanamaması sonucu gelen düzensiz göçmenler var.
 
Türkiye’de toplam olarak yaklaşık 6 milyon sığınmacı ve düzensiz göçmen olduğu tahmin ediliyor.
 
Bakın, “tahmin ediliyor” diyorum, çünkü devletin bu konularda güvenilir bir istatistiği yok. Herhangi bir kayıt altına olmaya, hiçbir yerde kaydı alınmamış yüzbinlerce insan şu an Türkiye’de bizimle yaşıyor.
 
Burada sorunun kökünde şu var arkadaşlar:
 
Mevcut hükümetin bir göç politikası yok. Bu konuda bir stratejisi yok.
 
Mevcut hükümet, plansız programsız hareket ediyor ve her konuda anlık kararlar alıyor. O anı ne kurtaracaksa... 
 
2011 yılından bu yana 11 yıl geçmesine rağmen, Türkiye’de geçici koruma altında bulunan 4 milyon civarındaki Suriyeliye ilgili nasıl bir çözüm bulunacağına dair hiçbir politika geliştirmiş değil.
 
Politikasızlık şu anda ki iktidarın şu anda ki hükümetin en önemli sorunu. 
 
Hiçbir alanda politikaları yok. Ekonomide de yok, hukuk adalette de yok, eğitimde de yok, dış politikada yok. Evet göç konusunda da yok.
 
Suriye’de, toprak bütünlüğü sağlanmış devlet yapısının yeniden tesisi veya güvenli bölgelerin oluşturulması için Şam Yönetimi, Rusya ve Birleşmiş Milletler’le bir uzlaşı arayışında bulunulmadı, bulunulmuyor.
 
Samimi bir uzlaşı arayışı görmüyoruz. 
 
Suriye’nin yeniden güvenli bir ülke haline gelmesi için uluslararası girişimlerde Türkiye zayıf kalıyor. 
 
Ortada kayda değer bir emek bir gayret yok. 
 
11 yıldır, Türkiye’deki Suriyelilerin geri dönebilecekleri güvenli bir Suriye bir türlü oluşturulabilmiş değil. 
 
Öte yandan, mevcut hükümet, Türkiye’deki sığınmacıların Avrupa ülkeleri arasında dağıtılması ve onlarla paylaşılması için de bir çaba içinde olmadı.
 
Hükümet, geçici koruma altındakilerin bir kısmına istisnai vatandaşlık veriyor. 
 
Bunu niçin yapıyor? Neye dayanarak yapıyor?
 
Kaç kişiye vatandaşlık verildiği niçin resmen açıklanmıyor?
 
Bu soruları aylardır soruyoruz, cevap yok. Cevap vermiyorlar. 
 
Sonuçta, Türkiye’deki Suriyeliler ülkelerine güven içinde dönemiyor. 
 
11 yıldır bu sıkışmışlık devam ediyor.
 
Öte yandan, mevcut hükümet Türkiye’deki sığınmacıların Avrupa Ülkeleri arasında dağıtılması onlarla paylaşılması içinde bir çaba içinde olmadı. 
 
Değerli arkadaşlar; Bir başka önemli husus,
 
Göçmenleri bahane edip Türkiye’yi ırkçı bir çukura, derin bir buhrana düşürmeye çalışanlar olduğunu da görüyoruz. 
 
Bu kişiler sorumsuzca, yalan yanlış bilgilerle nefreti körükleyip duruyorlar.
 
Göç konusunda sahte bir ikilem kuruyorlar.
 
Bu sahte ikilemde, evrensel insan hakları anlayışı ile ülkemizin güvenlik ihtiyacı birbiriyle yarıştırılıyor. Oysa öyle değil.
 
Biz önce bu dar kalıpları aşmak zorundayız.
 
Biz, ülkemizin güvenlik ihtiyacını, insan haklarını gözeterek karşılayabilecek bir birikime sahibiz.
 
Böyle ‘insan haklarıyla güvenliği dengeye koydum, teraziye koydum terazide güvenlik ağır bastı, insan haklarını yok sayacağım.’ Öyle bir şey yok.
 
Hem güvenliği hem de insan haklarını önceleyen bir tutum mümkün. 
 
Dolayısıyla biz bu tekçi, kalıpçı her türlü yaklaşımı reddediyoruz.
 
İktidarın politikasızlığını değil de sığınmacıları ve göçmenleri hedef alan sorumsuz siyaset anlayışını da reddediyoruz.
 
Biz sorunları hukuk içinde çözeceğiz.
 
Onun için çok net söylüyorum.
 
Göç konusunda hukuk devleti pusulasından şaşmayacağız. Nefret söylemlerine pabuç bırakmayacağız.
 
Kirli dil sahiplerinin, toplumu göçmenlere karşı kışkırtmasına da karşı duracağız.
 
*****
 
Değerli Basın Mensupları,
 
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki,
 
Sığınmacılar ve düzensiz göç sorununu çözecek en kapsamlı yaklaşımı DEVA Partisi olarak biz oluşturmuş durumdayız. 
 
Bugüne kadar bugün açıkladıklarımızdan daha kapsamlı bir şey ortaya koyulamadı. 
 
Biz gerçekçiyiz ve halkımızla her zaman doğruları paylaşıyoruz. 
 
Her konuda doğruları söylüyoruz. 
 
Derdimiz göç sorunu üzerinden prim yapmak değil, göç sorununu çözmek bizim işimiz.
 
Biz, bu konuya hukuk devleti ciddiyetiyle ve temel insan hakları perspektifinden yaklaşıyoruz. 
 
Meseleyi üç başlık halinde ele alıyoruz.
 
1) Güçlü kurumsal yapı.
2) Güvenli sınırlar.
3) Gerçekçi geri dönüş.
 
*****
 
Güçlü kurumsal yapıyla başlayalım:
 
Göç, öncelikle yönetilmesi gereken bir konudur. Kendi haline bırakılacak bir iş değildir. Politika gerekir, strateji gerekir, iyi bir yönetim iyi bir kurumsal yapı gerekir. Göç yönetiminde Türkiye’nin güçlü bir kurumsal yapıya ve nitelikli personele olan ihtiyacı çok açıktır.
 
Onun için kolları sıvayıp güçlü bir altyapıyı oluşturmak zorundayız ve birimler arası koordinasyonu güçlendirmek zorundayız.
 
Göçü, ortak akılla ve ülke menfaatleri doğrultusunda yöneteceğiz.
 
Şeffaf olacağız ve bu konudaki dezenformasyonla mücadele edeceğiz. 
 
İkinci önemli başlığımız; Güvenli Sınırlar:
 
Evvela sınır güvenliğini sağlayacağız.
 
Ülkemizin, sınır güvenliği konusunda zafiyete düşecek lüksü yok.
 
Sınırlar kevgire döndü yahu. Yol geçen hanına döndü Türkiye.
 
Ne yazık ki son dönemlerde bu zafiyet nedeniyle düzensiz göç akışının yoğunlaştığını görüyoruz.
 
Sınırlarda teknik güvenlik önlemleri almak zorundayız ve bunu yapacağız.
Teknoloji ilerledi çok geniş imkanlar var bu konuda. Yeter ki niyet sağlam sağlam olsun.
 
Yeter ki ben arkadaş hudutlarıma sahip çıkacağım ve sadece ve sadece ülkenin menfaatlerini koruyacağım diyen bir anlayış iş başında olsun.
 
Yeter ki insan kaçakçılığında sağlam bir mücadele ortaya koyulsun. 
 
Burada niyet çok önemli. 
 
Böylece bizim kaçak geçişleri önlememiz gerekiyor. 
 
Düzensiz göçmenleri kendi ülkelerine veya Türkiye’ye giriş yaptıkları sınır komşumuza sınır dışı edeceğiz.
 
Başka bir kimlikle ülkemize girmek isteyen düzensiz göçmenleri ise biyometrik kayıtlarla tespit edip engelleyeceğiz.
 
Düzensiz göçmenlerin Türkiye’yi, “Avrupa yolunda sınırları gevşek bir transit ülke” olarak görmelerinin önüne geçeceğiz. 
 
Diyorlar ki ‘nasılsa Türkiye rahat, yol geçen hanı, Türkiye’yi düşünme sen basar geçeriz ondan sonrakine bakarız.’ Böyle bir şey yok.
 
Türkiye’yi, düzensiz göçmenlerin “hedef veya transit ülkesi” olmaktan çıkaracağız.
 
Öldürülme, işkence, insanlık dışı, onur kırıcı ceza ya da muamele tehditi altında olmayanların, Türkiye’ye öyle elini kolunu sallayarak rahatlıkla girmesi ve yerleşmesine son vereceğiz.
 
 
Üçüncü başlığımız: Gerçekçi Geri Dönüş
 
Öncelikle bu konuyu değerli arkadaşlar iyi anlamamız gerekiyor. 
 
Bu konuda uluslararası terminoloji, hukuk terminolojisi ve Türkiye’de günlük dilde kullanılan ifadeler birbirinden oldukça farklı.  
 
Burada işin uluslararası hukuk, kendi hukukumuzdaki yer aldığı şeklini, buradaki doğru terminolojiyi dikkate alarak kendimizi ifade etmezsek çok ciddi yanlışlar meydana geliyor ve yanlış anlamalara yol açabiliyor. 
 
Bizim burada bu eylem planında yazdığımız her bir kelime uluslararası hukuk ve terminolojiye uygun ifadeler. 
 
Bilerek Ne konuştuğumuzu bilerek söylüyoruz ne yazdığımızı bilerek yazıyoruz buraya. 
 
Suriye’deki iç savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriyeliler konusu, düzensiz göçmenlerden ayrı bir konudur.
 
Suriye’deki öldürülme, işkence, insanlık dışı, onur kırıcı ceza veya muamele tehditi nedeniyle Suriyelilere Türkiye’de “geçici koruma” tanınmıştır. 
 
Geçici koruma altındaki insanlar diye biz onları tanıyoruz. 
 
Bu kapsamda, hedefimiz öncelikle Suriye’de güvenliğin tesis edilmesidir.
 
Bizim bu konuda ülkemizin menfaatleri dışında hiçbir kırmızı çizgimiz yoktur.
 
Tek öncelik burada ülkenin menfaatleridir. 
 
Suriye’de güvenliğin sağlanması, Suriye vatandaşlarının ülkelerine dönebilmelerinin şartlarının oluşturulması için, başta Şam yönetimi, Rusya, Amerika, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler olmak üzere herkesle görüşeceğiz. 
 
‘Ben onun elini sıkmam, onun masasına oturmam’ diye diye ülkenin dış politikasını, itibarını ne hale düşürdüklerini görüyoruz.  
 
Suriye’de güvenliğin sağlanmasına yönelik girişimlerimizi öncelerken, bir yandan da başta Avrupa Birliği ve Arap ülkeleri olmak üzere diğer ülkelerin de Türkiye’nin yükünü paylaşmaları için yoğun diplomasi trafiğini yürüteceğiz.
 
Ülkemizdeki Suriyelilerin, Suriye veya başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, diğer ülkelere gidebilmeleri için bir süreç işleteceğiz. 
 
Suriye’de güvenliğin sağlanmasıyla birlikte, Suriyelilerin geçici koruma statülerine son vereceğiz.
 
Bu statü ortadan kalkacak. Geçici koruma statülerinin sonlanması üzerine de Suriyelilerin Türkiye’den belirli bir süre içerisinde ayrılması gerecek.
 
Mağduriyete sebep olmaksızın, güvenli ve onurlu bir dönüşü sağlayacağız.
 
Suriyeliler ülkemizden ayrılana kadar, Türkiye’deki ikamet, çalışma, eğitim ve sağlık hizmeti gibi konuları, kural bazlı hâle getirecek ve kontrolsüzlüğe son vereceğiz.
 
*****
 
Değerli Basın mensupları
 
Değerli Arkadaşlar,
 
Bugün değinmek istediğim son derece önemli bir husus daha var:
 
Bakın bunu özel bir ayrı başlık altında açıyorum.
 
Bu da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı…
 
Şu anda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı Türkiye’ye belli miktar yatırım yapanların yanına promosyon olarak verilen bir iş haline geldi. 
 
Hele hele Suriyeliler konusundaki vatandaşlık ise hukuki anlamda tamamen bir garabet bir ucube sistem.
 
Bizim hukuk sistemimize göre, geçici koruma altındakilerin vatandaşlığa başvuru hakkı yok.
 
Bakın hukuk diliyle söylüyoruz. Suriyeliler diyoruz geçici koruma altında diyoruz. Bizim mevzuatımıza göre de geçici koruma altındakilerin vatandaşlığa başvuru hakkı yok. 
 
Ancak bir hükümet mensubundan, 200 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğini açıklamaları da aldık. 
 
Üstelik şimdi seçmen veri tabanını gördüğümüzde seçmen veri tabanının analizini yaptığımızda ki biliyorsunuz YSK bunu siyasi partilerle belirli aralıklarda paylaşıyor, orada ciddi sayıda Suriyelinin vatandaş yapıldığını önümüzdeki seçimlerde de seçmen olduklarını görüyoruz.
 
Siyasi partilere dağıtıldı. Hepsi var burada.    
 
Bu vatandaşlığı kim veriyor?
 
Kim mevzuata aykırı olduğu halde bu vatandaşlığı veriyor? 
 
Evet, tek imzayla, ülkenin şu andaki Cumhurbaşkanı veriyor. 
 
Yetki onda çünkü. 
 
Eskiden Banlar Kurulu’nun yetkisi şu anda Cumhurbaşkanında. 
 
Tek imzayla kendi bakanının açıkladığına göre 200 bin Suriyeliyi vatandaş yapmış durumda. 
 
Verilen bütün vatandaşlıkların altında onun imzası var. 
 
İstisnai vatandaşlık için mevzuat açıkken, bu verilen vatandaşlıklarla ilgili çok sayıda önemli sorumuz var. 
 
Ben soruyorum buradan, Sayın Erdoğan’a soruyorum; 
 
Suriyelilere vatandaşlığı verirken hangi mevzuata istinaden veriyorsunuz?
 
Çünkü mevzuatta bunun olamayacağını söylüyor.
 
Vatandaşlık vermek için kriterleriniz nedir?
 
Yaklaşık 4 milyon Suriyeliden 200 bini şu an vatandaş oldu. Geri kalan 3 milyon 800 bine neden vermediniz? 
 
Atın imzayı hepsini yapın.
 
Niye 200 binini yaptınız niye 3 milyon 800 binini yapmadınız? 
 
Kriteriniz nedir neye göre bu kararı veriyorsunuz?
 
Kime vatandaşlık veriyorsunuz, niçin veriyorsunuz?
 
Bundan Türkiye’nin menfaati ne? Bizim milli çıkarımız ne buradan. Onu açıklayın diyoruz.
 
Aylardır soruyoruz. Tık yok. Açıklamıyorlar. 
 
İstisnai vatandaşlık verilirken kanunda şartlar yazıyor. Şartlar yerine geliyor mu gelmiyor mu? Biz buradan soruyoruz. Gizli kapaklı yapıyorsunuz. Açıklayın diyoruz.
 
Üstelik, bu rasgele vatandaşlık uygulaması, Suriyelilerin geri dönüş motivasyonunu azaltıyor. 
 
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kıymetli bir şey. Burada kalıp beklemeye değer diyorlar.
 
Geri dönüş perspektifini geri dönüş motivasyonunu azaltan bir husus vatandaşlık verilmesi. 
 
‘Bir gün belki bana da sıra gelecek’ diyorlar. 
 
‘Bekleyim belki bende olurum’ diyorlar. 
 
Geri dönüşü değil duruşu teşvik ediyor vatandaşlık uygulaması. 
 
Onun için biz ne yapacağız?
 
Kimseye mevzuata aykırı olarak vatandaşlık vermeyeceğiz. İkincisi, tüm yabancılar için istisnai vatandaşlık koşullarını değiştireceğiz ve daraltacağız.
 
İstisnai vatandaşlığı, gerçekten istisnai bir uygulama haline getireceğiz. 
 
Adı üstünde yahu istisnai.
 
200 bin kişiyi vatandaş yapmak istisnai bir uygulama mı?
 
Yabancıların izinsiz, ruhsatsız, kayıt dışı ve vergisiz çalışmalarının, çalıştırılmalarının ve iş yeri açmalarının da önüne geçeceğiz.
 
Biliyorsunuz, ülkenin içişleri bakanı, kayıt dışı çalışmadan bahsederken, âdeta kölelik düzeni oluşturulmasından gururla bahsetmişti. 
 
Hatırlayalım. 
 
Çünkü zihinlerinin gerisinde bu var bu. 
 
Ülkemizdeki çalışma barışını yaralayan bu hukuksuzluğa da son vereceğiz. 
 
*****
 
Değerli konuklar,
 
Sığınmacı Sorununun Çözümü ve Düzensiz Göçün Önlenmesi Eylem Planıyla ilgili ben sadece ana hatları verdim.
 
Eylem planımız çok kapsamlı. Ben 46 tane madde saydım.46 madde var diğer eylem planları gibi.  
 
Dolayısıyla oldukça kapsamlı. Bunun detaylarına ben girmedim. 
 
Basın toplantısında tüm detaylara girmemiz mümkün değil. Yoksa akşama kadar burada oluruz. 
 
Şu ana kadar benim bahsettiklerimden bir miktar daha ötesini, bir kademe daha detaylarına girmek üzere ben sözü Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Koordinatörümüz Abdurrahman Bilgiç Bey’e bırakıyorum. 
 
Bu noktada bu çalışmada büyük emeği olan hem Abdurrahman Bey’e hem de Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanımız Mustafa Bey’e ve her iki arkadaşımızın da çalışma ekiplerine özellikle teşekkürlerimi sunmak istiyorum. 
13 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Yozgat Miting Konuşması

Yozgat Mitingi

Merhaba Yozgat!

Merhaba Yozgat!

Yiğitlerin Bozok Yaylası’nda harman olduğu şehir Yozgat, Merhaba!

Bu ne güzel coşku, bu ne güzel heyecan!

Muhteşemsin Yozgat, muhteşem!

Demokrasinin kalbi bugün Yozgat!ta atıyor.

Atılımın kalbi bugün burada Yozgat!ta atıyor.

Maşallah bugün Yozgat’ta her yer DEVA gerçekten.

Evet arkadaşlar bugün hem demokrasinin hem atılımın hem de adaletin burada Yozgat’ta Cumhuriyet meydanında atıyor.

Bugün Yozgat yarınlarına sahip çıkıyor.
Onun için buradayız hep beraberiz.
Buradan, Cumhuriyet Meydanı’ndan, tüm Yozgat’ı selamlıyorum! Çandır, Yenifakılı, Aydıncık, Kadışehri, Çayıralan merhaba! Saraykent, Şefaatli, Çekerek, Sarıkaya merhaba!
Boğazlıyan, Yerköy, Akdağmadeni, Sorgun merhaba!
Merhaba Yozgat, merhaba!
Hepiniz hoş geldiniz. Demokrasi meydanına hepiniz hoş geldiniz! *****
Yozgat hazır mısın? (...)
Güven için, çözüm için hazır mısın? (...)
Yarının Türkiye!sini hep beraber inşa etmeye hazır mısın? (...) Hep beraber hazırız arkadaşlar, hep beraber!

Güvenin ve çözümün anahtarları bizim cebimizde.

Beştepe dinliyor hiç merak etmeyin.

Akılları da gözleri de burada merak etmeyin.

İnşallah, önümüzdeki seçimleri kazanacağız ve Türkiye!ye en güzel yıllarını hep beraber inşa edeceğiz.

Hiç şüpheniz olmasın.

Bu seçimi; 7!den 70!e, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye kazanacak.

Bu seçimi; evladına harçlık veremeyip gizli gizli ağlayan analar kazanacak; Bu seçimi; Pazardan eli boş, başı eğik dönen babalar kazanacak;
Bu seçimi; Çocuğunu okutamayan iş arkadaşlarımız kazanacak,
Açlıkla sınanan emekliler kazanacak.

Bu seçimi; torununa bir küçük hediye bile alamayan dedeler, nineler kazanacak;

Ürettikçe zarar eden çiftçi kazanacak;

Sattığı malı yerine koyamayan esnaf kazanacak.

Bu seçimi; en güzel yılları umutsuzlukla, kaygıyla geçen gençler kazanacak;

Bu seçimi; Günde tek öğünle karnını doyurmaya çalışan öğrenciler kazanacak;

Konserleri yasaklanan sanatçılar kazanacak.

Bu seçimi; düşüncesi, kimliği, inancı, kıyafeti, yaşam tarzı nedeniyle hor görülenler kazanacak;

28 Şubatçıların 1000 yıllık iktidar hevesini alaşağı eden arkadaşlarım, dostlarım kazanacak bu seçimi.

İnşallah ilk seçimde müsait bir yerde inecek.

Bu seçimi; bugünkü otoriter ittifakın görmezden geldiği milyonlar kazanacak.

Genç arkadaşım soruyor. Soru kurtulabilir miyiz?
Değerli gençler bu ülkeyi sizler kurtaracaksınız.
DEVA kadroları olarak kurtaracağız inşallah. Hep beraber.

İnşallah seçim günü geldiğinde oy pusulasını önünüze aldığınızda şu DEVA logosu var ya damla içerisinde filiz, o DEVA’nın damlasının logosunun altına ‘evet’i basın memleket kurutulacak zaten

Gerisi bizde, ondan sonrası bizde. Kolay.
*****
Bakın arkadaşlar,

Bunlar bu işin sonunun nereye varacağını artık anladı.

Kaybedeceklerini iyi anladılar. Onun için de bizimle uğraşıp duruyorlar.

Acayip kıskanıyorlar. Sürekli olarak karşımıza engel çıkarmaya çalışıyorlar.

Bakın ne yaptılar?

Biz DEVA Partisi olarak ilk mitingimizi nerede yaptık?

Gaziantep’te.

Gaziantep İl Başkanımız ve ekibimiz burada. Sağ olsunlar uzak yollardan gelmişler.

Ne yaptılar biliyor musunuz?

Bizim Gaziantep’te miting yaptığımız gün ve saatte tuttular Adana’da gençlik buluşması diye bir şey koydular.

Erdoğan’ın kendisi gitti.
2. mitingimizi nerede yaptık? Gebze’de.

Gebze mitingimizin olduğu gün ve saatte hemen yakında Bursa bir başka etkinlik daha koydular.

Yetmedi bugün burada Yozgat’tayız demi.

Ya haftada başka gün mü yok? Gün de başka saat mi yok arkadaş.

Aynı gün aynı saate tuttular Çorum programı koydular.

Niye? Diyorlar k: ‘Bu çevrede olanları şöyle toplayalım.’ Biraz teşvik, maalesef tehdit de oluyor. ‘Onlarla biraz toplayalım ki DEVA’nın mitingleri boş kalsın.’

Rüyanızda görürsünüz rüyanızda.

İşte meydan burada, burada.

Gaziantep’te bize meydan vermediler, Gebze’de meydan vermediler.

Ne oldu?

DEVA’nın olduğu her meydan demokrasi meydanıdır dedik meydanımızı kurduk yola çıktık.

Hep beraber iktidara yürüyoruz arkadaşlar hiç endişeniz olmasın. Bakın ne yaptılar?
Gençler, kadınları tüm DEVA kadroları heyecanlı.
Bu heyecan selinin önünde hiçbir baraj durmayacak merak etmeyin. Barajları yıkıp yıkıp geçeceğiz inşallah.

Bakın ne yaptılar?

Bu miting için Yozgat’a bir duyuru yapalım dedik. Billboardlar koyalım dedik.

Yok dediler size veremeyiz.

Şöyle yakın illerden gelmek isteyenler olur diye yakın illere billboardlar koyalım dedik.

Çorum tamam dedi.

Sonra baktık bugün Cumhurbaşkanı gidecek diye bizim billboardları görmesin diye DEVA’nın billboardlarını Çorum’da indirmişler aşağı.

Bizim billboardlar boş.

Ya billboarddan indirince siz DEVA’yı bu milletin gönlünden de sileceğinizi mi zannediyorsunuz yahu.

Mümkün mü öyle bir şey.

Bizim bu mitingi duyurmamıza engel olmaya çalıştılar da ne oldu?

Herkes geldi mi buraya geldi. İş bitti.

Biz de sizi seviyoruz gençler. Sevgi karşılıklı. Sağ olun.

Bakın her yerde engellemeye çalışıyorlar her yerde.

Daha evvelsi gün Denizli’deydik.

Denizli’de ne yaptılar?

Aşure dağıtımının olduğu yerin yanında kalabalık vatandaşlarımız toplanmış. Dedik ki bir seslenelim onlar duymak istiyor.

Yok dediler. Neymiş. Aşure dağıtmaya izin almışız konuşmaya izin almamışız. Bak bak.

Yahu kusura bakmayın da ben vatandaşımla konuşmak için kimseden izin almak zorunda değilim arkadaş!

Anayasa açık.
Sen nasıl engel olacaksın buna yahu.
Anayasa açık.
Ne oldu? Buluştuk konuştuk.
Yetmedi.
Denizli’den devam ediyorum.
Evvelsi gün Denizli’de bir yerel televizyon kanalında canlı yayınımız var.

Bir baktık. Sayın Erdoğan’ın partisinden insanlar gelmişler bizim televizyon stüdyosunun üst katında acayip gürültü çıkarıyorlar. Bağırış, çağırış tepinme.

Neymiş? Bizim yayına engel olacaklarmış, gürültü çıkaracaklarmış. Hiç fark etmedi.
Biz yayınımızı yaptık. Denizli’de duydu, Türkiye’de duydu.
Hiç fark etmedi.

Bakın arkadaşlar, büyük bir mücadele veriyoruz. Bunun farkında olalım.

Çok büyük bir demokrasi mücadelesi veriyoruz.

Daha evvelsi akşam ne oldu?

Bizim Karaman il başkanımıza, genç bir il başkanımız var oda, Karaman İl Başkanımıza 8-10 kişilik bir ekip geldi saldırıda bulundu.

Açık alanda.
Onlarca kişinin gözü önünde.

İl başkanımızın da arasında olduğu 2 kişiyi geldiler 8-10 kişi ağır şekilde darp ettiler .

Ben buradan Yozgat’a sormak istiyorum:

Bu Bahçeli var ya Bahçeli’nin bugüne kadar bu memlekete ne faydası dokundu yahu?

Oldu mu bir faydası?

Ortağı olduğu her hükümet ülkeyi krizlerin içine düşürdü.

Bildiği tek şey: Öfke, nefret, şiddet.

Bildiği başka bir şey yok bu adamın yahu.

Bu ülkede milliyetçi hareketin bir ceremesini çekenler vardır, bir de keyfini sürenler vardır.

Yozgat iyi bilir bunu.
Bu iktidar ortağı olarak devletin her türlü imkânı kullanıyor. Ancak, bir ayağı siyasetin içinde, bir ayağı şiddetin içinde.

Böyle bir şey olur mu?

Bakın olayın üzerinden tam iki gün geçti. Karaman’da kolluk kuvvetleri de adliye de ağır çekim çalışıyor.

Hani youtube de gençler 0.25 hızda izliyor ya şu anda Karaman’da süreç öyle işliyor.

Ama biz bu konunun takipçisi olacağız.

Bahçeli’nin ve ortağının bu ülkeyi şiddete, öfkeye, nefrete sürüklemesine izin vermeyeceğiz.

Buradan Sayın Erdoğan’a da birkaç sorum var:

Siz kimlerle ortak olduğunuzun farkında mısınız yahu?

Sizin görmek istediğiniz Türkiye bu mu? Diye soruyorum.

Yoksa siz de şiddeti, “siyaset” zannedenlerden misiniz? Soruyorum buradan.

Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, beyhude.

DEVA’nın yükselişini asla durduramayacaklar! Asla.

Bunlar istedikleri kadar arkalarını devletin imkanlarını alsınlar.

Biz, milletin iradesinden daha büyük bir güç tanımayız.

Milletin iradesini arkasına almayan hiçbir siyasi parti bu ülkeyi yönetemez. Talip olamaz.

İnşallah seçim günü akşam sonuçlar açıklanınca hep beraber güle güle diyeceğiz.

*****
Değerli arkadaşlarım, bakın,
Hep beraber ilerleyeceğiz. Kadınlarla gençlerle omuz omuza ilerleyeceğiz. Bu mücadeleyi beraber vereceğiz bu başarıyı berber kazanacağız inşallah. Seçim günü akşamı hep beraber söyleyeceğiz inşallah.

Bakın arkadaşlar, Türkiye’nin bir zamanlar 2023 hedefleri vardı, değil mi? Şunun şurasında 2023'e 4 ay kaldı.
Peki Türkiye’nin 2023 hedeflerine ne oldu?

Buradan Beştepe’ye soruyorum: Bizim 2023 hedeflerimize ne oldu Beştepe? Kişi başı milli gelire ne hedefliyorduk? 25 bin dolar.

Oldu mu? Olmadı.

Ülkemizi dünyanın ilk 10 ekonomisinden birisi olacaktı. Ne oldu? Olmadı.

İhracatımız 500 milyar dolara çıkaracaktık. Ne oldu? O da olmadı.

Açın bakın, internet sitelerinde hâlâ bu hedefler duruyor.

Sonra ne oldu?

Ehil ve dürüst kadroların çoğunu uzaklaştırdılar.

İstişareyi terk ettiler.

Bu güzel hedeflere giden yoldan da saptılar.

Ülkenin istikametini, adalet yolundan, demokrasi yolundan saptırdılar.

Evet arkadaşlar, bunlar koskoca ülkeyi koskoca Türkiye’yi taşlı çamurlu yollara, çıkmaz sokaklara soktular.

Onun için olmuyor.
Şimdi de bocalayıp duruyorlar. Taşın çamurun içinde debelenip duruyorlar.

Bakın arkadaşlar, bu 2023 hedeflerin konmasında bu arkadaşınızın katkısı var.

Bizim başında olduğumuz ekonomik kadronun oluşturduğu hedeflerdi onlar.

İnşallah DEVA kadroları olarak hep beraber geleceğiz ve dertler bitecek inşallah.

Bu hedefler bu 2023 hedefleri tamamı gerçekçi hedeflerdi.
Hatırlayın, biz bir “Güçlü ve Büyük Türkiye” rüyasını gerçekleştirmiştik.

İnsanların zenginleştiği, demokrasinin güçlendiği bir dönemi yaşamıştı bu ülke.

İşte biz, öyle bir ortamda bu hedefleri koyduk. Ne dedik?

2002’den 2013’e millî gelirini 3.500 dolardan alıp 12.500 dolara çıkardıysak ilk 10 yılda dedik ki ikinci 10 yılda da alırız en az ikiye katlarız. 12. 500’ü alır 25.000’e katlarız dedik.

Boşuna dememişler Yozgat’tan güzel şairler çıkıyor diye. Gençler şiir yazmış, kafiyeli sloganlar bulmuş.

Bakın arkadaşlar 2002’den 2013’e ihracatı 36 Milyar dolardan alıp 152 milyar dolara çıkardık mı? 4 buçuğa katladık mı? Katladık.

Dedik ki ilk 10 yılda bunu 4 buçuk katına çıkardıysak ikinci 10 yılda da en az bir 3’e katlarız dedik. 500 milyar dolar ihracat hedefini koyduk.

Demokrasimizi güçlendirerek, özgürlükleri genişleterek, ekonomiyi büyüterek bu hedefleri koyduk.

Çünkü ekonomi adalet üzerine oturuyor. Ekonomi demokrasi üzerine oturuyor.

Ve yoldan sapmadık. Sonra ne oldu?
Yönetimde zihniyet değişti.

Daha önce yaptık inşallah çok daha güzelini yapacağız gençler. Sizlerle beraber yapacağız. Kadınlarla, erkeklerle, DEVA kadrolarıyla çok güzelini yapacağız.

Değerli arkadaşlar,
Dış politikada Avrupa Birliği rotasından döndüler Şangay beşlisine. Nereden nereye...
Biz dedik ki demokrasi dedik, insan hakları dedik, özgürlükler dedik.

Onun için Avrupa Birliği dedik.

Bunlar rotayı döndürdüler Şangay Beşlisine...

Ve sürekli irtifa kaybettik.

Kadrolardan liyakatten döndüler, sadakate.

Yat deyince yat, kalk deyince kalk... Sadakat 1 nolu plana çıktı.

Ama liyakat olmayınca işe yaramaz.

Ekip sağlam olacak sağlam.

Dürüst ve liyakatli kadrolarla çalışmadan mümkün değil.

Arabulucu, güçlü itibarlı bir Türkiye iken kapı kapı para arayan bir ülke olduk yahu.

İnanın üzülüyorum. Yazıktır. Nereden nereye değil mi?

Tüm dünyanın cazibe merkezi olan bir Türkiye’den gençlerin kaçmak istediği bir ülkeye döndük yahu.

Evet, nerden nereye...

Bunlar lafa gelince milliliği ve yerliliği hiç ağızlarından düşürmüyorlar değil mi?

Ya ben buradan, Yozgat’tan, Cumhuriyet meydanından soruyorum; kapı kapı para dolaşmak, bu ülkenin 190 milyar dolarlık dövizini arka kapıdan gizli saklı satıp 2 milyarın, 3 milyarın, 5 milyarın peşinde koşam millilik midir? Yerlilik midir? Soruyorum.

Gemicikleri falan herke iyi biliyor artık. Öğrendi millet. Ama seçim günü konuşacak insanlar.

Bakın arkadaşlar, şu sağdaki soldaki LED ekranlarda size kısa bir video serisi izleteceğim.

Bu videonun adı Beştepe’den masallar.

Konu; Enflasyon.

Hep beraber izleyelim şöyle. 5 sene önce başlıyor. 2 Mayıs 2017.

VIDEO - GİR

2 Mayıs 2017: Enflasyonu Allah’ın izniyle daha da düşüreceğiz.

Hangi tarihte söylemiş bunu? Mayıs 2017.
5 sene önce diyor ki enflasyonu tek haneye indireceğiz. Enflasyon kaç? Yüzde 12.
Yüzde 12 enflasyon söylüyor.
Devam edelim.

24 Mayıs 2018: Enflasyon sorununu ülkemizin gündeminden çıkartmakta kararlıyız.

Aradan 1 yıl geçmiş enflasyon düşmüyor.

Yüzde 12. Devam edelim arkadaşlar.

Enflasyon hikayesi, enflasyon masalını dinlememiz lazım.

9 Aralık 2019: 2020!

de tek haneli enflasyon rakamına ulaşacağız.

Ne zaman söylemiş? Aralık 2019’da.

Enflasyon yüzde 12, diyor ki tek haneye 2022’de indireceğiz diyor.

Yani "Yüzde 10!dan aşağı düşüreceğiz” diyor.

Devam edelim. Bunları izleyelim ki hatırlayalım.

13 Kasım 2020: Önceliğimiz şüphesiz ki enflasyonu süratle tek haneli rakamlara, ardından da orta vadeli programımızdaki seviyelere çekmektir.

2020’de tek hane dedi olmadı 2020’nin sonuna geldik enflasyon yüzde 14.

Artıyor ufak ufak.

Devam edelim.

1 Ekim 2021: Enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız.

2021!in sonuna geldik. Çıktı yüzde 20!ye.

Yuh demeyelim arkadaşlar. Yuh kelimesini kullanmayalım.

Gerçi Erdoğan’ın ekibi bana evvelsi gün Denizli’de ‘yuh’ dediler ama bir yanlışı başka yanlışla düzeltmeyelim.

Onlar yanlışı yapsın biz yerimizde duralım.

Masal bitmedi. Asıl bu işin bir de 2022!si var.

Devam edelim, 2022!ye gelelim. Bu yıla gelelim.

29 Ocak 2022: Bilin ki enflasyon da inecek daha düşecek.

Bak ne diyor?

Enflasyon inecek daha da düşecek diyor.

Ya yüzde 49’a düşmüş.

Enflasyon iniyor mu ki daha da inecek diyorsun?

Yüzde 49 enflasyon. Bu enflasyon sürekli yükselmiş.

5 yıldır yükseliyor daha da düşecek diyor.

Ya kime anlatıyorsun yahu.

Çarşıya pazara çıkan herkes gerçek enflasyonun ne olduğunu biliyor arkadaş.

Evine peynir alan, yoğurt alan, ekmek alan, üstüne başına bir gömlek pantolon alan herkes bu ülkede ki gerçek enflasyonu biliyor, arttığını biliyor.

Devam edelim. İş hızlanıyor şimdi.

16 Şubat 2022: En önemli sorumuz yüksek enflasyondur. İnşallah onun da üstesinden her geçen ay inişini görerek geleceğiz.

Her geçen ay inecek diyor. Her ay artıyor bu.

Her gün Artıyor her geçen saat artıyor ama inecek diyor. Ne zaman söylüyor?
Şubatta söylüyor. 6 ay sonra.

Devam edelim.

21 Mart 2022: Hayat pahalılığının önüne geçmek, vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek boynumuzun borcudu daha net bir şekilde göreceğiz.

Yüzde 61. Artıyor durmuyor enflasyon.

Devam edelim.

16 Haziran 2022: Enflasyonu düşürecek olan da biziz.

73,50

5 yıldır aynı masal yan 5 yıldır. İnecek inece. İnmiyor. Çıkıyor.

Devam edelim... Bu daha 2 ay önce.

6 Ağustos 2022: Politikalarımızın müspet sonuçlarını özellikle enflasyonda

Evet geldiğimiz noktada bu en son açıklanan TÜİK’in açıkladığı makyajlı enflasyon %79,60.

Müspet sonuçları göreceğiz diyor. Var mı müspet sonuç?

Burada Yozgat’ta Cumhuriyet Meydanında soruyorum; pazarda çarşıda markette müspet fiyat gören var mı?

Bu TÜİK’in enflasyonu.
Gerçek enflasyon ise tam %200’e dayanmış bu ülkede. Her gün zam, her gün zam.
Arkadaşlar, işte belgeleriyle her şey ortada.

Video kayıtlarını izlettim ki hafıza insanı yanıltabiliyor.

Tam 5 senedir tek imzayla elinde yetkiyi toplamış fakat enflasyonu düşürmüyor, düşüremiyor.

Enflasyonu nasıl patlattığı ortada.
Bir de diyorlar ki, “enflasyon dünyanın her yerinde yüksek”.
Hooop! Bir dakika dur.
Dünyanın her yerinde enflasyon var da böyle bir enflasyon var mı yahu. Bakın birkaç tane örnek vereceğim. Söyleyeceğim rakamlar yıllık rakamlar. Bakın,

Savaşın ortasındaki Rusya’da enflasyon %15. Amerika’da %8,5
Almanya’da %7,5
Güney Kore’de %6,3

Çin’de %2,7 Japonya’da %2,4

‘Bütün dünyada enflasyon’ var deyip de siz kimi aldattığınızı zannediyorsunuz. Rakamlar ortada.

Bizim kadar yüksek enflasyon ne G20 ülkelerinde var ne de OECD ülkelerinde var.

Olmuyor olmuyor. Bakın Rakamlar ortada.
Tüm dünyada yüksek diyerek siz kimseyi kandıramazsınız.

Şu anda rekor Türkiye’de. G20 de de OECD de de enflasyonun en yüksek olduğu yer Türkiye.

Açık farkla, açık.
Kendi beceriksizliğinizin sebebini hiç dışarıda göstermeye çalışmayın. Hani diyor ya, “yüksek faiz sebep, yüksek enflasyon sonuç” diye.
5 yıldır aynı şeyi tekrarlıyor.

Hayır. Bu doğru değil. Ben doğrusunu söyleyeyim:

Erdoğan sebep, yüksek faiz ve yüksek enflasyon sonuç!

Doğrusu bu.

2018’den bu yana bütün yetkiyi kendi üstünde topladı mı? Topladı.

Atsın bir imza, enflasyonu da faizi de düşürsün bakalım.

Elini tutan mı var?

Çünkü enflasyon da faiz de talimatla düşmez.

Enflasyon da faiz de güvenle düşer. 20 yıldır bunu anlamıyor.

Güven olmayınca asla olmaz.

Önce siz güveni sağlayacaksınız önce siz bu ülkede adaleti hukukla hâkim kılacaksınız.

İnsan haklarına saygı duyacaksınız.

VIDEO - ÇIK

Bakın arkadaşlar,

Bu enflasyonun sebebi, akıl ve bilim dışı işler yaparsanız enflasyon böyle patlar.

‘Benim alanım ekonomi ben ekonomistim’ demekle olmuyor.
İstişare şart, dürüst ve ehil kadrolarla çalışmak şart.
Bu toprakların biz sözü vardır. ‘Bin biliyorsan bir bilene soracaksın’ değil mi? Fakat yok. İstiare artık kalmadı.
Bir kişi her şeyi herkesten daha iyi bildiğini zannediyor. Onun için çuvallıyor. Bu ülke büyük zarar görüyor.
Bakın bu ülkenin içine düştüğü durum bizi gerçekten çok üzüyor.
Türkiye böyle bir yönetime layık değil.

Bunlar yanlışı yapmakta inat ediyor.
Bu inat neye mal oldu arkadaşlar biliyor musunuz?

Hayat pahalılığı yüzünden emeklilerimizin en temel gıda ihtiyaçlarını alamaz hale gelmesine neden oldu.

Bu inat, kadınların, başını önüne eğip kasaptan etsiz kemik almasına sebep oldu.

Bu inat, çiftçinin toprağını ekememesine, soframızdan lokmamızın eksilmesine sebep oldu.

Bu inat, öğrencilerin, masraflar yüzünden kazandıkları üniversitelere gidememesine sebep oldu.

Bu ülkenin her bir ferdi yoksulluk karşısında, bir haysiyet mücadelesi veriyor. Ama görüyorlar mı? Yok.
Sokakların sesi Beştepe!ye ulaşmıyor.
Eskiden bir apartman dairesinde otururdu, değil mi?

Ne zaman ki Külliye ye taşındı artık tek bir komşusu bile yok. Gerçek hayatla ilgisi kalmadı.

Devletin kulakları vatandaşa sağır oldu.

İşte biz, devletin kulağını yeniden vatandaşa çevirmekle işe başlayacağız.

İnanın, tüm sıkıntıları aşacağız.

Hep beraber çözüm olacağız arkadaşlar. Bu ülkenin dertlerine DEVA kadroları çözüm olacak inşallah.

Sorunları nasıl çözeceğimizi adım adım hesaplıyoruz.

Öyle bol keseden vaatle vatandaşı kandıran partilerden değiliz. Hesaplıyoruz, çalışıyoruz, ondan sonra ne yapacağımızı ortaya koyuyoruz.

Bakın bu arkadaşınız iki tane büyük ekonomik kriz çözen ekibin başındaydı. Şu anda yaşadığımız krizi de inşallah evelallah en geç 6 ayda çözeriz.

Ama biz çözeriz biz.

Çünkü ayinesi iştir kişini lafa bakılmaz.

En geç 2. Yılda da enflasyonu tek haneye indiririz.

Amcamız diyor ki millet aç diyor.

Böyle deyince de ne diyor.

Ya öyle aç kimse yok ülkede diyor değil mi?

Çünkü bilmiyor. Gezmiyor, dolaşamıyor, halkın içine çıkamıyor artık.

Hazırlanmış 100 araçlı konvoyların, zırhı pencerelerinden dünyayı görüyor.

Türkiye büyük ve güzel bir değişimin eşiğinde şu anda.

Şunu herkes çok iyi bilsin; DEVA Partisi bu değişimin asli aktörüdür.

Ekonomik krizi biz çözeceğiz.

Göç krizini de biz çözeceğiz.

Hukuk ve adalet krizini de biz çözeceğiz.

Eğitim krizini de istihdam krizini de biz çözeceğiz.

Çiftçimizin üstündeki borç yükünü kaldıracağız.

Çiftçimizin eski borçların faizini silip, rakamı dondurup, ilk iki yılı ödemesiz uzun vadeye yayacağız ve çiftçimize yeni finansman kapıları açacağız.

Tarımsal destekleri ekim olmadan açıklayacağız. Hasatla beraber ödemeyi yapacağız.

Türkiye’nin de tarımın da çiftçimizin de DEVA’sı olacağız inşallah. Gübrenin yarısını biz karşılayacağız devlet olarak.
Çiftçinin kullandığı elektriğe düşük tarife uygulayacağız. Kullandığı mazottan da ÖTV almayacağız.

Çünkü ne demiş atalar.

‘Bağı gör, üzüm olsun; yemeye yüzün olsun...’ Biz bağı bahçeyi, tarlayı toprağı göreceğiz. *****
Başka ne yapacağız arkadaşlar?

Hep beraber Türkiye’nin devası olacağız.
Sağlık sisteminin reçetesini yazdık, hepsini düzelteceğiz.

Aile hekimliklerinden itibaren tüm kademelerde nitelikli ve donanımlı bir sistem kuracağız.

*****

Başka?

Anayasamızda yazdığı gibi gerçek sosyal devleti biz oluşturacağız

Herkes insanca yaşama kavuşacak.

Şu anda sosyal yardımları ihtiyacı olan herkes alabiliyor mu? Alamıyor.

Parti üyeliğine, akrabaya, tanıdığa bakılıyor. Buna son vereceğiz.

İhtiyaç sahibi olan herkes devletin desteklerine yardımlarına ulaşacak.

Vatandaşın gidip de devlet kapısında destek yardımı için beklemesine vakit kalmadan biz vatandaşa ulaşacağız.

Devlet vatandaşın kapısını çalacak ‘bir ihtiyacın var mı?’ diye soracak.

Bakın, kapı kapı dolaşacağız. Bir ihtiyacı olan var mı? Bir sıkıntısı olan var mı? diye.

Bizim aile sosyal destek uzmanlarımız kapıyı çalacak.

Devlet yardımları devlet destekleri bir lütuf değildir vatandaşın hakkıdır. Hak bazlı bir sisteme geçeceğiz inşallah.

Biz buna “asgari geçim desteği” diyoruz. 7!den 70!e herkesin derdiyle ilgileneceğiz.

Yaşlı bakım sigortasını hayata geçireceğiz.

Bebekler sağlıklı büyüsün diye, 2 yaşına kadar süt ve bebek maması başta olmak üzere temel ihtiyaçları biz karşılayacağız.

Çok önemli

Hiçbir aileyi açlığa terk etmeyeceğiz.

Tek bir vatandaşımızı dahi kimsesizliğe terk etmeyeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Hiç merak etmeyin. Kimsenin şüphesi olmasın.

Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Bu iktidarı tereyağından kıl çeker gibi değiştireceğiz ve yarınları birlikte kuracağız.

Gençlerle beraber kuracağız, kadınlarla beraber kuracağız, Türkiye ile beraber kuracağız bu ülkenin yarınlarını.

Onları müsait bir yerde indireceğiz.

Biz bu ülkenin kadınlarıyla gurur duyuyoruz. Bugün Türkiye’de kriz üstüne kriz yaşıyorsak bunu en iyi hisseden kadınlar değil mi?

Çünkü çocuğuna harçlık veremeyen kadınlar, evde tencereye yeteri kadar malzeme bulamayan, alamayan kadınlar.

Bu kriz en çok da kadınlar üzerinde bir yük.

Bakın çok net söylüyorum. İnşallah seçimden sonra hepsi geçecek.

Bir kez de Yozgat’tan ilan ediyorum.

Gücü ele geçirenin zayıfı ezdiği, nöbetleşe zorbalığın hüküm sürdüğü bir döneme artık geçit vermeyeceğiz.

Türkiye’yi asla öfkeye, nefrete şiddete teslim etmeyeceğiz. Bu iktidar çünkü bundan anlıyor yahu. Öfke, nefret, şiddet.

Seçimden sonra hır güre asla müsaade etmeyeceğiz.

Seçimden sonra, istikrarı güçlendireceğiz.

Kutuplaşmadan, bağırış çağırıştan bu memlekete bir hayır gelmez.

Bunlar kutuplaştırarak gererek bu ülkeyi yönetmeye alıştılar yahu.

Her gün düşman arıyorlar kendilerine. Düşmansız rahat etmiyorlar. Yoksa da düşman üretiyorlar.

Çözüm bizde arkadaşlar, çözüm bizde. Çözüm bizim mayamızda.
Bizim mayamızda; sevgi var, saygı var. Bizim hayalimizde;

Herkesin kendisini özgür ve eşit hissettiği bir Türkiye var.

Birbirine “çomar”, “laikçi”, “bidon kafalı”, “din düşmanı”, “koyun sürüsü”, “vatan haini” diye gürültü yapanlardan ibaret bir ülke olmadığımızı çok iyi biliyoruz.

Onlar çok az inanın çok az.

Ülkenin kahir çoğunluğu kahir çoğunluğunun mayasında sevgi var sevgi. Barış var kardeşlik var.

Bunlar ne kadar germeye çalışırsa çalışsın ne kadar ötekileştirmeye çalışırsa çalışsın ne kadar insanları düşürmeye çalışırlarsa çalışsınlar beceremeyecekler.

Bu ülkenin birliğini beraberliğini kardeşliğini bu ülkenin vatandaşları koruyacak, sahip çıkacak.

Bunu ilk seçimde gerçekleştireceğiz. Onun için net söylüyorum, söz veriyorum:

Türkiye’de hiç kimsenin; inancı, kimliği, yaşam tarzı, düşüncesi nedeniyle hor görülmesine asla izin vermeyeceğiz. Hiç kimsenin.

Kimsenin ötelenmesine müsaade etmeyeceğiz.

Kimse kendisini bu ülkenin üvey evladı hissetmeyecek.

Herkes bu ülkenin 1. Sınıf onurlu vatandaşı olacak.

Kazanılmış tüm haklarımızın güvencesi hukuk olacak.

Özgürlükler üzerindeki baskıları da teker teker kaldıracağız.

Gençler korkuyor değil mi like atmaya beğenmeye, bu iklimi ortadan kaldıracağız. Herkes özgürce konuşacak.

Ülkemizi özgürlük ve zenginlik limanına sağ salim yanaştıracağız inşallah. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dosdoğru çalışacağız.
Ne iş yaparsak yapalım; bin biliyorsak, bir bilene soracağız.
Her işi mutlaka ehline vereceğiz.

*****
Yozgat, şimdi söz alma sırası bende.
Ben de sizden bir söz istiyorum.
Soruyorum şimdi, hazır mısın Yozgat? (...) hazır mısın? Yozgat! Tam demokratik bir Türkiye için canla başla çalışacak mısın Yozgat? Adalet için hazır mısın? Yozgat!
Özgürlük için hazır mısın? Yozgat!
Zenginlik için hazır mısın? Yozgat!
DEVA Partisi!ni iktidara taşıyacak mısın Yozgat?
Daha güçlü. Daha güçlü!
DEVA Partisi!ni iktidara taşıyacak mısın Yozgat?
İnşallah hep beraber yapacağız.
Yozgat hazır! Türkiye hazır inşallah.
Demokrasi!

Atılım!

Derhal!

Bugün!

Demokrasi!

Atılım!

Derhal!

Bugün!

Demokrasi!

Atılım!

Derhal!

Bugün!

Sağ olun, var olun. Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

Yozgat buluşmamızın bu güzel ilimizin tüm ilçelerine tüm İç Anadolu’ya hayırlı olsun diyorum.

Gönül dolusu sevgi saygı muhabbetlerimi sunuyorum.

9 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Uşak İl Başkalığı Açılış Konuşması

Uşak İl Başkanlığı Açılışı Konuşması

Çok değerli genel merkez kurul üyelerim,

Değerli Uşak İl başkanımız,

Değerli ilçe başkanlarımız,

Bu açılış vesilesiyle bizlerle birlikte olan sivil toplum kuruluşlarımızın, meslek örgütlerimizin, siyasi partilen çok değerli temsilcileri

Değerli Uşaklı hemşerilerimiz,

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Uşak il teşkilatımızın hizmet binasının açılışına hoş geldiniz diyorum.

Bugün burada sizlerle beraber Uşak’ta olmak bizler için büyük bir mutluluk.

Uşak Millî Mücadele yıllarımızın en önemli illerinden birisi.

Aynı zamanda Ulak en güzel illerimizden birisi.

Evliya Çelebi ne demiş? ‘2 gün Uşak’ta kalan 3. Gün âşık olur’ demiş.

İşte tarımıyla, sanayisiyle, tarih mirasıyla gerçekten gözde illerimizden birisindeyiz u an.

Burada, Uşak’ta genç ve dinamik bir teşkilat kurduk.
Türkiye’nin 81 ilinde şu anda il başkanlarımız görevlerinin başında. Türkiye’de 720 ilçede ilçe başkanlarımız görevinin başında.
DEVA Partisi damla damla büyüyor çok şükür.
Türkiye’yi karış karış dolaşıyoruz.
Daha geçtiğimiz hafta Muş’taydık, Ağrı’daydık, Van’daydık.
Bugün burada Uşak’tayız.
Yarın kısmet olursa Denizli’deyiz. Ertesi gün Yozgat’tayız.
Biz tüm Türkiye’yi karış karış geziyoruz. Vatandaşlarımızı dinliyoruz. Dertleri dertlilerden dinliyoruz.
Ankara’da oturduğumuz yerlerden değil.
Bizzat sahada sıkıntıları tespit ediyoruz.
Sorunları iyi anlıyoruz ki çözüm üretelim.

Çünkü sorunları anlamayan, ülkenin gerçeklerinden kopan bir hükümetin ülkeyi ne hale getirdiğini hep beraber görüyoruz, yaşıyoruz.

Eskiden Keçiören’de bir apartman dairesinde otururdu. Komşuları vardı. Şöyle ayda bir de olsa elektrik faturası, su faturası, gaz faturası görürdü.

Ne zaman ki saraya kendini hapsetti o gün bugündür Türkiye’de işler kötü gidiyor.

Bit tane komşusu yok yahu, bir tane komşusu.

Onun için olmuyor.

Bu ülkenin sorunlarını çözmek ancak dertleri anlamakla mümkündür.

İşte biz bunun için yola çıktık.

Bunun için her yerde her yerde vatandaşlarımızla buluşuyoruz.

Gençlerle, kadınlarla, işçilerle, çiftçilerle, esnafla, emeklilerle oturuyoruz dertleşiyoruz.

Türkiye’de şu anda ‘ben işimden memnunum, benim derdim yok’ diyen bir insan arayın ki bulabilesiniz.

Maalesef.

Şuradaki esnafımıza, çiftçimize, emeklimize sorun. Dertler hızla büyüyor.

Soruyoruz vatandaşlarımıza en önemli sıkıntılarınız nedir diye.

‘Hayat pahalılığı’ diyorlar. Zamlar arka arkaya gelen zamlar.

Şu anda işsizlik ülkenin belki de en önemli sorunu.

Gençlerimiz Türkiye’nin pek çok yerine iş bulmakta bugün güçlük çekiyor.

Bu hükümet enflasyonu patlattı.

Şu anda enflasyon 3 hane 3.

TÜİK ne kadar 70 küsürler de açıklasa bu ülkede gerçek enflasyon yüzde 200’lere yaklaşmış durumda.

Gelin şuradaki esnaflarımıza sorun. Konfeksiyon, çamaşır çorap, büfeler, cep telefoncular...

Hangisinin fiyatı yüzde 70 arttı ben bilmiyorum.

Şu anda gerçek enflasyonu açıklamayan, enflasyonu gizleyen bir hükümet işin başında.

Enflasyonu gizlediği yetmiyor ne yapıyor? Bütün memur maaşlarını TÜİK’in uydurma enflasyonu kadar artırıyor.

Emekli maaşları o kadar artıyor, asgari ücret o kadar artıyor.

Devlet doğruyu söyleyecek doğruyu.

Doğru söylemeden asla mümkün olmaz.

Gerçek enflasyon neyse, gerçek enflasyonun üzerine bir de refah payı ekleyip vatandaşlarımızın gelirini artırmak zorundasınız.

Emekli maaşlarını, asgari ücreti, memur maaşlarını devletin belirlediği bütün gelirleri gerçek enflasyon artı refah payı kadar artırmak zorundasınız.

Aksi halde enflasyon karşısında milyonlar eziliyor eziliyor.

Bu hükümet maalesef bizim zamanında tek haneye indirdiğimiz enflasyonu tekrar azdırdı.

Biz paradan altı sıfır atmıştık hatırlıyorsunuz değil mi?

Enflasyonu tek haneye indirip arkadan da altı sıfır atmıştık.

Bu hükümet geldi bir sıfırı ekledi şu anda.

Dolar kuru 1 lira 50 kuruştu. 1 lira 60, 70 kuruştu. Şimdi oldu 18 lira.

50 kuruşluk ekmek oldu 5 lira.

Geldiler en az bir sıfır eklediler maalesef.

2018’den bu yana partili, taraflı Cumhurbaşkanı tek yetkili imzayla göreve başladığından bu yana ülkenin çözülen hiçbir sorunu yok.

Sorunlar ancak artıyor.
Kriz arkasına kriz yaşıyoruz.

Şu anda yaşadığımız sadece ekonomik kriz değil arkadaşlar, şu an Türkiye hukuk ve adalet krizi yaşıyor.

Şu anda Türkiye bir dış politika krizi yaşıyor.
Şu anda Türkiye bir eğitim krizi yaşıyor.
Gençlerimizle konuşuyoruz. Üniversite sınav sonuçları belli oldu.

Gittiğim çoğu vilayette gençlerimiz şunu söylüyor. ‘Benim puanım yetti, iyi bir üniversiteye aslında kaydolabilirim. Ama ailemin imkânı yok. Maddi imkânlarımız müsait değil. Üniversitede iyi bir bölümü tutturduğum halde ailem beni okutamayacak çünkü tutturduğum üniversite başka şehirde. Orada hayat pahalı’ diyor.

Gerçekten çok üzülüyoruz.

Şu krizin, şu siyasi ve ekonomik krizin en büyük ceremesini özellikle de gençlerimiz yaşıyor.

Emeklilerimiz yaşıyor, çiftçilerimiz yaşıyor.

Uşak bir sanayi kenti ama aynı zamanda da bir tarım kenti.

Çiftçilik yapan ya da akrabası çiftçi olan çok dostumuz vardır bu meydanda.

Gübre fiyatları aldı başını gitti. Yem fiyatları aldı başını gitti. İlaç, tohum... Güç yetmiyor.

Ve bunun en önemli sebebi döviz kuru.

Bu hükümet diyor ki mazot arttı diyor çünkü petrol fiyatları arttı diyor.

Petrol fiyatı ne kadar arttı dünyada? 60 dolardan 100 dolara çıktı.

Bu ne demek?

Hesap basit.

Benzin, mazot 7 lirayken 10 lira olması lazım. Petrol fiyatı 70’de 100’e çıktıysa mazotun benzinin litresinin de 7 liradan 10 liraya çıkması lazım.

Eğer bugün 20 liranın üzerindeyse bunun tek sebebi var o da döviz kurundaki artış.

Türkiye’deki döviz kuru artışı Avrupa’nın hiçbir yerinde yok hiçbir yerinde. Bunlar diyorlar ki ‘dünyanın her yerinde enflasyon var.’
Ya bugün Amerika’da enflasyon yüzde 7’ye çıktı diye adamlar panik oluyor. Japonya’da enflasyon yüzde 2’ye çıktı diye panik oluyorlar.

Bizim 15 günde yaşadığımız enflasyonu başka ülkeler 1 yılda yaşıyor.

Bu hükümet artık yönetemiyor.

Güven olmadan ekonomi olmaz arkadaşlar güven olmadan olmaz.

Ekonomiyi düzeltmenin tek yolu güvendir. Güven olmadan asla.

Gençler bazen bana soruyorlar diyorlar ki e iyi de başkanım güven nasıl oluşur bir anlat hele diyorlar.

Bende diyorum ki bakın gençler 1 dakika da 8 madde de size anlatayım güven nasıl kazanılır.

Size anlatayım Beştepe’de duysun. Çünkü Beştepe’nin de öğrenmeye ihtiyacı var. O da güveni kaybetti.

  1. Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.

  2. Söz verince tutacaksın.

  3. Emanete hıyanet etmeyeceksin.

  4. Devlet yönetiyorsan her zaman hukukla adaletle hareket edeceksin.

  5. Ehliyetli, liyakatli kadrolarla çalışacaksın. Devleti yöneten insanlar hem dürüst hem de işi bilen insanlar olacak.

  6. İstişareyi asla elden bırakmayacaksın. Bin biliyorsan bir bilene soracaksın. Benim alanım ekonomi ben ekonomistim deyip kafanın dikine gidip ülkenin ekonomisini batırmayacaksın.

  7. Devlet yönetiyorsan şeffaf olacaksın, açık olacaksın. Merkez Bankası’nın arka kapısından 190 milyar doları gizli saklı satmayacaksın. Gizli saklı çar çur etmeyeceksin devletin parasını.

  8. Her zaman ama her zaman hesap vermeye hazır olacaksın. Çok şükür bizim alnımız açık başımız dik.

Onun için Uşak’ta sizlerle böyle rahat sohbet ediyoruz, dertleşiyoruz. Türkiye’nin her yerinde rahat rahat geziyoruz.

Türkiye’nin her yerinde başımız dik dolaşıyoruz.

Çünkü biz her zaman hesap vermeye hazır bir şekilde bu devlet yönetiminde bulunduk.

Her zaman dürüst ve ehil kadrolarla çalıştık. Her zaman istişare ederek karar aldık.
Her zaman doğruyu söyledik.
Ne söz verdiysek tuttuk.

Ve emanete gözümüz gibi dikkat ettik koruduk. Bu iş böyle oldu.

Eğer Türkiye bir dönem milli gelirini 3 bin 500 dolardan alıp 12 bin 500 dolara çıkardıysa bu güvenle oldu güvenle.

Eğer Türkiye’de ihracat 36 milyar dolardan 6 yılda 132 milyar dolara çıktıysa bu güvenle oldu güvenle.

Bu ülkede enflasyon 34 sene 2 haneli 3 haneli rakamlarda dolaşırken eğer sadece 2 yılda tek haneye düştüyse sadece 2 yılda paradan altı sıfır attıysak bu güvenle oldu güvenle.

Bu hükümet işte onu anlamadı.

Anlamadığı için olmuyor.

Güven olmadan olmaz. İlla ki güven.

Ve inşallah bunu tekrar sağlayacağız.

İnşallah Türkiye’de tekrar güven ortamını sağlayacağız.

Sadec1 ayda 1 ayda bütün kurumları ayağa kaldıracağız.

Merkez Bankası’ymış, TÜİK’miş, ÖSYM’ymiş bütün çöken kurumlar var ya çöken kurumlar, hepsini 1 ayda ayağa kaldıracağız.

İnanın çok kolay yahu.

Siz dürüst ve ehil kadroları şimdiden hazırlayın, dersinizi iyi çalışın inanın çok kolay.

Bu işleri hiç yapmasak diyebilirsiniz ki ya galiba bu atıp tutuyor. Ama çok şükür arkamızda kapı gibi başarılar var.
Yaptık, çünkü bu ülke büyük bir ülke.
84 milyon nüfusuyla Avrupa’nın en büyük nüfusu bizde.

Bakın burada Avrupa’da çalışan çok arkadaşımız var. Yolda yürürken denk geldik ayaküstü sohbetler yaptık.

Avrupa’nın en büyük nüfusu bizde. Avrupa’nın en genç nüfusu bizde.

Avrupa’nın en büyük toprakları bizde, Avrupa’nın en büyük tarım arazileri bizde.

Bu büyük ülke bu krizlerin içine yuvarlanmaya layık değil. Bu ülkenin ekonomisi güçlü olmalı.
Bu ülke itibarı bir ülke olmalı.

Biraz önce bir vatandaşımız dedi ki ‘sınır kapılarından geçerken biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hep kuyruklarda bekliyoruz. Başka ülkelerin vatandaşları transit geçiyorlar sınırlardan. Bu niye böyle oluyor başkanım’ dedi.

Bende dedim ki bu ülkenin itibarıyla alakalıdır. Eğer ülke güçlüyse, itibarlıysa o ülkenin vatandaşları dünyanın her yerinde sol şeritten hızlı geçer.

Ama bir itibar sorunu varsa siz bu ülkenin itibarını beş paralık ettiyseniz bu ülkenin vatandaşları dünyanın her yerinde sıkıntı çeker.

Bu kadar dış politikada yalpa yapan bir ülkenin itibarı kalmaz arkadaşlar. Şu dış politikada yapılan yalpalara bir bakın yahu.

Daha düne kadar 15 Temmuz hain darbe girişiminin faili olmakla finansörü olmakla suçladıkları Birleşip Arap Emirlikleriyle birdenbire sarmaş dolaş oldular.

Niye? 3-5 milyar dolar için...

Kaşıkçı cinayetiyle suçladıkları bizim topraklarımızda meydana gelen bir cinayetin ‘dosyasını vermeyiz, delilleri göstermeyiz, gelsinler burada baksınlar’ de ondan sonra paraya ihtiyacın olunca git o ülkenin ayağına 3 – 5 milyar dolar için o ülkeyle tekrar sarmaş dolaş ol.

Böyle itibar oluşmaz.

2009’da ‘One Minute’ deyip İsrail’e meydan okuyup ‘zalim devlet, terör devleti’ deyip paraya sıkışınca devlet töreniyle o ülkenin Cumhurbaşkanını karşılamak durumunda kalmak bu ülkeye itibar kazandırmaz.

Bu ülkenin itibarı ancak dış politikada sağlam bir çizgide durmakla olur.

Bu ülkenin itibarı ancak ve ancak ekonominin güçlü olmasıyla olur.

Sen kimseye sormadan bu ülkenin yıllarca biriktirilmiş olan, bizim dönemde birikmiş olan döviz rezervini arka kapıdan gizli saklı boşalt, ondan sonra 3-5 milyar dolar için milletin ayağına git.

Yazık günah.

Sonra niye bunu gizli saklı yapıyorsun. Niye açık açık yapmıyorsun.

Bu arkadaşınız tam 11 yıl bu ülkenin ekonomisinin başında oldu.

Evet, bizim dönemde Merkez Bankası döviz sattı. Ama ne kadar? 11 yılın toplamında ki rakam 8 milyar dolar.

11 yılı topla 8 milyar dolar.

Ve bunun hepsi açık, hepsi şeffaf hepsi Merkez Bankası’nın web sitesinde ilan edilmiş durumda.

Girin bakın o günün rakamlarına hepsi açık, şeffaf. Arka kapıdan değil Merkez Bankası kendisi gidiyor dövizi satıyor.

Ve o gün de ilan ediyor.
Bunlar 2 yılda 190 milyar dolarlık dövizi sattılar hala tek kelime açıklamadılar. Soruyoruz o gün bu gündür. Kime sattın arkadaş, niye sattın, kaça sattın?

Tık yok.
Doğru hesaptan kaçar mı?

Rakam biliyorsunuz 130 milyar dolardı. O damatla el ele verdiler ilk 130 milyar doları sattılar biliyorsunuz. Yetmedi aralıktan bugüne bir 60 milyar dolar daha sattılar yahu.

Dışardan swap anlaşmasıyla buluyorlar hemen arka kapıdan satıyorlar.

Son 3-4 gündür Rusya’dan 2 milyar dolar geldi mi gelmedi mi? Bunun tartışmasını yaşıyor bu ülke yahu.

İnanın hicap duyuyorum hicap.

Bu ülkenin zamanında Dış İşleri Bakanlığı yapmış, Avrupa Birliği Bakanlığı yapmış, 11 yıl ekonomisinin başında olan bir kardeşiniz olarak hicap duyuyorum.

Rusya’dan gelecek 2 milyar dolara kaldıysa bu ülke yazıklar olsun.

Gerçekten çok üzülüyoruz arkadaşlar. Biz buna layık değiliz. Bu ülke böyle bir yönetime layık değil.

Ama inşallah en kısa zamanda düzelteceğiz.

Söylediğim gibi bakın 1 ayda kurumları ayağa kaldıracağız.

En geç 6 ay da ülkedeki kriz ortamını sona erdireceğiz.

En geç 2 yılda da enflasyonu tekrar tek haneye indireceğiz inşallah.

Bakın 2001-2002 krizini biz kadromuzla beraber çözdük.

2 sene sürdü çünkü zor bir krizdi. 2 senede 34 yıllık enflasyonu tek haneye indirdik.

2008-2009 krizi çıktı bana dediler tekrar ekibinle beraber ekonomiye geç. Çünkü kriz kötü.

Döndük 6 ayda o krizi çözdük.

Eğer seçime kadar bu ülkeyi daha da batırmazlarsa, eğer seçime kadar ülkedeki şartlar bu şekilde devam ederse seçimden sonra evelallah 6 ayda biz bu krizi çözeriz.

Eğer ülkeyi seçime kadar daha da zor duruma düşürürlerse o temerrüt dediğimiz o çukura düşürürlerse o zaman işimiz zorlaşır.

O yüzden ben Cumhurbaşkanı’na Erdoğan’a 3-4 kere çağrıda bulundum. ‘Bak ülkenin temerrüt riski arttı, iflas riski arttı. O temerrüt çukuruna asla düşürme bu ülkeyi çünkü bizim işimizi zorlaştıracaksın’ dedim.

Peki ne yapman gerekiyor. Onu da bilmiyorsan söyleyeyim dedim.

1- Merkez Bankasının başına dürüst ve ehil bir kadroyu koy, hemen yarın sabah bile yapılabilir bu.

2- TÜİK’in başına ehil ve dürüst bir kadroyu koy.

Niye Merkez Bankası? Çünkü cebimizdeki paranın değerini korumak Merkez Bankası’nın işi de onun için.

Para pul oldu yahu.

Niye TÜİK?

Çünkü TÜİK devletin rakamlarını dosdoğru açıklaması gereken bir kurum.

Gerçekleri olduğu gibi açıklaması gereken bir kurum.

TÜİK Başına da dürüst ve ehil bir kadroyu koy ama her iki kurumdan da elini ayağını çek.

Çünkü bu kurumlar bağımsız çalışması gereken kurumlar.

Bağımsız bir şekilde bu ülkenin parasını koruyacak Merkez Bankası, TÜİK bağımsız bir şekilde bu ülkenin verilerini rakamlarını dosdoğru hesaplayıp bütün topluma açıklayacak.

‘Bunu yap temerrüt çukuruna düşmeden ülkeyi şöyle uçurumun kenarından döndürürsün’ dedik. Ama maalesef kimseyi dinledikleri yok bunların.

Kafalarının dikine iş yapıyorlar. İnadına iş yapıyorlar.

Onun için olmuyor.

İstişare etmeyince olmuyor. Bin biliyorsan bir bilene soracaksın arkadaş.

Başka türlü olmaz.

Dertlilerle konuşacaksın, damdan düşenlerle dertleşeceksin.

Bilenlerle istişare edeceksin ondan sonra karar alacaksın. Yoksa olmaz asla olmaz.

Onun için olmuyor onun için yapamıyorlar.
İşte biz çözüm planlarımızı açıklıyoruz, eylem planlarımızı açıklıyoruz. Eylem planlarımızın her birisinde yüzlerce insanın emeği var.
Bugün ekonomi eylem planımızda Türkiye’nin iyi iktisatçılarının emeği var.

Bugün Yargı Reformu Eylem Planımızda 200 tane hukukçunun hocanın emeği var.

Biz bilerek çalışıyoruz bilerek. İşi bilerek çalışıyoruz.

ÖTV. Önemli konu. Çiftçinin mazotunda ÖTV’yi kaldırıyoruz. ÖTV orada kalkıyor.

Çiftçinin gübresinin parasının yarısını devlet olarak biz ödüyoruz.

Yemin maliyetinin yarısını devlet olarak biz karşılıyoruz.

Çiftçiye özel düşük elektrik tarifesi uyguluyoruz.

Bütün tarım borçlarını 2 yıl ödemesiz uzun vadeye yayıyoruz. Faizi silip donduruyoruz.

Gençler için bilgisayar, akıllı telefon, oyun konsolu... Bunların hepsinde vergileri indiriyoruz inşallah.

Bazıları diyor ki ‘e ondan vergi alma bundan vergi alma devletin geliri nereden gelecek?’ diye soruyorlar. Biz de diyoruz ki ‘devlet vergiyi sürümden kazanacak sürümden. ‘

Vergi oranları düşecek, alışveriş çoğalacak. Gençler daha çok bilgisayar alacak. Daha çok teknoloji alışverişi yapacak devlet yine sürümden kazanacak.

Onun hesabını kitabını bilerek söylüyoruz.

Emeklilerimizin maaşı gerçek enflasyon, TÜİK’in uydurma enflasyonu değil gerçek enflasyon artı refah payı kadar artacak.

Emeklinin yüzü gülecek.
Bizin ekonominin başında olduğumuz dönemlerde bunu emeklilerimiz yaşadı.

Emeklilerimiz biriktirdikleri parayla Avrupa’da 1-2 hafta tatile çıkıyordu, bunu yaşadı bu ülkenin emeklileri.

KYK bursları bizim dönemimizde tam 150 dolardı. Şimdi 48.

Gençler KYK burslarını, kredilerini biriktiriyorlardı, 1- 2 yıl biriktirdikleri zaman 1 hafta Avrupa’da tatil yapabiliyordu gençler.

Bu ülke bunları yaşadı.
Ne zaman yaşadı?
Güvenle yönetildiğinde yaşadı.
Güven ve istikrar ortamında yaşadı. İtibarlı bir ülkeyken bunları yaşadı.

Maalesef şu anda durum kötü farkındayız.

Ama şunu unutamayalım seçim günü geldiğinde oy pusulasını şöyle bir önünüze aldığınızda DEVA’nın logosunun altına içinde filiz olan damla var ya ona basın inşallah gerisi bizde.

2 tane büyük krizi çözdük inşallah bunu da çözeriz.

Hukuk ve adalet krizini de biz çözeceğiz.

Dış politika krizini de biz çözeceğiz, eğitim krizini de biz çözeceğiz.

Mülakatı kaldıracağız. Şu KPSS’den sonra mülakat var ya mülakatı kaldıracağız.

Mülakat KPSS sınavında işine geleni devlete almak işine gelmeyenleri de dışarda bırakmak için bir araç haline gelmiş yahu.

Onun için parti programımıza yazdık. Mülakatı kaldıracağız. Yazılı sınav neyse o.

Yazılı sınavda hak eden devlete girecek.

Başka türlü eşit vatandaşlığı sağlayamazsınız, başka türlü fırsat eşitliğini bu ülkeye getiremezsiniz.

Ne yapacağımızı gayet iyi biliyoruz. Her alanda hazırlanıyoruz, kadrolarımızı hazırlıyoruz, plan ve programımızı hazırlıyoruz ve onun için ‘DEVA hazır’ diyoruz.

Ben burada şimdi Uşak’a sormak istiyorum. Uşak Demokrasi için hazır mıyız?
Uşak özgürlük için hazır mıyız?
Adalet için hazır mıyız?

Zenginlik için hazır mıyız? Siz hazırsanız biz de hazırız. Hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Uşak İl Binamızın bu güzel ilimize hayırlı hizmetlerde bulunmasını gönülden temenni ediyorum.

6 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Van İl Başkalığı Açılış Konuşması

Merhaba Van merhaba.

Van İl Açılış Konuşması

Medreselerin, kümbetlerin, kalelerin diyarı merhaba.

Ters lalelerin, flamingoların doğası merhaba.

Vanadokyası’yla, Ahtamar’ıyla Serhat’ın incisi Van merhaba.

Denizin, tarihin, bereketin şehri, dünyada hâlâ yaşanan en eski şehir merhaba.

Vankulu Mehmed Efendi’nin, Fekiya Teyran’ın doğduğu kadim şehir Van... Merhaba!

*****

Dün Ağrı’daydık, önceki gün Muş’taydık. Ülkemizi adım adım, şehir şehir, ilçe ilçe geziyoruz.

Sorunları sıkıntıları yaşayanlardan dinliyoruz. Dertlilerden dertleri dinliyoruz. Ayak bastığımız her toprakta da çözümleri konuşuyoruz.

İnanın Türkiye’nin sorunu çok doğru ama bu sorunları çözmek bir o kadar kolay.

Tüm sıkıntıları aşacağız. İnşallah seçimlerin ardından Türkiye’de hep beraber yepyeni bir sayfa açacağız yepyeni.

Biz cebimizde güvenin çözümün anahtarlarıyla dolaşıyoruz.

Her alandaki sorunları nasıl çözeceğimizi açık açık anlatıyoruz. Her alanda eylem planları hazırladık. Çözümlerimizi yazılı bir şekilde tarih vererek bütçesini hesap ederek ortaya koyuyoruz.

Öyle bol keseden vaatle atanlardan da değiliz ha. Ama hesabımızı yapıyoruz. Ne söz verirsek de inşallah yerine getireceğiz.

İşte bu yüzden yarının Türkiye’sinin mimarları biz olacağız. DEVA kadroları olacak.

Türkiye’nin değişiminde DEVA Partisi asli rol oynayacak asli. Hiç şüpheniz olmasın.

*****

Artık mevcut iktidarın son kullanma tarihi geçti. Bu iktidar yorgun bir iktidar yahu. Onları en yakın zamanda müsait bir yerde indirmeniz gerekiyor.

Bunlar en başta söylediklerinin tam tersini yapmaya başladılar.

3Y vardı, hatırlıyor musunuz? Neydi bunlar? Yasaklar, yolsuzluk ve Yoksulluk. 3Y ile mücadele için evet iyi bir başlangıç oldu. Ondan sonra kadro değişti. Kadro bozuldu. Yoldan saptılar.

Şimdi maalesef ülke aynı 3Y ile karşı karşıya kaldı. Korkuyorum ki aynı 3Y’yi miras bırakıp gidecekler.

Ülkemiz yeniden yasakların, yoksulluğun ve yolsuzluğun ülkesi oldu. İçimiz yanıyor içimiz. Çünkü bu ülke böyle kötü yönetilmeye layık değil.

En başta neler söylemişlerdi değil mi? Yerel yönetimler güçlendirilecekti. Ne oldu?

Bırakın yerel yönetimleri güçlendirmeyi bugün seçilmiş belediye başkanları makamlarından indiriliyor yerine kayyumlar oturtuluyor. Hani güçlenecekti yerel yönetimler. Ne oldu?

Seçimleri kazanamayınca adeta seçimleri kazanamadıkları illerdeki ilçelerdeki vatandaşı cezalandırmanın yöntemi haline geldi bu kayyum ataması.

Sağda solda “Millî irade” diye kendilerini anlatanlar, yerelde seçimi kazanamadıklarında halkın iradesini falan tanımıyorlar.

Bitmedi. Başlangıç arasıyla gelinen nokta arasında çok büyük fark var. AK Parti’nin ilk yıllarında cezaevleri koşullarının iyileştirilmesi sağlanmıştı değil mi? Hep beraber çok gayret gösterdik. Avrupa’yla müzakerelerde önemli bir konuydu. Biz kendi insanımız için bunları yaptık.

Bugün ne oldu? Bugün geldiğimiz noktada bir kadın siyasetçi hastalığının ilerlemesine rağmen cezaevinde tutuluyor.

Hastaneler ‘Hapishanede kalamaz’ diyor, Adli Tıp Kurumu’na gidiliyor, oradan siyasi baskı altında rapor çıkarılıyor ve hâlâ hapishanede tutuluyor.

Çok ağır bir haksızlık. Çok ciddi insan hakları ihlali yapılıyor şu anda çok.

Devam ediyoruz. Niye bunları hatırlatıyorum? Çünkü Sayın Erdoğan ne demişti? “2005’te ne dediysem onun arkasındayım” demişti. “Kürt sorunu benim de sorunumdur” demişti değil mi?

10 sene sonra kendi kendiyle kavga etmeye başladı. “Kardeşim, ne Kürt sorunu ya?” demeye başladı izliyorsunuz.

Peki Kürt meselesi çözüldü mü? Ben burada Van’da sorayım size. Çözülmedi. Tam tersine dirildi...

Erdoğan bu bölgeye geldiğinde Dicle’nin kenarındaki kuzuyu hatırlıyor Ankara’ya dönünce kurdun yanı başında başka bir hizaya gidiyor.

Farkında bile değil. Belli ki Bahçeli’nin yanından 2 dakika ayrılıp da Kürt meselesini doğrudan insanlarla konuşacak durumu da yok artık.

Zaten ne zaman gitti Bahçeli’yi, Perinçek’i yanına ortak aldı o gündür bu gündür memleketin sorunları çözülmüyor yahu.

Bakın buraya gelmesine de gerek yok. Şöyle bir Google diye bir şey var değil mi. Herkesin cep telefonunda arıyorsun. “Bu yıl kaç kaç Kürtçe öğretmeni atandı” diye yazsa gerçeği görecek.

TBMM’ye bakalım. TBMM ne demek? Bütün vatandaşlarımızın temsilcilerinin olduğu kurum demek.

TBMM’de insanların konuştuğu dil inkâr ediliyor yahu.

Bir insanın annesinden ninni dinlediği dili inkâr edilir mi? Ana dilidir ana dili. Niye? Çünkü anasının konuştuğu dil onun için diyoruz.

Bir Milletvekili Meclis’te bazı Kürtçe ifadeler kullanıyor kürsüde. Peki, Meclisin tutanaklarını açın bakın. Tutanakta ne yazıyor? “X” harfi koyuyorlar X.

Yahu ‘X’ Allah aşkına İngilizceden alınma bir harf değil mi? Sen İngilizceden aldığın harfi oraya koymayı biliyorsun da meclis tutanaklarına Kürtçe iki tane cümle yazmayı bilmiyor musunuz yahu. Gerçekten ayıp günah.

Kürtçe bu toprakların dili. Üstelik ülkemizde en çok konuşulan ikinci dil.

Meclis zabıtlarında tutuyorlar bir “Bilinmeyen dil” yazıyorlar bi “X” yazıyorlar.

Anlaşılan Kürtler meclise girdi ama Kürtçe bu ülkenin meclisine giremedi. İşte biz onun için buradayız, onun için çalışıyoruz.

Sonra da kalkıyorlar ne diyorlar? Erdoğan da Bahçeli de ‘Ülkede Kürt meselesi falan yok’ diyorlar. Gelsinler Van’a da Erdoğan ve Bahçeli el ele tutuşsunlar bu meydanda Van’da sizlere sorsunlar. Kürt meselesi var mı yok mu diye. Buradan cevabını alacaklar.

Ankara’da oturdukları yerden mesele yok demekle mesele yok olmuyor yahu.

Bakın arkadaşlar sizlere bir özet yapacağım. Eğer bu ülkede ana dili hakkı hâlâ tartışılıyorsa burada bir mesele var demektir.

Koskoca Türkiye’de, yılda ancak birkaç Kürtçe öğretmeni atanıyorsa, Ülkenin Meclis’inde, ülkenin en çok konuşulan ikinci diline “bilinmeyen dil” muamelesi yapılıyorsa, bir mesele var.

Yoğunlukla Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı şehirlerde, belediyelere kayyumlar atanıyorsa, burada bir mesele var.

Altı milyon vatandaşımızın oyları yok sayılıyorsa bir mesele var.

Türkiye dönüp dolaşıp hâlâ bugün parti kapatmak gibi bir ilkelliği tartışabiliyorsa burada bir mesele var.

Eğer bu ülkede, çocukların oyun oynadığı alanlarda, panzerler geziyorsa, burada bir mesele var demektir.

Eğer Ceylanlar, Uğurlar ölüyorsa burada bir mesele var.

Van’da, daha geçtiğimiz dönemde iki masum vatandaşımız, hayvanlarını otlatırken gözaltına alınıp, terörist muamelesi yapılıp ve işkence sonucu biri vefat ediyor diğeri sakat kalıyorsa ortada bir mesele.

Önce DEVA gelecek sonra zülüm bitecek inşallah.

Bakın sizlere tek tek sıraladım değil mi. Bu meselenin adı değerli arkadaşlarım Kürt meselesidir.

Bizim için Kürt meselesi o partinin, bu partinin meselesi değil; Kürt meselesi tüm Türkiye’nin meselesidir. Bizim meselemizdir. Doğunun batının-kuzeyin güneyin değil, tüm Türkiye’nin meselesidir.

Bizim için bu mesele bir hak meselesidir. Hukuk meselesidir, adalet meselesidir.

Değerli arkadaşlarım;

Hakkın temel yasal haklarının pazarlığı olmaz. Temel hakları oylamaya bile tabi tutamazsınız.

Vatandaşlarımızın tüm haklarını koşulsuz, şartsız, pazarlıksız derhal tanınır. Çünkü onundur zaten. Al- ver konusu yapamazsın. Mesele insan hakkıysa “almak-vermek” olmaz. Devlete düşen o hakkı olduğu gibi tanımaktır. Nokta.

Onun için ne diyoruz? Ana dili, vatandaşlarımızın analarının ak sütü kadar helâldir diyoruz.

İşte biz bu konuyu inşallah, evelallah bir çatışma konusu olmaktan çıkaracağız.

Bizim için Kürt meselesi bir eşit vatandaşlık meselesidir. Biz öyle kuru kardeşlik sloganları atanlardan değiliz. Biz, eşitlik diyoruz. Eşit vatandaşlığın altını çiziyoruz.

Bakın görün bu iktidarın reddettiği çözemediği Kürt meselesi yakında ayaklarına dolanacak. Dolanıyor da... Biz de iktidara gelip Kürt meselesini çözeceğiz. Biz çözeceğiz. Çünkü meseleyi biliyoruz. Meseleyi bilen bir kadromuz var. Meseleyi yaşayan teşkilatlarımız var. Damdan düşenler var bu partinin çatısı altında. Onun için sorunu iyi biliyoruz ki çözmek için yola çıkmış durumdayız.

Meseleyi meşru, demokratik siyaset yoluyla çözeceğiz. Demokrasi içinde çözeceğiz. Meşru yollarla çözeceğiz ve siyaset eliyle çözeceğiz

Devleti Kürt meselesinin çözümünün bir parçası haline getireceğiz inşallah. Ağıt sesini adaletle dindireceğiz inşallah.
Geçmişte yaşanan hiçbir acıya kör, hiçbir feryada sağır kalmayacağız. Adalet için DEVA, özgürlük için DEVA diyoruz. Hepsini başaracağız.

Bu acıların bir daha yaşanmaması için ne gerekiyorsa yapacağız.

Ancak bu yolda, kandan, gözyaşından beslenen hiç kimseye geçit vermeyeceğiz.

Bizim Kürt meselesine bakış açımız budur arkadaşlar. Bunlar bizim için gelir geçer günlük meseleler değil. Konjonktürel meseleler değil bir ilke meselesidir ilke.

Geçmişte annelerin cezaevindeki evladıyla anadilinde konuşmayı yasaklayanların bugün nasıl hatırlandığını iyi biliyorsunuz değil mi? O yasakları koyanları bugün nasıl anıyorlar?

İşte biz ilkelerimize sahip çıkarak ülkemizi bölgemizin en güçlü ülkesi yapacağız inşallah.

*****

Arkadaşlar, bakın bugünkü iktidar demokrasiden uzaklaştığı için sadece Kürt meselesi dirilmedi. Aynı zamanda Türkiye’yi yoksulluğa hapsettiler bunlar.

Zam üstüne zam yaşanan bir ülke haline getirdiler. Geçim sıkıntısını en ağır yaşayan şehirlerinde birisi de burası. Van. Hepiniz görüyorsunuz yaşıyorsunuz.

Niye biliyor musunuz?

Ekonomi dediğiniz bir zemine bir temele oturur. Ekonomi dediğimiz alanın temelinde zemininde önce adalet vardır, hukuk vardır, insan hakları vardır, özgürlükler vardır, demokrasi vardır.

Siz o temeli sağlam atmadan, o temeli sağlamlaştırmadan bu ülkenin ekonomik sorunlarını çözemezsiniz. Onun için çuvallıyorlar.

Erdoğan ne diyor? “Benim alanım ekonomi, ekonomistim” diyor. Ama çözemiyor. Çünkü bunu anlamıyor.

İşte biz o iktidarın görmedikleri var ya görmedikleri, biz onların görmezden geldiklerini iktidara taşıyacağız.

İktidar görmüyor ama enflasyon aldı başını gitti. Para pula döndü yahu

Enflasyon nedir? Enflasyon paranın değerini düşürmek yoluyla bütün vatandaşların cebinden çalmaktır.

Enflasyon ne demektir? İnsanların buzdolabından çalmaktır. Eğer insanların dolabında 3 çeşit peynir değil de 1 çeşit peynir o da yarım kilo 25o gr anca bulunuyorsa bu enflasyon yoluyla insanların buzdolabında çalmaktır.

Enflasyon sanayiciye, KOBİ’ye ve esnafa kazanmadığı paradan vergi ödettirir. Esnaf kardeşlerim bilir. Buraya bakıyoruz tuhafiye var, kırtasiyeci var, baklavacı var, tekel bayi var. Hepsi var.

Bu esnaf kardeşlerimiz ne yapıyor? 100 liraya aldığı malı diyelim ki satıyor 130 liraya, dönüp bakıyor mal 200 liradan rafına koyuyor. Devlet diyor ki ‘sen bunu 100 liraya aldın 130 liraya sattın 30 lira ver bakayım vergisini’ diyor. Onun için esnaf feryat ediyor.

“Ben sattığım malı yerine geri koyamıyorum” diyor. Onun için vatandaşlarımız feryat ediyor.

Uydurma bir enflasyon açıklıyor TÜİK uydurma. TÜİK’e bakarsan enflasyon yüzde 70 küsur...

Buraya yürürken bir kot satan arkadaşımızın dükkanına girdim. Sordum, “Geçen sene kaça satıyordun bu sene kaça satıyorsun?” dedim.

“80 liraya sattığım kotun aynısını bu yıl 240 liraya satıyorum” dedi.

Bu ne demek 3 misli. Bu ne demek yüzde 200 zam demek. 100 liraymış 200 de zam olmuş 300 olmuş demek.

Yüzde 200 zam.

TÜİK ne açıklıyor? Yüzde 70 küsur. Yüzde 70 küsur enflasyon açıklıyor dönüyor emeklinin maaşını o kadar arttırıyor. Yüzde 70 küsur enflasyon açıklıyor dönüyor asgari ücretlinin maaşını o kadar artırıyor. Memurun maaşını o kadar artırıyor.

Ya sen gerçek enflasyon neyse ona göre bu milletin gelirini artırsana arkadaş.

Biz çözümü hazırladık bakın. DEVA Ekonomisini detaylarıyla hazırladık açıkladık. Tam 116 maddelik çözüm paketimiz hazır. 116 madde.

Bakın biz ilan ettik parti programına yazdık. Dedik ki: Biz devlete işe alımlarda mülakatı kaldıracağız.

Çünkü mülakat şu andaki hükümetin işine gelmeyenleri devlete almama politikası haline geldi.

KPPS’den gençlerimiz 80 alıyor 90 alıyor 95 alıyor mülakatta eliyorlar yahu. Böyle bir şey olur mu?

Biz mülakatı kaldıracağız.

Mülakatı kaldırınca kim hakkediyorsa o gelecek devlete. Biz çözüm için buradayız. Yazılı sınav neyse o. Herkes adalet karşısında hak ettiği neyse hak ettiğini mutlaka alacak.

Biz çözüm için bütün çalışmalarımızı tamamladık.

Şu an Türkiye’de döviz kurunun patlamasının en önemli sebebi nedir? Arka kapıdan 190 milyar doları sattılar ya devletin dövizini tükettiler ya damatla beraber el ele verip. Asıl odur.

Devletin dövizini ne zaman tüketti bunlar mirasyedi gibi harcadılar gizli saklı ondan sonra artık döviz kuruna hâkim olamıyorlar. Kur arttıkça artıyor.

Biz paradan altı sıfırı attık bunlar geldiler bir sıfır eklediler ya.

Dolar 1 lira 50 kuruş, 1 lira 60 kuruştu. Yıllarca böyle devam etti. Bu arkadaşınız ekonomiyi teslim aldı dolar 1 lira 50 kuruştu, 6 sene sonra Dış İşleri Bakanı olduğumda dolar 1 lira 30 kuruştu.

Bunlar geldi 18 lira yaptı yahu.
Biz işte o kuru patlatan politikaları anında keseriz anında.

Merkez Bankasına da TÜİK’e de ehil ve dürüst atamalar yaparız. İşi ehline teslim ederiz.

Bizim çalıştığımız dönemde başarı elde etmemizin en önemli sebebi dürüst ve ehil kadroladı. Dürüst ehil kadroları işin başına getirin istişare ve karar alın ondan sonra korkmayın.

Bu ülkenin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok.

Şu anda ülkenin Merkez Bankası’nın 1 tane işi var. Tek işi var. Enflasyonu düşürmek. Ama Merkez Bankası serbest değil ki...

Bir tane talimat veren var. ‘Ben ekonomistim’ diyen. ‘Benim alanım ekonomi’ diyen.

Laf dinlemiyor diye kaç tane Merkez Bankası Başkanı değiştirdi. Nihayet laf dinleyen Merkez Bankası Başkanını buldu kendi lafını kendi sözünü empoze ede ede de enflasyonu da patlattı, dolar kurunu da patlattı.

Olan budur başka bir şey değil.
Gerçekten beceremiyorlar yahu.
Ama inşallah değerli arkadaşlar çözüm bizde. Bunu da biz çözeceğiz.

2 tane krizi çözdük. Hangi krizler bunlar? 2001-2002 ekonomik krizini çözdük. Arkasından 2008-2009 ekonomik krizini çözdük. İnşallah bu krizi çözmek de bize nasip olacak.

Hazırlanıyoruz.

Ben şimdi buradan sizlere sormak istiyorum. Van’a sormak istiyorum;

Demokrasi için hazır mıyız Van?

Adalet için hazır mıyız?

Eşitlik için hazır mıyız?

Özgürlük için hazır mıyız?

Zenginlik için hazır mıyız?

Siz hazırsanız biz de hazırız. İnşallah hep beraber başaracağız.

Tekrar il binamızın hayırlı olmasını diliyorum.

Bu güzel ilimizde hayırlı hizmetler yapmasını il başkanımızdan tüm ekibinden tüm teşkilatımızdan bekliyorum.

Tüm ailelerinizle, arkadaşlarınıza gönül dolusu sevgilerimi selamlarımı saygılarımı iletiyorum.

Sağ olun var olun.

5 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Hasköy Konuşması

Hasköy Konuşma Metni

Merhaba Hasköy!
Sizlere en derin selamlarımı, saygılarımı, hürmetlerimi iletiyorum.

Bizlerle burada bu meydanda beraber olduğunuz için hepinize tek tek teşekkür ediyorum.

Sağ olun var olun.

***

DEVA Partisi Türkiye’nin en yeni siyasi partilerinden birisi.

Kuruluşumuzun üzerinden henüz 2 yıl geçmiş olmasına rağmen hamdolsun 81 ilin 81’inde de il başkanlarımız görevinin başında.

Türkiye’de de 720 ilçede de ilçe başkanlarımız görevinin başında.

Damla damla büyüyoruz.

Türkiye’nin bütün sathına hızlı bir şekilde yayılıyoruz.

DEVA Parti’sinin teşkilatları her yerde her köşede vatandaşlarımızla buluşuyor. Her yerde.

Arkadaşlarımız hem vatandaşlarımızı dinliyor, anlıyor ki dertleri öğrenelim dinleyelim daha sonra da yaptıklarımızı, hazırlıklarımızı bu ülkenin bütün sorunları için oluşturduğumuz çözümleri vatandaşlarımızla paylaşıyoruz.

Türkiye şu an maalesef elim bir krizden geçiyor.
Yakın tarihimizin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz şu anda.

Ama yaşadığımız sadece ekonomik bir kriz değil aynı zamanda bir hukuk krizi yaşıyoruz bir adalet krizi yaşıyoruz.

Türkiye aynı zamanda şu anda bir eğitim krizi yaşıyor. ,

Bir dış politika krizi yaşıyor.

Kriz yaşamadığımız bir alan kalmadı yahu.

Hastalarda olur ya hani doktorlar bilir ‘çoklu organ yetmezliği’ diye bir durum vardır hastalarda.

Şu anda ülke aynı bunu yaşıyor ve toplu kriz yaşıyor. Bununda tek sebebi var.
Ülkemiz maalesef kötü yönetiliyor.

Avrupa’nın en büyük nüfusu bizde mi? 84 milyon. Bizde...
Avrupa’nın en genç nüfusu bizde mi? Bizde...

Avrupa’nın en büyük toprakları, en büyük tarım arazileri bizde mi? Bizde...
Peki, niye bu ülke bu krizi yaşıyor yahu!
İşte Muş Ovası’ndayız değil mi?

Türkiye’nin 3. Büyük ovası.

Çok uzağa da gitmeyelim. Erzincan’a gidiyorsunuz Muş’un 2 katı gelir var orada.

Bunun tek sebebi var.

Ülke kötü yönetiliyor.

Bakın, şu an Türkiye bir ekonomik kriz yaşıyor değil mi?

Tarımda da kriz yaşıyoruz değil mi?

Tarımda gübre maliyeti almış başını gitmiş.

Tarımda mazot fiyatları 3’e 4’e katlamış.

Hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz gayet iyi biliyor. Yem fiyatları 2’ye 3’e 4’e katlamış cinsine göre.

Yazıktır.
Peki, sattığınız ürünlerin fiyatları artıyor mu?
Üreticimiz çiftçimiz zarar ediyor şu anda.
Ne kadar üretse o kadar zarar ediyor.
En iyi otobüsü ver bir acemi şoförün eline 3 km sonra kaza yapar yahu! Bunlar da ülkenin ekonomisine kaza yaptırdılar.
Bakın biz bu ülkenin ekonomisini 2002 yılında zor şartlarda teslim aldık. 2001-1002’de ülkemiz tarihinin en büyük krizini yaşıyordu.
Bu arkadaşınız tam 11 yıl ekonomi yönetiminin başında oldu.
34 yıllık enflasyonu aldık tek haneye indirdik.

Şimdi diyorlar ki ya ‘Ukrayna savaşı var Rusya savaşı var enflasyon onun için düşmüyor. ‘

Bir dakika. Dur!

2003’te Amerika geldi Irak’ı işgal etmedi mi?

Irak’ta savaş çıkmadı mı?

Irak petrolünü üreten bir ülke değil mi?

E biz 2003 yılında ne yaptık?

Yüzde 29’luk enflasyonu aldık yüzde 18’e indirdik.

Bitmedi.

2004 yılında savaş devam ediyor muydu? Ediyordu.

Üstelik terör olayları yaygınlaşmış mıydı? Yaygınlaşmıştı.

Buna rağmen 18’lik enflasyonu indirdik 9’a.

Bakın 2 yılda 34 yıllık 2 haneli 3 haneli enflasyonu indirdik tek haneye.

2004’ün sonunda da paradan 6 sıfır attık.

Bahane ettik mi? Savaş var dedik mi?

Ne yaptık?

İşimizi yaptık.

Ama işi yapmak için bu ülkenin ekonomisini düzeltmek için işi bilen kadrolarla çalışmak gerekiyor yahu.

Dürüst ve ehil kadrolarla çalışmak gerekiyor.
Başka türlü mümkün değil.
Bu ekonomi var ya bir temele oturuyor.
Bizim dönemimizde evet ekonomi şaha kalktı ama nasıl kalktı? Ekonominin temelinde ne var biliyor musunuz?

Hukuk var, adalet var, insan hakları var, özgürlükler var, demokrasi var.

Bu ülkede hukuk ve adalet, yerine getirmeden bu ülkenin ekonomisini yerine getiremezsiniz.

Mümkün değil.

Onun için ben bu hükümete diyorum ki; ağzınızla kuş tutsanız siz bunu beceremeyeceksiniz diyorum.

Çünkü bunlar hukuktan kopmuş, adaletten kopmuş.
Bunlar insan hakları nedir, özgürlükler nedir, demokrasi nedir unutmuş. Sayın Erdoğan ne diyordu? Kürt sorunu var diyordu.
Bu ülkede yaşayanların adalet sorunu var diyordu.

Ama ne zamanki bu sorunları inkâr etti ne zamanki bu sorunlar yoktur dedi ne zamanki hukuku adalet, bıraktı işte ondan sonra ülkenin ekonomisi kriz arkasına kriz yaşamaya başladı.

Önce şu sorunu kabul edeceksiniz yahu. Önce doğruyu söyleyeceksiniz doğruyu. TÜİK 2 gün önce enflasyon açıklıyor. Yüzde kaç? 70 küsür...

Vay yavrum vay...

Ya bu ülkede gidip çarşıdan pazardan alışveriş eden, Ayçiçek yağı alan, çorap alan, döner alan herkes bu ülkede fiyatların 2’ye 3’e 4’e katladığını görüyor, yaşıyor.

Hala yüzde 70 küsür enflasyon açıklıyorlar.

Önce doğruyu söyleyeceksin doğruyu.

Doğruyu konuşmadan güveni sağlayamazsın.

Bazen ben güven deyince gençler soruyor. Başkanım güveni nasıl sağlayacağız?

Güveni, nasıl kazanacağız? Bir anlat öğrenelim diyorlar.

Bende diyorum ki gençler size söyleyeyim anlatayım ama Beştepe’dekiler de dinlesin onların da öğrenmeye ihtiyacı var diyorum.

Güveni nasıl kazanacağız?

Beştepe dinlesin buradan Beştepe’ye de sesleniyorum.
8 madde 1 dakikada özetleyeceğim güven nasıl kazanılır.

  1. Konuşunca doğruyu söyleyeceksin. Enflasyonu gerçeğinin yarısı 3’te 1’i kadar açıklamayacaksın. Gerçek enflasyon neyse önce onu söyleyeceksin.

  2. Söz verince tutacaksın. ‘2018 seçimlerinde bana yetki verin enflasyonda faiz de nasıl düşürülür göstereceğim’ deyip enflasyonu da faizi de patlatmayacaksın.

  1.  Emanete hıyanet etmeyeceksin.

  2. Devlet yönetiyorsan her daim hukukla adaletle hareket edeceksin.

  3. Ehliyetli, liyakatli kadrolarla çalışacaksın.

  4. stişareyi asla elden bırakmayacaksın. Yani bin biliyorsan bir bilene soracaksın. ‘Benim alanım ekonomi ben ekonomistim’ deyip kafanın dikine gidip ülkenin ekonomisini batırmayacaksın.

  5. Şeffaf olacaksın, açık olacaksın. Merkez Bankası’nın arka kapısından önce 130 milyar üzerine bir 60 daha 190 milyar doları gizli saklı arka kapıdan boşaltmayacaksın. Şeffaf olacaksın. Ya biz 11 yıl ekonominin başında olduk. Merkez Bankası 1 dolar satış yapsa onu ilan ederdi açıklardı. Ben bugün dolar sattım diye. Bunlar 190 milyar doları arka kapıdan boşalttılar. Hala tek kelime açıklama yapmıyorlar yahu.

  6. Her zaman ama her zaman hesap vermeye hazır olacaksın.

Hamdolsun, biz bugün burada Hasköy’de alnımız açık başımız dik geziyorsak bu nasıl oluyor? Her zaman hesap vermeye hazır olduğumuz için çok şükür buradayız.

Yoksa tek bir nokta, tek bir leke bulsalardı bize bu işi yaptırırlar mıydı yahu. Ama yok hamdolsun. Tertemiz çalıştık.
Dürüst ve ehil kadrolarla çalıştık. Onun için o dönemde ekonomimiz yükseldi. Onun için memleketin sorunlarını çözdük.

Çözdük, inşallah yine çözeriz.

Bu ülkenin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok inanın. Hiçbir sorunu yok.

Bakın en önemli sorun bugün Türkiye’de tarım dedik.

Çiftçimiz 1 numaralı sorun.

Bizde 1 numaralı eylem planımızı, 1 numaralı çözüm planımızı tarım konusunda açıkladık.

Tarımı nasıl çözeriz?

  1. Eski borçlar var ya bu eski borçların üzerindeki faizleri sileceğiz. Borçları donduracağız. 2 yıl ödemesiz küçük küçük taksitler halinde çiftçimiz ödeyecek dedik. Yani çiftçimizin sırtındaki şu borç yükünü bir kenara indirteceğiz.

  2. Çiftçimizin işini görmesi için yeni uygun şartlı finansman imkânı, kredi imkânı sağlayacağız ki çarklar dönsün.

  3. Gübre masrafının tam yarısını devlet olarak biz karşılayacağız dedik. Gübre 1000 TL ise 500’ünü biz karşılayacağız dedik. 2000 TL ise 1000 TL’sini biz ödeyeceğiz dedik. Bunun hepsinin hesabını kitabını yaptık.

Bitmedi.. Yem, hayvancılıkla uğraşan üreticimiz için yem maliyetinin yarısını devlet karşılayacak.

‘Çiftçimize özel düşük elektrik tarifesi uygulayacağız’ dedik. Tarlaya su gitmediyse, tarlada su yoksa çiftçimiz metrelerce kazıp sondaj borusu çıkarıyorsa ona da elektrik ödüyorsa onun fiyatı normal elektrik fiyatı olamaz. Düşük bir tarifeden olması gerekir dedik.

Bitmedi. Tarımsal destekler...

İster buğday desteği olsun, ister pamuk ister mısır, ister ayçiçeği...

Destek daha ekim olmadan açıklanacak dedik. Hasatla beraber de destek ödenecek dedik.

Şu an ne yapıyorlar? Çiftçimiz ekiyor, bitiyor destek sonradan açıklanıyor. Yetmiyor desteği 1 sene sonra ödüyorlar değil mi?
Bakın biz ‘gününde ödeyeceğiz’ dedik.
Diyorlar ki bize kaynağı nerden bulacaksın? Bizim kaynağımız yok diyorlar. Bende bir dakika diyorum. Orada dur. Kaynak bizim işimiz.

2001-2002 sorununu çözmüşüz, krizi çözmüşüz, 2008-2009 krizini çözmüşüz. Evelallah bunu da çözeriz. Hesap ortada.

Ben buradan Hasköy meydanından Ankara’ya Beştepe’ye sesleniyorum. Erdoğan’a sesleniyorum.

Kaynak nerede gösteriyorum.

Bugün tarımsal desteğin tamamı, bütün Ziraat Bankası kredileri, mazot desteği, gübre desteği, buğday desteği, pamuk desteği. Topla topla topla

Bu yılın bütçesine ayırdıkları rakam ne kadar biliyor musunuz?
Ek bütçe de getirdiler şimdi. Onu da ekleyin. 40 milyar lira. 40 katrilyon.

Peki aynı bütçede faize ayırdıkları ödenek ne kadar biliyor musunuz? 400 milyar.

Tarıma verdikleri 40 milyar faize ödedikleri 400 milyar. Rakama bakın yahu.
10 misli 10...

Çünkü bunlar döviz kurunu patlattı. Dolar 18 liraya geldi yahu.

Faizi patlattılar.

Onun için devlet büyük faiz ödüyor.

Peki, bu faizi kime ödüyor devlet? Zaten parası olana ödüyor yahu.

Parası olan gidiyor devlete borç veriyor, hazine bonosu alıyor, tahvil alıyor değil mi?

Parası olana 400 milyar faiz ödüyor.

E bugün benim çiftçime bu gübre fiyatlarına bu mazot fiyatlarına rağmen üretmeye çalışan çiftçime toplam verdiği rakam ne kadar?

40 milyar...

Bu öncelik meselesi. Sen güveni sağla, 8 madde de güveni sağla, faizi güvenle düşür ondan sonra nasıl bu ülke parayı koyacak yer bulamayacak onu görürsün.

Hesap ortada.

Bugün bankaya gittiğiniz zaman yüzde 35 diyor banka yüzde 40 faiz diyor değil mi?

Sen onu bir düşür devletin kaynakları nasıl açığa çıkıyor görürsün. Hesap bu kadar basit.

Ama faiz talimatla düşmüyor arkadaşlar. Talimatla düşmüyor.
Faiz güvenle düşüyor. Güveni sağlamadıktan sonra mümkün değil. Ağzınızla kuş tutsanız yapamazsınız.
Ama biz yaparız evelallah. Hesap ortada.
200 TL ÇIKARIYOR
Bu şu 200 TL’lik banknot değil mi?
Bu banknot ne zaman tedavüle çıktı? 2009’da.
Tedavüle çıktığı zaman kaç para ediyordu biliyor musunuz?
123 dolar ediyordu. 123 dolar.
Bugün kaç para ediyor? 12 dolar.
Hesap ortada.

Sen bu ülkenin ekonomisini yönetemezsen, bu ülkenin parasını pul edersen 123 dolarlık herkesin cebindeki bu paranın değerini 12 dolara indirirsen bu ülkeyi batırırsın.

200 TL KALDIRILIR

Yahu önce paranın değerini koru yahu. Bu para hepimizin parası.

Lafa gelince milliliği, yerliliği dillerinden düşürmüyorlar değil mi? İki lafın başı milli, yerli.

Yahu bu bizim milli paramız değil mi? Yerli paramız değil mi?

Sen bu ülkenin milli ve yerli parasını niye değerini 123 dolardan 12 dolara düşürdün arkadaş?

Onun bir hesabını ver yahu.

Bu ülkenin çiftçisinin, emeklisinin, işçisinin cebinden çalınmış paradır bu. Ben açık söylüyorum.

Enflasyon yoluyla çalınmış paradır, devalüasyon... Paranın değer kaybıyla çalınmış paradır.

Ne yapıyorlar? Emekli maaşlarını ne kadar artırıyorlar?

TÜİK’in uyduruk enflasyonu. Yüzde 70 küsürle artırıyorlar.

Gerçek hayat yüzde 200 arttı.

Yüzde 200 enflasyon var memlekette tutuyorlar asgari ücreti ne kadar artırdık? Enflasyon kadar.

Hangi enflasyon? Enflasyon TÜİK’in açıkladığı uydurma enflasyon. Sorunun tam kökünde bu var.
1 numara neydi? Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.
Devlet yalan söyler mi?

Git açıkça ben bu ülkede enflasyonu patlattım, yüzde 180’e yüzde 200’e çıkardım de ondan sonra emekli maaşlarını artır. Ondan sonra çiftçi desteklerini artır, ondan sonra asgari ücreti artır. Yook.

Bunlar bu ülkenin gerçeklerinden koptu. Onun için yapamıyorlar, onun için beceremiyorlar.

Doğruyu söylemeden güveni oluşturamazsın, güveni oluşturmadan da bu ülkenin ekonomik krizini çözemezsin.

Bu kadar basit.

Son 2 günde yaşanan skandala bakın.

KPSS değil mi?

ÖSYM denen bir yer var.

Herhalde adı şöyle; Önceden Soruları Yayma Merkezi.

Ya biz partiyi kurduğumuz açıkladık. Biz mülakatı kaldıracağız dedik. Çünkü siz mülakatta torpil yapıyorsunuz arkadaş dedik.

85, 90,95 alıyor mülakatta eliyorlar.

Senin galiba siyasi görüşün bize yakın değil. Niye? E sen galiba Türkiye’nin falanca bölgesindesin.

Sen bu ülkenin vatandaşıysan, eşit vatandaşıysan devletle vatandaşı aynı samimiyetle bir araya getirmek zorundasın.

Haklıya hakkını vermek zorundasın.

Onun için biz dedik ki mülakatı kaldıracağız.

Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar kurumsal yapıların tamamını çökertmişler.

Böyle bir şey olur mu yahu.

20 tane soru bakıyorsun dershane müdürü, kurs müdürü, bir yayın organı var. Onun içindekilerin aynısı KPSS’de soruldu.

Böyle bir şey olur mu yahu.

Dün çağrı yaptı, Eğitim Politikaları Başkanımız Mustafa Bey, ‘Bir an önce bunu açıklığa kavuşturun dedi açıklığa... Bir an önce çözün bunu, bu nedir ya ayıp bir şey’ dedi.

Hemen ne yaptık? DEVA partisi olarak suç duyurusunda bulunduk. Ayıp bir şey.

Şimdi ne yapıyorlar?
Bugün açıkladılar. KPSS sınavını yenileceğiz, ücrette almayacağız.
Bir dakika yahu.
Sadece ücret değil ki o sınava girmek için vatandaşımız masraf etti.
Başka şehire gitmek zorunda kaldı belki.
Bu yeter mi? Yetmez.
Sen bu kadar insanı mağdur ettiysen bir de bunu tazmin etmek zorundasın.

Para almaman yetmez. Kim gitti vakit harcadıysa para harcadıysa devlet tazminat ödemek zorunda.

Para almamak yetmez. Ceza ödemek zorunda ki akılları başlarına gelsin. Böyle bir şey olur mu?

Bakın arkadaşlar önce adalet önce hukuk. Devlet adalet üstünde yükselir. Devlet hukuk üzerinde yükselir.

Adaletin gereği de nedir? Eşit vatandaşlıktır.

Bu ülkenin vatandaşı olan herkesi devletin aynı samimiyette kucaklaması demektir.

Bu ülkensin vatandaşı olan herkesin anasından doğduğu elde ettiği hakların devlet tarafından aynen tanınması demektir.

Adalet budur, eşit vatandaşlık budur. Başka türlü çözemezsiniz.

Başka türlü bu büyük ülkenin, bu güçlü ülkenin birliğini beraberliğini koruyamazsınız.

Vatandaşlarınızın bir kısmını dışlayarak, öteleyerek, memleketi kutuplaştırarak bu ülkenin birliğini bütünlüğünü sağlayamazsınız.

Ama bunların kafa he nerede? Ötekileştirmekte. Ben, sen. Sürekli düşman üretiyor yahu.

Sürekli karşı taraf gerekiyor, sürekli kavga edecek birilerini arıyor.

Halbuki biz ne yaptık? Siyaset illa kavga etmek değildir dedik. Siyaset illa öfke değil, nefret değildir dedik.

Siyaset gerektiğinde oturup konuşabilmektir dedik.

Siyaset gerektiğinde bu ülkenin gençleri için, bu ülkenin vatandaşları için mutabakat arayışıdır dedik.

Siyaset gerektiğinde oturup uzlaşı sağlayabilmektir dedik.

Bu ülkenin de şu an en büyük ihtiyacı bu. Konuşmak zorundayız. Derdi olanlarla dertleşmek zorundayız, bu memleketin sorunlarını derinlemesine anlamak bilmek zorundayız.

Sorunları bilmeyen çözemez.
Sorunları inkâr eden o sorunları çözemez. Mümkün değil. Önce anlayacaksın, bileceksin ki çözmeye başlayacaksın. Bunlar inkâr ediyor.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanını dinlesen ilgili bakanlarını dinlesen ya bunun adamları herhalde başka ülkede yaşıyor dersin.

Sürekli ‘her şeye iyi’ diyorlar. ‘Ekonomi uçuyor kaçıyor’ diyorlar. ‘Enflasyon dünyanın her yerinde var’ diyorlar.

Biz de diyoruz ki dur yahu. Bir dakika.

Enflasyon dünyanın her yerinde var da kaç? Yüzde 3, 5.

Amerika’da enflasyon yüzde 7 oldu diye panik başladı. Yüzde 7.

Bizim 15 günde yaşadığımız enflasyonu, 1 yılda yaşadıkları zaman panik oluyorlar.

Rusya ile Ukrayna savaşıyor. İkisi de savaşın ortasında enflasyon iki ülkede de bizden düşük.

Kimse suçu başka yerlere atmasın.

Kendi beceriksizliğinin, kendi iş bilmezliğinin suçunu kimse başka yerlerde aramasın.

Sen ekonomiyi düzgün yönet, hukukla adaletle yönet enflasyon nasıl düşer, faiz nasıl düşer görürsün.

Bilmiyorsan öğretiriz. Bilmiyorsan gelir gösteririz. Yine bilmiyorsan aç sor anlatırız.

Bizim bugün Ankara’dan Muş’a inen uçağımız 2 saat rötar yaptı. Onun için programımız maalesef aksadı.

Biz de Hasköy’e geç geldik.

Öncelikle sizleri beklettiğimiz için kusura bakmayın, hakkınızı helal edin diyorum.

Buradan Muş merkeze geçeceğiz programımıza orada devam edeceğiz.

Ama ben tekrar burada, bu güzel ilçemizde Hasköy’de bizleri ağırladığınız için, bizlere gösterdiğiniz misafirperverlik için tek tek teşekkür ediyorum.

Sağ olun var olun diyorum. Hasköy en iyisine layık diyorum. Sevgilerimi selamlarımı iletiyorum. Sağ olun var olun.

30 Temmuz 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Arnavutköy İlçe Başkalığı Açılış Konuşması

Arnavutköy Konuşması
 
Merhaba Arnavutköy!
 
Merhaba DEVA’lı dostlarım
 
Merhaba değerli konuklarımız
 
Bu güzel coşku böyle. Bu ne güzel bir heyecan.
 
Sağ olun, var olun.
 
Merhaba çocuklar,
 
Merhaba gençler,
 
Türkiye’nin DEVAsı gençlerimiz merhaba 
 
Türkiye’nin DEVAsı çocuklar merhaba 
 
Biz bugün burada Arnavutköy’e bir demokrasi meydanı kurduk. 
 
Bugün burada atılım meydanı kurduk.
 
Hoş geldiniz hepiniz, hoş geldiniz.
 
*****
 
Arnavutköy’e sormak istiyorum 
 
Arnavutköy Hazır mısın?
 
Çocuklar hazır mıyız? 
 
Çocukların sesi herkesten gür çıkıyor. 
 
Özgürlük için hazır mıyız?
 
Zenginlik için hazır mıyız?
 
Demokrasi için, atılım için hazır mıyız?
 
Ülkemizi düştüğü çukurdan hep beraber çekip çıkartmaya hazır mıyız?
 
Hep beraber yapacağız inşallah, hep beraber.
 
Evelallah başaracağız evelallah.
 
Siz hazırsanız biz de hazırız.  
 
Bakın, Beştepe’nin ülkemizi ittiği bu çukurda ne var biliyor musunuz?
 
Biz vaktiyle paramızdan 6 sıfır atmıştık. Beştepe ne yaptı? Geldi bir sıfırı ekledi. 
 
Dolar 1,5 liraydı, 1. 60 kuruştu şimdi çıktı 15-16 17-18 lira gidiyor. Nereye gidecek bilmiyoruz. Bir sıfır eklediler. 
 
Ekmek 50 kuruştu bir sıfır eklediler oldu 5 lira.
 
Basit bir tavuk döner tavuk döner 5 liraydı, oldu 50 lira yahu. Bir sıfır eklediler.
 
Kiralara bir sıfır eklediler kiralara. Burada bugün 500 lira olan daire oldu 5 bin lira kirası. Biz altı sıfırı attık Beştepe geldi bir sıfırı şimdiden ekledi. 
 
Korkarım ki seçime kadar bunlar daha sıfır ekleyecek. 
 
Beştepe, koskoca bu ülkeyi maalesef çukura düşürdü.
 
Zamlar nedeniyle hayat her geçen gün daha da zorlaşıyor. 
 
Ülkemiz mutsuz insanların ülkesi oldu. Gerçekten çok üzülüyoruz. 
 
Şöyle çarşıya sokağa çıkın bakın. Yüzü gülen insan yok yahu.
 
Neden gülsün? Nasıl gülsün?
 
Enflasyon almış başını gidiyor. Zam arkasına zam, zam arkasına zam... 
 
Enflasyonu düşürmek bizim devlet yapımızda kimin görevi? Merkez Bankası’nın görevi değil mi?
 
Dünyadaki tüm merkez bankalarının amacı enflasyonu düşürmektir, Normalde öyle. Bizimkisi hariç.
 
Bizim merkez bankasının enflasyonu düşürmek için hiçbir çabası yok. Belli ki enflasyonla mücadele etmekten vazgeçtiler.
 
Zaten ortada memleketin Merkez Bankası diye bir şey kalmadı. 
 
Ne var? Beştepe’nin talimatları var. Beştepe yat diyor Merkez Bankası yatıyor, kalk diyor kalkıyor, indir diyor indiriyor, bindir diyor bindiriyor. 
 
Ülkenin en sağlam, güvenilir olması gereken ekonomi ile ilgili kurumu merkez Bankası maalesef itibarını kaybetti. 
 
Beştepe, her birimizi tek tek fakirleştirdi, yoksullaştırdı. 
 
Enflasyonun düşmesini neye bağladılar, biliyor musunuz?
 
Ne diyor? Dünya barışı. 
 
Dünya barışı sağlanırsa enflasyonu düşüreceğim diyor. 
 
Yahu arkadaş, Merkez Bankası;
 
Dünya barışını sağlamaktan mı sorumlu yoksa milli ve yerli paramızın değerini korumakla mı sorumlu? 
 
Bizim paramızın değerini sen koru arkadaş yahu.
 
Lafa bak lafa.
 
Dünya barışından sana ne. 
 
Sen mi dünya barışını sağlayacaksın?
 
Sen şu paramızın değerini koru arkadaş. Para pul oldu yahu. 
 
200 TL ÇIKARIYOR
 
Bakın bu kaç para? 200 lira değil mi?
 
Üzerinde ne yazıyor?
 
T.C Merkez Bankası diyor.
 
Merkez Bankası’na kim talimat veriyor? Erdoğan. 
 
2009’da bu 200 liranın değeri ne kadardı biliyor musunuz? 123 dolar ediyordu. 
 
Şaşırıyorsunuz değil mi?
 
Bugün ne kadar ediyor? 12 dolar. 
 
6’ya giden çocuk biliyor.
 
Bunun içinden 111 dolar uçmuş gitmiş bir yerlere.
 
Ülkenin Merkez bankası bu paranın değerini korumazsa içinden bunun 111 dolar uçar gider.
 
Peki 111 doları bu paranın içinden kim uçurdu? 
 
Beştepe. 
 
Beştepe’nin matematiği Reşit kadar değil. Belli... 
 
Bakkalda ilkokul 5’e giden 2 ay çıraklık yapan bir çocuğu alın bunları yaptığı hatayı yapmaz.
 
Bilmiyorlar. Halktan koptular. 
 
Onun için ülkenin sorunları büyüyor. 
 
Asıl kabahat Merkez Bankası’nda değil.
 
Asıl kabahat Merkez Bankası’na bunu yaptıranda, söyletende.
 
Asıl kabahat Beştepe’de, Beştepe’de.
 
Neymiş Ukrayna-Rusya savaşı yüzünden enflasyon yükseliyormuş.
 
Bak bak.. 
 
Ya kardeşim Ukrayna Rusya savaşın içinde onlarda bile bizim kadar enflasyon yok yahu. 
 
Bize ne oluyor?
 
Bu saçmalığa bir cevap vermemiz gerekiyor. Kimse kusura bakmasın. 
 
Hatırlayın, yıl 2002. bu arkadaşınız ekonominin başına geçti; değil mi?
 
2003’te Amerika Irak’a savaş açtı. İşgal etti.
 
Biz ne yaptık? 2003’de enflasyonu %29 olan enflasyonu indirdik %18’e. 
 
Mani bulduk mu? Ya Irakta savaş çıktı bizde de enflasyon patladı dedik mi? Demedik. 
 
Ne yaptık? Çalıştık, Merkez Bankası’nı bağımsız şekilde çalıştırdık. Enflasyonu %29 dan aldık %18’e indirdik.
 
Yıl 2004. Irak Savaşı daha bitmedi. Ne oldu?
 
2004’te terör eylemleri olmaya başladı Türkiye’de. 
 
Aynı 2004’te biz ne yaptık?  29’dan 18’e indirdiğimiz enflasyonu 9’a indirdik. 
 
Mani bulduk mu?
 
Şurada savaş var, şurada terör var dedik mi? Demedik. 
 
Enflasyonu tek haneye indirdik paradan da altı sıfırı attık. 
 
Gelelim 2011’e bantı hızlı ileri sardık şimdi 2011,
 
Komşumuz Suriye’de iç savaş patladı.
 
2011’de enflasyon kaç? %4,9
 
Gelelim 2014’e Rusya Kırım’ı ilhak etti, biraz önce bir tatar köyünden geldik buraya,
 
2014 Rusya Kırım’ı ilhak etti!
 
Enflasyon kaç? %8
 
Ya arkadaş demek ki neymiş?
 
Sen ekonomiyi doğru düzgün yönettiğinde, savaş olsa dahi, terör olsa dahi, enflasyon artmıyormuş bu ülkede.
 
Bunu ispat etmişiz defalarca göstermişiz.
 
IŞID Musul’u ele geçirdiğinde Haziran 2014’te enflasyon Türkiye’de %9’du.
 
Enflasyonun sebebi dünyada ki savaşlar filan değil arkadaşlar, Dünya’da savaşlar bile olsa rejimler bile yıkılsa siz ekonomiyi düzgün yönetin enflasyonu tek hanede tutarsınız.
 
Değerli arkadaşlar, değerli Arnavutköy, bakın,
 
Gençler burada 2028’de oy kullanacaklar var, 2033’te oy kullanacaklar var, sesleri iyi çıkıyor ha Maşallah. Geliyor yeni nesil geliyor.
 
Bakın dün İstanbul Sanayi Odasında bir toplantı oluyor. Misafir kim?
 
Merkez Bankası Başkanı. 
 
Bir sanayicimiz Merkez Bankasına şu soruyu soruyor. Tabi sorması gereken yer aslında Beştepe ama... 
 
Diyor ki ya ‘başkan sen merkez bankası olarak Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla bankalara yüzde 14’le kredi veriyorsun, ama aynı banka bana, sanayiciye yüzde 40’la kredi veriyor. Bu nasıl oluyor bana bir anlat’ diyor.
 
Soruyu soran kim İstanbul Sanayi Odasındaki bir sanayicimiz. 
 
Merkez Bankasına talimat veren Cumhurbaşkanı bunu nasıl izah edecek acaba?
 
Ben buradan soruyorum. 
 
Senin talimata bankalara yüzde 14’le kredi veren merkez bankası ne yapıyor?
Sanayiciye yüzde 40’la kredi veriyor.
 
Başkanın cevabı ne? 
 
Kardeşim işine gelmiyorsa alma kredi diyor. 
 
Bak bak bak... 
 
Balık baştan kokar değil mi?
 
Bakıyor ki memleketin başındaki kafasının dikine kararlar veriyor, vatandaşa böyle davranıyor. Onun emrindeki Merkez Bankası Başkanı da sanayiciye böyle davranıyor. 
 
Merkez Bankası bu ülkenin itibarı kuruluşudur. Bu ülkenin parasını korumakla sorumludur. 
 
Bakın biz aynı zamanda ne yaptık?
 
Merkez Bankası bizim dönemimizde üreticiye ihracatçıya Eximbank üzerinden 
kredi açtı. 
 
Adı Reeskont Kredisi.
 
Merkez Banası Türk lirası cinsinden üreticiye döviz endeksli krediyi açtı, Türk lirası bastı verdi. Yeter ki sen üret ihracat yap diye. 
 
Daha sonra ihracatçımız malının satıp ihracat parasını alınca onu Eximbank’a ödedi Eximbank da merkez Bankasına dövizi geri getirdi. 
 
Merkez Bankası Türk lirası verdi piyasaya üretim oldu, yatırım oldu, ihracat oldu. Para döndü dolaştı Merkez Bankasının kasasına döviz olarak girdi.
 
Merkez Bankasının döviz rezervi böyle yükseldi. Yükselmesinin sebeplerinden biri de bu.
 
Bunlar şimdi ne yapmışlar? Tam da ülkenin yatırım için, üretim için, ihracat için en önemli kredi mekanizması olan Reeskont Kredileri önüne fren koymuşlar.
 
Kaç tane ihracatçıdan duydum. Reeskont Kredilerimizi düşürüyorlar diyorlar. Kredi tabanını aşağı indiriyorlar diyorlar. Alamıyoruz diyorlar. Kredi alıyoruz getirdiğimiz kredinin yüzde 30’unu şöyle yapacaksın, yüzde 40’ını şöyle yapacaksın bize bası yapıyor diyorlar.
 
Ya arkadaş bu ülkenin yatırıma ihtiyacı var, üretime ihtiyacı var.
Gençlerin işe ihtiyacı var. İstihdam oluşturmaya ihtiyacı var. 
 
Bu ülkenin eğer kısılacak bir kredi kaynağı varsa bunun en son en son bu Reeskont Kredisidir yahu.
 
Biraz teknik bir tabir ben anlıyorum ama buradan ayını zamanda Beştepe’ye sesleniyorum. Duysun öğrensin diye sesleniyorum.
 
Bilmiyor çünkü. 
 
Yahu bu ülkenin üretime ihtiyacı var üretime. Sen öyle yüzde 14’le bankalara faiz ver, faizleri düşürdüm de bankacılar gitsin sanayiciye yüzde 40’şa faiz kullandırsın.
 
Böyle bir ekonomi yönetimi olamaz yahu. Böyle dengesiz işi bilmeyen bir ekonomi yönetimi olamaz ülkede. 
 
Ama yapıyorlar maalesef. 
 
Buradan çağrı yapıyorum tekrar. 
 
Şu Merkez Bankasının ihracatçıya üreticiye, yatırım yapana verdiği kredinin önünü derhal açın. Pazartesi günü açın.
 
Ülkenin elimizde bir ihracatı, üretimi kaldı onu da söndüreceksiniz batıracaksınız yahu.
 
Gerçekten yazık günah.
 
Bilmiyorlar. 
 
Ülkemiz kötü yönetiliyor arkadaşlar maalesef. 
 
Ama inşallah işi bilen kadrolarla işin ehli kadrolarla biz bunu düzelteceğiz.
 
Güven olmadan asla mümkün olmaz asla.
 
Güven ortamını oluşturmadan bu ülkenin sorunlarını çözemezsiniz.
 
Bazen gençler güveni nasıl oluşturacağız diye soruyorlar bana. 
 
Hep beraber gençlerle, çocuklarla, kadınlarla erkeklerle Türkiye’nin DEVA’sı olacağız.
 
Arnavutköy ile İstanbul ile Türkiye’nin DEVA’sı olacağız inşallah. 
 
Bakın çocuklar, gençler güven nasıl kazanılacak? 
 
Bakın size 1 dakikada 8 madde de güven nasıl kazanılır anlatacağım.
 
Buradan sizlere söylüyorum ama Beştepe’de dinlesin onunda öğrenmeye ihtiyacı var. 
1- Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.
2- Söz verince tutacaksın.
3- Emanete hıyanet etmeyeceksin.
4- Ülke yönetiyorsan her zaman hukukla adaletle hareket edeceksin.
5- Ehliyetli ve liyakati kadrolarla çalışacaksın
6- Hiç bir zaman istişareden vazgeçmeyeceksin. İstişareyi asla bırakmayacaksın. Bin biliyorsan bir bilene soracaksın.
7- Devlet yönetiyorsan şeffaf olacaksın açık olacaksın. Merkez Bankasının arka kapısından 190 milyar doları cayır cayır gizli saklı satmayacaksın.
8- Her zaman ama her aman hesap vermeye hazır olacaksın.
 
Seçim günü geldiğinde oy pusulasını önümüze koyduğumuzda o oy pusulasındaki DEVA Parti’sinin logosunun damlanın altına evet mührünü öyle bir vuracağız ki zaten Beştepe’de duvarlar inleyecek. 
 
Merak etmeyin.
 
Bu olacak. 
 
Türkiye’nin dürüst ve ehil kadrolarının yönetildiği dönemde KYK bursları ne kadardı biliyor musunuz gençler? Aylık 150 dolardı. 
 
Bizim ekonominin yönetimin başında olduğumuz dönemde 1 aylık KYK kredisi 150 dolara denk geliyordu. Gençler ihtiyaçlarını karşılıyor kenara para ayırıyorlardı.
 
Ayırdıkları parayla da yazın gidip 1 hafta 2 hafta Avrupa’da tatil yapıyorlardı. 
 
Bu Türkiye’de oluyordu başka ülkede değil. 
 
Bugün KYK bursu kaça düştü biliyor musunuz? 
 
48 dolar. Bakın 150 dolardan inmiş 48 dolara. 
 
Bir de KYK’yı artırdık diye hava atıyorlar ha. 
 
Neyi artırdın sen yahu.
 
Bugün üniversite sonuçları açıklandı değil mi?
 
Anadolu’yu geziyorum, Trakya’yı geziyorum. Kaç tane gençle karşılaşıyorum.
 
Diyorlar ki; Biz üniversite sınavında çok iyi puan aldık başkanım ama istediğimiz üniversiteye yazılacak mali imkanımız yok. 
 
‘Başka bir şehirde yurda kiraya verecek parası yok benim ailemin’ diyor. 
 
Bırakın onu sadece gıda ihtiyacını karşılayacak bir harçlık ailemden alamıyorum diyorlar. En iyi üniversiteye puanı tutan arkadaşlar bunu söylüyor.
 
Yazık günah bu ülkeye.
 
Şu an yüzbinlerce genç puanı yettiği halede istediği üniversiteye kaydolamıyor bu ülkede.
 
Bunun sebebi ne dikiyor musunuz? 
 
Bir kişinin inadı başka bir şey değil. 
 
Gerçekten çok üzülüyoruz.
 
Bu ülke bunu hak etmiyor.
 
Eğer bugün yüzbinlerce gencimiz puanı tuttuğu halde arzu ettiği kalbinden geçen üniversitelere giremiyorsa bunun sebebi bir tek kişinin inadı başka bir şey değil.
 
Bakın ülkenin temerrüt riski tarihinin en yüksek noktalarının birinde şu anda.
 
Buradan Erdoğan’a tekrar sesleniyorum Şu inadından vazgeç diyorum.
 
Merkez Bankası’nın, TÜİK’in başına dürüst, ehil kadroları ata ve elini ayağını çek. Karışma şu insanların işine diyorum.  
 
Çünkü bilmiyorsun, bilmediğinin de farkında değilsin diyorum.
 
Hiç merak etmeyin arkadaşlar hiç merak etmeyin, hep beraber daha iyisini yapacağız.
 
Bakın son 5 senedir, Türkiye’ye yaşatılan bu korku filmini, kâbusu, bu karabasanı hep beraber ilk seçimde sona erdireceğiz inşallah.
 
Yarının Türkiye’sinin mimarı bizler olacağız.
 
Sizler olacaksınız.
 
Türkiye’nin özgürlük ve zenginlik hikayesini hep beraber sizlerle yazacağız. Sizler yazacaksınız.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Bu hükümet, her kuruşu bizim vergilerimizden oluşan TRT’yi kendi kanalı ilan etti. TRT de kendinden başka kimseyi göremiyorsunuz. 
 
Çıkıp oradan masallar anlatıyor.
 
Televizyonda konuşuyor da konuşuyor. Konuşuyor da konuşuyor.
 
Çözüm var mı? Yok. Hep bahane.
 
2018’den bu yana tek yetkili tek imza yetkisiyle Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana hangi sorunu çözebildi?
 
Artık hiçbir başarı üretemiyor.
 
Ne yapıyor? Geçmişte ortak akılla elde ettiğimiz başarıları anlatıyor.
 
Bizim dönemi anlatıyor. 
 
Yahu sen şu son dört yıllık tek yetkili olduğun dönemi anlatsana. Milleti nasıl yoksullaştırdığını da konuşsana.
 
Geçmişte ortak akılla yapılan ne kadar iş varsa üzerine konuyor. Ama belli ki o dönemleri unutmuş.
 
Dürüst ve ehil kadrolarla o başarıların elde edildiğinizi unutmuş.
 
O dönemde ekonominin nasıl yönetildiğini anlamamış ve unutmuş.
 
Bana ne diyor?
 
“Liyakatle iş başına gelmedi” diyor.
 
Vay, vay, vay… Hale bak yahu.
 
Liyakatle iş başına gelmemişiz. 
 
Tabi insanlar haklı olarak soruyor. Liyakat sahibi değildi de, tam on üç yıl boyunca Ali Babacan’la niye çalıştın diye soruyorlar.
 
İnsanlar yine soruyorlar. Tek yetkili olduğun şu son dört yıldır 4 tane Merkez Bankası Başkanı değiştirdin. 3 tane Hazine ve Maliye Bakanı değiştirdin. 
 
Demek ki işine gelmeyince, bakanları hemen değiştiriyorsun. 
 
İnsanlar soruyor diyorlar ki;  Liyakatsiz dediğin Ali Babacan’la tam 13 yıl niçin beraber çalıştın. Niçin Ali Babacan üçüncü dönemin son gününe kadar görevinin başındaydı?
 
Ver bakalım cevabını.
 
Ali Babacan 2009’da istifa mektubunu verdiğinde, 2011’de ayrılmak istediğinde, 2019’da partiden istifa ettiğinde, niçin “kal” diye ısrar ettin bu liyakatsiz adama? diye soruyor bu insanlar. 
 
Sayın Erdoğan değmez! Üç günlük dünya için değmez!
 
Haklıya hakkını teslim edeceksin arkadaş! Adil yönetim budur. Haklıya hakkını teslim edeceksin. 
 
Bakın arkadaşlar, bugün devlet yönetiminde ne ortak akıl arayışı var ne istişare var. 
 
İnadına karar alan biri var. Başka bir şey yok.
 
Hepsi hikâye. Bakanlıklar da hikâye, Merkez Bankası da hikâye, TÜİK de hikâye. 
 
Onun için olmuyor. Onun için bu ülke bir krizden bir başka krize savruluyor. 
 
Ama arkadaşlar merak etmeyin Sayın Erdoğan’la geçmişi yarıştırmayacağım. Takdir milletindir. 
 
Milletin vicdanı en önemli ölçüdür.
 
Bizim gözümüz bu ülkenin yarınlarında. Bu ülkenin yarınlarına bakacağız biz. 
 
Ben, seçim sonrasını hayal ediyorum.
 
Seçim sonrasında nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımızı hayal ediyorum.
 
Özgürleşmiş ve zenginlemiş bir Türkiye hayali kuruyorum ben.
 
Mutlu bir Türkiye hayal ediyorum.
 
Tek bir ailenin bile yoksulluğun pençesinde yaşamadığı bir Türkiye hayal ediyorum.
 
Barışın diyarı bir Türkiye hayal ediyorum. Barışın diyarı bir Türkiye...
 
Türk-Kürt hiç fark etmez,
 
Sünni-Alevi hiç fark etmez,
 
Sağcı-solcu hiç fark etmez,
 
Ocu-bucu hiç fark etmez,
 
Herkesin eşit ve onurlu vatandaş olduğu bir Türkiye hayal ediyorum.
 
Ve ilan ediyorum: Türkiye’yi bölgemizin en güçlü ülkesi yapacağız. Bölgemizin en güçlü en büyük ekonomisi yapacağız inşallah Türkiye’yi.
 
Çok güçlü bir ekiple.
 
DEVA Partisi kadrolarıyla başaracağız.
 
Türkiye’nin sahipsiz olmadığını dünya aleme göstereceğiz.
 
Tek bir vatandaşımızı bile geride bırakmadan yürüyeceğimizi de herkese hep beraber göstereceğiz. 
 
Ülkemizi barış, özgürlük ve adalet limanına sağ salim yanaştıracağız.
 
Seçimlerden sonra bunu çok kısa bir sürede yapacağız.
 
Türkiye’de kimsenin kimseye haksızlık yapmasına izin vermeyeceğiz.
 
Kavgaya gürültüye izin etmeyeceğiz.
 
Hakkı yenen milyonların hakkını iade edeceğiz.
 
Üç-beş kişinin parasına para kattığı devri sona erdireceğiz.
 
Topyekûn, fert fert zenginleşeceğiz.
 
*****
 
DEVA Partisi’yle bu ülkenin yarınlarına damgamızı vuracağız.
 
DEVA Partisi, çözümün partisi.
 
DEVA Partisi, özgürlüğün temsilcisi.
 
DEVA Partisi, zenginliğin mimarı.
 
DEVA kadroları hepsini başaracak.
 
DEVA Partisi, Türkiye’nin tüm demokrat seslerinin tek çatısı.
 
Ben buradan tekrar tüm Arnavutköy’e sizlerin aracılığıyla selamlarımı iletiyorum.  
 
Biz DEVA kadroları olarak ne kadar güçlenirsek, ne kadar geniş kesimlere uzanıp onların teveccühünü desteğini alırsak ne kadar güçlenirsek Türkiye’de o kadar güçlenecek inşallah. 
 
Bunu yapacağız inşallah.
 
Ben buradan geçlere çocuklara, kadınlara, erkeklere tüm Arnavutköy’e soruyorum! 
 
Daha mutlu yarınlar için hazır mıyız?
 
Daha adil yarınlar için hazır mıyız?
 
Daha güçlü daha zengin için hazır mıyız?
 
Arnavutköy hazırsa İstanbul hazır, İstanbul hazırsa Türkiye hazır. 
 
Hepinize saygılarımı sevgilerimi sunuyorum. Sağ olun var olun.

 

2 Temmuz 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Gebze Miting Konuşması

Gebze Mitingi Konuşması
 
 
(Sahneye çıkışta tüm meydandan: “Demokrasi. Atılım. Derhal. Bugün.”) 
 
Demokrasi! (…)
 
Atılım! (…)
 
Derhal! (…)
 
Bugün! (…)
 
** 
 
Demokrasi! (…) Atılım! (…) Derhal! (…) Bugün! (…)
 
Muhteşemsin Gebze muhteşem!
 
Muhteşemsin Kocaeli, muhteşem!
 
Merhaba emekçi dostlarım, merhaba!
 
Dilovası, Kandıra, Karamürsel, Başiskele, merhaba!
 
Kartepe, Derince, Çayırova, Gölcük, merhaba!
 
Körfez, Darıca, İzmit, Gebze, merhaba.
 
İlyas Bey’in, Çoban Mustafa Paşa’nın diyarı merhaba!
 
Alnının teriyle, bileğinin gücüyle üretenlerin şehri merhaba!
 
Bu ne güzel bir kavuşma! Bu ne güzel bir buluşma!
 
Merhaba KOCAELİ, merhaba!
 
*****
 
Arkadaşlar, işte hep beraber buradayız.
 
Maşallah kadınlar burada, gençler burada. 
 
Gebze burada, Kocaeli burada, tüm Türkiye burada. 
 
Şehrin ortasında; her türlü etkinliğin, mitingin düzenlendiği Gebze Kent Meydanı’nın bize vermediler, değil mi?
 
Miting alanı olarak bize Gebze’nin en zor yerini gösterdiler, değil mi? 
 
Yetmedi otobüslerimizi kilometrelerce ötede durdurdular yahu.
 
Yokuş yapıyorlar sürekli yokuş.
 
Gaziantep alışkın bu yokuşlara.
 
Gebze’de de gördük şimdi. Gebze’de de bu yokuşları görüyoruz. 
 
Ben buradan şimdi İktidara sesleniyorum: Ne oldu? Bize yokuş yaptınız da ne oldu yahu? 
 
Ben size demedim mi?
 
“Siz daha DEVA teşkilatlarını tanımadınız” demedim mi?
 
“Bizim teşkilatımıza mitinginizi gidin taa Fizan’da yapın deseniz, onlar gider Fizan’da o mitingi yapar” demedim mi?. 
 
“Bize gönül veren vatandaşlarımız da çıkar Fizan’a gelir” demedim mi? 
 
İşte meydan! İşte kanıt.
 
Ne hesaplar yaptılar, ne zorluklar çıkardılar. Ama yine beceremediler.
 
Bizi engelleyemediler. 
 
Billboardlarımıza izin vermediler, otobüs reklamlarımızı iptal ettiler, pankartlarımızı kestiler, yırttılar.
 
Hepsini yaptılar yahu hepsini.
 
Bunların yatacak yeri yok yahu! 
 
Her şeye rağmen buradayız!
 
Buyurun işte meydan bu! İşte meydan bu! Buyrun. 
 
Muhteşemsiniz, muhteşem!
 
Beştepe izliyor musun bu meydanı Beştepe?
 
Bu meydandan ses doğru oraya gidiyor.
 
Türkiye’nin umudu sizlersiniz, Türkiye’nin umudu gençleri, Türkiye’nin umudu bu ülkenin kadınları, her yaştan gençleri, Türkiye’nin umudu bu ülkenin erkekleri. 
 
Hep beraber umuduz.
 
Onlar ne yaparlarsa yapsınlar. 
 
Hatırlayın, Gaziantep’te de bize türlü türlü zorluklar çıkarmışlardı. 
 
Ne oldu? On binlerce vatandaşımız onlara en güzel cevabı verdi.
 
İşte bu kez de burada cevaplarını Gebze’den aldılar.
 
Yaptıkları onca baskının, engelleme çabalarının cevabını Gebze’de aldılar. 
 
Ne demiştik? “Bundan böyle DEVA Partisi’nin olduğu her meydan Demokrasi Meydanıdır” demiştik. 
 
Hiç endişeniz olmasın. Bu ülke sahipsiz değil!
 
Biz hep beraber sahadayız. Sahada olanlar belli Sarayda oturanlar belli. Hep beraber sahadayız. 
 
İşte sizler; ülkesine sahip çıkan insanlarsınız.
 
Sizler; yarının Türkiye’sinin mimarlarısınız.
 
Hepiniz Gebze’ye kurduğumuz bu Demokrasi Meydanı’na hoş geldiniz!
 
Safalar getirdiniz. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlarım, değerli kardeşlerim,
 
Gelin, bu demokrasi bayrağını hep beraber taşıyalım.
 
Gelin, hep beraber kazanalım. Türkiye olarak kazanalım.
 
Ben milletimizin vicdanına güveniyorum.
 
Ben milletimizin iradesine güveniyorum.
 
Bizim yerimiz belli, yurdumuz belli.
 
Biz nerede miyiz? Bilmeyenler için bir konum atalım:
 
Biz; çocuğuna harçlık veremeyen annelerin yanındayız.
 
Bakın buradan tüm Türkiye’ye konum atıyoruz. Biz neredeyiz DEVA Partisi nerede. 
 
Biz; torunlarına küçük bir hediye almak isteyip de alamayan dedelerin, ninelerin yanındayız. 
 
Biz; aylık 2.500 lira maaşla, en son düzenlemeyle 3.500 lira maaşla temel gıda ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan emeklilerimizin yanındayız. 
 
Biz; açlık sınırının altında bir asgari ücretle geçinmeye çalışan işçilerimizin yanındayız.
 
Biz; hayat pahalılığı karşısında inim inim inleyen dar gelirli, sabit gelirli vatandaşlarımızın yanındayız. 
 
Biz; dükkanında masraf olmasın diye elektriğini açamayan, sattığı malı yerine koyamayan esnafımızın yanındayız.
 
Biz; gübre, mazot, tohum, elektrik fiyatları altında ezilen çiftçilerimizin yanındayız.
 
Biz; her gün canını dişine takarak ekmeğinin peşinde koşan kurye arkadaşlarımın yanındayız.
 
Biz; kendilerine “çıkart telefonunu” denilen, yarınlarını başka ülkelerde aramaya başlayan gençlerin yanındayız.
 
Biz; cep yakan fiyatlar yüzünden, yemekhanede günde tek öğünle karnını doyurmaya çalışan, bu bilet fiyatlarıyla bayramda ailesinin yanına gidemeyen öğrencilerin yanındayız.
 
Biz; mahkemelerde beraat ettikleri halde hakları iade edilmeyen KHK’lıların yanındayız.
 
Ayrımcılığa uğrayan, kendisini ikinci sınıf hisseden, hor görülen tüm vatandaşlarımızın yanındayız.
 
Bizim konumumuz budur, bizim koordinatlarımız budur.
 
Nerede olduğumuzu görmek isteyenleri işte buraya, bu konuma davet ediyoruz.
 
Bizim yerimiz; 84 milyonun yanıdır.
 
Yerini şaşıranlar, koordinatlarını şaşıranlar nerede? 
 
Koordinatlarını şaşıranlar milletten uzaklaşanlar sarayda. 
 
*****
 
Değerli gençler!
 
Burada mısınız? (…)
 
Gençler her yerde, her yaştan gençler burada.
 
Daha yüksek, daha yüksek…Ankara duysun! Beştepe duysun!
 
Gençler burada mı? (…)
 
Türkiye’yi bu çukurdan siz gençler çıkartacaksınız.
 
Biz de ne zaman isterseniz size yardımcı olacağız.
 
Gençler önden gideceksiniz, biz arkanızdan geleceğiz.
 
Bakın ben her gün gençlerle beraberim. 
 
Ankara’da, Diyarbakır’da, Çanakkale’de, İzmir’de, Çankırı’da, Kocaeli’de her yerde, gençler beraberim. 
 
Gençlerle yan yanayız. Ama gençler önden gidecek biz onları takip edeceğiz. Bizim felsefemiz bu.  
 
Gençlerin gözlerindeki kaygı her gün büyüyor arkadaşlar. Türkiye’nin her yerinde görüyoruz bunu maalesef. 
 
Yarınlara yönelik endişeler her an artıyor. Anlıyorum.  
 
Gençlerin kaygılarını, endişelerini hem çok iyi biliyorum, hem de tam yüreğimde hissediyorum.
 
Sonra şöyle bir kafamı kaldırıp dünyaya bakıyorum. El aleme bakıyorum. Avrupa’daki gençlere, gelişen Asya’daki gençlere bakıyorum. 
 
Oralarda ne görüyorum biliyor musunuz? Oralarda gençler sınırsızca hayaller kurabiliyorlar.
 
Buralardaki kaygı, endişe oralarda yok!
 
Yahu siz bunu içinize sindirebiliyor musunuz?
 
Yazık değil mi gençlere.
 
Ben sindiremiyorum. Bu hak değil, reva değil.
 
Soruyorum size:
 
Elin Avrupalısı, elin Asyalısı, bizim gençlerimizden daha mı zeki? (…)
 
Hayır.
 
Elin Avrupalı genci, Asyalı genci bizim gençlerimizden daha mı kabiliyetli? (…)
 
Hayır, değil. Tabii ki değil.
 
E o zaman onlar, niye bizim gençlerimizden daha iyi hayatlar yaşıyorlar? Niye?
 
Oralarda özgürlük var da ondan özgürlük.
 
Batılı gençler, Asyalı gençler teknolojiye kolay ulaşabiliyor da ondan.
 
Çünkü oralarda gençlere imkân sunuyorlar, imkân. 
 
Tweet attı diye kimseyi cezaevine yollamıyorlar.
 
Genç girişimcilerin önüne devlet bariyeri koymuyorlar.
 
İşte onun için biz ne yapacağız? Tüm İmkanları gençler için seferber edeceğiz.
 
Tek bir gencimizin bile çağın gerisinde kalmaması için çalışacağız.
 
Ne mi yapacağız?
 
Biz gençleri, son model teknolojilerle donatacağız.
 
Bu iktidar, bir yandan yüksek döviz kurlarıyla, bir yandan da yüksek vergilerle gençlerin teknolojiye ulaşmasını engelliyor. 
 
Hep beraber ilerleyeceğiz. Kadınlarla, gençlerle, erkeklerle ilerleyeceğiz. 
 
Bakin teknoloji ile ilgili ne yapacağız? Biz, telefon, tablet, bilgisayar, oyun konsolu gibi tüm teknoloji ürünlerindeki vergiyi düşüreceğiz.
 
Döviz kurlarında da istikrarı sağlayacağız. 
 
Yeter mi? (…) Yetmez. 
 
Gençler cep telefonunu aldı, tabletini, bilgisayarını? Buna bir de ne lazım?
 
İnternet bağlantısı lazım değil mi?
 
Vergileri düşürünce, döviz kuruna da istikrar geldi mi herkes rahat rahat alacak. 
 
Nasıl daha gene herkes şimdi gene rahat rahat herkes alacak. 
 
Biz yapacağız inşallah.
 
İşte herkes internete de ulaşsın diye ne yapacağız? Gençler için interneti ücretsiz yapacağız.
 
Niye? Çünkü gençlere hesap ödetilmez. Biz böyle gördük, böyle biliriz.
 
Biz Türkiye ile gurur duyuyoruz biz bu ülkenin kadınlarımızla gurur duyuyoruz. Sağ olun. 
 
Şimdi diyecekler ki “Ücretsiz interneti mi olur? Parayı nereden bulacaksınız?” 
 
Bir dakika. 
 
Siz şu ek bütçeyle beraber bu yıl bu devletin bütçesinden, bu vatandaştan topladığınız vergilerden tam 400 milyar lira faiz ödüyor musunuz arkadaş?
 
Ödüyorlar.
 
Tarihin en yüksek faiz ödeyen hükümeti bu hükümet.  En yüksek. 
 
Böylesi görülmedi. 
 
Hesap ortada. 
 
Faize ödedikleri paranın onda birini bütün gençlere bir yıl boyunca ücretsiz internet sağlamak mümkün. Hesap ortada. 
 
Bu kadar basit. 
 
İnternette yavaş değil mi türkü Türkiye'de. 
 
Onun için ne yapacağız? internete hızlandıracağız.
 
Nasıl mı?
 
Tüm ülkeyi, 1 milyon kilometre fiber optik ağlarla döşeyeceğiz. 
 
Fiber optik ağlarla Türkiye’yi saracağız. 
 
Diyorlar ki parayı nereden bulacaksınız?
 
Biz diyoruz ki siz Kanal İstanbul diye tutturdunuz ya Kanal İstanbul diye Kanal İstanbul'un parasının dörtte birine bütün Türkiye'ye hızlı internet götürmek mümkün.
 
Hesap ortada. Bu kadar basit inanın yahu.
 
Ama bunların kafa sadece ranta çalışıyor. 
 
Kanal İstanbul'da rant var ya rant inadına yapacağım diyor. 
 
Biz de diyoruz ki ya bırak şu inadı ya. Gençlerin teknoloji ile buluşmaya ihtiyacı var. Bu ülkenin yüksek teknolojiye ulaşmaya ihtiyacı var.
 
Bunu hep beraber yapacağız.
 
DEVA Partisi’nin yatırımlarından tüm Türkiye faydalanacak, tüm Türkiye.
 
Yeter mi? Bu da yetmez.
 
Şimdi gençler o internete girdi. Twitter’ı açtı…
 
İçten içe hemen korku sarıyor değil mi? . Twitter’da dolaşırken bile korkuyor gençler. 
 
Niye? 
 
“Sabaha karşı polis kapımıza dayanır mı? Tweet’im ileride işe bulabilir miyim, bana engel olur mu?” diye düşünüyorlar.
 
“Şu tweeti like’larsam hakkımda dava açılır” diyorlar.
 
Bu kaygılara son vereceğiz. Bu ülkede yaşayan herkes fikirlerini özgürce dile getirecek özgürce. 
 
DEVA Partisi iktidarının ilk 90 dakikasında yapacağız bakın ilk 90 dakika. 
 
Bakın arkadaşlar DEVA iktidarının ilk 90 dakikasında. Çok basit. 
 
DEVA kadroları olarak ülkemizi kurtaracağız İnşallah hep beraber. Düştüğü çukurdan çıkaracağız bu ülkeyi. 
 
İlk 90 dakikada, yani seçimlerden sonra kurulacak hükümetin İlk 90 dakikasında bu ülkede özgürlüklere nefes aldırmak mümkün.
 
Bu kadar basit.
 
Bakın bir maç suresi ya bir maç suresi. 
 
Uzatma dakikalarında da ihtiyaç yok.
 
İlk 90 dakika da diyeceğiz ki herkes rahat nefes alsın. Bu ülkede hiç kimse düşündüğünden dolayı, söylediğinden dolayı, konuştuğundan dolayı, yazıp çiziğinden dolayı, sosyal medyadaki paylaşımlarından dolayı, başkalarının paylaşımlarını like’lemesinden dolayı artık herhangi bir yaptırımla karşı karşıya kalmayacak.
 
Bu kadar basit
 
Bitti mi? Bitmedi.
 
Nasıl, iyi gidiyor muyuz?
 
Arka taraf… Duyabiliyor musunuz? 
 
Maşallah! Gebze bugün tarih yazıyor. Maşallah.
 
*****
 
Nerede kalmıştık? İnternet.
 
Gençler bu internetin sadece kullanıcısı olmayacaklar.
 
Sadece kullanıcısı olmayacak gençler. Ne yapacaklar Aynı zamanda, bu dijital dünyaya katkıda bulunacaklar.
 
Daima ileriye... Daima ileriye... Daima ileriye bakacağız.
 
Gençler daha lisedeyken bilişimde dünyayı yakalayacak. Geride kalmayacak.
 
Gençler liseyi bitirdi. Sırada ne var? Üniversite var.
 
Şimdi sizlere sorayım: iki hafta önce üniversite sınavı oldu. Sınava giren öğrenciler bir el kaldırsın. 
 
Epey var. 
 
Anneler, babalar? 
 
Evet, epeyce var. Sonuçlar açıklandığında, ayın sonunda, inşallah her şey gönlünüze göre olur.
 
Ne kadar büyük stres çektiğinizi biliyoruz. Gençlerin de anne babaların da neler çektiğini çook çok iyi biliyoruz.
 
Onun için ne diyorum?
 
Biz, DEVA iktidarında, gençlerin iki ayağını bir pabuca sokmayacağız. Nasıl? Üniversiteye giriş sınavlarını her yıl sadece bir defa değil birkaç defa yapacağız. 
 
Olur ya sınav günü, bir terslik olur, havanızda olmazsınız, hasta olabilirsiniz, moraliniz bozuk olabilir…
 
Biz ne yapacağız. Gençlere şans vereceğiz. 
 
Koca üniversite hayali tek bir sınav gününe sıkıştırılır mı? Yanlış.
 
O yüzden biz, birden fazla kez sınav günü belirleyeceğiz.
 
Ama iş üniversiteye girmekle bitmiyor ki.
 
Başka şehre gitti diyelim, nerede kalacak bu gençler?
 
Yurtlar yetersiz. Kiralar uçuk. 
 
İşte o yüzden biz yurtların kapasitesini ve sayısını artıracağız. 
 
Üniversite planlarken o üniversiteyi okuyacak gençlerin yurtlarını da planlayacaksın. 
 
Başka türlü devlet olamazsın. Planlamasını tam yapacaksın. Üniversitesiyle, yurduyla beraber yapacaksın. 
 
İhtiyacı olan her öğrenciye, temiz ve güvenli yurt imkânı sunacağız.
 
Bunların hepsi hesap kitap meselesi. Bunlar hesap kitap bilmiyor.
 
Şimdi gelelim mezuniyete.
 
Gençler üniversiteden çıktığında işsiz. Ne okuldalar ne de işte. 
 
Odalarına kapanıyorlar. Ülkemiz ev genci dolu, ev genci.
 
Yeni bir toplum kesimi oluştu biliyorsunuz.  Onlara ev genci diyorlar. 
 
Genelde gece ayakta olan üniversiteyi bitirmiş, ş bulamayan. İş arayan bulamayan.
 
E ne anladım ben bu üniversiteden?
 
Üniversitede okuyan gençler boşa mı gece gündüz ders çalışıyor? Anne babalar işsiz çocuk yetiştirmek için mi bunca masraf yapıyor? Hayır.
 
Peki, neden iş yok arkadaşlar? (…)
 
Bu ülkede iş bulmak niye zor? Bunun sebebi ne sebebi? 
 
Evet, doğru yanıt; Beştepe.
 
Bu otoriter ittifak işbaşında olduğu sürece, yeterince istihdam olmuyor bu ülkede.
 
Şu ortamda ülkeye yeterince yatırım yapılmıyor. 
 
Ekonomiyi mahvettiler. Perişan ettiler.
 
Yatırımın olmadığı yerde işsizlik olur. Bu kadar basit.
 
Yeni iş sahası açılmıyorsa yatırımlar azsa işsizlik olur.
 
Yatırımın olmadığı yerde yoksulluk olur.
 
Yatırımın olmadığı yerde açlık olur.
 
Sorunun tam odağında bu var bu.
 
İşte onun için biz ne diyoruz?
 
DEVA Partisi olarak yatırımları Türkiye’ye çeken bir mıknatıs vazifesi göreceğiz. 
 
Biz bu işin yolunu, yordamını biliyoruz.
 
Sanayicisini, ihracatçısını, girişimcisini cezalandıran bir ülkede yatırım gelmez. Tabii ki olmaz.
 
Yatırım olmazsa gençlerimize yeni iş alanları Açılmaz.
 
Gelelim mesleki eğitime.
 
Çok önemli konu.
 
Mesleki eğitimi öyle doğru ve iyi kurgulayacağız ki, bu ülkede meslek lisesi mezunları mezun olur olmaz rahatça iş bulacaklar.
 
İş dünyasının ara eleman sorunu olduğunu da iyi biliyorum. Gebze’de Kocaeli’de bu ciddi bir sorun. Bu meseleyi çözecek adımları da derhal atacağız.
 
Bu işsizliği, “ülkenin kaderi” olarak gören zihniyeti silip atacağız.
 
Onun için ne yapacağız? 
 
İlk iş, ilk:
 
Özgürlük, adalet ve güven ortamını oluşturacağız.
 
Ekonomiden, iktisattan anlamayan iktidar bu denklemi hâlâ çözemedi yahu. 
 
İş için, istihdam için; önce özgürlük olacak. Önce adalet olacak. Önce ülkede güven ortamı olacak. Yoksa olmaz.
 
Bunu anlamıyorlar.
 
Ben her türlü haksızlığı yaparım, adalet çiğnerim ekonomiyi de iyi yönetirim zannediyorlar. 
 
Olmuyor, olmayacak. 
 
Ama biz Özgürlük ve güven iklimini sağladığımızda; yatırımlar Türkiye’ye akacak. Hem de oluk oluk akacak. Bunu yapacağız inşallah. 
 
Biz o günleri yaşadım. Bu ülkeye refahı, zenginliği yaşatan ekibin başında oldum.
 
Hiç şüpheniz olmasın yatırımlar oluuk oluk akacak.
 
Gençler iş bulacak.
 
Ücretler insan onuruna yakışır şekilde olacak.
 
Mutlak yoksulluk da tarihe karışacak tarihe. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlarım,
 
Kocaeli sanayimizin göz bebeği, değil mi?
 
Kocaeli öyle de, sen gel bir de sanayiciye sor halini.
 
Maliyetler uçtu gidiyor.
 
Sanayici geçen seneye göre elektriği tam 4 kat pahalıya alıyor.
 
Sanayici doğalgazı geçen seneye göre tam 6 kat daha pahalı alıyor Kocaeli’nin sanayisi bu ülkenin sanayisi. 
 
Haa, o da kullanabilirse…
 
Gördük işte. İlk defa bu yıl sanayide üretim durdu.
 
Niye?
 
Doğalgaz kesildi yahu. Doğalgaz kesildi. Bu kış ilk defa doğalgaz kesildi.
 
Neymiş? İran yüzündenmiş.
 
Ya arkadaş, sizin B planınız yok mu?
 
Sizin C planınız yok mu?
 
Ülkeyi rastgele mi yönetiyorsunuz yahu?
 
Arkadaşlar, bir şey söyleyeyim mi… Bunların bir A planı bile yok.
 
A planı bile olmayan bir iktidar sanayiciye ne verebil, ne sağlayabilir? 
 
Sanayici önünü göremezse nasıl üretecek?
 
Sanayici üretemezse, neyle ihracat yapacak?
 
Ha ihracat yapana da ne demeye başladılar. Ne kadar ihracat yaparsan oradan gelen dövizin %40’ını ne yapıyorlar? El koyup bozduruyorlar. 
 
Bu kadarla da sınırlı değil. Kredi kullanıyorsan, ayrıca getirdiğin dövizin %30’unu da bankaya sat diyorlar.
 
%40 Merkez Bankasına, %30 bankalara. 
 
Peki, ihracatçı şimdi ne yapacak? Sizin her gün değerini yok ettiğiniz, pula çevirdiğiniz milli paramızla yurt dışından hammaddeyi nasıl alacak bu ihracatçı? 
 
Makinalarının döviz borcunu nasıl ödeyecek? Nasıl üretecek? Nasıl ihracat yapacak?
 
Bunları soran var mı? Yok.
 
Bunlar tutturmuş “döviz, döviz” diye ihracatçıların boğazına sarılıyorlar yahu.
 
Yazık. 
 
İşte şimdi bir ceberut uygulama daha başlattılar.
 
Ne yapıyorlar? Bir şirketin banka hesabında döviz varsa, o şirkete krediyi kesiyorlar Kredi kullanamazsın diyorlar. Kafaya bak kafaya.
 
Bunlar artık resmen sermaye kontrolü yapıyor yahu. 
 
Bu uyguladıklarına ne denir biliyor musunuz?
 
“Kara kambiyo rejimi” denilir.
 
Rahmetli Özal’ın kaldırdığı, bitirdiği “Kara kambiyo rejimi”. 
 
Taa 80’lerde Özal kaldırmış bunu yahu. 
 
Hep beraber bu ülkeye can olacağız arkadaşlar, hep beraber bu ülkeye can vereceğiz. 
 
Sizlerle beraber yapacağız bunu. 
 
Bunlar bu ülkeyi Özal’dan da önceki dönemlere götürdüler.  
 
Ekonomiyi “cilalı taş devrine” geri götürdüler bunlar, “cilalı taş devrine”. 
 
Yaptıkları bu.
 
Ahtapot gibiler. Milleti her koldan sıkboğaz eletmeye başladılar. 
 
Hani Kur Korumalı Mevduat Hesabıyla da ekonomiyi Özal öncesi yıllara döndürmüşlerdi ya… Gene aynı hesap.
 
Kur Korumalı Mevduat ile kendi başarısızlıklarının bedelini şu anda bizim asgari üzerinden vergi ödeyen vatandaşlarımıza yıkıyorlar. 
 
Bakın 400 milyar faiz ödüyorlar 400 milyar. 
 
Bu 400 milyar Faizin büyüklüğüne söyle bakın. Türkiye'deki bütün tarımsal desteklerin çiftçi desteklerinin toplamı ne kadar biliyor musunuz? 
 
40 milyar. Tamamı 40 milyar. 
 
Sadece faize ödedikleri 400 milyar. 
 
Şu rakama bakın yahu.  
 
Faizi kime ödüyorlar? Zaten elinde parası olana ödüyorlar. Faiz kime dönüyor. Parası olana. Borç alıyorsun üstüne faiz ödüyorsun. Zaten parası olanın üzerine bir 400 milyar daha ödüyorlar bunlar.
 
İnanın ne yaptıklarını bilmiyorlar yahu. 
 
Şimdi de saçma sapan işler yaparak iş dünyasını korkutuyorlar. Güveni tamamen yok ediyorlar. 
 
İşte onun için diyoruz ki;
 
Bu iktidar devam ettiği sürece Türkiye’de kazanan olmaz bu kafayla.
 
Partili, taraflı cumhurbaşkanı göreve başladığından bu yana ülkemizde her şey kötüye gidiyor. Her şey. 
 
Erdoğan sürekli olarak ileri tarihler vererek sıkıntıların biteceğini, Türkiye’nin şahlanacağını söyleyip duruyor. 
 
4 yıldır aynı nakarat 4 yıldır. 
 
Sürekli umut tacirliği yapıyor. “Bekleyin, sabredin, bakın nasıl düzelecek her şey” diyor.
 
Ya 4 oldu ya 4 yıl.
 
Her ay bir yerlerde ya doğalgaz buluyorlar ya petrol! Çoğu boş laf. 
 
Sıkıştı mı petrol bulduk sıkıştı mı doğalgaz bulduk. 
 
Hatta geçenlerde büyük bir jelibon rezervi bile bulmuşlar! 
 
Yahu bunlar, kendi saçmalıklarına kendileri de inanır hale geldiler. 
 
Halkımız da ne yapsın? Sıkıntılar içinde sabrediyor. Ama değişen hiç bir şey yok! 
 
4 yıldır aynı nakaratı tekrar edip duruyor.
 
Enflasyon düşecek, faiz düşecek. Hepsi hikâye. 
 
Aksine, her geçen ay, hatta her geçen hafta, gün, işler bir öncekinden daha kötüye gidiyor.
 
Bunlar, Türkiye’yi düşürdükleri bu çukurdan nasıl çıkaracaklarını da bilmiyor.  
 
İnanın bilmiyorlar. 
 
Panik halinde bütün tuşlara basıyorlar. 
 
Ağızlarıyla kuş tutsalar yapamazlar. Yapamazlar. 
 
Çünkü adaletle hareket etmiyorlar. Hukuka inanmıyorlar. Demokrasiyi katlediyorlar.  
 
Yapamazlar. 
 
Biz 2002’de geldiğimizde, 36 milyar dolar seviyesindeki ihracatı ilk 6 yılda 4 kata yakın artırarak tam 132 milyar dolarlara çıkardık. 6 yılda dörde katladılar.
 
Benim sanayici arkadaşlarım çok iyi hatırlar o günleri.
 
Biz ekonominin çarklarını yeniden döndüreceğiz arkadaşlar. Ticareti canlandıracağız. 
 
İnanın bu kolay. Bizim için kolay. Çünkü DEVA karoları işi bilen insanlarız. 
 
Enflasyonu biz düşüreceğiz, faizleri biz düşüreceğiz.
 
İnanın bunlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bilmediklerini de bilmiyorlar. 
 
Biliyoruz zannediyorlar. 
 
Enflasyon talimatla düşmez! Faiz talimatla düşmez! Düşmüyor. 
 
Ben Erdoğan'a buradan sesleniyorum.
 
Bütün yetki elinde mi? elinde, Tek imza ile aklına gelen her şeyi yapıyor musun? Yapıyorsun.  At bir imza da düşür o zaman şu faizi. Düşür enflasyonu bakalım.
 
4 yıldır niye yapamıyorsun yahu niye yapamıyorsun?
 
Biz DEVA kadroları olarak İnşallah memleketi kurtaracağız. Kadro hareketi olarak yapacağız arkadaşlar bunu hep beraber yapacağız.
 
Bakın şu andaki cumhurbaşkanının anlamadığı bir şey var.
 
Faiz de, enflasyon da “güvenle” düşer “güvenle”!
 
Peki güveni nasıl oluşturacaksın?
 
Sizin gözlerinizde geleceği parlak bir Türkiye görüyorum. Ama ülkeyi yönetenlerin gözleri boş. Onların gözlerinde artık bir şey kalmamış.
 
Bakın ben buradan Gebze’den demokrasi meydanından bir kez daha güven nasıl oluşturulur anlatacağım. Anlatacağım ki öğrensinler. 
 
Türkiye büyük bir ülkedir arkadaşlar.  Evet, Türkiye birden büyüktür. 
 
Bakın tekrar ediyorum Güven olmadan olmaz. 
 
Size 1 dakikada 8 maddede Güven nasıl oluşturulur anlatacağım.
 
Erdoğan da dinlesin o da dinlesin. Çünkü ders almaya ihtiyacı var.  Bilmiyor.
 
Güven nasıl kazanılır?
1- Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.
2- Söz verince tutacaksın.
3- Emanete hıyanet etmeyeceksin.
4- Her daim hukuku adalet ve hareket edeceksin.
5- Ehliyet liyakatli kadrolarla çalışacaksın. 
6- Her kararına istişare ile alacaksın. 
7- Şeffaf olacaksın şeffaf Açık olacaksın.  Merkez Bankası'nın arka kapısından 130 milyar dolar satmayacaksın gizli saklı. 
8- Her zaman hesap vermeye hazır olacaksın.
 
*****
 
Arkadaşlar,
 
Peki iktidardaki bu otoriter ittifak ne yaptı?
 
Güveni yok etti, Güveni yok etti. 
 
Döviz kurlarının dengesini bozdu mu? Bozdu.
 
Faizin dengesini bozdu mu? Bozdu.
 
İnanın içim yanıyor. 
 
Geldiler, ne teslim ettiysek çarçur ettiler hepsini. 
 
Merkez Bankası’nın rezervlerini 28 milyar dolardan aldık, 136 milyar dolara çıkardık. 
 
Merkez Bankası’nda yıllarca yedek akçeleri biriktirdik. 
 
Bu millet yokluk görmesin, yoksulluk görmesin diye kasayı dolu teslim ettik.
 
Başka ne yaptık?
 
Evet, IMF’e borçları sıfırladık.
 
Hamdolsun, en son taksitin ödeme tuşuna basmak, o ödemeyi yapma bu arkadaşınıza nasip oldu. 
 
Çok şükür. 
 
Ama bunlar ne yaptı?  2018'de bu partili taraflı Cumhurbaşkanlığı hükümet Sistemi ile beraber geldiler her şeyi mahvettiler.
 
Tam hayırsız mirasyedi tam  
 
Merkez Bankası’nın arka kapısından tam 130 milyar doları sattıkları yetmedi son 6 ayda swaplarla borçlandıkları bir 60 milyar dolar daha gizli saklı arka kapıdan sattılar. 
 
Doğru hesaptan şaşar mı? Niye açlık açık yapmıyorsun bunu. Niye ilan etmiyorsun.
 
Bu milletin emeğini, hakkını, alın terini yok ettiler.
 
Ama inşallah geliyoruz.
 
DEVA Partisinin çalışkan kadrolarıyla, halkımızın büyük desteğiyle emaneti teslim almaya geliyoruz inşallah.Hep beraber geliyoruz. 
 
İşte bu meydan bunu söylüyor. DEVA geliyor diyor.  Bu meydanın bugün verdiği mesaj DEVA geliyor.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Gün aşırı hata yapılır mı ya… Gün aşırı hata Yapıyorlar.
 
İnanın, ekonomiyi bir bakkal çırağına verseniz bunlardan iyi yönetir. Çünkü hesap kitap az çok öğrenir yahu. 
 
Ben esnafla konuşuyorum. Esnaf, bana ne diyor biliyor musunuz?
 
“Müşteriye fiyat söylemeye utanır oldum” diyor. “Vatandaş fiyat sorup gidiyor” diyor.
 
Geçen sene 35 liraya aldığın çay olmuş 60 lira.
 
Geçen sene 7 liraya aldığın süt olmuş 20 lira.
 
Bir kilo kıyma olmuş en az 100 lira.
 
Yazık günah bu millete. 
 
Kocaeli’de geçen sene ekmek 2 liraydı değil mi? 
 
Şimdi 200 gram ekmek oldu 4 lira. Bazı yerlerde de 5 lira.
 
Dün il başkanımız Fırıncılar Odası Başkanı aradı.  Sordu, 200 gram ekmeğe biz 4 lira dedik. Ama farklı satanlar da olabilir tabii.
 
Fırıncı ne yapsın? Suç fırıncıda mı değil? 
 
Fırıncının aldığı 50 kiloluk bir çuval un geçen sene 200 liraydı. Bu sene tam 525 lira. 
 
Geçen sene odunun tonu 450 liraydı, bu sene odunun tonu 1.850 lira... 
 
Fırıncı ne yapsın. Esnafında işi zor. İnsanların alım gücü yerlerde sürünüyor. 
 
Bakın arkadaşlar, Yaz ayındayız, değil mi? 
 
Düğün sezonu açıldı. 
 
Eskiden güle oynaya yapılan planlar, düğünler eğlenceler haram oldu millete ya.
 
Çoğu artık düğün yapamıyor biliyorsunuz. 
 
Bir adet gram altın çeyrek de değil ha gram altın, olmuş 1.000 lira.
 
Asgari ücreti ne kadar ilan ettiler. 5.500 lira.
 
5.500 lira asgari ücretle alabileceğin 5,5 adet gram altın. 
 
O kadar 
 
Gelin bir karşılaştırma yapalım.
 
2013’le karşılaştıralım. 
 
Bizim ekonomi yönetiminin başında olduğumuz, ekonomimizin yükseldiği, rekor üstüne rekorlar kırdığımız dönemle kıyaslayalım.
 
Tarih: Ağustos 2013.
 
1 adet gram altın 80 lira, asgari ücret: 800 lira.
 
Yani 2013 yılında 1 adet asgari ücrete 10 tane gram altın alabiliyormuşuz.
 
Dün açıkladıkları zamlı asgari ücretle dahi bir asgari ücrete 5,5 adet gram altın alınabiliyor.
 
10 gr altın inmiş 5,5 gram altına. Aradaki 4,5 adet gram altın buharlaşmış
 
Her asgari ücretlini cebinden her ay 4 buçuk tane gram altın çalınmış. 
 
Nasıl yoksullaştırdıklarını görüyoruz. 
 
Bu milleti düğünde bir takı bile takamaz hale getirdiler
 
İnsanlar düğüne bile gitmekten çekiniyor yahu. Hediyeyi nasıl alacağız nasıl yetiştireceğiz diye. 
 
Asgari ücretin alım gücü paspas oldu.
 
*****
 
Nasıl fakirleştiriyorlar görüyorsunuz değil mi?
 
Bir başka örnek vereceğim:
 
 200 TL ÇIKARIYOR 
 
Şu kaç para.  200 lira. 
 
Bu 200 lira ilk 2009 yılında tedavüle çıktı. 2009 yılında bu 200 lira tedavüle çıktığında ne kadar ediyordu biliyor musunuz Arkadaşlar?
 
123 dolar ediyordu.
 
Bugün kaç dolar biliyor musunuz? 12 dolar. 
 
Ya ilk tedavüle çıktığında 123 dolar bugün indi 12 dolara. 
 
Herkesin cebindeki 200 liradan bahsediyoruz değil mi? Peki ben buradan soruyorum. Aradaki fark, 123 dolarla 12 dolar arasındaki fark, tam 111 dolar 111 dolar nerede? 
 
Bu 200 liranın içinden çalınan 111 dolar nerede diye size soruyorum.
 
Herkesin cebinden bu 111 doları kim aldı?
 
Kim?
 
Cevap sizde cevap belli. 
 
Yazık ya yazıktır.
 
Bakın arkadaşlar enflasyon, devalüasyon bir ülkenin ekonomi yönetiminin yapabileceğim en önemli hırsızlıktır. 
 
Herkesin cebinden çalmaktır enflasyon. 
 
Bu ülkenin Merkez Bankasını güveniyorsunuz,  bu ülkenin parasını alıp cebinize koyuyorsunuz. 
 
2009'da 123 dolar eden paranız İnmiş bugün 12 dolara. Yazıktır, günahtır.  
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Pazartesi günü TÜİK son ayın haziran ayının enflasyon oranını açıklayacak.
 
Göreceğiz bakalım ne açıklayacaklar. En son 73 buçuk açıklamışlardı eğil mi? 
 
Bakın burada korkunç bir aldatmaca var. Koskoca bir üç kâğıt var. 
 
Siz asgari ücreti belirlerken, emekli maaşlarını belirlerken, memur maaşını belirlerken eğer TÜİK’in açıkladığı uydurma enflasyon oranını baz alırsanız, bu milleti aldatmış olursunuz. 
 
TÜİK’in açıkladığı enflasyon gerçek enflasyon değil ki.
  
Bu milletin nefes alması lazım.
 
İki gün önce Kırşehir Kaman’da bir emeklimiz önümü kesti.
 
Dedi ki “2.500 lira emekli maaşı alıyorum, 4 çocuk okutuyorum. Ben nasıl geçineyim söyler misin bana” dedi.
 
Yazık, gerçekten çok yazık.
 
Şimdi ne yaptılar 3 bin 500 yaptılar.
 
Yahu bu ülkede açlık sınırı 6 bin TL’nin üzerinde. Türk- İş in açıkladığı açlık sınırı aylık 6 bin TL’nin üzerinde. 
 
Aylık 6 bin TL’nin üzerinde olan açlık sınırına karşı sen emekliye 3 bin 500 TL ile geçin diyorsun.
 
Asgari ücretliye de ‘sevin ya 5. 500 TL maaş veriyorum’ diyorsun.  
 
Burada asıl sorun enflasyonda arkadaşlar enflasyonda. 
 
Bunun çözümü enflasyonu düşürmek. 
 
Bu hükümet Enflasyonun patlattı arkasından yaptığı maaş zamlarıyla da millete güzellik yapıyorum diye hikâye anlatıyor.
 
Bakın tam dört yıldır emekli bayram ikramiyesi neredeyse hiç değişmedi değil mi?  1000 liraydı 1.100 yaptılar. 4 yıldır 1000 TL. Eriyor gidiyor. 
 
Önümüz kurban. 
 
Ben buradan hükümeti diyorum ki, emeklinin Bayram ikramiyesini doğru düzgün bir rakama çıkarın.  Gerçek enflasyon kadar artırın. 
 
Hiç olmazsa bir kurban parası verin diyorum emeklimize.
 
Sen, onca sene bu ülkeye hizmet et; Sonra emekli olup da torunlarınla neşe içinde vakit geçireceğin yaşa gelince eziyet çek. 
 
Yazıktır, günahtır.
 
Bu devlet inanın bu kadar zayıf değil. Bu ülke bu kadar zayıf değil.
 
Emeklilerimizin acilen nefes alması lazım. 
 
Memurun nefes alması lazım.
 
İşçinin nefes alması lazım. 
 
Kıt kanaat parayla mutfağı döndürmeye çalışan kadınların nefes alması lazım.
 
Anne babaların, çocuğunun lokmasını azaltmadan yaşaması lazım.
 
Sosyal devlet böyle olur.
 
Birde emekliliği gelip de emekli olamayanlar var. 
 
Hepsini çözeceğiz inşallah hepsini. EYT’yi de çözeceğiz. 
 
Değerli arkadaşlarım,
 
Bu ülkede rakamların “gerçek enflasyona” göre artması lazım. “Gerçek enflasyona” göre.
 
TÜİK’in açıkladığı makyajlı verilere göre değil. 
 
Pazartesi ne açıklayacaklar göreceğiz bakalım. En son açıkladığı enflasyon yüzde 73 buçuk. Sanki kuyumcu terazisiyle ölçüler.
 
Gerçek enflasyon şu an en az % 150. 
 
Geçenlerde bir vatandaşımız sordu bana. “Şu TÜİK hangi marketten alışveriş yapıyorsa, söylesin biz de gidip oradan alışveriş yapalım” dedi.
 
Ben de dedim ki ‘TÜİK’in sanal bir marketi var herhalde oradan hayali fiyatlarla enflasyon açıklıyorlar’ dedim.
 
Kimi kaldırdıklarını sanıyorlar yahu kimi?
 
“3Y ile mücadele edeceğiz” dediler. Yoksullukla, yasaklarla, yolsuzlukla mücadele edeceğiz diye geldiler.
 
Yoksulluğu da, yasakları da, yolsuzluğu da azdırdılar. 
 
3Y ile geldiler ama 3Y ile gidecekler arkadaşlar öyle görünüyor. 
 
Gidecekler değil mi Kocaeli? (…) Gidiyorlar değil mi?
 
Bu adaletsizliğe “dur” diyecek miyiz? (…)
 
Özgür bir Türkiye için DEVA Partisi diyecek miyiz? (…)
 
Zengin bir Türkiye için DEVA Partisi diyecek miyiz? (…)
 
Ben buradan tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum:
 
Seçim günü geldiğinde, siz oy pusulasını önünüze alın. DEVA’nın, damlanın altına “Evet” mührünü basın, gerisi bizde. 
 
Bu iş bizim işimiz. Biz çözeriz, biz!
 
Biz çözeriz evelallah.
 
Nasıl iki büyük krizi çözdüysek, bu krizi de biz çözeceğiz inşallah. 
 
Seçim günü mührü damlaya basacağız; sonra tereyağından kıl çeker gibi çözeceğiz.
 
Mührü damlaya vuracağız ve bu kâbusu hep beraber bitireceğiz arkadaşlar hep beraber. 
 
Demokrasi meydanı burada. 
 
Değerli arkadaşlarım;
 
Hatırlayanlar bilir. 2001 krizinden biz çıkartmadık mı? (…)
 
Siz söyleyin. Çıkartmadık mı? (…)
 
Şöyle bir hatırlayın o günleri.
 
Krizlerin Ortağı Bahçeli yine hükûmete ortaktı. Yine herkes perişan olmuştu.
 
Gecelik faizler taa yüzde 7500’lere fırlamıştı. Bir gecelik faiz.
 
O günlerde de doların ateşi bir türlü düşmüyordu.
 
Ne yaptık? Geldik, evelallah çözdük.
 
İki yılda enflasyon indirdik tek haneye?
 
34 yıllık yüksek enflasyonu, iki yılda tek haneye indirdik.
 
Biz yaptık. 
 
Daha sonra, 2008-2009’daki küresel kriz gelip Türkiye’yi vurduğunda, ekibimizle beraber ekonominin başına geçip o krizi de biz çözdük. 
 
Hani bilmeyen varsa bilsin. Duymayan varsa duysun. Bizim arkamızda kapı gibi başarılar var. Boşa konuşmuyoruz.
 
Her yer DEVA olacak inşallah.
 
Yine yapacağız, yine. Hiç merak etmeyin. Yepyeni başarılara koşacağız.
 
Daha iyisini, çok daha iyisini yapacağız.
 
Sakın unutmayın arkadaşlarım:
 
Güven bizde!
 
Çözüm bizde!
 
Anahtar bizde!
 
DEVA iktidarında; tatile gitmek, araba almak, ev almak hayal olmayacak. 
 
Şu an da çoğu arkadaşımız için hayal bu. 
 
Bahsettik EYT den. Çözeceğiz inşallah.
 
Hepsi gerçek olacak.
 
Türkiye’nin yıldızını parlatacağız.
 
Bakın söz veriyorum. Türkiye’yi bölgemizin en güçlü ekonomisi yapacağız.
 
Beni biliyorsunuz, öyle çok sık söz vermiyoruz. Kolay kolay söz verenlerden değiliz.  Söz verince de tutarız.
 
Bakın arkadaşlar bizim vurmaktan anladığımız şu; Seçim günü geldiğinde DEVA’nın damlanın altına mührü vuracağız ya, zaten Beştepe’nin duvarları titreyecek. 
 
O olacak. 
 
Bakın, Size DEVA sözü veriyorum: Ülkemizi bölgemizin en güçlü ekonomisi yapacağız, en güçlü.
 
Ben sizlere huzuru vadediyorum. Sevgiyi vadediyorum. 
 
Siyasete yeniden seviye kazandırmayı vadediyorum.
 
*****
 
Değerli Arkadaşlarım,
 
Bugün bildiğiniz gibi, Madımak katliamının yıldönümü.
 
Tarihimizdeki en acı olaylardan birinin yıldönümü.
 
Bu katliamda aramızdan koparılan 35 canımızı saygıyla ve rahmetle anıyorum. Devirleri daim olsun diyorum. 
 
Madımak’ın yarası hala sarılmayı bekliyor. Farkındayız.
 
Biz hakikatin izinden ayrılmayacağız. Daima adaletin peşinde koşacağız. Daima.
 
Biz yarınları, saygı ve eşit vatandaşlık temelinde kuracağız. Eşit vatandaşlık.
 
Sünni-Alevi hiç fark etmez. 
 
Türk-Kürt hiç fark etmez. 
 
Kadın-Erkek, Genç-Yaşlı, bu ülkedeki her bireyi bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşı yapana dek çalışacağız. 
 
Bunu hep beraber DEVA kadroları olarak başaracağız.  
 
Hep beraber bu ülkenin DEVA’sı olacağız. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Kocaeli’nin, özellikle de Dilovası’nın can yakan bir sorunu var. 
 
Evet, hava kirliliği var. Türkiye ortalamasının tam 2,5 katı. 
 
Bu işi çözmek zorundayız. Havamızı, suyumuzu temiz tutmak zorundayız. 
 
Bunlar bizim yeşil çizgilerimiz yeşil.
 
Açıkladık. İklim ve çevre eylem planımızda madde madde açıkladık.
 
Üretim tesislerini denetleyeceğiz. Ülkemizin her köşesini yaşanabilir hale getireceğiz. 
 
Yine Gebze’ye senelerdir söz verdikleri, bir türlü bitiremedikleri bir proje var. Metro.
 
İnşallah o işi bitirmek de bize nasip olacak. DEVA iktidarında bitecek inşallah.  Metroyu davullarla, zurnalarla hep beraber açacağız. 
 
*****
 
Şimdi değerli arkadaşlarım ben sözler verdim değil mi? 
 
Bölgenin en güçlü ekonomisi olacağız dedim.
 
Şimdi söz alma sırası bende.
 
Ben de sizden bir söz istiyorum.
 
Soruyorum şimdi, Hazır mısın Gebze? (…)
 
Kocaeli hazır mısın? (…)
 
DEVA Partisi’ni iktidara taşıyacak mısın? (…)
 
Daha güçlü. Daha güçlü!
 
DEVA Partisi’ni iktidara taşıyacak mısın Kocaeli? (…)
 
Tam demokratik bir Türkiye için canla başla çalışacak mısın Kocaeli? (…)
 
Adalet için hazır mısın Kocaeli (…)
 
Özgürlük için hazır mısın Kocaeli (…)
 
Zenginlik için hazır mısın Kocaeli (…)
  
Siz hazırsanız, biz de hazırız.
 
Haydi hayırlı olsun. 
 
Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.
 
Sağ olun, var olun.
 
...
30 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Sağlıkta Atılım Eylem Planı Lansman Konuşması

SAĞLIKTA ATILIM EYLEM PLANI

Kıymetli basın mensupları,

Sağlık meslek örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının çok değerli temsilcileri,

DEVA Partisi’nin genel merkez kurul üyeleri,

Partimizin Türkiye sathındaki teşkilatından sağlıkla ilgili olan, sağlık mesleğin içinde olan değerli arkadaşlarımız,

Kıymetli konuklarımız,

Ekranları başında ve sosyal medya üzerinden bizleri takip eden değerli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla selamlıyor, Sağlıkta Atılım Eylem Planımızı açıklayacağımız toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

*****

Bugün, 11. eylem planımızla karşınızdayız.

Bugünkü konumuz, son derece yaşamsal bir mesele.

Oldukça kapsamlı bir çalışmayı hazırlamış bulunmaktayız.

11 nolu eylem planımızla bugün karşınızdayız.

Ülkemizde çökmekte olan sağlık sistemiyle ilgili çözümlerimizi sizlerle paylaşacağız bugün.

Görünen köy kılavuz istemiyor maalesef, sağlık sistemi gözümüzün önünde çöküyor.

Koronavirüs salgını ile sağlık sistemimizin sınırları zaten ciddi bir ölçüde zorlanmıştı. Ancak, salgının yoğunluğu bitikten sonra bir de baktık ki, sistem topyekûn iflasın eşiğine gelmiş durumda.

İnsanlar randevu almak için birbiriyle yarışıyor.

Peki, yarışıyorlar da ne elde ediyorlar? Sadece beş dakikalık bir muayene.

Öte yandan, hekimlerimiz de muayene için zamanla yarışıyorlar.

Muayenenin ardından tetkik aşamasına gelince de bir başka yarış başlıyor: Radyolojiden gün almak. Laboratuvarlardan sonuç elde etmeye çalışmak.

Yarış bununla da bitmiyor. Tüm bu aşamaları atlattıktan sonra tedavi için zorlu bir süreç başlıyor: Ameliyat için gün bulmak, tıbbi malzeme ve ilaç temin etmek…

*****

Değerli katılımcılar,

İnsan hayatının söz konusu olduğu bir durumda, nitelikli sağlık hizmetine ulaşmanın böyle bir yarışa dönmesi, telafisi imkânsız sonuçlara sebep oluyor.

Hepimiz bunu görüyoruz, günlük hayatımızda yaşıyoruz.

Dahası, bu ürpertici çöküşte, geceleri yastığa başını koyan gencecik hekimlerin rüyasını yabancı ülkeler süslüyor şu anda.

Bakın sadece 2020 yılında 931, 2021 yılında 1405 hekimimiz yurtdışına gitmek için Türk Tabipleri Birliğinden “iyi hal belgesi” aldılar.

Bu senenin ilk beş ayında ise bu sayı 942’ye ulaştı. Öyle görünüyor ki bu yıl 2021-2022’de çok üzerinde bir hekim göçünün gerçekleştiği bir dönem olacak.

Bu çöküşü derhal durdurmamız gerekiyor. İşin ucunda 84 milyonun sağlığı var, canı var.

İşte bugün, bu çöküşü nasıl durduracağımızı sizlerle paylaşmak için buradayız.

Sağlıkta Atılım Eylem Planımız, “herkes için erişilebilir ve adil bir sağlık sistemi” modelimizin ana hatlarıdır.

Sağlık sistemindeki büyük dönüşüm için, iktidarımızın ilk 90 ve 360 gününde yapacaklarımızın özetidir bu eylem planı.

Bir diğer deyişle, mevcut sağlık sistemini acile kaldırıyoruz.

Bu işi 5 adımda çözeceğiz. 5 noktada çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz.

Birincil hedefimiz sağlığı korumak olacak.

Sağlığın hastanede değil; evde, sokakta, okulda, iş yerinde, çarşıda, markette, otobüste, metroda başladığını iyi biliyoruz.

Hastalıkların yayılmasıyla mücadele edeceğiz.

İnsanların sağlıklı kalması için önlemler alacağız.

İlk olarak, koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendireceğiz. Yani birinci adımımız, vatandaşlarımızı hastalıklardan korumak olacak.

Örneğin, burada tek bir örnek vereceğim daha sonra sözü Aysun Hanım’a bırakacağım. Örneğin öğrenciler öğün atlıyor. Gençler yetersiz ve sağlıksız besleniyor.

Bu sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenme de birçok hastalığa yol açıyor.

Mesela, bu durumda hastalıklardan kaçmak için ne yapacağız?

Okul kantinlerinde ve yemekhanelerinde sağlıklı menülerin yaygınlaştırılması için özel bir program başlatacağız.

Sağlık Politikaları Başkanımız Aysun Hanım, birazdan detayları sizlerle paylaşacak.

*****

İkinci olarak, tanı ve tedavi kapasitemizi artıracağız.

İnsanlar hastalığa yakalandıktan sonra başlayan bu süreçte, onlara en kaliteli sağlık hizmetini sunmanın çabası içerisinde olacağız.

Sağlık sisteminde radikal adımlar atmaktan çekinmeyeceğiz. Sevk zincirine ve randevu sistemine çekidüzen vereceğiz.

Sağlık sistemimizin merkezine aile hekimliğini yerleştireceğiz. İşlerin mümkün olduğunca ilk basamakta çözülmesini sağlayacağız.

Bunun için aile hekimliği sistemimizi yenileyeceğiz.

Halk sağlığını, aile hekimliğini ayağa kaldırarak koruyacağız.

Bu kapsamda;

Nitelikli aile hekimi sayımızı hızla yükselteceğiz. Böylece aile hekimi başına düşen nüfusumuzu azaltacağız.

Aile hekimleri ve destek personelinin gelir, özlük ve sosyal haklarını güçlendireceğiz.

Aile hekimliklerini bürokrasiye boğmayacağız. Gereksiz işlemlerle uğraştırmayacağız.

Tüm Aile Sağlık Merkezlerinde hem iç hem de dış yeniliğini sağlayacağız mekân yeniliğini. Bu merkezlerin binalarını ve teknik donanımlarını iyileştireceğiz. Personel ve hizmet kapasitelerini de artıracağız.

Aile hekimliğinin, “hastaneye sevk için göstermelik bir ön adım” olarak görülmesine son vereceğiz.

Böylece vatandaşlarımız aile hekimliklerinde nitelikli ve kapsamlı bir şekilde muayene olabilecek.

Aile hekiminin Şehir Hastaneleri’ne yönlendireceği vatandaşlarımıza ise tüm kolaylıkları sunacağız. Bu durumda Şehir Hastanelerine ücretsiz ulaşım sağlayacağız.

Bu arada, söz hazır Şehir Hastaneleri’nden açılmışken şunu da eklemek istiyorum.

Kamu Özel İş Birliğiyle yapılan mevcut Şehir Hastaneleri’ni de teknik, idari, hukuki ve yasama denetimlerine tabi tutacağız.

Hiç endişeniz olmasın. Bizde bu milletin bir kuruş vergisini çarçur ettirecek göz yok.

Tespit edilen usulsüzlüklerin takipçisi olacağız.

Böylece milletin vergisinin, yine millete en iyi sağlık hizmeti olarak dönmesini sağlayacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Üçüncü nokta ise sağlık çalışanlarımızla ilgili.

Sağlık çalışanlarımız diyorum ama esasen bu hem tedavi olan vatandaşlarımızı hem de sağlık hizmeti veren vatandaşlarımızı aynı ölçüde etkiliyor.

Sağlık çalışanlarının alım gücü azalırken, çalışma saatlerinin arttığı bir dönemi şu anda maalesef görüyoruz. Bir yandan maaşları yetmiyor ama çalışma süreleri uzuyor. Tanı süreleri azalırken, nöbet süreleri artıyor. Ve daha önemlisi; kendilerine saygı azalırken, gördükleri şiddet çoğalıyor.

İşte tüm bunlar kendi ellerimizle yetiştirdiğimiz insan gücümüzün başka ülkelere göçmesine sebep oluyor. Hekimler göçü yaşıyoruz hekimler göçü...

Yetişmiş insan gücümüzün gitmesi demek, her birimizin sağlık hizmetinden mahrum kalması demek.

Yetişmiş insan gücümüzün gitmesi demek, muayene edecek, ameliyat edecek doktor bulamamak demek.

Yetişmiş insan gücümüzün gitmesi demek, bir ultrason için 8 ay sonraya ancak gün alabilmek demek.

O yüzden sağlık çalışanlarımızın yaşadıkları sorunların her birinin üzerinde ayrı ayrı durduk.

Sağlıkta şiddetten başlamak gerekiyor.

Gerçekten hekimlerimizin şu anda en önemli sorun alanı. Çalışma koşullarıyla ilgili en önemli sorun alanı sağlıkta şiddet.

Daha iki gün önce, Şanlıurfa’da bir hekim, şiddete maruz kaldı. Saldırganlar serbest bırakılınca hekim arkadaşımız diplomasını herkesin gözü önünde yırttı.

Geçtiğimiz hafta Çapa Tıp Fakültesi’ni birincilikle bitiren genç arkadaşımızın dediği gibi, “Hekimlik sanatındaki temel ilke, ‘Önce zarar verme’ iken ‘Önce zarar görme’ haline geldi.”

Tüm bunların nedeninin altında ise hekimlik mesleğinin itibarsızlaştırılması yatıyor.

İşte biz, hekimlerimizin mesleki saygınlıklarını ve can güvenliğini koruyacağız.

Sağlık çalışanlarının yaşam kalitelerini yükselteceğiz. Çalışma koşullarını iyileştireceğiz.

Hepimiz kalbimizi, beynimizi, canımızı, ailemizi, sevdiklerimizi sağlık çalışanlarına emanet ediyoruz.

Hastalandığımızda, haklı olarak, sağlık çalışanlarının bize odaklanmasını, bize tam konsantre olmasını istiyoruz.

Ama sağlık çalışanları günde 150-200 kişiyle muhatap oluyor. Doktorlar, herkese en fazla 5 dakika süre ayırabiliyor.

Hekimlerden, “ertesi gün gördüğünde hatırlayamayacağı” hastaları tedavi etmelerini bekliyoruz.

Hekimlerden tamamı 5 dakika, 5 dakikada hastayı dinlemesini, muayene etmesini, tanı koymasını, ilaç yazmasını bekliyoruz.

Böyle bir zaman baskısı kabul edilemez. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar, olamaz.

Onun için muayene süresini, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği standartlara çıkartmak için çalışmak zorundayız.

Bu hedefi kendimize koymak zorundayız.

Öte yandan, sağlık çalışanlarının çalışma saatleri ve çalışma şartları ile ilgili düzenlemeler yaparak, iş-yaşam dengesini de kurmak zorundayız.

Sağlık sisteminde, performansa dayalı gelir sistemini yeniden düzenleyip, sağlık çalışanlarının gelirler seviyesini artırmalıyız.

Akademik yayın ve çalışmalara verilen destekleri de güncellemek zorundayız. Bir yandan muayene ama bir yandan da akademik çalışmanın da ilerlemesi gerekiyor. Ona da zaman ayrılması gerekiyor. Bunun da desteklenmesi gerekiyor.

Emekli hekim ve diğer sağlık meslek mensupları için de ek göstergeleri yeniden düzenleyeceğiz.

Asistan hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının nöbet sürelerini kısaltacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Dördüncü nokta, bilim ve teknoloji.

Bildiğiniz gibi teknoloji; sağlık hizmetlerinde gerçekten çığır açıyor. Bu dönüşümün gerisinde kalma lüksümüz yok.

Ülkemizi, sağlıkta en ileri teknolojilerin kullanıldığı ve geliştirildiği bir ülke yapmamız gerekiyor.

Sağlıkta Atılım programımızda odaklandığımız bir hedefimiz de var arkadaşlar o da şu; Biyoteknoloji ile, gen ve hücre alanındaki teknolojilerle geliştirilen ilaçların üretiminde, Türkiye’yi dünya lideri yapmayı hedefliyoruz.

Hasta-hekim ilişkisinde de teknolojiden faydalanacak bir projemiz var.,

Buna da Doktorum Hep Yanımda” uygulaması diyoruz.

Böylece, cep telefonu üzerinden görüntülü görüşmeyle, bazı sağlık hizmetlerine 7/24 ulaşılabilecek. Telefonun öbür ucunda uzman doktorlar olacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Elbette, hayalimizdeki sistemin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla finansman modelini de yeniden yapılandırmamız gerekiyor.

Böylece beşinci ve son noktaya geliyoruz.

Sağlık ürün ve hizmetlerinde fiyatlama ve geri ödeme sistemini sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.

Genel Sağlık Sigortası Teminat paketini günümüzün ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandıracağız.

Fiyatlama ve geri ödeme süreçlerini yenileyeceğiz. Böylece vatandaşlarımız yeni nesil ilaç ve tedavi süreçlerine erişebilecek.

*****

Değerli konuklar,

Kısacası, sağlık sisteminin reçetesi DEVA Partisi olacak. Güçlü bir sağlık sistemi inşa edeceğiz.

Çünkü sağlık, bir insan hakkıdır.

Sağlık sistemi çürüyen bir ülke, sosyal devlet niteliğini kaybeder.

Az önce sıraladığım devasa adımlarla Sağlıkta Atılımın öncüsü olacağız.

Sağlıkta Atılım Eylem Planımız; hastasından, doktoruna, eczacısından teknisyenine, hemşiresinden ilaç üreticisine; sağlık sektörünün tüm paydaşlarının mutlu olacağı bir sistemi hedeflemektedir.

Ben sözlerime şimdilik burada son veriyorum.

Eylem planımızın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Burada kurucularımızdan, Genel Merkez yönetim kurulu üyemiz Bekir Sıtkı Arslan hocamıza yine Genel Merkez Kurul Üyemiz Özge İrem Morkoç Hanım’a, Genel Sekreterimiz Medeni Yılmaz Bey’e ve Aysun Hanım’ın çalışma ekibinde olan herkese tek tek teşekkür ediyorum.

Bizim partilimiz parti mensubumuz olsun olmasa da dışarıdan bize destek veren destek sağlayan, katkı veren herkese özellikle şükranlarımı sunmak istiyorum.

Yine bu süreçte çalışmalarımıza her türlü katkıyı sağlayan kapılarını açan sağlık meslek örgütlerimize ve sağlıkla ilgili sivil toplum kuruluşlarımıza da özellikle şükranlarımı sunmak istiyorum.

Şimdi sözü, eylem planımızın detaylarını sizlerle paylaşmak üzere, Sağlık Politikaları Başkanımız Sayın Aysun Hatipoğlu’na bırakıyorum.

22 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 23. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Yirmi dördüncü
Haftalık Değerlendirme Toplantısı
 
 
Değerli yol arkadaşlarım,
 
Kıymetli basın mensupları,
 
Sözlerimin hemen başında bugün Afganistan’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden insanlara Allahtan rahmet diliyorum yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Kayıplarının sayılarının sınırlı olmasını da buradan ümit ediyorum.
 
Yine Marmaris’te ciğerlerimiz yanıyor. Orman yangınları yazın sıcağıyla yeniden baladı.
 
Aylardır hükümete yaptığımız tedbir çağrısını yine buradan huzurlarınızda tekrar ediyorum.
 
Bir önce, gereken ne var ne yoksa, uçağıydı helikopteriydi hazırlıklar tamamlanıp bu yaz orman yangınlarıyla ilgili hasarın asgaride tutulması için gerekenlerin yapması için hükümete acilen çağrıda bulunuyorum.
 
Değerli arkadaşlar; 
 
Biliyorsunuz artık Türkiye’de artık seçim dönemi başladı.
 
Seçim ister erken yapılsın ister zamanında yapılsın, hiç fark etmez. 
 
Sandık gününe yaklaşıyoruz. 
 
Atalar söylemiş, “sayılı gün çabuk geçer” diye. 
 
Sandık günü geldiğinde, akşam sayımlar tamamlanıp sonuçlar açıklanınca göreceğiz ki, inşallah bu seçimin yıldızı DEVA Partisi olacak.
 
Seçim başarımız; görmezden gelinenlerin, yok sayılanların zaferi olarak tarihe geçecek.
 
Biz başarmaya mecburuz arkadaşlar.
 
Tam demokrasi yolculuğumuzu, tamamına erdirmeye mecburuz.
 
Neden mecburuz biliyor musunuz? 
 
Kamu gücüne sığınıp vatandaşa, halka parmak sallayanları, bu ülke bir daha asla görmesin diye mecburuz.
 
Hep beraber şahit olduk: Geçtiğimiz cuma günü, saygısız bir memur, Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanımız Sayın Mustafa Yeneroğlu’na ve vatandaşlarımıza hukuksuzca hakaret etti. 
 
Devlet adına görev yaptığını unutan bu kişi, Ankara’nın göbeğinde, vatandaşa parmak salladı. Hakkını savunan insanlara hakaret savurdu.
 
Yetmedi, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün tüzel kişiliği bir açıklama platformu olarak kullanılarak hem Sayın Yeneroğlu hem de vatandaşlarımız tehdit edildi. Hedef gösterildi. 
 
Ben çok iyi biliyorum ki, devletin önemli bir kurumunun başlıklı kâğıdını kullanıp, o rezil metnin altına imza atanlar, üç beş kendini bilmezden ibaret.
 
Bakmayın öyle şatafatlı kurumdan bilmem ne açıklama falan diye. 3-5 kişi. Yazık. 
 
Bu ülkenin kurumlarına bu devletin kurumlarına yazık yahu. 
 
Koskoca devlet kurumunu, hem de vatandaşların güvenliğini sağlamakla görevli olan bir devlet kurumunu, iktidar partisinin siyasetine alet ediyorlar.
 
Bu arada, Cumhurbaşkanından hiçbir ses yok. Duydunuz mu bir şey? Tık yok.
 
En ufak bir köşe yazısında çıkana müdahale eden, hemen her konuda topa giren Cumhurbaşkanı, günlerdir bu konu memleketin gündeminde olmasına rağmen tek bir sesini çıkarmadı.
 
Niye? Çünkü değerli arkadaşlar, vatandaşlarımıza hadsizce sallanan parmakta onun gölgesi var da ondan ses çıkarmıyor.
 
Bu saygısızlık, bu hukuk tanımazlık, ülkenin Cumhurbaşkanının kamu yönetiminde oluşturduğu dar zihniyetin, hukuksuzluğun ve hakaret üslubunun bir neticesi. 
 
Peki meclis başkanından bir itiraz duydunuz mu?
 
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir üyesine; haksızca, hukuksuzca, hadsizce kalkan parmağa iki çift laf etti mi? Edepsizliğe itiraz etti mi Meclis Başkanı. 
 
Yok.
 
Pazartesi günü kendisine çağrı yaptım. Bir kez daha yineleyeceğim:
 
Sayın Şentop, siz mecliste, sadece bir partinin meclis başkanlığını yapmıyorsunuz.
 
Siz Türkiye Büyük Millet Meclisinin tümünün başkanısınız.
 
Oradaki 600 milletvekilinin tümünün hakkını, hukukunu korumak zorundasınız. 
 
Gazi Meclisimizin Başkanlığını üstlenmenin sorumluluğunu taşımak zorundasınız.
 
Başkanı olduğunuz Parlamentonun bir üyesine yapılan hakaret, millete yapılan hakarettir, tüm milletvekillerine yapılan hakarettir, size de yapılan bir hakarettir.
 
Üstelik hukukçusunuz. Siz hukukuçu kimliğiyle insanların tanıdığı birisiniz. Yapılan hukuksuzluğu örtbas edemezsiniz.
 
Derhal çıkın ve gereken tepkiyi gösterin.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Pazar günü yapılan açıklamada ne diyordu biliyor musunuz? Haddini bilmez memur uyarılacakmış. 
 
Bu kadar. 
 
Dalga geçiyorlar resmen.
 
Uyarı muyarı yetmez. Daha fazlasını yapmak zorundasınız. İdari bir soruşturmayı derhal başlatmak zorundasınız.
 
Bu olayın gösterdiği bir şey daha var arkadaşlar.
 
Ne gösteriyor, biliyor musunuz?
 
Vaktiyle ezilen sessiz yığınların desteğiyle iktidara gelen Sayın Erdoğan’ın artık “vatandaşa parmak sallayanların” tarafına geçtiğini bize gösteriyor.
 
Zamanında bu ülkede kadınlar, kıyafetlerinden ötürü büyük haksızlıklara uğradılar. Eğitim hakları engellendi.
 
Cumhurbaşkanı da her fırsatta bundan bahsediyor.
 
“Halka hizmet” diye başlayan bir siyasi çizginin bugün geldiği yer, maalesef, kamu gücünü ele geçirenlerin vatandaşa parmak sallamasıdır.
 
Hiç kimse Erdoğan’a 2002 seçimlerinde bunun için oy vermedi. Kendisine destek veren bunca insan, bir memur gelip, hakkını arayanlara hakaret etsin diye o desteği vermedi.  
 
Sayın Erdoğan, size oy veren insanlara bir özür borcunuz var.
 
Özür borcu.
 
Adaletten şaştınız. Özür borcunuz var. 
 
“Ceberrut devlet”e karşı hakkı, adaleti savunan insanlara, yeniden ceberrut devlet zulmü yaşatıyorsunuz.
 
Evet, bir özür borcunuz var.
 
Bu milletin adalet duygusunu, hak bilincini istismar ettiniz. Çıkın ve açıkça şunu söyleyin: 
 
“Ben artık yola çıkarken olduğum kişi değilim deyin. O yüzden de yanımda yola çıktıklarımdan kimse kalmadı” deyin. 
 
Açıklayın şunu. Çıkın bir özür dileyin.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar;
 
Emniyet Genel Müdürlüğü gündemimizdeyken bir başka vahim durumdan söz etmek istiyorum.
 
Bakın, bir amirin, hakkını arayan vatandaşlara ve bir milletvekiline yaptıklarını izledik. 
 
Peki, Emniyet içerisinde neler oluyor, haberimiz var mı?
 
Kamuoyu bunlardan haberdar mı?
 
Daha evvel de değinmiştim, bir süredir kulağımıza gelen “polis intiharları” haberlerini çok ciddiye almak zorundayız.
 
Biliyorsunuz, Emniyet Teşkilatı kabinenin en şaibeli bakanına bağlı.
 
Ülkenin huzurunu sağlamakla görevli bir kurumun başında olan bu kişiyle ilgili, bir çete lideri vahim iddialarda bulundu. Ve konunun üstü tamamen örtüldü. 
 
Şaibelerin ortasındaki bu ismi en çok sahiplenen de kim oldu? Krizlerin Ortağı Bahçeli.
 
O işlerde oldukça mahir.
 
Nerede şaibe var, nerede çete var, nerede mafya var bakıyoruz ismi hep oralarda gezinip durur.
 
Anayasa Mahkemesi başkanını tehdit eden, emrinde çalışanlara açıkça hukuku tanımamayı emreden bir bakandan ben burada söz ediyorum.
 
Ne diyor? Yıkın, mahkeme kararı arkadan gelsin diyor. 
 
Böyle bir ortamda, vatandaşlarımıza hukuk içinde hizmet etme bilincinde olan polis arkadaşlarımızda da huzur kalmıyor arkadaşlar kalmıyor.
 
Haberlere karartma geldiği için, özgür basın engellendiği için, tam detaylarına vakıf da olamıyoruz.
 
Ama daha evvel sorular sormuştum. Tekrar o soruları burada tekrar ediyorum şimdi. Son dönemde ağır çalışma şartları, amirlerin uyguladıkları baskı mobbing, tehdit ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle birçok polis arkadaşımız intihar ediyor. 
 
Buradan hükümete tekrar soruyorum: 
 
Son 5 yılda kaç polis memurumuz intihar etti? İntiharların altında yatan gerçekler neler? 
 
Bu nedenleri ortadan kaldırmak için hangi çalışmayı yapıyorsunuz? 
 
Emniyet teşkilatımızda üstler astlarına nasıl bir baskı uyguluyor? 
 
Polislere psikolojik destek sunmak için, bazı özel rehabilitasyon merkezleri gibi birimler kurmayı düşünüyor musunuz? 
 
Polislerin ve ailelerinin mali durumlarını iyileştirmek için, sosyal güvenlik hakları için hangi çalışmaları yapıyorsunuz?
 
Ben buradan İktidara soruyorum. Çıkın ve açıklayın.
 
Bu polis intiharları arkadaşlar ülkemizin bir gerçeği ve hükümeti buradan derhal ama derhal tedbir alamaya çağırıyorum.
 
Yazık. Bu insanlara yazık. Ailelerine de yazık.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Kamu gücünü millete karşı kullanmanın bir diğer örneği daha var.
 
İşte, son günlerde “Dezenformasyon yasası” olarak paketlenen bir çalışmayı da dikkatle hep beraber izliyoruz.
 
Öncelikle, yasanın adını doğru koyalım. Bu yasa, sansür yasasıdır. 
 
Basını, internet sitelerini ve vatandaşı susturmanın yasasıdır.
 
Daha evvel söylemiştim. Tekrar edeceğim: Özgür basın hayat kurtarır. 
 
Ama bunların akılları fikirleri basını susturmakta. Sosyal medyayı ve özellikle de gençleri susturmakta.
 
Dolardaki artışın haberi yapılır, basın susturulur, 
İntihar haberi, basın susturulur,
Enflasyon haberi, basın susturulur,
Sağlık haberleri... Yine basın susturulur.
 
İstiyorlar ki, Algıları Ayarlama Enstitüsü, hani şu adına İletişim Başkanlığı dedikleri yer, Cumhurbaşkanının talimatıyla ne diyorsa; tüm gazeteler televizyonlar aynısını söylesin istiyorlar.
 
Şimdi bu yeni yasa çalışmasıyla ne yapmaya çalışıyorlar? 
 
Tamamen yeni bir suç kavramı suç çeşidi uyduruyorlar. ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak suçtur’ diyorlar.
 
Öyleyse, sansür yasasını çıkaranlara ben buradan soruyorum:
 
“Enflasyon %73 buçuktur” demek mi halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktır? Yoksa “Enflasyon en az %150” demek mi?
 
Buradan soruyorum.
 
Hangisi doğru? Hangisi halkı yanıltıcı bilgi?
 
“Türkiye’de enflasyon sorunu yoktur” demek mi halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktır? Yoksa “Türkiye’de yüksek enflasyon vardır” demek mi?
 
Bir örnek vereyim.
 
Hatırlayın, Sayın Erdoğan daha yakın zamanda çıkıp ne demişti? “Cumhurbaşkanı’na hakaretten açılmış davalar falan yok” demişti. Hepsi kayıtlarda ha. 
 
İnkâr ederse buradan gösteririm, çok gösteriyorum söyledikleri her şeyi. 
 
E, Adalet Bakanlığı da diyor ki “Cumhurbaşkanı’na Hakaret suçundan 2014’ten bu yana en az 35 bin 500 dava açıldı” diyor. Adalet Bakanlığı bunu resmen açıklıyor.
 
Şu rakama bakın yahu. 
 
Kendi yoktur diyor kendine bağlı bakanlık 35 bin 500 tane dava var diyor. 
 
Bu durumda, halkı yanıltıcı bilgiyi kim yayıyor? Halkı kim yanıltıyor? Soruyorum size.
 
Arkadaşlar,
 
Yanıltıcı bilgi avcıları, hedeflerini öyle çok uzaklarda aramasınlar, Şöyle Beştepe’ye baksınlar orada bol bol hedef bulacaklar, bol bol halkı yanıltanı bulacaklar. 
 
Büyüğünden küçüğüne hepsi. 
 
Şimdi size bir örnek vereceğim. 
 
Bakın, suç ne? “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”.
 
Düşünün; Twitter’da dolaşırken bir vatandaşımız “Enflasyon %150” haberini gördü ve bunu Retweet etti, 
 
“Sözde” yanılan vatandaşımız, Retweet ettiği için halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu şimdi işlemiş oluyor mu?
 
İşlerlerse oraya sokarlar bu işi oraya hemen ha. 
 
Peki bu vatandaşımız, suçun faili mi, yoksa mağduru mu olacak?
 
Böyle saçma sapan bir suç türü olmaz arkadaşlar, olamaz.
 
Bunlar sadece ve sadece ilerideki sansür uygulamalarının şimdiden altını hazırlıyorlar.  
 
Şimdiden gençleri, liseye giden üniversiteye giden gençleri sabahın 5’inde 6’sında evlerinden alıp diğer bütün gençlere gözdağı vermenin altlığını bugünden hazırlıyorlar. Olay bu.
 
Sansür yasasının tek hedefi basın ve ifade özgürlüğünü yok etmektir. İnsanları susturmak ve hizaya getirmektir.
 
Uydurulmuş gerçeklik dünyasında yaşayan Beştepe’ye koşulsuz biat beklemektir.
 
Amaç bu.
 
Biz bu baskı karşısında basın ve ifade özgürlüğüne sahip çıkacağız.
 
Anayasamıza aykırılık teşkil eden bu sansür yasasını kesinlikle reddediyoruz. 
 
*****
 
Değerli Arkadaşlarım,
 
İşte, görüyorsunuz değil mi? Nasıl çarpık bir zihniyetle karşı karşıyayız?
 
Tweet atanı hapse koymak isteyen, ama kadın katillerini de kısa sürede hapisten çıkarma derdinde telaşında olan bir zihniyetle karşı karşıyayız.  
 
Daha iki gün önce yaşadık. Düşündükçe kahroluyorum.
 
Biliyorsunuz, gencecik bir kadın, Pınar Gültekin diri diri yakılarak katledildi.
 
Fakat sanığa, cezasında “haksız tahrik indirimi” uygulandı.
 
Sanığa ödül verdiler resmen yahu. 
 
Pınar Gültekin’in acılı ailesinin neler hissettiklerini tahayyül bile edemiyorum. Gerçekten yazık, çok yazık.
 
Pınar Gültekin vakası, ne yazık ki tek vaka değil. Tek münferit bir konu değil. 
 
Ülkemiz, hayattan koparılan kadınların mezarlığı haline geliyor. Geçtiğimiz ay en az 36 kadın katledildi bu ülkede.
 
En az 36. Çünkü orada da veri karartma var. 
 
Orada da istatistiklere tam ulaşılamıyor, eskisi gibi değil. 
 
Her şey saklanıyor gizleniyor. 
 
Niye? Bir hayal alemine bir harikalar diyarına vatandaşlara anlatarak gerçekleri unutturacaklarını zannediyorlar. 
 
Ama biz unutturmayacağız. 
 
Yüzlerine vuracağız bunları. 
 
Onun için bizim bu topraklara bir borcumuz var:
 
Kadınları öldüren zihniyeti, toprağa gömmeye mecburuz.
 
İktidara gelir gelmez, derhal, katilleri cesaretlendiren uygulamaları tersine çevireceğiz.
 
Gece yarısı karanlığında terk ettikleri İstanbul Sözleşmesi’ne, gündüz gözüyle yeniden dahil olacağız.
 
Kadın cinayeti davalarında, cezaları caydırıcı hale getireceğiz.
 
Hukukta bu çok önemli arkadaşlar. 
 
Kural var kurala uymayanında cezası var.
 
Ama o ceza yeterince caydırı değilse anlam kalmıyor.
 
Cezanın anlamı olmayınca da kurallarla ilgili motivasyon, teşvik azalıyor. 
 
Dolayısıyla burada caydırıcılık temel esas. 
 
“İyi hal indirimi” gibi uygulamaları kaldıracağız.
 
Kadına yönelik şiddet sebebiyle, koruyucu tedbir kararları verildikten sonra işlenen suçlarda; denetimli serbestlik, iyi hal, seçenek yaptırımların uygulanmasını engelleyeceğiz.
 
Elektronik kelepçe sisteminin daha etkin ve geniş bir şekilde uygulanmasını sağlayacağız.
 
Koruma kararları kâğıt üzerinde kalmayacak.
 
DEVA Partisi iktidarında kadınların yaşatılması için devletin tüm imkanlarını seferber edeceğiz.
 
Bunu sivil toplumla beraber, halkımızla beraber yapacağız.
 
Cinayete kurban giden kadınlar için dökülen gözyaşlarını, evet, adaletle sileceğiz.
 
Yaşam mücadelemizi kadın, erkek, hep beraber büyüteceğiz.
 
Pınar’ların, Özgecan’ların, Emine’lerin, Münevver’lerin hatırasına mutlaka ama mutlaka sahip çıkacağız.
 
Bu bizim sözümüzdür ve bir vatandaşlık borcumuzdur.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Evvelki gün iktidar, meclise tam bir başarısızlık vesikası sundu.
 
Pazartesi sabahı ben bir canlı yayında televizyon kanalında bütçe ile ilgili kararların asla tutmayacağını, yapılan bütçenin gerçeklerden kopuk olduğunu, dolayısıyla bütçede ayrılan başta faiz ödemeleri olmak üzere ödeneklerin yetmeyeceğini açık açık söylemiştim.
 
Ben canlı yayında bunları söyledim hemen gün içerisinde meclise bir ek bütçe getirdiler. 
 
Ek bütçe çok istisnai bir şeydir biliyorsunuz.
 
Eskiden biz aman ek bütçe gerekmesin diye uğraşırdık 
 
Çünkü ek bütçe plansızlığın programsızlığın vesikasıdır.
 
Üstelik yılsonuna doğru da gelmiyor bu. Daha haziran ayı dolmadan ek bütçe getiriyorlar ek bütçe.
 
Ben hep diyorum. İnanın bunlar hesap kitap bilmiyor arkadaşlar.
 
Daha altı ay önce meclisten geçirdikleri bütçede ortaya koymuş oldukları hesap, çarşıya uymadı. 
 
Biz ilk söylüyorduk. Sizin bu hesabınız çarşıya uymayacak diyorduk. 
 
Ama çarşıdan pazardan haberleri yok bunların inanın haberleri yok. 
 
GÖRSEL - RESMÎ GAZETE GİR
 
Bütçe hazırlanırken 2022 yılında doların ortalama 9 lira 30 kuruşta kalacağını hesap ettiler.
 
O günkü resmî gazeteyi arkadaşlar şöyle bir gösterelim.
 
Bakın 5 Eylül 2021. Bütçe meclise gönderilmeden hemen önce Resmî Gazetede yayınlanan bir doküman bu. Orta vadeli bir program. Ve bütçe bunu baz alarak hazırlanır. 
 
Bu doküman baz alınır devletin bütçesi öyle hazırlanır. 
 
2022 için dolar kuru 9 lira 30 kuruş arkadaşlar.
 
2024’te bile 10 lira 80 kuruş.
 
Dolar şimdiden 17’yi geçti yahu.  
 
Rakamları görüyorsunuz değil mi?
 
2024’te 10 lira 30 kuruş olacak diyorlar, bütçeyi buna göre yapıyorlar. 
 
Daha 2022’nin ortasında 17 lirayı geçmiş durumda dolar. 
 
Peki, alttaki imzayı görüyor musunuz imzayı. 
 
Altında kimin imzası var?
 
“Benim alanım ekonomi”, “ben ekonomistim” diye ortada dolaşan Erdoğan’ın imzası var bunun altında.
 
Tek imza.
 
Sadece bu da değil arkadaşlar.
 
Bakın bütçe hazırlanırken enflasyonun %9,8 olacağı hedeflendi. 
 
Bu da dokümanlarda var.
 
Bugün makyajlı hali %70’i geçti. Gerçek %150’nin üzerinde. 
 
Ya 9,8 diyor, bak, bak, bak. 2022’nin enflasyonu. 9.8...
 
Devletin açıkladığı resmi rakam 73 buçuk gerçek rakam %150’nin de üzerinde. 
 
Bitmedi.
 
Hazine %15 faizle borçlanır diye bütçe yapıyorlar bütçeyi. 
 
Hani Erdoğan faize düşman ya.
 
Faiz yüzde 24 şu anda. 
 
Hayal aleminde yaşıyorlar, hayal.
 
İnanın bunlar, burunlarının ucunu dahi göremiyorlar.
 
Bir bildiğimiz var, edasıyla ortada dolaşıyorlar ya. İnanın hiçbir şey bildikleri yok. Hiçbir şey.
 
Yahu bazen bana soruyorlar, ‘ya bir hesap kitap bir şey var mı? Bu kadar saçmalanamaz ki ekonomi yönetimi, bu kadar yanlış arka arkaya yapılamaz. Herhâlde bir bildikleri var’ diye bana soruyorlar. 
 
Ben diyorum ki yok yahu inanın hiçbir şey bildikleri yok.
 
Hiçbir şey bilmiyorlar. Onun için çuvallıyorlar. 
 
GÖRSEL - RESMÎ GAZETE ÇIK
 
Pazartesi sundukları ek bütçeye koydukları faiz ödeneği de inanın akıl alır gibi değil arkadaşlar. 
 
Sayın Erdoğan biliyorsunuz faiz konusunda çok hassas. 
 
Ne diyor? ‘Bu konuda ben hassasım’ diyor.
 
Faizle mücadele edeceğim deyip de asla becerememiş bir devlet başkanı olarak tarihteki yerini aldı.
 
Türkiye tarihinin en yüksek faiz ödeyen iktidarı bu iktidar oldu.
 
Rekor rekor.
 
Böyle bir faiz bu ülke yaşamadı. Böyle yüksek bir faiz ödemesi bu ülkenin hazinesi daha bugüne kadar yapmadı.
 
Bakın, ek bütçede faiz giderleri için tam 90 milyar lira daha ödenek çıkartmak istiyorlar. 
 
GRAFİK - FAİZ ÖDEMELERİ GİR
 
Hatırlıyorsanız bu grafikte ben sizlere daha önce gösteriyordum.
 
Bütçeye koydukları rakam 240 milyar. 
 
Şu anda ek bütçe için istedikleri rakam artı 90 milyar lira. 
 
Yetmedi bir de Kur Korumalı Mevduat için 40 milyar lira daha koymuşlar ek bütçeye.
 
Yani Kur Korumalı Mevduat Hesabının faiz farkı, kur farkı olarak da ödeyecekleri bir 40 milyar lira daha var. Rakam çıktı mı 370 milyar liraya.  
 
Yetmedi. 
 
Kur Korumalı Mevduat için 2 kanaldan ödeme yapılıyor. Bir bütçeden bir de Merkez Bankasından.
 
Merkez Bankasından yapacakları ödeme burada yok. Bu sadece bütçeden. Bir de onu ekleyin üzerine en az 400 milyar liralık bir faiz ödemesi ile karşı karşıya olacağız arkadaşlar. En az. 370’in üzerine Merkez Bankasının ödeyeceği de eklenecek çünkü. 
 
Bu sayılar korkunç arkadaşlar yahu.
 
Bakın şöyle bir kıyas için size geçmişteki tutarı söyleyeyim.
 
Bakın geçmişte ne ödemişiz?
 
2002’de 52, 2003 59, 2004 57, 2005 46,46, 48, 51, 53, 48, 42, 48, 50, 53, 50, 57...
 
Ama 2018’de bakın fırlıyor.  74.
 
2019, 100, 2020 134, 2021 180, 2022 240 … 
 
Üzerine bir ekleniyor 90, bir 40 daha ekliyorsunuz ediyor 370. 
 
Bir de Merkez Bankasından ödeneceği koyun üzerine 400. 
 
En az 400. En az 400.
 
Şuna bakın yahu.
 
Bizim ekonominin başında olduğumuz dönemde devletin faiz gideri belli arkadaşlar. İşte 50 milyar civarındaydı.
 
8 katından fazla artırmışlar ya. Akıl alır şey değil. 
 
Bizim dönemimizde “Faiz lobisi” diye diye gezinenler vardı değil mi?
 
Hazinenin ödediği faiz yüzde 6-7 iken ne diyordu Erdoğan, ‘Yüksek faiz vatana ihanettir’ diyordu. 
Yılda 50 milyar lira faiz ödediğimiz günlerde ‘bu faizi ödemek vatana ihanettir’ diyordu. 
Peki ben kendisine soruyorum 50 milyar lira faiz ödemek vatana ihanetse 400 milyar liralık faiz ödemeyi siz nasıl tanımlıyorsunuz? 
Kendisine soruyorum buradan.
Bir de çıkmış hala faizle mücadeleden bahsediyor ya.
4 yıl oldu 4.
Bakın faiz ödemeleri 2018 de sıçramaya başlıyor. 50,50, 50 giderken 2018’de 74’e sıçrıyor değil mi?
Ondan sonra da eksponansiyel artıyor.
2018’de ne oldu?
Tek yetkili partili, taraflı Cumhurbaşkanı oldu.
Kimseyi dinlememeye başladı. 
Merkez Bankasına emir kulu bir ekip atadı. 
Yat deyince yat, kalk deyince kalk. Merkez Bankasının başına koydu. 
Merkez Bankasının para politikasını bizzat kendisi talimatla indirmeye, bindirmeye başladı. 
O günden sonra da memleketin ayarı kaçtı.
Ekonominin ölçüsü ayarı kaçtı. 
Bakın, Cumhuriyet tarihin en yüksek faizini ödeyen hükûmeti olarak da artık kendisi tarihe geçti bunlar.
 
2023’te rakamlar nereye gidecek düşünmek bile istemiyorum.
 
2023’ü herhalde koyduğumuz da gelecek seneyi tavanı delip geçecek bu rakamlar.
 
Öyle görünüyor.
 
Gidişat belli. 
 
Bakın arkadaşlar karşılaştırma için söylüyorum. Bu ek bütçedeki rakamları da dikkate aldığımızda tarım desteğinin tamamı bu yıl boyunca 40 milyar lira. 
 
Bütün çiftçiye verilen destek. Hepsi. 
 
Buğday desteği, pamuk desteği, mazot desteği, gübre desteği...
 
Aklınıza ne geliyorsa, topla topla topla 40 milyar. 
 
Sadece faize 400 milyar.
 
Ülkeyi getirdikleri durum ortada yahu.
 
Hesap ortada. Karne bu.
 
GRAFİK - FAİZ ÖDEMELERİ ÇIK
 
Sınıfta kaldılar sınıfta.
 
Şunu idrak edemediler arkadaşlar!
 
Faiz talimatla düşmez. Faiz güvenle düşer, güvenle!
 
GRAFİK - TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ GİR
 
Bakın bugün tüketici güven endeksi açıklandı değil mi?
 
Açıklayan kim yine? TÜİK.
 
İnanırsak.
 
Ama TÜİK’in bile açıkladığı TÜİK’in bile açıklamak zorunda kaldığı güven endeksine bir bakın.
 
Bakın endeksler 2002’den başlıyor günümüze geliyor. 63,4. Bugün açıklanan Tüketici Güven Endeksi rakamı tarihimizin en düşük rakamıdır.
 
Yani vatandaşımız ne diyor? Ben güvenmiyorum diyor. 
 
‘Yarınlarımı göremiyorum’ diyor.  
 
‘Ben ülkemin yarınlarına inanmıyorum’ diyor.
 
Vatandaşımız ne diyor? ‘Ben bu hükümete artık güvenmiyorum’ diyor.
 
Karne bu.  Karne 63,4. 
 
Bunun normali 100’dür biliyor muşunu?
 
100 civarında gitmesi lazım. 
 
Bakın zaten 90-100, 90- 100 oralarda gitmiş. 
 
Ne olmuş bir 2008-2009 krizinde 73’e inmiş, sonra biz Dış İşleri Bakanlığından ekibimizle beraber döndük ekonomiye. Tekrar kaldırdık onu 95, 100’lere. 
 
Sonra2018’de düşüyor bak tak diye 2018’de. 
 
Güven düşüyor.
 
2018’de ne oldu hatırlayalım.
 
Tek yetkili, partili, taraflı Cumhurbaşkanı olarak görevine başladı.
 
Tüketici güven endeksi tak düşmüş 76’ya.
 
Toparlamaya falan çalışıyor yine yuvarlanıyor 63,4. 
 
Gerçek bu. 
 
GRAFİK - TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ ÇIK
 
Güven çok önemli güven bakın.
 
Biliyorsunuz bugün Suudi Arabistan'ın veliaht prensinin Türkiye ziyareti var.
 
Fısıltı gazetesi çalışıyor.
 
Yüksek rakamlar konuşuluyor. 
 
Veliaht geldi paralar geliyor diye... 
 
Fısıltı gazetesi ile piyasaya ‘merak etmeyin bak döviz geliyor döviz geliyor, para geliyor’ diye...
 
Ya bu kadar ucuz mu ya.
 
Yazık değil mi? Bu ülkenin itibarı yok mu. 
 
Dış politika bir öyle bir böyle.
 
Daha 6 ay öncesine kadar cinayetle suçladığın, dosyasındaki delilleri bile vermem gelsin burada baksın, delilleri belki yok ederler dediğin, daha sonra dosyayı olduğu gibi Suudi Arabistan'a gönderdiğin kişiyi geliyorsun bugün sarmaş dolaş kucaklıyorsun.
 
Bağımsız tarafsız yargı neyse o.
 
Bağımsız tarafsız yargı çalışır suçluyu suçsuzu ortaya çıkarır. Bizim derdimiz bu dış politikadaki zikzaklarla, yalpalarla. 
 
Suudi Arabistan'da olanları gördük.  Birleşik Arap Emirlikleri'nde olanları gördük. 
 
15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün finansörü olarak suçladıkları Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiler sarmaş dolaş 5 -10 milyar dolar Swap anlaşması için yaptılar bunu ya.
 
Sen Merkez Bankası'nın arka kapısından bugüne kadar 180 milyar doları yakmışsın, 
 
Evet 130 diyorduk arkadaşlar Aralık'tan bugüne kadar en az 50 milyar dolar daha yakılmış durumda. En az 50 milyar dolar. 
 
Dolayısıyla rakam en az 180 milyar dolar.
 
O 128 milyar nerede? 130 milyar nerede?  Diye sorduğumuz rakam bugün 180 milyar dolar.
 
Gizli saklı yapıyorlar.
 
İsrail'le ilişkiler...  2009'da One Minute de terör devleti de, her türlü cinayetle suçla ondan sonra birden bire neymiş Filistin davasını savunmanın en önemli yolu İsrail Devleti ile iyi ilişkiler kurmakmış.
 
Ha şunu bileydin.
 
Jeton yeni mi düştü? 
 
Paran tükenince mi aklına geliyor? Devletin hazinesini Merkez Bankasını sıfırladıktan sonra mı aklına geliyor? 
 
Madem İsrail ile arayı bozmak Filistin davasına zarar veriyor sen 2009'dan bu yana niye bozdun? 
 
O gün niye bozdun bugün niye düzeltiyorsun?
 
Bir zamanlar arkadaşlar ne diyorlardı ezilenlerin gür sesi...
 
Suskun dünyanın hür sesi...
 
Ne hür ses kaldı ne gür ses ya... 
 
Hiçbir şey yok.
 
Sen ekonomik gücünü kaybedince, Merkez Bankası'nın rezervlerini arka kapıdan yakınca, paraya muhtaç kalınca ne hür ses kalıyor ne gür ses...
 
Güçlü olacaksın ya güçlü olacaksın güçlü. 
 
Güçlü olursan ekonomik açıdan ve itibar açısından güçlü olursan dik durabilirsin.
 
Sen o gücünü kendi elinle yok edersen dik duramazsın.
 
Şimdiki hesap ne?  Veliaht Prensi gelecek kur düşecek, faiz düşecek alttan alta fısıltı...
 
Faiz ne talimatla düşer ne veliahtla. 
 
Faiz güvenle düşer arkadaşlar güvenle. 
 
Güven, güven güven. 
 
Ben buradan tekrar edeceğim.  Çünkü çok derse ihtiyacı var.
 
Tekrar tekrar edeceğiz ki o damlayan suyun mermeri deldiği gibi bunu öğrenecekler.
 
Güven olmadan asla mümkün olmayacak.
 
Güven ortamını oluşturmadan faizi de enflasyonu da, döviz kurunu da asla düşüremeyecekler. 
 
Güven, güven, güven.
 
1 dakika 8 madde...
 
Güven nasıl oluşturulur?
 
Buradan Beştepe'ye sesleniyorum Sayın Erdoğan'a sesleniyorum.
 
Boşuna uğraşma güven olmadan yapamayacaksın. 
 
Faiz talimat da düşmeyecek veliahtla da düşmeyecek. 
 
Faiz güvenle düşecek. 
 
Peki bu güveni nasıl oluşturacaksın? 
 
1- Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.
2- Söz verince tutacaksın.
3- Emanete hıyanet etmeyeceksin.
4- Her daim hukukla adaletle hareket edeceksin.
5- Ehliyetli liyakatli kadrolarla çalışacaksın.
6- Her kararını istişare ile alacaksın. 
7- Şeffaf olacaksın açık olacaksın.
8- Her zaman hesap vermeye açık olacaksın.
 
Bunu yap güveni oluşturursun. 
 
Şimdi yavrularımız biliyorsunuz geçen cuma karne aldı.
 
Şimdi Erdoğan'a bu 8 maddeden bir karneyi verelim bakalım. 
 
8 maddedeki karnesi nasıl?
 
Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.  Yok.
 
Söz verince tutacaksın. Yok. 
 
Satır satır karneyi şöyle bir kafanızda canlandırın. Millet versin bu karneye millet. Ben söylemeyeyim notları. 
 
Millet düşünsün notunu millet versin.
 
Zaten seçimde verecek ama ben şimdiden şöyle karne satırlarını okuyorum.
 
Hukukla adaletle hareket edeceksin. Ehliyetli liyakatli kadrolarla çalışacaksın. İstişare ile karar vereceksin, şeffaf olacaksın. 
 
Karne satırlarını şöyle hayal edin ve en son hesap vermeye hazır olacaksın. 
 
Yok, sınıfta kaldı sınıfta.  Yok.
 
Ama değerli arkadaşlarım müsaade etmeyeceğiz. Ülkemizin ekonomisini İnşallah, evelallah hızla toplayacağız.
 
Ülkemizin hukukunu hızla toparlayacağız, ülkemizin sorunlarını hızla çözeceğiz.
 
Unutmayın DEVA Partisi yarının Türkiye’sinin kurucu aktörüdür.
 
Türkiye topyekûn bir zihniyet ve iktidar değişimi yaşayacak ve DEVA Partisi bunun başat aktörü olacaktır.
 
Bu nedenle, bugüne dek hiçbir siyasi partinin yapmadığı çalışmaları biz yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. 
 
Daha önce açıkladığım gibi;
 
Biz, seçimlere kendi adımızla sanımızla, kendi şanımızla namımızla, kendi logomuzla bayrağımızla gireceğiz.
 
Ama aynı zamanda seçime neyle gireceğiz biliyor musunuz?
 
Elimizde tam 20 tane eylem planıyla biz seçimlere gireceğiz. 
 
Tek tek her bir sorunun somut çözüm önerisiyle biz o seçimlere gireceğiz.
 
Şimdiye kadar 10 eylem planı açıkladık. İnşallah bir 10 tane daha geliyor.
 
Önümüzdeki hafta da sağlık sistemini toparlayacak eylem planımızı kamuoyu ile paylaşacağız.
 
Hani bazıları bol bol konuşuyorlar ya. Ne diyorlar? “Bunların çözüm önerisi yok” diyorlar. Oturdukları yerden laf ebeliği yapıyorlar. 
 
Bizim her bir eylem planımız, onlara okkalı birer cevaptır arkadaşlar.
 
Okkalı cevaptır hepsi.
 
Bu laf ebelerinin “gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar.” 
 
Koyuyoruz eylem planını önüne ya diyoruz al sana 56 madde tarım, 101 madde çevre ve şehircilik, 116 madde ekonomi finans...
 
Bakıyorlar ya bunu kim okuyacak?
 
E kusura bakma canım. Bilmiyorsan bilmediğini de kabul edeceksin.
 
Ama biz biliyoruz. Bunun için kendimize güveniyoruz. 
 
Bizim onlarla kaybedecek vaktimiz de yok.
 
Biz iş üretiyoruz iş! Laf üretmekte mahir olanlar buyursunlar laf üretmeye devam etsinler. 
 
Biz, sadece seçimlere hazırlanmıyoruz. Bakın çok önemli. 
 
Biz Seçim sonrasına da hazırlanıyoruz. Çünkü seçimden sonra Türkiye’nin kaybedecek tek bir dakikası bile olmadığını çok iyi biliyoruz.
 
Dünyada bakın onlarca örneği var. Son 5 seneye bakın onlarca örneği var. 
 
Partiler seçimleri kazanıyor seçimden sonra çuvallıyorlar. 
 
Ülkeyi de çuvallatıyorlar. 
 
Arka arkaya seçim patinajı yapmaya başlıyorlar.
 
Biz bunu çok iyi bildiğimiz için ülkemizi de çok iyi tanıdığımız için bu hazırlıkları bugünden yapıyoruz. 
 
Seçimden sonra, 20 şeritli bir yol döşeyeceğiz.
 
Aynı anda 20 şeritte birden ilerlemeye başlayacağız. 
 
Hükûmeti kurar kurmaz düğmeye basacağız. Tüm eylem planlarımızı eş zamanlı olarak uygulamaya başlayacağız.
 
İlk 90 ve 360 gün için taahhüt ettiğimiz her bir eylemin derhal başlangıcını yapacağız.
 
Şunu asla unutmayın arkadaşlar.
 
Biz, çözümün mimarıyız.
 
Ve Türkiye’yi hızla özgür ve zengin bir ülke yapacağız.
 
Bunu hep beraber inşallah gerçekleştireceğiz. 
 
*****
Değerli arkadaşlarım biliyorsunuz partimizin ikinci mitingi 2 Temmuz Cumartesi Günü Gebze'de.
 
2 Temmuz Cumartesi Günü tüm Gebze'yi Kocaeli’yi, Türkiye genelinde ilgi gösteren, Gebze'yi Kocaeli'yi görmek isteyen vatandaşlarımızı mitinge buradan huzurlarınızda tekrar davet ediyorum.
 
Biliyorsunuz ilk miting imiz Gaziantep'teydi. DEVA Partisi'nin ilk mitingi.
 
Gerçekten büyük bir coşkuyla Büyük bir heyecanla ve bütün engellemelere rağmen dört dörtlük bir mitingi hazırladık gerçekleştirdik.
 
Dosta Düşmana DEVA Partisi budur diye ortaya koyduk. 
 
Şimdi ikinci mitingimizde bizi engellemek için her şeyi yaptılar yapıyorlar. Aynı Gaziantep'teki gibi.
 
Dejavu, tekrar ediyor.
 
O alan olmaz bu alan olmaz da.  Yahu daha dün sen 1 Mayıs gibi hükümetin hassasiyet gösterdiği bir konuda miting alanı veriyorsun da biz aynı miting alanını isteyince yok veremeyiz...
 
Niye? 
 
Keyfim istemiyor ya. 
 
Nerede yapacağız?
 
Ya şehrin dışında uzak bir yer varsa gidin orada yapın mitinginizi. 
 
Sabrediyoruz, sabrediyoruz.
 
Ama bizim bu önümüze çıkarılan zorluklar var ya arkadaşlar bize sadece daha fazla azim katıyor. 
 
Bizim çalışma şevkimizi arzumuzu daha da artırıyor. 
 
Bizim Kocaeli'de öyle bir teşkilatımız var ki daha bunlar tanımıyorlar, bilmiyorlar bakın,
 
Ben buradan söylemiştim Gaziantep'te öyle bir teşkilat var ki göreceksiniz mitingi demiştim.
 
İşte bizim Kocaeli'de de öyle bir teşkilatımız var ki o engellemeye çalışanlar görecek o mitingi inşallah. 
 
Bunu göstereceğiz. 
 
Yerimiz gene tarifi biraz zor.
 
Mevlâna kapalı Pazar alanının önündeki otopark. Alanımız o. 
 
Fizan da deseler, dünyanın öbür ucunu da gösterseler kuzey kutbu da deseler güney kutbu da deseler bizim teşkilatımız gider mitingi orada da hazırlar yapar. 
 
Kocaeli teşkilatımız da bunu yapar. Bunu inşallah bütün dünya aleme yine göstereceğiz ve inşallah yine dediğim gibi herkesi bu mitingimize, partimizin ikinci Gebze mitingine davet ediyorum.
 
*****
 
Sözlerime şimdilik burada son veriyorum. 
 
Sorusu olan basın mensubu arkadaşlarıma mikrofonu devrediyorum.
20 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Basın Açıklaması


Basın Açıklaması
20.06.2022

Değerli basın mensupları,

Kıymetli yol arkadaşlarım,

Ekranları ve sosyal medya hesapları üzerinden bizleri izleyen saygıdeğer vatandaşlarımız,

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kurumsal kimliği kullanılarak yapılan dünkü vahim açıklama sebebiyle bugün karşınızdayız.

Bu utanç vesikası açıklama ile, partimizin Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Sayın Mustafa Yeneroğlu, devletin bir kurumu üzerinden alenen hedef olarak gösterilmiştir.

İpe sapa gelmez lafların yer aldığı bu açıklama, devletin kurumsal yapısındaki bozulmanın, örselenmenin de yeni bir belgesidir aynı zamanda.

Olayı zaten herkes gördü, biliyor. Çok kısa özet;

Geçtiğimiz cuma günü güvenlik kuvvetleri Ankara Kızılay’da, ruhsatlı biçimde işletilen bir kafeyi hukuksuzca taciz etti.

Değerli arkadaşımız, Milletvekilimiz Mustafa Bey de hukuk dışı bu uygulamaya karşı koymak adına olay yerindeydi.

Yasal bir işyerinden bahsediyoruz, vatandaşlarımızdan bahsediyoruz. Yasalara göre hareket eden, vergisini ödeyen bir iş yerinden bahsediyoruz.

Görüntüleri hep beraber izledik.

İnsanların iş yerini, ekmek kapısını taciz eden sözüm ona bir memurun hem oradaki işletme sahiplerini hem de hukuku korumaya çalışan vekilimizi hedefleyerek terbiye sınırlarını nasıl aştığını hep beraber biliyorlar da. Uzun uzun izledik.

Parmak sallayıp, açık açık küfrettiğini, hakaret ettiğini izledik.

Bunlar hep keyfilik, bunlar hep kabadayılık, bunlar zorbalık arkadaşlar.

Dün, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün tüzel kişiliği kullanarak, haddini bilmez bir memurun arkasında durulması demokrasimiz adına devletimiz adına büyük bir ayıptır.

Geldiğimiz noktada, iç güvenliği sağlamakla görevli olan kurum üzerinden; hem vekilimiz sayın Yeneroğlu hem de halk tehdit edilmektedir.

Şunu herkes bilmelidir ki hiçbir devlet memuru vatandaşa parmak sallayamaz. Haddine değil.

Kamu gücünü kullanan hiç kimse hukuka aykırı davranamaz.

Bir hukuk devletinde böyle rezillik olmaz yahu.

Bu tablo utanç verici bir tablodur! Ülkem adına utanç verici bir tablodur!

İnsanın inanası gelmiyor:

Bir kamu kuruluşu üzerinden haksızlığı, hoyratlığı, hukuksuzluğu koruyan bir metin yayınlanamaz.

Kurumsal kişilik gölgesi altına sığınarak 3-5 kişinin yaptığı bir iş olduğundan da ben eminim.

Koskoca kurumun itibarının zirvede olması gereken o kurumun antetli kâğıt ve kişiliğini kullanarak 3-5 kişinin yaptığı bir şeyden başkası değil.

Ama arkadaşlar kimin kimden cesaret aldığı da olduğu gibi ortada.

Bu hukuksuzluğa meydan veren kimdir biliyor musunuz?

“Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum kararı tanımıyorum. Alt mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararına uymayabilir’ deyip hukuksuzluğu bir iklim olarak bu ülkenin başına saran kişidir.

Erdoğan’ın, iş tutuş tarzıyla ülkemizde oluşturduğu bu iklim, devlet kurumları için ve o kurumlarda çalışanlar için hukuksuzluğu sıradanlaştırmakta, hukuksuzluğu normalleştirmektedir.

En tepeden cevaz gördükten sonra hakmış, hukukmuş; bir şey kalır mı hiç devlette. Böyle bir şey var mı?

Gücü eline geçiren aklına estiği gibi pervasızca davranamaz hukuk devletinde...

Ayrıca bu teşkilatın kime bağlı olduğu da malum.

Polislere “Sen yık geç hukuk arkandan gelir” diyen, “Ayağını kırın, sorumlusu benim” diyen kişi... Bu teşkilatın başına şu anda görevlendirilmiş durumda.

Kim tarafından ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından.

İşte arkadaşlar; bu açıklamayı yazan kişiler de o gün vatandaşlara parmak sallayan da bunlardan güç almaktadır.

Güvenlik sağlamakla görevli, 84 milyonun vergileriyle çalıştırılan kişiler, işte bu şekilde hadsizleşmektedir.

Bakın, “Güvenlik sağlanmakla görevli kişi” diyorum.

Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun ilk maddesinde yazıyor arkadaşlar.

Dilini bugün ki Türkçe ile sadeleştirerek okuyorum:

“Polis, kamu düzenini, kişi, tasarruf güvenliği ve konut dokunulmazlığını korur. Halkın ırz, can ve malını korur ve kamunun huzurunu sağlar. Yardım isteyenler ve yardıma muhtaç olanlara da yardım eder.” Diyor.
Bunu ilgili kanunun ilk maddesi söylüyor arkadaşlar.

Sağda solda vatandaşa parmak sallayıp hakaret etmek bu kurumun görevleri arasında yok. Bu kurumda çalışanların görevleri arasında da yok.

Uzun zamandır sayın Erdoğan’ın çizdiği istikametle, ülkemizde maalesef kötü muamele, işkence, sokakta şiddet görüntüleri artık sistematik hale geldi.

En tepeden aldıkları güçle, hukuk dışına çıkmak bir âdet haline geldi.

Öyle bir âdet ki; diyelim ki suç duyurusunda bulundunuz. İlgili bakan soruşturma izni vermiyorum dediği an iş orada bitiyor.

Tam bir sistematik hukuksuzluk düzeniyle şu an karşı karşıyayız.

Ama müsebbibi belli.

Ben huzurunuzda buna sebep olana seslenmek istiyorum.

Evet, Sayın Erdoğan’a sesleniyorum.

Siz ve size bağlı bakan ne yaparsanız yapın: Türkiye Cumhuriyeti, hukuk tanımazların devlet katında görev yapacağı yer değildir.

Derhal ama derhal gereğini yapmak zorundasınız.

Haksızlık hukuksuzluk yaparak, bizi sindireceğinizi zannediyorsanız; boşa heveslenmeyin.

Biz dünkü açılmama metninin sizin gölgenize saklanarak yazıldığını çok iyi biliyoruz.

Bu hukuksuzlukların gücünü sizden aldığını çook iyi biliyoruz.

Sizden ve o krizlerin ortağı olan Bahçeli’den.

Ama hiç boşuna uğraşmayın vatandaşı sindiremeyeceksiniz, bu milleti susturamayacaksınız.

Tehditlerinize de kabadayılıklarınıza da, hukuk tanımazlığınıza da pabuç bırakmayacağız.

Sayın Yeneroğlu’nu da bizi de, bu ülkenin hiçbir vatandaşını da tehdit etmenize müsaade etmeyeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar;

Zor bir dönemde görevini yasalara ve hukuka uygun yapmaya çalışan kamu görevlisi arkadaşlarım olduğunu da gayet iyi biliyorum.

Bu vesileyle, görevini layıkıyla yerine getiren değerli emniyet mensuplarımızın da var olduğunu, üstelik çoğunlukta olduklarını da gayet iyi biliyorum.

Bunca hukuksuzluk arasında işini tertemiz yapmaya çalışan tüm değerli kamu çalışanlarımıza da buradan takdirlerimi sunmak istiyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bir çift sözüm de buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına olacak.

Sayın Şentop;

Siz aynı zamanda bir hukukçusunuz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir üyesi, bir milletvekili, bir memur tarafında açıkça tarafından hakarete uğramıştır.

Bırakın seçilmiş bir milletvekilini herhangi bir vatandaşımızın böyle bir hakarete uğramasına karşı sessiz kalamayacak bir makam sizin makamınız.

Öyle kolay değil.

‘Ben TBMM’nin başkanıyım’ deyin hukuksuzluk karşısında haksızlık karşısında sessiz kalamazsınız.

Siz 600 milletvekilinin görev yaptığı o çatının o kutsal meclisin başkanlığı görevindesiniz şu anda.

Bu milletin bir vekili yürütme gücüyle susturulmaya çalışılıyor.

Sayın Şentop, siz neden susuyorsunuz? Neden susuyorsunuz?

Siz mecliste, sadece tek bir siyasi partinin mi meclis başkanlığını yapıyorsunuz?

Niçin çıkıp başkanlığını yaptığınız Meclisin onurunu savunmuyorsunuz?

Niçin çıkıp edepsizlik karşısında iki çift laf da siz etmiyorsunuz?

Gazi Meclisimizde hak arayışlarına yer yok mu?

Sizi de bu vesileyle, hukuksuzluğa karşı derhal tepki vermek zorundasınız. Meclisimizin onurunu korumak zorunasınız.

Aksi halde hiçbir şey yapmazsanız bir memurla bir milletvekilini arasındaki diyaloğa seyirci kalırsanız yarın 600 tane milletvekilinin sahada nelerle karşılaşabileceğini hiç hesap ediyor musunuz?

Böyle bir şey var mı?

Milletvekili adı üzerinde vekil, bunu sadece bir kişi üzerinden ibaret göremezsiniz. Ona destek veren milyonların temsilcisi o.

Bir milletvekiline hakaret milletin tümüne hakarettir. TBMM’ye hakarettir. Aklınızı başınıza alın ve bulunduğunuz konumun hakkını verin. Milletvekilinin de TBMM’sinin de hukukunu koruyun.

*****

Değerli vatandaşlarım;

Dün yapılan bu hadsiz, pervasız açıklamayı bir kez daha şiddetle kınıyorum.

Başta Sayın Yeneroğlu ve işyerlerini korumaya çalışan vatandaşlarımız olmak üzere; hakkın, adaletin yanında dimdik duran dostlarımıza bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum.

İnanıyorum ki devleti içten içe yiyip bitiren bu çürümeyi en kısa zamanda durduracağız.

Hukuka uymakla yükümlü olan kurumların, keyfi işgüzarlıklarına bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz.

İnanıyorum ki önümüzdeki ilk seçimde hukuk namına, adalet namına ve demokrasi namına büyük bir zafer elde edeceğiz.

Bu ülkenin haysiyetli insanları için tam demokrasiyi ve hukuk devletini inşa edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

18 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Esenler İlçe Binası Açılış Konuşması

Esenler İlçe Açılış


Türkiye'nin DEVA’sı gençlersiniz,

Bu kadrolar Türkiye'nin DEVA’sı,

*****

Merhaba Esenler!

Merhaba İstanbul!

Bu ne güzel coşku böyle.

Muhteşemsiniz muhteşem. İşte burası bugün demokrasi meydanı.

Ne demiştik? Bundan sonra DEVA Partisi'nin olduğu her meydan demokrasi meydanı demiştik,

Belli ki Esenler bize duymuş.

Demokrasi Meydanını büyütmüş.

Hoş geldiniz arkadaşlar, hoş geldiniz.

Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarımızın saygıdeğer temsilcileri,

Değerli muhtarlarımız, kıymetli komşularımız,

Dükkanlarından, evlerinin pencerelerinden, camlarından bizleri izleyen değerli gönüldaşlarımız,

Kıymetli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz hepiniz.

Türkiye'nin umudu işte bugün Esenler ‘de kurduğumuz bu demokrasi Meydanı'nda yeşeriyor.

Esener’den baktığımızda şöyle İçinde bulunduğumuz tünelin sonundaki ışık artık görünüyor.

Bunu hamdolsun görüyoruz burada.

İstanbul'un mahallelerinden baktığımızda Beştepe oligarklarının içinde yol artık sona geliyor, onların yolunun sonunda görünüyor. Onu da görüyoruz buradan inşallah hep beraber.

Bugün bizim buradaki açılış programımızı ilan etmemizin ardından değerli arkadaşlar, biliyorsunuz apar topar başka programlar ayarlamışlar.

Hemen yakınlarda apar topar. Biz duyurduk yahu. Ta kaç hafta önceden duyurduk bugün buradayız diye.

İlçe başkanlığımıza her türlü zorluğu çıkartmışlar.

Burada standın kurulmasında bayrakların hazırlanmasında.

Sözüm ona bizim sesimizi kısacaklar, sözüm ona bizim sözümüzü kesecekler.

Diyorum ki ya elinizden geleni ardınıza koymayın. Ne biliyorsanız yapın.

Kimse bizim sözümüzü de kesemeyecek sesimizi de kısamayacak.

Ne yaparlarsa yapsınlar hakikati konuşmamızı engelleyemeyecekler susmayacağız, susmayacağız.

Hiçbir engele, hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğiz.

Biz bu ülkeyi sokakta bulmadık ya. Öyle yağma yok. Öyle eline devlet gücü geçirenin bizleri engellemesine izin vermedik, izin vermeyeceğiz.

Her fırsatta doğruları göstermeye de devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım bugün okullar kapandı. Çocuklarımız karnelerini aldı. Karneler hayırlı olsun, yaz tatili hayırlı olsun.

Bütün çocuklarımıza, gençlerimize ömür boyu derslerinde başarılar diliyorum, hayat boyu başarılar diliyorum. Karneleriniz hayırlı olsun diyorum.

ÇOCUKLARIN SAHNEYE DAVETİ

Şöyle çocukları hızlı bir standa alalım mı? çok hızlı.
Karne alan herkes gelsin karne alan. Ama dikkat edin düşmeyin. Ha şöyle bir karne hatıramız olsun ya.
Bugün karne alan herkes gelsin.
O, Maşallah maşallah ya kalabalığın arasına karışmışsınız sizi göremiyoruz.
Yalnız düşmeyin ha, bakın standa yüksek düşmeyin.
Küçükler öne, boyu kısa olanlar, küçükler öne, büyükler benim yanıma.
Çocuklar şöyle hep beraber bütün Türkiye bir karne selamı verelim, şöyle ellerimizi bayraklarımızı sallayalım.
Karneler hayırlı uğurlu olsun, yaz tatili hayırlı olsun.

Maşallah ya bütün Esenler buraya gelmiş ya maşallah.
Haydi bakalım. Çocuklar bakın şurada solda merdiven var.
İnişler dikkatli bir şekilde merdivenden düşmeden. Haydi bakalım hayırlı uğurlu olsun.

Evet, bu arada anneleri babaları da kutluyoruz. Çocuklar karne alıyor ama anneler babalar, özellikle anneler evde ne çekiyor biliyoruz, yaşıyoruz hep beraber. Annelere babalara da hayırlı olsun diyorum tebrik ediyorum.

*****

Değerli arkadaşlarım,

Bir yandan ülkemiz için her zaman umut doluyuz umut.

İşte çocukları gördük, gençleri gördük. Ülkemizin yarınlarına sonuna kadar güveniyoruz ama bir yandan da ülkemizdeki ekonomik krizin çok çok tehlikeli bir aşamaya geldiğinde görmemiz gerekiyor. Maalesef, maalesef.

Üzülerek söylüyorum bunu 11 sene bu ülkenin ekonomisini yönetmiş bir arkadaşınız olarak iktidarı tekrar tekrar uyardım uyarıyorum.

Ülkemizin en zengin yıllarında, bu ülkenin ekonomisinin başında olan arkadaşınız olarak haykırdım, haykırıyorum.

3 gündür buna vurgu yapıyorum 3 gündür.

Türkiye'nin arkadaşlar, temerrüt riski yani iflas riski şimdiye kadar hiç görülmemiş seviyelere çıktı maalesef.

Üzülerek ve kaygıyla izliyorum.

Aranızda esnaf kardeşlerim vardır. Şöyle esnaflar bir el kaldırsın.

Oo, hem de çoğunlukla maşallah.

Esnaf olan herkes temerrüt nedir iflas nedir iyi bilir değil mi?

İşte şu anda koskoca ülkenin ekonomisi, koskoca Türkiye Cumhuriyeti arkadaşlar maalesef geldi uçurumun kenarında.

Şu anda biz bütün kadrolarımızla gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.

Ekonomi ve Finans Politikaları Başkanımız İbrahim Çanakçı Bey başkanlığındaki ekibimiz, her an Dünyayı ve Türkiye'yi anlık takip ediyor ve bu ekip an ve an nasıl toparlayacağımızı çalışıyor ve nasıl düzlüğe çıkacağımızı da şu anda çalışıyorlar.

3 gündür haykırıyorum ve iktidarı uyarıyorum.

Tekrar tekrar vurguluyorum, arkadaşlar, bu işin şakası yok.

İnanın şakası yok.

Eğer Beştepe aklını başına almazsa bu işin sonu kötü olacak diyorum.

İktidara buradan tekrar tekrar sesleniyorum.

Bir vatandaşlık görevi olarak bu uyarımı yapıyorum.

Derhal ama derhal aklın ve bilimin gereğini yapın. Allah'ın verdiği aklı kullanın diyorum ya.

Yanlış da ısrar etmeyin yanlış da inat etmeyin diyorum.

Şu anda Türkiye'nin önemli gündemi budur arkadaşlar.

Tehlike büyük ve yakın.

Birileri tutturmuş gündem değiştirmek için, işte falanca şirketin adı ne olsun diye... Tabela kavgasına girmiş.

Birileri aday kim? Aday kim? diye magazin peşine düşmüş.

Ya ülke batıyor.

İktidar hala tabela değiştirmekle meşgul.

Bakın arkadaşlar bu temerrüt nedir, iflas nedir çok kısa şekilde açıklayacağım.

İflas demek parayla bile benzin mazot bulamamak demek.

İflas demek ülke genelinde 6 saat, 10 saat elektrik kesintisi yaşamak demek.

İflas demek doğalgaz kıtlığı demek, sanayinin durması demek.

İflas demek işsizliğin patlaması demek.

Şu andaki enflasyon seviyesi ile bile nefes alamıyorken iflas demek nefessiz kalmak demek.

Ve inanın Türkiye Cumhuriyeti'nin şu anda en riskli dönemini yaşıyoruz hep beraber.

İktidarı buradan çok net bir şekilde uyarıyorum, bu işin şakası yok.

Derhal ama derhal önlem alın diyorum.

Bu ülkeye, şu koskoca ülkeye yazık etmeyin diyorum.

Bu ülke iflas ederse gençlere en büyük kötülüğü yapmış olursunuz diyorum.

Gençlere batmış bir ülke bırakmış olursunuz diyorum.

Esnaf dükkânının kapısına kilit vurmak zorunda kalacak diyorum.

Emekli için torunu ile gezmek tamamen hayal olacak diyorum.

Çiftçi toprağını ekemeyecek, dikilmeyecek, pazarda tezgâhlara sebze meyve gelemeyecek diyorum.

Çünkü ben bunları dünyada gördüm, izledim. Kaç tane temerrüt yaşamış, iflas yaşamış ülkeyi bildim, gördüm.

Buradan İstanbul'dan Beştepe’ye sesleniyorum; Sizin yüzünüzden ülke en az 20 sene geriye gitmiş durumda şu anda en az 20 sene...

Krizlerin ortağıyla, Bahçeli ile kafa kafaya verip Türkiye'ye her türlü krize soktunuz.

2001 krizinde de o vardı değil mi? Üçlü koalisyon ortağı vardı.

Yazar kasaların Başbakanlık binasının önünde atıldığında Bahçeli'nin çalışma ofisi o binanın içindeydi.

Bunlar ne yaptılar? Bunlar dirhem dirhem biriktirdiğimiz, bu milletin alın teri olan döviz rezervlerini son 4 yılda çarçur ettiler yahu.

Hani 130 milyar dolar diyorduk ya 130 milyar, bu sene Ocak'ta tekrar başladılar aynı şeyi yapmaya.

130 milyar oldu şu anda 180 milyar biliyor musunuz? 180 milyar dolar, 180 milyar dolar.

Cayır cayır Merkez Bankası'nın arka kapısından yakıyorlar. Yazıktır günahtır yahu.

Bu ülkenin dövizin tükettiniz onun için kur patlıyor.

Kur patladığı için A'dan Z'ye her şeye zam geliyor bu ülkede.

Mirasyedi, hayırsız evlat gibi ne bıraktıysak harcadınız tükettiniz ya. Yazık günah.

Hazırı tüketip borç batağına sapladınız. Türkiye'ye Cümle aleme rezil ettiniz rezil ediyorsunuz.

Ve sonunda da Türkiye getirdiniz işte uçurumun eşiğine koydunuz.

Aklınızı başınıza devşirin diyorum. Ya da derhal o koltuklardan çekin gidin.

Millete Beştepe’den masallar anlatmayı bırakın artık, yeter diyorum ya.

Bambaşka bir hayal dünyasında bunlar bambaşka.

Ekonomi uçuyor diyorlar kaçıyor diyorlar büyüyor diyorlar. Ya ekonomi büyüyor da benim emekli teyzemin amcamın niye haberi yok diyorum soruyorum.

Ekonomi büyüyor da benim çiftçim niye toprağına gübre koyamadan tarım yapıyor diye soruyorum.

Ekonomi büyüyor da niye benim burada Esenler'deki esnaf kardeşim dükkânındaki lambaları söndürüp de oturuyor diye soruyorum.

Ekonomi büyüyor da niye böyle yahu.

Cumhurbaşkanına sorarsan ohoo her şey güllük gülistanlık, durmadan şöyle iyiyiz böyle iyiyiz diye bahsediyor.

E oturduğu yerden Beştepe’den ve etrafını sarmış o oligarklardan bütün Türkiye’yi öyle zannediyor olabilir.

Eskiden Keçiören'de bir apartman dairesinde otururdu ya. Şimdi bir tane komşusu yok arkadaşlar bir tane komşu yok.

Bir tane doğalgaz faturası görmüyor, elektrik faturası görmüyor. Şöyle bir apartman dairesinde oturuyor olsa da her ay o gelen elektrik faturasını doğalgaz faturasını bir görse bu milletin durumunu anlayacak ama artık koptu, koptu.

Ama bu millet sizi saçmalıklarınızın bedelini ödemek zorunda değil.

Bu millet sizin ihtirasınızın acısını çekmek zorunda değil.

Biz zaten İnşallah ilk seçimde iktidara gelip bu krizi çözeceğiz.

Bu iş bizim. Evelallah, Evelallah .

Ama bunların iktidarda olduğu her gün işimiz zorlaşıyor. Çünkü hasar büyüyor, ekonomideki delik büyüyor.

Her geçen gün zarar büyüyor arkadaşlar her geçen gün.

Bakın arkadaşlar dedim ya uçurumun eşiğindeyiz diye, şu anda otobüs o uçuruma doğru gidiyor. Otobüsü kullanan da ısrarla, inatla direksiyonu kırmıyor, uçuruma doğru sürüyor şu anda. Burnunun dikine gidiyor, inadına diyor inadına.

Biz bugün gelsek yapacağımız nedir biliyor musunuz hemen direksiyonu kırıp kazayı önlemek.

İnanın bu kadar da basit yahu.

Bir direksiyonu kırmak kadar basit.

Bu işi hiç yapmamış olsak deriz ki yahu kötü durum ama öyle değil ya.

Biz zamanında iyi ekibi kurduk, iyi kadroyu kurduk 2001-2002 krizini de çözdük 2008-2009 krizini de çözdük. Bu krizi de çözmek bize düşecek biliyoruz ama hiç olmazsa şu iflasa götürmeden ülkeyi, o çukura düşürmeden bırakın gidin diyoruz. Ya da kırın dümeni iflastan şu ülkeye döndürün diyoruz.

Çok basit.

O dümeni kırmak ne biliyor musunuz devlet yönetiminde. Buradan Erdoğan'a çağrımdır; ülkenin iflas etmesini istiyorsan ülkenin o çukurdan aşağı düşmesini istiyorsan yapacağın Merkez Bankası'nın ve TÜİK’in başına dürüst ve liyakatlı bir ekibi koy ondan sonra elini ayağını çek.

Elini çek o kurumlardan.

Benim alanım ekonomi diyorsun ekonomistim diyorsun 4 yıldır tek yetkili olarak bu ülke yönetiyorsun.

Merkez Bankası da dahil bütün kurumları da direkt bağladın mı? Bağımsız yaptın mı? Yaptın.

Peki niye çözemiyorsun bu krizi. Elini tutan mı var? Çöz. Yapamaz. Çünkü bilmiyor arkadaşlar bilmiyor ya ama bilmediğini de bilmiyor. Bilenlerle de çalışmıyor. Biliyorum zannediyor.

Ama artık 4 yıl geçti yeter ya. 4 yıl geçti.

Buradan bakın kendisine çözümü de söylüyorum, kopyayı da veriyorum ha.

Demiyorum ki iyice batacaksa batsın sonra biz gelelim seçimle, öyle demiyorum.

Formülü de söylüyorum kendisine. Bir an önce bak uçurumdan şöyle direksiyonu kır diyorum. Böyle yaparsan şimdilik bir kazayı önlersin diyorum.

Bir vatandaş olarak uyarımı yapıyorum kendisine.

Değerli arkadaşlar,

Günlük bir sürü polemikler var. Siyasette polemik bitmiyor biliyorsunuz.

Yola çıkarken de söylemiştim, biz alışılageldik siyasi partiler gibi davranmayacağız demiştim. Hem sorunları tespit edip gerçek gündemi konuşacağız hem de çözüm önerilerimizi ortaya koyacağız demiştim.

Biz bugün bunları konuşuyoruz çünkü ülkemizin hakiki sorunları dışında hiçbir şey düşünmüyoruz.

Gerçek sorunlara eğiliyoruz.

Bakın arkadaşlar şimdi size çok kısa bir video göstereceğim, çok kısa. Bundan 3 sene önce Sayın Erdoğan ne demiş bir izleyelim. Kısa bir video.

ERDOĞAN VİDEO GİR

“Şayet ülkede bir kesim çok zenginleşirken diğer kesimler yerinde sayıyor veya fakirleşiyorsa orada adalet yok demektir. Adaletin olmadığı bir yerde de zulüm vardır. Zulüm ise bizim inancımızda küfre eş değerdir.”

ERDOĞAN VİDEO ÇIK

Haklı mı? Haklı.

Gören de der ki, ya ne güzel konuşuyor keşke Cumhurbaşkanımız olsa der değil mi?

Ya bu ülkede bu iktidar yüzünden bir kısım zenginleşirken diğer bir kısım fakirleşiyor. Yerinde sayan falan da yok ha.

Az sayıda insan çok zengin oldu ama geniş kitleler maalesef derin bir yoksulluğa düştü şu anda.

Her yerde görüyoruz her yerde.

Bakın şöyle Esenler ‘de 1 saat çarşıyı pazarı turladık. Her yerde yoksullaşma var her yerde. Herkesin satın alma gücü düşmüş durumda ve bu iktidarın akıl dışı, temelsiz, hatalı uygulamaları nedeniyle değerli arkadaşlar, adalet de yok oldu.

Adalet bitti ülkede.

Zulüm var zulüm. Kendi lafzıyla söylüyorum, v.

Kendi ifadesi.

Değerli arkadaşlar, Erdoğan adaleti unuttu.

Hukukta adalet yok, Eğitimde adalet yok. Sosyal yardımlarda adalet yok. Ekonomide adalet yok.

Ama bu millet yaşadığı tüm bu adaletsizliklerin de gayet iyi farkında.

Tarlasını ekemeyen çiftçimiz bu adaletsizliğin farkında. Torununa harçlık veremeyen emeklimiz bu adaletsizliğin farkında. Ay sonunu getiremeyen işçimiz bu adaletsizliğin farkında. Çocuğuna iyi bir eğitim veremeyen, aldırmayan anne, babalar bu adaletsizliğin farkında.

Bakıyoruz Erdoğan Harikalar Diyarında.

Ama zulmü yaşayanlar bu zulmün asıl sebebinin kim olduğunun da gayet iyi farkında.

Artık millet görüyor, artık millet görüyor.

Şu Esenler’ de önce biliyorsunuz esnafımızla buluştuk. Esnaf Sanatkârlar ve Kooperatifler Birliği ile oturduk, dertleştik. Tek tek dükkânları gezdik. Alışveriş eden vatandaşlarımızla konuştuk.

Herkes her şeyin farkında. Artık kimse aldanmıyor ha.

Devletin sahip olduğu televizyon kanalları ne derse desin. TRT ne yayın yaparsa yapsın. Sopayla tehditle. Teşvikle. Idare ettikleri kanallar radyolar televizyonlar gazeteler ne söylerse söylesin bu millet artık gerçeği görüyor.

Bu krizin sebebinin kim olduğunu da gayet iyi biliyor herkes gayet iyi.

Bakın arkadaşlar, önümüzdeki seçimde biz kimlerle yarışacağız biliyor musunuz?

Halkımızı görmezden gelenler var ya onlarla yarışacağız. Seçildikten sonra seçmenini unutanlarla yarışacağız. Doğru. Beştepe’den sokağa bile çıkamayanlar var ya onlarla yarışacağız. Gençleri işsizliğe sürükleyenlerle yarışacağız. Doktorlarımızın yurt dışına gitmesine sebep olanlarla yarışacağız. İnsanları marketten ağlayarak çıkartanlarla yarışacağız. Bu ülkenin anayasasını tanımıyorum, saygı duymuyorum diyenlerle yarışacağız. Hakkımızı çiğneyenlerle yarışacağız. Hukuku katledenlerle yarışacağız.

Yarışın galibi belli. Bu yarışın galibi biz olacağız biz. Hep beraber yapacağız inşallah.

Deva Partisi her gün her türlü haksızlığa yaşayanlarla beraber bu yarışı kazanacak inşallah, inşallah.

Onuru ayaklar altına alınan, gözyaşları içinde ekmek kuyruğuna girenlerle beraber biz bu yarışı kazanacağız. Bu yarışı başka kimlerle kazanacağız biliyor musunuz? Bu yarışı görmezden gelinenler kazanacak. Türkiye'nin haysiyetli insanları kazanacak, 84 milyon bu yarışı kazanacak.

Hemen ardından da memleket özgürlüğe kavuşacak. Türkiye zenginliğe kavuşacak.

Herkes nefes alacak herkes.

Şimdi ben Esenlere soruyorum.

Esenler!

Adalet için bu yarışmayı kazanmaya hazır mısın?

Esenler!

Özgürlük için bu yarışı kazanmaya hazır mısın?

Zenginlik için bu yarışı kazanmaya hazır mısın Esenler?

Demokrasi için hazır mısın?

Atılım için hazır mısın Esenler?

O zaman hep beraber diyoruz ki;

Demokrasi! Atılım! Derhal! Bugün!

Demokrasi! Atılım! Derhal! Bugün!

Esenler hazır Maşallah hazır.

İstanbul hazır.

Değerli arkadaşlarım şimdi buradan genç arkadaşlarıma da şöyle kısaca bir seslenmek istiyorum. Bugün evet okullar kapandı karneleri aldık ama hafta sonu da cumartesi pazar üniversite sınavları var. Üniversite sınavlarına girecek tüm arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Burada var mı üniversite sınavına girecek şöyle bir el kaldırsın. Maşallah sınavdan bir gün önce hep beraberiz gençlerle. Dualarımız sizlerle arkadaşlar sizlerle.

Bugün sizlerle Esenler'de bu meydanda beraberiz.

Gönül isterdi ki ülkemiz adına kaygı verici bir dönemde yaşamasaydık.

Gönül isterdi ki yarınlarımız adına şöyle umut dolu bir tablo çizebilseydik.

Ama hiç merak etmeyin. Bir seçimlik işler bunlar bir seçimlik.

Hani hatırlarsınız DEVA Partisi kurulmadan önce bana sormuşlardı ya çok büyük sorunlar var nasıl çözülecek? Diye. Ben de demiştim ki özgürlük sorununu, yargının bağımsızlık sorununu bir anda çözeriz demiştim. Ve inşallah böyle olacak bir anda çözeceğiz.

Emin olun Türkiye'ye huzuru getireceğiz.

Umudun rüzgarını tüm Türkiye’de estireceğiz.

Sınav kaygısını en aza indirmek için de ne yapacağız biliyor musunuz arkadaşlar.

Üniversite sınavlarını öyle tek bir hafta sonu tek bir şansa bırakmayacağız yılda bir kaç defa gençlerimize şans tanıyacağız.

Türkiye'nin DEVA’sı sizsiniz gençler sizsiniz. Sağ olun.

Yani arkadaşlar olur da hani üniversite sınavı günü insanlık hali, bir ateş çıkar bir şöyle gününüzde olmazsınız o fırsatı kaçırdığınız da öyle bir yıl kaybolmayacak.

Yıl içerisinde birkaç defa şans vereceğiz ki gençlerimiz bir defasında hani olamazsa öbüründe hazırlığını, yılların emeğini ortaya koyacak ve hak ettiğini İnşallah kazanacak.

DEVA Partisi iktidarında arkadaşlar bakın sadece parası olanların değil tüm gençlerin en kaliteli imkânlara, en kaliteli eğitim imkânlarına ulaşması için çalışacağız.

Bakın Yükseköğretim Eylem planımızı açıkladık. Mustafa Ergen Bey aramızda, Eğitim Politikaları Başkanımız.

Dört dörtlük bir yükseköğretim Eylem Planı açıkladık.

Şimdi 3 -18 yaş eğitimi çalışıyoruz 3-18 yaş. Onu da inşallah Eylül ayında açıklayacağız.

Eğitimi baştan aşağı ele alıyoruz baştan aşağı.

Bu ülkenin çocuklarına, gençlerine ve yarınlarına layık bir eğitim sistemini sıfırdan yeniden oluşturuyoruz sıfırdan.

Ve inanın çocuklarımıza, gençlere en kısa zamanda yaşanabilir bir Türkiye’yi sunacağız.

Değerli arkadaşlarım, biz ülkemiz için doğru bildiğimiz her şeyi anlatmaya devam ediyoruz. Tüm bilgimizi birikimimizi de ülkemizin hizmetine sunmuş durumdayız.

Biliyorsunuz, bundan tam 4 hafta önce büyük bir coşku ve binlerce insanın katılımıyla partimizin ilk mitingini Gaziantep'te yaptık. Gaziantep'te biliyorsunuz takip ettiniz.

İstediğimiz yerleri bize vermediler. Birinciye hayır, ikinciye hayır, 3 hayır 4 derken kimsenin bilmediği bir yeri gösterdiler.

Kimsenin bilmediği bir yeri gösterdiler ki miting için, orada nasıl olsa bunlar miting yapamaz dediler. Vatandaşlarımızın zahmet çekip oraya gelmeyeceğini zannettiler.

Duyuru imkanlarımızı kısıtlılar. Ancak Gaziantep o gün o meydanı hınca hınç doldurdu. Dosta düşmana DEVA Partisi'nin gücünü gösterdik.

Şimdi de 2. Mitingimizi Gebze'de yapma kararı aldık ikinci miting.

Biliyorsunuz bu mitingler izne tabi değil. Bildirime tabii. Miting ve Gösteri Hakkı anayasal bir hak. Siz ilgili makamlara bildirimde bulunuyorsunuz ki onlar gerekli tedbirleri alsın meydanla ilgili.

Arkadaşlarımız ne yaptılar Gebze'de kent meydanında miting yapmak için 31 Mayıs tarihinde yani geçen ayın sonunda bildirimde bulundular.

İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Elleri ayaklarına dolaştı.

Başvurumuz başladı meydan meydan dolaşmaya.

Başvurumuz Valilik ve Kaymakamlık arasında pinpon topuna döndü. Kaymakamlık Valiliğe bakıyor Valilik Kaymakamlığa. Gitti geldi gitti geldi.

En sonunda başvurumuzdan tam 15 gün sonra bize şehrin dışında bir alan gösterdiler. Şehrin dışında...

Mevlana kapalı pazar yeri varmış onun otoparkı. Şehrin dışında bir yer.

İllaki otomobille, arabayla gitmek gerekiyor yani. Yürüyerek merkezden ulaşım mümkün değil.

Yine vatandaşımız zahmet çeksin istiyorlar. Ulaşımı zor bir yer olsun ki Gebze'de insanlar üşensin gelmesin istiyorlar. İnsanlar yeri bulamazsın istiyorlar.

Ancak değerli arkadaşlar çok önemli bir konuyu da ıskalıyorlar. Iskaladıkları konu şu. Bunlar henüz bizim teşkilatlarımızı tanımamışlar tanımamışlar. Daha yeni yeni tanıyorlar. Nasıl Gaziantep teşkilatımıza dediler, bir yokuş yaparsak bunlar beceremez, en iyisini yaptık. Şimdi de görüyoruz ki daha bunlar bizim Kocaeli teşkilatımızı, Gebze teşkilatımızı tanımamışlar, öğrenememişler.

Kocaeliliyi Gebzeliyi daha öğrenememişler.

Yokuş yaparsak Gebze, Kocaeli üşenir mitinge gelmez zannediyorlar. Avucunuzu yalarsınız avucunuzu.

Siz daha DEVA partisi nedir anlamamışsınız ya anlamamışsınız. Bir dersinizi çalışın hele.

Öyle kolay mı bizi durdurmak.

İşte burada nasıl Esenler İlçe başkanlığımız, İstanbul İl başkanlığımız aslanlar gibi mücadelesini verdi, bayraklarımız da dikti, standı kurdu, biz Türkiye'nin her yerinde yaparız bunu, yaparız durduramazsınız.

Bizi onlar daha tanıyacaklar, tanıyacaklar. Daha öğrenecekler Deva Partisi'nin ne olup ne olmadığını. Öğrenecekler.

Bizim Kocaeli'nde öyle bir teşkilatımız var ki önlerine koyduğunuz her zorluk onların çalışma azmini kat kat arttırıyor. Kat kat arttırıyor.

Teşkilatımızın en iyisini yapacağından zerre kadar şüphem yok.

Gaziantep'ten sonra bir sefer daha sert kayaya çarptınız sert. Bunu anlayacaksınız.

Şimdiden geçmiş olsun diyorum onlara. Sert kayaya çarptılar kafayı.

Bu vesile ile Gebzeli Kocaelili tüm vatandaşlarımızı 2 Temmuz tarihinde saat 18.00 da Gebze'de yapacağımız mitinge buradan, bu meydandan davet ediyorum.

Miting alanımız Mevlana Kapalı Pazar yerinin otoparkıdır.

Ama ne demiştik DEVA Partisi'nin olduğu her meydan demokrasi meydanıdır demiştik. İşte onun içinde 2 Temmuz'da herkesi Gebze'de Deva Partisi'nin Demokrasi Meydanı'na davet ediyorum, herkesi bekliyorum.

O gün de o meydandan demokrasi diye haykıracağız, Atılım diye haykıracağız. Derhal, bugün diye haykıracağız.

Evet, hep beraber tekrar edelim şimdi, hep beraber haykıralım ki Türkiye duysun.

Beştepe duysun.

Kocaeli'de duysun Gebze'de duysun.

Demokrasi! Atılım! Derhal! Bugün!

Demokrasi! Atılım! Derhal! Bugün!

Haydi! Hep beraber

Demokrasi! Atılım! Derhal! Bugün!

Hep beraber arkadaşlar ülkemize adaleti, özgürlüğü ve zenginliği getireceğiz.

Esenler İlçe Başkanlığımızın yeni hizmet binasının tekrar hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Allah buradan tüm Esenler'e bu güzel ilçemize hayırlı hizmetleri ilçe teşkilatımızın başkanına ve tüm mensuplarına nasip etsin diyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun var olun.

15 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 23. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Yirmi üçüncü
Haftalık Değerlendirme Toplantısı


Değerli yol arkadaşlarım,

Kıymetli basın mensupları,

Bugün büyük bir kaygıyla karşınızdayım.

Bugün, ülke olarak uçurumun eşiğine geldiğimizi söylemek ve hükümeti derhal göreve çağırmak üzere karşınızdayım.

Kaygılıyım, çünkü ülkemizin temerrüt riski, yani iflas riski, bugüne dek görmediğimiz bir seviyeye ulaşmış durumda.

Kaygılıyım, çünkü çocuklarımızın, gençlerin yarınları tehdit altında.

Kaygılıyım, çünkü şu anki iktidar tam bir vurdum duymazlıkla bütün bu olan biteni görmezlikten geliyor.

Bugün Sayın Erdoğan’ın yaptığı grup konuşmasındaki ekonomi ile ilgili söyledikleri tehlikenin ne kadar büyük olduğundan bir haber olduklarını gösterdi bize.

İnanın bambaşka bir alemde yaşıyorlar ya. Ülkenin gerçeklerini görmüyorlar görmüyorlar.

Tehlikenin ne kadar büyüdüğünün farkında değiller.

Bugün arkadaşlar gerçekten şu anda ekonomik ve finansal bir beka sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum.

Şu anda ekonomimiz gözlerimizin önünde eriyor.

Türkiye’nin kredi notu tarihin en kötü seviyesine indi şu anda en kötü.

Türkiye’nin temerrüt riskini, yani iflas riskini gösteren 5 yıllık CDS bugün tam 836 baz puana çıkmış durumda. 836 baz puan.

GRAFİK-1 TÜRKİYE CDS GİR

Şu rakamlara bakar mısınız?

24 Haziran 2018’de Sayın Erdoğan partili ve taraflı Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı biliyorsunuz.

Merkez Bankası’nı da adeta doğrudan kendine bağladı. Bağımsızlık falan kalmadı o tarihten itibaren.

O gün kaçtı bu rakam 289.

2015’den 2018’e kadar ki seyre bakın.

Ama ne zamanki partili ve taraflı Cumhurbaşkanı olarak göreve başlıyor ne zaman ki tek imzayla kafasına eseni yapmaya başlıyor, ne zaman ki Merkez Bankası’nın bağımsızlığını sıfırlayıp oraya da talimatlar yağdırmaya başlıyor işte olan ondan sonra oluyor.

Ne olduysa o tarihten sonra oluyor.

Şuna bakar mısınız? Grafiğe...

O 24 Haziran’dan sonraki iniş çıkışlara.

Adeta can çekişen bir hastanın sağlık grafiğine benziyor yahu.

O günden sonra, ülkemiz kriz ardına kriz yaşamaya başladı.

Krizin biri bitiyor biri başlıyor, biri bitiyor biri başlıyor.

Mevcut krizlerde büyüyor.

Ve en sonunda da bugünkü çok tehlikeli noktaya geldik.

Bu gösterge arkadaşlar, bu 836 rakamı yaklaşan felaketi şimdiden haber veriyor.

Bu gösterge aynı uçağın radarı gibi.

Pilota diyor ki, “tam karşıda bir dağ var diyor. Uçağın yönünü değiştirmezsen dağa çakılacaksın” diyor bu gösterge.

Pilot uçağı kullanmayı biliyorsa, göstergelerden anlayabiliyorsa... Ama işi bilmeyen birisi oralarda oturuyorsa şu anda ülke tam bir çakılmaya doğru gidiyor arkadaşlar.

GRAFİK-1 TÜRKİYE CDS ÇIK

Peki, diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda neredeyiz?

Kendi geçmişlerimize göre risk en yüksek seviyeye çıkmış ama diğer ülkelere göre ne yapıyoruz?

Şimdi de şu grafiğe bakalım:

GRAFİK-2 ÜLKELERE GÖRE İFLAS RİSKİ GİR

Şuna bakın yahu. Aradaki farkı görüyorsunuz değil mi?

Bunlar hep ülkelerin, risk seviyesini, iflas riskini, temerrüt riskini gösteren rakamlar.

Türkiye ne kadar ayrışmış durumda. Türkiye’nin riskinin ne kadar arttığını buradan görüyorsunuz.

2008-2009 krizinde iflas eden Yunanistan’ın bile şu anda risk primi 200’ün altında. 180 gibi bir rakam. 200’ün altında.

Bizimki 836.

Daha dün iflas etmiş bir ülkeden bahsediyoruz yahu.

Ondan çok daha riskli bir durumda Türkiye.

Arkadaşlar bakın, Türkiye için temerrüt nedir, iflas nedir kısaca bir anlatmak lazım.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ithal ettiği doğalgazın ve petrolün parasını ödeyememesi demektir. Temerrüt budur, iflas budur.

İflas demek, benzin gibi, mazot gibi temel ihtiyaç maddelerinin parayla bile bulunamaması demektir.

Paranız var yarım depodan fazla alamıyorsunuz. Ya da yok 3 saat kuyrukta bekliyorsunuz. İflas işte o dur.

İflas demek, ülke geneline yaygın ve uzun süreli elektrik kesintileri demektir.

Her gün 6 saat 10 saat elektriğin kesik olduğunu düşünün memlekette.

İşte tehlike bu arkadaşlar.

Ve bu gösterge bunu gösteriyor bunu gösteriyor.

Bunların haberi yok, vurdum duymaz.

İflas demek, topyekûn ekonomik ve finansal çöküş demektir.

İflas demek, kaos demektir.

Gerçekten değerli arkadaşlar bu ülkenin şu anda yönetiminde olanlar ayrı bir diyarda yaşıyor sanki.

Bugün Erdoğan’ın gösterdiği bir video var, ben izlemedim, izleyenler anlatıyor ya ayrı bir alem sanki.

Madem Türkiye uçuyor kaçıyor adama sorarlar ‘Ya ben başka bir ilde mi dayak yedim acaba’ diye sorarlar adama.

Bu ülkenin vatandaşları sorar, ‘Ya biz başka bir ülke de mi yaşıyoruz’ diye sorar.

İşte daha ben geçen hafta Manisa’daydım, Kuşadası’ndaydım, İzmir’deydim.

Pazarda önümü kesen emeklinin haddi hesabı yok.

Bana soruyorlar ‘2 bin 650 lira emekli maaşım var, üniversitede öğrenci okutuyorum nasıl geçineceğim? Bana anlatır mısın?’ diye bana soruyor emeklimiz.

Bunar hala ekonominin ne kadar iyi gittiğinden bahsediyorlar.

Utanmadan bugün milletin gözünün içine baka baka bunları anlatıyor yahu.

Ekonomi iyi gidiyor da bu millet niye bu kadar perişan, emekli niye perişan.

Bu ülkede asgari ücretle yaşamaya çalışan işçimiz, öğrencimiz, gencimiz niye perişan yahu.

Ayıp.

GRAFİK-2 ÜLKELERE GÖRE İFLAS RİSKİ ÇIK

Değerli Basın Mensupları,

Bakın ben buradan hükümeti, Cumhurbaşkanı’nı derhal göreve çağırıyorum.

Acilen tedbir almanın zamanı geldi, geçiyor!

Bu işin şakası yok!

Bakın, bunun sonu çok kötü olur yahu.

Ben gördüm bunu çünkü. Dünyanın pek çok ülkede gördüm. İflasın, temerrüttün ne olduğunu biliyorum.

Perişan olur herkes. İnanın yaşanacak bir ülke olmaz Türkiye ondan sonra.

Ve hükümete sesleniyorum, Erdoğan’a sesleniyorum. Çok pişman olursunuz, ancak iş işten geçmiş olur.

Türkiye’yi siz bir kez temerrüt çukuruna, bir kez iflas çukuruna düşürürseniz, bu millet yıllarca ağır bedeller ödemek zorunda kalır.

Sizin böyle bir hakkınız yok. Bu millete böylesine büyük bedeller ödetmeye hakkınız yok.

Halkımız, sizin yaptığınız saçmalıkların bedelini ödemek zorunda değil.

Yanlışta ısrar ediyorsunuz. İnadına yanlışlar yapmaya devam ediyorsunuz.

Vazgeçin şu inadınızdan yahu. Yazıktır, günahtır.

Tarih şahit olsun ki, ben bugün buradan uyarımı yapıyorum.

Derhal aklınızı başınıza toplayın.

Ekonomi ve finans yönetiminde derhal aklın ve bilimin gereğini yapın.

Allah’ın verdiği aklı kullanın yahu.

Evet, buradan Erdoğan’a çağrı yapıyorum:

Merkez Bankası’na ve TÜİK’e acilen liyakatli kadroları atayın ve bağımsız kurumlardan elinizi çekin.

Uyarıyorum. Bu gidişin sonu çok kötü olur, çok kötü olur.

Tam 11 yıl bu ülkenin ekonomisini yönetmiş, dünyadaki ve Türkiye’deki krizleri çok iyi bilen bir arkadaşınız olarak uyarıyorum.

Bu uyarı benim bir vatandaşlık görevimdir.

Bu uyarı, tarihe kayıt düşmek için yapılmış bir uyarı.

*****

Değerli Arkadaşlar,

Peki bu primmiş, kredi notuymuş, bunlar ne demek? Günlük hayatımızı nasıl etkiliyor? Bugünden nasıl etkiliyor bizi?

Dövizin ve faizlerin artması, ülkenin yurtdışından çok pahalıya borçlanması demek bütün bu göstergeler.

Yaşıyoruz gittikçe kötüleşiyor. Ama bir de bunun uçurumun kenarına gelmek var uçurumdan aşağı düşmek var.

Ben şimdi ülkenin, uçurumun kenarına gelen ülkenin uçurumdan aşağı düşebileceğinin uyarısını yapıyorum. Eğer bir an önce politikaları değiştirmezlerse.

Bu ne demek, bu kötü göstergeler ne demek?

Hem devletin hem de özel sektörün borcunun hızla artması demek.

Topyekûn çöküşe gitmek demek.

Gerçekten aklım almıyor, havsalam almıyor.

Düşman malı olsa böyle hoyratça kullanılamaz yahu.

Bir ekonomi böyle yerin dibine sokulmaz, sokulamaz. Zaten bizden başka da yapan yok. Gördünüz işte dünyadaki ülkeleri yahu.

Bu otoriter ittifak, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin Hazinesi’ni ayaklarının altına aldı, ezdikçe eziyor.

Bakın, ülke bu noktaya bir gecede gelmedi arkadaşlar.

Partili ve taraflı Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçtiğimiz günden beri tepetaklak yuvarlanıyoruz.

Ne yaptılar önce? Yıllardır biriktirdiğimiz 130 milyar dolarlık rezervimizi Merkez Bankası’nın arka kapısından cayır cayır yaktılar. 2019- 2020.

Erdoğan damadıyla el ele verdi, Merkez Bankası’nın rezervlerini sıfırladı, eksiye indirdi.

Orada durmadılar, yetmedi. Geçtiğimiz aralık ayından bugüne kadar neredeyse 50 milyar dolara yakın bir rakamı daha aynı yöntemle gizli saklı Merkez Bankası’nın arka kapısından cayır cayır sattılar, satmaya devam ediyorlar.

Gözlerini bile kırpmadan. Hiç acımadan yapıyorlar bunu. Onun için ülke iflasın eşiğine geliyor. Onun için temerrüdün eşiğine geliyor.

Niye bu risk göstergeleri yükseliyor?

Çünkü ülkenin dövizi bitiyor.

Rakamları yaklaşık söylüyorum arkadaşlar 50 milyara yakın diye, çünkü verileri karartıyorlar. Gizli saklı yapıyorlar bu satışları.

Biz işi bildiğimiz için, dolaylı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilerle bu rakamları hesap edebiliyoruz.

Vatandaşın görmemesi için bunu saklıyorlar, görmesin diye özel gayret içerisindeler.

Yahu, sen kimin malını kimden saklıyorsun ya? Babanın malı mı? Miras mı kaldı?

Hani meşhur soru vardı ya eskiden, meşhur deyimiyle 128 milyar nerede diye. Biz 130 diyorduk. Artık doğru soru şu: Eskiden 130 idi. Üzerine bir 50 daha eklendi. Şu anda soruyorum; 180 milyar dolar nerede? Nerede bu para?

Bu milletin 180 milyar dolarını kime, ne zaman, neden sattınız? Niye gizli gizli sattınız?

O Rezervi tükete tükete, aynı arabanın deposundaki benzin bitince nasıl kırmızı ışık yanar, rezerv tükendiği için kırmızı ışık yanıyor. Onun için bu göstergeler iflas riski diyor, temerrüt riski diyor.

Bunun sinyalini veriyor. ‘Karşıda dağ var çarpacaksın’ diyor. ‘Değiştir şunun yönünü’ diyor.

Yetmedi arkadaşlar bakın bunların rezervleri satması da yetmedi.

Bir de rahmetli Özal’ın “kendini uyanık sananların dalaveresi” dediği ve durdurduğu 1970 model bir icatla devleti daha da hızlı batırmaya başladılar.

Ne zamandan itibaren? Geçen Aralık’tan itibaren

Neymiş “kur korumalı mevduat hesabıymış”.

Adını doğru koymak lazım Bunun adı “hazineyi devleti batırma projesidir”.

Rakamlar ortada. Hatırlayın bunlar çıktı açıkladı böyle bir şey yapıyoruz diye ben ertesi sabah Polatlı Ticaret Borsası’nda dedim ki ‘bu ülkeyi batırır yahu’.

Yanlış bir iş. Daha önce denenmiş ve batırmış ülkeyi.

‘Aynı deneyim, aynı yanlışı yaptığınızda bu ülkeyi batıracak’ dedim. Uyardım.

Alın işte batıyor.

Kur bugünkü seviyede kalsa bile bu kur korumalı hesaplara ne kadar ödeyecekler biliyor musunuz kur farkı olarak.

Diyelim ki kur şu anda 17. 25 falan. Bugün o civarda. Böyle gitse, hiç artmasa, bu seviyede gitse. Ödeyecekleri rakam 160 milyar biliyor musunuz? 160 milyar lira.

Düşünün ki, 2 milyon çiftçiye yılda ödenen desteğin tamamı 29 milyar. 2 milyon çiftçinin tamamına verilen destek. Bütün tarım desteği Türkiye’nin. Bütçede 29 milyar.

Sadece kur korumalı mevduata, eğer kur hiç artmazsa 1 sene, burada durursa ödeyecekleri rakam 160 milyar lira.

Nereden buluyorlar bu parayı?

Bu para bütçede var mı yok. Çünkü bütçe meclisten geçtiği günlerde böyle bir hesap yoktu ki, Kur Korumalı Mevduat Hesabı diye bir şey yoktu ki.

Bütçede böyle bir para yok.

Peki nerden bulacaklar parayı?

Evet Merkez Bankasına dönüyorlar bas parayı diyorlar.

Değerli arkadaşlar Merkez Bankaları o yüzden bağımsız olmak zorunda.

Bir gün gelir böyle ihtiraslı bir iktidar gelip Merkez Bankasının para basma makinalarını hoyratça kullanır enflasyonu patlatır diye Merkez Bankaları bağımsız olur.

Merkez Bankasını sen bütün kumandasını eline geçir, para basma makinalarının başına otur para yetmediği zaman bas dağıt, bas dağıt.

Bu ülkede enflasyon biter mi yahu?

Zaten rahmetli Özal dememiş mi kur korumalı mevduat hesabı için eski adıyla DÇM. Ne demiş? Yıllarca bu ülkede enflasyon yüksek seyrettiyse bunun sebebi bu Dövize Çevrilebilir Mevduat Hesapları olmuştur.

Çünkü o günde aynısını yapmışlar. O gün de aynısını yapmışlar, o günde kur farkının bütçesi yok, ne yaptılar? Dönmüşler bas parayı, dönmüşler bas parayı.

Enflasyon biter mi bu ülkede?

Ve Bundan sonra arkadaşlar şu hesaba da dikkat edin, Dolar kurundaki her 1 lira artış, ilave 50-60 milyar lira getiriyor. Her 1 lira...

Yani dolar kuru bugün 17. 25 ya, 17. 25’ten de yıllık bu işin rakamı ne kadar? 160 milyar.

Eğer 1 lira artsa dolar 17.25 değil 18.25 olsa bunun üzerine bir 60 milyar daha gelecek.

Şu Rakama bakın yahu.

Her 1 lira artış bir yılda çiftçinin tamamına verilen desteğin 2 misli kadar ilave para gerektirecek.

Bu parayı nereden bulacaklar?

Dönecekler Merkez Bankasına bastıracaklar.

Bu ülkede enflasyon bitmez. Bu ülkeyi yönetenlerin kafasının dikine bu ülkeyi böylesine uçuruma sürüklediği bir dönemde enflasyon bitmez.

Ağızlarıyla kuş tutsalar enflasyonu düşüremezler.

Esnaftan, çiftçiden, işçiden, memurdan aldıklarını, bankada parası olan bir avuç insana aktarıyorlar yahu.

Sonra da utanmadan, sosyal adaletten, hakkı gözetmekten bahsediyorlar.

İşte sonunda enflasyon da patladı, kur da patladı, faiz de patladı.

Gerçekten yazık oluyor ülkemize.

Bakın arkadaşlar, şaka değil, abartı değil ya. Bütün bu göstergeler Ülkenin böyle battığını gören göstergeler.

Abartı değil bu.

Ben buradan iktidara tekrar sesleniyorum:

Bu iş şaka değil. Durum ciddi. Hem de çok ciddi.

Bu iş, sağa sola meydan okuyacağınız bir inatlaşma alanı değil. Burada aklın gereğini, bilimin gereğini yapmanız lazım.

84 milyonun hayatı ve dahi yarınlarımız tehlikede şu anda.

Yeter artık.

Her gün daha fazla mahvediyorsunuz. Her geçen gün bizleri daha fazla yoksullaştırıyorsunuz.

Yeter artık. Bu yolun sonu bataklık. Görmüyor musunuz? Bataklığa gidiyor bu ülke.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bakın, Çöken bir ekonomide elbette her şey A’dan Z’ye zamlanıyor. Her gün, hatta her saat zam haberleri görüyoruz.

Vatandaşlarımız yerlerine çakılı kaldı. Mecazen değil, insanlar gerçekten çakılı kaldı. Kıpırdayamıyorlar.

Bir gencin evden başını çıkarması 100 lira yahu.

İktidardaki otoriter ittifak, bir yerden bir yere gitmeyi neredeyse bu ülkenin vatandaşları için imkânsız hale getirdi.

Mazot pahalı.
Benzin pahalı.
Toplu ulaşım pahalı.
Tren bileti pahalı.
Otobüs bileti pahalı.
Uçak bileti pahalı.

Ve pahalanmaya da devam ediyor, durmuyor.

Diyelim ki İstanbul’dan Ankara’ya gideceksiniz. Tren bileti nispeten daha ucuzdu, değil mi? Daha kolay erişilebilir bir ulaşım imkanıydı. O da pahalandı.

Tren biletlerine son 6 ayda tam 4 kere zam geldi. 4 kere.

Ve Arkadaşlar, bu zam kendi kendine gelen bir zam değil. Hani zam geldi deyince ya yağmur yağdı, rüzgâr esti zam geldi. Öyle değil. Bu zammı yapan birisi var değil mi?

Bu zammın herhâlde kararını veren birisi var. Kendinden gelmiyor bu zam.

Peki, tren biletlerine kim yaptı bu zammı?

Stokçular mı yaptı?
Esnaf mı yaptı?
Dış güçler mi geldi zam yaptı tren biletlerine? Tren biletlerine zammı km yaptı soruyorum size. Kim yaptı?

Erdoğan, belli belli. Çünkü bu Erdoğan zammı arkadaşlar. Kararı veren o.
Lamı cimi yok, kararı veren o.

Nasıl fahiş elektrik zamları Erdoğan zammıysa, fahiş doğalgaz zamları Erdoğan zammıysa, tren fiyatlarına yapılan zamlar da Erdoğan zammı.

Suçluyu başka yerde aramayın.

Fahiş fiyatlarla mücadele için timler kuruluyor değil mi şimdi. Bu timlere tavsiyem hiç sağda solda zammı kim yapıyor diye aramasınlar.

Hemen gitsinler Beştepe’ye. Bu işin kaynağı Beştepe, memba Beştepe’de.

Zamlarla mücadele etmek isteyenler önce Beştepe’nin kapısına gitsinler. Orada zamların sorumlularını bulacaklar.

Bakın arkadaşlar,

Hatırlarsanız, ben Ramazan Bayramı’nda otobüs bilet fiyatlarını gündeme getirmiştim ve burada bu ekrana koymuştum.

Önümüz Kurban Bayramı. Yine gündeme getiriyorum.

Ya iki bayram arası 70 gün ama 70 günde her gün zam geliyor her gün.

Geçen Ramazan Bayramından bu Kurban Bayramı’na yine bilet fiyatları arttı.

İnsanlar memleketlerine gidemiyor. Bilet fiyatları nedeniyle halkımız başka şehirde olan ailelerini ziyaret edemiyor.

Gençler okudukları şehirden kendi memleketlerine seyahat edemiyor.

İşte bak üniversiteler tek tek kapanıyor değil mi, ailelerinin yanına gidecekler. Bir bakıyorlar fiyatlara uçmuş gitmiş.

Bu fiyatlara mümkün değil.

TWEETLER: OTOBÜS BİLETLERİ GİR

Bakın, arkamdaki ekranda şu anda 4 tane tweet var. Bu 4 tweet de şu son 3 günde yazılmış.

Gençlerin yazdığı tweetler.

Gençler ne diyor?

Bir gencin daha geçen hafta 150 liraya aldığı otobüs bileti 250 lira olmuş. Onu söylüyor 1. Tweette.

2. tweette Erzurum’dan memleketi Hatay’a gidecek bir gencin kasım ayında 180 liraya aldığı otobüs bileti şu an tam 450 lira.

Rakama bakın.

Bir başka gencin geçen sene 150 liraya aldığı otobüs bileti şu anda 500 lira.

Gençler yazmış bunu. Tweet atmışlar.

Bir başkası da sene başında 60 liraya aldığı otobüs biletinin şimdi 200 lira olduğunu söylüyor.

Durum ortada.

TWEETLER: OTOBÜS BİLETLERİ ÇIK

Öyle bir kaos dönemindeyiz ki, bazı otobüs firmaları şu bayrama bilet fiyatlarını henüz açıklayamamış durumda.

Bilet satamıyoruz, bilet fiyatı açıklayamıyoruz. Çünkü ne olacağınız biz de bilemiyoruz diyorlar.

“Bayrama kadar kim öle kim kala” diyorlar.

“Bayrama kadar döviz kuru nereye gider, mazotun fiyatı ne olur bilemiyoruz” diyorlar.

Ve Akaryakıta zam gelmeyen 1 gün bile geçirmez olduk ya. Tek bir gün bile.

Her Allah’ın günü zam. Her Allah’ın günü zam.

Neden Türkiye’de akaryakıt fiyatları dünya ortalamasından çok daha fazla arttı biliyor herhalde biliyorsunuz.

Bugün Sayın Erdoğan gene grup konuşmasında bundan da bahsetmiş. Demiş ki, ‘Ya petrol fiyatları arttı ne yapalım. Bütün dünya da arttı biz de arttırdık. Sabredeceğiz’ demiş.

Bir dakika. Bir dakika. Öyle yağma yok.

Biz hesap Kitap adamıyız. Kendisi hesap kitap bilmeyebilir ama biz hesap kitap adamıyız.

Hesap ortada yahu.

Dünyada 70 lira olan petrol fiyatı çıktı 120 dolara. 70 dolarlık petrol oldu 120 dolar.

Bu ne demek?

7 lira olan benzin mazot, 12 lira olacak değil mi? Hesap basit. Birer sıfır atın.

70’den 120’ye çıkıyorsa petrolün fiyatı dolar olarak, dünyadaki benzin mazot fiyatları da 7’den 12’ye çıkmış durumda.

Biz deki olması gereken rakam nedir? 12 lira.

Peki niye 27 lira, 28 lira?

E çünkü Türkiye’de kur fırladı. Başka hiçbir ülkede yaşanmayan devalüasyon yaşandı bu ülkede.

Peki, bu kuru kim fırlattı? Bu kurdaki artışın sebebi kim?

İşte o 180 milyar dolar döviz rezervini arka kapıdan cayır cayır kim yaktıysa bu döviz kurunu fırlatan da aynı kişi.

Dolayısıyla bugün benzin, mazot Türkiye’de 12 liraya değil de 27 liraya 28 liraya 29 liraya satılıyorsa aradaki fark gene Erdoğan zammı. Bundan kaçamazsın. Yine kendi zammı.

Bir de dikkat edin bunlar ne zaman sıkışsalar Karadeniz’de doğalgaz buluyor.

Neymiş Türkiye ihtiyacının yüzde 30’unu Karadeniz de bulacağız diyor. Bir de ne diyor? Keşfetmeye bakıyoruz diyor.

Arkadaşlar bakın keşif ayrıdır. Kanıtlanmış rezerv ayrıdır. O rezervin ekonomik olan ranta bulanması ayrı bir şeydir.

Şu anda doğal gaza yaptıkları Romanya’nın doğal gaz yataklarına yakın bir noktada ‘Biz de de doğalgaz olabilirle’ ilgili şu anda bir ihtimal üzerinden şu an iş yürüyor.

Henüz kanıtlanmış rezervle ilgili bir hesap yok. Kanıtlanmış rezerv için 3-4 ayrı yerden sondaj yapmanız gerekiyor. En az 1 yıl 2 yıl süren çalışmalardır bunlar.

Ondan sonra orada rezerv var mı yok mu gerçekten kanıtlı rezerv bulursunuz ve miktarı bulursunuz.

Ondan sonra bakarsınız deniz seviyesinden aşağı örneğin 2 bin metre indiniz, denizin yatağını buldunuz, bir 2 bin de oradan aşağı indiniz mesela, eğer 4 bin metreden o doğal gazı çıkarıyorsanız onun hesabını da yapmak zorundasınız.

Piyasada doğalgaz 800 dolarken mesela eğer siz orada 1500 dolar harcayıp da o doğalgazı çıkaracaksanız beyhude bir çaba.

Niye yaptınız bu işi o zaman?

Dünyadaki fiyattan çok daha kazık bir fiyata üretiyorsanız niye yapıyorsunuz bu işi?

Kaldı ki bugüne kadar oradan üretilen doğal gazın hepsi Türkiye’nin doğalgaz temin ettiği fiyatlardan daha pahalıya mal olmuştur bugüne kadar.

Evet kendi kaynağımız olsun, evet araştıralım ama siz bu milleti aldatmayın. Bu milleti daha kanıtlanmamış, daha hesabını kitabını yapamadığınız doğalgaz rezervleriyle aldatmayın, kandırmayın kimseyi.

Ama bunlar ne yapıyor. Ülke battıkça hep bir umut veriyor. Ülke battıkça ümit vermeye çalışıyor.

Ama kusura bakmayın millet bunları almıyor ya. İnanmıyor size inanmıyor.

Çünkü ne demişler yalancının mumu yatsıya kadar yanar demişler.

Bu hükümet için yatsı vakti geldi de geçti.

Ben geçen İzmir’de gösterdim işte videoları. Ya 7 yıldır 7 yıldır enflasyon düşecek tek haneye inecek diyor. Enflasyon tek haneye inecek diyor. Enflasyon tek haneye inecek diyor. 7 yıldır.

Takılmış plak gibi.

Enflasyon bırak tek haneyi 2 haneyi 3 haneye çıktı yahu.

Durdurabilene aşk olsun.

Ne diyor döviz kuruyla ilgili. Daha döviz kuru 2 lira 60 kuruşken dolar, gösterdi bunu defalarca... Ne diyor? ‘Yok diyor dolar almayın eliniz yanar’ diyor. ‘İner çıkar bunlar önemli değil’ diyor.

Bugün geldi 17.25 oldu.

Söylediğinin hiçbir kıymeti yok. Tamamen boş laf. İleriye doğru insanları aldatmaya dayanan bir söylemle koskoca ülkeyi yürütmeye çalışıyor.

*****

Arkadaşlar, Gelelim uçağa…

Otobüsten bahsettik, trenden bahsettik uçak biletleri...

Ne oldu şimdi? İç hat havayolu tavan bilet fiyatına daha yeni 200 lira zam yaptılar tavan fiyat 899 lira oldu.

Eğer aktarma olmayan, tek uçuşla gidebileceğiniz bir yerse 899.

Yok aktarma gerekiyorsa 1000 liranın altında bilet hemen hemen artık uçak bileti yok.

Arife günü İstanbul’dan Van’a gidip, bayramın dördüncü günü İstanbul’a dönecek birisinin ulaşım masrafı en az 2.500 liradan aşağı değil 2500 lira. Rakama bakın.

İktidardaki otoriter ittifakın dayattığı koşullar öğrenciye, işsize, dar gelirliye diyor ki;

“Sen bayramda evinden çıkma, otur oturduğun yerde” diyor.

“Aileni, sevdiklerini görme. Bayramı da kutlama” diyor.

“Her yere havalimanı yaptım” diye övünenler, bilet fiyatlarını şimdi arşa çıkarıyor.

Elbette ulaşım için her türlü hizmet yapılacak. Devletin görevidir bu. En iyisini yapmak zorunda.

Havaalanıysa havaalanı, terminalse terminal ama ya benim Siirt’teki memur arkadaşım Mustafa, uçağa binip İstanbul’daki annesini bayramda göremiyorsa, ben o havaalanını ne yapayım ya.

Bu vatandaş o yapılan havaalanlarını kullanamıyorsa, artık gücü yetmiyorsa imkânı yetmiyorsa biz ne ya

*****

Değerli arkadaşlar,

Biz ülkemizi en iyi yatırımlarla donatmak isteriz.

Bizim hedefimiz ülkemizi bölgemizin en güçlü ekonomisi yapmak.

Ülkemizi bölgemizin en güçlü ekonomisi yapmamızın ise tek bir yolu var:

Defalarca vurgulamaktan dilimde tüy bitti. Ama bıkmadan, usanmadan, sıkılmadan tekrarlayacağım.

Ekonomiyi düzeltmenin yolu hukuktan geçer.

Ekonomiyi düzeltmenin yolu hukuktan geçer.

Ekonomiyi düzeltmenin yolu hukuktan geçer.

Bunlar anlamış değil. Mümkün değil bakın.

Ağızlarıyla kuş tutsalar yapamayacaklar, beceremeyecekler.

Dün burada bu salonda Adil Yargı Eylem Planımızı kamuoyuyla paylaştık.

Hukuk devleti yolunda atacağımız adımların önemli bir bölümünü kamuoyuna duyurduk.

Yargı bağımsızlığını tesis edecek somut adımları açıkladık burada.

Öyle yargıyı tarafsız, bağımsız yapacağız. Tamam da nasıl?
İşte biz o nasılın cevabını verdik burada.

Yürütmenin yargı üstündeki gölgesini kaldıracağımızı taahhüt ettik.

Çünkü biz bunları yapmak zorundayız.

Otoriter ittifaka da buradan sesleniyorum: İktidara diyorum ki ya Girin web sitemize bakın.

Bu saatten sonra yapacağınız en hayırlı iş, bizim eylem planlarımızdan kopya çekmektedir.

Orada her şey var. Tüm çözümler var.

Yahu, ülkeyi uçurumdan aşağı yuvarlamanın eşiğindesiniz şu anda. Uçurumun kenarındayız.

Açın bakın! Her bir eylem planımızda neyi nasıl yapacağımız açık açık yazıyor.

Yeter artık. Ülkemizi uçurumun eşiğine getirdiniz. Tekrar tekrar vurguluyorum bunu. Çünkü durum çok ciddi arkadaşlar.

Şakası yok inanın yahu.

İnanın an meselesi an o uçurumdan düşmek. Temerrüt ve iflas çukuruna düşmemiz an meselesi. Bir gecede olur yahu.

Derhal, ama derhal bu hükümeti önlem almaya çağırıyorum şu an derhal.

Derhal akıl dışı, bilim dışı tezleri terk edin. Derhal işi uzmanlarına bırakın.

Ve derhal elinizdeki iktidarı sakince bi kenara bırakın.

Öyle görünüyor ki seçime kadar becermeyecek bunlar, seçime kadar ben korkarım ki ülkeyi, uçurumdan yuvarlayacaklar ülkeyi.

Bırakın ki biz ülkemizi layıkıyla yönetelim.

Bırakın ki, henüz iflas etmeden ülkemizi alıp buradan düzlüğe çıkaralım.

Bırakın ki, gençler, kadınlar, memurlar, emekliler, çiftçiler, kuryeler, esnaf, sanatçılar huzura ersin.

Zaten seçimde gideceksiniz. Zaten seçimi biz kazanacağız.

Ama İşimizi daha fazla zorlaştırmayın.

Çünkü hasar büyüyor hasar büyüdükçe bu hasarı onarmak zaman alacak.

Bırakın ki millete biz en kısa sürede nefes aldıralım.

Bırakın ki, Türkiye iflas etmesin!

*****

Değerli arkadaşlar,

Ben sözlerimin sonuna geldim.

Zaten sözün bittiği bir noktadayız.

Sorusu olan basın mensubu arkadaşlarımız varsa, birkaç soru alalım ve programımızı tamamlayalım.

14 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Adil Yargı Eylem Planı Lansman Konuşması

Saygıdeğer konuklar,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Partimizin Adil Yargı Eylem Planını açıklayacağımız basın toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

Eylem planımızın, ülkemizin her geçen gün daha da ağırlaşan adalet sorununun son bulmasına vesile olmasını diliyorum.

*****

Değerli konuklar,

Bildiğiniz gibi, tam 1 yıldır pek çok konuda eylem planları açıklıyoruz.

DEVA Partisi iktidarının ilk 90 gününde ve 360 günde atacağı adımları bütün detaylarıyla ortaya koyuyoruz.

Bu adımların hepsini madde madde takvimlendiriyoruz. Her bir taahhüdümüzün bütçesini hesap ediyoruz, hesabını kitabını yapmadığımız hiçbir taahhüde de girmiyoruz. Yani hem zaman veriyoruz, süre veriyoruz hem de bütçeyi ilgilendiren bir yönü varsa bunu da mutlaka hesap ediyoruz ve bütçeye sığabilecek bir adım olarak açıklıyoruz.

Neyi, ne zaman, nasıl yapacağımızı bilerek hareket ediyoruz. Alışılageldik “bol keseden vaat” siyasetine de Türkiye’de artık biz son vermiş durumdayız.

Çünkü bizim, içi boş kavgalarla oyalanacak vaktimiz yok. Biz, sorun çözmeye geliyoruz.

Çözüm odaklı yaklaşımımızın vatandaşlarımız tarafından da giderek artan takdir toplamasından da kıvanç duyuyoruz.

Bugüne dek 9 ayrı alanda eylem planı açıkladık. Bugün de “10 numara” bir eylem planıyla karşınızdayız.

Birazdan açıklayacağımız “Hukuk Devleti Yolunda, Adil Yargı Eylem Planımızın” gerçekten çok özel bir yeri var.

Çünkü bizim her alandaki eylem planlarımızın başarıyla uygulanmasının olmazsa olmaz koşulu, Türkiye’nin sağlam bir hukuk zeminine kavuşmasıdır.

Sağlam bir hukuk zemini yoksa o zeminde adalet yoksa ülkede hangi alanda başarı elde etmeye çalışırsanız çalışın ihtimal çok zayıftır.

Büyük ihtimalle çuvallarsınız.

Atacağınız her adımı yapacağınız her reformu, ülkeye getireceğiniz her yeniliğin öncelikle sağlam bir hukuk ve adalet zeminine oturması gerekir.

Üstüne basa basa vurgulamak isterim ki: Siyasi istikrarın ve ekonomik refahın olmazsa olmaz koşulu, hukukun üstünlüğüdür.

İşte bu nedenle, bizim büyük idealimiz ülkemizin gerçek bir hukuk devleti olmasıdır.

Hedefimiz; hukuku üstün kılmaktır.

Bunun yolunun da öncelikle, yargının bağımsızlığından ve yargının tarafsızlığından geçtiğini çok çok iyi biliyoruz.

Şu anda ne yazık ki, yargıda bağımsızlığın ve tarafsızlığın esamesinin okunmadığı bir dönemden geçiyoruz.

Yargıya güven iyice sarsılmış durumda.

Bunun çok basit bir sebebi var. Çünkü bu iktidar yargıyı, elinde sallandırdığı bir sopa olarak görüyor.

Fikrini beğenmediği kişilere, kurumlara, şirketlere karşı kullandığı bir sopa.

84 milyon görüyor: Yargı kurumlarında kayırmacılık ve kadrolaşma yaşanıyor.

84 milyon görüyor: Çok sayıda insan haksız yere tutuklanıyor.

Yine 84 milyon görüyor: Yargı bağımsız olmayınca, Sayın Erdoğan’ın tut dediğini tutuyor, sal dediğini salıyor.

Hatta işi öyle bir noktaya getirdiler ki, eğer sadece Türkiye Cumhuriyeti pasaportunuz varsa, Allah sizi mahkemeye düşürmesin. Yandınız. Ama Amerika, Almanya pasaportunuz falan varsa bir nebze daha şanslısınız.

Böyle bir sistemde değerli arkadaşlar adaletten söz edilemez.

Akıl almaz iddianameler yazan savcıların ödüllendirildiği, Anayasa Mahkemesi üyeliği için, yargı kurumlarının “göstermelik basamak” veya bir “transit noktası” olarak kullanıldığı bir ülkede adalet olmaz.

Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayan hâkimlerin, adeta ödüllendirilerek, Adalet Bakan Yardımcısı yapıldığı bir ülkede adaletten bahsedilemez.

“İktidara hizmet” etmenin öncelik olarak dayatıldığı bir yargı düzeni asla bu ülkede adaleti sağlayamaz.

Ha bu çürümeye direnen, işini doğru düzgün yapan hâkim ve savcılarımız yok mu? Elbette var.

Bağımsız ve tarafsız kalmaya çalışan, hukukun evrensel ilkelerini ve vicdanının sesini dinleyen hâkim ve savcılarımız elbette var.

Hani derler ya, “Ankara’da hakimler var”.

Evet, Ankara’da hâlâ hakimler var.

Ancak onları da ceza niteliğindeki tayinlerle, disiplin cezalarıyla, soruşturmalarla, her türlü baskıyla yıldırmaya çalışıyorlar.

Ama onlar varlar. Ve daima olacaklar.

Bu vesileyle, sizlerin huzurunda, tüm baskılara ve zorluklara rağmen hukuku koruyan yargı mensuplarımıza bir vatandaş olarak teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

***

Değerli arkadaşlar birazdan ben eylem planımızla ilgili başlıkları vereceğim. Arkasından Mustafa Bey detaylarını sizlerle paylaşacak ama burada diyoruz ki hukuk devleti yolunda adil bir yargı için eylem planı diyoruz.

Fakat adil bir yargı için en önemli değişiklik ne olacak biliyor musunuz? En önemli değişiklik...

İktidar değişikliği.

En önemli değişim ülkeyi yöneten zihniyetin yani bu iktidarın topyekûn değişmesi olacak.

İktidar değiştiği anda bizler iktidara geldiğimiz anda inşallah göreceksiniz bakın yargının üzerindeki baskı bir anda sona erecek.

Hani ben taa partimiz kurulmadan önce söylemiştim ya ‘Bir anda’ diye işte bir anda değişecek.
O baskı iklimi bir anda sona erecek.

Yargının bağımsızlığıyla ilgili bağımsızlık yolunda atılmış en önemli adım da işte bu olacak.

Geçenlerde bir yüksek yargı mensubuyla bir yerlerde karşılaştık şöyle kısa bir sohbet ettik.

Bana bunu o hatırlattı biliyor musunuz? Ya dedi, “Siz taa partiniz kurulmadan önce bir işaret yapmıştınız yargının bağımsızlığıyla ilgili, ben buna yürekten inanıyorum biliyor musunuz?” dedi. “İktidar değiştiği anda bu anında olacak” dedi. “Bir anda iklim değişecek ülkede” dedi.

Ben biraz da o sohbetin o kısa sohbetin hafızası ile bunu sizlerle tekrar paylaşmayı ihtiyacı duydu.

Gerçekten arkadaşlar ş anda anayasayı yok sayan, yasaları yok sayan bir iktidar iş başında.

Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymuyorum, saygı duymuyorum diyen bir devlet başkanı var şu anda ülkede.

Alt mahkeme Anayasa Mahkeme’sinin kararlarına uymayabilir. Niye?

Taa adalet sisteminin, hukuk sisteminin köküne adeta kibrit çakan bir zihniyet şu anda ülkeyi yönetiyor.

Bu ülkede yargının bağımsızlığından bahsedilebilir mi?

Bu ülkede yargının tarafsız çalışabilmesinden bahsedilebilir mi?

Önce hukuk.

Herkes mevcut hukuk içerisinde çalışacak.

Hukuku değiştirmenin yani yasaları değiştirmenin yolu var. Yasaları değiştirmenin yolu Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Gidin yasaları değiştirin.

Ama yaptığınız her şey yasalar içinde olsun.

Fakat şu anda ki zihniyet ne diyor?

“Ben 50 artı 1 ‘i aldım mı kardeşim, 50 artı 1 cebimde mi diyor, Anaya dediğin de zaten 50 artı 1... Anayasa da 50 artı 1. E demek ki ben Anayasaya uymayabilirim” diye kendine bir meşruiyet zemini oluşturmaya çalışıyor.

Böyle bir şey yok. Kimse kusura bakmasın.
Bu millet size o 50 artı 1’i verirken 2018’de yine referandumla oyladığı Anayasa içerisinde çalışın diye bu yetkiyi size verdi.

Siz mecliste yemin ederken bu ülkenin Anayasasına bağlı kalarak çalışacağım diye yemin ettiniz.

Yemininizin gereğini yapın.

Ya da çekin gidin.

Ama zaten az kaldı inşallah az kaldı.

İlk seçimde müsait bir yerde inecekler ve işte o anda Türkiye’de her şey değişmeye başlayacak.

*****

Değerli konuklar,

Şimdi eylem planımızda yer alan bazı hususları sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Arkasından dediğim gibi eylem planımızın daha geniş sunumunu Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanımız Sayın Mustafa Yeneroğlu sizlerle paylaşacak.

Öncelikle şu noktanın altını çizmek istiyorum.

Adil Yargı Eylem Planımız, hukuk devleti yolunda attığımız dev bir adımdır. Ülkemizdeki yargı krizine karşı hukuk namına verdiğimiz bir yanıttır.

Eylem planımızda, hukuk eğitiminden başlayacak. Eğitimden.

Avukatlık, hakimlik ve savcılık mesleklerini kapsayan ve yargı organlarına dek uzanan da geniş bir çalışmayı da bugün sizlerle paylaşmış oluyoruz.

Vatandaşlarımızın adil yargılanma hakkını tesis edecek düzenlemeleri bu eylem planımızda belirlemiş olduk.

*****

Adil Yargı Eylem Planımız, eğitimle çocuk yaştaki eğitimle başlıyor.

Çocuklarımızın adalet bilinciyle büyümesini hedefliyoruz.

Bu amaçla, ilkokul yıllarından itibaren özgürlükçü demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve kadın erkek eşitliği gibi konular eğitimde müfredata mutlaka koyulacak.

Çünkü niyet küçük yaşlardan itibaren gelişmeye başlıyor.

Çünkü hak bilincinin bir zihniyet meselesi olduğunu biz çok çok iyi biliyoruz. O yüzden temelden başlayacağız.

Yükseköğretim düzeyinde de adımlar atacağız. Ülkemizde çok ciddi anlamda hukuk fakültesi enflasyonu yaşandığını maalesef görüyoruz.

Bu enflasyona bağlı olarak da hukuk fakültelerinin eğitim standartları düşüyor.

Biz, hukuk eğitiminin niteliğini artıracağız.

Hukuk eğitimi için gereken kriterlere uymayan hukuk fakültelerini de kapatacağız.

Herkes işini ciddiye alsın, herkes yaptığı işi düzgün yapsın.

*****

Avukatlık mesleğine gelecek olursak;

DEVA Partisi iktidarında, avukatlık mesleğini güçlendirecek adımlar atacağız.

Çoklu baro sistemine son vereceğiz.

Ceza yargılamalarında, savunma makamı ile iddia makamını eşitleyeceğiz.

Öncelikle duruşma düzeninde savcı ile avukatın eşit konumda oturmasını sağlayacağız.

Bu biliyorsunuz Avrupa Birliği normlarıdır. Bu biliyorsunuz hukuk standartlarının, demokrasi standartlarının yüksek olduğu her ülkede standarttır.

Ama önce ne gerekiyor? Zihniyet değişikliği gerekiyor.

Ayrıca avukatların gelirini iyileştireceğiz.

Bu doğrultuda; Adalet Bakanlığı bütçesinden stajyer avukatlara ödenek ayıracağız.

Adli yardım ve CMK hizmeti veren avukatlara ödenen ücretleri artıracağız.

Bağlı çalışan avukatlara, baroların belirlediği tavsiye niteliğindeki ücretlerden düşük maaş verilmesini de engelleyeceğiz.

Avukat arkadaşlarımız daha bir coşkuyla alkışlıyor bakıyorum. DEVA Parti’sinde çok hukukumuz var Sağ olsunlar. Çok sayıda avukat arkadaşımız var. Ateş düştüğü yeri yaktığı için onlar bu söylediklerimin değerini, kıymetini biliyor.

Gelelim hâkim ve savcılığa.

İlk adım: hâkimlik ve savcılığa girişte mülakatı kaldıracağız.

Yazılı sınavlarda başarılı olan adayları eleyen, başarısız olan adayları ise üst sıralara yükselten şu andaki uygulamaya son vereceğiz.

DEVA Partisi iktidarında, yargıda liyakat konuşacak liyakat.

Hâkim ve savcılarımıza coğrafi teminat getireceğiz. Böylece hâkim ve savcılar hiç kimseye referans borcu hissetmeyecek.

Disiplin suçu olmadığı sürece, iktidar hiçbir şekilde onları görevden alamayacak.

Zaten bağımsızlık böyle sağlanıyor. İktidarın yaptırımlarını sopasını her an her an tepelerinde hisseden savcılarımızın hakimlerimizin bağımsız bir şekilde görev yapmaları mümkün değil arkadaşlar, mümkün değil.

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu kapatacağız. Çünkü orada artık işler rayından çıktı. Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak iki ayrı yeni yapı kuracağız.

Reset atacağız yani.

Nasıl YÖK’ü kapatıp yükseköğretim de reset atacaksak bu Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu kapatıp iki yeni kurumla orada da reset atmak gerekecek.

Kuracağımız Hâkimler Kurulu’nda bakan da dahil olmak üzere, Adalet Bakanlığı’ndan hiçbir temsilciye yer vermeyeceğiz.

Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu üyeliklerinde de “çoğulculuğu” sağlayacağız, çoğulculuk.

Bu amaçla “farklı kanallardan üye seçimi” ile oylamalarda “gizli ve tek oy seçim” usulünü getireceğiz.

Böylece herhangi bir grubun, kurullara egemen olmasını da engelleyeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Gelelim Anayasa Mahkememize…

Hep beraber görüyoruz, iktidar ortakları Anayasa Mahkemesi başkanını ve üyelerini alenen tehdit ediyorlar.

Hatta hızını alamayan Krizlerin Ortağı, Anayasa Mahkemesi’ni kapatmak bile istediği söyledi. Kafaya bak kafaya...

Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, boş.

Biz, DEVA Partisi iktidarında, Anayasa Mahkememizi güçlendireceğiz. Lamı cimi yok.

Çünkü Anayasa Mahkemesi, hedefimizdeki tam demokratik siyasal sistemin tam da merkezinde olmak zorundadır.

Çünkü bizim hedefimiz; vatandaşlarımızın tüm hak ve özgürlüklerini korumaktır.

Bu amaçla, 12 Eylül 2010 referandumuyla kazandığımız, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının kapsamını da genişleteceğiz.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin yapısında da değişikliğe gideceğiz.

Mahkemenin üye sayısını 15’ten 21’e yükselteceğiz.

Bu 21 üyenin 18’ini TBMM nitelikli çoğunlukla seçecek. Böylece Yüksek Mahkeme’nin demokratik meşruiyetini sağlayacağız.

TBMM’de, Anayasa Mahkemesi’ne seçilecek adaylarla ilgili bir görüşme bir mülakat sistemi getiriyoruz. Bakın bu çok önemli. Bu mülakatlar da canlı yayınlanacak. Tüm toplumun gözü önünde olacak.

Yani Anayasa Mahkemesine üyelik için aday olan bir insan önce gidecek demokrasimizin en önemli istişare mekanizması olan TBMM önünde, toplumun ve milletin önünde şöyle bir tartıya çıkacak.

Orada bir kanaat oluşacak.

Mecliste oluşan ki orada muhalefet var, iktidar var, basın var. Mecliste oluşan ve toplumda oluşan kanaat Anayasa Mahkemesi üyelerinin nihai seçimi için çok önemli bir baz teşkil edecek.

Liyakat diyoruz ya liyakat işte bu meclisteki görüşme, mülakat bir liyakat testi anlamına gelecek aynı zamanda.

Çok önemli bir mekanizma.

Biliyorsunuz devletin diğer bağımsız kurullarının başındaki kişiler için de biz bu sistemi önerdik, eylem planlarımızı açıkladık şimdi de Anayasa mahkemesi üyeleriyle ilgili aynı mekanizmayı burada açıklıyoruz.

Böylelikle Yandaşlıkmış, candaşlıkmış; Anayasa Mahkemesi üyeleriyle ilgili ifadeler de kalmayacak.

Şu kime yakın? Bu kimin adamı?

Gerçekten üzücü şeyler bunlar ya.

Bir hukuk devletinde bunlar konuşulabilir mi? Kimsenin zihninden, aklından bile geçemeyecek böyle şeyler.

‘Anayasa Mahkemesi üyesiyse oraya hak ederek gelmiştir ve liyakati o konuma uygundur’ diyecek herkes.

Ve güveneceğiz. Anayasa Mahkemesine güveni böyle oluşturacağız. Anayasa Mahkemesine güvenin olmadığı, Anayasa Mahkemesi’nin itibarının her gün ayaklar altına iktidar tarafından alındığı bir ülkede hukuk devletinden bahsetmek mümkün değil arkadaşlar mümkün değil.

Anayasa Mahkemesi’ne; Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay tarafından belirlenecek adaylarda en az 5 yıl Yüksek Mahkeme üyesi olarak görev yapmış olma şartını da getireceğiz.

Böylece ara durak, transit geçiş noktası falan o konular da bitmiş olacak.

*****

Değerli konuklar,

Yargı eylem planımızın diğer bir hedefi de vatandaşlarımızın adil yargılanma hakkını tesis etmektir.

Bakın, az evvel Anayasa Mahkemesi’nden bahsettim. Şimdi size çok çarpıcı bir istatistik vereceğim. Ve bu istatistik gittikçe bozuluyor biliyor musunuz?

Partimiz kurulalı 2 yıl oldu. Bu istatistiğe her baktığımızda her güncellediğimizde, Anayasa Mahkemesi’nin web sitesine baktığımızda rakamlar gittikçe kötüleşiyor. İyileşmiyor.

Vereceğim istatistik şu;

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurularda, esastan incelenen dosyaların yüzde kaçında hak ihlali veriliyor, biliyor musunuz?

Bakın 100 vatandaşımız Anayasa Mahkemesine başvurmuş, bireysel başvuru hakkı çerçevesinde ve bu başvuruları Anayasa Mahkemesi esastan incelemiş. Esastan incelediği dosyalara bakıyoruz. Bu esastan incelenen dosyalarda Anayasa Mahkemesi tam yüzde 97 oranında vatandaşı haklı buluyor, bu vatandaşımızın geçmiş olduğu süreçlerdeki mahkemelerin aldığı kararları yanlış buluyor.


Devletin ilk derece mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi’nin esastan incelediği 100 dosyanın sadece 3’ünde hakkaniyete uygun bir karar vermiş.

Şu işe bakın yahu.

Rakamlar görüyor musunuz?

Yazık değil mi bu millete.

Bir de böyle hakkını arama mücadelesi veren, bütün yargı aşamalarını geçip, ya bir de ben gideceğim Anayasa Mahkemesine başvuracağım. Bireysel başvuru hakkımı kullanabileceğim diyen vatandaşlardan buna bakıyoruz.

Bir de süreç içerisinde yorgun düşen, bezen, pes eden vatandaşlarımız çok maalesef. Sayıları çok.

Bu ancak mücadele sonucunda oralara gelip de kendini anlatabilen vatandaşlarımızın yüzdesi.

Peki, vatandaşımızın en çok hangi hakkı ihlal ediliyor biliyor musunuz? Hani hak ihlali kararı veriyor ya Anayasa Mahkemesi, hak ihlallerinin çeşitleri var. Bu çeşitlerden bir tanesi de Adil yargılanma hakkı. Yani Adil yargılanma hakkı ihlal edilen vatandaşlarımızın yüzdesi de tam yüzde 71.

Yani bu yüzde 91 ihlal pastasına bakıyorsunuz yüzde 97, onun içerisinde de yüzde 71’i Adil yargılanma hakkının ihlali. Şu işe bakın ya.

Bunu diyen de öyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi falan değil çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir karar verdiğinde iktidar hemen yabancı güçlerden bahsediyor, ‘Ey Avrupa’ diyor, ‘Ey Ahim’ diyor. Konuşuyor da konuşuyor. Boş.

Ya iyi de bu bizim yerli ve milli Anayasa Mahkememiz arkadaşlar.

Bakın, bu Anayasa Mahkememiz bu hak ihlali kararlarını veriyor.

Biz nihayetinde devletin üstünden bu utancı kaldıracağız arkadaşlar

Yargılamaların, adil bir şekilde ve makul bir sürede tamamlanması için de gerekli tüm düzenlemeleri yapacağız.

DEVA Partisi iktidarında; Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı kararların derhal uygulanmasını sağlayacağız.

“Tanımıyorum” gibi sözler, bu hoyrat dönemin basın arşivine konacak.

Yargının böyle bir hukuksuzlukta artık imzası olmayacak.

Kimsenin şüphesi ve tereddüdü olmasın.

DEVA Partisi iktidarında hukukun üstünlüğünü tesis edeceğiz inşallah.

Yürütmenin yargı üstündeki gölgesini kaldıracağız.

Yargı mensuplarından, “parti komiseri” gibi davrananların da önüne geçmiş olacağız.

Suçsuz insanlara, suçlu muamelesi yapanların önüne seti çekeceğiz hep beraber.

Ülkemizin “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ndeki yerini de değiştireceğiz.

Nerelerdeyiz biliyor musunuz bakın arkadaşlar Hukukun Üstünlüğü Endeksi, 139 ülkeyi ölçmüşler 139 ülke, Türkiye 139 ülke arasında 117.sırad yahu. En dipteki lig de en dipteki.

Yazık yahu.

Bu ülkeye yazık, bu ülkenin vatandaşlarına yazık. Utanç verici bir durum gerçekten. 139 ülke arasında 117.

Yani hukukun üstünlüğünün nerdeyse sıfırlandığı bir ülkeyiz şu anda. O ligdeyiz.

İste biz inşallah Türkiye’yi hukuk standartları konusunda en üst lige çıkarmayı hedefleyerek yürüyeceğiz.

Bunların bir kısmı, atacağımız adımların bir kısmı hemen, bir kısmı 90 gün, bir kısmı 180 gün, bir kısmı 360 gün ama yapacağız.

Çünkü hedeflerimiz çok net.

Ne yaptığımızı da ne yapacağımızı da çok çok iyi biliyoruz.

Ve bütün bu hazırlıkları da gerçekten Türkiye’nin birinci sınıf, en iyi hukuk ekipleriyle yapıyoruz.

Böylelikle Demokratik gerilemeyi de hep beraber durdurmuş olacağız.

Ülkemizi “tam demokratik hukuk devleti” yapacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Ben sözlerime şimdilik burada son vereceğim.

Eylem planımızın hazırlanmasında emeği geçen, başta Mustafa Bey, Bilgehan Bey olmak üzere, çok geniş bir ekip var, hepsini saymayım. Hepsine çok çok teşekkür ediyorum.

Şimdi sözü, eylem planımızın biraz daha geniş bir sunumunu sizlerle paylaşmak üzere, Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanımız Sayın Mustafa Yeneroğlu’na bırakıyorum.

Buyurun.

 

11 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın İzmir Karabağlar İlçe Kongresi Konuşması

İzmir Karabağlar İlçe Kongresi


Değerli yol arkadaşlarım,

Partimizin genel merkez kurul üyeleri,

Değerli İzmir İl Başkanımız, değerli Karabağlar İlçe Başkanımız,

Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarımızın kıymetli temsilcileri,

Kıymetli muhtarlarımız,

Teşkilat mensuplarımız,

Sevgili Karabağlarlı gönüldaşlarımız,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen tüm vatandaşlarımız;

Hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, Karabağlar ilçe teşkilatımızın birinci olağan kongresine hoş geldiniz diyorum.

Hemen sözlerimin başında Karabağlar’daki kongremizin aslında birkaç başka mekân denemsinden sonra burada yapıldığını ilçe başkanımızdan öğrendim.

Karabağlar’daki daha büyük mekanlar genelde merkezi hükümetin kontrolündeki iradesindeki mekanlar olduğu için söz vermişler, caymışlar tamam demişler sonra geri almışlar derken böyle biraz küçük bir salonda bugün bu kongremizi gerçekleştiriyoruz.

Ayakta da çok arkadaşımız var hem salon içinde hem salon dışında şöyle yapalım isterseniz daha önce İstanbul’da da yaptık benzer bir durum İstanbul’da da ortaya çıkmıştı.

Biz şöyle il başkanımızı, ilçe başkanlarımızı şöyle sahneye alalım.

*****

Değerli arkadaşlar,

Hemen direk söze giriyorum, sözü uzatmadan lafı dolandırmadan söylüyorum: Gerçekten ülkem adına Utanç duyuyorum.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor; bu ülkede yaşanan açlığı inkâr ediyor. Yoksulluğu inkâr ediyor. Ülkem adına utanç duyuyorum.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyla neredeyse her gün alay ediyor. Doğruları söylemiyor. Ülkem adına utanç duyuyorum.

Üstelik, kabinedeki bu işlere bakan ne diyor: dar gelirli vatandaşlar biraz zorluk çekiyor ama zenginlerin hali iyi diyor. Daha da yoksullaştırdıklarını bu memleketi itiraf ediyor. Ülkem adına utanç duyuyorum.

Ama maalesef bakıyorum bunlar ne utanıyorlar ne sıkılıyorlar ne de yüzleri kızarıyor.

Çünkü doğruyu söylememeye alıştılar, gerçekleri inkâr etmeye alıştılar.

Küçük, dar bir grup için çalıştıklarını itiraf ediyorlar. “Büyüdük ama dar gelirli vatandaşlarımızı daha da yoksullaştırdık” diyorlar ve bunu gülerek söylüyorlar.

Gerçekten çok acı bir durumla karşı karşıyayız arkadaşlar.

Halktan kopmuş bir iktidarla karşı karşıyayız.

Bu kadar pervasızlık olmaz.

Bu kadar adaletsiz bir yönetim olamaz.

Gerçekten bir zulüm var ya bu ülkede, zulüm.

Her gittiğim şehirde, vatandaşlarımız yolumu kesiyor:

Bakın daha geçen hafta Bolu’daydık, İskenderun’daydık, Adalar ilçe hizmet binamızı açtık Büyükada’da.

Bolu’da boş cüzdan gösteren genç bir kardeşimin, zamlardan nefes alamayan bir teyzemin, artan maliyetler yüzünden dükkanını kapatmak zorunda kalan bir esnaf arkadaşımın feryadını dinledim Bolu’da…

İskenderun’da pazarda, yarım kiloluk sebze meyve alışverişi yaparak, sattığı ürünün masraflarını dahi karşılayamayarak hayat mücadelesi veren pazarcı esnafımızın derdini dinledim…

İstanbul’da Adalar’da emekli aylığı ile geçinemeyen haykıran “bitsin artık bu zulüm, bitsin artık bu çile” diyen vatandaşlarımızın çığlıklarını dinledim…

Sadece geçen hafta bunlar.

Önceki gün Manisa’da, dün Kuşadası’nda tablo aynı Türkiye’nin neresine giderseniz gidin tablo aynı…

Her yerde bizzat her gün, memleketin bu topyekûn yoksullaşmasını zaten iliklerimize kadar hep beraber kadro olarak hissediyoruz, ama vatandaşlarımızla her buluşmamızda, her konuşmamızda, her sohbette, ayrıca bunu görüyorum ve şahit oluyorum ve çok üzülüyorum.

Beştepe harikalar diyarında birisi kalkıp ne diyor? “Yoksulluk yok” diyor yahu. Duydunuz değil mi? Ülkede açlık yok diyor. Vicdansızlık yapmayın diyor, aç insan mı var diyor.

Çünkü görüp gezmiyor, ülkenin halini artık görmüyor.

Evvelsi gün İzmir’e gidip gelmiş, gören var mı? Duyan var mı? Çarşıda pazarda dolaştığını gören var mı? Taksicilerle oturup şöyle bir dertleştiğini gören var mı? Yok. Çünkü artık halkla muhatap olmak istemiyor.

Şu anda Beştepe, tüm Türkiye’ye adeta bir işkence hayatı yaşatıyor.

Bir de ne yapıyorlar. Gece yarısı peş peşe abuk subuk olup olmadık kararlar yayınlıyorlar yahu.

Geçen akşam yaşadık,

Sayın Erdoğan ülkeyi gece yarısı kararnameleriyle yönetmeye alıştı, ama kendine doğrudan bağlı ekonomik kurumlarda artık gece yarısı yayınladıkları kararlarla koskoca ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar.

İyice alıştılar bunlar karanlıkta gecenin karanlığında ülkeyi yönetmeye.

Hatırlayın, Merkez Bankası başkanlarını da gece vakti değişiyor.

Bakanlarda gece vakti değişiyor.

Şimdi Bakanlık, BDDK, SPK, Merkez Bankası falan çıkmış gece 11’den gece 2’ye kadar karar açıklıyor.

Niye, dolar kurunu durduramıyorlar ya. Dolar kurunu durdurmak için ellerindeki imkanların hepsini teker teker yok ettiler ya.

Yaptıkları da hiçbir işe yaramıyor hiçbir işe. Zerre kadar yaramıyor.

Çünkü Allah’ın verdiği aklı kullanmazsan bilim dışına çıkarsan çözemezsin mümkün değil.

Ben bunları merak ediyorum gündüz ne yapıyorlar diye ya. Hani Akdeniz ülkelerinde bir Siesta vardır biliyorsunuz. Öğlen giderler eve yatarlar sonra öğleden sonra tekrar gelirler ama Türkiye’de öyle bir kültür yok. Gündüz saatlerinin kıtlığı var da onun için mi gece yarısı yayınlıyorsunuz siz bunları?
Hadi mesai bitti, bari akşam açıklayın. Akşam 5 var 6 var 7 var değil mi makul saatler var.

Yok!

Millet gece yarısı televizyonlara kilitleniyor, sosyal medyaya kilitleniyor bakalım bu gece ne açıklanacak diye.

Görevlendirilecek devlet memurları, yöneticiler, rektörler, herkes her gece ekranın başında. Bakalım gecenin 2’sinde ben vali mi olacağım? Rektör mü olacağım yoksa diyelim ki Artvin’in Arhavi ilçesinde ilçe sağlık müdürü mü olacağım diyor.

Hepsi tek imzayla çıkıyor ya hepsi resmî gazetede yayınlanıyor ya ama gece yarısı gecenin karanlığında.

İnanın ne yaptıklarını bilmiyorlar artık.

Bir şeyler açıklıyorlar, millet te artık anlamıyor. Bir şeyler açıklıyorlar kendileri de ne açıkladıklarının farkında değiller. Anlamsız şeyler.

Gece yarıları yaptıkları deneylerle sadece ülkenin dengeleri bozdular bugüne kadar başka da hiçbir işe yaramadı.

Bakın arkadaşlar, bu maç çoktan bitti, bitti.

Fakat uzatmaları oynuyorlar şu anda, uzatmalarda da istedikleri abukluklarla devam etsinler. Hepsi nafile olacak, hepsi beyhude olacak.

Ülkenin vatandaşlarına, esnafa, çiftçiye, sanayiciye, yatırımcıya güven vermedikçe; karanlıktan yönetmeye devam ettikçe, ne yaparlarsa yapsınlar beyhude artık. İşlemeyecek, çalışmayacak, mümkün değil.

*****

Değerli arkadaşlarım,

İşte biz, onların gece yarısı bozdukları ekonomiyi gündüz düzelteceğiz. Gündüz gözüyle yöneteceğiz ülkeyi.

Yalnız bakıyorum İzmirli kadınlarımız arkalarda kalmış, sizleri şöyle şu tarafa ve öne doğru alalım lütfen. Sizler önde olacaksınız bizler arkanızdan yürüyeceğiz buyurun. Hanımefendiler arkada kalmasın öne doğru alalım hepsini. Buranın İzmir olduğunu göstermemiz lazım değil mi?

Evet arkadaşlar, biz ülkeyi aydınlıkta yöneteceğiz, şeffaf bir şekilde yöneteceğiz, doğru hesaptan kaçmaz.

Gece yarısı çıktıkları İstanbul Sözleşmesi’ne biz gündüz saatlerinde tekrar döneceğiz.

Gece yarısı işten çıkarttıkları KHK ile işten çıkarttıkları mahkemelerin beraatine karar verdiği, savcıların soruşturma gereği duymadığı kim var kim yoksa yine gündüz saatlerinde görevlerine iade edeceğiz.

Karanlığa sürükledikleri adaleti, gün yüzüne çıkartacağız.

Ülkemizi açık açık, herkesin gözü önünde toparlayacağız. Şeffaf bir şekilde.

*****

Arkadaşlar,

Buraya ben Kuşadası’ndan geldim. Önceki gün Manisa’daydım.

Çarşıda, pazarda, her sokakta vatandaşlarımızla dertleştim.

Sokaklar ne diyor biliyor musunuz? Sokaklar, derhal seçim diyor.

Kasım’da olabilir diyoruz, gelecek sene zamanında Mayıs Haziran’da olabilir diyoruz, biz bekleyemeyiz diyorlar.

Durum çok kötü diyorlar, geçinemiyoruz diyorlar.

Sokaklar: demokrasi diyor, atılım diyor, ama aynı zamanda derhal ve bugün diyor. Sabır yok.

Gelin buradan Karabağlardan da bir demokrasi, atılım, derhal, bugün diyelim ama öyle güçlü söyleyelim ki Beştepe duysun.

Demokrasi!

Atılım!

Derhal!

Bugün!

Artık tünelin ucundaki ışık göründü arkadaşlar.

Tabi, Beştepe oligarkları için de yolun sonu göründü.

Buradan Erdoğan’a sesleniyorum:

Dönülmez akşamın ufkundayız.

84 milyon el ele vermiş, sandık gününü iple çekiyor.

‘Herkes sabrediyor, ama ben söyleyeceğimi seçim günü sandık başında söyleyeceğim’ diyor. ‘Başkanım merak etme’ diyor. ‘Sandık günü seçim günü geldiğinde merak etme bu iş ‘ diyor.

Bende vatandaşlarımıza diyorum ki, sandık günü seçim günü geldiğinde oy pusulasını açın DEVA’nın, damlanın altına evet mührünü basın sonrasında da iş bizde diyorum. Biz yapacağız inşallah.

Birde ne demiş İzmir’de cumhur ittifakının adayı benim demiş.

Bizde yanıtımızı İzmir’den verelim

Evet Erdoğan’ın iyi kötü bu ülkeye hizmetleri oldu. Ama artık emeklilik vakti de geldi. Bu seçimi kim kazanacak biliyor musunuz? En güzel yılları umutsuzlukla, kaygıyla geçen vatandaşlarımız kazanacak bu seçimi.

Evladına harçlık veremediği için gizli gizli ağlayan babalar kazanacak bu seçimi.

Marketten istediğini alamadığı için başı öne eğilen anneler kazanacak bu seçimi.

Bugün açlıkla sınanan emekli, ürettikçe zarar eden çiftçi, geçinemeyen işçi kazanacak bu seçimi.

Ve 28 Şubatçıların 1000 yıllık iktidar hevesini alaşağı eden kardeşlerim kazanacak bu seçimi.

Konserleri yasaklanan sanatçılar kazanacak bu seçimi.

Kısacası, bugünkü otoriter ittifakın görmezden geldiği milyonlar kazanacak bu seçimi.

*****

Ben buradan yine Erdoğan’a seslenmek istiyorum; siz görmezden gelinenlerin zaferini iyi bilirsiniz.

2002’de o sessiz yığının desteğiyle iktidara gelmiştiniz.

İşte şimdi de görmezden gelinenler kazanacak ve sizin artık emeklilik günleriniz başlayacak.

Kazanan o-bu-şu değil; siz de dahil tüm Türkiye kazanacak.

Hiç merak etmeyin. Gözünüz arkada kalmasın.

DEVA kadroları var, bizler varız hiç gözünüz arkada kalmasın

Sizden çok daha iyi yönetecek bir kadro geliyor, koşarak geliyor inşallah.

Çünkü arkadaşlar bu seçimin galibi DEVA Partisi olacak.

Ülkemizin hak, hukuk, adalet hasreti son bulacak.

Memleket şöyle bir nefes alacak,

Şöyle bir özgürlük nefesi alacak.

Haksızlık, adaletsizlik son bulacak.

Türkiye özgür ve zengin bir ülke olacak.

Herkes nefes alacak, herkes. Hiç endişeniz olmasın.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bakın, şimdi size bir video izletmek istiyorum.

Bu ülkede 2018 yılında bana oy verin enflasyonu da faizi de nasıl düşüreceğim göreceksiniz diyen, ama 4 yıldır ülkede faizi de enflasyonu da patlatan bir Cumhurbaşkanı var.

Bakın enflasyonla ilgili söylediklerini şöyle bir videodan izleyeceğiz.

Videonun adı ne? Beştepe’den masallar. 5 yıldır enflasyonu düşüreceğim masalı anlatıyor. Kendi sesinden görüntüsünden dinleteceğiz.

Ekrana dikkat edin. Hem tarihlere hem de sağ üstteki enflasyon oranlarına bakın. Hangi tarihte ne söylemiş ve o tarihte enflasyon kaçmış hep beraber izleyeceğiz.

ENFLASYON VİDEO GİR

2 Mayıs 2017: Enflasyonu Allah’ın izniyle daha da düşüreceğiz.

24 Mayıs 2018: Enflasyon sorununu ülkemizin gündeminden çıkartmakta kararlıyız.

9 Aralık 2019:2020’de tek haneli enflasyon rakamına ulaşacağız.

6 Ocak 2020: 2020’de tek haneli rakama faiz de enflasyon da gelecek.

13 Kasım 2020: Önceliğimiz şüphesiz ki enflasyonu süratle tek haneli rakamlara, ardından orta vadeli programımızdaki seviyelere çekmektir.

7 Nisan 2021: Son dönemde bir miktar artış gösteren enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız.

1 Ekim 2021: Enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız.

29 Ocak 2022: Bilin ki enflasyon da inecek daha düşecek.

16 Şubat 2022: En önemli sorumuz yüksek enflasyondur. İnşallah onun da üstesinden her geçen ay inişini görerek geleceğiz.

21 Mart 2022: Hayat pahalılığının önüne geçmek, vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek boynumuzun borcudur.

6 Nisan 2022: Bu safhadaki ara hedefimiz insanlarımızın fahiş fiyat artışları ve yüksek enflasyon sebebiyle gerileyen alım güçlerini eskisinin de üzerine çıkartmaktır.

6 Haziran 2022: Aslında bugün bizim ülkemizde teknik anlamda enflasyon değil, fiili bir hayat pahalılığı sorunu vardır.

ENFLASYON VİDEO ÇIK

Baktı ki düşmüyor enflasyon yok diyor, enflasyon sorunu yok diyor.

Daha bunun gibi yüzlerce var yüzlerce faiz hakkında söylüyor, konuştukça faiz yükseliyor. Enflasyonu düşüreceğim diyor konuştukça enflasyon yükseliyor. Dolar kurunu düşüreceğim diyor, konuştukça Dolar kuru yükseliyor. Yapamıyor.

5 yıldır aynı masal, aynı hikâye. Görüyorsunuz, değil mi?

Ya hadi 6 ay olur 1 sene olur değil mi. Şöyle insanlar bir kredi açar insanlar hadi yap bakalım der.

5 yıldır her ay enflasyon düşecek diyor. Enflasyon artıyor.

5 yıldır millete “sabır” diyor. Ama Millet her gün fakirleşiyor ya.

Üstelik arkadaşlar bakın tam 4 yıldır bütün yetki kendinde değil mi?

Tek imzayla aklına gelen her şeyi yapamıyor mu?

Elini tutan mı var ya hadi düşür şu enflasyonu. Düşür şu faizi düşür şu Dolar kurunu.

Ama yapamaz, yapamaz, asla yapamayacaklar. Çünkü ekonomi yönetimi demek Allah’ın verdiği aklı kullanmak demek.

Ekonomi yönetimi demek bilim demek,

Ekonomi yönetimi demek istişare demek,

Bin biliyorsan bir bilene sormak demek.

Sen her gün ben ekonomistim benim alanım ekonomi deyip te kafanın dikine gidersen, bu ülkenin ekonomisini batırırsın ve batırıyor da şu an.

Mümkün değil, yapamaz.

Bakın partimizi kurmaya karar verdiğimiz 2019 yılında ben söylemeye başladım. Bunlar dedim asla düzeltemeyecekler bu işi dedim asla.

2020’de partimizi kurduk DEVA Partisi’ni aynı şeyi söyledim.

Yapamayacaklar. Yapamayacaklarını bildiğimiz için biz DEVA Parti’sini kurduk.

Şu an ki ülkeyi yönetenlerin değil ekonomi bu ülkenin hiçbir sorununa çözüm üretemeyeceklerin bildiğimiz için biz DEVA Partisi’ni kurduk.

Bunun için yola çıktık.

*****

Bakın arkadaşlar,

Enflasyon ne demek biliyor musunuz?

Enflasyon; halkın cebinden parasını almak demek.

Bu kadar basit.

Bakın daha evvelsi gün Manisa’da 6 ay önce emekli olmuş bir vatandaşımız bana dedi ki ya dedi şu son 6 ayda dedi benim emekli maaşımın dedi neredeyse 3’te 1’ini çaldılar dedi.

Çünkü 6 ay önceki emekli maaşımın satın alma gücüyle bugünkü satın alma gücü 3’te 1 azaldı dedi.

6 ay önce alabildiğimi bugün alamıyorum dedi.

Enflasyon; çalışıp çalışıp karnını doyuramamaktır.

Enflasyon; bir otomobil almanın hayat boyu hayal haline gelmesidir.

Enflasyon; ev alamamak, kira ödeyememektir. Barınamamaktır.

Ama bizim planlarımız belli. Eylem planlarımızın hepsini açıklıyoruz.

Taahhütlerimiz belli.

Her alanda, ama her alanda ülkemize atılım yaptıracağız.

Türkiye’nin en yetkin kadrosu bizde.

Bu konuda mütevazı olmayacağım bakın. Eğer Türkiye’de iki tane büyük krizi çözmüş. 2001-2002 krizini çözmüş, 2008-2009 krizini çözmüş bir başka varsa gelsin buyursun çözsün.

Ama yok, yok.

Biz krizleri çözdük sapasağlam teslim ettik ama işi bilmeyene teslim ettiğinizde sağlam işi bozuyor yahu. Bozuyor.

Bakın Sayın Erdoğan bugün gitsin Almanya’ya ve oradaki ekonomiyi yönetmeye başlasa koskoca Alman ekonomisi inanın 3-4 senede batar yahu. Batar.

Niye?

Çünkü kafasına eseni yapacak. Benim dediğim doğru diyecek. Merkez Bankası’nın bağımsızlığını elinden alacak.

Talimatla yat diyecek, kalk diyecek.

Sapasağlam ekonomiyi teslim et bunlar batırır.

Çünkü bilmiyorlar, bilmediklerini de bilmiyorlar. Biliyoruz zannediyorlar, bilenlerle de çalışmıyorlar.

Sorunun tam özünde kökünde bu var arkadaşlar.

Biz Sağlıktan, hukuka; eğitimden dış politikaya Türkiye’nin en güçlü kadrolarıyla çalışıyoruz.

O yüzden taahhütlerimiz net:

Ülkemizi 6 ayda bu kriz ortamından çıkaracağız diyoruz.

Enflasyonu en geç 2 yılda tekrar tek haneye indireceğiz diyoruz.

En geç 2 yıl.

Bakın tek hane diyorum çünkü bu köşede yanıp sönen enflasyon rakamları TÜİK ‘in resmi enflasyon rakamlarıydı.

Yani makyajlanmış, üstü kapatılmış, gerçek enflasyon değil.

İşte en son kaç açıkladı TÜİK enflasyonu yüzde 73 buçuk.

Buçuğu da var ha.

Yani kuyumcu terazisiyle öyle güzel ölçüyorlar ki enflasyonu buçuğuna kadar hesap ediyorlar.

Uydurma, öyle bir şey yok.

Çarşıya pazara giden herkes görüyor gerçek enflasyonun ne olduğunu.

Dün Kuşadası pazarındaydım evvelsi gün Manisa’nın merkez pazarındaydım.

Sordum pazarcı esnafına fiyatlar geçen seneye göre en az en az 2 kat, 3 kat, 4 kat, 5 kat artan ürünler var.

Ortalaması 3- 4 kat, ortalaması. Gıda için söylüyorum.

E bunlar ne açıklıyor? Yüzde 73.

3 kat, 4 kat enflasyon ne demek? 3 haneli enflasyon demek.

Bu ülkede bunlar yeniden 3 haneli enflasyonu hortlattı.

Yeniden 3 haneli oldu yahu enflasyon.

Yüzde 160 ölçüyor bağımsız bir araştırma kuruluşu. Yüzde 160.

3 hane.

Doğru, Mazot aldı başını gitti, otobüs fiyatları aldı başını gitti.

Dün Kuşadası ilçe teşkilatımızın hizmet binasının açılış törenini yapıyoruz tek bir şeritte de trafik akıyor.

Bir minibüs şoförümüz tam yoldan geçerken arabayı durdurdu, çekti el frenini veryansın ediyor.

‘Mazot diyor 30 liraya dayandı. Bir lastik 2 bin 500 TL. Ben
geçinemiyorum. Arabanın bakımını yaptıramıyorum’ diyor.

Evvelsi gün Manisa’da bir servis otobüsü, halk otobüsü şoförü aynı. Bizi görünce durdurdu ana caddenin ortasında otobüsü, içeride yolcular da var.

Çekti el frenini indi. Bana stepne lastiğinin boşluğunu gösteriyor. ‘Bak stepne lastiğini taşıyamıyorum’ diyor.

‘4 bin 500 lira diyor bugün bu otobüsün bir tane lastiği’ diyor.

‘Ben geçinemiyorum, batacağım’ diyor.

Ama bu yüksek fiyatlar, bu yüksek fiyatlar arkadaşlar, ağırlıklı olarak döviz kurundaki artıştan kaynaklanıyor.

Türkiye’de dolar kuru arttığı zaman A’dan Z’ye her şeye zam geliyor. Her şeye...

Bunlar dolar kurunun kontrolünü elinden kaçırdı.

Çünkü ne yaptılar?

2018’de seçildi ya hemen 2019’un başında damatla el ele verip Merkez Bankası’nın 139 milyar dolar dövizini arka kapıdan, gizli saklı cayır cayır satıp sıfırladılar.

Şu anda eksi 60 milyar dolar. Eksi 60 eksi ..

Çünkü borç aldığını da satmış durumda.

Sadece bu yıl başından itibaren gizli saklı Merkez Bankası’nın arka kapısından sattıkları döviz rakamı 40 milyar doları geçti 40...

Ya soruyorum arkadaş niye şeffaf yapmıyorsun bunu niye açıklamıyorsun? Kime sattın bu dövizi? Niye gizli satıyorsun? Hangi fiyattan satıyorsun?
Niye açıklamıyorsun?

130 milyarı o kadar sorduk sorduk, sorduk sorduk, cevap yok.

Bugün gene buradan Karabağlardan soruyorum Ankara’ya, Beştepe’ye soruyorum.

Yıl başından bu yana en az 40 milyar dolarlık döviz cayır cayır, gizli saklı Merkez Bankası’nın arka kapısından satıyorsunuz, sattınız.

Kime sattınız? Kaça sattınız? Niye gizli yapıyorsunuz?

Doğru hesaptan kaçar mı yahu.

Doğruysan açık yap, şeffaf yap.

De ki ben bugün evet sıkıştım. Döviz piyasasına müdahale için gerekiyordu 2 milyar doları sattım de.

Ya biz tam 11 yıl arkadaşlar 11 yıl Merkez Bankası’ndan toplam 8 milyar dolarlık bir müdahale yapmışız. 11 yılın toplamında sadece 8 milyar dolar.

Hepsi şeffaf, hepsi açık.

100 milyon dolarlık müdahale varsa o gün Merkez Bankası açıklıyor. Ben bugün 100 milyon dolar sattım.

Peki, 11 yılın toplamında biz 8 milyar doların bütün hesabını verdik de bunlar şurada 2019 2020’ de, sadece 2 yılda 130 milyar dolar sattı.

Yılbaşından bugüne kadar da en az 40 milyar dolar daha sattılar. Niye hesabını vermiyorlar?

Doğru hesaptan kaçar mı?

Niye hesap vermiyorlar? Soruyorum buradan.

Niye gizliyorsunuz, niye saklıyorsunuz? Söyleyin.

Güven güven...

Güven olmayınca mümkün değil.

Güven oluşturmadan asla asla başarılı olamazsınız.

Gizli saklı iş yaparsanız da asla güven oluşturamazsınız. Yapamazsınız bunu.

Doğru hesaptan kaçmaz.

Ama biz bunu yapacağız arkadaşlar yapacağız.

Nasıl 34 yıllık 2 haneli 3 haneli enflasyon döneminde teslim aldık 2 yılda tek haneye indirdik, 2. Senenin sonunda enflasyonu tek haneye indireceğiz

Lamı cimi yok, tek haneye inecek tekrar.

Daha evvel yaptık, yine yapacağız.

Daha güzelini yapacağız çok daha güzelini yapacağız.

Tüm Türkiye’ye yayılmış DEVA kadrolarıyla yapacağız üstelik.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bakın biz bu yola gençler için, gençlerle birlikte çıktık.

Gençlere umut olma sorumluluğunu kalbimizde hissediyoruz.

Bu ülkenin gençlerinin dünyadan geri kalmamasını istiyoruz.

Örneğin, iktidardaki otoriter ittifakın ülkeyi koskoca bir vergi dairesine döndürdüğünü görüyoruz.

Ya başkasından vergi alamıyorsun da üniversiteye giden gencin dersi için kullanacağı bilgisayardan mı vergi alıyorsun ya.

Başka vergi alacak yer bulamıyor musun? Allah aşkına.

Akıllı telefon, Akıllı telefon değil mi? Bugün temel bir insan hakkı akıllı telefon.

Bugün herkesin cebindeki telefon akıllı telefon bir insan hakkı.

Niye?

Bilgiye ulaşma hakkı, doğruyu öğrenme hakkı yahu.

Bunu artık herkes cebindeki telefondan sağlıyor.

Niye bu kadar yüksek vergi alıyorsun bundan? Vergi alacak başka yer yok mu?

Biz, telefondu tabletti bilgisayardı tüm teknoloji ürünlerindeki vergiyi düşüreceğiz.

Hepsini düşüreceğiz.

Üstüne bir de o cihazları kullanan gençlerimizden öğrencilerimizden internet için ücret almayacağız.

Hesabını yaptık. Boşa atıp tutmak bizde yok.

Şu anda bu hükümet faize bu yıl ne kadar ödeyecek biliyor musunuz?

Yılbaşı’nda bütçeye koydukları rakam, faiz bütçesi faiz...

240 milyar. Eski parayla 240 kentilyon.

Tüm tarım desteği bakın bütün çiftçimize Türkiye’de verilen desteğin tamamı 29 milyar, sadece bu yıl faize ödeyeceğiz diye yılbaşında bütçeye koydukları rakam 240 milyar.

Rakama bakın.

Üstelik yetmeyecek.

Niye?

O 240 milyarı koyduğu günkü faiz yüzde 17, bugün yüzde 28.

Daha fazla ödemek zorunda kalacaklar.

Bu devletin şu anda 10 günde ödediği faiz parası arkadaşlar bütün gençlere bir yıl ücretsiz internet sunmak mümkün.

Hesap ortada.

10 günlük faiz parasına bütün gençlere ücretsiz internet sunmak mümkün.

Hesap basit.

Faizi düşürünce oradan korkunç bir tasarruf olacak.

Zamanında yaptık. Yüksek faizle teslim aldık.

Yüzde 4, 6’ya kadar indirdik bu hazinenin borçlanma faizini.

Yine yapacağız inşallah.

Mesele zihniyet meselesi, zihniyet.

Gençlere yokluk dayatan politikaları derhal terk edeceğiz.

Devlet; KYK borçları altında nefes alamayan gençlerin artık yakasından düşecek. Düşecek.

“KYKlılar”a da çözüm olacağız inşallah.

Biz, gençlerin ülkeyi terk etmek istemelerini bir beka meselesi olarak görüyoruz.

Hani ağızlarından düşürmüyorlar ya beka beka...

Bu ülkenin genç vatandaşları bir an önce bu ülkeyi terk edeyim demeye başladıysa en büyük bek meselesi budur.

Ama Erdoğan’a sorduklarında n diyor?

Giderlerse gitsinler diyor.

Doktorlar gidiyor diyoruz.

Giderlerse gitsinler diyor.

Umurunda değil.

Varsa yoksa iktidar, koltuk.

Daha önce de söylemiştim, yine tekrar ediyorum arkadaşlar.

Yeni havalimanları yapmak güzel. Ülkemiz en büyük projelere layık. Çok pahalıya mal ediyorlar ama.

Biz projenin en büyüğünü en güzelini yapacağız ama ucuza mal edeceğiz.

Çünkü yarışmayla yaptıracağız, gerçek anlamda yarışmayla yaptıracağız.

Fakat bu yeni havalimanlarını yaptılar yaptılar da aynı havalimanlarının dış hatlar terminali yurt dışı yerleşmeye giden gençlerle dolu şu anda.

Ne anladık bu işten?

Kendi gençlerimiz bu havalimanlarından yurt dışına gitsin diye mi yapıldı bu havalimanları?

Gençlerin umudunu Türkiye’den koparırsanız, çok yazık edersiniz.

Ama şu anda hükümet bunu yapıyor. Bunu yapıyor maalesef.

İşte o yüzden bizim hedefimiz net: DEVA iktidarında herkes kazanacak ama gençler kazanacak.

Gençlerle beraber ülkemizi özgür ve zengin bir ülke yapacağız.

Bu arada, dikkat ederseniz Türkiye’yi terk etmek isteyen gençlerin hayalinde ne var? Avrupa ülkeleri var.

Her ne hikmetse kimse Şanghay beşlisi ülkelere gitmiyor.

Hani bir ara Erdoğan tutturmuştu ya Şanghay beşlisi, Şanghay beşlisi diye.

Ben geçlerden bugüne kadar bir tane karşılaşmadım ki Şanghay beşlisi ülkelerden birine gitmek istiyorum diyen.

Yok.

Çünkü herkes özgürlük istiyor çünkü herkes demokrasi istiyor, herkes refah istiyor.

Kimse gözünü Türkiye’nin doğusundaki ülkelere dikmiyor.

Niye?

Çünkü gençler çok daha iyi hayat standartlarında yaşamak istiyor.

Öyle Şanghay Beşlisiymiş şuymuş buymuş, bunlar gençlere hiçbir şey vaat etmiyor. Hiçbir şey.

Onlar için boş.

Ülkeyi yönetenlere bakıyoruz, inanın gençler kadar olamıyorlar ya. Gençlerin muhakemesi kendi başına olayları izleyip de kendi muhakemeleri kadar bir muhakeme ülkeyi yönetenlerde yok.

Kafalarına göre bir öyle bir böyle konuşuyorlar.

Bir gün NATO’ya bakıyorlar, bir gün dönüyorlar Şanghay Beşlisi diyorlar.

Bir gün Birleşik Arap Emirlikleri’ni 15 Temmuz’un hain darbe teşebbüsünün finansörü olmakla suçluyorlar ertesi gün gidip Birleşik Arap Emirlikleri’yle sarmaş dolaş oluyorlar.

Suudi Arabistan’a ‘Sana cinayet dosyasını teslim edeyim de delilleri mi yok edeceksin diyorlar, ertesi gün dava dosyasının tamamını alın siz bakın bundan sonra diyor.

Hiçbir tutarlılık yok yahu.

Mısır’a diyor ki ‘Ben Onların masasına oturmam’ diyor, şimdi tekrar onların masasına oturmak için kırk türlü işler yapıyorlar.

İsrail’e 13 yıl boyunca terör devleti dedi terör devleti.

Sonra döndü dedi ki Filistin davasını savunmanın yolu İsrail’le iyi ilişkilerden geçer dedi.

Cumhurbaşkanını devlet töreni ile burada karşıladı.

Yahu madem Filistin davasını savunmanın Filistinli kardeşlerimize destek olmanın yolu İsrail’le iyi ilişkilerden geçiyor. Böyle söylüyorsun bugün de 13 yıldır bu ilişkiyi sen neden bozdun?

Demek ki 13 yıldır Filistin davasına en büyük zararı sen verdin.

Ya o ya o...

Değerli arkadaşlar,

Koskoca ülkenin Avrupa’nın en büyük nüfusuna sahip, Avrupa’nın en büyük topraklarına sahip, Avrupa’nın en büyük tarım alanlarına sahip Türkiye’nin dış politikası tek bir kişinin keyfine endekslendi.

Canı nasıl istiyorsa öyle.

Bugün diyor Yunanistan’a kafa tutayım diyor, 6 ay sonra döner bakar der ki dostum Yunanistan diye sarılır. Şaşırmayın.

Beşer Esad’a demediğini bırakmaz, bakın bunlar, söylediklerim hep kayıtta, yarın döner kardeşim Esad der.

Hepsini yapar.

Hiçbir tutarlılık yok.

Ama biz bütün bu tutarsızlıklarını bütün bu zikzaklarını yüzlerine vuracağız.

Aynı nasıl bu videoyu gösteriyoruz, hepsini göstereceğiz.

Dış politikada sonuç aldıkları bir tane bile alan yok ya.

Haklı olduğumuz konularda bile sonuç alamıyorlar.

En haklı davamızda haksız yere düşürüyorlar bizi.

*****

İşte şu Doğu Akdeniz değil mi?

Mavi Vatan...

Biz orada haklıyız. Yüzde yüz haklıyız. Ama sen 10 tane dış politika konusunun 8’inde insanları aldatırsan, dış politikayı iç siyasi desteğini korumak için bir araç olarak kullanırsan o iki tane doğru söylediğinde de sana kimse inanmaz.

10 konuda 8 tane yanlışı 2 tane doğru söyleyenin o 2 tane doğruyu söylediğine kimseyi inandıramazsın.

Ya bu esip gürlüyor diyor arkası da boş diyor. Bir şey yaptığı da yapacağı da yok diyor. Dünyadaki kanaat bu bakın.

Esip gürlüyor.

Niye?

Güçsüzleşiyor, destek düşüyor... Vatandaşın desteğini korumak için de varsa yoksa dışarda düşman gösteriyor.

En son Yunanistan meselesi...

Ege’de silahlanma ne demek arkadaşlar Ege’de? Uluslararası hukuku ihlal etmek demek. Paris Anlaşması’nda yazıyor.

Ama başka nerede yazıyor?

Lozan’da yazıyor, Lozan’da!

Lozan Barış Anlaşması, bu ülkenin kuruluş noktasıdır. Bu ülkenin başlangıç çizgisidir.

Lozan’ı deldirmemek Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı görevidir. Hakkımızı hukukumuzu kimseye çiğnetmeyiz.

Lozan’dan ve uluslararası hukukun diğer belgelerinden kaynaklanan tüm haklarımızı da biz sonuna kadar savunuruz.

Ama bu ne yapıyor?

Tribünlere oynuyor. Yunanistan’ı dönüyor bizim halka şikâyet ediyor.

Ya sen bizim vatandaşımıza şikâyet ediyorsun da gerçekten içerde vatandaşın sana diyeceği ne var?

Kendisi için her şey, iç politikada tüketmek üzerine kurgulanıyor.

E kitabında dış politika diye bir şey yok zaten. Günlük ilişkiler var o kadar.

Sen Yunanistan’ı bize şikâyet edeceğine Yunanistan’ın hukuksuzluğunu Rize’deki Ayşe teyze, Adana’daki Yusuf amca, Konya’daki Hacı dayı mı, Diyarbakır’daki Ahmet’e mi anlatacaksın. Onlara kimi neyi şikâyet ediyorsun?

Eğer varsa bir hukuksuzluk diplomasiyi çalıştır.

Varsa bir hukuksuzluk git uluslararası hukuku iyi bilen, dünyanın neresinde olursa olsun insanları bul, sağlam hukuk görüşleri yazdır ve bizim haklı tezlerimizi öyle yazdır.

Yok, gidiyor vatandaşa şikâyet ediyor. Niye?

Bak herkes bana düşman, Bak herkes bana düşman benim yanımda durun.

İyi de bu düşmanı sen üretiyorsun, bu düşmanları üreten sensin.

Kendi, iç tesislerini korumak için bu düşmanları üretiyorsun.

Yunanistan’ın diplomasi atağına kalktığı bir dönemde, her yerde diplomasi yapıyor şu anda hemen ne yapıyor sopa göstermeye çalışıyor.

Yahu meseleleri önce konuşa konuşa çözmeyi bir öğrenmen lazım. Herkesle hemen bir kavgaya tutuşma.

Eğer haklıysan, haklıysan önce bir konuşa konuşa çözmeye çalış.

Bunu da propaganda kuruluşlarıyla beraber, iç kamuoyuna “bak ben nasıl efeleniyorum” diye anlatıyor.

Gazetelere bakın manşetlerinin hepsi aynı zaten, tek elden yazılma manşetler bütün gazetelerde aynı manşette çıkıyor.

Yüzlerce kez söyledim arkadaşlar bakın çok tehlikeli bir yol deniyor çok. Ülkemizin caydırıcı gücünü örseliyor şu anda bu tutum.

Caydırıcı güç denen bir şey vardır yahu.

Gücü illa kullanmazsınız. Bak gerekirse kullanacağınızı hissettirirsiniz ve onunla karşı tarafa mesajınızı veririsiniz.

Ama bu ikide bir hemen kolları sıvayıp hemen yumruklaşmaya başlayınca ya demek ki diyor senin söyleyecek sözün yok, haklı bir tezin yok ki ikide bir kavgaya tutuşuyorsun diyor insanlar.

Sayın Erdoğan;

Eğer Güçten bahsediyorsan, ülkemizi, savunma sanayimize darbe vuran yaptırımlardan kurtar hele.

Güçten bahsediyorsan, önce git de dört tane temel ortağından biri olduğumuz, parasını ödediğimiz şu F-35 uçaklarını alıver hele.

İste uçakları şimdi Yunanistan’a veriyorlar.

Parasını verdiğimiz tapusunu aldığımız uçakları sen niye getirtemiyorsun Türkiye’ye onu izah et.

Esip gürlemeyle olmuyor.

İşte adam tutuyor bizim uçakları şimdi Yunanistan’a vermeye hazırlanıyor.

Böyle bir şey var mı yahu.

Doğruyu konuşacaksın doğruyu. Doğruyu konuşacaksın.

Dosdoğru olacaksın.

Eğer yok yere zikzaklar yaparsan, sağlam bir çizgin olmazsa güven oluşturamazsın.

İtibarlı bir oyuncu olmazsın dünyada.

Gücümüzü arttırmak istiyorsan, önce Türkiye’yi yalnızlıktan bir kurtarman gerekiyor.

Yapayalnız kalıyoruz yahu.

NATO’da değil mi NATO’da tek başımıza kalıyoruz.

Avrupa konseyinde tek başımıza kalıyoruz. 25 tane 30 tane 35 tane ülke var bu kuruluşlarda.

Bir tanesini ikna edemiyor musun şöyle gel Türkiye’nin yanında dur diye.

Sürekli komşularıyla kavgalı bir insandan uzak duruyorlar tabi.

Bugün Karabağlardayız değil mi?

Diyelim ki bir mahalleyi ele alalım. Öyle bir komşu var ki her gün naralar atıyor. Eyy diyor bilmem şu komşu, eyy diyor bakkal diyor, eyy diyor kasap diyor. Bağırıp çağırıyor.

Komşular ne yapar? Ya biz bundan uzak duralım, ilişmeyelim.

Şu an da Türkiye’nin durumu bu.

Uzak duralım, ilişmeyelim.

Allah’ın verdiği aklı kullanacaksın.

Sorunları konuşa konuşa çözeceksin.

Diplomasi denen bir alan var, bu ülkenin güçlü diplomatları var, bu ülkenin dünyayı iyi bilen hukukçuları var.

Ama diyorum ya bilmiyor bilenlerle de çalışmıyor.

Bakın arkadaşlar, biz olsak ne yapardık, biliyor musunuz?

Hemen Türkiye’yi böyle yalnızlaştırmazdık. Eğer Haklıysak sağımıza solumuza ülkeler alırdık yahu.

Yahu Türkiye haklı gerçekten gelin Türkiye’yle beraber duralım derlerdi.

Uluslararası saygınlığı olan hukukçulara hemen haklılığımızı anlatan raporlar yazdırırdık ve dünyanın masasına koyardık. Bak sadece biz demiyoruz bak, dünyanın en iyi hukukçuları Türkiye haklı diyor. Bunu yapardık.

Hatta Yunanistan hükümetini, Yunanistan halkı nezdinde utandırırdık.

En önemlisi de diplomatik kanalları işletirdik. Aramızdaki husumeti de tüm dünyayı yanımıza arkamıza alarak çözerdik.

Bu arkadaşınız dış işleri bakanlığı yaptı.

Sürekli pozitif gündemle çalıştık yahu sürekli.

Savaşları durdurduk, ateşkesler yaptık, barışlar yaptık, ilişkileri geliştirdik.

Türkiye küresel sorumluluk duygusuna sahip bir ülkedir. Dünyanın neresinde nerede bir sorun varsa, bir insanlık sorunu varsa Türkiye oradadır ve düzeltme çözme gayretindedir diye algılanan bir ülkeydik o zaman.

O günün şöyle uluslararası basınına bakın. Gazetelerde manşetiz, dergilerin kapağıyız.

Türkiye’yi yere göğe sığdıramıyorlar hepsi basın arşivinde.

Yere göğe sığdıramıyorlar Türkiye’yi.

Bunu yaptık.

Türkiye yıldız ülke, parlayan ülke... Bunu gerçekleştirdik. Türkiye turbo ülke, Alman dergisinin kapağı. Turbo ülke... Sayfalarca anlatıyor.

E o gün hiç mi dış düşman yoktu yahu.

O gün biz çıkıp da dış düşmanlardan hiç şikâyet ettik mi?

O gün benim Dış İşleri Bakanı olarak bütün söylediklerime bakın.

Falanca ülke bize düşman, çok düşman var, o yüzden ben başarısızım, düşman çok onun için işimi yapamıyorum.

Böyle bir şey var mı yahu?

Kimi kime şikâyet ediyorsun Allah aşkına.

İşini doğru yap düşman üretme. Dost kazan dost.

Düşman üretip sonra kendi milletine düşman var diye şikâyet etme.

Ama en önemlisi de değerli arkadaşlar sorunlarımızı çözmek için önce muhatabımızla konuşur, öyle çözerdik.

Yunanistan’la da ikili ilişkilerimizde, diğer güçlerin müdahalesine yol açabilecek hiçbir davranışa girmezdik.

Çünkü unutmayın; Yunanistan ve Türkiye, aralarındaki sorunları çözebilecek birikime sahip iki ülkedir iki komşudur.

Hep komşu olduk, komşu olmaya da devam edeceğiz.

Ülkemizin de Yunanistan’la sorunlarını konuşacağı mekanizmalar vardır.

Bizim dileğimiz, komşumuzla sorunlarımızı barışçıl bir şekilde çözmektir.

Bizim çizgimiz nettir.

Biz, dünyada Türkiye’ye dostlar kazandıracak kadrolarız dostlar kazandıracak.

Düşman kazandıracak değil...

Biz haklı olduğumuz zaman zaten güçlüyüz.

Ama haklı olduğunu insanların anlaması için dosdoğru olacaksın. Doğruyu konuşacaksın, kimseyi aldatmayacaksın ki hakkını sana teslim etsinler.

Kimse bizim yönetimimizde bir gram hakkımıza göz dikemez.

Dış politikada, sonuç odaklı bir perspektifle, bölgesel barışın ve istikrarın temsilcisi de yine olacağız.

Dış politikada şahsi gündemlerle değil, ciddiyetle hareket edeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Sözlerimin sonuna gelirken sizlerden bir söz almak istiyorum.

Hazır mısın İzmir?

Hazır mısınız?

Hazır mısın Karabağlar?

Tam demokratik bir Türkiye için hazır mısınız?

Özgür ve zengin yarınlar için hazır mısınız?

DEVA Partisi’ni İzmir’in her ilçesinde, Karabağların her mahallesinde büyütmeye hazır mısınız?

Barajları yıkmaya hazır mısınız?

Siz hazırsanız biz hazırız.

İnşallah hep beraber başaracağız.

Sağ olun, var olun.

10 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Manisa Demokrasi Meydanı'ndaki Konuşması

Manisa Demokrasi Meydanı

Merhaba Manisa,

Sanayimizin, ticaretimizin, tarımımızın can damarı Manisa merhaba,

Üzüm bağlarıyla, zeytin ağaçlarıyla, binlerce yıllık bu verimli tarım topraklarıyla, merhaba Manisa,

Şehzadeler şehri merhaba.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye’nin yükselen yıldızı

DEVA Partisi adına, Manisa’dan tüm Ege’ye selamlarımı sevgilerimi iletiyorum.

***

Bugün, DEVA Partisi olarak 81 il merkezinde varız,

700 ilçede ilçe başkanlarımız görevinin başında,

Damla damla büyüyoruz.

Sel olup barajları yıkacağız inşallah.

Her alanda çalışıyoruz. Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin bütün yapacaklarını detaylarıyla hazırlıyoruz, eylem planı olarak hazırlıyoruz ve açıklıyoruz.

İlk adımı toprağa attık.

Tarımla ilgili, çiftçilerimizle ilgili ne yapacağımızı ortaya koyduk.

Hemen arkadan afet eylem planımızı açıkladık.

Daha sonra sosyal politikalar, sosyal desteklerle ilgili yapacaklarımızı açıkladık.

Hemen arkasından Dijital Dönüşüm Teknoloji Eylem Planımızı ortaya koyduk.

Ekonomi, finans, istihdam konusunda yapacaklarımızı 119 madde olarak sıraladık.

Yerel yönetimler şehircilik eylem planımızı ortaya koyduk.

Yüksek öğretimde ne yapacağımızı 50 maddede anlattık.

En son doğa hakları ve çevreyle ilgili, daha yaşanabilir bir Türkiye için ne yapacaklarımızı bütün detaylarıyla açıkladık.

Her şeyiyle hazırlanıyoruz.

Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin ilk 90 günde, ilk 180 günde, ilk 360 günde yapacaklarının tamamını bugünden hazırlıyoruz ve toplumla paylaşıyoruz.

Biz sadece laf üretenlerden değiliz.

Biz iş üretiyoruz iş.

Verdiğimiz bütün sözü yazılı olarak, yazılı tarihler olarak açıklıyoruz, söz uçuyor, yazı kalıyor.

Biz bu yola muhalefet olmak için çıkmadık.

Biz bu yola bu ülkeyi yönetmeye talip olduğumuz için iktidar olmak için yola çıktık.

Evet ülkemiz zor dönemler yaşıyor şu anda.

Her türlü krizi yaşıyoruz.

Ülkemiz şu anda bir ekonomik kriz yaşıyor doğru,

Ama aynı zamanda bir adalet krizi yaşıyoruz.

Aynı zamanda bir eğitim krizi yaşıyoruz.

Aynı zamanda bir dış politika krizi yaşıyoruz, dış güvenlik krizi yaşıyoruz.

Bu hükümet ülkemizi çoklu bir kriz ortamına soktu.

Aynı hastalardaki çoklu organ yetmezliği gibi bir şey, çoklu kriz ortamı.

Her alanda kriz var.

Zamları hayat pahalılığını herkes görüyor, yaşıyor.

Bakın bu sabaha Manisa’da pazarda başladık,

Pazara girdiğimiz andan itibaren her dakika yolumuzu emeklilerimiz kesti, asgari ücretle geçinmeye çalışan vatandaşlarımız kesti, çiftçilerimiz yolumuzu kesti, Pazar esnafı haykırıyor.

Herkes hayat pahalılığından şikâyet ediyor,

Herkes zamlardan şikâyet ediyor,

Zam arkasına zam, zam arkasına zam.

Bunlar bu ülkeyi artık yönetemiyor arkadaşlar, yönetemiyorlar.

Artık müsait bir yerde inme zamanları geldi. Geçti bile. Vakit geldi geçti doğru.

Ve maalesef arkadaşlar, bu kadar sıkıntı yaşıyoruz fakat yaşadığımız bunca sıkıntının sebebi olarak hep başka yerleri işaret ediyorlar.

Başka başka sebepler icat ediyorlar.

Neymiş? Dünya’nın her yerinde enflasyon varmış, öyle diyorlar değil mi?

Ya Japonya’da enflasyon yıllık yüzde 2 ye çıktı diye adamlar panik oldu.

Avrupa’da Amerika’da enflasyon yüzde 5 yüzde 7 oldu diye herkes şikâyet ediyor, çok enflasyon var diyor.

Bizde TÜİK’in açıkladığı makyajlı rakam 73,5, buçuğu da var ha. O kadar hassas ölçüyor ki TÜİK, 73,5 diye enflasyon açıklıyor. Şuna bak şuna.

Gerçek enflasyonun ne olduğunu Manisa biliyor ya.

Yüzde 100, yüzde 200 başka, yüzde 300 aynen.

Pazarda tek tek esnafa sordum bu sabah, geçen sene bu ürününü kaça satıyordun? Bu sene kaça satıyorsun diye.

Enflasyon yüzde 200 yüzde 300 diyor pazarcı esnafımız.

Fakat emekli maaşı ne kadar artıyor?

Asgari ücret ne kadar artıyor?

Az değil mi az artıyor.

Çünkü, bu hükümet emeklimizin maaşını, asgari ücreti kendi TÜİK’e açıklattırdığı uydurma düşük enflasyon kadar arttırıyor.

Oysa gerçek hayat çok hızlı pahalanıyor.

Gerçek enflasyon çok yüksek.

Ama bu dürüst bir devlet yönetimi değil arkadaşlar, değil.

Sen önce çık dürüst bir şekilde enflasyonun kaç olduğunu açıkla, ondan sonra dön asgari ücreti de o kadar arttır. Dön, emeklinin maaşını da o kadar arttır.

Böyle bir şey olmaz, kabul edilmez.

Bu meydanda esnaf kardeşim var mı?

Şöyle esnaf kardeşlerim el kaldırsın bakalım.

Emekliler bir el kaldırsın emekliler.

Ne kadar emekli maaşı? 2500

Şimdi 2500 Lira emekli maaşıyla bu hayat pahalılığında, zamlarda nasıl geçinilecek ya?

Bak biraz önce bir otobüs şoför arkadaşımız yolumuzu kesti,

Durdurdu arabasını indi,

Halk otobüsü kullanıyor.

Aşağıdaki stepne lastiğinin yerini gösteriyor, boş diyor stepne lastik taşıyamıyorum diyor, lastik oldu 4000 Lira 4500 Lira diyor.

Mazot 28 Lira, her gün zam geliyor ya her gün.

Çiftçimiz bunu ödüyor mu? Yüksek para verip mazot alıyor mu? Alıyor.

Esnafımız, şoför esnafımız 28 Lira verip alıyor mu? Alıyor.

Fakat asıl bu işin derininde dibinde bir sorun var arkadaşlar.

O da ne biliyor musunuz?

Dolar kuru, Dolar.

Dolar kuru arttığında bu ülkede A’dan Z’ye her şeye zam geliyor.

Çünkü petrol demek Dolar demek.

Bugün, bizim buğday için gübre ihtiyacı olan, meyve sebze yetiştiren gübreye ihtiyacı olan bütün çiftçimiz, bu gübreyi Dolarla alıyor.

Dolar artınca gübrenin fiyatı artıyor.

Dolar artınca yem fiyatı artıyor.

Dolar artınca tohum artıyor, ilaç arıyor.

Peki hiç düşündünüz mü Dolar niye artıyor diye?

Niye artıyor?

Bunlar tutturdular Merkez Bankasının 130 milyar Dolarlık döviz rezervini arka kapıdan cayır cayır sattılar.

Merkez Bankasındaki dövizi tükettiler yahu.

Şu anda Merkez Bankası 60 milyar Dolar içeride 60 milyar Dolar ekside.

Merkez Bankasının elindeki dövizi sattıkları gibi,

Gidip Katardan Birleşik Arap Emirliklerinden borç aldıkları dövizi de sattılar arka kapıdan, hala satmaya devam ediyorlar.

40 milyar Dolarda bu sene sattılar yahu, 40 milyar Dolar sadece yılbaşından bu yana.

Doları sat sat sat ne oldu?

Artık denizin suyu tükendi.

Altında uçtu gitti, doğru.

Dövizi kalmadı devletin dövizi, onun için pahalanıyor şimdi, onun için kontrol edemiyorlar.

Ben buradan Erdoğan’a soruyorum;

Bu 130 milyar Dolarlık dövizi ne zaman kaça sattın? Kime sattın diye soruyorum.

Yılbaşından bugüne kadar en az 40 milyar Dolar daha Merkez Bankasının arka kapısından cayır cayır Dolar sattın döviz sattın. Kaça sattın? Kime sattın? Açıkla diyorum.

Gizli saklı yapıyorlar arkadaşlar, gizli saklı.

Bu ülke şu anda bir döviz krizi yaşıyorsa, bunların cayır cayır sattığı döviz yüzünden, memleketin rezervlerini tüketmesi yüzünden bir döviz krizi yaşıyor.

Tut tutabilirsen Doları yahu.

Dolar artınca her şey artıyor her şeye zam geliyor.

Buğdaya zam geliyor, ekmeğe zam geliyor,

Domatese zam geliyor, salatalığa zam geliyor.

Niye?

Bizim pazarcı esnafımız, gidip o domatesi salatalığı tarlasından alıp ta pazara getirene kadar mazot yakıyor, mazotta Dolarla yahu.

İnanın ülkemizin ekonomisini mahvettiler, perişan ettiler yahu yazık günah.

Birde ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor ne diyor?

Ben stokçularla savaşacağım diyor.

Ya sen önce kendi yanlış politikalarınla bir savaş. Kendi aklını başına topla. Kendi aklını başına topla.

Ekonomi bir bilim alanıdır arkadaşlar,

Allah’ın verdiği aklı kullanacaksın.

İlimle hareket edeceksin, bilimle hareket edeceksin.

Ben biliyorum, her şeyi biliyorum deyip te ülkenin ekonomisini mahvetmeyeceksin.

Bilenlerle çalışacaksın. Ama bilmiyor.

Bilmediğini de bilmiyor, bilmediğinin de farkında değil.

Benim alanım ekonomi diyor,

Ondan sonra ülkenin ekonomisini batırıyor.

Bakın 4 yıl oldu 4 yıl!

4 yıldır bu ülkeyi tek imzayla, tek yetkili yöneten kendisi değil mi yahu.

Daha sen kime ne bahaneyi buluyorsun?

Neyin bahanesini buluyorsun?

Gidiyor ta 2013 yılında gezi olaylarına, gezi olaylarını çıkarttılar onun için ekonomi bozuldu diyor.

Nasreddin Hoca’nın hikayesi gibi;

Hani tel örgüyü çekmiş ya,

Koyunlar geçecek tel örgünün yanından, o tel örgüde koyunların tüyleri birikecekte onu satacakta oradan ülkenin ekonomisini kurtaracak.

Vay yavrum vay!

Mümkün değil!

Yapamazlar!

Yapamazlar!

Değerli arkadaşlar bakın,

Geçen gün bir tekstilci vatandaşımız tekstil üretiyor diyor ki,

Ürününü elimdekini satamıyorum, yeni ürün alamıyorum, kilitlendim kaldım diyor yahu.

Esnafımızın, üreticinin çoğu aynı durumda.

Çiftçimiz perişan, pahalıya mal ediyor, maliyet fiyatının altında satmak zorunda kalıyor.

Alan pazarcımız perişan, alış satış arasındaki kar bitti, ben zararına satmak zorunda kalıyorum diyor.

Esnaf perişan sattığım malı yerine geri koyamıyorum diyor.

Satıyorum 10 Liraya, dönüyorum 12 Lira olmuş mal sattığım malı yerine koyamıyorum diyor.

3,20’den 17 Liraya çıktı diyor inşaat demiri işte,

Tam 5 kat demek değil mi? 5 kat.

5 kat ne demek yüzde 400 artış demek.

TÜİK ne kadar enflasyon açıklıyor?

Yüzde 72,5 buçuğu da var ha, çok hassas ölçüyorlar ya buçuğuyla beraber.

Ya siz kim kandırıyorsunuz ya kimi aldatıyorsunuz?

Bakın bu hükümetin icraatları yüzünden,

Bu Erdoğan’ın icraatları yüzünden,

Gerçekten herkes mağdur oldu.

Ama yine dikkat edin esnafı suçluyor.

Stokçu bunlar diyor,

Fahiş fiyat etiketleriyle mücadele edeceğim diyor,

Yahu o fahiş fiyat etiketi dediğin, esnafın maliyeti arttığı için mecburen koyduğu etiket.

Hangi esnafımız malını ucuzlatmak istemez?

Fahiş fiyatlarla mücadele edeceğim diyor,

Elektriğe zam yapıyor,

Fahiş fiyatlarla mücadele edeceğim diyor,

Doğalgaza zam yapıyor,

Fahiş fiyatlarla mücadele edeceğim diyor,

Akaryakıta zam yapıyor.

Soruyorum size ya bu ülkede elektrik fiyatını belirleyen kim?

Elektrik fiyatını kim belirliyor?

Hükümetin kendisi yani Cumhurbaşkanı belirliyor bu ülkede elektriğin fiyatını.

Elektrik fiyatları, sanayicimizin kullandığı elektriğin fiyatı 4,5 kat artmış arkadaşlar 1 yılda 4,5 kat.

Sanayicimizin kullandığı doğalgaz fiyatı bu ülkede 5,5 kat artmış.

O fahiş doğalgaz etiketlerini yazan kim?

Fahiş elektrik fiyatlarını yazan kim?

Evet Cumhurbaşkanı’nın kendisi.

Hiç suçu başkasına atmasın hiç.

Birde ne diyor petrol fiyatı her yerde arttı, her yerde zam var diyor,

Bir dakika, bir dakika,

Petrol fiyatları ne kadar arttı?

Eğer Türkiye’de akaryakıt fiyatları dünyadaki petrol fiyatları kadar artsaydı,

6 Lira 7 Lira olan benzin mazot bugün en fazla 10 Liraydı 11 Liraydı.

Ama Türkiye’de bir de dövizin kuru arttı ya dövizin kuru.

Petrol fiyatının bir de döviz kurunu çarptığında işte 27’ye 28’e gidiyor.

Eğer döviz kuru bu kadar artmasaydı, Dolar kuru bu kadar artmasaydı, bugün benzinin mazotun satılacağı fiyat 11 Liraydı 12 Liraydı arkadaşlar.

Eğer dünyada ki kadar petrol fiyatı artsaydı bugün akaryakıtın fiyatı 11 Lira 12 Liraydı.

Eğer 11 Lira 12 Lira değil de, 27-28 Liraya satılıyorsa aradaki fark döviz kurundaki patlamanın farkı, aradaki fark Erdoğan farkı. Aradaki fark ülke ekonomisinin kötü yönetilmesinin farkı.

Sebze meyveler çöpe gidiyor değil mi?

Antalya’da dereye döküyorlar.

Meyveler sebzeler dökülüyor niye?

Çünkü maliyetler yükselmiş, satış fiyatı artmıyor, kurtarmıyor, maliyeti kurtarmıyor.

Biz daha iyisini yapmak için buradayız. Daha iyisini yapmak için buradayız.

Bunların artık müsait bir yerde inme zamanı geldi arkadaşlar.

Tarihin en büyük tarım düşmanı iktidarıyla karşı karşıyayız.

Siz çiftçiyle hiç konuşmuyor musunuz ya?

Çiftçinin durumunu dinleyen anlayan yok mu hiç?

Bir sorun bakalım halimden memnunum diyen bir çiftçi var mı ülkede bir sorun.

Bak hesap belli hesap,

Şu 200 Lira değil mi arkadaşlar bakın 200 Liralık banknot, 200 Liralık banknot tedavüle çıktığı 2009 yılında 123 Dolar ediyordu 123 Dolar!

Milli paramız, yerli paramız değil mi? Türk Lirası milli ve yerli paramız,

Tedavüle çıktığı gün 123 Dolar ediyordu, bugün ne kadar biliyor musunuz? 12 Dolar. Hatta Dolar kuru arttıkça eriyor. Peki bu para 123 Dolarken bugün 12 Dolar ediyorsa bu aradaki fark nereye gitti? Kim çaldı bu farkı ya?

Cebinde 200 Lira taşıyan herkesin cebinden tam 111 Doları çalan kim?

Bu ülkede Dolar kurunu kim patlattıysa, enflasyonu kim patlattıysa 200 Lira cebinde taşıyan herkesin cebinden o 111 Doları çalan aynı kişiler arkadaşlar.

Yazıktır, günahtır.

Bakın,

Bizim çiftçimiz üretecek, bizim çiftçimiz kazanacak, halkımız daha ucuza daha sağlıklı ürün tüketecek bu mümkün.

Ama nasıl mümkün?

Daha iyi bir yönetimle mümkün.

Şu anda külliyede sarayda o ülkeyi yönetenlere yaklaşabilenler kimler biliyor musunuz?

Manisalı çiftçi girebiliyor mu o saraya?

Ama o tarım ürünlerini ithal edenler var ya oradan çıkmıyor ha.

Bu ithalat lobisi var ya ithalat lobisi,

İthalat lobisi hükümetin yakasından ayrılmıyor.

Ülkeye daha fazla nasıl ithalat yaparım diye uğraşıyor.

Türkiye Avrupa’nın en büyük ülkesi,

84 milyon nüfusuyla Avrupa’nın en büyük nüfusu bizde.

En genç nüfus bizde.

En büyük topraklar bizde.

Avrupa’nın yüzölçümü en büyük ülkesi biziz Türkiye.

Avrupa’nın en büyük tarım alanları da bizde yahu.

Bu koskoca ülke nasıl olur da harıl harıl ithalat yapmak zorunda kalır?

Ama sizin eğer tarım politikanız yoksa işte mecbur ithalat yaparsınız.

Eğer ithalat lobileri saraydan çıkmazsa mecbur ithalat yapmak zorunda kalırsınız.

İnşallah ithalatçılar değil arkadaşlar tüm Türkiye kazanacak tüm.

Devlet çiftçinin yakasına yapışmayacak.

Borç harç için sıkboğaz etmeyecek çiftçiyi devlet.

Geçmiş borçlara derhal kolaylık sağlayacağız derhal.

2 yıl ödemesiz erteleyeceğiz eski borçları.

Faizleri sileceğiz, donduracağız yıllarca küçük küçük taksiteler halinde bizim çiftçimiz borcunu ödeyecek.

Gübre parasının tam yarısını devlet ödeyecek.

Mazotun üzerindeki vergiyi atacağız, çiftçimiz vergisiz mazot alacak.

Yem desteği vereceğiz yem. Yemin parasının yarısını devlet karşılayacak.

Türkiye’deki bütün sulama projelerini, barajlar göletler isale hatları kapalı damlama sistem sulama yağmurlama damlama tamamını 5 yılda tamamlayacağız.

Türkiye’de ne kadar sulama yatırımı varsa bunun tamamını 5 yılda tamamlayacağız.

Ve istikrarı en kısa sürede sağlayacağız.

DEVA ile beraber çarklar dönmeye başlayacak inşallah.

Sağlık ayrı bir kriz sağlık,

Sağlık ayrı bir kriz alanı sağlık,

Doktor yok çünkü doktorlar kaçıyor.

Ülkenin Cumhurbaşkanı ne diyor doktorlara? ‘Giderseniz gidin’ diyor, ‘giderlerse gitsinler’ diyor. Giderlerse gitsinler diyor.

Gidiyorlar da her ay yüzlerce doktor kayıp veriyoruz yahu.

Ondan sonra randevu kuyrukları uzuyor.

Bir teşhis için randevu alacaksın 2 ay. MR için randevu alacaksın ne kadar sürüyor MR randevusu? MR randevusu 1 yıl.

E sen bu ülkenin kaynaklarını doğru kullanmazsan, en kıymetli insan kaynağını kaçırırsan “Giderlerse gitsinler” dersen işte vatandaş sağlık hizmetlerinden de artık memnun olmaz.

Mümkün değil.

Bir de ilaç bulunmuyor ilaç. Eczanelere sorun, şu an 500 kalem 600 kalem ilaç artık memlekette bulunmuyor. Yok, yok.

Tedavi için ilaç yok. Temel ihtiyaç bu yahu.

Arkadaşlar ülkemiz çok kötü yönetiliyor çok kötü.

Bakın dolar oldu, 17 liraya dayandı.

Aralık’ta dolar fırladığında Erdoğan ne yaptı?

Şapkadan 70 model bir tavşan çıkardı.

Neymiş? Kur Korumalı Mevduat Hesabıymış. Kur Korumalı Mevduat...

Ne dedi Kur Korumalı Mevduat için? Dedi ki ya bu dolar kuru arttığında dedi bankada parası olanlar mağdur oluyor dedi.  Onun için dedi ben onların kur farkını ödeyeceğim dedi. Eğer dolar artarsa dedi ben o farkı ödeyeceğim dedi.

Gel dedi Kur Korumalı Mevduata yatır sen paranı dedi.

Peki, ben buradan soruyorum şimdi Erdoğan’a buradan Manisa’dan bu meydandan soruyorum. Ya kur arttığında bankada parası olan mağdur oluyor da kur arttığında mazota 28 lira vermek zorunda kalan benim çiftçim mağdur olmuyor mu yahu?

Kur arttığında bankada parası olan mağdur oluyor da 28 liraya mazot almak zorunda olan şoför esnafım mağdur olmuyor mu?

Kur arttığında bankada parası olan mağdur oluyor da kur artışından sonra domatese, salatalığa, bibere geçen seneye göre 3 kat 4 kat ödemek zorunda kalan benim emeklim mağdur olmuyor mu?

Kur arttığında bankada parası olan mağdur oluyor da 2 bin 500 lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışan, 4 bin 250 lira asgari ücretle geçinmeye çalışan dar gelirli sabit gelirli vatandaşlarımız mağdur olmuyor mu?

Onlara göre her yer pırıl pırıl, pırıl pırıl...  Saraydan bakınca öyle gözüküyor, mesele orada.

Ya kendi paramızı pula çevirdi yahu.

Yerli ve milli paramı artık pul.  İnanın pul oldu yahu.

Göç sorunu da var göçmen sorunu da var. Çünkü Türkiye’nin göç politikası da yok, maalesef.

Bizim zamanında itibar kazandırdığımız paramızı pul ettiler. Paramızı Dolara Euro’ya ezdiriyorlar şu an. Fiilen ezdiriyorlar. Ama paramız ezildikçe de yerli ve milli paramız ezildikçe de millet eziliyor.

Bunu görmüyorlar, bunu görmüyorlar.

Ya geçen Bakan ne diyor ya... Diyor ki ihracatçılar çok para kazanıyor diyor. Ama diyor dar gelirliler mağdur oldu diyor.

Ha şunu bileydin! Ha şunu bileydin ya.

Şu anda bakın bu Kur Korumalı Mevduat var ya Kur Korumalı Mevduat tam servet transferi arkadaşlar tam.

Tamda bütün milletten toplayıp bankada parası olan aza sayıdaki kişiye servet transferi başka bir şey değil.

Rahmetli Özal kendinden önceki dönemde Kur Korumalı Mevduata benzer bir dövize çevrilebilir mevduat hesabı vardı eskiden... Rahmetli Özal geldi bunu bitirdi.

Bitirirken diyor ki basın toplantısında ‘gençlere vasiyetimdir diyor asla memleketi böylesine büyük bir zarara tekrar sokmayın’ diyor.

Dövize çevrilebilir mevduat hesabı... O günleri yaşayanlar bilir...

Diyor ki ‘bu ülkede yıllarca diyor enflasyon yüksek olduysa, yıllarca zam üstüne zam geldiyse bunun sebebi dövize çevrilebilir mevduat hesabıdır’ diyor.

Hepsi basın arşivlerinde hepsi.

Rahmetli Özal bir ifade daha kullanıyor, ‘bu  dövize çevrilebilir mevduat hesabı kendini uyanık zannedenlerin dalaveresidir’ diyor.

İfadeye bakın.

Asla bu ülkede bir daha böyle bir şey uygulamayın diyor.

Bu da tutuyor aralık ayında bir şey icat etmiş gibi Kur Korumalı Mevduat Hesabı diyor, ülkeyi bununla kurtaracağım diyor.

Ne oldu? Ne oldu yahu. 6 ay idare ettin. İşte gene kur 17’yi geçti.

6 ay, 6 ay o kadar.

6 ay bir göz boyadın.

Peki, 6 ayda ne oldu? Tam 900 milyar liralık Kur Korumalı Mevduat Hesabı oluştu arkadaşlar. 900 milyar lira...

Eski parayla 900 kentilyon. Katrilyon değil bak, kentilyon...

900 milyar...

Bu ne demek biliyor musun?

Döviz kuru yüzde 1 arttığında dönecek tam 9 milyar verecek. Döviz kuru yüzde 2 arttığında dönecek 18 milyar verecek. Döviz kuru yüzde 3 arttığında dönecek 27 milyar verecek demek. Hesap çok basit.

Şu an da bu ülkenin bütçesinde tarım desteği ne kadar biliyor musunuz? Tarım desteği...  Bütün bütçede ...

29 milyar lira.

Yani şu Kur Korumalı Mevduat Hesabında dolar sadece yüzde 3 artsa vereceği para, yüzde 3’e vereceği para 1 yıl boyunca tarıma vereceği bütün destek kadar yahu.

Böyle bir şey olur mu? Yazık günah değil mi?

Dolar kurundaki yüzde 3 artışa karşı bankada parası olana vereceği fark sadece yüzde 3 vereceği fark tüm Türkiye’nin tarımsal desteğinin toplamına karşılık geliyor.

Bizim çiftçimize yazık değil mi yahu? Tarımla uğraşan esnafımıza, tarımla uğraşan vatandaşlarımıza yazık değil mi?

Gerçekten arkadaşlar bütün Türkiye olarak, bütün Türkiye olarak çalışan herkes çalışırken yoksullaşıyor.

Çalışırken alnının terinin değeri düşüyor.

Çalışırken daha aybaşında alacağı maaşın değeri düşüyor.

Millet mesai saatinde ben ne yapıyorum ne uğruna çalışıyorum? Diye düşünüyor yahu.

Gerçekten çok yazık ettiler bu ülkeye çok.

Alın terinin kıymetini sildiler, yok ettiler bu ülkede.  

Doğru politikalar yerine saçma sapan icatlarla hepimizi de yoksullaştırmaya devam ediyorlar.

Allah muhafaza 1970 model bu Kur Korumalı Mevduatı çıkardı ya inşallah şu önümüzdeki günlerde 1930’lara dair bir icadı inşallah çıkarmaz diye bekliyoruz.

Kötünün kötüsü var bakın. Allah bu günleri aratmasın diyorum hala bu krizin ortasında diyorum ki Allah bu günleri aratmasın.

Kötünün kötüsü var.

Fakat sen Allah’ın verdiği aklı kullanmazsan, bilimin dışına çıkarak, aklın dışına çıkarak koskoca ülkenin ekonomisini yönetmeye çalışırsan daha kötüsü olur, daha kötüsü olur.

Maalesef, maalesef arkadaşlar gerçekten ülkemizi berbat ettiler.

Maalesef seçime doğru giderken ülkemizdeki kötüleşme devam edecek. Üzülerek söylüyorum. İnşallah çok kötü olmaz.

Ama seçime doğru giderken daha da kötüleşerek gidecek öyle gözüküyor maalesef.

Ama önümüze sandık geldiğinde, önümüze sandık geldiğinde her şey değişecek.

Seçim yakın, seçim yakın...

İlk seçimde inşallah ilk seçimde...

İnşallah seçim yakın. Sayılı gün çabuk geçer.

Bu sene Kasım’da da yapsalar seçim yakın gelecek sene Mayıs Haziran’da yapsalar da seçim yakın. Sayılı gün çabuk geçer.

İnşallah o seçim günü geldiğinde, o oy pusulasını önümüze aldığımızda orada DEVA Parti’sinin adını göreceksiniz ve DEVA Parti’sinin şu damla logosunu göreceksiniz.

Siz o gün, DEVA damlasının, DEVA logosunun altına ‘Evet’ mührü bastığınızda arkadaşlar, Külliye’nin duvarları titreyecek.

Bu olacak.

Gerisi bizde, gerisi bizde.

Evelallah.

Bakın ülkenin sorunlarının çözülmesinin yolu nereden geçiyor biliyor musunuz?

Kadroların, devlet, yöneten kadroların dürüst ve ehil insanlardan oluşması gerekiyor.

Yani ülkeyi yöneten üst düzey siyasi kadrolar, bürokrasi kadroları var ya bunların hem dürüst hem de ehil insanlardan oluşması gerekiyor.

Başka türlü olmaz, mümkün değil.

Ve mutlaka güveni oluşturmak lazım güveni. Güven olmadan olmaz.

Siz güven ortamı oluşturmadan asla bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz.

Bazen gençler bana soruyor Başkanım güven güven diyorsunuz da bu güveni nasıl oluşturacağız diyorlar, güven nasıl kazanılır diyorlar.

Ben de diyorum ki gençler, 1 dakikada 8 madde de size özetleyim. Güven nasıl oluşur, güven nasıl kazanılır?

Güven olunca her şey kolaylaşıyor. Ama nasıl kazanacaksın?

Burada 1 dakika da 8 madde de özetleyim.

  • Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.
  • Söz verince tutacaksın
  • Emanete hıyanet etmeyeceksin.
  • Her daim hukukla adaletle hareket edeceksin.
  • Ehliyetli, liyakatli, dürüst kadrolarla çalışacaksın.
  • İstişare edeceksin istişare. Bin biliyorsan bir bilene soracaksın. Bilenlerle konuşacaksın, vatandaşı dinleyeceksin, istişare edeceksin. Kafanın dikine gitmeyeceksin.
  • Şeffaf olacaksın, açık olacaksın. Merkez Bankasının arka kapısından gizli gizli bu memleketin alın teri olan dövizi satmayacaksın.
  • Her zaman hesap vermeye hazır olacaksın. Her zaman

Bakın çok şükür, bugün bu arkadaşınız burada alnımız açık başımız dik.

Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun süre bakanlık yapan insanıyım.

Tam 11 yıl bu ülkenin ekonomisinin başında oldum. Hamdolsun eğer bugün Manisa’ya gelip küçük sanayi sitesinde alnımız açık, başımız dik gezebiliyorsak bütün kadromuzla, bütün arkadaşlarımızla beraber, bu büyük nimet.

Burada Pazar yerine girip rahatlıkla gezip dolaşabiliyorsak alnımız açık başımız dik hamdolsun, Allah utandırmasın.

Fakat şu an da ülkeyi yönetenler bunu yapabiliyor mu?

Gelip bu pazar yerinde dolaşabilirler mi? Yapamazlar.

Gelip şurada bir kahvehanede çayhanede oturup vatandaşlarla oturup dertleşebilirler mi?

Burada bir taksi durağına oturup taksici esnafımızla konuşacak, halk otobüsü kullanan şoför esnafımızla konuşacak, dertleşecek halleri kaldı mı? Kalmadı.

Ama değerli arkadaşlar evelallah biz geliyoruz, biz geliyoruz. Hep beraber kadro olarak geliyoruz inşallah.

Çünkü Türkiye en iyisine layık. Bu büyük ülke buna layık, en iyisine layık. Manisa en iyisine layık, şehzadeler şehri en iyisine layık.

Bunun için çalışıyoruz.

Ve yepyeni kadrolarla yola çıktık, yepyeni kadrolarla.

Aramızda siyaset tecrübesi olan arkadaşlarımız var ama siyaset onları kirletememiş onlar da siyaseti kirletmemiş.

Siyaset yapmış arkadaşlarımız var ama bizim kadromuzun yüzde 85’i siyasete ilk defa DEVA Partisi ile başlayan arkadaşlar. İlk defa bizimle başlayan arkadaşlar.

Kadınlar ve gençler tüm teşkilatımızda çok yüksek orandan temsil ediliyor.

Bakın Manisa İl Başkanımız Cansın Hanım, burada bizimle beraber.  Aydın İl Başkanımız, partimizin kurucularından Meltem Hanım, İzmir İl Başkanımız, hemen komşu illerden bahsediyorum, Seda Hanım. Yıllarca sivil toplumculuk yapmış, bugün bizim il başkanımız.

Partimizin en kritik en önemli görevlerinde kimler var? Kadınlar var. En kritik en önemli görevlerinde kimler var gençler var.

Tabii ki erkeklere de biraz yer ayırıyoruz, onları da mağdur etmiyoruz  Erkekleri de mağdur etmiyoruz merak etmeyin.

Ama değerli arkadaşlar biz omuz omuza yürümek zorundayız, omuz omuza yürümek zorundayız. Erkeğiyle kadınıyla, genciyle tecrübelisiyle omuz omuza yürümek zorundayız.

Ve çok çabuk çözülür inşallah çok çabuk.

Ülkenin sağlık sorunu da çözülür, sağlığa erişim bir temel insan hakkı değil mi? Sağlığa erişim...

İşte bahsettiniz, 1 yıl randevu dediniz MR, 2 ay randevu...

Erişemiyorsun.

İfade özgürlüğü temel bir insan hakkı değil mi ifade özürlüğü...

Konuşamıyorsun. Gençler korkuyor sosyal medyada paylaşım yapmaya, gazeteci korkuyor işten kovulurum diye.

Barınma temel bir insan hakkı değil mi barınma...

Kiraları görüyorsunuz yahu... 2’ye katlıyor, 3’e katlıyor kira fiyatları.

Yazık günah bu insanlara.

İnsanlar bundan 10 sene önce araba alacağı paraya şu an cep telefonu alıyor yahu.

--- Vatandaşa cevap. Unutmuyoruz EYT’lileri. EYT’liler bizde

Bakın 10 sene önce araba alacağınız fiyata bu sene bir cep telefonu alıyorsunuz ya, yazık.

Eskiden, biz ekonominin başındayken 12 aylık memur maaşına bir otomobil alınabiliyordu.

Bugün mümkün değil.

Vatandaşlarımızın çoğu için ömür boyu bir araba almak, bir ev almak şu an da hayal oldu.

Ama inşallah biz gelince onlar tekrar gerçek olacak. Hayal olmayacak.

Çünkü yaptık.  Yeniden yapacağız.

Bakıyorum insanlar cep telefonlarını çıkarıyor, zannedersin böyle müze de paha biçilmez tarihi eser gibi cep telefonu. Ama kırılmasın, bozulmasın. Camı kırılırsa yandım.

E cep telefonu yahu. Temel hak.  Bugün bir cep telefonu bir akıllı telefon temel hak. Çünkü bilgi edinme bilgi alma vatandaşın, temel hak. Lüks değil yahu lüks değil.

Ateş pahası oldu her şey. Bunlar bütün dengeleri alt üst ettiler bütün dengeleri.

Değerli Manisalılar, değerli dostlarım,

Sıcakta sizin daha fazla vaktinizi almayım.

Ama şunu bilin.

Sandık günü, Sandık günü geldiğinde bütün barajları yıkmaya var mısınız?

VARIZ!

Bu ülkenin şu anda yaşadığı kâbusu, bu korkulu rüyayı seçim gününde bitirmeye var mısınız?

VARIZ!

Bakın inanın bir korkulu rüyadan kabustan şöyle insan uyanır da bir yudum su içer ya o kadar hızlı düzelecek bu memleket ya o kadar hızlı...

O kadar hızlı olacak.

Özgür ve zengin bir Türkiye’ye var mısınız?

VARIZ!

Herkesin yüzünün güleceği, mutlu, refah içinde yaşayan, yarınlara güvenle bakan bir Türkiye’ye hazır mısınız?

VARIZ!

Siz hazırsanız biz de hazırız, DEVA hazır, Manisa hazır...

Yolumuz açık olsun. Sağ olun var olun diyorum.

Teşekkür ederim.

5 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Adalar İlçe Binası Açılış Konuşması

Ali Babacan Adalar Konuşma Metni

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Değerli konuklar,

Büyük Ada’nın çok değerli sakinleri,

İstanbul’un farklı ilçelerinden gelip bugün bizlerle beraber olan çok değerli konuklarımız,

Evlerinin balkonundan pençelerinden bizleri izleyen bizleri takip eden çok değerli komşularımız,

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum Adalar İlçe Teşkilatımızın hizmet binasının açılış törenine hepiniz hoş geldiniz diyorum.

Gerçekten Türkiye’miz çok zengin. İstanbul çok zengin.

Bu zenginlik değerli arkadaşlar bir kültür zenginliği aynı zamanda.

Bir tarih zenginliği.

Adaların kültürümüzde ve tarihimizde çok özel bir yeri var.

Heybeliada’da Aziz Nesin’in Ahmet Rasim’in izleri var.

Burgazada’da Sait Faik’in, Halide Edip’in izi var.

Kınalı Ada’da Zahrad adıyla bildiğimiz Zareh Yaldızcıyan’ın, Hrant Dink’in izleri var.

Büyükada’da Yakup Kadri’nin, Yahya Kemal’in Nurullah Ataç’ın, Reşat Nuri’nin izi var.

Büyükada’nın bütün sokaklarında, ara sokaklarında, binalarında, taşında, toprağında bu izleri görüyorsunuz.

Aynı zamanda 6-7 Eylül karanlığında burada ki evine saldırılan büyük golcü, milli futbolcumuz Lefter‘in de izi var.

Hemen yanı başımızdaki yeni adıyla demokrasi ve özgürlükler adası olan Yassıada da yani namı değer yaslı adada da utanç yargılamalarının izi var.

Gerçekten Adalar tarihimizde kültürümüzde derin iz bırakmış topraklar.

Değerli arkadaşlar,

Bugün burada, bu güzel ilçemizde, Büyükada’nın bu güzel sokağında ilçe teşkilatımızın açılışı vesilesiyle bir aradayız.

Ama bugün aynı zamanda biliyorsunuz 5 Haziran Dünya Çevre günü.

50 yıldır farklı temalarla kutlanılan bu Dünya Çevre Günü’nün bu yılki teması da “Tek Bir Dünya”.

Evet tek bir dünyamız var, şu anda yaşayacağımız bir başka gezegen yok. Onun için dünyamıza gözümüz gibi bakmak zorundayız.

Onun için aslında biz ne yaptık?

Bir gezegen savunma eylem planı yaptık.

Ve eylem planımızı daha iki gün önce açıkladık.

“Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planı“bunun adı.

İklim değişikliğinin varoluşsal bir tehdit olduğunu öncelikle hep beraber kabul ettik.

Ve iklim değişikliğinin hem küresel ısınma yoluyla uzun vadeli bir risk oluşturduğunu, doğal afetleri ve her türlü riski, sel, orman yangını, her türlü doğal afet riskini de hızla arttıran bir gerçek olduğunu bildik, kabul ettik.

Yangın ve sellerle mücadele etmeyi de bir memleket meselesi olarak gördük.

Daha geçen yaz yaşadık, Kastamonu’da, Bozkurt Abana’da sel felaketinin çok sayıda cana mal olduğunu gördük.

Yine geçen sene, bütün batı ve güney sahillerimizde orman yangınlarını yaşadık.

Ciğerlerimiz yandı.

Heybeliada’da yandı ama Allahtan kısa sürede bu Heybeliada’ya müdahale edildi ve yangın çabuk söndürüldü.

Ama Türkiye’nin pek çok bölgesinde bugüne kadar yaşanmamış boyutta orman yangınları gördük.

Bunların çoğunun sebebi işte bu iklim değişikliği.

Biz Türkiye’nin dağına, taşına, havasına, suyuna, denizine sahip çıkmak zorundayız.

Bunun için bu “İklim Değişikliği ve Çevre Eylem Planı“mızı açıkladık.

Bütün detaylarıyla ne yapacağımızı açıkladık.

Denizlerimizi koruyacağız. Gemilerden boşaltılan sintine ve balast sularının denizlere boşaltılmaması için, hava unsurları dahil yakın bir takip içerisine almak zorundayız.

Denizlere boşaltılan atık suların ileri biyolojik arıtma sistemleriyle ve belirli sıcaklık aralığında deşarj edilmesini zorunlu hale getirmek zorundayız.

Çevreye gözümüz gibi bakmak zorundayız.

Evet bizim yeşil çizgilerimiz var arkadaşlar ve bu yeşil çizgilerimizden en kalını, en kalın yeşil çizgimizde;

“Nesiller Arası Adalet“

Bu Nesiller arası adalet nedir diye soruyorlar.

Nesiller arası adalet kısaca şu:

Biz bugün har vurup, harman savurursak, bugün gözümüzü karartıp sadece kısa süreli rant için dünyayı kirletip, çevreyi yaşanmaz hale getirirsek ve gelecek nesillere kötü bir dünya bırakırsak bu adalet değil.

Biz bugünü de korumak zorundayız, bugünkü nesillerimizi de düşünmek zorundayız, yarınların nesilleri içinde bugünden tedbir almak zorundayız.

İşte nesiller arası adalet bu.

Bugün biz yaşayalım kirletelim batıralım, sonraki nesiller kendileri düşünsün.

Böyle bir şey yok.

Bugün biraz külfete katlanacağız, bugün biraz maliyete katlanacağız ki yarınki nesiller daha yaşanabilir bir Türkiye’de, daha yaşanabilir bir dünyada hayatlarını sürdürsünler.

Değerli arkadaşlar bizim şöyle partimizin logosuna bakan, zaten suyu görüyor yeşili görüyor.

Biz çevreci bir partiyiz ve kalın yeşil çizgileri olan bir partiyiz.

Ve lafta değil biz özde çevreciyiz.

Gerçekten bunlara dikkat etmek zorundayız. Aksi halde gerçekten riskler çok büyük.

Bazen bu ekonomik krizin ortasında, insanlar yoksullukla, işsizlikle mücadele ederken. İnsanlar bir ekmek parası bulmakta güçlük çekerken, çevreden bahsetmek, bazen siyasetin günlük tartışmalarının dışına çıkmak gibide oluyor bununda farkındayız.

Ama biz inadına çevre diyeceğiz.

Bazıları popülizm yapacak, bazıları sürekli siyasette nefret dili kullanacak, öfke dili kullanacak, bazıları sürekli bu toplumu kutuplaştıracak, gerecek. Bizde inadına çevre diyeceğiz. İnadına gençler diyeceğiz, inadına daha güzel yarınlara doğru hep beraber umutla yürüyeceğiz diyeceğiz. Ve bunu başaracağız inşallah.

Değerli arkadaşlar,

Gençler bizim umudumuz, biz gençler için çalışıyoruz, gençlerle yan yana yürüyoruz, hatta gençlerimizin arkasından yürüyoruz.

Gençler nerede biz oradayız.

Bugün burada, Büyükada’da bu açılışı yapmamızın sebepleri var.

Tabi ki ilçe binamızın hizmete girmiş olması DEVA Partisinin bir noktada daha bayrağını dalgalandırması ülkemiz için çok önemli bir adımdır.

Ama aynı zamanda doğa harikası, tarihiyle, kültürüyle bu çok kıymetli noktada Büyükada’da 5 Haziran Çevre Gününde bu açılışı yapmamızın da ayrı bir anlamı ayrı bir önemi var.

İşte biz buradan bir bakıma nasıl iki gün önce Bolu’dan o yeşil ilimizden, gölleriyle ormanlarıyla meşhur ilimizden tüm Türkiye’ye tüm dünyaya seslendiysek bugünde buradan Büyükada’dan tüm Türkiye’ye tüm dünyaya sesleniyoruz:

Daha güzel bir dünya için, daha yaşanabilir bir dünya için hep beraber çalışalım, hep beraber başaralım istiyoruz. Ve bunu sizlerle beraber yapacağız.

Değerli arkadaşlar,

Tabi Büyükada’ya gelmişken, öyle çok uzun bir konuşmayla sizleri meşgul etmek istemiyorum. Biraz önce değerli sanatçımız Canan Anderson’un güzel konserini hep beraber dinledik. Farklı bir keman yorumuyla gerçekten her çeşit her farklı stilde müziği nasıl kemanla yorumladı hep beraber dinledik.

Büyükada’da şimdi hava güzel ortalık hoş öyle uzun bir konuşmayla canınızı sıkmayacağım merak etmeyin. Biraz sonra sözlerime son vereceğim.

Ve şunu ifade etmek istiyorum arkadaşlar,

Türkiye’miz çok güzel bir ülke, çok büyük bir ülke.

84 milyonluk nüfusuyla Avrupa’nın en büyük nüfusu bizde.

En düşük yaş ortalamasına sahip olan, en genç nüfusta bizde.

En büyük topraklar bizde, en büyük tarım alanları bizde.

Fakat maalesef çok kötü bir yönetimde bizde.

Bu kötü yönetim ilk seçimlerde gidip, müsait bir yerde inip bizler işbaşına geldiğimizde inşallah ülkemizin sorunları çok hızlı bir şekilde çözülmeye başlanacak, çok hızlı.

Bunu yapacağız.

Ben buna inanıyorum.

DEVA kadroları buna inanıyor.

Bunun için yola çıktık.

Bunun için DEVA Partisini kurduk.

Bunun için İstanbul’un 39 ilçesinde artık devalı arkadaşlarımız var ve çalışıyorlar.

Bizim tek amacımız daha özgür ve daha zengin bir ülke.

İnsanların mutlu yaşadığı bir ülke istiyoruz biz.

Çünkü Türkiye bunu hak ediyor ya.

Ülkemiz bunu hak ediyor, gençlerimiz bunu hak ediyor.

Bizde tam bunun için çalışıyoruz ve bunun için çalışmaya devam edeceğiz.

DEVA damlaları birikiyor sel oluyor.

O biriken sel olan damlalarda inşallah bütün barajları yıkacak.

Seçim günü geldiğinde oy pusulasında vatandaşlarımız DEVA’nın damlanın altına evet mührünü bastığında Beştepe’de duvarlar titreyecek onu biliyoruz.

Ondan sonrası kolay.

Sonrası bizde, bu iş bizde. Bunlar gerçekten ülkede ekonomiyi mahvetti, perişan etti.

Ülkede adaleti mahvetti, perişan etti biliyoruz.

Ama inanın bunları çözmek kolay.

Dürüst ve ehil kadrolar işbaşına geldiği anda bunlar kolay.

Güven ortamı oluştuğu zaman inanın her şey çok kolay.

Aynı bir korkulu rüyadan uyanırcasına, bir kabustan uyanıp ta bir yudum su içme hızında bu ülkede her şey düzelmeye başlayacak.

Özgürlük anında, herkes şöyle bir nefes almaya başlayacak.

Sosyal medya kullanmaktan gençlerimiz korkmayacak.

Gazetecilerimiz, yazarlarımız, yorumcularımız konuşmaktan korkmayacaklar.

Onun için korkma Türkiye diyoruz. Korkma.

Ve arkadaşlar güven olduktan sonra her şey kolay, her şey kolay.

Son bir dakikada güveni kazanmak için ne yapmak gerekiyor, size sekiz maddede tekrar özetleyeyim ondan sonra kurdelemizi keseceğiz açılışımızı hep beraber yapacağız.

Gençler hazır mıyız?

1 dakikada 8 maddede güven nasıl kazanılır?

Bayrakları asmışsınız zaten flamalarda yazıyordu vapurdan inerken gördüm.

8 madde 8 flamada yazıyordu.

1- Konuşunca doğruyu söyleyeceksin.

2- Söz verince tutacaksın.

3- Emanete hıyanet etmeyeceksin.

4- Her daim hukukla adaletle hareket edeceksin.

5- Ehliyetli, liyakatli, dürüst insanlarla çalışacaksın.

6- Her kararını istişareyle alacaksın.

7- Şeffaf olacaksın, açık olacaksın, karanlıkta iş yapmayacaksın.

8- Her zaman hesap vermeye hazır olacaksın.

Bu 8 maddeyi yapın, korkmayın.

Bunları yaparsanız güveni kazanırsınız, güveni.

Güveni kazandıktan sonrada önünüz açık korkmayın.

İş hayatında da korkmayın, siyasette de korkmayın, devlet yönetiminde de korkmayın.

Güven! Güven! Güven!

Güveni kazanın gerisi kolay.

Evet ben tekrar bizimle beraber olan tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum.

Adalar ilçe hizmet binamızın tekrar hayırlı olmasını diliyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Ve şimdi önce bir sanatçımız Canan Hanımı Canan Anderson’u buraya bir davet edelim. İlçe başkanımızı da alalım, Erhan beyi alalım.

Tekrar hayırlı uğurlu olsun arkadaşlar.

Kurdeleyi Besmeleyle kesiyorum ve ilçe binamızın Adalarımız için güzel hizmetlere vesile olmasını diliyorum.

4 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın İskenderun İlçe Binası Açılış Konuşması

İskenderun İlçe Kongresi

Değerli yol arkadaşlarım,

Genel merkez kurul üyeleri,

Hatay teşkilatımızın ve İskenderun teşkilatımızın çok değerli başkanları,

Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin kıymetli temsilcileri,

Değerli muhtarlarımız,

Teşkilat mensuplarımız,

Sevgili İskenderunlu gönüldaşlarımız,

Değerli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen tüm vatandaşlarımız;

Hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, İskenderun teşkilatımızın birinci olağan kongresine hoş geldiniz diyorum.

*****

İskenderun muhteşem, İskenderun hazır.

Maşallah İskenderun hazır, İskenderun muhteşem.

Değerli arkadaşlar,

DEVA Partisi, ülkemizin dört bir yanında damla damla büyüyor.

Partimiz, Türkiye’nin DEVA’ya susamış topraklarına hızla yayılıyor.

Türkiye, nihayet DEVA’sına kavuşuyor.

Ben; DEVA Partisi teşkilatının gücünü her gün Türkiye’nin her yerinde görüyorum ve yüreğimde hissediyorum.

Her gün, her gün damla damla büyüyoruz. Damlalar sel oluyor ve DEVA Parti’sinin damlalarının oluşturduğu sel barajları yıkıp geçecek İnşallah.

Hep beraber göreceğiz.
Bunu beraber başaracağız.

Değerli arkadaşlarım,

Her geçen gün, DEVA Parti’sinin Türkiye satında yayıldığı her geçen gün ve maalesef ülkemizdeki sorunların da gittikçe büyüdüğü her gün diyorum ki
“İyi ki DEVA Partisi’ni kurmuşuz, iyi ki bu yola çıkmışız” diyorum.

Ve Türkiye’yi ayağa kaldıracak kadroların sizler olduğunu çok iyi biliyorum.

İşte bu kadrolar Türkiye’yi yeniden ayağa kaldıracak ve Türkiye çok parlak yarınlara doğru koşacak.

Bunu sizler başaracaksınız.

Türkiye’nin tam demokrasi hikayesini sizlerle beraber yazacağımızı ilk günden beri çok iyi biliyorum.

Nice başarıların altına hep beraber imzamızı atacağız inşallah.

Biz, heyecanımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz.

Hep beraber, hep beraber kadro olarak Türkiye’ye DEVA olacağız arkadaşlar. Hep beraber.

Türkiye’yi ülkemizi hukukla biz buluşturacağız biz.

Türkiye’ye güveni yine biz getireceğiz.

Zenginliği yükselten kadrolar yine bizler olacağız.

Ülkemizi bu krizlerin pençesinden yine hep beraber bizler kurtaracağız.

Özgür ve zengin bir Türkiye olacağız inşallah özgür ve zengin...

*****

Gençleri biz yanımıza aldık, önümüze aldık. Gençlerle beraber yürüyoruz, koşuyoruz daha güzel yarınlara. Hep beraber.

Değerli arkadaşlar buraya ben Bolu’dan geldim.

Türkiye’de ilk kez bir siyasi parti “çevre ve iklim değişikliği” konusunda bir eylem planı açıkladı.

Yine bir ilkin altına imza attık.

Ve üstelik bunu yeşilin ortasında Bolu’nun Mudurnu ilçesinin bir köyünde gençlerle beraber gerçekleştirdik.

Pek çok şehirden gelen arkadaşlarımın katılımıyla beraber dünyamızı ve ülkemizi iklim değişikliğine karşı nasıl koruyacağımızı madde madde anlattık.

Çünkü bizim değerli arkadaşlar yeşil çizgilerimiz var yeşil. Ve en kalın yeşil çizgimiz ise nesiller arası adalet, nesiller arası adalet.

Biz bu dünyayı, doğayı, çevreyi korumanın sonraki nesiller için, gençler için asli sorumluluğumuz olduğunun bilincindeyiz.

Eylem planımızın ardından ertesi gün Bolu sokaklarındaydık. Vatandaşlarımızı dinledik.

Biliyorsunuz dün TÜİK enflasyonu açıkladı. Biz onlara diğer adıyla ne diyoruz? Rakamları ayarlama enstitüsü diyoruz. Rakamları ayarlama enstitüsü.

O gün Bolu sokaklarındaydık. Vatandaşlarımız çok dertli.

Bir hanımefendi bağırdı, “Enflasyon, enflasyon, enflasyon” diye çarşının ortasında.

“Enflasyon yüzde 300” diyen bir babanın feryadına şahit oldum.

Bir baktım bir esnafımız şöyle yolda yürürken karşılaştık. Çıkarttı bana evraklarını gösterdi.

Dün, 3 Haziran günü iş yerini kapatma müracaat belgelerini hazırlamış “şimdi dedi bu belgeleri vermeye gidiyorum. Yapamadım” dedi. Kriz dedi benim iş yerimi aldı götürdü dedi.

Sokaktaki tabloyu gittiğim her yerde arkadaşlar, çok iyi görüyorum.

İşte bu acı tabloyu çözmenin sorumluluğunu da hep beraber iliklerimize kadar hissediyoruz.

Bu acı tablo bizi gece gündüz demeden çalışmaya zorluyor.

Sorumluluğumuzun çok çok iyi farkındayız.

Çünkü değerli arkadaşlar,

Çünkü değerli arkadaşlar şu anda ülkemiz çoklu organ yetmezliği gibi, çok boyutlu bir krizin tam ortasında.

Ekonomi krizde, hukuk, adalet krizde, eğitim krizde, dış politika krizde.

Her alanda ama her alanda kriz yaşıyoruz.

Ve Maalesef artık sağlık da krizde…

Evet, sağlık sistemi de çöküyor arkadaşlar çöküyor.

Randevular alınamıyor.
Teşhisler konulamıyor.
Ameliyatlar yapılamıyor.
İlaçlar bulunamıyor.
Tıbbi malzeme bulmakta güçlük çekiyor vatandaşlarımız.
Yüzlerce madde ilaç artık raflarda yok, yokluk ülkesi olduk yeniden.

Ülke resmen şu anda hekimler göçü veriyor.

Çünkü doktorlarımız kaçıyor, gidiyor bu ülkeden.

Devlet hastanelerindeki hekimler sürekli istifa ediyor.

Hekim olmayınca, randevu kuyrukları da uzuyor.

Sebebi sadece ve sadece iş bilmezlik. Başka bir şey değil.

Hep beraber, Hep beraber inşallah kadro olarak geleceğiz ve kurtaracağız arkadaşlar.

Seçim günü geldiğinde vatandaşlarımız o seçim pusulasında DEVA’nın, damlanın altına ‘Evet’i’ basacak sorası bizde, gerisini biz çözeceğiz inşallah.

Bakın arkadaşlar Dünya Sağlık Örgütü’nün hasta hekim ilişkisiyle ilgili standartları var.

Ne diyor Dünya Sağlık Örgütü?

Diyor ki bir hekim hastasına en az 20 dakika ayıracak diyor. 20 dakika muayene süresi diyor.

Türkiye’de bu ne kadar biliyor musunuz?

5 dakikanın altında 5 dakika.

5 dakikadan fazla göremiyor bir hasta doktoru. Bir hasta doktorunu 5 dakikadan fazla göremiyor.

Bir yandan da sağlık çalışanlarının maaşları enflasyon karşısında hızla eriyor gidiyor.

Bu da yetmiyor.

Devletin en tepesindeki kişi, canını dişine takan doktorlarımızı, sağlık çalışanlarımızı milletin önüne atıyor yahu.

O da yetmiyor.

O krizlerin ortağı var ya küçük ortak, o da arada bir doktorlara saldırıyor.

Hekimleri suçluyorlar, “Giderlerse gitsinler” diye kapıyı gösteriyor yahu.

Bir ülke en iyi yetişmiş vatandaşlarını başka ülkelere gitmesine böylesine yol açar mı? Böylesine kolay olabilir mi bu iş?

Peki sonuçta ne oldu?

Çok sayıda hekim istifa etti. Yurtdışına gidiyorlar. Her ay yüzlerce hekimimiz yurt dışına gidiyor şu an.

İktidardakiler bu ülkede çalışanların hayatını zindana çevirirken, kapıyı gösterirken, el alem ne yapıyor? “Gelin bize gelin” diyorlar. “Burada hem iyi şartlarda çalışın hem de insana layık bir hayat kaliteniz olsun” diyor.

Böyle giderse inanın, birkaç yıla kadar ameliyat yapacak cerrah bulamayacağız. Doktorlarımızı bulamayacağız. Hastanelerde cerrah bulamayacağız, ameliyat yapamayacaklar.

Bakın arkadaşlar,

Sağlık ciddi mesele ciddi.

Bu işin ideolojisi, şusu busu olmaz. Burada Söz konusu olan can, can.

Bir iktidar kendi ellerimizle yetiştirdiğimiz insan gücümüzü Amerika’ya, Avrupa’ya öyle bedavadan vermez veremez.

Hep beraber arkadaşlar hep beraber bu ülkeyi daha yaşanabilir bir ülke haline getireceğiz. Her yaştan gencimizin daha çok yaşamak istediği bir ülke haline getireceğiz Türkiye’yi.

İnsanların kaçmak değil, akın akın gelmek görmek, yaşamak istediği bir ülke haine getireceğiz.

Bunu hep beraber başaracağız

İnsanlara kaliteli bir yaşam ve insanca çalışma imkânı tanınmasa, o ülkenin hastanelerinde işte böyle randevu sırası randevu kuyruğu olur.

Muayene süreleri beş dakikaya indirilirse, insanlar doğru düzgün tedavi edilemez doğru düzgün teşhis bile koyulamaz.

Bu Kur oynaklığı devam ettiği sürece de ilaç sanayine güven verilmez, ülkede ilaç da bulunmaz, tıbbi malzeme de bulunmaz.

Biz sağlıktaki bu krizi çok iyi görüyoruz ve vatandaşlarımız da bu krizi bizzat her gün artık yaşıyor.

Şunu açık bir şekilde ifade etmek isterim:

Hekimiyle, eczacısıyla, hemşiresiyle, teknisyeniyle, biz tüm sağlık çalışanlarımızın yanındayız. Yanında olmaya da devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar,

84 milyonun sağlığı ve hayatı bizim en önemli gündem maddemizdir.

Ve Çok yakında da sağlık politikaları konusundaki eylem planımızı açıklayacağız.

Bakın dün açıkladığımız 9’uncuydu. 9 tane eylem planı açıkladık bugüne kadar.

Yükseköğretimden ekonomiye, çevre meselelerinden afet yönetimine kadar, tarımda şehirciliğe kadar bütün eylem planlarımızı açıkladık, açıklıyoruz.

Şimdi 10’uncu eylem planımızda yargı reformu konusunda. Onu da inşallah 2 haftaya kadar açıklıyoruz. Arkasından sağlık gelecek, arkasından gençlik.

Böylelikle tam 20 tane eylem planını önümüzdeki birkaç ay içerisinde açıklamış olacağız.

Bunlar Türkiye’de ilk. Bizden başka yapan da kimse yok.

Devlet tarafında da yok siyaset tarafında da yok.

Çünkü biz seçimlerden sonra ülkenin tek bir gün bile kaybetmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Onun için seçimlerden sonra kurulacak hükümetin ilk dakikadan itibaren neler yapacağını da bütün detaylarıyla hazırlıyoruz.

*****

Değerli arkadaşlarım,

Şu anda ülkemiz insanların hayallerinden uzaklaştığı bir ülkeye dönüyor.

Artık kimse hayal bile kuramıyor.

Gençler, emekliler, dar ve sabit gelirliler, çiftçiler, esnaf, herkes ama herkes, enflasyon karşısında inim inim inliyor.

Artık bu ülkede sabit gelirli bir vatandaşımızın bir araba bir ev alma hayali bile yok. Bunun hayalini bile kuramıyor kimse.

Eskiden en azından onun bir hayali vardı.

Mesela 12 aylık devlet memuru maaşını topladığınızda bir araba parası ediyordu.

Bu vardı Türkiye’de bunlar yapıldı.

Emeklilerimiz şöyle kenara koyduğu, biriktirdiği paralarla Avrupa’da tatil yapabiliyordu.

Bakın daha yeni, bu sabah. İskenderun’da bir Pazar yerine girdik arkadaşlarla.

Boydan boya şöyle bir yürüdük.

İnsanlar isyan ediyor.

En çok duyduğumuz ifade ne biliyor musunuz arkadaşlar en çok?

Kurtarın bizi diyorlar kurtarın.

Bir emeklimiz ne dedi biliyor musunuz?

Ya dedi ben eskiden dedi, 150 liraya dedi 150 liraya, bütün buzdolabını dolduruyordum dedi. Aldıklarımı buzdolabında koyacak yer bulamıyordum dedi.

Şimdi dedi 2 torbayı zor dolduruyorum bu paraya.

Koskoca ülke Survivor setine döndü yahu. Millet hayatta kalmak için çalışıyor şu an.

Görüyorsunuz, her şey ateş pahası.

Dün Rakamları Ayarlama Enstitüsü, “TÜİK”, geçen ayın enflasyonun rakamını açıkladı.

Neymiş, 12 aylık enflasyon neymiş mayıstan mayısa, Yüzde 73 buçuk.

Herhalde inandırıcılığını artsın diye buçuğunu da ekliyorlar.

Yani enflasyonu o kadar hassas ölçüyoruz ki kuyumcu terazisiyle 73 buçuk enflasyon diye açıklıyorlar.

Ya gerçek enflasyonun ne olduğunuz bizim esnafımız, çiftçimiz, çarşıya pazara giden vatandaşımız bilmiyor mu?

10 yaşındaki çocuk gerçek enflasyonun ne olduğunu biliyor.

Siz kimi kandırıyorsunuz ya?

Vatandaş pazarda, markette alışverişte gerçek enflasyonu görüyor yaşıyor.

Siz ne açıklarsanız açıklayın.

Siz Allah aşkına neyi kimden saklıyorsunuz ya.

Sen TÜİK Başkanını altı defa değiştir, TÜİK’in ekibi değiştir. Niye? Laf dinlemiyor diye.

Yeni başkanlara da talimat ver şundan daha fazla açıklama diye.

Ayıp yahu, gerçekten ayıp.

Çıkın dürüstçe bu ülkede enflasyonu kaça çıkarttığınızı açıklayın.

Ama açıklamıyorlar arkadaşlar açıklamıyorlar.

Üstelik ne yapıyorlar bakın, öyle anlaşılıyor ki, şu 84 milyonluk ülkede, sokaktaki fiyatlardan haberi olmayan iki kişi var: Bir, Sayın Erdoğan. Diğeri Bahçeli.

TÜİK onlara yaranmak için neredeyse birileriyle yarışa girmiş durumda.

Seçim günü o damlanın altına mührü öyle bir basacağız ki Beştepe’nin duvarları titreyecek, merak etmeyin.

Ben buradan soruyorum, TÜİK iktidarın talimatıyla enflasyonu düşük gösteriyorsa, bilelim.

Yok, birilerine yaranmak için enflasyonu düşük göstermek gayretindeyse onu da bilelim.

Bakın bir de ne yaptılar bu ay biliyor musunuz arkadaşlar?

TÜİK’in raporlarında bazı ürünlerin fiyatları yazardı, bu fiyatlara baktık biz enflasyonu böyle hesap ettik diye. O fiyatları da kaldırmışlar bu ay. Onu da yazmıyorlar.

Fiyatları artık oraya yazacak yüz de kalmamış artık belli.

Fiyatları yayınlamayınca, markette vatandaş fiyatları görmeyecek zannediyorlar.

Yahu siz ister açıklayın ister açıklamayın, çarşıya pazara giden herkes fiyatları görüyor.

İşte bugün sordum pazarcı esnafına, şöyle orta boyda bir yumurta 30’luk kutu dedim geçen sene Mayıs’ta kaça satıyordun? bu sene kaça satıyorsun?

Geçen sene dedi Mayıs’ta 11 Liraydı, bu sene 35 Lira dedi. Küçüğü biraz düşüyor, büyüğün fiyatı yükseliyor. Ortalama bu.

3 misli yahu 3 misli.

Patates satan arkadaşımıza sordum. Geçen sene dedi 3 Lira 4 Liraydı, bu sene 10 Lira. 3 katı 3. Bakın 3 katından bahsediyoruz.

Öyle yüzdelerle ifade etmiyoruz artık. 2 kat mı? 3 kat mı? 4 kat mı?

Pazarın çıkışında bir dondurmacı kardeşimiz, dedi ki sattığım dondurma tam 5 kat, külahı da 5 kat arttı dedi. 5 kat 5 kat düşünün yani.

Şimdi mesele şu, mesele ister asgari ücret ister emekli maaşı, bunlar ne kadar artıyor? TÜİK’e açıklattıkları o düşük uydurma enflasyon oranı kadar artıyor.

Ama gerçek hayat çok hızlı pahalanıyor. Bütün sabit gelirli dar gelirli vatandaşlarımız, asgari ücretlimiz, emeklimiz, memurumuz, işçimiz, hatta sosyal destek, sosyal yardım alan vatandaşlarımız hepsinin reel olarak satın alma gücü düşmüş durumda.

Maaş yetişmiyor artık.

Gerçekten arkadaşlar,84 milyon bunu görüyor, ama biz bunu 2 kişiden duymuyoruz. 2 kişiden.

Yani, 84 milyondan geri kalan, 83 milyon 999 bin 998 kişi enflasyonun ne olduğunu biliyor. 2 kişi görmezden geliyor. Akıl alacak gibi değil.

Herkes biliyor, gerçek enflasyonu herkes biliyor.

Hep beraber Türkiye’nin umuduyuz. Kadro olarak inşallah.

Arkadaşlar bakın,

Millet geçen sene 35 liraya aldığımız çayın bugün 60 lira olduğunu gayet iyi biliyor.

Geçen sene aldığı yumurtanın, bu sene kaç para olduğunu da gayet iyi biliyor.

Geçen sene 16 liraya aldığı Ayçiçek yağının, litresini söylüyorum. Bu sene 33 liraya çıktığını da görüyor.

İşte bakın ENAG diye bir kuruluş var, biliyorsunuz. Çünkü millet baktı ki TÜİK artık doğruyu söylemiyor. Enflasyonla oynuyor. İnsanlar oturdular bağımsız bir şekilde enflasyonu ölçmeye ve duyurmaya başladılar.

ENAG diye bir kuruluşta bunu açıklıyor; mayıs ayı sonunda ENAG’ın açıkladığı enflasyon ne kadar biliyor musunuz?

%160!

Ve iktidar,

Asgari ücreti, emekli maaşlarını, memur maaşlarını TÜİK’in açıkladığı enflasyon kadar arttırırken, utanmadan diyorlar ki, biz işte size “enflasyon” kadar zam veriyoruz diyorlar.

Yahu sen hangi enflasyondan bahsediyorsun arkadaş? Hangi enflasyondan bahsediyorsun?

Gel şu emekliye asgari ücretliye gerçek enflasyon zammını ver. %160 diyor bak bağımsız kuruluş.

Ondan sonra çık de ki ben maaşları enflasyon oranında arttırıyorum.

Ayıp yahu.

Yahu siz kimi aldatıyorsunuz?

Maaşları uydurma enflasyon kadar artırdığınızda, bu milletin refahından çalıyorsunuz yahu. Refahından çalıyorsunuz.

Bir de ne diyorlar?

Dünyanın her yerinde enflasyon var diyorlar.

Yahu kardeşim dünyanın enflasyonunu herkes görüyor ya.

İnternet denen bir şey var. Bugün, akıllı telefon denen bir şey var. Oraya soruyorsunuz, Google’a;

Diyorsunuz ki, Fransa enflasyon diyorsun, pat diye söylüyor sana.

Amerika enflasyon diyorsun, pat diye söylüyor.

Japonya enflasyon diyorsun, pat diye söylüyor.

Sen ne dersen de.

Oralarda enflasyon %2, %5, %7.

Savaş veren savaş yaşayan Ukrayna’da %17.

Bizde ne oluyor da %160 yahu?

Çıkıp bunu açıklayın.

Değerli arkadaşlar bakın,

Dışarda enflasyon var işte ne yapalım, sizde katlanın diyor.

Doğruyu söylemiyor.

Dürüst olun dürüst.

Millet yüksek enflasyonun sorumlusunun kim olduğunu gayet iyi biliyor.
Döviz kurunu patlatan sizsiniz.

Enflasyonu zıplatan sizsiniz.

Döviz kuru artınca, bu ülkede A’dan Z’ye her şeye zam geldiğini bu vatandaş bilmiyor mu? Anlamıyor mu zannediyorsunuz.

Bir de ne yapmaya başladılar artık? Sıkışınca, para basıyorlar.

Yazık günah, yazık günah.

Niye?

Bizim yıllarca Merkez Bankasında biriktirdiğimiz döviz rezervlerini arka kapıdan cayır cayır sattılar.

130 milyar Dolar.

Gizli saklı, hiçbir şey açıklamadan.
O döviz rezervleri burada İskenderun’da, tarlalarda, fabrikalarda çalışan insanlarımızın alın teriydi.

Yıllarca biriktirmiştik. Ak akçe kara gün içindir diye biriktirmiştik.

Ama bunlar tam bir miras yedi tam.

2018 de partili, taraflı Cumhurbaşkanı olarak seçildi, bütün yetkiyi elinde topladı 2018’in ortasında biliyorsunuz hemen 2019’un başında damatla el ele verdiler 130 milyar dolarlık döviz rezervini 2 yılda sıfırladılar yahu.

Yazık.

Hep beraber arkadaşlar hukuka da demokrasiye de ekonomiye de can olacağız bunu başaracağız.

Bakın arkadaşlar, Dönüyorsun Merkez Bankasına.

Bu para basma var ya para basma. Çok kötü alışkanlık ya.

Uyuşturucu gibi uyuşturucu.

Bir alıştın mı zor vazgeçiyorsun.

Çok sancılı oluyor.

Bu ülke yıllarca bu yanlışa girmişti, bu batağa girmişti.

Onun için enflasyon düşmüyordu.

Ne zamanki Merkez Bankası bağımsız oldu ne zaman ki ekonomi politikaları tutarlı bir şekilde uygulanmaya başlandı, işte o zaman tam 34 yıl sonra bu ülkede enflasyon tek haneye indi ve paradan altı sıfırı attık.

Ama bu ancak ve ancak paranın değerini koruyan bağımsız bir Merkez Bankasıyla beraber olur.

Bu ne dedi? Laf dinlemiyordu atım Merkez Bankası başkanını dedi.

E kendi lafını da dinlemeye başladı.

Talimat dışı Merkez Bankası hiçbir şey yapamıyor.

Ne talimat veriyorsa Cumhurbaşkanı Merkez Bankası başkanı onu yapmak zorunda şu anda.

Bağımsızlık falan kalmadı.

“Oğlum, para bitti diyor bas diyor basıyor onlar.

Kur Korumalı Mevduat hesabı çıkardılar değil mi?

O farkı nereden ödüyorlar zannediyorsunuz.

Bütçe de var mı?

Soruyorum buradan bu yılın bütçesi, 2022 yılının bütçesi yapılırken Kur Korumalı Mevduat hesabı diye bir şey var mıydı?

Yok.

Peki o farkları nereden ödüyorlar?

Merkez Bankasına para bastırıyorlar oradan ödüyorlar yahu.

Onun için enflasyon yükseliyor bu ülkede.

Böyle bir şey olur mu?

Enflasyon demek arkadaşlar enflasyon demek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, cebinde, evinde, bankada Türk lirası olan, Türk lirası maaş alan herkesten çalmak demektir.

Enflasyon bu demektir.

Enflasyon paranın erimesi demektir.

Basıyor. Para bitince tekrar bastırıyor.

Bitince, “Yetmedi, hadi evladım biraz daha ver” diyor.

Ya Merkez Bankasının sadece rezervlerini sıfırlamadılar yedek akçelerini de sıfırladılar yahu.

Türk lirası cinsinden yıllarca biriktirdiğimiz yedek akçeler vardı

Bir günde bir günde acımadan aldılar ve harcadılar, dağıttılar, tükettiler.

Tam mirasyedi diyorum ya tam.

Değerli arkadaşlar işte bu para basmak hastalık. Uyuşturucu bağımlılığı.

Akıl alır gibi değil.

Basılan her bir liranın tedavüldeki paranın değerini düşüreceğini bilmiyor musunuz yahu.

Bugün ilkokula ortaokula giden insanlar bilir bunu.

Gerçekten arkadaşlar şu anda ülkemizde “kronik yüksek enflasyon devri” devri var. Kronik yüksek enflasyon devri.

Ama bunlar yanlışta ısrar ederse yanlışta inat ederse ülkemiz Allah korusun
“hiper enflasyon” dönemine girer hiper enflasyon..

Ve maalesef o tarafa doğru gidiyoruz şu anda.

Çünkü yanlışta inat var yanlışta ısrar var.

Akıl dışı bilim dışı ne varsa uyguluyorlar Türkiye’de.

Ve maalesef arkadaşlar bu enflasyonun sonucu yoksulluktur, açlıktır.

Bu enflasyonun sonucu; dün sokakta bir vatandaşımızın söylediği gibi “Zam zam zam” dır.

Ama Cumhurbaşkanı’na bakıyoruz; o zaten ayrı bir alemde. Beştepe Harikalar Diyarından millete masal anlatıyor.

Bu ülkede açlık yok diyor.

Neymiş?

Ekonomi, bu çeyrekte yüzde 7,3 büyümüşmüş.

Duydunuz değil mi o açıklamasını.

Ekonomimiz büyüdü diyor yüzde 7 onda 3 diyor.

Ya nasıl büyümeyse anlamadık. Ben Gittiğim her il ve ilçede esnafımıza soruyorum, esnafımıza diyorum ki “ekonomi büyümüş haberin var mı? Diyorum.

Gülerek bakıyor, Neredeee diyor.

Çiftçiye soruyorum, işçiye soruyorum, gençlere soruyorum, “ya ekonomi yüzde 7 büyümüş diyorum büyümüş hissediyor musunuz” Diyorum.

“Ya Bizimle dalga mı geçiyorlar?” diyorlar.

Çünkü o büyüme rakamlarının içinde enflasyon var arkadaşlar.

Büyümeyi hesap ederken ne yapıyor?

O uydurma enflasyonu da içine koyunca uydurma büyüme rakamı çıkıyor karşısına.

Sorun orada.

Bunların Büyüme Büyüme dedikleri, var ya arkadaşlar büyüme dedikleri, Beştepe’nin etrafında dönüp dolaşan bazı insanlar var ya ha onların cepleri büyüyebiliyor olabilir, onların cüzdanları şişiyor olabilir, onlar da etrafındakileri görünce milleti

Ama öyle değil.

İşsizin iş bulamadığı ülkede siz büyümeden bahsedemezsiniz.

Çocukları yatağa aç girdiği ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.

Esnafımızın elektriği yakamadığı karanlıkta oturduğu bir ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.

Çiftçinin 26 buçuk liraya mazot almak zorunda kaldığı bir ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.

Gençlerin artık bir akıllı telefon alamadığı ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.

2500 lira emekli maaşıyla ben geçinemiyorum, temel gıda ihtiyaçlarımı bile karşılayamıyorum diyen emeklinin olduğu ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bakın dün bakın Bolu’da bir çarşı ziyareti yaptık.

Arabadan iner inmez bir esnaf hanımefendi yolumuzu kesti.

Dedi durumumuz çok kötü. Eşarp dükkânı var. 6-7 metrekare.

Ama dedi 20 yıldır burada bu işi yapıyorum dedi.

Kendisine sordum dedim ki ya şu anda bu ülkeyi yöneten üst düzey kişilerden hatta ülkenin en tepesindeki kişi, devlet yönetiminde, Gelse senin şu dükkanını 2 ay çalıştırabilir mi?’ Dedim. ‘Yapamaz ya batırır’ dedi.

Bugün aynı soruyu pazarda domates satan bir pazarcı esnafımıza sordum.

‘Şu anda devleti yönetenlerden dedim bir aklından geçir isimleri, onlardan bir tanesi gelse 2 ay senin şu çalıştırdığın tezgâhı çalıştırabilir mi?’ Dedim. ‘Yapamaz’ dedi.

Ya düşünün bu ülkede 2 ay bir dükkânı işletemeyenler, 2 ay Pazar esnafının yaptığı işi yapamayanlar koskoca ülkenin ekonomisini yönetmeye çalışıyorlar.

Beyhude.

Onun için olmuyor.

Dürüst ve ehil kadrolar iş başına gelmedikten sonra mümkün değil arkadaşlar mümkün değil.

İlla dürüst ve ehil kadrolar iş başına gelecek.

Bunlar bir de ne yaptılar? Kur korumalı mevduat hesabı dediler değil mi?

Yoksuldan alıp zengine vermenin tam şekli.

Neymiş Türk lirası mevduat sahipleri mağdur oluyormuş kur artınca, ee, biz ona kur farkını ödeyelim.

Cumhurbaşkanının kendi ifadesi bu.

Mevduat sahiplerinin mağdur olmaması için yaptık diyor.

Ya kur artınca mevduat sahipleri mağdur oluyor da kur artınca mazota 26 buçuk lira vermek zorunda olan benim şoför arkadaşım mağdur olmuyor mu ya?

Kur artınca mevduat sahipleri mağdur oluyor da bir yumurtaya 35 lira 40 lira 45 lira vermek zorunda kalan vatandaşın mağdur olmuyor mu?

Gerçekten tam bir devleti batırma operasyonu tam.

Enflasyonu düşüremeyeceğini bu hükûmetin arkadaşlar artık biliyoruz.

Dört yıldır yapamıyor. Faizi de enflasyonu da patlattı.

Üstelik tam yetki elinde Tüm yetki elinde.

Demedi mi 2018 seçimlerinde? Bu yetkiyi bana verin dedi ben enflasyonu da faizi de nasıl düşüreceğim göstereceğim demedi mi?

4 yıl oldu 4.

Üstelik tek yetkili imza sahibi.

Ya ben diyorum ki elini tutan mı var?

4 yıldır niye faizi düşüremedin? Niye enflasyonu düşüremedin?

Bugün de çıkmış ne demiş?

Yine hayali düşmanlarla uğraşıyor.

İşte şunu yaptırmayanlar da bunu yaptırmayanlar da şöyle de böyle de.

Ya bırak bahaneyi, bırak bahaneyi.

Sen bu ülkenin Cumhurbaşkanısın üstelik de tek yetkilisin.

Bahanelerin arkasına sığınamazsın arkadaş.

Faizi de enflasyonu da düşürmek zorundasın. Çünkü söz verdin.

Seçimlere o sözü vererek girdik.

Tek yetki de elinde, Merkez Bankası da kontrolünde, TÜİK de kontrolünde.

Düşür şunu.

Bahanelerin arkasına sığınma.

Yok Türkiye ile uğraşan varmış şuymuş buymuş...

Ya gidiyor ta 2013’e şuna bakın arkadaşlar ya.

Kafaya bakın kafaya.

2013’e gidiyor, Gezi Olayları sebebiyle bugünkü ekonomi bozluyormuş.

9 sene geçti yahu 9 sene.

Düzelt, düzelt.

Arkadaşlar bilmiyor bilmiyor. Alanım ekonomi, ekonomistim diyor ama bilmiyor. Bilmediğini de bilmiyor. Biliyorum zannediyor.

Bilenler de çalışmıyor.

Sorunun da tam özü burada.

Koskoca bu ülke de bir kişinin yanlışlarının bedelini en ağır şekilde maalesef ödüyor.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bakın bunlar bizim işimiz.

Yaptık, çok daha iyisini inşallah yaparız.

Ama önce dürüst ve ehil kadro gerekiyor, DÜRÜST VE EHİL...

İstişare gerekiyor.

Öyle çözülecek bu iş.

Değerli arkadaşlar çözüm nerede biliyor musunuz? Çözüm güvende güvende..

Güven.

İskenderun ilçe başkanımız Güven Bey’i de kastediyorum şu anda ama bir ülkede ekonominin düzelmesinin yolu güven.

Güveni oluşturmayınca mümkün değil çözemezsiniz.

Mümkün değil!

Gençler bana soruyor bazen,

Peki ya diyorsunuz da bu güveni nasıl oluşturacağız?

Güven nasıl kazanılır? Diye soruyorlar.

Bende diyorum ki, 1 dakikada 8 maddede size özetleyeceğim güven nasıl kazanılır anlatacağım diyorum.

Hazır mıyız gençler?

8 madde

1- Konuşunca doğruyu söyleyeceksin. %160 olan enflasyonu %73 olarak açıklattırmayacaksın TÜİK’e.

2- Söz verince tutacaksın. Enflasyonu da faizi de düşüreceğim diye 4 sene önce tek yetkili, partili, taraflı Cumhurbaşkanı seçilip, dövizi de faizi de patlatmayacaksın.

3- Emanete hıyanet etmeyeceksin. Devlet yönetimi bir emanet, emanet. Bizim alnımız açık başımız dik, biz aldığımız emaneti gözümüz gibi koruduk. Yükselttik, yücelttik. Çok daha iyi bir hale getirdik, sonra teslim ettik. 3500 Dolarlık milli geliri aldık 12500 Dolara çıkardık. Bitmedi.

4- Devlet yönetiyorsan, güven kazanmak için, her daim hukukla, adaletle hareket edeceksin. Hukukla ve adaletle.

5- Dürüst ve ehil kadrolarla çalışacaksın. Liyakatli kadrolarla çalışacaksın.

6- Her zaman istişare edeceksin. Bin biliyorsan bir bilene soracaksın. Ben ekonomistim alanım ekonomi deyip, ülkenin ekonomisini batırmayacaksın.

7- Şeffaf olacaksın, açık olacaksın. Yıllardır Merkez Bankasının döviz rezervleri şeffaf bir şekilde yönetilirken, arka kapıdan 130 milyar Doları çarçur etmeyeceksin. Şeffaf olacaksın.

Ve arkadaşlar 8 son madde

8- Her daim hesap vermeye hazır olacaksın. Her zaman.

Bunları yapın evelallah korkmayın.

Şimdi konuşunca doğruyu söyleyeceksin ya, e çalıp çırpan konuşunca doğruyu söyleyemiyor. Sorun orada zaten. 1 numaralı kural zaten onu hallediyor. Sen doğru ol dosdoğru ol gerisi kolay.

Biz açığız hesap veremeyecek hiçbir şeyimiz yok çok şükür. Biz rahatız.

Başkaları korksun başkaları. Biz rahatız.

Değerli arkadaşlarım bakın,

Evet ülkemiz zor bir dönemden geçiyor, sorunlar büyük, sıkıntılar daha da büyüyor, ama siz bu ülkeye güvenin.

Bu ülkenin gençlerine güvenin.

Türkiye 84 milyon nüfusuyla Avrupa’nın en büyük ülkesi.

Kilometre kare olarak bakın Avrupa’nın en büyük topraklarına sahibiz.

Avrupa’nın en geniş tarım arazilerine sahibiz.

Üstelik en büyük nüfus bizde yani. Bu nüfusun yaş ortalaması da Avrupa’nın en düşüğü. En genç nüfusta bizde.

Türkiye’nin en iyi başarıları yakalayamaması için hiçbir sebep yok.

Sadece ve sadece ülkemiz kötü yönetiliyor arkadaşlar kötü.

Bu ülke düzgün yönetildiğinde ayağa kalkacaktır.

Bu ülke düzgün yönetildiğinde hızla koşmaya başlayacaktır.

Ve bu ülke düzgün yönetildiğinde kanatlanıp uçacaktır.

Bunu hep beraber başaracağız, gerçekleştireceğiz inşallah.

Bu bizim işimiz.

Ve o güçlü Türkiye, güçlü ekonomi, herkesin yüzünü güldürecek.

Bakın İskenderun’dayız çok önemli bir şehir.

Liman kenti. Denizciliğin, tarımın önemli olduğu bir şehir, lojistiğin önemli olduğu bir şehir, sanayinin önemli olduğu bir şehir.

Fakat devlet İskenderun’a yeterince önem vermiyor.

Lojistik konusunda şu anda devlet İskenderun’un arkasında durmuyor.

Çok uzayan bir tünel projemiz var biliyorsunuz. Yıllardır proje safhasında.

İnşallah açıldığında ne olacak?

Bütün Güneydoğu’nun Akdeniz’e çıkış noktası burası olacak, İskenderun olacak.

Yüzlerce kilometrelik yoldan tasarruf olacak.

Bunların hepsini başaracağız.

Tarımıyla, sanayisiyle, ticaretiyle her alanda ülkemizi ayağa kaldıracağız.

Bu bizim işimiz ve biz çözeriz.

Evet bunlar ülkenin ekonomisini perişan ettiler. Mahvettiler.

Ama 2 tane büyük krizden bu ülkeyi çıkaran kadro evelallah bu krizden de çıkartacaktır. Hiç endişeniz olmasın.

Bunu biz yapacağız.

Enflasyonu tek haneye düşürmek yine bize nasip olacak.

Bakın 6 ayda seçimden sonraki 6 ayda hemen bir nefes alacağız.

Bu kriz iklimi şöyle bir uzaklaşacak ülkemizden.

Enflasyonu düşük, tek haneli seviyelere indireceğiz.

Nasıl 34 yıldır 2 haneli 3 haneli enflasyonu 2004’te tek haneye indirdiysek yine yapacağız, yine biz başaracağız.

Daha önce yaptık, yine yapacağız.

Çok daha iyisini çok daha ilerisini inşallah yapacağız.

Kararlı adımlarla biz emaneti hep beraber teslim almaya geliyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Şu anda ki kriz kendi sık kullandıkları ve ayağa düşürdükleri tabirle söylüyorum, milli ve yerli bir kriz.

Beştepe’de yapılmış, el yapımı, ev yapımı, bir kriz başka bir şey değil.

Bu krizi çözmek kolay, bizim işimiz.

Ama ekonomik kriz sadece ekonomiyle düzelmiyor.

Demokrasiyi sağlamlaştırmanız gerekiyor.

Hukuku sağlamlaştırmanız gerekiyor.

Temel hak ve özgürlükleri ilerletmeniz gerekiyor.

Önce o zemini kuvvetlendirip, kuvvetli zemin temel üzerine bir ekonomi inşa etmeniz gerekiyor.

Bunun için biz ne diyoruz?

Demokrasi diyoruz.

Atılım diyoruz.

Yani temele demokrasiyi koyuyoruz, sağlam demokrasi zemininde bir atılımdan bahsediyoruz.

Onu için demokrasi diyoruz.

Onun için atılım diyoruz.

Onun için derhal diyoruz.

Onun için bugün diyoruz.

Hazır mıyız?

Gençler hazır mıyız?

Demokrasi.

Atılım.

Derhal.

Bugün.

Demokrasi.

Atılım.

Derhal.

Bugün.

Son defa,

Demokrasi.

Atılım.

Derhal.

Bugün.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

İskenderun kongremizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Sağ olun, var olun.

2 Haziran 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planı Lansman Konuşması

Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planı

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Sivil toplumumuzun çok değerli temsilcileri,

Saygıdeğer hocalarımız,

Değerli gençler,

Basınımızın kıymetli temsilcileri,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyor, Yaşanabilir bir Türkiye için, Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planımızı açıklayacağımız bu etkinliğimize hoş geldiniz diyorum.

***

Eylem planımızı, gerçekten böyle yemyeşil ormanlarıyla, gölleriyle, eşsiz doğasıyla bu güzel ilimizde Bolu’da, Bolu’nun bu şirin köyünde açıklıyor olmak gerçekten bizler için de ayrı bir mutluluk.

Ben bu organizasyonun gerçekleştirilmesinde, emeği geçen tüm arkadaşlarıma özellikle teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Ve bugün açıklayacağımız eylem planımızın da ülkemiz için ve gezegenimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

***

Değerli arkadaşlar,

Bizim bu Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planımız, bugüne kadar açıkladığımız 9. Eylem planı oluyor.

Bildiğiniz gibi; biz seçimlerden sonra ne yapılması gerektiğini hangi adımların atılması gerektiğini bütün detaylarıyla çalışıyoruz.

Çünkü şunu biliyoruz ki önümüzdeki seçimlerden sonra ülkenin tek bir dakika dahi vakit kaybetmeye tahammülü yok.

Yapacağımız her şeyi bütün detaylarıyla ortaya koyuyoruz. Ve hepsini mutlaka bir takvime bağlıyoruz.

Her bir eylemin de mutlaka bütçesini hesap ediyoruz.

Yani yapamayacağımız, yerine getiremeyeceğimiz hiçbir sözü herhangi bir taahhüttü de vermiyoruz.

Bunlar çok önemli. Çünkü yazılı bir şekilde ortaya koyduğumuz her sözün mutlaka yerine getirilmesi lazım.

Günü geldiğinde yüzümüzün yere bakmaması lazım.

Biz, Türkiye’de çözülmemiş tek bir sorun bile bırakmamak için ekip olarak kadro olarak yola çıktık.

İşte bugün de çok önemli yaşamsal bir konuyu ele alıyoruz.

Ve bu yaşamsal konulardaki çözüm önerilerimizi sizlerle paylaşıyoruz, bunun için buradayız.

Bunu yapıyoruz çünkü bizim yeşil çizgilerimiz var.

Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planımızda yeşil çizgilerimizin hatlarını belirgin bir biçimde ortaya koyuyoruz.

Eylem planımız; çağımızın en büyük küresel krizine, yani “iklim krizine” karşı ülkemize aslında bir yön kazandırma çabası.

Bu konuda Türkiye’nin yapması gereken çok şey var.

Bu hepimiz için bir yaşam ve gezegen savunması aynı zamanda.

Gezegenimizi korumayı, insanlığa ve tabiata karşı sorumluluğumuzun çok önemli bir gereği olarak görüyoruz.

Ülkemizde yeşil dönüşüme öncülük yapmayı, yurttaşlık sorumluluğumuzun da önemli bir gereği olarak değerlendiriyoruz.

Daha önce de sıkça vurguladığım ve parti programımızda açıkça yazdığımız gibi önemli bir hususu tekrar sizlerle paylaşmak hatırlatmak istiyorum.

Biz, doğa hakları ve çevre konusunu “nesiller arası adalet” ilkesini esas alan bir yaklaşımla yola çıktık.

Yani mesele çevreyse mesele iklim değişikliğiyse, nesiller arası adalet bizim en önemli kavramımız.

Bizden sonraki nesillerin haklarını korumak zorunda olduğumuzu biliyoruz.

Yani biz, bugünkü nesil olarak har vurup harman savuralım, günümüze bakalım, çevremizi kirletelim, bu dünyanın iklimini bozalım, bundan sonrasını gelecek nesiller düşünsün demiyoruz.

Bugünden tedbir alıp, bugünden fedakârlıklar yapıp, bugünden bir ödünleşme hesabı yapıp. Fedakârlıkla gelecek nesillerin daha yaşanabilir bir dünyada yaşaması için çaba gösteriyoruz.

Nesiller arası adalet dediğimiz kavram bu.

Bu toprakların bizden sonraki sakinlerine, yaşanabilir bir Türkiye ve yaşanabilir bir dünya bırakmak istiyoruz.

Öncelikle şunu ortaya koymamız lazım:

Kirliliğin, küresel iklim değişikliğine yol açtığı bir zaman diliminde yaşıyoruz.

Küresel iklim değişikliğinin en önemli sebebi; kirlilik.

İşte bunun içindir ki, kirlilikle mücadeleyi yapılacak işlerin başına koyuyoruz.

Küresel ısınma, iklim değişikliği arkadaşlar bir gerçek.

Bu bilimsel bir veri. Bunu inkâr etmeye çalışan siyasetçiler çıkıyor dünyada.

Böyle bir şey yok diyorlar. Bak işte bu senede kar yağdı diyorlar. Hangi iklim değişikliğinden bahsediyorsunuz diyorlar.

Bu bir gerçek. Ve iklim değişikliği özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada bizim içinde bulunduğumuz kuşakta, çok riskli sonuçları beraberinde getiriyor.

Maalesef ülkemiz, küresel ısınmadan en çok etkilenecek bölgelerden birisinde yer alıyor.

Bunun için bu işi çok ciddiye almamız gerekiyor.

Bizim bu konuyla ilgili yapacağımız en önemli konulardan bir tanesi işte bu kirlilikle mücadele.

Ayrıca, temiz bir çevrede, sağlıklı bir hayat sürmenin önemli bir insan hakkı olduğunu savunuyoruz.

Yani kirlilik sadece bu küresel ısınmayla, iklim değişikliğiyle alakalı bir konu değil. Hepimizin su, hava gibi yaşamsal ihtiyaçları konusunda, hepimizin ihtiyacı olan bir konu.

İnsanların temiz suya, temiz havaya erişimini yaşam meselesi olarak görüyoruz biz.

Bu kapsamda yapacağımız çok iş var.

Örneğin, DEVA Partisi iktidarında, tüm Türkiye’de musluk suyunu içilebilir hale getirmek için çalışacağız. Bunu önemli bir hedef olarak önümüze koyduk. Bu önemli bir konu.

Orta ve büyük ölçekli üretim tesislerinde emisyon ve deşarj verilerini sürekli bir şekilde ölçmek gerekiyor. Devamlı. Gerekirse hassas ölçüm cihazlarını koyup online bir şekilde takip etmemiz gerekiyor. Bu tesislerin suya, havaya ve toprağa bıraktıkları kirleticileri de sürekli izlememiz gerekiyor.

Baca ve deşarj noktalarında kontrol sağlayarak, bu ölçümleri sürekli ve mecburi halde tutmamız gerekiyor.

Ayrıca, kaynağında ayrıştırmayı teşvik ederek, insan sağlığına ve doğaya risk teşkil edebilecek plastik atıkların ithalatını da bir takvim doğrultusunda kaldırmamız gerekiyor.

Tek kullanımlık plastikleri kademeli olarak hayatımızdan çıkartmamız gerekiyor.

Plastik su şişelerinin kullanımını azaltabilmek için de şehirlerde insanların yoğun olduğu bölgelerde mutlaka kamusal alanlarda içme suyu çeşmeleri oluşturmamız ve yaygınlaştırmamız gerekiyor.

Ben tek tek saymayacağım. Daha çok madde var.

Biraz sonra Genel Başkan Yardımcımız Evrim Hanım, size bütün bu detayları anlatacak sizinle paylaşacak.

***

Değerli arkadaşlar,

Bunları yapacağız. Bir yandan da bazı alışkanlıkların değişmesinin de vaktinin geldiğini görüyoruz.

Bildiğiniz gibi, Avrupa’nın Yeşil Mutabakatı konuştuğu ve uygulamaya başladığı bir döneme giriyoruz.

Enerji, ulaşım, sanayi, tarım ve diğer pek çok alanda sektör bazlı yenilikler dünyanın şu anda gündeminde.

Bizim eylem planımız da bu küresel yeniliğe uyum sağlayacak bir Türkiye hedefimizi de yansıtacak bir eylem planı.

Bu kapsamda;

Üretim süreçlerinde yapacağımız yeşil yeniliklerle beraber, ülkemizi sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaştıracağız.

2030 hedefleri biliyorsunuz, Birleşmiş Milletlerin önemli hedefleridir. Bütün dünya içindir. Ve buna ulaşmak için hep beraber çalışacağız.

Bu 2030 hedeflerinin oluşturulmasında benim de mütevazı bir katkım oldu.

2015 yılında bu hedefler belirlendi biliyorsunuz.

Bu hedefler 2015 yılında belirlenmeden önce uluslararası bir komisyon kuruldu. Bir üst düzey panel oluşturuldu. Birleşmiş milletler genel sekreterinin daveti üzerine.

Yaklaşık 20 kişilik bir panel. Bende oradaydım ve o 20 kişi olarak 2030 hedefleri için yoğun bir çalışma ortaya koyduk. 1 yıldan fazla bir emek harcadık. Ve o çalışmamız 2030 hedeflerinin zeminini oluşturdu.

İşte biz Türkiye olarak da bu küresel iklim değişikliğine karşı, uluslararası çapta öncü adımlar atan büyük ekonomiler arasında yerimizi almak zorundayız.

Bu bizim küresel bir sorumluluğumuz aynı zamanda.

Öncelikle, Paris İklim Anlaşması doğrultusunda 2050 yılı için net sıfır emisyon hedefini kendimize koyuyoruz. Hayırlı olsun ülkemiz için.

Bunun için çok kapsamlı bir çalışma gerekiyor. Bu iddialı bir hedef. Sektör sektör çalışmamız gerekiyor. Çok iyi hazırlanmamız gerekiyor.

Ve bunun detaylı planlamasıyla beraber Türkiye’nin Kömürden çıkışının da 2050 yılı “Net sıfır” hedefine uygun bir şekilde planlanması gerekiyor.

Net sıfır emisyon hedefimiz ile, kahverengi ekonomiden yeşil ekonomiye geçiş politikamızda, “insana yakışır iş” prensibimizle de uyumlu olarak, “yeşil istihdam” alanları sağlayacağız.

Yeni meslekler oluşuyor, yeni çalışma sahaları oluşuyor burada.

DEVA Partisi iktidarında, “rüzgâr paneli ve güneş paneli teknisyeni gibi, enerji verimliliği uzmanlığı gibi, yeşil girişimcilik” gibi artık yeni meslekler ve çalışma sahaları oluşarak bunlar gelişecek ilerleyecek.

Avrupa Yeşil Mutabakatını uygulamak için “Yeşil Ekonomiye Geçiş Programı”nı hazırlayıp, yürürlüğe koyacağız.

Çok detaylı teknik çalışmalar gerekiyor, gerçekçi yapılabilir çalışmalar gerekiyor burada.

Temiz enerji alanında bir piyasa oluşturmak önceliğimiz olacak.

Yenilenebilir enerji alanında da doğrudan yatırım yapan şirketlere verilen desteklerin mutlaka güçlü bir şekilde devamı gerekecek.

***

Bu arada, söz enerjiden açılmışken şunu da söylemek istiyorum.

Hani hükümet “enerji tasarrufu edeceğiz” diye saatleri değiştirdi ya, hani Türkiye şu anda yaz saati uyguluyor biliyorsunuz.

İşte çocuklar gerçekten sabah karanlıkta okula gitmek zorunda kalıyor.

Akşam elektrikleri yakmayalım diye, sabah elektrikleri yakar hale getirdiler koskoca ülkede.

Ve üstüne birde elektriğe zam geldi ve bu attıkları adım da hiçbir işe yaramadı.

El attıkları bu konuyu da zincirleme iş bilmezlik serisiyle bir bakıma tamamlamış oldular.

İşte biz bu kalıcı yaz saati uygulamasını kaldıracağız.

Birilerinin aklına estiği için yapılan bu saçma sapan deneylerden de ülkemizi hep beraber kurtaracağız.

Çocuklarımızı karanlıkta okula göndermeyeceğiz.

***

Değerli arkadaşlar,

Yapacağımız yeniliklerden bir tanesi de iklim teknolojilerini teşvik etmek olacak.

Karbon yakalama, kullanma, depolama gibi; enerji depolama gibi bu alanlara iklim teknolojilerine yatırım yapan ve bu teknolojileri kullanan şirketlere de teşvik vereceğiz.

İklim krizi ile mücadelede “karbon fiyatlaması” sistemini kuracağız.

Avrupa Birliği’ne karbon sınır vergisi ödemek yerine, karbon salımı için yapılan vergi ödemelerini ülkemiz içinde kalmasını da bu şekilde sağlayacağız.

Kamu kurum ve kuruluşlarında kullanılan araçların elektrikli araçlara dönüştürülmesini hedefleyeceğiz.

Yeni araç alımlarında derhal artık, yeni araçsa elektrikli araç olacak.

Ve 5 yıl içinde de bu elektrikli araca kamu kullanımında dönüşümünü hedefleyeceğiz ve bunu için gayret edeceğiz.

***

Değerli arkadaşlar,

Biz, yeşil dönüşüme öncülük etmenin bir zihniyet meselesi olduğuna inanıyoruz.

Bu nedenle, çevre ve iklim bilincini devlet politikası haline getirmek zorundayız. Hem idari hem de hukuki yenilikler getireceğiz.

Örneğin, mega projeleri bölgede oturan vatandaşımıza mutlaka soracağız.

Hem çevre diyeceğiz hem de yerel bazda demokrasi diyeceğiz.

Bir işi yaparken, o işin yapıldığı mahalleye şöyle bir soracağız görüşlerini alacağız siz ne diyorsunuz diyeceğiz.

Çünkü büyük projelerden en çok etkilenen o mahallede yaşayan insanlar oluyor.

Asla tepeden inmeci olmayacağız.

Mevzuat düzenlemelerinde de yeşil yeniliklere gideceğiz. Örneğin;

İklim Kanunu çıkartacağız.

İklim değişikliğiyle ilgili atılacak adımları yasal güvenceye kavuşturacağız.

“Çevre Mahkemeleri" kuracağız.

Mahkemeler hem bugünün hem de bizden sonraki nesillerin sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alacak bir yaklaşımla çalışacak.

Çevreyle ilgili ihtilaflar, alanında uzmanlaşan Çevre Mahkemelerinde çözülecek.

Ayrıca “Çevresel Etki Değerlendirme" raporlarının hazırlanma sürecinin iyileştirilmesini ve bu rapora göre verilen taahhütlerin denetlenmesini sağlam esaslara bağlayacağız.

Böylece göstermelik ÇED raporlarına dayanan işlere de son vereceğiz.

Mış gibi hazırlanan raporlarla şehirlerimizin katledilmesine müsaade etmeyeceğiz.

***

Değerli arkadaşlar,

Bu 2030 hedefleri sürdürülebilir kalkınma hedefleri gerçekten dünya için önemli hedefler.

17 ayrı hedef var orada;

Küresel ısınmayla, iklim değişikliğiyle ilgili hedeflerde var, eğitimle ilgili hedefler var, kadın haklarıyla ilgili hedeflerde var. Çok sayıda hedef var.

Fakat bu hedeflere ulaşmak için şu anda dünyada ayrılan kaynaklar yeterli değil.

Özellikle bugüne kadar dünyayı çok kirletmiş olan stok kirleticilerin bu konuda büyük kaynak ayırması gerekiyor.

Ellerindeki finansal imkanların en geniş olduğu ülkelerde yine o ülkeler.

Çünkü bir bakıma ekonomik büyümelerini çevreyi batırma şeklinde, ekonomik büyümeleri karbon salınımı şeklinde. Ekonomik büyümelerini dünyayı daha çok kirletme şeklinde bu ülkeler şu andaki ekonomik güçlerine ulaşmış durumdalar.

Biz onlara diyoruz ki;

Eğer şu anda dünyada küresel ısınma varsa, iklim değişikliği krizi varsa bunun en önemli sebebi bugüne kadar dünyayı en çok kirleten ülkelerdir.

Dolayısıyla önce o ülkelerin şöyle pamuk ellerini ceplerine sokmaları gerekiyor, kaynak ayırmaları gerekiyor.

Biz görevimizi yaparız, üzerimize düşeni yaparız. Ama bu iklim değişikliğinin de sorumluluğunu en büyük olan ülkelerinde en büyük gayreti ortaya koymalarını da bekleriz.

İşte bunun içinde özel çalışmalar gerekiyor, işte bizim görevlendireceğimiz bu Türkiye’nin iklim elçisi bu diplomasiyi yapacak. O ülkelere gidip baskı yapacak.

Uluslararası toplantılarda diyecek ki; siz ne yapıyorsunuz? Biz payımıza düşeni yaparız ama önce siz bir adım atın bakalım.

Aksi halde gerçekten büyük bir adaletsizlik burada söz konusu.

Ve 2030 hedefleri konuldu bakın. Ne zaman konuldu? 2015’te. Geldik 2022 yılına yani 15 yıllık sürenin 7 yılını geçtik. Geride kaldı 8 yıl.

Ve bugüne kadar ayrılan kaynaklarla 2030 hedeflerine ulaşılması sadece bir hayal.

Daha çok kaynak ayırmak gerekiyor.

Dediler ki peki bu parayı nereden bulacağız?

G20 bize bir görev verdi.

G20 dedi ki 16 kişilik bir heyete; siz bunu bir çalışın siz bu işi bilen insanlarsınız. Çalışın ve bu kaynağın nereden nasıl bulunacağı ile ilgili bize bir rapor hazırlayın.

Bizde kolları sıvadık 1 buçuk yıl sürdü. 8 ayrı ülkede toplantı yaptık. Benimde içinde bulunduğum 16 kişilik heyet, o 100 sayfalık raporda kaynakların nereden nasıl bulunacağı ile ilgili bütün detayları ortaya koyduk.

Heyette kim var?

Dünya’nın en büyük bankasının başkanı var.

Heyette kim var?

Çin’in bir önceki merkez bankası başkanı var. Avrupa merkez bankasının bir önceki başkanı var.

Merkez bankacılarının şu anda kullandığı bir taylor kuralı vardır enflasyon yönetimiyle ilgili. O taylor kuralına adı veren insan var.

Bunlar hep daha önceden tanıdığımız insanlar. Oturduk, çalıştık ve G20’ ye raporu sunduk ama adım atılması gerekiyor.

O bizim önerilerimizin uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.

Bunun için de diplomasi gerekiyor diplomasi.

Şu andaki hükümetin maalesef bunlarla alakası yok. Tamamen içine kapanmış, tamamen kendi derdine düşmüş bir hükümet var şu anda Türkiye’de.

Onun için bu işler olmuyor.

Onun için ilerleyemiyoruz.

Onun için dünyada ki büyük gündem maddesi ne var ne yoksa hepsini biz ıskalıyoruz Türkiye olarak.

İşte dünyayı bilen, işini bilen, her konuda dürüst ve ehil insanlardan oluşan Türkiye’de kadrolara ihtiyaç var.

Biz zaten DEVA Partisini bunun için kurduk, bunun için yola çıktık.

Çünkü hangi alan olursa olsun dürüst ve ehil kadrolar işin başında olmayınca, işin içinde olmayınca, mümkün değil olmuyor.

Hem işini iyi bilecek hem de dosdoğru olacak.

Bizim bugün sizlerle paylaştığımız eylem planımız, şurada bir örneği var değil mi?

Çevre ve iklim değişikliği eylem planı 09 nolu eylem planımız.

Bu çok taze bu pilot baskı, daha çok miktarda basılacak bütün Türkiye’ye bunu dağıtacağız inşallah.

Bunun hazırlanmasında çok büyük emek var.

Tabi biraz sonra sahneye kendisini davet edeceğim Genel Başkan yardımcımız Sayın Evrim RIZVANOĞLU’nun ve yakın çalışma arkadaşlarının çok büyük emeği var.

Ama aynı zamanda dışardan katkı veren, çok insan var.

Bizim bu çevre ve eylem planımızı hazırlayan, doğa hakları ve çevre birimimizde çalışan arkadaşlarımız gerçekten alanlarında çok iyi çok uzman arkadaşlar. Onlarla biraz sonra hep tanışacaksınız, bir kısmıyla biraz önce tanıştınız o ara sunuşlarda.

Gerçekten dünyada bu işi çok iyi bilen ve kendi vatandaşımız olan ve dünyaya da katkıda bulunacak nitelikte bir ekip yapıyor bu çalışmaları.

Gerçekten gurur duyduğumuz bir ekip bu çalışmayı ortaya koydu ve ben burada sizlerin huzurunuzda doğa hakları ve çevre politikaları başkanlığımıza ve o başkanlıkta katkı veren destek veren bütün arkadaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum.

Sözlerimi Küçük bir parantezle bitirmek istiyorum.

Biz kendi ailemizde de pek çok konuda çevresel duyarlılığa dikkat etmek istiyoruz, dikkat etmeye de gayret gösteriyoruz.

Mesela bizim evde çöpler mutlaka ayrıştırılır.

Cinsine göre ayrı ayrı düzenlenir, işte mahallemizdeki o ayrıştırılan kutulara atılır.

Bir seferlik kullanılan plastiklerin tüketimini oldukça azalttık.

Aydınlatmada mutlaka tasarruflu ampul kullanıyoruz.

Isıtma sisteminin bakımını her sene muntazam yaptırıyoruz verimlilik açısından.

Ve ben ilk defa bu yıl geri dönüşümlü iplikten üretilen bir takım elbise aldım kendime. Baktım öyle iplikler üretilmiş. Baya da güzel öyle şey gibi değil, geri dönüşümlü böyle hani poşetler oluyor, kağıtlar oluyor geri dönüşümlü olduğu belli oluyor, bunda hiç belli olmuyor. Kaç kere giydim mesela dönüp te ya o ne giymiş diyen olmadı. İyi yani. Yeter ki niyeti sağlam tutun iyi oluyor sonuç.

Mesela Çevreye nispeten daha az zarar verdiği için, şehir içi ulaşımda bir hybrid araç kullanmaya gayret ediyorum. Şehir içi ulaşımda.

Yarı elektrikli araç kullanan herhâlde tek siyasi parti genel başkanı sanırım benim Türkiye’de. Umarım çoğalır.

Ve ayrıca elektrikli araç şarj istasyonlarının da Türkiye genelinde arttırılması çok önemli ki tam elektrikli araçların kullanımı yaygınlaşması için bu önemli.

Ben bundan 8-9 sene önce New Jersey de elektrikli araçlar ilk yaygınlaşmaya başladığında bir tane kullandım, test ettim. Şehir içi şehir dışı o gün dedim ki tamam otomobil piyasasının geleceği artık bu elektrikli araçlar.

Tabi düzenlemeler var, bu büyük şirketlerin ataleti var. Yani zor değişiyorlar zor dönüşüyorlar. Şirket büyüdükçe dönüşümleri de zorlaşıyor.

Ama sonuçta hükümetler düzenleme yapmaya başlayınca artık elektrikli araç dünyada çoğalmaya başladı. Çünkü hedefler gösteriyorlar. Diyorlar ki şu tarihte artık biz elektrikli araç haricinde bir araca izin vermeyeceğiz, dolayısıyla sanayi, üreticiler buna göre kendini bugünden adapte etsin diyorlar ve bu biraz düzenleme zoruyla oluyor.

Elektrikli araçlarda piyasanın kendi dinamiklerinde bu oluşmadı. Devletlerin bu konuya müdahalesi gerekti. Bundan sonra yaygınlaşmaya başladı.

Mesela büyük firmalar elektrikli araç üretenlere diyorlardı ki; bunlar start-up bunlar girişimci küçük şirketler.

Ama onlar büyüdü büyüdü, devletlerde düzenlemeyi yapınca mecbur şimdi hepsi apar topar elektrikli araç üretmeye başladılar. Şimdi her markanın elektrikli aracını görüyorsunuz.

İşte bu sanayinin dönüşümü alışkanlıkların dönüşümü kolay olmuyor.

Devletlerin çok önemli görevi, vazifesi var.

Düzenleme en önemli kamusal güç, düzenlemeyi akıllıca yaptığımızda doğru yaptığınızda hem ekonomiyi şekillendirebiliyorsunuz hem dünyayı daha yaşanabilir bir dünya haline getirebilmek için de büyük katkınız olabiliyor.

Evet, ben artık sözümü daha fazla uzatmayım.

Canavar gibi takım. İşte böyle işi iyi bilen dünyayı bilen hem Türkiye için hem dünya için kaygılanan, gelecek nesiller için kaygılanan dosdoğru çalışan bir ekibimiz var.

Ben huzurunuzda hepsine tek tek teşekkür ediyorum.

Bu canavar gibi ekibin önünden duracak hiçbir şey yok. Bu ekip bütün meseleleri çözer.

Bu ekibi gönderelim dünyanın bir x ülkesine oradaki sorunları çözüp gelecek kadar kuvvetli bir ekip bu.

Türkiye’deki sorunlar bu ekip için hafif yani.

Daha büyüğünü de çözerler daha iyisini de

Hepinize tek tek teşekkür ediyor teşekkür ediyorum. Ben sözü evrim hanıma veriyorum. Eylem planlarımızla ilgili biraz daha detay verecek.

28 Mayıs 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Başakşehir İlçe Kongresi Konuşması


Başakşehir İlçe Kongresi

 

Değerli yol arkadaşlarım,

Değerli Genel merkez kurul üyelerimiz,

Değerli İstanbul il başkanımız, Değerli Başakşehir ilçe başkanımız,

Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarımızın saygıdeğer temsilcileri,

Kıymetli muhtarlarımız,

Teşkilat mensuplarımız,

Sevgili Başakşehirli gönüldaşlarımız,

Değerli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen tüm vatandaşlarımız;

Hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, Başakşehir ilçe teşkilatımızın birinci olağan kongresine hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Geçen hafta partimizin ilk mitingini Gaziantep’te gerçekleştirdik.

Daha ilk mitingimizde, önümüze engeller koymaya çalıştılar. Evelallah aşmasını bildik.

Zorluklar, zahmetler çıkarmaya çalıştılar. Vatandaşlarımıza yokuş yaptılar. Evelallah her birinin üstesinden geldik.

Engellemelere rağmen, on binlerce vatandaşımızla tüm Türkiye’ye güçlü bir mesaj verdik.

Arkadaşlar,

Gaziantep mitingimizden önce yaşadıklarımız, ülkemizin düştüğü hazin durumun bir tablosudur.

Bu devlet, bu ülke hepimizin. Ama, devletin imkanlarının, iktidar partisinin emrine sunulmuş olması kabul edilebilir bir durum değildir.

Devlet herkese eşit yakınlıkta olmak zorundadır.

Devlet bütün vatandaşlara, bütün siyasi partilere adil bir şekilde eşit bir şekilde iman sunmalıdır.

Yerel yönetimler bunu yapmak zorundadır.

İktidar partisinden değilsen eylemin yasaklanıyor.

İktidar partisinden değilsen sosyal yardım alman engelleniyor.

İktidar partisinden değilsen kamuda işe girmen hemen hemen imkânsız.

İktidar partisinden değilsen pankart asmana, reklam yapmana müsaade edilmiyor.

İktidar partisinden değilsen mitingin engelleniyor.

Bu adalet değil arkadaşlar değil.

Oysa bir devletin yegâne varlık sebebi “adalet”tir.

İktidar partisi, devletin bütün araçlarını bizleri engellemek için kullanıyor.

Devletin bütün imkânlarından da kendi çıkarı yönünde kullanıyor, istifade ediyor.

Ama bu millet de olan biten her şeyi izliyor.

İşte ne oldu Gaziantep’te? Ne oldu?

Gaziantepli kardeşlerimiz bu milletin gücünü bir kez daha gösterdi o meydanda. Bir kez daha...

Gaziantep; adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa dur dedi.

Gaziantep yanlışı düzeltti. Hem de yanlışı bir başka yanlışla değil yanlışı hukuk içinde kalarak düzeltti.

Emin olun bu adaletsizlik çok uzun sürmeyecek.

DEVA Partisi’ni engelleme çabalarının hiçbirisi sonuç vermeyecek.

Adalet isteyenler mutlaka galip gelecek mutlaka.

İnşallah seçim günü geldiğinde, o günün akşamında sonuçlar açıklandığında da tüm Türkiye gerçeği görecek.

Hep beraber.

Seçim akşamı geldiğinde arkadaşlar hani televizyonda Türkiye haritası yayınlanıyor ya o haritanın hep beraber maviye DEVA logolarıyla boyandığını göreceğiz.

Değerli arkadaşlar bakın bugün Başakşehirdeyiz değil mi? Büyük bir ilçedeyiz.

Bu ilçedeki toplantı salonlarını Nesrin Hanım ilçe başkanımız tek tek araştırmış, bakmış.

Başakşehir Belediyesinin bundan daha büyük bir toplantı salonu varmış. Bizim İstanbul’da kongresini yaptığımız ilk kadın ilçe başkanımız.

Ve belediye yok demiş, vermeyiz demiş ve bu salonu bulmuşlar.

Onun için bu kadar arkadaşımız ayakta bekliyor. Normalde Başakşehir’in hakkı çok daha büyük bir salon ve daha farklı bir mekânda kongre.

Bulduğumuz bu salonda biz kongremizi gerçekleştiriyoruz.

Ne yaparlarsa yapsın vazgeçmeyeceğiz. Vazgeçmeyeceğiz.

Şimdi bakıyorum bizim ilçe başkanlarımız ayakta, yönetim kurulu üyelerimiz ayakta tabi ki misafirler öncelikli ama madem ayakta bekliyor ilçe başkanlarımız ben onları şöyle bir sahneye davet edeyim hiç olmazsa burada beklesinler, burada ayakta dursunlar.

İl başkanımızı da alalım. Nesrin Hanım, Başakşehir ilçe başkanımız sizde buyurun.

Ayakta olanların sahneye davet edilmesi..

Biz DEVA Parti’sine salon vermezsek onlar kongresini yapmayacak, yapamayacak. Rüyanızda görürsünüz rüyanızda.

Hiçbir yer vermeseler gideriz bir park alanında şöyle toplanırız, binleri on binleri toplarız kongremizi yaparız evelallah yaparız.

Hiç endişeniz olmasın dik duracağız dik. Bizim alnımız açık başımız dik.

Hamdolsun veremeyeceğimiz hiçbir hesap yok.

O iktidar koltuklarının sandalyelerini bırakmamakta ısrar edenler düşünsün.

Onlar düşünsün bizim vermeyeceğimiz bir hesabımız yok. Onun için bu yola çıktık.

Değerli arkadaşlarım,

Seçimler yakın. Seçimler bu yılın ekiminde kasımında olsa da yakın gelecek yılın nisanında mayısında haziranda olsa da yakın.

Ama seçim yakın.
Evet, seçimleri kazanmak çok önemli. Ve kazanacağız inşallah.

Fakat bizim derdimiz sadece seçimi kazanmak değil.

Dünyada çok örnekleri var. Seçimi kazanıyorlar ama seçimden sonra çuvallıyorlar.

Çünkü yeterince hazırlanmıyorlar.

İşte biz hem seçime hazırlanıyoruz hem de seçimden sonrasına hazırlanıyoruz.

Asıl işimiz seçimden sonra başlayacak.

Direksiyona geçip, Türkiye’yi hızla zenginliğe, özgürlüğe ve adalete hep beraber kavuşturacağız inşallah. Bunu hep beraber yapacağız.

İşte o damlalar birikiyor sel oluyor arkadaşlar sel oluyor. Gaziantep’te sel oldu bugün burada Başakşehir’de sel oldu oluyor inşallah.

Biz, DEVA Partisi kadroları olarak işte bu biriken sel olan damlalarla barajları yıkacağız barajları.

Hani bizim önümüzde barajlar çıkartmaya çalışıyorlar ya hepsini yıkacağız hepsini.

Değerli arkadaşlar biz öyle bir ekibiz ki kriz çözmeyi de ülke yönetmeyi de çok iyi bilen bir ekibiz.

Türkiye’nin her alanda, altın çağını yaşadığı günlerde işin içinde olan başında olan güçlü bir ekibiz.

Demokrasimizi güçlendiren ekip biziz.

Biz demokrasiyi güçlendirdik. Dürüst ve ehil kadrolar ayrılınca ne oldu? Demokrasiyi hasta ettiler.

Demokrasiyi yok etmeye çalışıyorlar.

Ülkede yaşayan herkesin yaşam standartlarını ve satın alma gücünü yükselten ekip biziz.

Dürüst ve ehil kadrolar ayrılınca ne oldu? Ülkeyi, koskoca ülkeyi yoksulluğa, fakirliğe, işsizliğe mahkûm ettiler.

Biz, insanların yarınlarına güvenle ve umutla bakmasını sağlayan bir ekibiz.

Biz, Avrupa’da İstanbul Sözleşmesi’nin öncüsü olan Türkiye’nin altın çağlarında işin başında olan ekibiz.

Biz bu ülkede, Avrupa Birliği sürecinde, hukuk, adalet, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi konusunda sessiz devrimi gerçekleştiren ekibiz.

Kim ne derse desin. Türkiye’nin vaktinde elde ettiği başarılarla biz gurur duyarız, onur duyarız.

Türkiye çok çalışınca başarıyor. Bunu görüyoruz.

Evet Bugünkü Erdoğan-Bahçeli-Perinçek ittifakı tüm demokratik kazanımlarımızı birer birer yok eden bir ekip.

Görüyoruz.

O yüzden bu demokrasiyi hasta eden bu üçlü ittifaka ben onun “otoriter ittifak” diyorum.

Cumhur falan yok. Cumhuru düşündükleri de yok. Adı kalmış bir tek orada adı.

Ülkemizi düşürdükleri bu çoklu kriz ortamına da inanın hepimiz çok üzülüyoruz.

Yazık gerçekten çok yazık.

Ama emin olun; ülkemizi içinde olduğu bu kötü durumdan çıkarmak çok hızlı olacak, çok kolay olacak.

Bakın biz bu ülkeyi 2001-2002 ekonomik ve finansal krizinden çıkaran ekibiz. Biz bu ülkeyi 2008-2009 krizinden de çıkaran ekibiz.

Türkiye’de varsa böyle iki tane davasa krizi çözen böyle iki tane büyük krizi çözen bir ekip varsa buyursunlar yapsınlar.

Ama yok, yok.

Konuşmak kolay laf üretmek kolay. Biz iş ürettik iş. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Bizim ayinemiz işimizdir.

Tam da bu nedenle seçimden sonraki ilk 90 ve 360 günde yapacaklarımızı teker teker belirliyoruz. Bunun için eylem planları açıklıyoruz.

Bunu bizden başka yapan da yok.
Her şeyiyle çalışıyoruz, bütün detaylarıyla çalışıyoruz.

Seçimden sonraki hükümetin ilk dakikalarından itibaren neler yapılması gerektiğini açık açık eylem planları olarak toplumumuza taahhüt ediyoruz.

Çünkü biz, çözümün sözcüsüyüz çözümün. Çünkü biz iş üretiyoruz.

Tekrar ediyorum; biz bu seçimleri kazanacağız.

Ama seçimlerden sonra ülkeyi de kazanacağız.

Seçimi kazandıktan sonra ise ülkemizi asla öfkeye teslim etmeyeceğiz.

Türkiye’nin sahipsiz olmadığını dünya aleme göstereceğiz.

Seçimlerden sonra hır gür çıkmayacak, kaos olmayacak.

Uğruna mücadele ettiğimiz ve kazandığımız tüm haklarımızı sonuna kadar koruyacağız.

Kimse endişe etmesin bundan.

Kazanılmış tüm haklarımızı evvela hukuki güvenceyle sarıp sarmalayacağız, koruyacağız.

Kimse bu ülkede bir daha kafasına eseni yapamayacak. Yapamayacak.

Bakın arkadaşlar,

Biz öyle bir kadroyuz ki bu ülkede hak nedir, hak mücadelesi nedir, iyi biliriz.

Kadınların 1968 yılından bu yana üniversite kapılarında verdikleri hak mücadelesinin ben şahidim.

Bu mücadelenin hakkın zaferiyle sonuçlanmasından da hem emeği olanlardanım hem de bugün onur duyuyorum.

Evet, gönül isterdi ki bu kadar gecikmeseydi. Keşke o keyfi engellemeler bu kadar uzun sürmeseydi.

Ama, mücadele ettik, başardık.

Hakkın değerini en iyi bilenler, o hakkı kazanmak için mücadele edenlerdir. İşte biz kazanılmış hakkın değerini iyi bilenlerdeniz.

Değerli arkadaşlar,

Hepimiz DEVA kadroları olarak bu ülkenin adaletine can olacağız. Bu ülkenin demokrasisine can olacağız. Bu ülkenin ekonomisine can olacağız.

Kadrolar olarak bunu yapacağız inşallah.

Bakın arkadaşlar altını çizmek istediğim bir husus var. Şu anda yasalara rağmen, hala, ülkemizde etnik, dini, mezhep, cinsiyet gibi nedenlerle yapılan ayrıcalıkları da görüyoruz, biliyorum.

İşte o yüzden, tüm ayrımcılıkları ortadan kaldıracağımız gibi hep beraber amacımıza ulaşacağımızı ve asıl o gün hep beraber mutlu olacağımıza da biliyorum.

Biz, devlet kadrolarındaki tüm ayrımcılıkları da ortadan kaldıracağız inşallah.

Ne dedik? Herkes bunun sıkıntısını çekiyor şu anda.

Kamuda işe alımlarda mülakatı kaldıracağız dedik.

Yahu genç arkadaşımız KPSS’den 80 alıyor 90 alıyor 98 alıyor mülakatta eleniyor. Niy?

Öyle sorular soruyorlar ki... Ya sen bakalım Cumhurbaşkanı hakkında ne düşünüyorsun bir anlayalım. Bir muhalif hislerin var mı yok mu bir çözelim.

Hatta bir muhalefet partisine üyeliğin falan var mı araştıralım.

Mülakat olmuş işine gelmeyenleri eleme aracı.

Biz de ne dedik? Bu işi kökten çözeceğiz dedik. Mülakatı kaldıracağız dedik.

Bunu parti programımıza yazdık.

Devletin tüm kademelerini, her kesimden vatandaşımıza açacağız. Gasp edilmiş hakları iade edeceğiz.

Türkiye’de arkadaşlar artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Gücü ele geçirenin zayıfı ezdiği bir Türkiye’ye asla dönmeyeceğiz asla.

O Rövanş isteyenler var, çivi çiviyi söker diyenler var ya onlar da avucunu yalayacak.

Öyle bir şey yok kusura bakmasın.

Evet Kızgınlığı anlıyoruz, öfkeyi anlıyoruz.

Ancak devletin, her türlü yanlışa, her türlü hukuksuzluğa, her türlü suça karşı, hukuk içinde kalarak mücadele vermesi gerektiğini de en iyi bilenlerdeniz.

Biz, onlarca yıldır devam eden bu nöbetleşe zorbalık devrini, üste çıkanın alttakini ezdiği bu devri de sona erdireceğiz.

Ha bu dönemde suça karışanlar var mı? Var. Hukuka aykırı davrananlar var mı? Var. Ama bunların tamamı bağımsız ve tarafsız yargı önünde gidecekler hesaplarını verecekler.

Ama bu yine hukuk ve adalet içinde olacak. Türkiye’yi asla öfkeye teslim etmeyeceğiz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki;

Kutuplaşmadan, bağırış çağırıştan kimseye hayır gelmez.

Biz işte bu kavgaya, bu kutuplaşmaya DEVA kadroları olarak son vereceğiz.

Türkiye’nin tüm prangalarını sökeceğiz.

21. yüzyılın dünyasına yakışmayan, her seferinde patinaj yaptıran kavgaları tarihin çöplüğüne atacağız.

Kürt meselesini de Alevi meselesini de çözüp inşallah, önümüze bakacağız.

Ve Hepsini değerli arkadaşlar hak ve hukuk temelinde çözeceğiz.

İşte o zaman dünya bizi gerçek gücümüzle konuşacak.

Dünya Türkiye’yi üretimiyle, teknolojisiyle, tarımıyla, ihracatıyla, zenginliğiyle, refahıyla konuşacak.

Tüm Dünya Türkiye’yi, adalette, hukukta, insan haklarında, demokraside gerçekleştirdiği ilerlemeyle anacak.

Dün akşam bir istişare toplantımız vardı. Toplantıya katılanlardan birisi 2011 yılına ait Almanya’da en çok satan dergilerden bir tanesini gösterdi bana. Saklamış.

Dergini kapağında diyor ki, ‘Türkiye turbo ülke ‘diyor ‘turbo’. Yani son vitese atmış hızla kalkınan yükselen ülke diyor.

Bunu gerçekleştirdik yahu. İnanın zor değil. Yeter ki devleti yöneten kadrolar bu ülke aşkıyla çalışsınlar.

Devleti yöneten kadrolar bu ülkenin tümünün çıkarı için çalışsınlar. Kendi çıkarları için değil.

Biz bunu gerçekleştirdik, ülke olarak başardık. Daha iyisini inşallah hep beraber başaracağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum:

Bu iktidar, özellikle son dönemde, yaşam tarzı üzerinden ülkede gerginlik çıkarmak için olağanüstü bir çaba göstermeye başladı.

Yine ne yapıyorlar? Kutuplaştırma. Ne yapıyorlar? Vatandaşı birbirine karşı düşürme.

Ülke normalleşmesin diye ülkedeki kutuplaşma sona ermesin diye ellerinden geleni yapıyorlar.

Konserleri yasaklıyorlar. Hatta önce onay verip konserlere sonra iptal ediyorlar. Gençlerin, üniversitelilerin festivallerini engelliyorlar.

Sadece kendilerinin propaganda aracı haline gelmiş TRT’nin vergisini yükseltiyorlar. Bazı tüketim ürünlerindeki vergileri astronomik şekilde artırıyorlar.
Vergi değil, adeta ceza. Olacak şey mi yahu?
Bakın, bütün bunlar hesapsız kitapsız yapılan işler değil.

Çünkü bakıyorlar kendilerine destek hızla azalıyor. Bakıyorlar iktidar partilerinin bugün seçim olsa kazanma şansları yok.

Bunu görüyor.

Bunu gördükleri için en iyi bildiklerini yapıyorlar.

En iyi bildikleri ne?

Düşman üretmek

En iyi bildikleri ne?

Toplumu birbirine düşürmek.

En iyi bildikleri ne?

Kutuplaştırmak.

Yeniden kutuplaştırışsak belki seçimi alırız diye düşünüyorlar.

Siz bu seçimi kazanmayı rüyanızda görecekseniz rüyanızda ...Yapamayacaksınız. Olmayacak.

Siz bu koskoca ülkeyi siz bu 84 milyon ülkeyi birlik beraberlik, barış, kardeşlik içerisinde yaşaması gerektiğini düşündüğümüz bu ülkeyi sırf kutuplaşma için sırf kavga için, kendi emellerinize alet etmeye kalkarsanız bu millet size çıkacak dur diyecek.

Ama işte biz bunlara izin vermeyeceğiz. Bu gerçekleri yüzlerine çarpacağız. Bu oyunlarını gidip millete anlatacağız.

Bu ülkede, insanları yaşam tarzına göre, dinledikleri müziğe göre, konuştukları dile göre ayırmaya çalışan herkesle bütün gücümüzle mücadele edeceğiz.

Gerilime müsaade etmeyeceğiz gerilime. Bakın arkadaşlar,

Bu Erdoğan-Bahçeli-Perinçek ittifakı var ya.
Bunlar iki şeyi çok iyi biliyor.
Birincisi kutuplaştırma. Ki Onu az evvel söyledim.
İkincisi de bunlar kriz çıkartma ustası. Gerçekten Şapka çıkartmak lazım. Durduk yere kriz çıkartmakta çok marifetliler.

Üçü kafa kafaya verdi, başımıza her türlü krizi açtılar açıyorlar.

Adalet krizde mi? krizde. Ekonomi krizde mi? krizde. Dış politika krizde. Eğitim krizde. Tarım krizde. Sağlık krizde.

Bir sağlık kalmıştı aşağı yukarı şöyle hani elle tutulur, baktık; artık o da krizde. Yahu, hepimizin gözü önünde sağlık sistemi çöküyor.

Alınamayan randevuların, konulamayan teşhislerin, yapılamayan ameliyatların, bulunamayan araç gereçlerin, bulunamayan ilaçların, göç eden hekimlerin, temizlenmeyen hastane tuvaletlerinin ülkesi olduk tekrar.

Bunu Türkiye yaşamıştı önce ya.
Ne diyor ben imza atmasaydım, olur muydu? Diyor değil mi?

İşte gelsin şu hastanelerdeki sorunu çözsün. Eğer marifet imzadaysa o tek imzadaysa, elini tutan mı var? At bir imzada şu sağlık sistemini düzelt bakalım.

Yapamaz! Seçim günü geldiğinde arkadaşlar hiç merak etmeyin, o DEVA Partisinin logosunun altına vatandaşlarımız bu evet mührünü tercih mührünü öyle bir basacak ki, Beştepe’nin duvarları titreyecek hiç merak etmeyin.

Bakın, yaşamadığımız Kriz türü kalmadı yahu.

Bu krizlerin ortağı var ya krizlerin ortağı, artık hepiniz öğrendiniz. Kim o krizlerin ortağı? Evet öğrendi herkes, krizlerin ortağı diyoruz biz ona.

Çünkü 2001 ekonomik krizinde de memleketi mahveden hükümetin ortağıydı.

O gençlerimiz belki çok eski dönemleri hatırlamayabilir. 20 sene önce ama, o üçlü koalisyonda bu ülkenin yaşadığı en büyük krizlerden birini o 2001-2002 krizini yaşadığımızda, Bahçeli o koalisyon hükümetine de ortaktı.

Hatırlayın. Bankaları batırdılar, 20 tane banka battı yahu. 20 tane bankanın bütün yükü bu milletin üzerine kaldı. Esnafı borca gömdüler.

Başbakanlık binasının önünde bir esnafımız o yazar kasa fırlattığında, Bahçeli’nin odası o başbakanlık binasının içindeydi, çalışma odası.

Unutulamayacak, biz çünkü sürekli hatırlatacağız bunu.

O dönemde gecelik faizlerin taa yüzde 7500’lere çıktığında Bahçeli o hükümetin ortağıydı, başbakan yardımcısıydı.

Bugün yönetime yine ortak ve ülkede yine kriz var.

Bunlar milleti yine açlığa mahkûm ettiler yahu.

Bir de dün Erdoğan çıktı ne dedi duymuşunuzdur?

Gerçekten ben dinlerken kulaklarıma inanamadım.

Banttan tekrar dinledim bunu kendi mi söyledi diye.

Aç kaldık diyenlere ne diyor? “Vicdansızlık yapma, dürüst ol” diyor.

Aç yatan insana diyor ki “Sen aç değilsin.” Üstüne de hakaret ediyor.

Yahu arkadaş, sen gel de şu üniversite yurtlarında bir kap çorbayla öğün geçiştirmeye çalışan öğrenci kardeşlerimize açlığı bir soruver bakalım.

Bunu yaşattınız öğrencilere.
Hep beraber kadro olarak memleketimize DEVA olacağız arkadaşlar. Şimdi ne diyor açlık yok diyor ülkede değil mi?

Yahu arkadaş sen gel de ayda 2.500 lira maaşla geçinmeye çalışan, ekmek kuyruklarında bekleyen emeklilerimize açlığı bir sor bakalım açlık var mı yok mu diye.

Beştepe’den oturduğun yerden ahkam kesmek kolay.

Sen gel, İşsiz kalan, borcu borçla kapatmaya çalışan vatandaşlarımıza açlığı bir sor bakalım.

Arkadaşlar, bu ülkenin şu andaki Cumhurbaşkanı, artık halkın hâlini görmüyor, duymuyor, bilmiyor, anlamıyor.

Memleketin sorunlarını da sürekli arttırıyor.
İşte ben Erdoğan’ın bu sözlerini de vatandaşlarımızın vicdanına havale ediyorum.

*****
Bakın arkadaşlar,
Bunlar Türkiye’de döviz krizini patlattılar, borç krizini patlattılar.

Sonra da bu krizleri aldılar milletimizin kucağına bırakıverdiler. Çiller'e bile rahmet okuttular.
Ülkeyi borç-faiz sarmalına soktular.
Hatırlayın;

Partili, taraflı cumhurbaşkanının ilk icraatı ne oldu?

2018’de seçildi hemen ilk yaptığı iş ne oldu?

Merkez Bankası’nın yıllardır biriktirdiği dövizi rezervini cayır cayır yaktı.

Damatla el ele verip yaptı bunu

Tam 130 Milyar dolar! 130!

Başka ne yaptılar?

Koskoca Cumhuriyet tarihinde Hazine’nin 95 yılda yaptığı borcu 2 senede 2’ye katladılar.

95 yılın toplam borcu neyse, sadece 2 son yılda bir o kadar daha borç eklediler üzerine.

Faizle mücadele dediler, faiz ödemelerini patlattılar bu hazinenin.

Ülke tarihinin en büyük faizcisi oldular bunlar. Bu milletin alın terini faizle heba ettiler, ediyorlar.

Yahu sen Merkez Bankasıyla uğraşmayı bırakta, Merkez bankasının faizi aşağı yukarı, sen şu vatandaşın ödediği faize bak ondan haber versene.

Şu Tüketici kredisinin, ihtiyaç kredisinin ticari kredinin, faizine bir bak. Gerçekten, Arkadaşlar,
Gerçekten çok üzgünüm. Ama aynı zamanda da kızgınım.
Bu ülke bunu hak etmiyor yahu.

İnsanlar bizim dönemimizde kredi çeker araba alırdı, düşük taksitlerini öderdi. Bizim dönemimizde insanlar kredi çeker ev alırdı. Makul taksitlerle öderdi. Şimdi insanlar ne için kredi çekiyor biliyor musunuz?

Günlük ihtiyaçlarını karşılamak için, yağ almak için ekmek almak için kredi çekiyorlar.

Krediyle ekmek alıyorlar, krediyle!

İnsanlar yaşamak için borçlanıyorlar.

İnsanlar neredeyse içtiği çayın parasını kredi kartıyla ödemeye kalkıyor bu ülkede.

Buradan, Başakşehir’den Sayın Erdoğan’a soruyorum:

Şu milleti aldatmayı bırakın.

İnsanların karnını yalanlarınızla doyuramazsınız.

Neymiş, yüksek faizle mücadele ediyormuş.

Ekonomiyi borç batağına, faiz sarmalına siz soktunuz ya.

Ne demişti hatırlayalım arkadaşlar “Yüksek faiz vatana ihanettir” demiştiniz değil mi?

Şimdi rakamları şöyle bir ortaya koyalım:

2015 yılında benim görevden ayrıldığım gülerde hazinenin faizi %8’di. Hazinenin borçlanma faizi. Bugün kaç?

Yüzde 28. Yüzde 8 yüzde 28!

Şimdi niye yüzde 28 niye bu kadar yüksek?

Açıklayın da bu millet öğrensin ya. Açıklayın hele de millet öğrensin.

Bizim dönemimizde bütçeden faiz ödemesi her yıl 50 milyar liraydı yahu. 50 milyar.

Şu anda ne kadar? Bütçeye koyduğu faiz ödeneği

240 milyar.

Bakın, Tarıma ayrılan bütçe 29 milyar, sadece faize ayrılan bütçe 240 milyar.

Bütün çiftçiye verilen desteğin tamamı. Mazot, gübre, uygun şartlarda kredi, topla topla topla 29 milyar. Sadece faiz için bu yıl ayrılan ödenek 240 milyar.

Ben şimdi buradan kendisine soruyorum:

Yüzde 8 hazine faizi, hazine faizi yüzde 8 iken söylediği o kelime vatana ihanet, eğer yüzde 8 faiz vatana ihanetse yüzde 28 faize ne diyeceğiz kendi adını koysun, kendi tamamlasın bunu.

O dönemler de biz yıllarca ortalama 50 milyar devlet olarak faiz ödüyorduk. Bugün 240 milyar.

Ben yine buradan kendisine soruyorum:

Eğer 50 milyar faiz ödemek vatana ihanetse, 240 milyar faiz ödemek nedir kendi adını koysun kendi söylesin.

Tüm bunlar sizden, bizden hepimizden toplanan vergiyle ödeniyor. Milletin parasının faize gömülmesini kabul edemiyorum.

Çünkü arkadaşlar, bu faiz var ya faiz. Öyle bir kişinin talimatıyla düşmez. Öyle bir kişinin imzasıyla da düşmez. Faiz ancak ve ancak güvenle düşer, güvenle. Siz güveni oluşturmadan faizi düşüremezsiniz.

Bakın ben böyle güven çok önemli deyince gençler hep soruyor; diyorlar ki güven diyorsunuz bu güveni nasıl kazanacağız? Güveni nasıl oluşturacağız?

Bende diyorum ki size bir dakikada 8 madde de özetleyim.

Güven nasıl oluşur?

1-konuşunca doğruyu söyleyeceksin.

Enflasyon %100 iken %150 iken TÜİK’e dönüp %50-60 şunu açıklayıver demeyeceksin.

2-söz verince tutacaksın.

2018 seçimlerine giderken bana destek verin bu faizle enflasyonla nasıl düşürülür göstereceğim diye söz verip. İş başına geldiğinde 4 yıldan sonra enflasyonu da faizi de patlatmayacaksın.

3- emanete hıyanet etmeyeceksin
Bitmedi.
4-her daim adaletle, hukukla hareket edeceksin.
5-ehliyetli, liyakatli, dürüst kadrolarla çalışacaksın.
6- her kararını istişareyle vereceksin. Bin biliyorsan bir bilene soracaksın.

7 - şeffaf olacaksın, açık olacaksın. Merkez bankasının arka kapısından 130 milyar doları satmayacaksın. Cayır cayır yakmayacaksın. Niye şeffaf olmuyorsun niye açıklamıyorsun, niye biz ortaya çıkınca kem küm ediyorsun.

8 - her zaman hesap vermeye hazır olacaksın.

Doğru hesaptan kaçmaz, kaçmaz.

Biz soruyoruz ya şu 130 milyar Doları ne yaptınız diyoruz dilimizde tüy bitti yahu.

Tek bir açıklama duydunuz mu? Yok açıklayamıyor. Ya doğru hesaptan kaçar mı? Söyleyiver az para değil bu 130 milyar Dolar.

Hani o çok övündükleri korkunç pahalıya mal ettikleri, diyelim ki Çanakkale köprüsü değil mi? Ya 60 70 tane köprü yapıyorsun 130 milyar Dolarla. O da onların pahalı maliyetiyle. Biz gelsek ucuza mal etsek, 100 tane köprü yaparız biz o parayla belki daha fazla.

Bunları pahalı maliyetlere göre söylüyorum az para değil bir çıkıp anlatıver ya ne yaptın bu parayla.

Merkez bankası laf dinlemiyor dedin başkanını görevden aldın, 2019 yılının başında başladın 2020’nin sonuna kadar yaptın bunu. Arkasından 2021 yılının Eylül’ünde 3 tane daha para politikası kurulunu görevden aldın.

Hemen ertesinde şu son dönemi yaşattın memlekete kur 8,30’du bugün 16. Daha geçen sene Eylül’de 8 Lira 30 Kuruştu yahu. Aradan geçmiş 8-9 ay ikiye katladı döviz kuru. Hala arka kapıdan döviz satıyorlar. Yılbaşından bu yana en az 30 milyar Dolarlık dövizi daha arka kapıdan cayır cayır yaktılar yahu.

Niye hesabını vermiyorsun niye anlatmıyorsun bu millete bunu. Ne yaptın bu dövizlere yahu.

Bakın arkadaşlar bir de son dönemde ne yaptı bu hükümet. Başımıza Kur Korumalı Mevduat diye bir saçmalık çıkarttı. Daha önce de söyledim arkadaşlar.

Bu, uydurdukları 1970 model sistem, tam bir devleti batırma projesidir, 1970’ler de 80’lerde bu ülke bunun aynısını denemiş. Dövize çevrilebilir mevduat diye. Rahmetli Özal gelmiş bitirmiş bunu.

Rahmetli Özal diyor ki; bu dövize çevrilebilir mevduat sistemi diyor, kendini uyanık zannedenlerin dalaveresidir diyor. Gençler sakın böyle bir şey yapmayın bu ülkede diyor. Enflasyon yıllarca bu ülkede çok yüksek seyrettiyse bunun sebebi bu hesaplardır bu mevduat hesaplarıdır diyor.

Ta 1980’lerde özel bir basın toplantısıyla rahmetli bunu tüm kamuoyuna anlatıyor ve uyarıyor; Sakın bir daha girmeyin böyle bir işe diye.

Cumhurbaşkanı ’da tutuyor ekonomik krize çözüm buldum diye bunu getiriyor. Neymiş mevduat sahipleri mağdur olmasınmış.

Kur artınca Türk Lirası mevduat sahipleri mağdur oluyormuş.

Ya kusura bakmada kur artınca mazotu 6-7 Lira yerine 22-23 Liraya alan çiftçimiz mağdur olmuyor mu?

Kur artınca en basit bilgisayara 8 bin Lira 10 bin Lira 15 bin Lira veren bizim öğrencimiz mağdur olmuyor mu?

O zaman onlarında mağduriyetini bir gideriver.

Kur artınca elektriğe 3 misli bedel ödemek zorunda kalan esnafımız mağdur olmuyor mu? Onunda mağduriyetine bir çözüm buluver.

Yook. Çünkü etrafında hep paralı insanlar var artık. Parası çok olan insanlar parasına nasıl daha çok para katar hep onun hesabını yapıyorlar inanın.

Doğmamış çocuklarımızın, torunlarımızın bile borcu artıyor şu anda.

Koskoca milleti resmen “faizzede” yaptılar.

Bir yandan da arka kapıdan sürekli sattıkları döviz hala çöpe gidiyor boşa gidiyor. Çünkü döviz satmak arka kapıdan cayır cayır eldeki döviz rezervini yakmak dolar kurunu düşürmüyor, düşüremiyor. Çünkü sen her yerde yanlış yapıyorsun.

Yaptığın yanlışların üzerini sattığın dövizle kapatamıyorsun. 16 Lirayı aştı.

Sattıkları da bu milletin birikimi.

Ben şimdi buradan Başakşehir’den Ankara Beştepe’ye sesleniyorum.

Sayın Erdoğan; sizinle iyi kötü bir hukukumuz oldu. Benden size eski bir dost tavsiyesidir:

Sakın bundan sonra faizle mücadele ettiğinizi edeceğinizi filan söylemeyin. Başınız yere eğilir, başınız öne düşer. Çünkü rakamlar ortada. %8’lik hazine faizini almışınız %28’e çıkarmışınız. 50 milyarlık hazine faiz ödemesini almışınız 240 milyar Dolara çıkarmışınız. Bu nasıl faizle mücadeleyse.

Milletin parasını neden faize gömdüğünüzü sorarlar ve önünüze bakmak zorunda kalırsınız. Cevap veremezsiniz. Zaten veremiyorsunuz.

Aldatmayın, aldatan olmayın.

Bakın arkadaşlar,

Birde son dönemde ne yaptılar; yahu hiçbir şeyi bilmiyorlar yahu.

Şuradan Başakşehir’den 3 tane emlak komisyoncusunu çağırsalar, dinleseler; bu hataları yapmayacaklar.

Ne dediler? Konut almak isteyenlere sözde bir teşvik paketi açıkladılar.

Anında hem konut fiyatları arttı hem kiralar arttı bütün ülkede yahu.

Bu kadar hesapsızlık, kitapsızlık olur mu?

Ucuz kredi veriyor, konutun kendisinin fiyatı patlıyor.

İstanbul’da bir dairenin ortalama kirası, Türkiye’deki ortalama maaşın üstüne çıktı.

Yahu şuradan gerçekten bir bakkal çırağı var ya bakkal çırağı bunların yaptığı hatayı yapmaz.

Bakıyoruz; kiralık ev arayanlar için fiyatlar fahiş. Gerçekten Allah yardımcısı olsun bu milletin.

Bunlar inanın şöyle bir bakkalın yanında 2 ay çıraklık yapsalar bu hataları yapmayacaklar ama bilmiyorlar.

Çünkü bunlar kendi bilmediklerinin farkında değil. Bilenlerle de çalışmıyorlar. Beştepe’den bakınca, yanlışlarının sonuçlarını da görmüyorlar.
Bu memlekette insanca yaşamak lüks haline geldi.
*****

Şuna bakın,

Gerçekten ben bu gerilemeyi kabul edemiyorum arkadaşlar.

Çünkü bu ülke bu millet bunu hak etmiyor.

İnsanca yaşamak lüks değildir.

Üç kuruş para biriktirip bir hafta tatil yapmak lüks olamaz.

Bir karpuzu bütün almak dilim yerine bütün almak lüks olamaz.

İnsanların buzluğa et değil, ekmek koyması kader değil arkadaşlar.

Hele hele bu elektronik eşyaları hiç saymıyorum akıllı telefonmuş, bilgisayarmış, şuymuş buymuş.

İnsanlar böyle paha biçilemeyen bir eser gibi bakıyor cep telefonuna.
Aman kırılırsa camı kırılırsa yandım bir daha yerine alamam yerine koyamam diye.

En basit ihtiyaç artık ya dünyayla bağınızı kuran en basit ihtiyaç. Temel ihtiyaç lüks değil.

Onun için değerli arkadaşlar Türkiye ekonomisinin bir an evvel ayağa kalkması gerekiyor.

Bunun tek yolu da topyekûn iktidar değişimidir, topyekûn zihniyet değişimidir.

Başka yolu yok.

Hiç merak etmeyin.

Bu ülke nice krizler yaşadı, ama her krizden sonra da ayağa kalktı yine ayağa kalkacak.

Bu Beştepe yapımı ev yapımı el yapımı kendi kullana kullana sıradanlaştırdıkları bu yerli ve milli kriz inşallah çok kısa bir zamanda çözülecek. Bunu biz yapacağız yine bizim üzerimize düşecek.

Ama 6 ayda çözeceğiz inşallah 6 ayda.

Biz gerçekten değerli arkadaşlar evet ülkemizin zor bir durumda olduğunu görüyoruz. Ama bu sorunların çözümünde bir o kadar hızlı ve çabuk olacağını da biliyoruz.

Daha önce yaptık bu işleri onun için kendimize güveniyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bugün bu Başakşehir buluşmamız İstanbul’da yoğun bir ramazan programında sonra ilk buluşmamız.

Bundan sonra artık, İstanbul’da yaz sezonunu açıyoruz. Gelecek hafta Erhan Bey inşallah Adalardayız.

Ondan sonra haziran ayı boyunca İstanbul’ da yapacağımız programlarla hem Anadolu yakasında hem Avrupa yakasında vatandaşlarımızla buluşacağız.

Vatandaş neredeyse biz orada olacağız. Vatandaşımız parklardaysa parklardayız. Halkımız pazardaysa biz pazardayız.

Halkımız akşam üstü evindeyse kapı taraması yapıyoruz. Kapı çalıyoruz broşürümüzü ve mektubumuzu veriyoruz.

Halk neredeyse biz oradayız bundan sonra. Çok planlı programlı çalışmak zorundayız. Her ilçemizin değerli arkadaşlar her bir mensubu için haftalık programlar yapmamız gerekiyor.

Önümüzdeki her an 3-4 haftanın programını sürekli yaparak gitmemiz gerekiyor. Programlı çalışırsak vaktimizi iyi kullanmış oluruz.

Ha bugün aklımıza ne geldi hadi şunu yapalım yok. Plan yapacağız program yapacağız.

Her bir ilçemiz her haftanın her günü için planlarını yapacak şöyle duvarlara asacak ileriye doğru 3-4 hafta boyunca hangi ilçe teşkilatımızda hangi teşkilat mensubumuzun ne yapacağı belli olacak.

Boş tek bir gün bile geçirmememiz gerekiyor. Tek bir gün. Artık seçimler yakın gerçekten çok yakın.

Ve değerli arkadaşlar bu seçimlere çok iyi hazırlanmamız gerekiyor. Bilmeyenlere kendimizi bildirmemiz gerekiyor. Duymayanlara duyurmamız gerekiyor. Duyanların bilenlerinde bizi desteklemesini talep etmemiz gerekiyor.

Çok çalışmamız gerekiyor. Bu hükümet gidiyor. O belli müsait bir yerde inecekler. Ama bizim iyi hazırlanmamız lazım.

Nasıl olsa bu hükümet gidiyor diye bu iş bize yuvarlanıp gelecek o kadar da kolay değil bu iş. Çalışmamız lazım.

Çok daha iyisini yapacağımızı vatandaşlarımıza anlatmamız ve ikna etmemiz lazım. Bakın bu noktada önemli bir konuya daha işaret etmek istiyorum.

Bu günkü hükümetin evet yasal meşruiyeti seçime kadar devam edecektir. Ancak bu hükümet her geçen gün siyasi meşruiyetinin azaldığı bir döneme girmiştir.

Bugün seçim olsa artık seçilemeyeceği az çok belli olan bir Cumhurbaşkanının, bugün seçim olsa tekrar iş başına gelemeyecek bir hükümetin bundan sonraki dönemde ülkeyi nasıl yöneteceğinin de çok dikkatli bir şekilde masaya yatırılması lazım.

Yasal meşruiyet ayrıdır. Siyasi meşruiyet ayrıdır.

Siyasi meşruiyet bu milleti temsil etmek demektir. Bu milletin kahir ekseriyetini temsil eden güçte bir hükümet olabilmektir. Şu anda bu hükümetin bu milletin kahir ekseriyetini temsil etme özelliği yoktur.

Tam da bunun içindir ki;

Özellikle dış güvenlik meselelerinde bu ülkenin yarınlarıyla ilgili alınacak kararlarda kritik stratejik önemli kararlarda mutlaka diğer siyasi partilerle istişare içinde olmak zorundalar artık.

Kardeşim yetki bende mühür bende kafama geleni yaparım. Aklıma geleni yaparım. Kimse bana karışamaz. Yok öyle yağma, öyle bir şey yok.

Siz ne yapacağınız artık seçime kadar daha çok anlatmak zorundasınız.

Hele hele sınır ötesi operasyon gibi çok önemli çok stratejik konularda siyasi partileri bilgilendirmek bunun gerekçesini meşruiyetini anlatmak zorundasınız.

Yok eğer sadece ve sadece ülkede krizler çoğaldı, ülkede ekonomik krizde berbat, Dolar 16 Lirayı geçmiş, daha da artabilir. Bu milletin dikkatini başka bir yere çekeyim. Bu ekonomik krizin üzerini başka daha büyük bir krizle örteyim diyorsanız. Bunun vebalinden kurtulamazsınız. Olmaz!

Dolayısıyla anlatmak zorundasınız. Onun için işte ne diyoruz;

Demokrasi diyoruz, atılım diyoruz derhal diyoruz ve bugün diyoruz. Çünkü bu milletin bekleyecek sabrı yok.

*****

Bakın arkadaşlar.

Mütevazı olmamıza gerek yok.

Türkiye’nin tek çıkış yolu var.

Bu çıkışın adı; DEVA Partisi’dir. Biziz!

DEVA Partisi’yle bu ülkenin kaderine damgamızı vuracağız.

Tam da bu noktada, İstanbul’dan, bir zamanlar Erdoğan’a güvenip oylarını kendisinden esirgemeyen vatandaşlarımıza sesleniyorum.

Değerli kardeşlerim;

Sayın Erdoğan’ın artık yazacak yeni bir hikayesinin kalmadığını en iyi sizler biliyorsunuz.

Ben de sizlerin tertemiz duygularınızın eksilmediğini, hiçbir zaman eksilmeyeceğini gayet iyi biliyorum.

Sizler bu ülkede her türlü haksızlıklara göğüs germiş insanlarsınız.

Sizler, verdiğiniz bu haysiyet mücadelesini zaferle taçlandırmış insanlarsınız aynı zamanda.

Biliyorum; Bir kez daha bu ülkede, herkes için hak, herkes için özgürlük, herkes için refah diyen insanların içinde yine sizler de olacaksınız.

Çünkü ben sizin haktan, hukuktan asla vazgeçmediğinizi, vazgeçmeyeceğinizi gayet iyi biliyorum.

Bunca adaletsizliği sineye çekmediğinizi de biliyorum.

“28 Şubat karanlığını üstümüzden alsın” dediğiniz insanların, 28 Şubatçılarla beraber yol yürümesinden ne kadar çok rahatsız olduğunuzu da biliyorum.

Sizlerin, yoksullaşmaya layık olmadığınızı da biliyorum. Değerli kardeşlerim,
Bu çaresizliğe mahkûm değilsiniz.
Gelin hakkı, adaleti, huzuru herkes için hep birlikte isteyelim. Gelin yepyeni bir birlikteliğe hep beraber umut olalım.

En kısa zamanda bu iktidarın irili ufaklı ortaklarıyla zaten vedalaşacağız. Sokakta herkes seçimi bekliyor. Herkes bir değişim artık olsun istiyor. DEVA Partisi kazanan tarafta olacaktır.
Gelin, DEVA Partisiyle hep beraber kazanalım.

Biz hiçbir zaman biz “Oldum” demeyeceğiz.
Dinleyerek, öğrenerek, genişleyerek yolumuza devam edeceğiz.
Ve ben bugün buradan tekrar ilan ediyorum:
Başakşehir DEVA Partisi diyecek, tüm Türkiye DEVA Partisi diyecek. Çünkü biz ne diyoruz?
Hep beraber demokrasi diyoruz.
Demokrasi!
Atılım!
Derhal!
Bugün!
Demokrasi!
Atılım!
Derhal!
Bugün!

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum. Kongremiz hayırlı olsun.
Sağ olun, var olun.

 

25 Mayıs 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 12. İl Başkanları Toplantısı Konuşması

 

On ikinci
İl başkanları toplantısı

Değerli Genel Merkez Kurul Üyelerimiz,

Kıymetli İl Başkanlarımız,

Değerli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli dostlarımız,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor,

On ikinci İl Başkanları Toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlarım,

Son il başkanları toplantımızdan bu yana hep beraber yoğun bir programı gerçekleştirdik.

Partimizin ilk Ramazan etkinliklerini yurdun dört bir tarafında başarıyla gerçekleştirdik.

Ben bizzat Ankara’da, Çankırı’da, Bursa’da, Adana’da, Diyarbakır’da, Sakarya’da, İstanbul’da, Esenyurt’da teşkilatlarımızın düzenlediği iftar programlarına katıldım.

Emeklilerimizle, öğrenci kardeşlerimizle, konut görevlileriyle, şoför arkadaşlarımızla, akademisyenlerle, iş dünyamızın temsilcileriyle, toplumun çok farklı kesimleriyle iftarlar, sahurlar, çay sohbetleri gerçekleştirdim.

Genel merkezdeki tüm arkadaşlarımız, hep beraber; 81 ilde, yüzlerce ilçede sahadaydık.

Program yapabildiğimiz bu ilk Ramazan ayında gösterdiğiniz bu olağanüstü çaba nedeniyle il başkanlarımızı ve teşkilatlarımızı gönülden kutluyorum.

Bu yılın tecrübesiyle beraber, gelecek yılki Ramazan ayına çok daha yoğun bir hazırlıkla gireceğimizi ümit ediyorum.

*****

Değerli arkadaşlarım,

Geçtiğimiz cumartesi günü de Gaziantep’te partimizin ilk mitingini gerçekleştirdik.

İktidarın türlü türlü oyunlarına, türlü türlü engellemelerine rağmen on binlerce vatandaşımızla beraber Gaziantep’i salladık.

Biliyorsunuz; daha ilk mitingimizde, önümüzde engeller koymaya çalıştılar. Evelallah aşmasını bildik.

Zorluklar, zahmetler çıkarmaya çalıştılar. Evelallah her birinin üstesinden teker teker geldik.

Bakın arkadaşlar, Gaziantep mitingimizden önce yaşadıklarımız, ülkemizin düştüğü hazin durumun bir tablosu.

Bu devlet, bu ülke hepimizin. Ama, devletin imkanları, iktidar partisinin emrine sunulmuş durumda.

İktidar partisinden değilsen eylemin yasaklanıyor.

İktidar partisinden değilsen sosyal yardım almana izin verilmiyor.

İktidar partisinden değilsen kamuda işe alınman engelleniyor.

İktidar partisinden değilsen pankart asmana, reklam yapmana müsaade edilmiyor .

İktidar partisinden değilsen mitingin engelleniyor. *****
Değerli arkadaşlarım,
İlk mitingimizle bakın neler neler yaptılar.

Bakın nasıl engellemeye çalıştılar. Bize Gaziantep’te kimsenin bilmediği bir meydanı gösterdiler. İstediler ki insanlar gelemesin, gelmeleri zor olsun.

Belli başlı yerlere ilan asmamıza izin vermediler. İstediler ki insanlar duymasın.

Ardından da bizim mitingimizle aynı gün ve aynı saatte Adana’da bir program düzenleyeceklerini ilan ettiler.

Amaç medyada, canlı yayınlarda, önümüzü kesmek.

Yahu, 365 günlük takvimde program yapacak başka gün mü bulamadınız da mı bizim ilk mitingimizin olduğu gün Adana programını koydunuz?

Konuşacak başka saat mi bulamadınız da mı bizim konuşmamızla aynı saate konuşmanızı denk getirdiniz?

Biz ne yaptık? Hiç de istifimizi bozmadan, “hodri meydan” dedik.

Sonuçta, cumartesi günü Gaziantep’in ulaşımı en zor meydanlarından birindeydik. Ama on binlerce insan akın akın oraya geldi.

Muhteşem bir katılımla mitingimizi gerçekleştirdik. Sonra ne yapacaklarını şaşırdılar.

Bu sefer de mitingin ardından, kara propaganda ile saldırmaya devam ediyorlar.

Bakın iktidar ne yaptı? Miting vaktinden iki saat evvel çektikleri drone görüntülerini alel acele basına servis ettiler.

Daha miting vakti gelmemiş, insanlar yavaş yavaş alana gelmeye başlamışlar. İşte tam o anki görüntüleri basına verdiler.

Propaganda makinesini çalıştırdılar yani.
Neymiş; meydanda az kişi varmış. Yahu arkadaş mitinge daha 2 saat var 2.

2 saat kala çektiğin görüntüleri medyaya servis ediyorsun diyorsun ki katılım zayıf.

Gelip o dronu miting başladıktan sonra uçur da görseydik bakalım. Yapamadılar, görecekleri tablodan korktular.

Önce mitingin ayak seslerinden korktular. Miting olduktan sonra da elleri ayaklarına dolaştı. Kalabalıktan korktular.

Bizi masa başı oyunlarıyla zayıflatamayacaklarını anladılar. Ardından da algı operasyonlarıyla, kara propagandayla mitingimizi zayıf göstermeye çalıştılar.

Ben buradan onlara sesleniyorum:
Ne yaparsanız yapın. Elinizden geleni ardınıza koymayın.

Cumartesi günü Gaziantep halkı o meydandaydı ve tüm gerçeği olduğu gibi gördü.

Herkes gördü.

İnşallah günü seçim günü geldiğinde, o günün akşamında sonuçlar açıklandığında da tüm Türkiye gerçeği görecek.

Seçim akşamı herkes DEVA Partisi’nin gerçek gücünü görecek inşallah.

Seçimlerden öyle bir sonuç çıkacak ki, ülkemizdeki bu parti-devlet sistemine son vereceğiz.

Biliyorum ki, milyonlarca insan oy kabinine girdiğinde, özgürlük için, adalet için, demokrasi için, zenginlik için mührü damlaya basacak.

O mühürlerin sesi de Beştepe’nin duvarlarını titretecek. *****

Ben bu vesileyle, mitingimize olağanüstü ilgi gösteren tüm Gaziantepli vatandaşlarımıza, miting alanını coşkuyla heyecanla dolduran halkımıza ve bu muhteşem organizasyonu gerçekleştiren Gaziantep İl Başkanımıza ve tüm Gaziantep teşkilatımıza şükranlarımı sunmak istiyor.

Başta Halkla İlişkiler, Teşkilat İşleri ve Kurumsal İletişim Başkanlıklarımız olmak üzere, Genel Merkezimizde mitingin hazırlanmasında ve koordinasyonunda emeği geçen tüm arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

*****
Bakın arkadaşlarım,

Daha geçtiğimiz pazar günü, Yenimahalle İlçe Teşkilatımızın düzenlediği bir başka programımız vardı. O programa da engelleme girişimleri oldu.

Bu program, Yenimahalle muhtarlarımızın da katılacağı bir programdı.

Muhtarlarımızı arkadaşlarımız davet ettik. Geleceğiz dediler. Biz de programı İlan ettik.

Daha sonra, gece yarısı bir anda Kaymakamlığın aklına muhtarlarımızı bir muhtar-bürokrat toplantısına davet etmek geldi.

Durdular, durdular, muhtarlarımızın taleplerini dinlemek tam da o akşam akıllarına geldi.

Yahu, muhtarlar aylardır “biz dikkate alınmıyoruz, taleplerimiz dinlenmiyor” diyorlar.

Gittiğimiz her yerde karşılaşıyoruz.

“Vatandaş bize derdini anlatıyor ama, biz derdimizi anlatacak kimse bulamıyoruz” diyor muhtarlarımız.

Bula bula, muhtarlarımızı dinlemek için, bizim Yenimahalle buluşmasını yapacağımız akşamı ve o saatte muhtarları davet ediyorlar. Ne diyorlar? ‘Yahu sizin galiba derdiniz varmış gelin dinleyelim.’

Ayıp, yahu gerçekten çok ayıp.
Arkadaş, bu devlet, tüm millete hizmet etmek için var.

Sen iktidarı ele geçirip, devletin bütün imkanlarını tek bir partiye, tek bir partinin teşkilatlarına, tek bir partinin mensuplarına kullandırırsan, bu adalet değildir .

Anladık, korkuyorsunuz ama, devletin kurumlarını DEVA Partisi’ni engellemek için seferber edemezsiniz yahu. Olacak şey değil.

İpin ucu da kantarın topuzu da kaçtı arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım, adil bir rekabet içinde yarışmıyoruz şu an.

Medya ambargosundan Valilik engellerine kadar, her türlü haksızlıkla karşı karşıyayız.

Devletin tüm olanaklarının bize karşı seferber edildiğini de görüyoruz.

Biz de onlara diyoruz ki, “Elinizden geleni ardınıza koymayın!”.

Ne biliyorsanız yapın diyoruz.

Biz, hamdolsun alnımızın teriyle, bileğimizin gücüyle, tırnaklarımızla kazıya kazıya çalışmaya devam ediyoruz.

İnançla, kararlılıkla, dosdoğru çalışıyoruz. Bize engel olamayacaksınız.

Buna gücünüz yetmeyecek.

DEVA damlaları birikip sel olacak ve bütün barajları yıkacak inşallah.

Bunu hep beraber gerçekleştireceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Unutmayın; DEVA Partisi bu ülkenin kaderine damgasını vuracak.

Hem önümüzdeki seçime hem de sonraki seçimlere damgamızı vuracağız.

Biz partimizi bir seçimlik kurmadık.

Biz sadece meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri için hazırlanmıyoruz.

2024 yerel seçimleri için de hazırlanıyoruz. O seçim günleri geldiğinde inşallah. Şöyle Türkiye haritasını maviye boyayacağız.

Şehir şehir, ilçe ilçe kazanacağız evelallah.

Yerel seçimlerde biliyorsunuz bir ilde veya ilçede 1. Parti olduğunuz anda belediye başkanlığını alıyorsunuz. Ve genel seçimlerle yerel seçimler arasındaki süre çok kısa.

Göz açıp kapayıncaya kadar geçecek.

Ama biz bugünden hazırlanmamız gerekiyor. Bugünden bu çoklu seçime yani milletvekilleri seçimi Cumhurbaşkanlığı seçimi ve yerel seçime bugünden hazırlanmamız gerekiyor.

Kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın.

Bu salondaki herkesin gözünde işte ben bu kararlılığı görüyorum. Emaneti teslim almaya geliyoruz arkadaşlar, teslim almaya.

İnşallah yapacağız, gerçekleştireceğiz.


*****


Değerli yol arkadaşlarım,
Biz, Türkiye’nin adil, özgür ve zengin yarınları için buradayız.

Ülkemizde çözülmedik tek bir sorun bile bırakmayacağız.

Önce özgürlük diyeceğiz. Önce özgürlük.

Bakın, geçen gün birisi çıkmış, konuşuyor.

Neymiş; ülkede kimseye tweet attı diye soruşturma açılmıyormuş. Mesele tweetin içinde yazanlarmış.

İçi boş tweet önerecek hale geldiler. Bir kere daha bu deha karşısında şapka çıkarılır.

İçi boş baklavayı gösterdiler, yetmedi.

İçi boş tostu gösterdiler, yetmedi.

İçi boş benzin deposunu gösterdiler, yetmedi.

Şimdi de içi boş tweet istiyorlar.

Yahu arkadaş, ifade özgürlüğü bu ya, ifade. En temel özgürlük. En temel hak.

Ama bunlar, herkes kendileri gibi düşünsün, herkes aynı sözü tekrarlasın, herkes sadece kendilerini övsün istiyorlar.

Hiç kimse kusura bakmasın...

Herkes konuşacak arkadaşlar, herkes.

Türkiye konuşacak, herkes kazanacak.

Bu baskı iklimi de ortadan kalkacak.

Biz, ifade özgürlüğü konusunda arkadaşlar çok netiz.

Düşünceyi ve ifadeyi özgürleştireceğiz.

Hatta daha önce söylemiştik bu bizim ilk 90 gün değil ilk 90 dakikada yapacağımız işlerden birisi.

Çünkü bu bir siyasi duruş meselesi, bu bir açıklama meselesi.

Ne demiştim? İlk gün ilk basın toplantımızda ilk 90 dakikalık basın toplantısında ne diyeceğiz? Şöyle herkes rahat bir nefes alsın.

Herkes bundan sonra özgürce istediğini konuşsun.

Basın özgürlüğü, sivil toplum ve bütün meslek örgütlerinin özgürlüğü ...

İnanın bunlar anlık. Çok hızlı değişecek işler. Çünkü şu anda bu hükümet fiili durum oluşturuyor. Fiili durum oluşturuyor.

İfade özgürlüğü ile ilgili yasalara baktığınızda belki ufak tefek düzeltilecek işler var ama asıl sorun uygulamada.

‘Beni eleştiren bir köşe yazarsan, televizyonda benimle ilgili eleştirel bir yorum yaparsan ben senin patronunu ararım ve seni işten attırırım’ diye basın kanununda bir madde yok.

Bunu fiili durum oluşturarak yapıyorlar. Dolayısıyla bu fiili durumun ortadan kaldırılması da an meselesi ve çok kolay.

Biz artık bundan sonra iktidara geldiğimizde inşallah kimsenin tweet atarken elleri titremeyecek.

Şu sosyal medya paylaşımı like’ladım diye ertesi sabah kapısında polis belirmeyecek.

Bunun teminatı da hukuk olacak.

Biz kimsenin haksız yere adliye koridorlarında sürünmesine razı olmayacağız.

Hukukun üstünlüğünden bir milim bile uzaklaşmayacağız.

Bu kapsamda, anayasal tüm hak ve özgürlükleri koruyacağız.

İnsanların tek tek veya bir araya gelerek kendilerini ifade etmelerinin ve protesto gösterileri düzenlemelerinin önündeki engelleri kaldıracağız.

Bakın, bu konuda da bir örnek vereyim.

Türk Tabipleri Birliği’nin sürdürdüğü “10 acil talep kampanyası” var, duymuşsunuzdur.

Hekimler, bu kapsamda 29 Mayıs’ta “Beyaz Miting” yapmak için Ankara Valiliğine başvuru yapmışlar.

Tam 1 aydır başvuru sürüncemede bırakılıyor. Hâlâ bir yanıt yok. Randevu falan da verilmiyor.

En başta söyledim, iktidar partisinden değilsen eylemin yasaklanıyor diye.

İşte bunu yapıyorlar şu anda.

Kim demokratik hakkını kullanmak istiyorsa “Sen kimdensin?” diye kimliğine bakılıyor.

Demokrasi tek ses değildir. Demokrasi tüm meslek örgütlerinin, sivil toplumun, tüm milletin, tek bir partiyi veya tek bir kişiyi düşünmesi değildir.

Şu yoldan bir çekilin kenara. Demokratik haklarını kullanmak isteyen insanların önüne geçmeyin diyoruz.

Ama yok... Bunların akılları fikirleri sağlık çalışanlarıyla kavga etmekte. Ülke resmen hekimler göçü veriyor.

Daha önce rakamları paylaştım. Her ay her ay yüzlerce hekimimiz bu ülkeyi terk ediyor.

Cumhurbaşkanı da çıkmış ne diyor? “Giderlerse gitsinler” diyor.

Çünkü taktiği belli. Ne yapıyor? Sayı olarak nispeten az bir kesimi hedef alıyor, daha geniş bir kesime o kesimi düşman ediyor.

Daha geniş bir kesimi sayıca az kesimin üzerine tahrik ediyor. Bu siyaset değil arkadaşlar.

Bu her gün kendine yeni bir düşman belleyerek ülkeyi yönetmeye çalışmak siyaset değil.

Ha, bir de öbürü var biliyorsunuz. Krizlerin ortağı. Kim olduğunu biliyorsunuz, değil mi? Bahçeli.

Biliyorsunuz, 2001 krizinde bankalar batarken, esnaf borca gömülürken, Başbakanlık binası önünde yazar kasa fırlatılırken de kendisi iktidar ortağıydı.

O günkü güçlü koalisyonun ortağıydı.

O dönemde gecelik faizleri taa yüzde 7500’lere çıkmıştı 7500’e.

Geldik, evelallah çözdük.

Alın işte, Bahçeli şimdi hükümete yine ortak. Ve ülkede yine kriz var. Şaşırmıyoruz.

Yine geleceğiz ve yine biz çözeceğiz. Biz halledeceğiz.

Mütevazi olmamıza gerek yok bu konuda.

Biz kriz çözmeyi biliriz.

Biz, ülke yönetmeyi biliriz.

Milletimiz de bizim bu işi bildiğimizi iyi bilir.

Geçenlerde söyledim, tekrar ediyorum.

Biz, bu ülkede, iki büyük ekonomik krizi çözen bir ekibiz.

Biz bu ülkede, Avrupa Birliği sürecinde, hukuk, adalet, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi konusunda sessiz devrimi gerçekleştiren insanlarız.

Ülkede yaşayan herkesin yaşam standartlarını yükselten, milli gelirimizi dörde katlayan bir ekibiz.

Ne demişler?
Ayinesi iştir kişinin. Lafa bakılmaz.

Biz yaptığımız işleri ortaya koyuyoruz. Alnımızın akıyla başımız dik olarak bunlara ortaya koyuyoruz.

Eğer varsa Türkiye’de 2 kriz çözmüş ekip, buyursunlar gelsinler çözsünler. Ama yok.
Yapamazlar.

2001-2002 krizini nasıl çözdüysek, 2008-2009 krizini nasıl çözdüysek; bu ülkede demokrasiyi, hukuku nasıl yükselttiysek, bu krizi de evelallah biz çözeriz. Hem de 6 ayda çözeriz inşallah.

Bu iş bizde, bu iş DEVA kadrolarında.
Bakın arkadaşlar,
Şu anda Devlet de millet de borca batmış durumda.
Merkez Bankası bile borçlu, Merkez Bankası. Ülkenin para basan kurumu. Sıkıştıkça para basabilen kurumu borca batar mı?

Ama bunlar bunu da becerdiler.

Net döviz pozisyonu eksi 60 milyar doların bile altına düşmüş durumda Merkez Bankası’nın.

Ne yapıyorlar Merkez Bankası’nın hazırda neyi var neyi yoksa cayır cayır arka kapıdan sattılar, tükettiler.

Daha sonra tuttular dışardan swap anlaşmalarıyla aldıkları 60 milyar dolarlık borcu da dövizi de o arka kapıdan sata sata tükettiler.

Tam bir mirasyedi tam.

Şimdi satacak döviz kalmayınca, para basa basa enflasyon da artık 2 haneyi bırakın artık 3 haneli rakamlara yükselince sıkıştılar kaldılar.

Ekonomide deniz tükendi. Hazıra dağ dayanmaz.

Şimdi ne yapıyorlar? Ekonomi dışındaki alanlara kendilerine yeni alanlar yeni maceralar arıyorlar.

Acaba ekonomi dışındaki bazı alanları biz istismar edip ekonomik problemleri kapatabilir miyizin derdine düştüler şu anda.

Biz bu oyunu gayet iyi biliyoruz. Ve bunla ilgili daha söyleyeceğimiz çok şey var.

Zamanı gelince bunun hepsini konuşacağız. Kimse bu milleti aldatmaya çalışmasın.

Kimse bu millete ödettirdiği bedelin, bu yaptığı yanlışların üzerini kapatmak için bu millete daha ağır bedeller ödetmeye kalkmasın.

Değerli arkadaşlarım bakın, Türkiye şu anda tarihinin en derin ekonomik krizlerinden birini yaşıyor.

Millette nakit kalmıyor. Kimse ay sonunu getiremiyor. Herkes ihtiyaç kredisi kredi kartı borcu sarmalına girmiş durumda şu anda.

İşte BDDK açıkladı.

Sadece 1 Hafta da toplam borcu bu milletin şirketiyle şahsıyla sadece son bir haftada 132 milyar lira artmış.

Ve toplam borç 5 trilyon 776 milyar 995 milyon liraya çıkmış. Bakın 5 trilyon yeni parayla 5 trilyon.

Eskiden hatırlarsınız altı 0 atmadan önce katrilyon vardı. Biz altı 0 atmamış olsak bu rakam ne olacaktı biliyor musunuz? 5 kentilyon 700 katrilyon olacaktı. Altı 0’ı atmamış olsak.

Altı 0 atılmış haliyle 5 trilyonluk bir borçtan bahsediyoruz. Peki bu millet niye borçlanıyor?

Çünkü insanlar geçinmek için borçlanıyor, geçinmek için., geliriyle gideri arasındaki farkı borçlanarak kapatıyor. Her ay bir önceki ayın üzerine borç ekleyerek ancak geçimini sürdürüyor.

Millet yaşamak için borçlanıyor yaşamak. Çocuğu okula aç gitmesin diye borçlanıyor bu millet.

Arkadaşlar,

Bizim, bütün bu tabloya bakarak DEVA Partisi olarak da bu millete borcumuz var:

Ve bizimde açık söyleyeyim millete olan borcumuz çoğalıyor. Ülkedeki sorunlar çoğaldıkça bizim de millete olan borcumuz çoğalıyor.

Adaletsizliğin üstesinden gelmek bizim boynumuzun borcudur. Haksızlığın üstesinden gelmek bizim boynumuzun borcudur. Yoksulluğun üstesinden gelmek bizim boynumuzun borcudur.İşsizliği çözmek bizim boynumuzun borcudur.

Enflasyonu düşürmek bizim boynumuzun borcudur. Ve bakın ben buradan tekrar İlan ediyorum:
Biz Enflasyonu tek haneye düşüreceğiz.
Bu hayat pahalılığı bitecek.

Temel gıda ürünlerine erişimi kolaylaştıracağız. Bu yoksulluk dönemi bitecek.

Hep beraber zenginleşeceğiz hep beraber. Türkiye’yi zenginleştireceğiz.

Biz bu ülkede alın teriyle, akıl teriyle, bilek gücüyle üreten herkese sahip çıkacağız.

O torpille tanıdıkla iş yapanlar var ya onlar zor duruma düşecekler. Kim hakkediyorsa o hakkını alacak. Herkes kanunların önünde eşit olacak. Fırsat eşitliğini esas alacağız.

Kulağımız hep sokakta olacak.

Derdi olan, konuşmak isteyen her vatandaşımızı dinleyeceğiz.

Çünkü bizim yerimiz halkımızın yanıdır.

*****

İşte değerli arkadaşlarım,

Ülkemiz ciddi bir yol ayrımında.

Korku mu, umut mu?

Depresyon mu, mutluluk mu?

Açlık mı, zenginlik mi?

Çatışma mı, barışma mı?

Baskı mı, özgürlük mü?

Otokrasi mi, demokrasi mi?

Evet; biz işte tam demokrasiyi seçeceğimiz bir yol ayrımındayız şu an.

Çünkü Türkiye, 84 milyonluk bu büyük ülke, tek bir kişinin küçük dağarcığı tarafından yönetilemez.

Türkiye, tek bir görüşten insanların öbeklendiği bir iktidar tarafından da yönetilemez.

Tüm kamu gücünün, sadece iktidar partisine tahsis edildiği bir zihniyetle de yönetilemez.

Açıkça ifade etmek istiyorum:

Türkiye tek tipleştirilmiş, tek bir fikrin egemen olduğu bir ülke olamaz.

Daha önce hangi partiye oy vermiş olursa olsun, bu ülkedeki herkesin yarınların Türkiye’sinde yeri olmalıdır.

Ve Bunun kararını millet verecek.
Biz muhakkak tam demokrasi diyoruz.

İşte o yüzden DEVA Partisi, umudun, mutluluğun, zenginliğin, barışın, özgürlüğün, demokrasinin ve adaletin adresidir.

Halkımız kararların istişareyle alınmasını istiyor. Halkımız Dürüst ve liyakatli kadroların iş başına olmasını istiyor.

Biz işte am da buna talibiz.

Bunu en iyi yapacak kadro da biziz.

Biz Türkiye siyasetine yepyeni bir anlayış getirdik.

Partimizi kurduk kuralı, milletimize hizmet etmekten başka hiçbir amaç taşımadık, taşımıyoruz.

Ve arkadaşlar,

Bu millet bizi iktidara yakıştırıyor. Evet. Bizi iktidara yakıştırıyor başka bir yere değil.

Biz bu yola çıkarken muhalefet için değil, iktidar olmak için çıktık. Ve o yüzden emin adımlarla emaneti teslim almaya geliyoruz. *****
Saygıdeğer yol arkadaşlarım,

Her biriniz, DEVA Partisi’ni illerinizde en önde temsil eden değerli arkadaşlarımızsınız.

DEVA Partisi’nin seçim başarısının en önemli mimarları sizler olacaksınız. İl başkanlarımız olacak.

Unutmayın;

DEVA Partisi, ülkemizde özgürlük isteyen, zenginlik isteyen, huzur isteyen, barış isteyen herkesin öz be öz yuvasıdır.

Hiçbir zaman “Oldum” demeyeceğiz.

Dinleyen, öğrenen ve herkesi kucaklayan bir anlayışla çalışmalarınızı sürdüreceksiniz.

Unutmayın. DEVA Partisi, görülmeyen insanları gören, duyulmayan insanları duyan tek siyasi partidir.

Türkiye’nin yarınlarını biz inşa edeceğiz.

Seçimleri biz kazanacağız.

DEVA Partisi’yle geniş kesimleri biz iktidara taşıyacağız.

Seçimleri kazandıktan sonra ise ülkemizi asla bir öfke rövanş ortamına teslim etmeyeceğiz.

Hiç merak etmeyin hır gür çıkmayacak, kaos olmayacak.

Bazıları böyle alttan alta bu dedikoduları yayabilir. Hiç endişeniz olmasın. Huzur içerisinde, barış içerisinde böyle tereyağından kıl çeker gibi bir iktidar değişikliği olacak Türkiye’de.

Ve Kazanılmış hakların hepsi sonuna kadar korunacak.

Hiç kimsenin endişesi olmasın. Hiç kimsenin helal tek bir lokması bile elinden alınmayacak.

Ha, bu dönemde kendilerini yasalar önünde, denetimler karşısında sıkıntıya sokacak işlere bulaşmış bir avuç insan olabilir. Onlar yaptıklarının bedelini bağımsız ve tarafsız yargının önünde öderler.

Ama biz her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa hukuk içinde mücadele etmenin asıl olması gerektiğine inanan bir partiyiz.

Bir yanlış bir başka yanlışla düzeltilmez.

Yanlışlar yapanlar olabilir, hukuku çiğneyenler olabilir, adaleti yerle bir edenler olabilir. Ancak bunu yapanlarla mücadeleyi dahi eğer hukuk devletiyseniz hukuk içinde yaparsınız.

Öyle çivi çiviyi söker. Bunlar yıllarca bunları yaptı biz de bunların haklarından gelmek için bunları yaparız... Böyle yok.

Hukuk devletine yakışan her türlü yanlış da her türlü suç da her türlü hatayı da hukuksuzlukla mücadeleyi hukuk içinde kalarak vermektir ve biz inşallah bunu yapacağız.

Bizim işimiz Türkiye’yi kısa sürede özgürlüğe ve zenginliğe kavuşturmaktır.

Bizim işimiz ülkemizin her sokağında demokrasinin ve atılımın bayrağını dalgalandırmaktır.

*****

Ben bu vesile ile hepinize çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Önümüz bahar ve yaz ayları. İnsanların sokakta olduğu, dışarda olduğu aylar.

Vatandaşımız neredeyse biz orada olmak zorundayız.

Eğer vatandaşımız dışardaysa, sokaktaysa, sahadaysa bizler de sahada vatandaşlarımızla olmak zorundayız.

Bu önümüzdeki aylar seçimlerden önceki son yaz ayları. Seçim bu önümüzdeki sonbaharda da olsa gelecek sene vaktinde de olsa bu yaz seçimden önceki son yaz ayları...

Dolayısıyla bu yazı çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Tek bir günümüzün tek bir saatimizin bile boş geçmemesi gerekiyor.

Artık 2 yılını tamamlamış, teşkilatları oturmuş tüm teşkilat sisteminin yüzde 85’i siyasi hayata siyasete ilk defa katılan arkadaşlarımızdan da oluşsa, artık en yeni arkadaşımızın bile tecrübe sahibi olduğu, tecrübe kazandığı bir siyasi parti olduk.

Dolayısıyla bundan sonra hep beraber birbirimize kenetlenip hedefe doğru yürümemiz gerekiyor.

Yaptığımız işleri daha çok yapmamız gerekiyor, başarılı olduğumuz alanlarda daha başarılı olmamız gerekiyor.

Varsa yanlışlarımız o yanlışlardan da ders alıp o yanlışları tekrar etmeden yolumuza hızlı bir şekilde devam etmemiz gerekiyor.

Ve bu çalışmayı da tam bir seferberlik ruhuyla artık yapmamız gerekiyor. Bu seferberlik tabiri biraz gençler için eski bir tabir olabilir.

Seferberlik şu demek, varını yoğunu ortaya koyup ne gerekiyorsa yapıp bu ülke için çalışmak bu ülke için her şeyini ortaya koymak demek. Seferberliğin tanımı bu.

Tam bir seferberlik ruhuyla sahada olmamız gerekiyor. Ve inşallah biz bunu başaracağız.

Şu 2 yıl gösterdi ki vatandaşlarımızın arzusu, isteği, talebi tam da DEVA Partisi’nin ortaya koyduğu politikalar, görüşler, çözümler...

Bizim kadar ortaya bu kadar detaylı çözüm planları, eylem planları sunabilen var mı?

Yok.
O yüzden çocuk bizde diyorum.

Yüzlerce maddelik eylem planlarıyla her alanda çözümlerimizi ortaya koyuyoruz.

Bakın, tarımla başladık, afet yönetimi ile devam ettik. Soysal politikalar eylem planımızı açıkladık. Dijital dönüşümü açıkladık. Ekonomi finans ve istihdam eylem planımızı açıkladı. Yerel yönetimler ve şehircilik eylem planımızı açıkladık. Yükseköğretim ile ilgili eylem planımızı açıkladık.

Bütün üniversite sistemini değiştirecek bir eylem planı ortaya koyduk.
En son KYK mağduriyetlerini gidermek için bile bir eylem planı ortaya koyduk.

Önümüzdeki haftada bir yaylada doğa hakları ve çevre eylem planımızı açıklayacağız.

Hemen haziranın ortasında yargı reformu eylem planımızı ortaya koyacağız.

Arkasından sağlık eylem planımız geliyor, gençlik eylem planımız geliyor...

Tıkır tıkır tıkır çalışıyoruz.

Biz siyaseti sadece laf üretmek olarak görmüyoruz. Biz siyasetin iş üretmek olduğunu biliyoruz. Biz siyasetin çözüm üretmek olduğunu biliyoruz.

Bunun için bu eylem planlarına çok önem veriyoruz.

Bunun için bu eylem planlarını Türkiye’nin dört bir tarafına anlatmamız, iyi tanıtmamız gerekiyor.

Eylem planlarıyla kadrolarıyla biz hazırız arkadaşlar. Biz hazırız DEVA Parti’si hazır.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun diyorum.

Bugünkü toplantımızın başarılı olmasını verimli olmasını gönülden temenni ediyorum.

21 Mayıs 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Gaziantep Miting Konuşması

Gaziantep Mitingi Konuşması

Evet arkadaşlar hep beraber

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

Bir daha!

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

*****

Muhteşem görünüyorsunuz, muhteşem!

Merhaba Gazişehir merhaba.

Türkiye’nin devası gençlerimiz. Türkiye’nin umudu gençlerimiz. Gençler yürüyor biz arkanızdayız korkmayın. Biz Antep ile gurur duyuyoruz sağ olun var olun. 

Merhaba Karkamış.

Merhaba Yavuzeli.

Merhaba Oğuzeli.

Merhaba Araban.

Merhaba Nurdağı.

Merhaba Islahiye.

Merhaba Nizip.

Merhaba Şehitkamil.

Merhaba Şahinbey.

Merhaba Gaziantep! (…)

Merhaba Gazişehir! (…)

Merhaba Rafıklar! (…)

Bu coşkunun, bu kalabalığın, bu inancın karşısında hiç kimse duramaz, hiç kimse.

Bu meydan, baskıyı, korkuyu yıkan meydandır.

Bu meydan, Gaziantep’in bir kez daha tarih yazdığı meydandır.

Bu meydan umut meydanıdır, umut.

Ne demiştik, bundan böyle DEVA Partisinin olduğu her meydan, “umut” meydanıdır demiştik.

Bundan böyle DEVA Partisinin olduğu her meydan “atılım” meydanıdır demiştik.

Evet, bundan böyle DEVA Partisinin olduğu her meydan, “demokrasi” meydanıdır demiştik. İşte size demokrasi meydanı. Onlar vermezse vermesin. Burası demokrasi meydanı artık bu kadar basit

Hepiniz bugün Gaziantep’te kurduğumuz bu Demokrasi Meydanı’na hoş geldiniz!

DEVA Partisi’nin ilk mitingine sefalar getirdiniz!

Sağ olun, Var olun!

(Alkış…)

*****

Siz muhteşemsiniz ya, muhteşem, muhteşem. Deva gençlik burada demokrasi meydanında. Selam olsun size selam!

İşte her türlü zorluğa rağmen, her türlü engellemeye rağmen, biz buradayız.

Neymiş? Akıllarınca DEVA Partisi’nin ilk mitingini engelleyeceklermiş.

Neymiş? Gaziantepliler zorluk çeksin, zahmet çeksin, mitinge gelesinlermiş.

Bak, bak… Oyunlara bak oyunlara. Yuh yok arkadaşlar bizim lügatımızda yuh yok.

Bakın, Gaziantep bu oyuna gelir mi? Gelmez!

Bu Gaziantep pes eder mi? Etmez!

Booş. Ne yapsanız boş.

Yahu mitingimizi ulaşımı en zor yere göndermeye çalıştılar. Ne oldu? İşte Gaziantep burada!

DEVA gençlik muhteşemsiniz, çok güzelsiniz, heyecan sizde, coşku sizde maşallah.

Biz Antep ile guru duyuyoruz biz bu Gazişehir ile gurur duyuyoruz, sağ olun.

İşte ne oldu on binler akın akın bu meydana geldi mi? Geldi.

Eyy Beştepe, görüyor musun? Duyuyor musun Beştepe?

Duyuyor musun Beştepe?

Biz dimdik ayaktayız.

Türkiye’nin umudu sizlersiniz gençler sizler. Bu ülkeyi alıp uçuracak olanlar sizlersiniz.

Onlar ne derse desin.

Bizim için Gaziantep’in her yeri anamızın aşı, tandırımızın başıdır.

Siz anca meydanlarda nutuklar atıp, içeride başka başka işler tutarsınız.

Bunu gönlü güzel milletimiz görmüyor mu sanıyorsunuz?

Sormayın arkadaşlar öyle bir kıskanıyor ki. Bakın bugüne kadar bu kadar açık söylememiştim ama bir şey söyleyeceğim artık iki etti yahu. Bizim partimizin kuruşu tarihi 9 Mart 2020 değil mi?  Ya 2020’nin şubat ayında ilk koronavirüs vakası görülmüş. Daha sonra açıklandı bu. Bunlar durdular durdular, bunu sakladılar, bizim kuruluş lansımanının, kuruluş döneminin olduğu gün gecenin 1’inde 2’sinde çıktı Sağlık Bakanı, Türkiye’de ilk virüs vakasını gördük Türkiye’de dedi.  Bizim kuruluş günümüze denk getirdiler yahu. Bugüne kadar söylememiştim bunu. Ama bugün 2 etti 2.

2’incisi ne biliyor musunuz? Biz bu mitingimizi taa bayramdan önce tüm Gaziantep’e tüm Türkiye’ye duyurduk mu? Duyurduk. Ne dedik? Demokrasi meydanında 21 Mayıs 2022’de demokrasi meydanında saat 17.00’da buluşuyoruz dedik değil mi? O demokrasi meydanını vermediler biz de burayı demokrasi meydanı yaptık, tamam. Fakat sonra Cumhurbaşkanı ne yaptı? Sen tut aynı gün aynı saat Adana’da gençlik şöleni de. Mayıs ayında başka gün mü bulamadın arkadaş? Başka gün buldun da başka saat mi bulamadın?

Bizim mitingimizle aynı gün aynı saat Adana’da gençlik şöleni yapıyorsun.

20 yıllık parti oldun 20 yıllık... Nedir bu bizimle alıp vermediğiniz yahu. Arkadaşlar kıskananlar çatlasın dedi ya oradan hatırladım bunu. Kıskanıyorlar. Belli. Bu kadar da denk gelir mi? Hadi pandemi vakası dedik bu kadar konuşmadık, denk geldi herhalde dedik. Sabah 11’de kuruluş törenimiz var gecenin 1’inde 2’sinde apar topar basın toplantısı yapıyorlar, ilk koronavirüs vakası. Niye? Gündemi bununla işgal edelim DEVA Partisini bu millet duymasın.

Boşa uğraşıyorsunuz boşa...

Duymayan kaldı mı DEVA Parti’sini? Kalmadı...

İlk mitingimiz ilk. Çok şükür pandemi bitti, vakalar azaldı dedik, maske zorunluluğu kalktı artık geniş katılımlı toplantılar yapabiliriz dedik. İlk mitingimizi Gaziantep’te 21 Mayıs’ta 17.00’da yapacağız dedik. Onlar da tuttular Adana’da Gençli Şöleni yapıyorlar.

Duy bunu Adana duy.

Sayın Erdoğan duy burayı...

Demokrasi meydanı burada.

Siz memlekette demokrasi bırakmadınız ki. Memlekette demokrasiyi katlettiniz. Biz de demokrasi meydanını buraya kurduk.

Sizin dışınız kalaylı, içiniz vayvaylı olabilir.

Çok şükür, bizim içimiz dışımız bir! Özümüz, sözümüz bir!

Bizim içimiz de kalaylı, dışımız da kalaylı evelallah.

(Alkış…)

*****

Değerli arkadaşlarım,

Kıymetli kardeşlerim,

Biz DEVA kadrolarıyla guru duyuyoruz biz Gaziantep ile gurur duyuyoruz, sağolun.

Bakın bunlar daha iki ay önce bizi engellemek için meclise bir seçim yasası sundular. Hedef tamamen biziz biz! DEVA Partisi.

Masa başında hazırladıkları oyunlarla seçimi kazanacaklarını sanıyorlar.

Yeni çıkarttıkları yasalarla dediler ki DEVA Partisi’nin işi bitti. Öyle bir yasa çıkarttık ki bunlar zorlanacak. Dediler bunu. Bütün köşe yazarı ve yorumcularını saldılar ortaya.

Biz dedik ki, seçim masa başında kazanılmaz! Seçim meydanda kazanılır dedik, meydanda.

Ne dedik? Hodri meydan dedik hodri meydan.

Çıktık açıkladık. DEVA Partisi, kendi adıyla sanıyla, kendi namıyla şanıyla, kendi logosuyla bayrağıyla inşallah bu seçime girecek ve inşallah bu seçimi kazanacak dedik. İşi bitirdik.

Evet, hodri meydan dedik.

Buradan onlara sesleniyorum:

İstediğiniz kadar seçim yasasını değiştirmeye çalışın. İstediğiniz kadar Valilikleri, Belediyeleri kendinize maşa edip bizi durdurmaya çalışın.

Siz DEVA Partisi’ni engellemeyi ancak rüyanızda görürsünüz, rüyanızda.

İşte bugün buradayız, ilk mitingimizi Gaziantep’te yapıyoruz.

Bedenimizle, yüreğimizle bu Gazişehir’deyiz.

Bu şehir, alın teriyle, akıl teriyle, bilek gücüyle kazananların şehridir.

Bu şehir, şanıyla şerefiyle mücadele edenlerin şehridir.

Bu şehir, zulüm karşısında boyun eğmeyenlerin şehridir.

Bu şehir, aynı zamanda, birlik şehri, beraberlik şehri, kardeşlik şehridir.

Hep beraberiz hep beraber.

Bugün burada DEVA Partili olmasa da bütün engellere karşı bizimle bu engellere karşı dayanışma içinde olan tüm konuklarımıza, bu mücadele bizimle olan konuklarımıza teşekkür ediyorum. Valiliğin ve belediyenin çıkardığı engellere karşı bizimle dayanışma içinde olan, demokrasi mücadelemizde bugün yanımızda olan herkese teşekkür ediyorum.

Sizler, demokrasi ve atılım yolunda engel tanımadınız.

Tıpkı geçmişte olduğu gibi zorluklar karşısında pes etmediğinizi bütün aleme gösterdiniz.

Türkiye’nin demokrasi ve atılım hikayesini sizler yazacaksınız sizler. Hep beraber yazacağız.

Gazilerin şehrine, şehitlerin şehrine yakışan budur!

Yiğitlerin diyarına yakışan budur!

Tüm Türkiye şahittir bugüne.

Bu coşkuya tarih şahittir.

Tarihi, sizler yazacaksınız, sizler.

(Alkış…)

*****

Buradan, Sayın Erdoğan’a sesleniyorum!

Duy burayı, duy. Gaziantep’i, duy.

Yuh yok arkadaşlar. Bizim lugatta yuh yok.

Sadece dinle diyorum, duy diyorum Gaziantep’i duy diyorum.

O krizlerin ortağı Bahçeli’yi de al yanına dinle diyorum.

Gaziantep ne diyor? “Yeter artık” diyor

Gaziantep ne diyor? “Demokrasi” diyor.

Gaziantep “Atılım” diyor.

Tüm Türkiye “Artık değişimin vakti geldi” diyor!

Bak işte Gaziantep’e:

DEVA Partisi gümbür gümbür geliyor.

Damla damla yurdun dört bir yanından iktidara yürüyoruz.

Emaneti teslim almaya geliyoruz, teslim almaya

Gaziantep’e soruyorum şimdi:

Emaneti teslim almaya

Hazır mısın Gazişehir? (…)

Hep beraber demokrasi ve atılım diyeceğiz. Var mısınız? (…)

Seçim günü hep beraber mührü damlaya vuracağız. Var mısınız? (…)

Yıkacağız tüm barajları inşallah, yıkacağız. Var mısınız? (…)

Evet, hep beraber başaracağız inşallah.

(Alkış…)

*****

Değerli arkadaşlarım,

Gelin, tam demokrasinin bayrağını hep beraber taşıyalım.

Gelin, hep beraber kazanalım. Türkiye olarak kazanalım.

Ben milletimizin vicdanına güveniyorum.

Ben milletimizin iradesine güveniyorum.

Bizim yerimiz belli, yurdumuz belli.

Evet Demokrasi Atılım derhal bugün! Gençler yerinde duramıyor maşallah. Değerli arkadaşlarım gençlik burada biliyorum. Bakın biz neredeyiz biliyor musunuz?  

Biz nerede miyiz? Bilmeyenler için bir konum atalım:

Biz; çocuğuna harçlık veremeyen annelerin yanındayız.

Biz; torunlarına küçük bir hediye almak isteyip de alamayan dedelerin, ninelerin yanındayız.

Biz; aylık 2.500 lira maaşla, temel gıda ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan emeklilerimizin yanındayız.

Biz; açlık sınırının altında bir asgari ücretle geçinmeye çalışan işçilerimizin yanındayız.

Biz; hayat pahalılığı karşısında inim inim inleyen dar gelirli, sabit gelirli vatandaşlarımızın yanındayız.

Biz; dükkanında masraf olmasın diye elektriğini açamayan, sattığı malı yerine koyamayan esnafımızın yanındayız.

Biz; gübre, mazot, tohum, elektrik fiyatları altında ezilen çiftçilerimizin yanındayız.

Biz; her gün canını dişine takarak ekmeğinin peşinde koşan kurye arkadaşlarımın yanındayız.

Biz; kendilerine “çıkart telefonunu” denilen, yarınlarını başka ülkelerde aramaya başlayan gençlerin yanındayız.

Biz; cep yakan fiyatlar yüzünden, yemekhanede günde tek öğünle karnını doyurmaya çalışan, bayramda ailesinin yanına gidemeyen öğrencilerin yanındayız.

Biz; beraat ettikleri halde hakları iade edilmeyen KHK’lıların yanındayız.

Ayrımcılığa uğrayan, kendisini ikinci sınıf hisseden, hor görülen tüm vatandaşlarımızın yanındayız.

Bizim konumumuz budur, koordinatlarımız budur.

Nerede olduğumuzu görmek isteyenleri işte buraya, bu konuma davet ediyoruz.

Bizim yerimiz; 84 milyonun yanıdır.

(Alkış…)

Daha önce yaptık yine yaparız, daha önce yaptık daha iyisini yaparız.

*****

Peki değerli arkadaşlarım, konumumuzu koordinatlarımızı buradan duyurduk.

Peki, İktidardakiler nerede, ne yapıyorlar?

Sabah akşam hikâye anlatıp duruyorlar.

Bırak kardeşim hikâyeyi.

Bir marul olmuş on lira bu memlekette. Pazarda taneyle sebze meyve satılıyor.

Etiketlere artık “yarım kilo” fiyatları yazılıyor.

Ekonomiyi batırdınız ya batırdınız.

Bir yandan da ülkenin sınırlarını kevgire döndürdünüz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hudutları yol geçen hanına döndü.

Milyonlarca insanı, hesapsız kitapsız sınırlardan bu ülkeye aldınız.

Her yerden geliyorlar. Gelmeye de devam ediyorlar.

Daha geçtiğimiz aylarda binlerce Afgan Türkiye’ye giriş yaptı.

Hepsi erkek, hepsi genç.

Ben hükümete sordum, şimdi yine soruyorum:

“Yahu arkadaş, siz ya bu ülkenin hudut güvenliğini sağlayamıyorsunuz, ya da Amerikalılarla anlaşıp Taliban rejiminden kaçanları Türkiye’ye yığıyorsunuz.” 

Bunların hangisi doğru? Çıkın söyleyin.

Yetmedi, 200.000 Suriyeli ’ye vatandaşlık verdik diyorsunuz.

Bu vatandaşlıkları hangi kritere göre veriyorsunuz?

200.000 kişiyi gizli saklı, hiçbir kurala tabi olmadan vatandaş yaptığınızda, diğer Suriyelilerin “sıra bana da gelecek” diye bekleyeceklerini, ülkelerine dönmek istemeyeceklerini hesap edemiyor musunuz?

Bunlar, ne anlatsak millet yutar zannediyorlar.

Sayın Erdoğan, bırak millete hikâye anlatmayı. Çıkın bu vatandaşlığı hangi kritere göre veriyorsunuz neye veriyorsunuz kime veriyorsunuz açıklayın.  Oy için mi çıksınlar açıklasınlar. Biz bilemiyoruz. Biz sebebini açıklayın diyoruz.

Tek yetkili Cumhurbaşkanı olduktan sonra memleket ne hale geldi, sen onu anlat.

Çok istedin, tek başına tüm yetkiyi elinde topladın.

2018 seçimlerinde ne dedin? Şu yetkiyi bana verin, faiz de enflasyon da nasıl düşer göstereyim dedin.

Dedin de sonra ne yaptın?

Faizi de enflasyonu da patlattın yahu.

Şu dört yıllık karnenden bir haber ver hele. Bak 4 yıl oldu 4. 2018 seçimlerinin üzerinden 4 yıl geçti. Aklına gelip de yapamayacağı hiçbir şey yok. Tek imzayla aklına geleni yapıyor. Şu 4 yıllık karneyi bir koyalım ortaya.

Bak ben söyleyeyim:

O karnede hayat pahalılığı var mı arkadaşlar? (…) Var.

Yüksek enflasyon var mı? (…) Var.

Son yirmi yılın en yüksek enflasyonu hem de.

Enflasyon yüzde 100’e çıkmış yüzde 150’lerde.

Peki, karnede derin yoksulluk var mı? (…) Var.

Bu ülkede insanlar çöpten yiyecek toplamaya başladı, ekmek topluyorlar çöpten yahu.

Karnede işsizlik var mı? (…) Var.

İşte karne bu. 4 yıllık karnen bu. 4 yılda bir üniversite bitiyor. 4 yılda insanlar diploma alıyor karne alıyor. Ama karnesi bu işte.

Tek başına tek imzayla yönetilen ülkenin hali bu.

Al işte hep beraber Gaziantep’teyiz.

Burası fıstığın ve baklavanın başkenti, değil mi?

Gaziantep’te ailesiyle birlikte baklavasını, fıstığını yiyebilen kaç kişi kaldı?

Soruyorum size arkadaşlar fıstık ve baklava yiyebiliyor musunuz? (…)

Yiyebiliyoruz diyenler el kaldırsın. (…)

Şu meydana bak ya. Gaziantep fıstığın da baklavanın da vatanı. İşte durum bu kadar vahim.

Gaziantep fıstık yetiştiriyor, ama fıstığa parası yetmiyor.

Gaziantep en güzel baklavayı üretiyor, fakat Gaziantepli baklavayı yiyemiyor. Memleketi düşürdüğün durum bu. Özeti bu işte.

Yahu Allah aşkına, bu memlekette içi boş baklava satılmaya başladı. İçi boş baklava…

Vatandaş Ramazan Bayramı’nı tatlı alamadan geçirdi. Örf, adet, gelenek ne varsa, hayat pahalılığı karşısında yok oldu.

Ama Beştepe’de yaşayanlar, halkla arasına koruma ordusu dizenler, bunu göremiyor.

Hep beraber yeneceğiz arkadaşlar. Bunlar milletten koptu.

İftar sofralarında bile halka aralarına bariyerler çekiyorlar. 100 araçlık 150 araçlık konvoylardan milleti görmüyor duymuyorlar.

Bakın Arkadaşlar,

Şunu bilmemiz gerekiyor.

Sayın Erdoğan artık sokağı göremiyor. Beştepe’ye kendini hapsetti.

Tek bir komşusu yok. Görüp de ödediği tek bir fatura yok.

Bu vatandaş ne çekiyor ne yaşıyor haberi yok.

Ama vatandaşın anası ağlıyor… Gerçekten çok yazık. Ben buradan sesleniyorum. Yarın sabah da Gaziantep’teyim. Diyorum ki Sayın Erdoğan’a : Adana’dasın işte, atla gel Gaziantep’e.

Sayın Erdoğan, gel beraberce Gaziantep’in sokaklarında şöyle bir tur atalım.

Tabakhane’de, Cinderesi’nde, Şoför Ali Caddesi’nde, Perilikaya’da, Akyol’da bir gezelim de esnafın, vatandaşın halini bi görüver.

Çok değil bir saat. Halkın gerçek gündemini bi gör.

Arkadaşlar çözümün adresi biziz doğru. DEVA kadroları...

Bakın bu ülkede boş tost satışları başladı, boş tost. İçinde peynir meynir hiçbir şey yok. Benim sanayideki arkadaşım boş tost ile karnını doyuruyor.

Hani şu nohut dürüm var ya, nohut dürüm. O bile 15 lira oldu.

Arkadaşlar, bunlar bazılarının varlığına varlık kattılar ama ülkenin kalanını ise yoksulluğun dibine attılar.  Seçim günü mührü atacağız damlaya vurunca Beştepe o saatte duyacak.

Bakın bugün Gaziantep’te İbrahimli ’de bir daire olmuş 4 milyon lira, 5 milyon lira.

Ama Düztepe’de insanlar ekmek alabilmek için ekmeği biraz daha ucuz alabilmek için belediyeden kupon sırasına giriyor.

Belediye ekmek karnesi dağıtıyor, ekmek karnesi.

Yazık günah.

Memlekete o eski karne dönemini geri getirdiler.

Arkadaşlar, inanın içim yanıyor. Yazık bu ülkeye. Bu ülke buna layık değil, bu ülke bunu hakketmiyor.

Evet, burası fıstık kabuğundan ekmek yapıp savaşan insanların şehri.

Elbette bu millet zorluğu da yokluğu da çoook çok iyi biliyor.

Sabır nedir, şükür nedir, onu da bu millet çok iyi biliyor. Arada diyor ya sabır, şükür merak etmesin. Bu millet sabretmeyi de şükretmeyi de çok iyi biliyor. Ondan öğrenecek değil.

Ama şimdi burada bi durun bakalım!

Hayırdır, ne oluyor yahu?

Kurtuluş Savaşı günlerindeki yokluğa mı geri döneceğiz?

Ülkemiz işgal altında falan değil çok şükür. Siz bu inşaları savaş günlerindeki yokluğa mahkûm ediyorsunuz ondan sonra sabredin şükredin. Amenna sabır şükür bizim kültürümüzdür. Ancak bu ülkeyi bu hale siz düşürdünüz.

Beştepe’dekilerin hepimizin cebine, kesesine açtığı savaşı saymazsak, ülkede bir savaş falan yok.

Bu krizin sorumlusu belli arkadaşlar. Sorumlusu belli!

Ortada Beştepe yapımı, yerli ve milli bir kriz var. Kendi tabirleriyle kullanıyorum, yerli, milli...

Ortada el yapımı, ev yapımı bir kriz var.

Ama bunlar ne yapıyor? Enflasyonun sorumlusu olarak fahiş etiketleri gösteriyorlar.

Esnafı suçlu göstermeye çalışıyorlar, esnafı. Dikkat edin. O etiketi yazan esnaf var ya bütün ilgiyi oraya dağıtmaya çalışıyorlar. Kendileri enflasyonu patlatıyor işin içinden sıyrılıyor fahiş etiketlerle mücadele edeceğiz diyor. Sen kendinle mücadele et.  Çünkü enflasyonun sebebi sensin.

Zammın sorumlusu bizim esnaf kardeşimiz değil arkadaşlar.

Esnaf ne yapsın? Dükkânın masraflarını zar zor çeviriyor. Sattığı rafı esnafına koyamıyor esnaf o gün.

Gittiğim her şehirde esnaf bana “Kurtarın bizi. Dükkânda elektrik yakacak halimiz kalmadı” diyor.

Esnaf perişan.

Soruyorum size: Pazardaki sebzenin meyvenin pahalılığının sorumlusu pazarcı mı? Çiftçi mi? (…)

Ama bunlar hedef gösteriyor hedef.

Hayır değil. Ürününü, maliyet fiyatının altında satan gariban çiftçimiz borcu borçla döndürmeye çalışıyor.

Milletin beli büküldü, beli.

Bakın, bu enflasyonun sorumlusu ne esnafımız ne de çiftçimiz.

Bir de ne diyorlar? Propaganda yapıyorlar. Neredeyse psikolojik harekât başlattılar. Bütün dünya da enflasyon başlattılar. Petrol fiyatları arttı, tüm dünyada enflasyon var diyorlar.

Yahu enflasyon, 0 olan ülkede %2’ye çıktı. %2 olan ülkede %4’e çıktı. Bilemedin %7’ye çıktı.

Bizim gibi %100, %150 enflasyon nerede var Allah aşkına. Bütün dünyada enflasyon var diye bu milleti aldatmaya çalışıyorlar.

Üstelik zamanında, 2002-2008 yılları arasında, bu arkadaşınız ekonominin başındayken, petrol fiyatları 20 Dolar’dan 150 Dolar’a çıktığında, biz bu ülkede enflasyonu tek haneye düşürmedik mi? Petrol fiyatları 20 Dolar’dan 150 Dolar’a çıkarken biz bu ülkenin ekonomisini büyüttük. 

Yahu insan bir sormaz mı?

“Ali Babacan, zamanında sen bunu nasıl başardın” diye sormaz mı? “Petrol fiyatları 7,5 kat artarken bu enflasyonu nasıl düşürdün, bu ekonomiyi nasıl büyüttün?” diye sormaz mı?

Ne diyor? Ben imza atmasaydım yapamazdı diyor.

Madem hikmet imzada, hadi at o imzayı da enflasyonu düşürüver bakalım. At bir imza da faizleri düşürüver bakalım.  4 yıldır elini tutan mı var sana engel olan mı var.

Yapamaz! Ağzıyla kuş tutsa yapamaz.

Bu krizin sorumlusu eğmeye bükmeye gerek yok, bu krizin sorumlusu

Dolar kurunu patlatan Sayın Erdoğan’dır.

Sayın Erdoğan ve yanına aldığı ortaklarıdır.

Bugün eğer dolar kuru patlamasaydı, dünyadaki dolar artışına paralel olarak bizde de akaryakıt fiyatları artsaydı benzinin mazotun fiyatı 6-7 liradan en fazla 9-10 liraya çıkardı. Bütün dünyada o kadar arttı çünkü.

Eğer bugün benzin mazot, 9-10 lira değil de 22-23 liraysa, bunun sebebi dolar kurundaki artıştır. Bu aradaki fark Erdoğan farkıdır. Dolar kurundaki artışın sebebi de Sayın Erdoğan’dır. 

Peki Sayın Erdoğan ne yaptı da bu dolar kurunu patlattı? Bu kur niye bu kadar arttı.

Önce Merkez Bankası Başkanı laf dinlemiyor dedi, onu görevden aldı.

Arkasından, Merkez Bankası’na talimat yağdırmaya başladı.

Merkez Bankası’nın 130 milyar dolar döviz rezervini cayır cayır sattırdı. Ne zaman? 1 Ocak 2019 da başladı 2020’nin Eylülüne kadar. O zaman kim var yanında damat var. Sırf 2019 yerel seçimlerini kazanmak için Damat ile el ele verip hepimizin alın terini cayır cayır yaktı. Yazık günah.

Hazırda ne varsa satıp tükettikten sonra, ülke ülke dolaşıp swap anlaşmalarıyla döviz borçlandı. Katar’a niye gitti. Birleşik Arap Emirlikleri’ne niye gitti? Birleşik Arap Emirlikleri’ne yıllarca demedi mi ‘bunlar 15 Temmuz’un destekçisi’ diye. Ne oldu? 15 Temmuz’un destekçisiyse niye ayaklarına gittin? Yok 15 temmuzu bunlar desteklemediler ise o zaman bunu açıkla. Bu milletten özür dile. De ki; Ey milletim ben yanılmışım bunlar 15 Temmuz’u desteklememiş, git onlardan da özür dile. Eğer bunlar darbeyi destekledilerse buna rağmen 5 milyar 10 milyar dolar için ayaklarına gidip o swap anlaşması için kucaklaştıysa ben bu milletin ferasetine havale ediyorum.

Swap anlaşmaları ile aldıkları dövizleri ne yaptılar? Borç aldıkları dövizleri ne yaptılar? Cayır cayır sattılar. Sonra borçlandığı o dövizi de satmaya başladı.  İşte sonunda, Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu eksi 60 milyar dolara indi.

Merkez Bankası’nın elinde 107 milyar dolar var, ama 107 milyar dolar da borcu var.

Üstüne 60 milyar dolarlık swap borcunu da ekleyince, alın size eksi 60 milyarlık rezerv.

Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yok. İlk defa bu milletin bu devletin merkez bankası eksi 60 milyar dolarlık borç batağının içine düşürülüyor. Yok böyle bir şey. Sadece ülkenin bu gününü değil gelecek nesillerin de sırtından yapıyorlar bunu. Çünkü borçlanıp yapıyorlar.

Ekonomimizi mahvettiler.

Ekonomimizi perişan ettiler.

Peki, Sayın Erdoğan’ın ortakları kim?

Bunları unutturmayacağız.

Bir yanında, her konuşmasında öfke nöbeti geçiren, hakaret etmeden konuşamayan laf üreticisi, krizlerin ortağı Bahçeli.

Diğer yanında, 28 Şubatçı Çin muhibi Perinçek.

Üçü kafa kafaya verdi, başımıza her türlü krizi açtılar.

Adalet krizi, dış politika krizi, sığınmacı krizi, eğitim krizi.

Kriz yaşamadığımız alan kalmadı yahu.

Bu krizlerin ortağı Bahçeli var ya, 2001 ekonomik krizinde memleketi mahveden hükümete de ortaktı.

Onu unutturmayacağız. Hatırlayın. Bankaları batırdılar, esnafı borca gömdüler. Hatırlayın yazar kasa Ankara’daki başbakanlık binasının önüne fırlatıldığında Sayın Bahçeli’nin ofisi o binanın içindeydi. Unutturmayacağız.

Bugün Bahçeli hükümete yine ortak ve ülkede yine kriz var. Onun için krizlerin ortağı diyoruz.

İşte size yine döviz krizi.

Şimdi de ne yapmaya başladılar biliyor musunuz?

İhracatçının dövizinin yüzde 40’ına el koyuyorlar.

Burada Gaziantep’teki üreticinin, ihracatçının emeği olan dövizi onlardan zorla alıyorlar.

Sonra o dövizi ne yapıyorlar?

Gidip Merkez Bankası’nın arka kapısında cayır cayır satıyorlar! Doymuyorlar.

Biliyorsunuz,

Şu ortadan yok edilen meşhur 130 milyar dolar meselesini ilk gündeme getiren genel başkan benim.

Bir yıldır soruyorum. Bu dövizi ne yaptınız diyorum. Ne zaman sattınız, kime, kaçtan niye sattınız diyorum. Niye gizli gizli sattınız diyorum.

Sayın Erdoğan’dan bir cevap duydunuz mu? (…)

Duymadınız, değil mi?

Çünkü cevap veremez. Gizli saklı yapılan işin doğruyla ilgili şüphe duyun. Eğer bir iş karanlıkta yapılıyorsa ondan şüphe duyun. Doğru hesaptan kaçar mı yahu.

Yaptığı doğru olsaydı, hesaptan vermekten kaçmazdı.

Ve arka kapıdan döviz satmaya hâlâ devam ediyorlar.

Şu son 5 ayda en az 30 milyar dolar daha döviz yaktılar ya

Yazık günah.

Durmak bilmiyor.

Madde bağımlılığına döndürdüler işi. Döviz kurunu kontrol etmek için habire arka kapıdan döviz sat. Zararlı alışkanlık bataklığına girdiler.

Değerli arkadaşlarım,

Bunlar, tam mirasyedi gibi. Neyi teslim ettiysek batırdılar.

Paramızı pul ettiler, pul.

(200 TL çıkarıyoruz

Şu para var ya, şu para 200 lira.

2009 yılında tedavüle çıkmıştı.

Demokrasimizi de ekonomimizi de güçlendirdiğimiz dönemde tedavüle çıkmıştı.

O günkü değeri bu 200 lira 123 dolardı. Evet tam 123 dolar

Bugünkü değeri ne kadar? (…) 12,5 dolar. Gaziantep hesap biliyor.

123 dolar indi 12,5 dolara. Şu hale bak. Bu milletin cebindeki parayı eritiyorlar.

Hiçe döndü, pula döndü.

(200 TL kaldırıyoruz)

İşte memleketi düşürdükleri durumun özeti bu

*****

Değerli arkadaşlarım,

Sorunlar büyük. Hepsini biliyoruz. Hepsini bizzat yaşıyoruz.

Ancak bakın, ben her gün çözüm konuşuyorum. Her konuda çözüm üretiyoruz.

DEVA Partisi’nin hazırladığı eylem planlarını ortaya koyuyorum. Tek tek. Her konuda eylem planı hazırladık.  Tarımdan tutun sosyal politikalara kadar, dijital dönüşümden tutun afet yönetimine kadar, ekonomi finanstan tutun, üniversiteye kadar, çevreye kadar, şehircilik ve yerel yönetimlere kadar... 

Çok kapsamlı çalışmalar çok... Bugüne kadar bizim kadar detaylı çözüm koyabilen bir parti yok Türkiye’de. Biz her şeyin başı güven diyoruz. Güven olmazsa olmaz diyoruz.

Önce güven oluşturacağız bu ülkede. Ben önce güven ortamını oluşturmamız lazım bu ülkede dediğim zaman gençlerimiz soruyor; Sayın başkanım bu güveni nasıl oluştururuz. Anlatır mısınız diyorlar. 1 dakikada 8 madde de güven nasıl oluşturulur onu anlatacağım sizlere...

1-      Konuşunca doğruyu söyleyeceğiz. Enflasyon yüzde yüz iken gidip de TÜİK’e enflasyonu makyajlayıp yüzde 50- 60 diye açıklatmayacağız.

2-      Söz verince tutacaksın. 2018’de bu milletten oy isteyip de bana oy verin faizi de enflasyonu da nasıl düşüreceğim derken faizi de enflasyonu da patlatmayacaksın.

3-      Emanete hıyanet etmeyeceksin. Çok önemli.

4-      Her daim hukukla adaletle hareket edeceksin

5-      Dürüst ehliyetli ve liyakatli kadrolarla çalışacaksın

6-      Her kararını istişareyle alacaksın. Bin biliyorsan bir bilene soracaksın. Ben ekonomistim, alanım ekonomi deyip ekonomiyi batırmayacaksın.

7-      Şeffaf olacaksın, açık olacaksın. Karanlıkta arka kapıdan Merkez Bankası’nın dövizlerini satmayacaksın.

8-      Her zaman hesap vermeye hazır olacaksın.

Biz bugün Gaziantep’te Türkiye’nin her yerinde başımız dik alnımız açık yürüdük. Veremeyeceğimiz hesap yok. Onun için rahatız hamdolsun. Onun için burada sizlerle kucaklaşıyoruz. Her zaman hesap vermeye açık olacaksın.

Değerli arkadaşlar bizim bir Türkiye hedefimiz var. Tam demokratik Türkiye. Eksik gedik değil tam demokratik Türkiye.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin eşit ve birinci sınıf vatandaş olduğu bir Türkiye. Herkesin insan onuruna yakışan bir hayat yaşadığı bir Türkiye ...

Ülkemizi asla öfkeye teslim etmeyeceğiz, asla.

Onun için diyorum öfkelenip yuh demeye gerek yok. Biz bu mücadeleyi demokrasi içinde kazanacağız. Biz bu mücadeleyi hukuk içerisinde kazanacağız. Biz bu mücadeleyi meşru zeminde kazanacağız. Meşru demokratik siyaset zemininde kazanacağız.

Biz Türkiye’yi barışın, huzurun, özgürlüğün limanına sağ salim yanaştıracağız.

Haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik son bulacak. Ayrımcılık, torpil son bulacak.

Kamu da mülakatı kaldırıp atacağız. Yazılı sınav neyse o. Yazık değil mi bizim gençlerimize. O kadar sıkıntı çekiyorlar. Alın teri döküyorlar. KPSS’ye hazırlanıyor. 85- 95 arası puan alıyorlar mülakatta eleniyorlar. Yazık yahu.

Niye e bakalım. İktidar partisine yakın mısınız? Niye? Ya sen Türkiye’nin şu bölgesinden gelmişsin. Yazık yazık.

Bu ülkenin her vatandaşı 1. Sınıf vatandaş arkadaş. Ayrıcalık yapamazsın. Onun için bu işin en kestirme yolu bu mülakatı kaldırmak.  Yazılı sınav ne ise o.

Hak eden hak ettiğini alacak bu ülkede inşallah.

 

Adaleti, hukuku biz ayağa kaldıracağız. Demokrasiyi biz yükselteceğiz. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme biz geçeceğiz.

Bu pahalılık, bu yoksulluk, bu baskı dönemi bitecek. Özgür ve zengin bir ülke olacağız.

DEVA Parti’si varsa umut vardır. DEVA Parti’si varsa adalet vardır. Güven bizde çözüm bizde anahtar bizde.

Türkiye’nin demokrasi maratonunu hep beraber koşacağız.

Yerle bir ettikleri bu demokrasimizi hep beraber ayağa kaldıracağız.

Umudu hep beraber yükselteceğiz.

Heyecanımızı hiçbir zaman yitirmeyeceğiz.

Çocuklarımıza mutlu ve zengin bir ülke bırakmak için canla başla çalışacağız.

Bu iş çözülecek az kaldı.

Kimse kusura bakmasın ama şu konuda mütevazi olmayacağım. Bu ülkenin sorunlarını çözmek için bu ülkenin krizlerini çözmek için DEVA Parti’sinin mutlaka ama mutlaka iktidarda olması gerekiyor. Biz ekip olarak 2001- 2002 ekonomik krizini çözen bir ekibiz. 2 senede çözdük.

2008- 2009 krizini biz çözdük biz ekip olarak. 2 tane büyük krizi çözdük. Eğer Türkiye’de varsa böyle bir ekip daha, varsa 2 büyük krizi çözen ekip gelsin buyursun yapsınlar. Ama yok yapamazlar. O yüzden bu işi evelallah biz çözeceğiz. DEVA Kadroları olacak yapacağız.

Çözüm bizde. Hep beraber yapacağız. İddialıyız ve söz veriyoruz. Bu milleti bu ekonomik krizden de bu adalet krizinden de bu eğitim krizinden de bu göç krizinden de inşallah kurtaracağız. Hep beraber yapacağız.

Hazır mısın Gaziantep?

Hazır mısın Gazişehir?

Adalet için hazır mısın?

Özgürlük için hazır mısın?

Zenginlik için hazır mısın?

Demokrasi için hazır mısın?

Siz hazırsanız biz de hazırız.

Hep beraber tekrar ediyoruz.

Demokrasi

Atılım

Derhal

Bugün ...

Hep beraber tekrar ediyoruz.

Demokrasi

Atılım

Derhal

Bugün ...

Haydi hayırlı olsun. 

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

Sağ olun, var olun.

17 Mayıs 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın KHK Mağduriyetleri Eylem Planı Lansman Konuşması

Ali Babacan KHK Mağduriyetleri Eylem Planı

Kıymetli basın mensupları,

Saygıdeğer konuklar,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya üzerinden bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla selamlıyor, Partimizin KHK Mağduriyetleri Eylem Planını açıklayacağımız basın toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

*****
Değerli basın mensupları, değerli arkadaşlarım

Sizlerin de yakından takip ettiği gibi, DEVA Partisi olarak bir ilke imza atıyoruz. İktidarımızın ilk 90 ve ilk 360 gününde atacağımız adımları madde madde kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Ülkemizin sorunlarını çözmek adına hazırladığımız eylem planlarımıza bugün bir yenisini daha ekliyoruz.

Çünkü biz, Türkiye’de çözülmemiş tek bir sorun bile bırakmama iddiasıyla siyaset yapıyoruz.

Memleketimizin sorunlarını hızla ve adaletle çözmek için çalışıyoruz.

Değerli misafirler,

Tam da bu noktada bir hususun özellikle altını çizmek istiyorum.

Bizim tüm bu eylem planlarımızın başarıyla uygulanmasının tek bir koşulu var:

Öncelikle ülkemizde “hukuk devleti zemini”ni tesis etmemiz gerekiyor.

Çünkü hayalimizdeki mutlu, özgür ve zengin Türkiye ancak adaletin tecelli etmesiyle mümkün olabilir.

Siyasi istikrar ve ekonomik refah, ancak hukukun üstünlüğüyle sağlanabilir.

Eğitimden sağlığa, tarımdan dijital politikalara dek tüm meselelerin çözümü ancak güçlü bir hukuk zemininde gerçekleşebilir.

İşte bugün de hukuku ve adaleti konuşmak için buradayız, sizlerle beraberiz. Değerli arkadaşlar,

Bugün, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından OHAL KHK’larıyla ihraç edilen vatandaşlarımızın haklarını konuşacağız.

Bugün, darbe girişiminin ardından açılan silahlı terör örgütü üyeliği soruşturmalarındaki adaletsizlikleri gidermeyi konuşacağız.

Bildiğiniz gibi, hain terör örgütü FETÖ’nün demokrasimize kast ettiği 15 Temmuz 2016 akşamı, yakın tarihimizin en kanlı gecesi olarak kayıtlara geçti.

15 Temmuz gecesi bir tiyatro falan oynanmadı arkadaşlar.

O gece, aklını FETÖ’ye kiraya vermiş bir grup darbeci, demokrasimizi yok etmeye kalkıştı.

Milletimiz ise dimdik ayaktaydı, sokak sokak, cadde cadde direndi.

Halkımız tüm siyasi görüş farklılıklarını bir kenara bırakarak, birbirine sımsıkı kenetlendi.

Bu millet 15 Temmuz gecesi canı pahasına, kanı pahasına demokrasimizi savundu.

Aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz demokrasimize ve birliğimize sahip çıkarak canlarını ortaya koydu.

O gece milyonlarca insan; hep beraber hukuk dedik. Hep beraber demokrasi dedik.

Türkiye’nin sabah erken kalkanın, gece geç yatanın darbe yapacağı bir ülke olmadığını 15 Temmuz gecesi tüm dünyaya gösterdik.

Ancak, ne var ki, milletimizin sergilediği onurlu direnişle darbe girişimini bozguna uğratmayı başaran Türkiye’nin yönü maalesef demokrasiye dönmedi.

Darbe girişiminin hemen ardından başlayan süreçte, demokratik hukuk devleti iktidar eliyle yok edilmeye başlandı.

Türkiye, hukuksuzluklar ve adaletsizlikler ülkesi haline getirildi.

Evet, 15 Temmuz’da halkımız kendi iradesine, demokrasisine, meclisine sahip çıktı. İktidar ise bu sahiplenmeyi, kendilerine, kendi vahim yanlışlarına sahip çıkmak olarak sundu. İstismar etti.

15 Temmuz’un, iktidarın yanlışlarına, hukuksuzluklarına, zulmüne sahip çıkılmış gibi sunulması tam bir istismardır.

Olağanüstü hâl koşullarında yapılan bir anayasa referandumu ile Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi de gelince demokrasimiz ağır bir yara almış oldu.

Ve bu dönemde çok sayıda vatandaşımız mağdur edildi.

Daha sonraki aşamalarda mahkemeler veya savcılıklar tarafından 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle veya paralel devlet yapılanmasıyla hiçbir ilgisi olmadığı, hukuka aykırı herhangi bir eylemde bulunmadığı tespit edilen çok sayıda insan, OHAL KHK’ları ile yargı kararı olmaksızın kamu görevinden çıkarıldı.

Birçok vatandaşımız haksız uygulamalar nedeniyle işinden, mesleğinden edildi.

Ayrıca, 2016-2020 yılları arasında, terör örgütü üyeliği kapsamında bir buçuk milyondan fazla soruşturma başlatıldı. Bir buçuk milyon arkadaşlar. Bu da 2020 sonu. Daha 2021 rakamları açıklanmadı. Onu göreceğiz ne olacağını.

Hava puslu olunca da fırsatçılık yapanlara da gün doğdu. On binlerce vatandaşımızın hakkı yendi.

Hatırlayın; Sayın Erdoğan o günlerde ne demişti? “At izi, it izine karıştı” demişti.

Fakat, şu unutulmasın ki, OHAL döneminde at izini it izine karıştıran fırsatçıların tamamı Beştepe’den güç aldı.

Bir hukuk devletinde, hakkın izi hiçbir yere karışmaz arkadaşlar. Hukukun üstünlüğü varsa, hak izini kaybetmez. Kaybediyorsa, orada hukuk devleti yoktur, hukukun üstünlüğü yoktur.

Maalesef bugünkü otoriter ittifak, ülkemizi kahrın ve zulmün ülkesi yaptı. Adaletsizliği kural haline getirdi.

KHK’yla işinden edilen insanların hayatı herkesin gözü önünde mahvedildi.

İnsanlar, uğruna bir ömür adadıkları mesleklerinden bir gece yarısı kararnameyle uzaklaştırıldılar.

Aileleriyle birlikte yokluğa ve dışlanmaya mahkûm edildiler. Çoluk çocuk, topluca çok ağır bir zulme uğradılar.

Evrensel hukukta toplu cezalandırma diye bir şey yoktur. Ama bu yapıldı Türkiye’de.

Bu, bir hukuk devleti için ağır bir utanç tablosudur.
Ama hiç endişeniz olmasın. Çok yakında, bu devleti biz yöneteceğiz.

Herkes şundan emin olsun: Bu dönemde yaşatılan hiçbir zulme sessiz kalmayacağız.

Akif’in dediği gibi çiğnensek de hakkı tutup kaldıracağız.

Milletimizin vicdanını yaralayan, hayatlarına ağır darbe vuran bu adaletsizlikleri de gidereceğiz.

Devlete ve yargı sistemine çekidüzen vereceğiz.

İşte bugün açıklayacağımız 18 maddelik eylem planımızı tam da bu kapsamda hazırladık.

Öncelikle, şu tespiti ortaya koymamız gerekiyor:

FETÖ’nün devlet kurumlarında örgütlenmiş, örgüt çıkarları doğrultusunda paralel hiyerarşiden aldıkları talimatlarla hareket eden mahrem bir yapılanma olduğunu biliyoruz.

Bu nedenle, tüm yasa dışı örgütlerle olduğu gibi FETÖ’yle de mücadeleye kesintisiz ve kararlı bir şekilde devam edeceğiz.

Hiçbir çıkar grubunun devlette yapılanmasına müsaade etmeyeceğiz.

Devletin içine yuvalanmış tüm illegal yapılanmaları ve çeteleri tasfiye edeceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti, paralel yapılanmaların değil, devletin sahip çıkıldığı bir devlet olacak.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti milletin devleti olacak.

Devletin kadrolarında torpile göz yummayacağız. Kamuda atamaları ehliyet ve liyakat şartına bağlayacağız.

DEVA Partisi iktidarında kimse etnisitesi, dili, inancı, yaşam tarzı, ideolojisi, kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğramayacak. Kimse kayırılmayacak.

Milletimiz müsterih olsun.

Adaletten bir milim bile sapmayacağız.

Adaletin daha fazla gecikmesine müsaade etmeyeceğiz.

KHK listeleriyle ihraç edilenlerin mağduriyetini gidermek amacıyla DEVA Partisi iktidarının ilk 90 gününde kolları sıvayacağız.

Biraz sonra Mustafa Bey detaylarını açıklayacak ama şöyle bir eylem planımıza bakarsanız arkadaşlar biz her ne kadar 90, 360 günlük eylem planı desek de bu eylem planının tamamı 90 günlük bir eylem planı.

Çünkü hak hukuk yerini bulsun diye acele etmemiz gerekiyor.
Haksız yere kamudan ihraç edilen herkesin hak ve itibarlarını iade edeceğiz. Bu kapsamda;
Hakkında soruşturma veya kovuşturma olmayanları,
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilenleri,

Ve beraat kararı alanları, KHK ile ihraç edildikleri kamu görevlerine iade edeceğiz. Başka hiçbir şeye bakmayacağız. İşlerine kaldıkları yerden aynen başlayacaklar.

Kamu düzeni ve milli güvenlikle doğrudan ilişkili kurumlarda görev yaptıktan sonra ihraç edilenler ise idarenin kendilerine uygun göreceği bir göreve başlayacaklar.

Kamu görevine iade edeceğimiz tüm KHK’lıların her türlü yasal, mali ve sosyal haklarını iade edeceğiz. Haklarındaki tüm kısıtlamaları kaldıracağız.

Kamu görevine iade edilen vatandaşlarımızın isimlerinin yer aldığı tüm listeleri kamu kurum ve kuruluşlarının kayıtlarından sileceğiz.

Öte yandan, KHK’ların sosyal hayata ve özel sektöre yansıyan sonuçlarını da gidereceğiz.

Kamu görevinden ihraç edilen vatandaşlarımızın özel sektörde çalışmalarının önündeki yasal veya fiili tüm engellere son vereceğiz.

Değerli arkadaşlar,

İnsanları, KHK zulmüyle adaletsizliğin pençesine sürükleyen herkesin gözünün içine bakarak “Adalet” diye haykıracağız.

Yüz binlerce insana yaşatılan bu adaletsizliği, adaletle yok edeceğiz.

*****
Değerli arkadaşlar,

Biz, bir yandan FETÖ ile mücadeleye devam etmenin, demokratik hukuk devletinin asli bir görevi olduğunu vurgularken, bir yandan da, adaletin ince işçilik gerektiren zorlu bir arayış olduğunun gayet iyi bilincindeyiz.

Hiçbir zorlu koşulu adaletsizlik için mazeret kabul etmiyoruz.

Kurtuluş Savaşı’nın ortasında bile, Birinci Meclisimizin mensuplarının dediği gibi, “Cepheleri tutacak olan kanundur, adalettir.” Bunu çook çok iyi biliyoruz.

Açılan her bir davanın, alınan her bir kararın insanların hayatını birebir nasıl etkilediğini de aklımızdan asla çıkarmıyoruz.

Onun için daima adil olacağız. Eşitlik ilkesiyle hareket edeceğiz.

İnce eleyip sık dokuyacağız. Evet, Adalet için zahmet etmekten kaçmayacağız.

Bizim ilk sözümüz de son sözümüz de daima adalet olacak.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın.
DEVA Partisi iktidarında ülkemizi birinci sınıf hukuk devleti yapacağız. Önce insan diyeceğiz. Türkiye’yi insan haklarının ülkesi yapacağız.

*****
Değerli basın mensupları, değerli arkadaşlar
Ben şimdilik sözlerime burada son veriyorum.

Eylem planımızın hazırlanmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Eylem planımızın detaylarını sizlerle paylaşmak üzere şimdi sözü Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanımız Sayın Mustafa Yeneroğlu’na bırakıyorum.

Katılımınız için de hepinize tekrar teşekkür ediyorum. **

15 Mayıs 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Keçiören İlçe Kongresi Konuşması

KEÇİÖREN İLÇE KONGRESİ


DEVA Partisi’nin değerli genel merkez kurul üyeleri,

Değerli Ankara İl Başkanımız, Keçiören İlçe Başkanımız, değerli teşkilat mensuplarımız,

Siyasi partilerin ve sivil toplum kurumlarımızın kıymetli temsilcileri,

Değerli muhtarlarımız,

Değerli hemşerilerim,

Değerli yol arkadaşlarım,

Kıymetli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri takip eden tüm vatandaşlarımız,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Keçiören İlçe Teşkilatımızın 1. Olağan Kongresine hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

DEVA Partisi, hızla büyüyor. Ülkemizin topraklarına hızla yayılıyor.

Geçtiğimiz sene oran olarak en fazla üye artışını sağlayan parti, DEVA Partisi’ydi.

İktidar partisinin üye kayıtlarımızı engelleme çabalarının hiçbirisi işe yaramadı, yaramıyor.

Neler yaptılar neler… Hiçbiri işe yaramadı.

Peki geldiğimiz son durumumuz ne? Son dönemde üye sayısı en fazla artan siyasi parti DEVA Partisi oldu. Çok şükür Tam 11 bin 693 kişi daha DEVA Partili oldu bu son dönemde.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının rakamlarına baktığımızda ve bu sayı olarak son dönemde en çok üyesini artıran partini n DEVA Parti’si olduğunu görmüş olduk. Hayırlı olsun diyorum.

150 bini geçtik çok şükür. Bu vesileyle üye kaydı için çaba gösteren tüm teşkilat mensuplarımızı ben buradan tekrar yürekten kutlamak istiyorum.

Aramıza katılan, partimize üye olan, gönüllü olan tüm yeni yol arkadaşlarıma da Ankara’dan, Keçiören’den tekrar hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Ben, DEVA Partisi teşkilat gücünü her gün görüyorum ve hep yüreğimde hissediyorum.

Her gün “İyi ki DEVA Partisi’ni kurmuşuz” diyorum. İyi ki bu yola çıkmışız diyorum.

Türkiye’yi ayağa kaldıracak kadroların sizler olduğunuzu gayet iyi biliyorum.

Türkiye’nin tam demokrasi hikayesini sizlerle beraber yazacağımızı da çok iyi biliyorum.

Heyecanımızı sürekli artırarak, nice başarıların altına hep beraber imzamızı atacağız.

Bakın arkadaşlar,

Biz DEVA Parti’sini kurmakla sadece bir siyasi parti kurmadık.

Biz, Türkiye’nin tüm demokrat seslerini aynı çatı altında birleştirmek için bu yola çıktık.

Her zaman yaptığım çağrımı bir kez de Ankara’dan, Keçiören’den yinelemek istiyorum.

Türkiye’nin tüm demokratlarına seslenmek istiyorum.

Muhafazakâr demokrat arkadaşıma,

Sosyal demokrat arkadaşıma,

Liberal demokrat arkadaşıma,

Milliyetçi demokrat arkadaşıma,

Tüm demokrat arkadaşlarıma sesleniyorum.

Gelin, DEVA Partisi’nde birleşelim diyorum.

Gelin, tam demokrasinin bayrağını hep beraber taşıyalım diyorum.

Gelin, hep beraber kazanalım. Türkiye olarak kazanalım diyorum.

Ben milletimizin vicdanına güveniyorum.

Ben milletimizin iradesine güveniyorum.
Bizim yerimiz belli yurdumuz belli.

Gençlerimizin de söylediği gibi

Demokrasi

Atılım

Derhal

Bugün diyoruz.

Demokrasi

Atılım

Derhal

Bugün

Değerli arkadaşlar,

DEVA Partisi nerede duruyor? DEVA Partisi’nin konumu ne?

Bilmeyenler için ben buradan konum atmak istiyorum.

DEVA Parti’si çocuğuna harçlık vermeyen annenin yanında.

DEVA Parti’si dükkanında masraf olmasın diye elektriğini açamayan, karanlıkta oturan esnafımızın yanında.

DEVA Parti’si tohum, gübre, mazot, elektrik fiyatları altında ezilen tüm çiftçilerimizin yanındayız.

Biz her gün canını dişine takarak ekmeğinin peşinde koşan kurye arkadaşlarımın yanındayız.

Biz; ülkesinin özgürlüğü için mücadele eden, basit etkinlikleri bile engellenen gençlerin yanındayız.

Biz; beraat ettikleri halde hakları iade edilmeyen KHK’lıların yanındayız.

Ayrımcılığa uğrayan, kendisini ikinci sınıf hisseden, hor görülen tüm vatandaşlarımızın yanındayız.

Bizim konumumuz budur, koordinatlarımız budur. Bizi arayan burada bulur.

Nerede olduğumuzu görmek isteyenleri işte bu konuma davet ediyoruz.

Bizim yerimiz; özet olarak 84 milyonun yanıdır.

Bakın görün. Meclis seçimlerinde DEVA Partisi büyük bir zafer kazanacak.

Bizim adayımız Cumhurbaşkanı seçimlerinde en büyük bir zafer kazanacak.

Demokrasimizi hep beraber kurtaracağız arkadaşlar hep beraber.

Demokratik siyasete yönelen saldırıları ve siyasetçilere verilen haksız cezaları hep beraber göğüsleyeceğiz.

Seçim yaklaştıkça haksızlıklar çoğalacak. Adaletsizlikler çoğalacak.

Seçim yaklaştıkça ellerinden ne geliyorsa yapacaklar. Bunu iyi biliyoruz.

Ama biz bu insanlara haksızlık yapanları, çifte standart uygulayanları sandıkta bir güzel yeneceğiz.

Seçim günü geldiğinde, tüm Türkiye’de, logomuza, damlamıza o evet mührünü öyle bir basacağız ki Beştepe’de birileri oturduğu yerden zıplayacak.

Bunu hep beraber gerçekleştireceğiz.

Beştepe demişken değerli arkadaşlar,

Baktık ki Beştepe’de korku dağları sarmış belli ki.

Biliyorsunuz, bu iktidar, bizi hedef alarak seçim yasasını değiştirdi.

Siyasi mühendislik hesaplarıyla, entrikalarla bizi caydırabileceklerini, korkutabileceklerini zannettiler.

Masa başında hesaplar yaparak, yasalarla oynayarak bize seçimi kaybettireceklerini zannettiler.

Biz ne yaptık?

Cevabımızı hızla verdik:

Meydan okuduk ve önümüzdeki seçimlere DEVA Parti’si olarak kendi adımızla sanımızla, kendi şanımızla namımızla, kendi logomuzla bayrağımızla gireceğimizi açıkladık. İşi bitirdik.

Şaşırdılar beklemiyorlardı.

Baktık o iktidar yanlısı basının elleri ayaklarına dolaştı.

Bunu nasıl haber yapacaklarını bilemediler. Gün boyu bir oraya bir buraya savruldular durdular.

Virajları alamadılar. Ama yaptık çok şükür.

Şimdi de 21 Mayıs’ta Gaziantep’te gerçekleştireceğimiz ilk mitingi engellemeye çalışıyorlar.

Ne yapıyorlar?

Gaziantep Demokrasi Meydanı’nda, Gaziantep’te demokrasi meydanı diye bir meydan var. Belki Ankaralılar bilmez.

Demokrasi meydanında biz miting yapacağız diye bilgi veriyoruz gerekli tedbiri almaları için ilk önce bize uygun diyorlar.

Arkasından biz Gaziantep’e duyurunca ayın 21’inde demokrasi meydanında mitingimiz var diye duyurunca bir yerlerden belli ki ayar geliyor. Bir yerlerden belli ki baskı geliyor.

O uygun dedikleri belgenin yanına bir değil ifadesini ekiliyorlar. ‘Uygun’ ifadesi oluyor ‘uygun değil.’

Baskı görüp kendi verdikleri onayı iptal ediyorlar.

Gaziantepli vatandaşlarımızın sözüm ona mitinge gitme zahmetini arttırmak, mitinge gitmeyi daha zahmetli hale getirmek için Antep Kalealtı’nda bir yer gösteriyorlar.

Daha önce hiçbir siyasi etkinliğin yapılmadığı bir yer.

Şu oyuna bakın oyuna…

Zannediyorlar ki yokuş yaparsak oradaki miting zor olur, il yazalım şöyle böyle...

Yahu bunlar beyhude, beyhude…

Bunlar daha bizim teşkilatlarımızı tanımıyorlar arkadaşlar. Bunlar daha bizim Türkiye genelinde nasıl teşkilatlar kurduğumuzun farkında değiller.

İşte Ankara teşkilatımız burada. Nasıl Ankara’da güçlü bir teşkilatımız varsa Türkiye’nin her yerinde güçlü teşkilatımız var. Her yerinde...

Bizim Gaziantep’te de öyle bir teşkilatımız var ki siz bırakın Kalealtı’nı, gidin mitinginizi Fizan’da yapın deseniz bizim teşkilatımız gider Fizan’da mitingi düzenler, vatandaşlarımız da oraya gelir endişeniz olmasın.


Bu partiye gönül vermiş tek bir kişiyi bile bu oyunlarla bezdiremezsiniz, bezdiremeyeceksiniz.

DEVA Parti’sine gönül vermiş tek bir kişiyi bile yolundan döndüremeyeceksiniz. O yüzden elinizden geleni ardınıza koymayın diyorum. Buradan tekrar sesleniyorum.

DEVA Partisi’ni yıldırmayı da siz ancak rüyanızda görürsünüz, rüyanızda.

Biz bu yola değil başımızı gövdemizi koyduk. Hep beraber ha hep beraber.

Böyle bir ortamda kolay mı? Çıkacaksın yeni bir siyasi parti kuruyorum arkadaş diyeceksin. Sen yanlış yapıyorsun kötü yönetiyorsun. Biz daha iyisini yapacağız diyeceksin ortaya çıkacaksın...

Tam 12 bin 900 yönetim kurulu üyesi ile 150 bini aşan resmi üyesiyle biz buradayız diyeceksin.

Bütün korkutmalara rağmen, bütün yıldırmalara rağmen ... Kolay değil kolay değil. Biz bunu yaptık çok daha iyisini yapacağız inşallah.

*****

Bunlar koskoca devletin valisini kendilerine maşa ettiler yahu. Yazık, değmez.

Mülki idari amirlerimizin bir partinin neferi haline gelmesi kabul edilemez.

Devletin valisidir devletin valisi...

Cumhurbaşkanı partili olunca Cumhurbaşkanı taraflı olunca... Vali Cumhurbaşkanına bağlı. Ama o partinin teşkilatı da Cumhurbaşkanına bağlı.

Şu adaletsizliği, haksızlığı, çarpıklığı görüyor musunuz yahu?

Böyle bir şey olabilir mi?

Nerede adalet nerede fırsat eşitliği nerede eşit rekabet nerede adil rekabet...

Böyle bir şey olur mu?

Utanmadan geçen kanun çıkardılar seçim harcamaları ile ilgili Cumhurbaşkanını istisna tutarak, Cumhurbaşkanının kendi partisi için yapacağı bütün seçim masraflarını devletin kesesinden, bütçesinden ödemeyi legal hale getirdiler.

Şuna bak yahu. Böyle bir şey kabul edilebilir mi?

Biz bunları söyleyince, vatandaşımıza gerçekleri anlatınca da ne yapmışlar şimdi Gaziantep’te DEVA Partisi ile ilgili suç duyurusunda bulunacaklarmış.

Biz merakla bekliyoruz. Bir başvursunlar. Bütün belgeler mahkemeye gitsin ki gerçek ne ortaya çıksın. Hadi buyurun. Gidip suç duyurusunda bulunun diyorum ben buradan sesleniyorum.

Devlet adabı bilen devlet usulü bilen herkes bilir ki bir evrakı düzenleyince o evrak üzerinde tahrifat ile değişiklikle evrakın içeriğini değiştirmezsiniz usul böyle değildir.

O evrak yanlış olduysa onun yenisiyle eski evrakı düzeltirsiniz. Eski evrak üzerinde tahrifat, düzenleme yapma diye bir usul yoktur.

Devlet uslunu bilen herkes bunu bilir.

Suç duyurusunda buyursunlar gitsinler, bütün evrakları koyalım ondan sonra görelim kim haklı kim haksız.

Biz işini dosdoğru yapanlardanız.

Siz istediğinizi yapın, bizi yıldıramayacaksınız. Söylüyoruz onlara.

Bize engel olamayacaklar.

DEVA Partisi’nin olduğu her yer umudun çığlığı olacak. Bunu gerçekleştireceğiz.

DEVA Partisi’nin olduğu her yer adaletin çağrısı olacak. Hep beraber gerçekleştireceğiz.

Onlar Gaziantep’te istedikleri kadar demokrasi meydanı sizin için uygun değil desinler.

Bundan böyle DEVA Partisi’nin olduğu her meydan demokrasi meydanıdır.

Ben buradan ilan ediyorum.

Hodri meydan!

Biz gençlerimizin yanındayız, gençler bizim yanımızda ama gençler önden yürüyor biz onları takip ediyoruz. Bunu böyle bilin arkadaşlar.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bizler; Türkiye’nin demokrasi maratonunu koşan kadrolarıyız.

Özgür ve zengin Türkiye’yi halkımıza müjdeleyen DEVA Partisi kadrolarıyız.

Bu milletin yüzünü biz güldüreceğiz biz.

Türkiye’ye kaybettiği neşesini biz geri kazandıracağız.

Haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik son bulacak.

Ayrımcılık, torpil son bulacak.

Türkiye’yi mutlu insanların yüzü gülen insanların ülkesi yapacağız.

Adaleti biz tesis edeceğiz.

Eğitimi biz düzelteceğiz.

Ekonomiyi biz düze çıkartacağız.

Bu pahalılık, bu yoksulluk bu işsizlik bitecek.

Milletin sofrasındaki ekmeği biz büyüteceğiz.

Bakın arkadaşlar,

Şu anda Beştepe yapımı, yerli ve millî bir kriz yaşıyor.

Şu anda yaşadığımız türden bir kriz başka ülkede yok. Bu Türkiye için Beştepe’de üretilmiş bir kriz bunu böyle bilin.

Ev yapımı, el yapımı...

O hiç dillerinden düşürmedikleri yerli ve milli ifadesi var ya yerli ve milli bir kriz bu.

Başka bir ülkede benzeri yok.

Altını çiziyorum bakın. Sorumlusunu hiç sağda solda aramasın kimse. Tamamıyla Beştepe yapımı bir krizin de tam ortasındayız içindeyiz şu an.

Kriz gittikçe derinleşiyor. Enflasyon gittikçe artıyor. Faizler gittikçe artıyor.

Hayat hızla pahalanıyor. İşsizlik artıyor, yoksulluk hızla artıyor ve derinleşiyor.

Bunu hep beraber yaşıyoruz görüyoruz yahu.

Gittiğim kaç ilde emeklilerimiz önümü kesiyor diyorlar ki ya 2 bin 500 lira emekli maaşıyla ben geçinmeye çalışıyorum ve üniversitede talebe okutmaya çalışıyorum. Bu mümkün mü diye bana soruyorlar.

Yazık günah değil mi bu insanlara.

Hayat çok çok pahalandı arkadaşlar fakat memur maaşı, emekli maaşı, işçi maaşı ne kadar artıyor? TÜİK’in o uydurma enflasyonu var ya o kadar artıyor.

Ya siz önce bir dürüst olun gerçek enflasyonu bir açıklayın ondan sonrada bu milletin maaşını gelirini gerçek enflasyon kadar artırın.

Yazık günah değil mi bu millete?

Kimi kimden saklıyorsunuz?

Hayat pahalılığını insanlar görmüyor mu? En temel gıda ürünlerine yüzde kaç zam geldiğini bu insanlar bilmiyor mu ki siz hala enflasyonu yüzde 50 – 60 civarında açıklıyorsunuz.

Kimseyi aldatmayın, aldatan olmayın.

Değerli arkadaşlar çok açık söylüyorum bakın bu ülkenin ekonomisiyle ilgili 2018 yılından bu yana yani partili taraflı Cumhurbaşkanı göreve başladığından bu yana sürekli dene yanıl dene yanıl metotlarıyla bu ülkeyi yönetiyorlar.

Sürekli deney yapıyorlar.

Zihni sinir projeleri ortaya atıyorlar.

Rahmetli Özal’ın kendini uyanık zannedenlerin dalaveresi dediği işleri geliyorlar, rahmetliden tam 40 yıl sora tekrar bu ülkede uyguluyorlar.

Yazıktır günahtır.

Ve bütün bu krizin asıl sebebi Sayın Erdoğan’ın denemeleridir, deneyleridir.

Bu denemeleri yap yapa patlattı ülkeyi yahu. Ekonomisini patlattı bu ülkenin.

Bütün bir millet deneyzede oldu deneyzede.

Bir de ne diyorlar? Enflasyon tüm dünyada varmış tüm dünyanın problemiymiş.

Yahu kardeşim Türkiye’de süt, peynir ve yumurta fiyatlarının yıllık artışı Avrupa Birliği ortalamasının tam 8 buçuk katı, 8 buçuk katı.

Evet pandemi sebebiyle ve Rusya Ukrayna savaşı sebebi ile bütün dünyada fiyatlar bir miktar kıpırdadı. Ama Avrupa’nın hiçbir ülkesinde hiçbir G20 ülkesinde Türkiye kadar yüksek enflasyon yok.

Türkiye kadar parası değer kaybeden başka bir ülke yok. Ne Avrupa Birliğinde ne de G20 ülkeleri arasında. Yok böyle bir şey.

Bunu sadece Türkiye yaşıyor.

Adamların 1 yıllık enflasyonunu biz 1 haftada yaşıyoruz.

Avrupa’daki G20 ülkelerindeki enflasyonların tamamını topluyorsunuz neredeyse bir Türkiye’deki enflasyon etmiyor.

Böyle bir şey olur mu yahu?

Siz neden kandırıyorsunuz milleti. Dünyanın her yerinde kriz var dünyanın her yerinde enflasyon var diye.

Var mı öyle bir şey? Kandıramazsınız.

Bu milleti artık aldatamazsınız.

Siz istediğiniz kadar göz boyamaya devam edin biz doğruları gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Yanlışlarınızı yüzünüze vurmaya devam edeceğiz. Bunu yapacağız biz. Yapacağız...

Bakın arkadaşlar bugün benzin mazot dünyadaki fiyatlar kadar artsaydı bugün benzinin mazotun Türkiye’deki fiyatı olacağı yer 8 lira 9 lira bilemedin 10 liraydı.

Bugün benzin mazot eğer 20 lira civarında dolanıyorsa o aradaki fark Erdoğan farkıdır. O aradaki zam Erdoğan zammıdır.

Çünkü ülkede döviz kurun patlatan kendisidir. Uyguladığı yanlış politikalardır.

Eğer benim çiftçim gidip 23 liraya 24 liraya 25 liraya benzin dolduruyorsa deposuna, bizim kamyon şoförümüz, tır şoförümüz otobüs şoförümüz, servis şoförümüz, taksi şoförümüz gidip 20 liradan 23 liradan 24 liradan 25 liradan akaryakıt almak zorunda kalıyorsa bunun tek sebebi vardır.

Kötü yönetim.

Bunun tek sebebi vardır? Erdoğan. Başka bir şey değil.

Kötü yönetimin sonucudur bunlar.

Değerli arkadaşlar Türkiye öyle bir hale geldi ki ne üreten mutlu ne tüketen mutlu.

Sokaklara çıkın bir bakın yahu. Yüzü gülen, sokaklarda mutlu bir şekilde yürüyen insan sayısına şöyle bir bakın.

Yazık.

Herkes dertli herkes endişeli, herkes kederli.

Bir de ne yapıyorlar? Yine büyük bir proje değil mi?

Konut projesi...

Neymiş konut için düşük faizli kredi vereceklermiş.

Yahu siz daha düşük faizli krediyi açıkladığınız anda konut fiyatlarını zıplattınız yahu.

Çünkü bu işi bilmiyorsunuz. Ekonomi nasıl yönetilir bilmiyorsunuz, öğrenmediniz.

Bilenlerle de çalışmıyorsunuz, bilenlere de sormuyorsunuz.

Daire fiyatları aldı başını gitti. Faiz ayda 0 nokta bilmem ne düşük olacak diye asıl dairenin satın alma fiyatı patladı gitti.

Çünkü değerli arkadaşlar o daireyi alanlar satanlar var ya ... Bakın ben Keçiören’den emlak komisyoncusu arkadaşımı çağırayım, bunların bildiğinden daha fazla ekonomiyi bilir. Çünkü bunlardan daha fazla hayatın içinde daha fazla ekonominin içinde.

Beştepe’de selam verecek bir tane komşusu yok yahu. Böyle bir hayat yaşayan ülkenin gerçeklerini görebilir mi?

Alacak satacak kişiler enflasyonun artacağını gayet iyi gördü, görüyor.

Çünkü bu hükümet artık döndü Merkez Bankasına para bastırmaya başladı.

Para bastırdığınızda enflasyon artacağını herkes biliyor. Tek bilmeyen Sayın Erdoğan herhalde memlekette.

Çünkü bizim dönemimizde yoktu böyle bir şey arkadaşlar.

Karşılıksız, hesapsız kitapsız para basma diye bir şey yok.

Onun için bu ülkede enflasyon düştü.

34 sene 2 haneli 3 haneli giden enflasyon 2 yılda tek haneye düştü.

Bunun da en önemli sebebi merkez bankasının bağımsız olması ve merkez bankasının hesapsız, kitapsız, karşılıksız para basmaması

Bu kadar basit.

Arkadaşlar,

Şu para basma alışkanlığı var ya… bu tam bir hastalık. Uyuşturucu bağımlılığı gibi bir şey.

Yapmaya bir başladığınızda Allah korusun bağımlılık oluşturuyor.

Çünkü kolay geliyor. Nereden kaynak bulacağım falan diye uğraşmanıza gerek yok.

Dönüyorsunuz merkez bankasına oğlum para bitti bas parayı...

Bitince dönüyorsunuz ya bitmedi biraz daha bas...

Hesapsız kitapsız para basılan bir ülkede enflasyon artar.

Hatta hiçbir planınız programız yokken bunu yapıyorsanız enflasyonu patlatırsınız.

Bakın şu an Türkiye kronik yüksek enflasyon dönemine girdi arkadaşlar bakın.

Kronik yüksek enflasyon dönemi...

Eğer bu kafayla devam ederlerse hesapsız kitapsız para basmaya devam ederlerse Türkiye hiperenflasyon dönemine girer.

Buradan açıkça söylüyorum, uyarıyorum.

Bu millete bu kötülüğü yapmayın diyorum yahu.

Yazık günah.

Enflasyon nedir biliyor musunuz? Bu salonda bulunan herkesin maaşından herkesin cebindeki paradan herkesin birikiminden almak demektir.

Ne kadar çok para basarsanız şu an tedavüldeki paranın değerini o kadar düşürürsünüz.

Çok basit hesap yahu.

Hani başımıza bir de Özal’ın zamanında bitirdiği enflasyonun yıllarca sebebi dediği Kur Korumalı Mevduat diye bir icat var ya şu an şu an başımızda.

Kur Korumalı Mevduat... O Kur Korumalı Mevduatın farklarını ödemeye başladılar.

İlk 10 günde ödedikleri rakam 11 milyar lira 11 milyar... Sadece 10 günde...

Bakın bu ülkenin çiftçisine verdikleri 1 yılın tamamındaki destek ne kadar biliyor musunuz? 1 yılın tamamında tarımsal desteğin toplamı...

29 milyar...

Bütün tarım destekleri.

Düşük faizli krediler, gübre desteği, mazot desteği... Toplayın toplayın 29 milyar...

Kur korumalıya sadece 10 günde ödedikleri fark 11 milyar.

Şu rakamı görüyor musunuz yahu.

Ben bunun için açıkladıkları ilk gün Polatlı’da Ticaret Sanayi Odasında toplantımız vardı. İlk o gün dedim. Yahu bu devleti, hazineyi batırma
Projesi dedim yahu.

Yapmayın dedim bu yanlıştan dönün dedim.

Peki bütçede böyle bir para var mı? Yok. Çünkü bütçe meclisten geçtiğinde böyle bir şey yoktu.

Peki bütçede olmayan bu parayı nereden ödeyecekler? Nasıl ödeyecekler?

Evet, Hazine’den bankalara özel tertiplenme iç borçlanma kâğıdı, yani çek senet gibi düşünün, çünkü hazinede para yok...

Diyor ki bankalara tamam sen şu senedi al, bu senetle kur farkını öde.

Banka millete senet verse kabul eder mi etmez.

Banka ne yapıyor o senedi gidiyor Merkez Bankası’na kırdırıyor tabiri caizse...

Merkez bankası da nakdi alıyor kur farkını banka öyle ödüyor.

Peki Merkez Bankası o parayı nereden buluyor? Basıyor.

Üç soruda paranın basıldığının cevabı buluyorsunuz. Üç soruda cevap hazır.

Daha öncede söyledim bakın, O basılan paraların hepsi bu milletin sırtına yük, bu milletin geleceğine ipotek, doğmamış çocuklarımıza varana dek borçlandırmak demek.

Bakın öyle bir iş yapıyorlar ki öyle bir iş hazineyi borçlandırıyorlar bir, dönüp onu nakde çevirmek için Merkez Bankasına para bastırıyorlar iki...

Bu ülkede enflasyon düşer mi?

Bu kafayla bunlar enflasyonu düşüremeyecekler. Asla... Ağızlarıyla kuş tutsalar düşüremeyecekler enflasyonu. Ben buradan ilan ediyorum bakın.

Çünkü yanlış bir yola girdiler.

Bu ülke o yola bir giriş zamanında 34 yıl çıkamamış. 34 yıl bu ülke 2 haneli 3 haneli enflasyona maruz kalmış.

Merkez bankasının talimatla iş yaptığı, talimatla para bastığı bir ülkede enflasyon düşmez.

Seçim geliyor değil mi? Seçim gelirken her türlü popülizmi yapacaklar. Bol keseden dağıtmaya çalışacaklar.

Nereden bulacaklar o parayı? Artık alıştılar. Dedim ya uyuşturucu bağımlılığı gibi bir şey.

Dönecekler merkez bankasına bas parayı, dönecekler bas parayı ...

İşte onun için enflasyonu düşüremeyecekler.

İyi de yahu bu milletimiz biliyor değil mi?

Sizin gibi hesap kitap bilmez bir millet değil bu. Çünkü yaşıyor.

Enflasyonu da yaşıyor, yüksek faizi de yaşıyor. Bu millet bunun hesabını iyi biliyor.

Siz seçime giderken ne yaparsanız yapın. Ne kadar bol keseden dağıtıcı projelerle ortaya çıkarsanız çıkın, bol keseden dağıttığınız her şey dönüp daha yüksek enflasyon olarak geri dönecek gene milletimizi bulacak.

Ve bu ülkeyi çok yüksek enflasyon içerisinde seçime götüreceksiniz.

İşte biz değerli arkadaşlar ısrarla doğruları anlatmaya vatandaşlarımıza
Devam edeceğiz.

DEVA Parti’si iktidar için kurulmuş bir parti. Ama aynı zamanda DEVA Parti’si doğruları vatandaşlarımıza anlatmak için kurulmuş bir parti.

Bizim en önemli mükellefiyetimiz arkadaşlar.

Doğruyu konuşmak.

Onlar ne kadar göz boyama çalışırsa çalışsın onlar ne kadar aldatmaya çalışırsa çalışsın biz doğruları konuşacağız ve gerçekleri halkımızla paylaşacağız.

En önemli görevlerimizden biri bu.

Ama değerli arkadaşlarım bakın hiç endişeniz olmasın, biz düzelteceğiz biz.

Bu iş çözülecek.

Bu bizim işimiz kimse kusura bakmasın.

Ekonomi, finans ve istihdam alanındaki eylem planımızda tam 119 madde sıraladık. 119 madde. Nasıl çözeceğimizi teker teker anlattık.

İlk 90 günde ilk 180 günde ilk 360 günde neler yapacağımızı ortaya koyduk.

Vatandaşımızın çektiği bu çile artık bitecek.

Bakın görün, enflasyonu tek haneye yine biz düşüreceğiz. Bu iş yine bize düşecek.

Daha önce yaptık, evelallah yine yapacağız. Hem de çok daha geniş çok daha iyi kadrolarla, çok daha tecrübeli kadrolarla yapacağız.

İktidarımızın ilk 6 ayında inşallah bu kriz ortamını arkamızda bırakacağız.

Asgari ücret, açlık sınırının altında kalmayacak.

Çünkü biz, halk için buradayız. Halka hizmet için buradayız.

Halkımızın alım gücünü artıracağız.

Ücretlilerin üzerindeki vergi yükünü düşüreceğiz.

Yoksuldan alıp zengine veren kur korumalı mevduat uygulamasına da son vereceğiz, bitireceğiz...

Devleti batırma projesine de noktayı koyacağız.

Herkes bunu çok iyi bilsin.

DEVA Partisi’nin iktidarda olmadığı bir Türkiye’nin sorunlarını çözmesi mümkün değil.

Bunu çok iyi görüyoruz şu anda.

Bu karanlık tünelden hep beraber çıkacağız.

Sizlerden umudunuzu asla yitirmemenizi tekrar burada rica ediyorum.

Çok az kaldı. Seçim günü hep beraber derin bir nefes alacağız.

Ülkemizi hep beraber birinci sınıf demokrasi rotasına sokacağız.

Ve DEVA kadroları olarak o gün geldiğinde milletimize olan hizmet borcumuzu hep beraber inşallah eda edeceğiz.

*****

Evet değerli arkadaşlar.

Demokrasi diyoruz

Atılım diyoruz

Derhal bugün diyoruz.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyor; Keçiören İlçe Kongremizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sağ olun, var olun.

11 Mayıs 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 21. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması


Yirmi birinci
Haftalık değerlendirme toplantısı


Değerli basın mensupları, değerli çalışma arkadaşlarım,

Türkiye, özgürlük istiyor.

Türkiye, zenginlik istiyor.

Türkiye, adalet istiyor.

Bakın milletimiz ne diyor:

Reklam Filmi

Yüksek sesle tekrar ediyorum arkadaşlar: “Demokrasi, atılım, derhal, bugün!”

Peki, neden derhal bugün?

Çünkü, Erdoğan-Bahçeli-Perinçek ittifakı halkı sefalete mahkûm etti.

Çünkü, Türkiye, yoksulluğun, işsizliğin ve açlığın ülkesi oldu.

Çünkü, milletin sabır taşı artık çatlamak üzere.

Çünkü, ülke barut fıçısına döndü. Herkes çok gergin.

Onun için “demokrasi, atılım, derhal, bugün!” diyoruz.

Türkiye’de tam 50 milyon insan, yılda 1 hafta bile tatil yapamıyor.

Bunlar rakamları ayarlama enstitüsünün rakamları. Onlar bile saklayamıyor, gizleyemiyor bu gerçeği.

On milyonlarca insan beklenmedik, ani harcamalarını karşılayamıyor.

Gençler ay sonunu getiremiyor.

Onun için “demokrasi, atılım, derhal, bugün!” diyoruz.

Mevcut siyaset ülkeyi perişan etti.

Siyaset mafya dizisi setine döndü.

Tehditler, küfürler, hakaretler…

O yüzden “demokrasi, atılım, derhal, bugün!”

Ülkede adalet kalmadı.

Ayrımcılık, kayırmacılık neredeyse bir kurala döndü.

Bir delile dayanmayan, uydurma, ispatlanmamış iddialarla insanlar ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum ediliyor şu anda ülkemizde.

Onun için “demokrasi, atılım, derhal, bugün!”

Hep beraber tekrar ediyoruz arkadaşlar

Onun için “demokrasi, atılım, derhal, bugün!” diyoruz.


*****

Değerli arkadaşlarım,

Hep söylüyorum.

Adalet ve eğitim sistemi güçlü olan bir Türkiye’nin önünde hiçbir kuvvet duramaz.

Adaleti biz tesis edeceğiz.

Eğitimi biz düzelteceğiz.

Ekonomiyi biz düze çıkartacağız biz.

Herkes bunu iyi bilsin.

Merak etmeyin arkadaşlar. Hepsini çözeceğiz evelallah.

Çünkü biz neyi nasıl yapacağımızı çok iyi biliyoruz. Ve hepsini tek tek halkımıza açıklıyoruz.

Biz böylece bir ilkin altına imza atıyoruz.

Daha önce böyle bir şey yapılmadı.

Türkiye’nin siyaset tarihinde böyle bir şey yok.

İktidarımızın ilk 90 ve 360 gününde neler yapacaklarımızı, bütün detaylarıyla ortaya koyuyoruz.

7 gün 24 saat çalışarak hazırlıyoruz.

Hepsinin bütçesini tek tek hesap ediyoruz. Mutlaka takvim veriyoruz.

Kim yapacak, ne zaman yapılacak, nasıl yapılacak hepsini açıklıyoruz.

Boş işlerle uğraşmıyoruz. Onla bunla kavga etmiyoruz. Kürsüye çıkıp kabadayılık yapmıyoruz.

Ortaya somut ve gerçekçi eylem planları koyuyoruz.

İktidara gelince yapacağımız her şeyi şimdiden milletimize taahhüt ediyoruz.

Ekonomi, tarım, eğitim, dijital dönüşüm, sosyal politika, yerel yönetim… Aklınıza ne gelirse, hepsini bugünden hazırlıyoruz.

Biz iktidara, elimizde çözümlerimizle yürüyoruz.

Şunu da buradan açıkça ifade etmek istiyorum.

DEVA Partisi’nin iktidarda olmadığı bir Türkiye’nin sorunlarını çözmesi mümkün olmayacak arkadaşlar.

DEVA Partisi iktidarda olmazsa bu ülke sorunlarını çözemez. Mümkün değil.

Bizden başka bu kadar hazırlık yapan, detaylı çalışmalar yapan, seçim sonrası günü gününe neler yapacağını açıklayan ortaya koyan bir siyasi parti yok.

Bunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz.

Türkiye’de herkes bunu daha iyi anlıyor.

İşte dün 50 maddelik yeni bir eylem planı daha açıkladık.

Yükseköğretim Eylem Planımızı masaya koyduk.

Mesela ne dedik?

Eğitimde fırsat eşitliğini biz sağlayacağız dedik.

Doğu-batı, kuzey-güney hiç fark etmez. Zengin-yoksul, şehir-köy hiç fark etmez. Nitelikli eğitim bu ülkenin pırıl pırıl çocuklarının hakkıdır dedik.

Başka ne dedik?

Üniversitelerde idari özerkliği ve akademik özgürlüğü sağlayacağız dedik.

Ülkenin en köklü eğitim kurumlarını kimin yöneteceğine Beştepe’deki bir odadan karar verilmeyecek dedik.

Akademisyenler fikirlerini söylemekten, yazmaktan korkmayacak dedik.

Bunların hepsini yapacağız.

Siyasete ilk adım attığım günlerden beri söylediğim gibi:

Eğitim olmadan, adalet olmadan ekonomiyi düzeltemezsiniz, yoksulluğu bitiremezsiniz.

Bizim hedefimiz net: Sosyal adaleti mutlaka sağlayacağız.

Şu andaki iktidar ne diyor?

“Az sayıda varlıklı insan mağdur olmasın, yoksullar da başının çaresine baksın” diyor.

Geldikleri noktada maalesef uygulama burada.


Erdoğan eskiden Keçiören’de bir apartman dairesinde otururdu. Konu komşusu vardı.

Kendisini hapsettiği Beştepe koridorlarında ise halkın gerçek durumunu görmüyor, göremiyor. Bir tane komşusu yok.

Milleti mahkûm ettiği yoksulluğun acısını anlamıyor.

Halk başka yerde o başka telden çalıyor.

“Ben ekonomiyi, her şeyi çok iyi biliyorum” diyor.

Etrafında da tek bir bilen yok.

E Beştepe’de sağına soluna bakınca haklı tabii. Ben biliyorum.

Popüler dizideki repliği şöyle bir hatırlayalım.

“Kimsenin hiçbir şey bilmediği bir yerde, bir insan her şeyi bilebilir.”

Ama bu yaşananların sonuçlarını çok yakında görecekler, anlayacaklar.

Seçim günü hep beraber mührü damlaya vurduğumuzda, Beştepe’de birileri yerinden zıplayacak, yerinden.

İşte o gün geldiğinde tüm dünya Türkiye’yi konuşacak. Tüm dünya DEVA Partisi’ni konuşacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Şimdi bugün buradan tüm Türkiye’ye bir duyuru yapmak istiyorum.

Aslında yerelde yaptığımız duyuruyu şimdi tüm Türkiye’ye yapmak istiyorum.

DEVA Partisi’nin ilk mitingini, 21 Mayıs Cumartesi günü Gaziantep’te yapıyoruz inşallah!

Şimdiden hayırlı olsun diyorum!

*****

Fakat arkadaşlar, bakın daha ilk mitingimizde bize engeller çıkartmaya çalışıyorlar.

Daha ilk adımı atacağız.

Belli ki birileri bu mitingden epey bir rahatsız olmuş.

Evet, mitingimizden korktular arkadaşlar.

Bakın ne yaptılar?

Valilikten talep ettiğimizde onay verdikleri miting alanını, 3 gün sonra alelacele iptal ettiler.

Elimizde ilgili yazışmaların hepsi var. Alın size evrak.

1. EVRAK GİR

Şimdi bakın arkadaşlar.

Biz Gaziantep’teki mitingimizi, “Demokrasi Meydanı”nda yapmak için Valilik’ten talepte bulunuyoruz.

Ne zaman? Tarih 29 Nisan.

Gaziantep Valisi kendi el yazısı ile “Uygun” notunu düşüyor. Yazı burada.

Sonra arkadaşlarımız, 2 Mayıs tarihinde, bayram mesajımızla birlikte, mitingimizin tarihini ve mitingin yapılacağı meydanı tüm Gaziantep’e duyurmaya başlıyor.

Ve bu duyuru, il genelinde büyük ses getiriyor.

İşte ne oluyorsa, bu duyurudan sonra oluyor.

Korku dağları sarıyor.

Bu duyurunun hemen ardından birilerinin elleri ayaklarına dolaşıyor.

1. EVRAK ÇIK

Arkadaşlar şimdi ikinci evrağı gösterelim.

2. EVRAK GİR

Tarih 2 Mayıs.

İlk yazının üzerinden 3 gün geçmiş.

Bakın, bizim duyurumuzdan sonra aynı evrağa ne yazmışlar?

“Uygun” ifadesinin yanına “değil” ifadesini eklemişler.

Yazı olmuş “Uygun değil”.

Öyle görünüyor ki, el yazısı aynı kişinin. Uzmanlığa gerek yok. Ancak kalem farkından, “değil” ifadesinin daha sonradan eklendiğini açık seçik görüyorsunuz.

Bu ne zaman yapılmış? Bizim miting duyurumuzdan hemen sonra.

Zaten miting duyurusuna arkadaşlar hemen başlıyorlar yarım saat sonra telefon geliyor valilikten, durun bu meydan olmuyor.

Yahu kendi verdiğiniz yazıyı, ne oldu da değiştirdiniz?

Kimden ne telefon aldınız, nasıl bir baskı gördünüz ki bunu yaptınız?

Değerli arkadaşlar,

Bir devletin valisi bu hale düşürülür mü yahu?

Gelip geçici iktidarların elinde oyuncak edilir mi bir vali?

Yazık… Gerçekten çok yazık.

2. EVRAK ÇIK

Bir evrak daha göstereceğim.

3. EVRAK GİR

Bu gösterdiğim de yapılan saçmalıkların tam resmi. Bu özetliyor her şeyi.

Tarih 5 Mayıs.

Bu evrağa göre ise, ilk talep ettiğimiz meydanı, yani Demokrasi Meydanı’nı kabul etmişler.

Başta uygun dedikleri, sonra vazgeçtikleri o Demokrasi Meydanı için komiteye onay vermişler.

E hani o meydan uygun değildi? Meydan uygun değil ama o uygun olmayan meydanda yapılacak miting için heyet uygun öyle mi?

Şu hale bakın. Devlet bu hale düşürülmez yahu. Yazık..

Gerçekten bunlar ne yapacaklarını şaşırmışlar.

Bakın arkadaşlar, sonuç itibariyle yaptıkları şu:

Demokrasi Meydanı için önce uygun dediler, sonra da evrakta karalama yaparak vazgeçtiler.

Evet arkadaşlar, sonuç olarak bunlar Demokrasi Meydanı’nda demokrasiyi katlettiler. Olan bu.

Fakat bunlar sadece sorunun su üstünde görünen kısmı. Asıl sorunun köküne inmemiz lazım.

Bu sorunların kökünde ne var?

İşte bir ülkenin Cumhurbaşkanı, çıkıp meclis kürsüsünden “görevimi tarafsızca yapacağım” diye yemin edip, daha sonra bir partinin genel başkanı olursa, partili bir Cumhurbaşkanı olarak görev yaparsa devletin içine düşeceği durum bu olur.

Meydan iktidar partisine açık, bize kapalı. Olan bu.

Partili, taraflı cumhurbaşkanına bağlı çalışan devletin valilerinin içine düştüğü durum da bu.

3. EVRAK ÇIK

Arkadaşlar,

Bunlar ne yaptıklarını biliyorlaaar ne de yapacaklarını.

Akılları fikirleri “Aman DEVA Partisi görülmesin, aman DEVA duyulmasın”.

Gaziantep’te talep ettiğimiz dört alanın dördünü de reddettiler. Böyle bir şey olur mu?

Daha önce bir de Şanlıurfa kısmı var onu artık anlatmayım. Orada da aynı süreci yaşadık.

Şimdi de bize, sözüm ona ulaşımı zor, daha önce hiçbir siyasi organizasyonun yapılmadığı bir meydanı uygun görmüşler.

Sonuç olarak, Gaziantep’te yaşayanların bile çoğunun bilmediği, uzun uzun tarif edilmesi gereken bir meydanı bize veriyorlar.

Bari ben de buradan Gaziantepli arkadaşlarıma tarif edeyim. Duymayan kalmasın.

Gaziantep mitingimiz Kalealtında. 14 Şehit Anıtı arkasında. Tur otobüsleri park alanında.

Zaten amaç bu. Tarifi, bulması zor olsun ki millet gitmesin. Zannediyorlar.

İnşallah o mitingi görecekler, görecekler.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bakın bu iktidar, bizi hedef alarak seçim yasasını değiştirdi.

Bakmayın şu partiymiş bu partiymiş. Hedef DEVA DEVA.

Bütün o meclisteki karambol, meclise apar topar getirdikleri yasanın hedefi biziz.

Ne dedik? Elinizden geleni ardınıza koymayın dedik.

Seçim masa başında hazırlanan entrikalarla kazanılmaz dedik.

Seçim meydanlarda kazanılır dedik, meydanlarda.

Hodri meydan dedik, hodri meydan.

Hemen ardından da önümüzdeki seçimlere kendi adımızla sanımızla, kendi şanımızla namımızla, kendi logomuzla bayrağımızla gireceğimiz açıkladık ve bu işi bitirdik.

Şimdi de ilk mitingimizin yeriyle ilgili zorluklar çıkararak bizi yıldıracaklarını sanıyorlar.

DEVA’ya gönül verenlerin zahmetini artırmaya çalışıyorlar.

Tekrar ediyorum. Elinizden geleni ardınıza koymayın diyorum.

Yine buradan “hodri meydan” diyorum.

Bizim Türkiye genelinde öyle teşkilatlarımız var ki, Bizim Gaziantep’te öyle bir teşkilatımız var ki, bırakın Kale Arkası’nı, gidin mitinginizi Fizan’da yapın deseniz bizim teşkilatımız bunu da yapar.

DEVA Partisine gönül vermiş vatandaşlarımız da gider, oradaki mitinge katılır.

Bu kadar basit.

Demokrasi Meydanı’nda miting yapmamızı engelleyenler, şunu iyi bilsin:

Antep’in her yeri anamızın aşı, tandırımızın başıdır.

Biz o mitingi, verdikleri en ücra köşede bile, en geniş katılımla yapacağız.

Öyle meydanlarda nutuklar atıp, içeride başka başka işler tuttuğunuzu, gönlü güzel milletimiz görmüyor mu sanıyorsunuz?

Sizin dışınız kalaylı, içiniz vayvaylı olabilir.

Çok şükür bizim içimiz de kalaylı, dışımız da kalaylı.

Milletimiz sizin ne olduğunuzu artık çok iyi biliyor. Bizim ne olduğumuzu da gayet iyi biliyor.

Yiğit Anteplilerin dediği gibi, memleketi anbel beter ettiniz yahu.

Ben buradan Beştepe’ye sesleniyorum. Boşuna valilere baskı yapmakla uğraşmayın.

Buyurun işte ben buradayım.

Ne istiyorsanız yüzüme söyleyin.

Öyle devletin imkanlarını kullanarak, devletin izin verme yok uygun görmeme imkanlarından yararlanarak bizi durduramazsınız.

Bunu yapamazsınız.

Son çıkardıkları yasa da ayıp günah yahu. Herkese seçim yasağı getiriyorlar.

‘Hiç kimse devletim imkanlarından faydalanarak seçim kampanyası yapamaz’ diyorlar.

İstisna, Cumhurbaşkanı...

Yahu bu Cumhurbaşkanı aynı zamanda partinin genel başkanı.

İnsanda biraz utanma olur. Böyle bir şey yapılır mı?

Kanunla ne yaptılar? Hiç kimse devlet imkanını kullanamaz, bir tek Cumhurbaşkanı seçim kampanyasını kanun imkanı devlet imkanı kullanır...

Genel başkan olarak siz bunu kullandığınızda bu adil rekabet olmaz.

Devlet imkanlarını kullanarak ben seçime giderim dediğinizde bu millet bunu affetmez.

İnsanlar bunu görmeyecek, fark etmeyecek mi zannediyorsunuz?

Devletin bütün konvoylarını, araçlarını, 10-15 tane uçağını siz seçim kampanyasında cayır cayır kullanın başkalarına gelince yoook. Seçimde devlet imkânı kullanmak yok.

İnşallah bu adaletsizliği, haksızlığı millet sandıkta düzeltecek.

Sandık günü geldiğinde, milletimiz DEVA’nın logosunun altına mührü öyle bir basacak ki adaleti inşallah o sandıkta sağlayacağız.

Kim ne yaparsa yapsın...

Ne yaparsanız yapın, bize engel olamayacaksınız.

DEVA Partisinin sel olmuş damlalarını durduramayacaksınız!

Demokrasiye engel olamayacaksınız!

Atılıma engel olamayacaksınız!

*****

Biz 21 Mayıs’ta Antep’teyiz. Gaziantep sokaklarını “Demokrasi, Atılım, Derhal, Bugün!” diye inleteceğiz. Hep beraber.

Size en iyi cevabı önce Gaziantep halkı, sonra da tüm Türkiye verecek.

Çünkü biz Antep’in tüm meydanlarını “demokrasi meydanı” yapacağız.

Türkiye’nin tüm meydanlarını “demokrasi meydanı” yapacağız.

Bundan böyle DEVA Partisi’nin olduğu her meydan “Demokrasi meydanı”dır.

Hayırlı olsun.

Bütün Gaziantepli hemşerilerimizi şimdiden mitingimize davet ediyorum.

Buyurun hodri meydan!

*****

Değerli arkadaşlar,

İktidardakiler ülkeyi uçurumdan yuvarlarken, küçük bir azınlığın çıkarları uğruna çalışırken, halkımız ev kirasını dahi ödemekte güçlük çekiyor.

Konut fiyatları, ev fiyatları patladı gitti.

Ülkemiz son 20 yıldır böyle bir enflasyon görmedi.

Evden bahsediyorum, evden. En temel ihtiyaçlardan bahsediyorum.

Konut fiyatları gerçekten aldı başını gitti.

Gelin bir karşılaştırma yapalım.

Yıl 2010. Çok eski bir tarih değil, 2010.

2010 yılında İstanbul’da kaç paraya ev satın alınabiliyordu, biliyor musunuz?

Birkaç örnek vereceğim.

Gaziosmanpaşa: Ortalama 100 bin lira.

Ataşehir, Ümraniye, Fatih: Ortalama 140 bin lira.

Kadıköy, Şişli: Ortalama 200 bin lira.

Üstelik konut kredisi faizlerinin aylık %0,6 olduğu dönemleri yaşadık hep beraber.

Bakın, aynı 2010 yılında dolar 1 lira 50 kuruş.

Bugün 15’i geçti.

En düşük memur maaşı 1300 lira.

Dolara endeksleyin getirin bugüne, en düşük memur maaşının ne kadar olması kazım? 13 bin lira. Şu anda ne kadar? 8 bin küsür.

Bugünün en düşük memur maaşı, ortalama memur maaşına bakın, asgari ücrete bakın neye bakarsanız bakın aradaki fark büyük bir uçurum.

O zamanlar, o bahsettiğim yıllarda orta gelirli vatandaşlarımız muhitine göre 5 yıllık 10 yıllık maaşıyla ev sahibi olabiliyordu.

Memurumuz 1 yıllık maaşıyla araba sahibi olabiliyordu.

Bunlar şimdi hayal oldu.

Hani şimdi Sayın Erdoğan "konut paketi" açıklıyor ya.

Biz onun açıkladığı pakete sığmayacak hayalleri gerçekleştirdik.

Milletimizin de bundan faydalanmasını sağladık.

Ama bunu bilimle, istişareyle yaptık, dürüst ve ehil kadrolarla yaptık. Allah’ın verdiği aklı kullanarak yaptık.

İnsanlar uygun fiyatlara ev sahibi, araba sahibi oldular.

Gezdiğim gördüğüm pek çok ilde kaç vatandaşımızla karşılaştım.

İfadeleri şu; biz dediler sizin ekonominin başında olduğunuz dönemde ev, araba aldık.

Bugün o dönemde aldığımız ev ve arabaları satmak zorunda kalıyoruz.

Bindiğimiz arabanın deposuna benzin koyamadığımız için arabayı kullanamıyoruz diyorlar.

Üstelik Sayın Erdoğan’ın açıkladığı paket, konut fiyatlarını daha da artıracak bir paket.

İnanın bunlar hesap kitap bilmiyor.

Siz bu parayı merkez bankasına para bastırarak sağlarsanız, merkez bankası para basarsa enflasyon olacağını, fiyatların şişeceğini bilmiyor musunuz? Ön görmüyor musunuz?

Nitekim ne oldu? Paket açıklandığı anda, konut fiyatlarında ciddi bir sıçrama oldu, bütün Türkiye’de.

Satacak kişiler demek ki enflasyon geliyor dedi. Bir de onlara fırsatçı diyorlar.

Siz hesap kitap bilmezsiniz ama millet hesabını kitabını biliyor.

Siz merkez bankasına parayı bastırdığınızda enflasyonun artacağını herkes biliyor.

Bunun için fiyatlar artıyor.

Gerçekten ‘yeter’ diyoruz, İnanın yeter.

Bunlar, etraflarındaki üç beş müteahhit para kazanacak diye, en temel ihtiyaç olan barınmayı bu ülkede bir lüks haline getirdiler.

Dikkat edin bütün kafa orada beton beton…

Çünkü etraflarını rantiye sarmış.

Yapılan bütün düzenlemeler onların lehine.

Ve bu firmalar mağdur mu olsun, yarım inşaatlarını tamamlasınlar... Amenna. Ekonomi için gerekebilir ama bu bir öncelik meselesi.

Önceliği vatandaşa vereceksiniz vatandaşa.

Öncelik barınma ihtiyacı olan, konut ihtiyacı olan vatandaşın olacak.

Siz bu ülkede kiraları nasıl düşük seviyede tutabilirsiniz, konut fiyatlarını nasıl makul hale getirebilirsiniz önce ona yorun.

Para basma alışkanlığı çok kötü bir şey. Tam bir hastalık. Bağımlılık gibi bir şey.

O kapıyı bir açınca o uyuşturucuyu bir kullanınca kötü bir alışkanlık haline geliyor.

Şu an da bu hükümet tam da bunun içerisine düştü.

Kur korumalı mevduat hesapları ile ilgili farkları nereden ödeyecekler zannediyorsunuz?

Ne diyorlar? ‘Biz bankalara hazineden kâğıt vereceğiz’ diyorlar.

Hazine o kâğıdı verdi, banka ne yapacak. O kâğıdı merkez bankasına götürüp nakit isteyecek.

Merkez bankası o nakdi nereden bulacak?

Basacak...

Üç soruda cevabı buluyorsunuz, para basacak. Bu kadar basit.

Sizin para basacağınızı bu millet görmüyor mu. Para basılan bir ülkede enflasyonun artacağını herkes bilmiyor mu yahu.

Ama öyle bir kötü yol ki, o kötü yola bir düştüğünüzde o uyuşturucu alışkanlığına düştüğünüzde oradan kurtulmak çok zor

Çünkü biz yaşadık.

34 sene bu ülkede enflasyon 2 haneli 3 haneli olmuş.

34 sene bu ülke para basmaya alışmış.

Onun için kur sürekli artmış, onun için paranın yanına arkasına sıfır eklenmiş.

Gittiğimiz yerlerde bize soruyorlar. Bir sıfır eklendi ya o sıfırı da siz atarsınız diyorlar.

Ben diyorum altı sıfırı atan bir sıfırı kolay atar da önemli olan enflasyonu durdurmak.

Altı sıfırı attık. Bir sıfırı atmak bir şey değil. Önemli olan fiyat artışlarını frenleyebilmek.

Fiyat artışlarını frenleyeceksiniz ki vatandaşın satın alma gücü artacak.

Bunun da yolu merkez bankasını bağımsız yapmak.

Biz çok mücadelesini çok verdik.

Merkez Bankası neden bağımsız?

Çünkü dara düşen hükümetler dönüyor merkez bankasına para bastırıyor.

Bütün dünyada böyle. Tarihte bunlar sabit.

Merkez Bankası bağımsız olmazda dara düşen iktidar Merkez Bankası’na para bastırıyor.

Bunlarda döndüler dolaştılar bu hastalık içine düştüler.

Onun için şu andaki hükümetin artık bu ülkede enflasyonu düşürme şansı yok.

Bitti...

Ağızlarıyla kuş tutsalar yapamayacaklar.

Ama korkarım ki, arka arkaya aldıkları bun yanlış kararlar ülkede devalüasyon, enflasyon sarmalına ülkeyi sokacak.

Daha bu günler iyi günler. Bu günler çok iyi günler. Allah beterinden saklasın.

Yanlışta ısrar, yanlışta inat bu ülkeyi çok büyük bataklığa sürükler.

Biz diyoruz geliriz en geç 6 ayda bu işi toparlarız.

Ama bunlar bu yanlışlara ısrar ettikleri sürece yanlışta inat ettikleri sürece her gün yeni bir ülkeyi batıracak proje ilan ettikleri sürece hasar büyüyor arkadaşlar.

Bu hasarın toplanması da gittikçe zorlaşıyor. Bunun da farkındayız.

En büyük hasar da olsa girer çözeriz evelallah. Biz kendimize güveniyoruz.

2001-2002 krizini de biz çözdük, 2008- 2009 krizini de biz çözdük.

Dürüst ve ehil kadroyu kurduğunuzda, bilimle, akılla hareket ettiğinizde bu iş çözülür. Bunu yaptık.

İnşallah yine yaparız ama hasar büyük.

Bunun bedelini 84 milyon insan ödüyor.

Gerçekten yazık, çok yazık.

Bakın konut meselesi önemli, barınma meselesi önemli.

Biz şehircilik eylem planımızda çok net açıkladık. Barınma hakkında da adaleti tesis edeceğiz dedik.

Dar gelirli ailelerimizin, şehit yakını ve gazilerimizin konut sahibi olmalarını kolaylaştıracağız dedik.

10 yılda, çürük yapıları yenileyeceğiz. Vatandaşlarımıza uygun finansman imkânı sunacağız dedik.

TOKİ’ye özel görev yükleyeceğiz.

TOKİ olmuş bir vurgun aracı. TOKİ’de rantiyecilere çalışıyor. Bu vurgunu sona erdireceğiz.

TOKİ’nin tek amacı ihtiyacı olan dar gelirli vatandaşa konut edindirmek olacak.

TOKİ’nin eline vermişler bir imar yetkisi TOKİ olmuş bir rant üretme mekanizması.

Belediyeler ne yaparsa yapsın TOKİ girdiği zaman bir yere oturuyor ben buranın emsalini değiştirdim, imar hakkını değiştirdim, 5 katlı yeri yaptım 15 kat...

O rantın paylaşılmasına da destek oluyor ve oluyor şehirler bir ucube.

Kaç şehirde görüyorsunuz değil mi? 5 katlı 6 katlı yapılaşmaların yanında sivri sivri TOKİ binaları.

TOKİ bunları nasıl yapıyor? Belediyeden bir şey almasına gerek yok. TOKİ Kendi imar planını kendi yapıyor, imar planını değiştiriyor ve rantı dağıtıyor.
Biz işte TOKİ’nin rant kapısı olmasına artık izin vermeyeceğiz.

TOKİ’nin amacı dar gelirli vatandaşımıza uygun fiyata konut edindirmektir. O kadar.

Belediyelere ait sosyal konut stoku oluşturacağız. Uygun koşullu “sosyal konut kiralama” uygulamasını hayata geçireceğiz.

Herkes şunu çok iyi bilsin: DEVA Partisi iktidarında hiç kimseyi aç ve açıkta kalmayacak.

Amacımız bu.

*****

Değerli katılımcılar, ben sözlerimi burada noktalıyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Sözü, soru sormak isteyen basın mensuplarına bırakıyorum.

29 Nisan 202 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın İstanbul İftar Programı Konuşması

İstanbul İftar Konuşması

Gençlere selam olsun,

Kıymetli konuklarımız,

Demokrasi ve Atılım Partisi’nin değerli mensupları,

Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının kıymetli temsilcileri,

Değerli Büyükşehir Belediye Başkanımız,

Değerli muhtarlarımız,

Hanımefendiler, beyefendiler,

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyor,

İstanbul İl Teşkilatımızın düzenlemiş olduğu iftar programına hoş geldiniz diyorum.

*****

Başta değerli İstanbul İl Başkanımız olmak üzere, bu programın hazırlanmasında emeği geçen, katkı veren herkese teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

*****

Kıymetli misafirler,

Ramazan ayının son günlerindeyiz.

Gönül isterdi ki, bu Ramazan’ı gülen yüzlerle geçirebilseydik.

Gönül isterdi ki, bu Ramazan’ı bolluk içinde yaşayabilseydik.

Gönül isterdi ki, işçimiz, çiftçimiz, esnafımız, emeklimiz mutlu olsun.

Gönül isterdi ki, kadınlar huzurlu olsun.

Gönül isterdi ki, gençler umutlu olsun.

Sıkıntılar büyük. Hepsinin farkındayız.

Bir yandan ülkemizin haline üzülüyoruz;

Öte yandan da, hemen yanı başımızdaki coğrafyaya bakıyor ve şükrediyoruz.

Ne olursa olsun, çok çalışmak zorundayız.

Ama emir olunduğu gibi dosdoğru çalışmak zorundayız.

Bu büyük ülke, bu güzel ülke, her türlü zorluğu aşabileceği güce sahiptir.

Yeter ki, adaletle yönetilsin. Yeter ki, istişareyle yönetilsin. Yeter ki isabetli kararlarla yönetilsin.

Yeter ki ülkemizde özgürlükler yaşansın. Yeter ki demokrasimiz güçlü olsun.

*****

Değerli arkadaşlar,

Ülkemiz, adım adım seçim gününe artık yaklaşıyor. Türkiye, büyük bir karar anına doğru ilerliyor.

Türkiye’yi karış karış geziyorum. Sokaklara bakıyorum.

Sokaklar sandık gününü iple çekiyor.

Sokağın sesi “DEVA Partisi” diyor.

İşte o yüzden, bu güveni boşa çıkarmamak için, canla başla çalışmak zorundayız.

Sandık gününe az kaldı.

O gün geldiğinde, oy kullanmak üzere kabinin içine giren dertli vatandaşlarımızı, dermansız bırakmamak için çalışmak zorundayız.

Bu vesileyle bir kez daha hatırlatıyorum:

İki gün önce açıkladım tekrar hatırlatıyorum:

DEVA Partisi bu seçimlere, kendi adıyla-sanıyla, kendi şanıyla-namıyla, kendi logosuyla-amblemiyle girecektir.

Tekrar hayırlı uğurlu olsun diyorum.

DEVA Partisi, her alanda hazırladığı çözümlerle, oy pusulasında kendi ismiyle, damlasıyla yerini alacaktır.

O kurtuluş gününde, mührü damlaya öyle bir basacağız ki, Ankara’da Beştepe’de birileri yerinden zıplayacak arkadaşlar.

Damla damla biriken bu su hiç durmayacak, taşacak.

DEVA Partisi’nin damlaları birikecek, sel olacak, tüm barajları yıkacak.

Evet arkadaşlar, hep beraber yıkacağız o barajları.

*****

Değerli arkadaşlar,

Biz, boş kavgalarla, laf oyunlarıyla oyalanmıyoruz.

Daima ileriye bakıyoruz. Somut çözümler için çalışıyoruz.

Tam demokrasi hedefine doğru emin adımlarla yürüyoruz.

Özgürlük için, adalet için, zenginlik için çalışıyoruz.

Adaletin, merhametin yere düşürülmesine asla izin vermeyeceğiz.

Türkiye’yi öfkeye teslim etmeyeceğiz.

Türkiye’yi “rövanşların ülkesi” de yapmayacağız.

Ülkemizi hep beraber yükselteceğiz. Hep beraber sahip çıkacağız. Bu güzel Ülkeyi sahipsiz bırakmayacağız.

Adaletin olmadığı tek bir yola dahi girmeyeceğiz.

Demokrasimizi güçlendireceğiz.

Tam da bu noktada, ben buradan, İstanbul’dan, Türkiye’nin tüm demokratlarına seslenmek istiyorum.

Muhafazakâr demokrat arkadaşlarıma seslenmek istiyorum,

Sosyal demokrat arkadaşlarıma seslenmek istiyorum,

Liberal demokrat arkadaşlarıma seslenmek istiyorum,

Milliyetçi demokrat arkadaşlarıma seslenmek istiyorum,

Tüm demokrat arkadaşlarıma buradan sesleniyorum.

Gelin, DEVA Partisi’nde birleşelim.

Gelin, tam demokrasinin bayrağını hep beraber göndere çekelim.

Gelin, hep beraber kazanalım. Türkiye olarak kazanalım.

Ben milletimizin vicdanına güveniyorum.

Ben milletimizin iradesine güveniyorum.

Bakın görün, Meclis seçimlerinde DEVA Partisi büyük bir zafer kazanacak İnşallah.

Başaracağız bunu

Cumhurbaşkanı seçimlerinde, altılı masanın adayı büyük bir zafer kazanacak İnşallah ben buna inanıyorum.

Bu iş çözülecek arkadaşlar çözülecek.

Biz, altılı masada, demokrasimizi kurtarmak için el ele verdik.

Türkiye’yi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçireceğiz.

Türkiye’yi, sağ salim barış, özgürlük ve adalet limanına ulaştıracağız.

Sandıklara hep beraber sahip çıkacağız.

Tarihi sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getireceğiz.

Seçimlerden sonra tüm dünya Türkiye’yi konuşacak.

Seçimlerden sonra tüm dünya DEVA Partisi’ni konuşacak.

Türkiye’nin yıldızı parlayacak İnşallah parlayacak.

Bu açlık, bu yoksulluk, bu adaletsizlik, bu umutsuzluk, sona erecek.

Tüm Türkiye’nin yüzü gülecek arkadaşlar. Tüm Türkiye’nin yüzü gülecek.

*****

Değerli arkadaşlar,

Ramazan Bayramı’na şurada iki gün kaldı.

Allah, bu Ramazan ayı boyunca tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri kabul etsin diyorum.

Şimdiden sizlerin ve ailelerinizin Ramazan Bayramını kutluyorum.

Ayrıca pazar günü 1 Mayıs.

Bu vesileyle, alın teriyle, akıl teriyle çalışan tüm emekçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü de kutluyorum.

Hepinizi tekrar, sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Sağ olun, var olun diyorum, afiyet olsun diyorum.

28 Nisan 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Sakarya İftar Programı Konuşmasın

Sakarya İftar Konuşması

Kıymetli Konuklarımız,

Sakarya İftar Konuşması

Sivil toplum kuruluşlarımızın ve siyasi partilerin değerli temsilcileri,

Değerli muhtarlarımız,

Demokrasi ve Atılım Partisi!nin değerli mensupları,

Hanımefendiler, beyefendiler,

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyor;

Sakarya İl Başkanlığımızın düzenlemiş olduğu bu iftar programına tekrar hoş geldiniz diyorum.

*****
Kıymetli misafirler,

Sözlerime, son bir hafta içinde aldığımız iki sevindirici habere şöyle bir dokunarak başlamak istiyorum.

İlk güzel haber, cuma günü Yalova’dan geldi.
Sapancaspor, Bölgesel Amatör Lig’den, 3. Lige yükselmeyi garantiledi.

18 yıl aradan sonra yakaladığı bu başarı nedeniyle Sapancaspor’un oyuncularını, yöneticilerini ve taraftarlarını kutluyorum. Başarılarının devamını diliyorum.

İkinci güzel haber pazar günü Antalya’dan geldi.

Türkiye Futbol Federasyonu 2. Lig Kırmızı Grubu şampiyonlukla bitirmeyi garantileyen Sakaryaspor, Spor Toto 1. Lig’e yükseldi.

Bu büyük başarısından ötürü, Sakaryaspor’umuzu can-ı gönülden kutluyorum.

Sakaryaspor’un efsane bir tarihi vardır. Millî formamızı terleten çok sayıda futbolcuyu kendi altyapısından yetiştirmiştir. Futbolumuza eşsiz katkılar sunmuştur.

Sakaryaspor’a, bundan sonra artık Süper Lig yolunda başarılarının devamını diliyorum.

*****
Değerli arkadaşlarım,
Bizim işimiz de ülkemizi her alanda Süper Lig’e yükseltmek.
Onun için seçim sanki hemen bu pazar günü olacakmış gibi hazırlanıyoruz. Onun için, bu pazar seçim olsa DEVA hazır diyoruz.
Tüm Türkiye’yi karış karış geziyoruz.

DEVA Partisi’ne sokakta gösterilen ilgiyi gözlerimizle görüyoruz, yaşıyoruz. Bu sıcak ilgi bize hem mutluluk veriyor hem de çok büyük bir sorumluluk yüklüyor.

İşte bu sorumluluğun bilinciyle, elimizde çözümlerle iktidara yürüyoruz.

Seçim günü elinde mührü, aklında bin bir derdiyle oy kabinine girecek vatandaşlarımıza çözümün adresinin ne olduğunu açık açık anlatıyoruz.

Evet, DEVA Partisi, adıyla-sanıyla, şanıyla-namıyla, her alanda hazırladığı çözümlerle oy pusulasındaki yerini alacak arkadaşlar.

Türkiye’nin DEVA’sı Türkiye’nin DEVA’sı işte bu gençler, Türkiye’nin DEVA’ sı Türkiye’nin güçlü nüfusu

Ve artık diyoruz ki;
Mührü hep beraber damlaya basalım;
Damlalar sel olsun, barajları yıkıp geçelim İnşallah diyoruz.
*****
Kıymetli misafirler,
Ramazan ayının son günlerindeyiz.
Gönül isterdi ki, bu Ramazan’ı gülen yüzlerle geçirebilseydik.
Gönül isterdi ki, bu Ramazan’ı bolluk içerisinde yaşayabilseydik. Gönül isterdi ki, işçimiz, çiftçimiz, esnafımız, emeklimiz mutlu olsun. Gönül isterdi ki, kadınlar huzurlu olsun.

Gönül isterdi ki, gençler umutlu olsun.

Sıkıntılar büyük. Hepsinin farkındayız.

Bir yandan ülkemizin haline üzülüyoruz;

Öte yandan da hemen yanı başımızdaki coğrafyaya bakıyoruz ve şükrediyoruz.

Çok çalışmak zorundayız.

Ama emir olunduğu gibi dosdoğru çalışmak zorundayız.

Bu büyük ülke, bu güzel ülke, her türlü zorluğu aşabilecek güce sahip.

Yeter ki, iyi yönetilsin. Yeter ki, istişareyle yönetilsin. Yeter ki isabetli kararlar alınsın ve evet yeter ki gerçek demokrasiyle yönetilsin.

*****
Değerli konuklar, değerli çalışma arkadaşlarım,

Türkiye 84 milyon nüfusuyla Avrupa’nın en büyük nüfusuna sahip olan bir ülke Avrupa’nın en büyük toprakları bizde. Avrupa’nın en geniş tarım arazileri bizde. Bu Vatanın kıymetini bilmek zorundayız. Bu toprakların ve bu topraklarda yaşayan insanların önünde hiçbir şey engel olamaz. Biz büyük bir ülkeyiz. Ama iyi yönetilmiyoruz. İşte biz o iyi yönetime tabiyiz. İyi yönetime talibiz ve İnşallah bunu gerçekleştireceğiz.

Biz seçim sonrası için çok yoğun bir çalışma temposu içinde çalışıyoruz.

Bir yandan, teşkilatlanma çalışmalarımıza olanca hızıyla devam ediyoruz, bir yandan da ülkemizin sorunlarına kalıcı çözümler bulmak için yoğun bir gayret gösteriyoruz.

Şu anda DEVA partisi tam 81 ilde, il başkanlarıyla görevde. 700 ün üzerinde ilçede ilçe başkanlarımızla görevdeyiz. Sadece illerde ve ilçelerde yönetim kurulu üyesi olan arkadaşlarımızın sayısı 13.000’e yaklaştı. Büyük bir aile olduk çalışıyoruz. Vatandaşlarımızı hem dinliyoruz hem de onlara planlarımızı projelerimizi bu güzel ülkemiz için, bu güzel Vatanımız için yapacaklarımızı anlatıyoruz.

Çok önemli bir çalışma alanımız da arkadaşlar hazırladığımız eylem planları.

Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin neler yapacağının çok detaylı bir hazırlığını yapıyoruz.

Bu hazırlıklara “eylem planı” adını veriyoruz.

Eylem planı ne demek? Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin ilk 90 günde, ilk 360 günde neler yapacağının detaylı listesi demek.

Sadece en son açıkladığımız eylem planından bir iki başlığı sizinle paylaşmak istiyorum.

İki hafta evvel, Bursa’da “Yerel Yönetimler ve Şehircilik” alanında eylem planımızı açıkladık.

Bu eylem planımızda, vatandaşlarımızın güvenli konutlarda yaşamasını memleket meselesi yaptık.

Kentsel dönüşüm değil bakın biz kentsel yenilenme ifadesini kullanıyoruz. Kentsel yenilenmeyi stratejik bir öncelik olarak ele aldık. Bu projeleri başarıyla tamamlama kararlılığımızı da herkese gösterdik.

Çok açık bir şekilde altını çizdik:
Herkesin başını sokacağı güvenli bir yuvası olacak dedik.

Kentsel yenilenmeyi hızla tamamlayacağız dedik. Bu hususta, milletimizin hafızasında derin izler bırakan 99 depreminden etkilenen şehirlerimize öncelik tanıyacağız dedik.

Sakarya’nın canı çok yandı biliyoruz. Bizim de canımız Sakarya’yla beraber çok yandı.

Diyorlar ki “Nasıl yapacaksınız?”

Kentsel yenilenmede, banka konut kredi sistemini işin tam merkezine yerleştireceğiz. Bu iş finansman iş arkadaşlar finansman. Finansmanda bizim işimiz.

Bugün saçma sapan işler yapan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı bu işten sorumlu tutacağız.

Biz Sakarya’yla gurur duyuyoruz sağ olun arkadaşlar sağ olun.

Bakın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na da dönüp diyeceğiz ki “Sen bu konuya eğileceksin kardeşim. Bırak bu rant sevdasını ya. Burada acil ihtiyaç var, burada insanın canı söz konusu canı.” Diyeceğiz.

Özetle, devletin gözü kulağı millette olacak. Diyorlar ki “Nasıl teşvikler vereceksiniz?”

Kentsel yenilenme projeleri için dar gelirli vatandaşlarımıza özel finansman imkânlarını sunacağız.

Kredinin geri ödenmesinde çok uzuuun vadeye yayacağız. Rahat rahat. Üstelik faiziyle ödeme şartlarıyla bu işi çok kolaylaştıracağız.
Peki, bu uygulama ne zaman başlayacak?

Seçimlerden sonraki ilk 90 günde, arkadaşlar. İlk 90 günde, hemen kolları sıvayacağız ve bu konut işine hemen başlayacağız. Depreme karşı ülkemizi güçlü hale getirmek zorundayız.

Dar gelirli vatandaşımızı aç ve açıkta bırakmayacağız.
Şehit yakını ve gazilerimizin konut sahibi olmalarını özellikle kolaylaştıracağız. Bizim çalışma usulümüz bu.

Bu verdiğim örnek, sadece Yerel Yönetimler ve Şehircilik Politikaları meselesinin şehircilik ayağından tek bir örnek. Tam 101 madde açıkladık arkadaşlar 101 madde Yerel Yönetimler ve Şehircilik eylem planımız.

Bakın, bir örnek de işin yerel yönetim ayağından vereyim. Yerel yönetimlerle ilgili de çok sayıda eylem sözümüz var.

Örneğin, “Muhtarlık Yasası” çıkartacağız.
Ne zaman? İlk 360 günde bunun tamamlayacağımızın sözünü verdik.

Biz, muhtarlarımızın mahallelerini ilgilendiren hususlarda karar alma süreçlerine katılımlarını sağlayacağız.

Madem “yerel demokrasi” diyoruz, işte politika geliştirilirken de mahalle ve köy muhtarlarımızın bilgisinden ve tecrübesinden istifade edeceğiz.

Bunu da soran oluyor. “Bu yasa, nasıl bir yasa olacak?”

Muhtarlarımızın sorumluluklarını yeniden tanımlayacağız. Bu tanımlara uygun özlük hakları ve organizasyon yapısı sağlayacağız.

Muhtarlarımızın seçilme şartlarını, seçim süreçlerini, özlük haklarını ve emekliliklerine ilişkin uygulamaları, Muhtarlık Yasası ile yeniden düzenleyeceğiz.

Kalabalık mahallelerde muhtarlıklara yeterli ödeneği ayıracağız. Ayrıca, belediyeler üzerinden de yardımcı insan gücünü muhtarlarımıza sağlayacağız.

Bitti mi? Bitmedi.

O ilçedeki belediye başkanının bir yardımcısı muhtarlarla muhatap olmaktan sorumlu olacak.

Muhtarlar kapı kapı dolaşmak zorunda kalmayacaklar. Muhatap bulmakta güçlük çekmeyecekler.

Muhtarlık binalarının inşası ve asgari büro giderlerinin karşılanması görevini de yine belediyelere vereceğiz.

Acil Durum ve Afet Yönetimi mevzuatı uyarınca, muhtarlarımıza gereken desteği de sunacağız.

Özetle Muhtarlarımıza daha çok yetki, daha çok sorumluluk ama bunun yanında da daha çok imkân vereceğiz özet bu.

Artık mahalleler, muhtarlar sahipsiz kalmayacak arkadaşlar.

*****

Değerli misafirler,

Vaktimiz dar olduğu için sadece tek 1 eylem planımızdan, 2 tane örnek verdim. Yüzlerce eylem planı açıkladık, açıklıyoruz.

Bahsettiğim eylem planımızda, yani Yerel Yönetimler ve Şehircilik Politikaları Eylem Planımızda dediğim gibi 101 madde var.

Biz bugüne kadar tam 6 tane eylem planı açıkladık. Afet yönetimi, ekonomi, tarım, dijital dönüşüm, sosyal politikalar gibi alanında yüzlerce adımı sıraladık.

Az evvel anlattığım şekilde, neyi, ne zaman nasıl yapacağımızı tüm detaylarıyla açıklığa kavuşturduk.

Bu çalışma değerli arkadaşlar Türkiye’de bir ilk daha önce yapılmadı. Bakın bu kardeşiniz tam 3 tane 5 yıllık kalkınma planının koordinasyonunu yaptı. Avrupa birliğiyle ilgili bütün reformların koordinasyonunu yaptı. 3 yıl vadeli, orta vadeli ekonomik programların sekiz, dokuz tanesinin koordinasyonunu yaptım. Şu anda Türkiye’de bugüne kadar bizim yaptığımız bu eylem planları kadar detaylı bir çalışma yapılmadı, yapılamadı. Bunu biz yapıyoruz şu anda ve ülkemiz için yapıyoruz. Ülkemize güvendiğimiz için yapıyoruz.

Biz ülkemizin sorunlarını dinliyoruz, görüyoruz, araştırıyoruz. Sonra da tek tek çözümlere çalışıyoruz. O çözümlerinde her birinin bütçesini hesap ediyoruz, bütçesini hesap edemediğimiz hiçbir şeyin sözünü vermiyoruz. Her bir sözümüzün bütçesi hesap edilmiş ve takvime bağlanmış durumda.

Çünkü ülkemizin kaybedecek tek bir günü yok arkadaşlar tek bir günü yok, hatta tek bir saniyesi yok ülkemizin kaybedecek. Bunu çok iyi biliyoruz.

*****
Ülkemizin sorunu çok dertler çok bunların çözümü için öncelikle güven ortamının oluşturulması gerekiyor, güven. Güven ortamı oluşmadan Türkiye’nin sorunlarını çözmek asla mümkün olmayacak.

Ben güven çok önemlidir deyince bazen gençler bana soruyor, Sayın Başkanım diyorlar ya bu güven nasıl kazanılır, güven nasıl oluşturulur bir anlat bize diyorlar. Ben de diyorum ki bakın size özetleyeyim bir dakikada sekiz maddede güven nasıl kazanılır özetleyeyim diyorum. Hazırsanız gençler başlayalım.

1 “Konuşunca doğruyu söyleyeceksin “
2 “Söz verince tutacaksın “
3 “Emanete hıyanet etmeyeceksin “
4 “Devlet yönetiyorsan her daim hukukla, adaletle hareket edeceksin “ 5 “Dürüst ve ehil kadrolarla çalışacaksın “

6 “Karar verirken istişare edeceksin “
7 “Şeffaf olacaksın, açık olacaksın “Merkez bankasının 130 milyar dolarını arka kapıdan cayır cayır satmayacaksın gizli saklı.
Ve son madde arkadaşlar 8. Madde
8 “Her daim hesap vermeye hazır olacaksın “

Çok şükür biz her yerde başımız dik alnımız ak yürüyoruz. Hesap veremeyeceğimiz hiçbir şey yok, rahatız. Bazılarının da hiç te rahat olmadığını biliyoruz.

*****
Değerli arkadaşlar,

Sizlere, milletimize verdiğimiz tüm taahhütlere internet sitemizden, sosyal medya hesaplarımızdan, il ve ilçe hizmet binalarımızdan rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Ben şimdi sözlerime son veriyorum.
Allah, tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri kabul etsin diyorum. Şimdiden sizlerin ve ailelerinizin Ramazan Bayramınızı kutluyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum sağolun.

Son olarak, son olarak Sakarya il başkanımıza ve değerli ekibine de gerçekten teşekkür ediyorum. Bu güzel organizasyonu gerçekleştirdikleri için. Bizlerle beraber olan tüm değerli misafirlerimize teşekkür ediyorum. Bu Ramazan’ın son günlerinde bizlerle beraber oldukları için ve İnşallah Allah nice Ramazanlara nice Bayramlara hep beraber sağlık içerisinde mutluluk içerisinde, afiyet içerisinde ulaştırsın diyorum. Teşekkür ediyorum.

27 Nisan 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 20. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Değerli basın mensupları, değerli çalışma arkadaşlarım, belli ki Sayın Erdoğan seçim dönemini başlattı.

Hukuksuzluğun sembolü olmuş Kavala dosyası kararı, parti kapatmayı ima eden açıklamaları, bol keseden para vaatleri ve Suudi Arabistan ziyareti...

Bilen bilir, bunlar tam da Erdoğan tarzı “seçim yaklaşıyor” adımları. Seçimi ne zaman yaparsa yapsın, ne yaparsa yapsın, ben buradan ilan ediyorum:

Biz seçimlere hazırız. DEVA Partisi hazır ve biz kazanacağız.

Kendisi gerilimi istediği kadar artırmaya çalışsın, biliyorsunuz her seçim döneminde gererek, kutuplaştırarak seçim almaya çalışıyor.

Biz bu seçim dönemi ki DEVA Partisi’nin seçime girdiği ilk dönemdir, biz bu seçim dönemini nefrete ve öfkeye teslim etmeyeceğiz.

Huzur kazanacak.

Aklına ne geliyorsa, tek imzayla yapsın.

Biz bu otoriter rejimi değiştireceğiz.

Ve korkulu rüyadan uyanıp, kabustan uyanıp, bir yudum su içmenin hızıyla ülkemiz şöyle derin bir nefes alacak.

Bakın arkadaşlar,

Hep beraber takip ettik. Meclise son getirdikleri bu seçim yasasıyla beraber bir propaganda kampanyası başlattılar.

Hükümetin kadrolu köşe yazarları, maaşa bağladıkları yorumcular, koro halinde bağırmaya başladılar.

Neymiş efendim, bu yasa çıktıktan sonra yeni kurulan partilerin işleri zorlaşmış. Kendi logolarıyla seçime giremeyeceklermiş.

İttifak içinde olmak da anlamını yitirmiş. Falan filan...

Tam bir koro. Tek bir merkezden kurmuşlar, hepsi aynı şeyi konuşuyor.

Siz bu rüyaları görmeye devam edin. Daha çok rüya göreceksiniz.

Kardeşim, bizim kendimize güvenimiz tam. Kendimize sonuna kadar güveniyoruz.

Milletimizin de bize güveni tam.
İşte ben buradan ilan ediyorum. Duymayan kalmasın.

Demokrasi ve Atılım Partisi, önümüzdeki seçimlere, kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır.

Ülkemiz için, demokrasimiz için hayırlı olsun. Daha önce söyledim, tekrar söylüyorum:

Türkiye 1’den büyüktür. Türkiye 1’den büyüktür. Türkiye 1’den büyüktür. Ve Türkiye kazanacaktır. Hodri meydan!

Elinizden geleni ardınıza saklamayın. Ne geliyorsa yapın.
DEVA damlalarının oluşturacağı seli hiçbir baraj durduramaz.
Barajları yıkıp geçeceğiz.
Bizim yerimiz belli, yurdumuz bellidir. Biz nerede miyiz?
Yolunu bilmeyenler için, yerimizi bilmeyenler için bir konum tarif edeceğim size.

Biz; ülkesinin özgürlüğü için mücadele eden gençlerin yanındayız.

Biz; çocuğuna harçlık veremeyen annenin yanındayız.

Biz; dükkanında masraf olmasın diye elektriğini açamayan esnafın yanındayız.

Biz; her gün canını dişine katarak ekmeğinin peşinde koşan kurye arkadaşımın yanındayız.

Biz; tohum, gübre, mazot, elektrik fiyatları altında ezilen çiftçilerimizin yanındayız.

Biz; beraat ettikleri halde hakları yıllardır iade edilmeyen KHK’lıların yanındayız.

Ayrımcılığa uğrayan, kendisini ikinci sınıf hisseden, hoş görülen, hor görülen tüm vatandaşlarımızın yanındayız.

Bizim konumumuz budur, koordinatlarımız budur. Nerede olduğumuzu görmek isteyenleri işte bu konuma davet ediyoruz.

Bizim yerimiz; 84 milyonun yanıdır.

İnanın, vatandaşlarımız, bu keyfi sistemi sona erdirmek için, sandık gününü iple çekiyor. Sabrediyorlar. Sabrediyorlar, çünkü gün gelecek ve sandık önlerine konulacak.

Evet, sandık kurulacak ve Türkiye şöyle rahat bir nefes alacak. O gün hepimizin bayramı olacak.

Hemen ardından, yargı bağımsızlaşacak.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarını çiğneyen bir ülke olmayacak.

İşte az evvel söyledim; Kavala davası.
O kararın altında imzası olan sadece yargıçlar değil.

O kararın altında en tepeden yargıya parmak sallayan bugünkü iktidarın da imzası var.

Karar, yargının siyasete nasıl alet edildiğinin çarpıcı bir göstergesi oldu.

Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ekmekçi ve Tayfun Kahraman. Bu isimlerin hepsi haksızlığa uğradılar.

Hukukun alnına kapkara bir leke sürüldü. O lekeyi biz inşallah temizleyeceğiz. Hak yerini bulacak. Adalet yerini bulacak.
Değerli arkadaşlar,
Adaletsizlik yaparak, hukuksuzluk yaparak devlet yönetilmez.

Herkes aklını başına alsın.

Geldiğimiz noktada, yargı; korku ikliminin bir aracı haline getirilmiştir.

Yargı, iktidarın toplumu hizaya sokmak için kullandığı sopaya dönmüştür. İş dünyasını, sivil toplumu, basını, tek tek her birimizi susturmak için yargı araçsallaştırılmıştır.

Ülkemizi bu korku sarmalından çıkartmak ise bir hayat memat meselesidir.

Türkiye’nin sinir uçlarını germeye çalışanlar, bunun faturasını sandıkta ödeyeceklerdir.

Hiç endişeniz olmasın. Bu ülke huzura kavuşacak.

Türkiye’nin sessiz çoğunluğu, iktidar ortaklarının dayattığı bu korku ve yoksulluk komplosunu boşa çıkaracak. Bu millet haksızlık karşısında susmadı. Yine susmayacak.

Bu millet susanın dilsiz şeytan olduğunu çok iyi bilir. Sözünü de sandık günü söyler. Yine söyleyecek. Değerli arkadaşlar,

Biz; bu ülkede adalet ve merhamet gibi değerlerin yere düşürülmesine asla müsaade etmedik, etmeyiz.

Biz, özgür ve adil yarınlar için bir araya gelen demokrat insanların partisiyiz.

Bir kez daha tekrar ediyorum: Türkiye’yi hiçbir koşulda öfkeye teslim etmeyeceğiz. Üste çıkanın alttakini ezmesine müsaade etmeyeceğiz.

Ülkemizi, “nöbetleşe zorbalık” dediğimiz çıkmaz sokağa sürüklemeyeceğiz. Bu kısır döngüye girmeyeceğiz.

Kin ve intikam zehriyle alınan kararların adaletsizlikten başka hiçbir şey getirmediğini tarih boyunca deneyimledik, deneyimliyoruz.

Türkiye’yi “rövanşların ülkesi” yapmayacağız.
Bizim yolumuz belli. İlkelerimiz net.
Bizim mayamızda, karşılıklı sevgi var, saygı var.
Bizim hayalimizde, herkesin kendisini özgür ve eşit hissettiği bir Türkiye var. Önce, bu ülkenin bütün demokratları olarak birleşeceğiz.

Ardından bu karanlık tünelden hep beraber çıkacağız. Adaletle çıkacağız. Adaletle.

Arkadaşlar,
Bu noktada vurgulamak istediğim bir husus var.
Konuşmamın başında söyledim.
Partimiz kendi adıyla, kendi logosuyla seçime girme kararı almıştır, dedim. Bu kararımızın herhangi bir yanlış anlamaya sebep olmasını arzu etmem.

Biz, 6’lı masada bugüne kadar vermiş olduğumuz bütün sözlerin arkasındayız. Ortak çalıştığımız konularda, her türlü katkıyı vermeye de devam edeceğiz.

O masada yer alan her partiyle, iş birliği yaptığımız alanları genişletmek konusunda da güçlü bir iradeye sahibiz.

Bunu da herkesin bilmesini isterim.

****

Değerli arkadaşlar,

Şu andaki iktidarın bir dış politikası yok.

Ülkemizin dış ilişkilerinde büyük bir tahribat oluşmuş durumda.

Bu ilişkilerde, dış ilişkilerde ilkesiz, tutarsız, yalpalarla, U dönüşleriyle, öngörülmesi mümkün olmayan uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz.

İşte, en son U dönüşlerini Suudi Arabistan ve İsrail ilişkilerinde gördük.

Biliyorsunuz, İstanbul’da öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı konusunda Sayın Erdoğan, Suudi Arabistan yönetimine söylemediğini bırakmamıştı.

Bir anda işler değişti ve geçtiğimiz günlerde, dava dosyası sessiz sedasız Suudi Arabistan’a devredildi.

Yani, Türkiye’deki yargı süreci bir bakıma birdenbire sonlandırıldı. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür, demişler.

Gelin hep beraber hatırlayalım. Bakalım, Sayın Erdoğan bu konuda neler neler diyordu?

Video – Cemal Kaşıkçı
Erdoğan: “Türkiye olarak bu meselenin sonuna kadar takipçisi olacak, kendi hukukumuz ve uluslararası hukukun gereği neyse onun yerine getirilmesini sağlayacağız. Bu çağrım Suudi Arabistan Kralı Hadimü’l Haremeyni’ş Şerifeyn başta olmak üzere üst yönetimedir. Olayın cereyan ettiği yer İstanbul’dur. Dolayısıyla 18 tutuklunun yargılanmasının İstanbul’da yapılması teklifimdir.” “Ülke olarak cinayetin üstünün örtülmesine, emri verenden uygulayana kadar tüm sorumluların adaletten kaçırılmasına müsaade etmemekte kararlıyız.”

“Bunlar dünyayı enayi zannediyor. Suudi Arabistan belgeleri dinlemek istedi ama bir de almak istedi. Ama kusura bakmayın o kadar değil. Dinletiriz; gösteririz ama vermeyiz. Verelim de ondan sonra bir de bunları yok mu edeceksiniz? Hesap bu”

TV: “Kaşıkçı davasının en büyük takipçisi Türkiye üç yıl sonra davayı kapattı. Adalet Bakanlığı’nın onayıyla Ankara dosyayı Riyad’a verdi.”

Ne diyor? Önce “Belgeleri vermeyiz, bunlar dünyayı enayi mi zannediyorlar?” diyor. Sonra dönüyor, dava dosyasını tamamını olduğu gibi devrediyor.

Kendi sözüyle söyleyelim mi “Neredeeen nereye?”

Bir cumhurbaşkanı kendi sözünü bu kadar çiğner mi ya?

Hani önemli bir gelişme olur da çıkar vatandaşın karşısına anlatır, der ki; “Değerli vatandaşlar şöyle bir gelişme oldu, evet ben bütün bunları söyledim ama yeni bir durum var. Bu yeni durum gereğinde böyle bir şey yapmamız gerekiyor.”

Gerekçelerini anlatır. Millet de ikna olursa tamam.

Şimdi ne oldu? Biz Türkiye olarak dünyanın enayisi mi olduk? Kendi öyle diyor çünkü, değil mi?

Bakın arkadaşlar,

Bu korkunç cinayet neden pazarlık konusu yapıldı biliyor musunuz?

Çünkü işin ucunda para var.

Suudi Arabistan hakkındaki sözlerini, muhtemel bir mali destek karşılığında yuttu.

Cemal Kaşıkçı dosyasının üstünün örtülmesine bir bakıma mali destek karşılığında yardımcı oldu.

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, başkalarının hukuksuzluklarının adresi oldu. Ne itibar kaldı ne ahlaki üstünlük kaldı.

Yapmam, etmem dediği ne varsa yapıyor. Suudi Arabistan’dan gelecek üç beş kuruş için Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarıyla oynuyor.

Ha, bu U dönüşünü sadece Suudi Arabistan’la ilişkilerde mi gördük?

1 değil, 2 değil, 3 değil...

Kendisi, yıllarca meydan okuduğu İsrail konusunda da çark etti.

Biliyorsunuz neredeyse 12, 13 yıldır söylemediğini bırakmadı. Her türlü hakareti etti.

Bakın, ne diyordu?

Video – İsrail

Erdoğan: “Bu İsrail terör devletidir, terör.”
“Bu İsrail bir işgal devletidir, aynı zamanda bir terör devletidir.”
“Bu terör devleti artık tüm sınırları aşmış durumdadır. Tüm dünya görmezden gelse bile İsrail’in zulmüne eyvallah etmeyeceğiz.”
“İsrail ile de küresel, siyasi, ekonomik, sosyal parametrelere uygun ilişkilerimiz vardır; olacaktır. Coğrafyamızın en önemli bölgesindeki bu devleti görmezden gelemeyiz.”

İşte alın size bir U dönüşü daha...

Yıllarca “terör devleti” aşağı “işgal devleti” yukarı konuştuktan sonra, dönüp dolaşıp “İsrail’i görmezden gelemeyiz” demenin neresi dış politika ya?

Hani nerede o dik duruş?

“Türkiye-İsrail ilişkileri Sayın Erdoğan’ın şahsi ajandasının bir parçası mı acaba?” diye akıllara gelmiyor değil.

Biliyorsunuz, kendisi Gazze’ye gidecekti. O, 10 yıldır Gazze’ye gidemedi ama 14 yıl sonra ilk defa bir İsrail Cumhurbaşkanı Ankara’ya geldi.

Bakın arkadaşlar,
Biz kimseye “Neden ilişkiyi normalleştiriyorsun?” demiyoruz.

Elbette dünyada düşmanlarımızı azaltıp, dostlarımızı arttırmak gerektiğini söylüyoruz.

Ama normalleşmenin de bir adabı vardır yahu.

İşte onun için soruyoruz: “İsrail’le ilişkilerdeki bu U dönüşünün sebebi nedir?”

Hani bir zamanlar “one minute” diyordu. Ne demek one minute? “1 dakika”.

Gerçekten 1 dakikada, terör devleti, döndü işbirliği yapılacak devlet oldu.

İsrail’le olan akçeli işler, birden bire rüzgarı tersine çevirmeye yetti.

Bu 1 dakikada tüm sözler teker teker yutuldu. Ama bakın, kendisi İsrail’le yeni ilişkileri nasıl da meşru göstermeye çalışıyor?

Video - Filistin
Erdoğan: “Filistin Davası’nı etkin savunmanın yolunun da İsrail ile makul, mantıklı, tutarlı, dengeli bir ilişki sahibi olmaktan geçtiği açıktır.”

Ha şunu bileydin. El hak, bu doğru. Burada haklı.

Ama sormazlar mı adama:

Madem Filistin davasını savunmanın yolu, İsrail ile makul, mantıklı, tutarlı ve dengeli bir ilişkiden geçiyordu, o zaman sen niye yıllar boyu İsrail’le ilişkiyi bozdun?

Demek ki, İsrail düşmanlığı yaparak, iç siyasette bunun üzerinden prim yapmaya çalışarak, aslında Filistin Davası’na en büyük zararı sen verdin.

Ve söylediklerin tam da bunun itirafı. Gerçekten yeter artık yahu.

Bu millet nasıl olsa dış politikaya uzak, nasıl olsa ne desem inanıyorlar diye böyle pervasızlık yapmayın arkadaş.

Böyle vurdumduymazlık yapıp, sonra arkanı dönüp yürümeyin.

Biz bunların hepsini hatırlatacağız, hatırlatmaya devam edeceğiz. Millete unutturmayacağız bunları.
Bu ülkenin itibarını beş paralık edemezsin.

Sen tut, damatla el ele verip ülkenin 130 milyar dolarlık döviz rezervini cayır cayır sat, tüket; sonra da 3 milyar oradan, 5 milyar dolar buradan gelecek diye koskoca ülkenin onurunu ayaklar altına al.

Yazık. Gerçekten çok yazık. Olmaz böyle şey.

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’nin dış politikadaki parolası “kazan-kazan” olmak zorundadır.

Bizim hayalimizdeki ülke; içeride insan hak ve özgürlüklerine saygılı, dışarıda itibarlı bir Türkiye’dir.

Bu doğrultuda, en yakın zamanda, iş başına geldiğimizde, hiçbir ideolojik saplantıya batmadan, dış politikada itibarımızı yeniden ayağa kaldıracağız.

1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin kurulması için, uluslararası toplum nezdinde ve konunun tüm tarafları ile diyalog halinde azami gayreti göstereceğiz.

İçeride hukukun üstünlüğünü sağlayıp, itibarımızı yükseltip dışarıda sözümüzün gücünü arttıracağız.

Ulusal çıkarlarımızdan asla taviz vermeden, ilke ve değerlerimizle hareket edeceğiz. Tutarlı olacağız, tutarlı.

Bir gün söylediğimizin tam tersini ertesi gün yapmayacağız.
Bir gün yerden yere vurduğumuzu bir gün baş tacı etmeyeceğiz.
Bu milleti el aleme rezil eden bütün bu saçmalıklara da son vereceğiz.

Geldiğimiz noktada “Ekmeğini çöpten çıkar” gibi rezil rüsva işler yapan bu iktidarı hep beraber tarihin çöplüğüne göndereceğiz.

Ve hep beraber zenginleşeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,
Bu gece Kadir Gecesi. Kadir Geceniz mübarek olsun diyorum.

Önümüzde Ramazan Bayramımız var.

Şimdiden hepinizin ve ailelerinizin bayramını kutluyorum.

Hepinizin Ramazan Bayramını şimdiden tebrik ediyorum.

1 Mayıs da yaklaşıyor.

Sözlerimin sonunda tüm emekçilerimizin, tüm işçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü şimdiden kutluyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum.
Sözü, soru sormak isteyen basın mensuplarına bırakıyorum.

23 Nisan 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Esenyurt İftar Programı Konuşması

Esenyurt İftar Konuşması


Kıymetli Esenyurtlu misafirlerimiz,

Değerli yol arkadaşlarım,

Değerli İstanbul İl Başkanımız,

Değerli Esenyurt İlçe Başkanımız,

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor, Esenyurt İlçe Teşkilatımızın düzenlemiş olduğu iftar programına hoş geldiniz diyorum.

*****

Sözlerimin hemen başında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutluyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 102. kuruluş yıldönümü vesilesiyle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, İstiklal Harbi şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla, minnetle anıyorum.

*****

Değerli arkadaşlarım, kıymetli misafirler,

Bu önemli yıldönümünde, bir hususun altını çizmek istiyorum.

Birinci Meclis’in duvarında yazan o güzel sözü sizlere hatırlatmak istiyorum:

“Ve emruhum, şûrâ beynehum”.

Yani, “İşlerini istişare ile yürütürler.” istişare

İşte, düstur bu; dün olduğu gibi, Cumhuriyetimizin 100. yılına yaklaşırken de yolumuza ışık tutan düstur bu istişare.

Evet; istişareye ihtiyacımız var.

Çünkü bu topraklarda, farklı fikirlere sahip insanlar olarak yaşadık, yaşamaya da devam edeceğiz.

Herkes aynı fikirde olmayabilir.

Türkiye, farklı fikirlerdeki herkesin yurdudur, hepimizin yurdudur.

Sorunları, bizim gibi düşünmeyen insanlarla beraber, konuşa konuşa çözeceğiz.

İşte bu nedenle, Türkiye’nin, tam da şu anda, gerçek bir Meclise çok ihtiyacı var.

Sorunların konuşularak çözüleceği, farklı fikirdeki insanların birbirini dinleyeceği, ülkenin sorunlarının beraberce çözüleceği bir Meclis’e ihtiyacı var Türkiye’nin.

Bir diğer deyişle, 102 yıllık Gazi Meclisimizin kuruluş ilkelerini ihya etmeye yeniden yaşatmaya çok ihtiyacımız var.

Kökümüzü, çıkış noktamızı iyi kavramaya, çok ihtiyacımız var.

*****

Kıymetli misafirler,

Bugün, çocuklarımızın bayramında, onlara nasıl bir ülke bırakacağımızın da kararını vermemiz lazım:

Korku mu, umut mu?

Depresyon mu, mutluluk mu?

Açlık mı, zenginlik mi?

Çatışma mı, barışma mı?

Baskı mı, özgürlük mü?

Otokrasi mi, demokrasi mi?

Bizim çok net olarak gördüğümüz bir şey var.

Türkiye, tek bir kişi tarafından yönetilemez.

Türkiye, tek bir görüşten insanların öbeklendiği bir iktidar tarafından da yönetilemez.

Açık ifade etmek istiyorum:

Türkiye tek tipleştirilmiş, tek bir fikrin egemen olduğu bir ülke olamaz.

Daha önce AK Parti’ye, CHP’ye, HDP’ye veya MHP’ye oy veren herkesin yarınların Türkiye’sinde yeri vardır.

İşte bunun yolu karşılıklı saygıdan geçer.

Bu ülkede yaşayan her siyasi mahallenin kaygısını dinlememiz ve anlamamız gerekir.

Herkesin kendisini birinci sınıf vatandaş hissettiği bir Türkiye’yi hep beraber inşa etmemiz gerekir.

Biz bu konuda çok kararlıyız.

Çocuklarımıza demokrasinin egemen olduğu bir ülke bırakacağız.

Evet demokrasinin egemen olduğu bir ülke.

*****

Bakın Değerli arkadaşlar,

Az önce ilçe başkanlığımızda çocuklarımızı şöyle bir topladık. Ben sordum onlara nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyorsunuz diye sordum. Bana adil bir Türkiye dediler, mutlu bir Türkiye dediler, özgür bir Türkiye dediler, ormanların katledilmediği bir Türkiye dediler.

Çocuklarımızı dinleyeceğiz. Ve inşallah hep beraber onların arzu ettiği, onların hayal ettiği bir Türkiye’ye ulaşacağız. Hep beraber.

Değerli arkadaşlar,

Dün Viranşehir’deydim, önceki gün Diyarbakır’daydım.

Oralarda söylediğimi burada da tekrar etmek istiyorum.

Çünkü biz Diyarbakır’da başka, İstanbul’da başka konuşanlardan değiliz.

Biz Diyarbakır’a gidince, Dicle’nin kenarındaki kuzuyu hatırlayan, Ankara’ya dönünce kurdun yanı başında hizaya girenlerden olmadık, olmayız.

Diyarbakır’da ne dedik?

Türkiye’de ne yazık ki tam demokrasi yok, dedik.

Tam demokrasi olmadığı için eşit vatandaşlık yok, dedik.

Eşit vatandaşlık olmadığı için bu memleketin bir Kürt meselesi var, dedik.

Vaktiyle çok yol kat ettiğimiz bu meseleyi bu iktidar diriltti, dedik.

Ama şunu da söyledik:

Kürt meselesini çözmek bizim boynumuzun borcudur, dedik.

Evet, arkadaşlar, biz çözeceğiz, biz!

Kürt meselesini, “eşit vatandaşlık” ilkesiyle çözeceğiz.

“Tam demokrasi” çerçevesinde çözeceğiz.

“Hakla” çözeceğiz, “hukukla” çözeceğiz.

Çocuklarımıza barışın egemen olduğu bir ülke bırakacağız. Çocuklarımıza evet barışın egemen olduğu bir Türkiye bırakacağız.

Çünkü Türkiye’deki her bir bir vatandaşımızın sorununu çözmek, bizim boynumuzun borcudur.

Din, mezhep hiç fark etmez;

Yaşam tarzı, mahalle hiç fark etmez;

Etnik kimlikmiş şuymuş buymuş fark etmez;

Bu ülkedeki herkesi, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşı yapacağız. Biz bunun için yola çıktık. Birinci sınıf vatandaş.

*****

Arkadaşlarım,

Ne yazık ki, Türkiye son yıllarda, hukuktan uzaklaşmanın bedelini çok ağır ödedi, ödüyor.

Ülkemizde açlık çoğalıyor, yoksulluk artıyor.

Ancak; küçük bir azınlık da servetine servet katıyor.

Böyle adalet olmaz arkadaşlar, böyle adalet olmaz.

Emekçiler, emekliler, dar ve sabit gelirliler ayın sonunu getiremiyor.

Marketlerdeki fiyatlar uçmuş durumda, patlamış durumda.

İnsanların alım gücü azala azala neredeyse kalmadı ya.

Kiralar aldı başını gitti.

Öte yandan da bir avuç insan varlığının üzerine varlık ekliyor şu anda Türkiye’de.

Ama emin olun ve sakın umutsuzluğa kaybolmayın umutsuzluğa kapılmayın:

Hepsinin üstesinden geleceğiz emin olun buna.

Açlığı ve mutlak yoksulluğu yeniden sona erdireceğiz.

Daha evvel biz bu ülkeden mutlak yoksulluğu silmiştik, sıfırlamıştık yine sileceğiz, yine sıfırlayacağız.

Vatandaş çile çekmeyecek.

Bakın görün, enflasyonu tek haneye yeniden biz indireceğiz biz.

Daha önce yaptık, yine yapacağız.

Asgari ücret, asla açlık sınırının altında kalmayacak.

Biz, halka hizmet edeceğiz.

Son yıllarda gittikçe yaygınlaşan, yoksuldan alıp zengine veren tüm uygulamaları da sona erdireceğiz.

Milletin sofrasındaki ekmeği büyüteceğiz.

Herkesin eli ekmek tutacak herkesin.

Bu bizim işimiz arkadaşlar! Bu bizim işimiz! Biz çözeceğiz biz!

Daha önce yaptık, yine yapacağız.

Ayrıca, ihtiyacı olan hanelere asgari gelir desteği sağlayacağız, yeterli geliri olmayan her haneye destek olacağız.

Bu ülkede hiç kimse, aç kalmayacak, açıkta kalmayacak.

Kimseyi geride bırakmayacağız.

Yeni doğan bebekler sağlıklı büyüsün diye, doğumundan bir yaşına kadar süt, bebek maması başta olmak üzere her türlü ihtiyacını biz karşılayacağız.

İnsanları gıda, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaçlardan asla mahrum bırakmayacağız.

*****

Arkadaşlar, bunların hepsini yapacağız.

Ekonomimizi, daha önce yaptığımız gibi, hızlıca büyüteceğiz.

Hiçbir zaman milletin gündeminden kopmayacağız.

Çocuklarımız, barış ve bolluk içinde yaşayan bir Türkiye'de büyümeyi hak ediyorlar. Bu onların hakkı.

Biz çocuklarımıza; özgür ve zengin bir Türkiye bırakacağız.

Biz çocuklarımıza, yarınlarımıza; demokrasi, özgürlük, adalet, zenginlik, huzur ve mutluluk bırakacağız.

Bunun için yola çıktık, bunun için yürüyoruz.

*****

Değerli misafirler, kıymetli arkadaşlarım, İstanbul il teşkilatımızın Esenyurt ilçe teşkilatımızın çok değerli mensupları ezan vakti yaklaşıyor, daha fazla vaktinizi almayacağım.

Bir kez daha Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutluyorum.

Allah, tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri kabul etsin diyorum.

Şimdiden cümlemizin Ramazan Bayramı’nı da kutluyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Sağ olun var olun diyorum.

22 Nisan 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Viranşehir Konuşması

Viranşehir Konuşması

Demokrasi ve Atılım Partisi!nin değerli yöneticileri,

Kıymetli il başkanımız, kıymetli Viranşehir ilçe başkanımız,

Teşkilat mensuplarımız,

Saygıdeğer konuklarımız,

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

Hepiniz hoş geldiniz diyorum.

*****

Gönül isterdi ki, bu Ramazan ayını bu bereket ayını çok daha iyi şartlarda geçirseydik.

Gönül isterdi ki, bu Ramazan’ı bu topraklara yakışır şekilde bolluk içerisinde geçirseydik.

Bu toprakların işçisi, çiftçisi, esnafı, emeklisi, esnafı, öğrencisi mutlu olabilseydi...

Fakat sorunlar büyük farkındayız.

Hepsini görüyoruz.

Hepsini çözme konusunda da kararlıyız.

Cuma namazından çıktık. Buraya yürüyene kadar şu 100 metrede onlarca vatandaşlarımız geldi dertlerini anlattılar.

Herkes elektrik diyor. TEDAŞ diyor trafo diyor.
Yağmur duası yaptık hep beraber. Biraz önce Cuma namazından sonra.

Biraz sonra geleceğim çiftçimizim sorunu büyük. Tarımın sorunu büyük... Biraz sonra hepsine değineceğim.

Değerli Viranşehirliler;

Dün Diyarbakır’da geniş bir iftar sofrası kurduk. Gençlerle, ilim insanlarıyla buluştuk.

Bugün binlerce yıllık Viranşehir’deyiz. Weranşar’dayız.

Her gün ülkemizin bir başka köşesindeyiz...

O yüzden sokağın sesini de ülkenin derdini de çoook iyi biliyoruz.

Çünkü dertlilerden biliyoruz. Derdi yaşayanlardan dinliyoruz.

Bazıları gibi kendini Ankara’ya hapsedip tek komşusu bile olmadan ülkeyi yönetmeye çalışanlardan değiliz.

Bunun için gece, gündüz çalışıyoruz.
Bunun için de seçimlerden sonra ne yapacağımızı açık açık taahhüt ediyoruz.

Bakmayın siz hükümettekilere. Onlar vatandaştan koptu. Ülkenim derdini bilmiyor. Bizim gibi rahat dolaşamıyorlar.

Biz hamdolsun çarşı Pazar Cadde sokak her yere giriyoruz. Vatandaşlarla buluşuyoruz. Dertleşiyoruz.

Derdi bilmeyen bu sorunu çözemez. Derdi bilmeyen dermen bulamaz. Bu yönetim bu hükümet koptu. Ülkenin gerçeklerinden koptu.

Onlar, Urfa’nın derdinden kopalı, Viranşehir’in derdinden kopalı çok oldu. Çıkıp da halkın arasına karışacak halleri de kalmadı.

Ama biz duyuyoruz. Bu milletin sesini duyuyoruz. İşte tam da milletin sorunlarını çözmek için her alanda çalışıyoruz.

Bu amaçla değerli hemşehrililerim, değerli Viranşehirliler, ilk adımı toprağa attık. İlk eylem planımızı tarım konusunda açıkladı. İlk eylem planımızı çitçilerimizin sorunlarını çözmek için açıkladık.

Tam 56 Madde.

56 maddede ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı, ne zaman yapacağımızı açık açık sıraladık, taahhüt ettik.

Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin hemen ilk 90 dakikada ilk 90 günde ilk 360 günde neler yapacağını bütün açıklığıyla ortaya koyduk.

Çiftçimizin derdi çok. Gübre maliyetleri aldı başını gitti. Gübre kullanabilen çiftçimiz neredeyse kalmadı.

Bu maalesef verimi düşürecek görüyoruz.

Biz ne dedik. Seçimlerden sonra kurulacak hemen ilk hükûmetin ilk atacağı adımlardan bir tanes