Genel Başkanımız Ali Babacan'ın Konuşmaları

25 Ocak 2023 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 30. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Otuzuncu
Haftalık Değerlendirme Toplantısı

Değerli yol arkadaşlarım,

Kıymetli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli dostlarımız,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor, haftalık değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Çalışmalarımızı gittikçe hızlandırdığımız günlerden geçiyoruz.

Eylem planlarımızın tamamını bitirdik.

9 Mart 2020 günü yola çıkarken milletimize söz verdiğimiz gibi; Siyasete yeni bir soluk getirdik. Yeni bir yol açtık.

Siyaset tarihimizde görülmemiş bir çalışmayı da tamamladık.

İşte arkadaşlar… Bu elimdeki kitap bu ülkenin krizden çıkışının yol haritasıdır.

Yaşadığımız derin ekonomik krizinden, hukuk krizinden, insan hakları krizinden, sağlık, eğitim, sosyal haklar; her alandaki krizden çıkışımızın yol haritasıdır.

Ve Cumhuriyet tarihinde bir ilktir.

Daha önce hiçbir siyasi parti bu kadar geniş bir alanda ama her alanda çözümlerini böyle seçimden çok önce tamamlayıp bitirip vatandaşın önüne koymamıştı.

Bu bir ilk.

Bu çalışmanın nasıl yapıldığını kısaca hatırlatmak isterim.

Biz ülkemizi şehir, şehir; köy köy gezerek gidilmedik mahalle bırakmadık.

Sorunları önce yerinde tespit ettik.

Girmediğimiz sokak, görmediğimiz köşe bırakmadık.

Sorunları tek tek yerinde tespit ettik. Öyle Ankara’dan sağa sola ahkam kesenlerden olmadık.

“Biz her şeyi biliyoruz” da demedik.

Derdi, derdin sahibinden; yani vatandaşlarımızdan dinledik.

Ardından her seferinde Ankara’ya döndüğümüzde oturup masamızın başında çalıştık.

Gece-gündüz çalıştık.

Sadece partili arkadaşlarımızla ve sadece bu binada mı çalıştık? Hayır.

Dünyanın dört bir yanında, hayalinde özgür ve zengin Türkiye olan yüzlerce arkadaşımız emeğini ortaya koydu bu çalışma için.

Ülkemizin her yanından; konunun uzmanı dostlarımızın, hocalarımızın emeği var bu çalışmada.

Dertlilerin emeği var damdan düşenlerin emeği var bu çalışmada.

Tam bir Türkiye çalışması bu.

Eylem planlarımızın topluca yeniden lansmanını ise 15 Ocak’ta Ankara’da düzenlediğimiz büyük bir etkinlikle gerçekleştirdik, tamamladık.

Gerçekten muhteşem bir organizasyonla tüm Türkiye’ye “DEVA hazır” dedik.

Bu etkinliğe destek veren, 15 Ocak’ta Atatürk Spor Salonu’nda olan, salonu doldurup taşıran tüm çalışma arkadaşlarıma ve vatandaşlarımıza bir kez daha teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Biz 15 Ocak itibariyle ülkemizin her alandaki, tekrar ediyorum, HER ALANDAKİ sorunlarının çözümünü net bir şekilde artık ilan etmiş durumdayız.

Bunların her birinin, yani bunun içindeki 22 eylem planın aynı anda uygulandığında aynı zamanda eş zamanlı uygulanmaya başladığında bu ülke ayağa kalkacaktır, koşmaya başlayacaktır ve kanatlanıp uçacaktır.

Tıpkı 22 şeritli yolda gider gibi eş zamanlı 22 eylem planımızın uygulamasına başlıyoruz.

Emniyetli bir şekilde ama seri bir şekilde.

İşte biz seçimden sonra ne yapacağımızı çok iyi biliyoruz, vatandaşlarımıza da ilan ediyoruz.

Ha ayrıca da iktidara kopya veriyoruz. “Alın diyoruz hiç değilse şunların bir kısmını seçime kadar hayata geçirirseniz vatandaşımız biraz nefes alır rahat eder” diyoruz.

Çünkü burada her konuda çözümler var.

Bunlardan şimdi binlerce set hazırlatıyoruz. Bütün milletvekillerine gönderiyoruz, bakanlara, bakan yardımcılarına, STK’lara, meslek örgütlerine, siyasi partilerin genel başkanlarına. Sayın Erdoğan’da dahil bütün genel başkanlara da bundan bir set gönderiyoruz.

Çünkü biz diyoruz ki DEVA Partisi olarak varlığımız milletimizin varlığına armağan olsun diyoruz. Onun için yola çıktık.

Bizim değerli arkadaşlar tek bir derdimiz var; ülkemizdeki her bir vatandaşımızın özgür ve zengin olması.

Ülkemizin atılım yapması.

Yaşadığımız bu haksızlıkların, sefaletin, açlığın, yokluğun son bulması.

O yüzden de işte böyle; her çalışmamızı herkesin dikkatine sunuyoruz.

Şimdi arkadaşlar; ben bu eylem planlarını aylardır böyle elime alıp tek tek anlatıyorum ya;

Eskiden tek tek gösteriyorduk şimdi 22 fasiküllük bir cilt bir ansiklopedi haline getirdik neredeyse.

Geçenlerde bir genç arkadaşım dedi ki “Ya Sayın başkanım dedi sen bunu aynı bir esnaf gibi tanıtıyorsunuz esnaf gibi anlatıyorsun” dedi.

Eh, biz çocukluktan esnafız.

3 nesildir esnaflık yapan bir aileden geliyorum ben.

Şimdi elimizdeki ürünümüz bu. Tabii ki anlatacağız, tabii ki tanıtacağız.

Dedem rahmetli derdi, ‘ya göstereceksin ya anlatacaksın’ derdi. Biz hem gösteriyoruz hem anlatıyoruz. Başka türlü olmuyor bu iş.

Esnaflık demişken arkadaşlar …

Geçen hafta biliyorsunuz bazı gelişmeler oldu. Arkadaşlarım da kısa kısa kayıtlar haline getirdiler. Şimdi bir izleyelim.

Video 1- GİR

(ERDOĞAN: İŞTE BU İŞİN REKABETİNİN OLUŞMASI LAZIMMIŞ. YA SEN REKABET NEDİR BİLİR MİSİN? SEN GİT ÇOCUK BEZİ SATMAYA DEVAM ET, HOME TEKSTİL ÜRETMEYE DEVAM ET.)

Video 1- ÇIK

Ben Davos’tayken arkamdan atmış tutmuş maşallah.

Zannediyor ki ben bundan gocunacağım.

Bu utanılacak bir şey mi? utanılacak bir şey mi?

Çocuk bezi satmak, ev tekstili satmak utanılacak bir şey mi?

Evet, ben esnaf bir ailenin çocuğuyum.

Evet çocukluğumda, daha ilkokulda bile okurken, Çıkrıkçılar Yokuş’ndaki dükkanımıza giderdim, çalışırdım.

Hayatımın her döneminde çalıştım. Hep çalışkan kadrolarla birlikte çalıştım.

Hamdolsun, boğazımdan tek bir lokma haram geçmedi.

Eğitimimi ve finans sektöründeki çalışmamı tamamladıktan sonra, Amerika’dan dönünce, yine ticarete geri döndüm.

Ailemize de çalışanlarımıza da helal parayla ekmek kapısı olmuş iş yerinde çalışmaya devam ettim.

Bundan şeref duyarım, onur duyarım. Bu ülkedeki milyonlarca insan gibi; alnımın teriyle çalışmaktan onur duyarım.

Şimdi ise karşınızda bir siyasetçi olarak bulunmaktayım.

Ben siyaseti meslek değil, görev olarak görüyorum. Vatandaşlık görevi olarak görüyorum.

Onun için DEVA Partisi’ni kurduk. Onun için arkadaşlarımızla beraber bu yola çıktık.

Ama şimdi ben kendisine sormak istiyorum:

Sayın Erdoğan eskiden siz de simit sattınız, bisküvi sattınız, sucuk sattınız.

Alnınızın teriyle ekmeğinizi kazandığınız yıllar vardı. Siyasete girerken ‘tek bir yüzüğüm var’ dediniz.

Şimdi ne oldu? Sonra ne yaptınız? Diye ben buradan kendisine soruyorum.

Keşke şu koltuk inadınızdan vazgeçseydiniz.

Müteahhitliğe soyundunuz da ne oldu? Kendinizi ekonomist sandınız da ne oldu?

Soruyorum ne oldu? Ülkemize iyi mi oldu? Hem kendinize yazık ettiniz hem de bu güzel ülkeye yazık ettiniz.

(Es)

Bakın arkadaşlar,

Ben bu siyasete Sayın Erdoğan’la beraber ve pek çok arkadaşımızla beraber bu salonda da olan bazı arkadaşlarımızla beraber başladım.

O gün ahitleştik. ‘3 dönem’ dedik.

Çünkü ‘uzun süre bu güç kullanımı insanları bozuyor’ dedik. ‘Tarihte sabit’ dedik. ‘Siyaset tarihinde devlet yönetimi tarihinde bu sabit’ dedik.

Onun için tüzüğe bunu yazdık.

O ne yaptı? Koltuğuna sıkı sıkıya yapıştı. Yetmedi, oturduğu koltuğun yetkilerini artırmak için daha da fazlasını istedi. Sistemi değiştirdi.

Şimdi aynı dengesiz bir otobüs şoförü gibi oldu. Ülkeyi güvensiz, kötü yollara soktu. Bata çıka gidiyoruz.

3Y’yi bitireceğim diye yola çıkmamış mıydık biz o zaman?

Neydi 3Y? Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar.

Şu anki iktidar tekrar 3Y’nin adresi oldu arkadaşlar.

Soruyorum size arkadaşlar:

Yoksulluk var mı? (...)

Hem de nasıl var. Orta direk çöktü. Rahmetli, Özal’ın çok önemsediği orta direk çöktü bu ülkede.

Yolsuzluk var mı? (...)

Yasaklar var mı? (…)

Ne oldu? Üç dönem kuralını çiğneyip iktidara yapıştı da ne oldu?

Sonuçlar ortada.

15 Ocak’ta ki o lansman törenimizde söylemiştim, tekrar ediyorum:

Sayın Erdoğan, siz adaletten, ortak akıldan, istişareden, çoğulculuktan vazgeçmiş olabilirsiniz.

Yola birlikte çıkarken taahhüt ettiğimiz değerlerden vazgeçmiş olabilirsiniz.

İnsanların size, tüm bunlar için destek olduğunu unutmuş olabilirsiniz.

Ama biz, hedeflediğimiz özgürlüklerden, ileri demokrasiden, hukuk devletinden, çoğulculuktan, katılımcılıktan, uzlaşı kültüründen vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz!

Bunu da yaptıklarımızla çalışma usulümüzle her gün hem Türkiye hem de dünya aleme gösteriyoruz.

*****

Bana bir şey daha demiş. İzleyelim arkadaşlar.

Video 2 - GİR

(ERDOĞAN: ÜZGÜNÜM; 15 SENE YANIMDA BULUNDU AMA DEMEK Kİ BENDEN BİR ŞEY ALAMADI.)

Video 2- ÇIK

Evet 15 sene YAN YANA çalıştık. Ama Allahtan bazı şeyleri almamışım Allahtan. Evet, ben 15 sene ülkemiz için çalıştım. Yaptıklarımıza, çalışmalarımıza da bu millet şahittir.

Tek bir kuruşluk haksızlık yapmadan, tek bir hukuksuzluğa karışmadan; arkadaşlarımla beraber daima milletimiz için çalıştık.

Zaten bir şeyler olsaydı oo şimdiye kadar neler neler ortaya dökülürdü.

Yani 5 dakikalık konuşmadan belki 50 cümlelik 100 cümlelik konuşmadan bir kelimeyi cımbızlayıp neler neler yaptıklarını görüyoruz değil mi her gün?

Demek ki bir şey bilseler bulsalar neler neler ederler.

Ama yok kurcalıyorlar kurcalıyorlar yok.

“Demek ki benden bir şey alamadı” diyor ya…

Aslında ülke çook büyük bir ders aldı arkadaşlar.

Bu ülkenin de dünyanın da şu Türkiye’de olanlardan aldığı bir der var. Nedir o ders?

“Güç yozlaştırır. Mutlak güç mutlaka yozlaştırır” sözünün canlı örneği oldu.

Güç zehirlenmesi diye adlandırılan vakanın tam da adresi oldu.

Tek bir kişiye verilen gücün, ülkeyi ne hale getirebileceğini tüm dünyaya gösterdi.

Devamı da var arkadaşlar. İzleyelim.

VİDEO-3 GİR

(Erdoğan: BİZİM KENDİ ADIMIZA "AH" ETTİĞİMİZ HUSUS İSE, BİR DÖNEM BUNLARI ADAM YERİNE KOYUP, GÖREV VERMİŞ OLMAMIZDIR. HATAYI KABUL ETMEK VE DERS ÇIKARTMAK DA BİR ERDEMDİR. BİZ, DERSİMİZİ ÇIKARDIK. MİLLETİMİZDEN DE HELALLİK DİLİYORUZ.)

VİDEO-3 ÇIK

Şimdi sorarlar. Peki, madem böyle de Ali Babacan ayrılırken sen niye kal ısrar ettin sorarlar değil mi?

O defterleri geçelim.

Şimdi özür diliyor. Ya siz neyin özrünü diliyorsunuz? Biz o dönemde arkadaşlarımızla beraber; ülkemize altın çağında bu işlerin başında olmaktan hep gurur duyduk onur duyduk.

Arkadaşlarımızla beraber işin başında olduğumuz günler, dış politikaya dış politika Avrupa Birliği meseleleriyse o, ekonomi ise ekonomi, gerçekten ülkenin en başarılı olduğu dönemlerdi.

Hani özür diliyor ya bakın.

Grafik -1 GİR

Rakamlar ortada. Bu rakamlar 2002 sabit fiyatlarıyla olan rakamlar. Yani dolar enflasyonundan arındırılmış rakamlar.

Bakın 2002 sabit fiyatlarıyla milli geliri 3.600 dolardan almışız, 9.700 dolara çıkarmışız. 2022’de geldiğimiz nokta ortada. 5 bin 800 dolar. Doların satın alma gücüne göre bu rakamlar hesaplanmış durumda.

Şimdi 9.700 dolara milli geliri çıkarttık diye mi acaba özür diliyor? O dönemde bu ülkenin itibarını yüksek noktalara çıkarttık, bütün uluslararası basında gazetelerde manşet olduk, dergilerde kapak olduk ama parlayan ülke olarak, yıldız ülke olarak, başarılı ülke olarak bütün dünya bizi andı.

Onun için mi özür diliyor acaba?

Cumhuriyet tarihinin en yüksek milli gelirini yakalamışız o dönemde.

Bunlar tesadüfen mi oldu, rastgele mi oldu? Bunlar inanın çok çalışkan bir kadronun alın teriyle, akıl teriyle, bilgisiyle, gerçekleşti bunlar.

Ne zamanki ortak akıldan, bilimden, bilgiden vazgeçildi; işte sonuçlar ortada.

Çok açık ortada. Ülkenin geldiği nokta ortada.

Her birimiz fakirleşti, Ülkemiz yoksullaştı.

Şu anda Türkiye’de halinden memnun olan küçük bir kesim var. O da vazet varlıklı olan insanlar. Varlıklı insanların üzerine varlık katıldı.

Devletin bütçesinden faiz adı altında kur farkı adı altında yüz milyarlarca lira varlıklı insanlara transfer yapıldı.

Küçük küçük vergiler asgari ücretlilerin çalışırken ödediği gelir vergisi, evinize 1 kg peynir alırken ödediğiniz katma değer vergisi, Alo dediğinizde ödediğiniz özel iletişim vergisi. Küçük küçük küçük küçük bütün bu vergiler toplandı heybeye dolduruldu. Heybede olduğu gibi zaten varlığı olana verildi.

Onun için ülkede yoksulluk arttı. Onun için gelir dağılımı bozuldu.

Grafik -1 ÇIK

Sayın Erdoğan; biz bir dönem ülkemizi zenginleştirdiğimiz, özgürleştirdiğimiz için mi özür diliyorsunuz?

Nedir bu özrün sebebi?

Liyakatli kadrolarımızın emeğiyle, sizin etrafınızdakilerin değil; tüm ülkenin topyekûn zenginleşmesinden mi utanıyorsunuz o dönemde acaba?

Arkadaşlar şimdi ben artık Sayın Erdoğan’a cevap vermeyeceğim bu konuda çünkü kendi verdiği bir cevap var.

Tarih: 2002. Onu bir izleyelim.

Video 4 - GİR

3 Nisan 2002 Erdoğan: Finansman yönetimi. Yani parayı finansmanı emin ellere teslim edeceğiz. Ne demek bu, tüyü bitmemiş yetimin yemeyecek ve yedirmeyecek bir kadro. Bu kadro yalana, talana, dolana hiçbir zaman prim vermeyecek, eyvallah etmeyecek

Video 4 - ÇIK

İşte böyle başladık biz. Nereden nereye.

Doğru söylüyor.

O dönemde onun için işler iyi gitti. Onun için başarılı olduk. Onun için ülkemiz yükseldi. Onun için insanların yüzü güldü.

Ama ne zaman ki kadrolar dağılmaya başladı maalesef ülkenin geldiği durum ortada.

2002’de gerçekten böyle bir kadroyla başladık, ülkemize altın çağını yaşattık.

Kimseye eyvallah etmedik. Tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını da kimseye yedirmedik.

Yalana dolana talana da prim vermedik. Doğru.

Oysa şimdi, belli ki unutmuş o günleri.

O unutsa da biz hatırlatacağız. Unutturmayacağız.

Uzun süre koltuğa yapışınca, etrafını ehil ve dürüst olmayan insanlarla doldurunca, ülkenin ne hale geldiğini görüyoruz. Yaşıyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Henüz kesinleşmese de seçim tarihi 14 Mayıs olarak şu anda ilan edilmiş durumda.

Bu vesileyle, sizinle demokrasi tarihimizin anlı şanlı seçimlerinden bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum.

Konu 14 Mayıs olunca tabi insan 1950’yi hatırlamadan geçemiyor.

Biliyorsunuz 14 Mayıs 1950 çoğulcu demokrasiye geçiş tarihimiz.

Tek parti yönetimine son veren 14 Mayıs 1950 seçimlerinin meşhur sloganı “Yeter, söz milletindir” idi.

Bugün hâlâ güzellikle andığımız o efsane afiş, hatırlarsınız ve bu slogan rahmetli Selçuk Milar’a aittir. Slogan, herkeste büyük hayranlık uyandırdı.

Hayran kalanlar arasında Eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Hasan Âli Yücel de vardır.

Hasan Âli Yücel, Selçuk Milar’a: “Keşke” der… “Keşke bu afişi bizim için yapsaydınız”

Selçuk Milar, bakana “yapamazdım. Milletimizin demokrasi gerçeğini dinlemesinin değil, yaşamasının hasreti içindeyim. O nedenle sizin iktidarı halkın oylarıyla kaybetmenizi ve muhalefetteki partinin de yine halkın oylarıyla iktidara gelmesini istiyorum. Ben onun için bu sloganı bu afişi ortaya koydum ürettim” dedi.

Hasan Âli Yücel her ne kadar durumu kabullense de kendini tutamadı. Bir soru daha sordu;

“Peki, ama ‘Yeter’ sözü ile ne demek istiyorsunuz?’ İktidarda olunca anlamak zor oluyor. Bugünkülerden örnek alın. Anlamıyor. ‘Ne yeter?” demek istiyor.

O da diyor ki “Muhalifleri destekleyen vatandaşlara yapılanlar yeter” der Selçuk Milar.

“Her gün gazetelerde okuduğumuz tatsız olaylar yeter” diyor.

“Devletin görevi olan hizmetlerin muhalefetteki vatandaşlardan esirgenmesi yeter” diyor.

İşte arkadaşlar, bugün, bu sefer biz; 73 sene sonra, bir kere daha “Yeter” diyoruz.

İşte yine bir 14 Mayıs ve yine “Yeter” diyoruz.

Selçuk Milar’ın dediği gibi:

Muhalifleri destekleyen vatandaşlara yapılanlar artık yeter.

Her gün gazetelerde okuduğumuz tatsız olaylar yeter.

Devletin görevi olan hizmetlerin, muhalefetteki vatandaşlardan esirgenmesi yeter diyoruz.

Ve ekliyoruz:

“Adaletsizliğe yeter, ayrımcılığa yeter” diyoruz.

Bugün bir kez daha, “3Y’ye yeter” diyoruz.

Yoksulluğa yeter.
Yolsuzluğa yeter.
Yasaklara yeter, diyoruz!

Ve yine bir 14 Mayıs’ta, Sayın Erdoğan’a fiyakalı bir jübile yapmaya hazırlanıyoruz.

Kendisine teşekkür ediyoruz ve emaneti artık kendisinden teslim almaya geliyoruz.

Seçim günü ne yapacağız arkadaşlar? Seçim günü hep beraber damgayı damlaya basacağız.

Ne diyoruz? Damga damlaya oylar DEVA’ya diyoruz. Böyle inşallah hep beraber 14 Mayıs’a yürüyoruz.

İktidarı, tereyağından kıl çeker gibi değiştireceğiz.

Hiç endişeye mahal yok hiç.

Hemen ardından derhal sorunları çözmek için kolları sıvayacağız.

Atalarımız söylemiş; sayılı gün çabuk geçer.

İnanın, 14 Mayıs’ta yokluk devri kapanacak.

Evet, bu seçimi otoriter ittifakın görmezden geldiği milyonlar kazanacak.

Bugün 25 Ocak. Bugün buraya yazıyorum.

85 milyonun endişeyle bakan gözleri 14 Mayıs gecesi umutla dolacak.

Endişeye mahal yok.

Seçim akşamı sonuçlar açıklanınca göreceğiz ki, seçimin yıldızı DEVA Partisi. Bunu göreceğiz inşallah.

Ve göreceğiz ki altılı masanın ortak adayı da Türkiye’nin cumhurbaşkanı seçilmiş.

Önümüze ne engel koyarlarsa koysunlar fark etmez.

Hepsini aşacağız. Tüm dalavereleri boşa çıkartacağız.

Hakem taraf mı tutuyor?

Biz büyük takımız. Hakemi de yeneceğiz. Hakemi de yeneceğiz.

Adil rekabet için gereken ne ise tabii ki yapacağız.

Tam bu noktada tüm dostlarımıza buradan bir çağrı yapmak istiyorum.

Asla umutsuzluğa kapılmayın kardeşlerim asla. Sandığa gidin ve oyunuzu kullanın.

Bu ülkenin kaderi hepimizin elinde.

Biz gidip irademizi sandıkta açık bir şekilde ortaya koyduktan sonra milletin iradesinin gücünün önünde hiçbir kuvvet duramaz.

Demokrasi de zaten buna dayanır.

Dosdoğru çalışacağız. Niyetimiz sağlam olacak.

Biz hep şuna inanıyoruz, Allah doğrunun yardımcısıdır. Dosdoğru çalışacağız ve her türlü hedefimize hep beraber ulaşacağız ve Türkiye olarak başaracağız inşallah.

Siz gönül rahatlığıyla oylarınızı kullanacaksınız, kurduğumuz sandık güvenliği kadrosu da sabaha kadar o oyları koruyacak.

Tek bir oyun dahi zayi olmaması için sapasağlam bir network kurmamız gerekiyor. Her bir sandığa sahip çıkmamız gerekiyor. Tek bir oyun bile sahibi olmamız gerekiyor.

Ve sabaha kadar böyle keyifle inşallah ekranların karşısında farkın böyle açıla açıla gittiğini hep beraber göreceğiz.

Bütün bir millet olarak 14 Mayıs’ta;

“Korku mu, umut mu” sorusunu yanıtlayacağız.

“Depresyon mu, mutluluk mu” sorusunu yanıtlayacağız.

“Açlık mı, zenginlik mi” sorusuna cevap bulacağız.

“Çatışma mı, barış mı” sorusunu yanıtlayacağız.

“Baskı mı, özgürlük mü” sorusunu yanıtlayacağız.

Ve elbette “Otokrasi mi, demokrasi mi” sorusunun cevabını hep beraber sandıkta vereceğiz.

Umudu, mutluluğu, zenginliği, barışı, özgürlüğü ve demokrasiyi seçeceğiz hep beraber.

Dediğim gibi, şunun şurasında 110 gün kaldı. Ama bu 110 günün her birisi çok kıymetli arkadaşlar. Her bir gün her bir saat her bir dakika.

Artık DEVA kadroları olarak tek bir dakikamızın bile boş geçmeyeceği bir hızla ve yoğunlukla hep beraber sahada olmamız gerekiyor.
İnanın sonra üzülürüz.

Bakın Ankara'da 3 tane seçim bölgesi var değil mi? ‘Ya şu seçim bölgesinde 100 kapı daha çalsaydık 100 daha oy alsaydık bir milletvekili daha fazla çıkaracaktık’ diye inanın çok üzülürüz.

Seçim günü gelip de artık sandıklar açıldığında içimizin rahat olması lazım. Dememiz lazım ki ‘biz elimizden gelen her şeyi yaptık vaktimizi boş geçirmedik. Her türlü tedbir aldık ve elimizden gelen bu’ rahatlığında olmamız lazım. Asla keşke demememiz lazım.

Şimdi kenetlenme vakti arkadaşlar.

Kimsenin şüphesi olmasın. En doğru aday ve en doğru ekiple seçime gideceğiz.

Türkiye’nin seçimden sonra her şeyi özgürce tartışabilmesi için, şimdi vakit, iç tartışmaları bir kenara bırakma vaktidir.

İnanın, 14 Mayıs, hepimizin bayramı olacak. Türkiye’nin bayramı olacak.

*****

Değerli basın mensupları, değerli çalışma arkadaşlarım,

Bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi geçen hafta Dünya Ekonomik Forumu’nun düzenlediği Davos Zirvesi’ne katıldım.

Dünyanın konuştuğu önemli gündem maddeleri hakkında, çok sayıda toplantıda görüşlerimi dile getirdim.

Bir yandan, Balkan ülkelerinin başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla bir araya gelerek Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği yeni ortamı değerlendirme fırsatı buldum;

Diğer yandan da küresel barış ve istikrarın sağlanması için, uluslararası kamuoyuna G20 gibi mekanizmanın yeni bir görevle yeni bir ödevle harekete geçirmeyi önerdim.

Davos’ta, Türkiye’nin Akdeniz’de güven veren varlığını güçlendireceğimizi anlattım.

Böylece, Avrupa ile, petrol ve doğal gaz üreten ülkeler arasında Türkiye’nin çok önemli bir köprü doğal bir köprü rolü üstlendiğini ve saha çok üstlenebileceğini açık açık ifade ettim.

İklim değişikliğiyle ve küresel ısınmayla mücadelenin hızlanması gerektiğini söyledim. Bunun finansman yollarını anlattım. Sistem kilitlenmiş yürümüyor.

Tek tek tek anlattım. Evet para yok diyorsunuz ama paranın kaynağı burada diye görüşlerimi anlattım.

Dünyaya “Türkiye’den vazgeçmeyin. Türkiye’ye güvenin.” çağrısında bulundum. Her konuştuğum kişiye bunu vurguladım.

Fakat baktım Davos'ta kimse bana çocuk bezi de sormuyor ev tekstilde sormuyor. Herhalde o konularla ilgili değil de başka konulardaki görüşlerimi birikimlerimi ve kadro olarak Türkiye'nin nasıl bir Türkiye olması gerektiğini sormak için davet ettiklerini anlıyorum ben oradaki toplantılardan.

Türkiye arkadaşlar, tek bir kişiden ibaret değil.

Türkiye, 85 milyonuyla kimsenin vazgeçmemesi gereken büyük ve güçlü bir ülke.

Avrupa’nın en büyük ve en genç nüfusuyla, çalışkan ve metanetli milletiyle Türkiye burada.

Avrupa’nın en geniş topraklarıyla, en büyük tarım arazileriyle Türkiye burada.

Çağrımı dünya aleme bir kez daha tekrar ediyorum.

Türkiye’den vazgeçmek yok.

Seçim falan için de beklemeye gerek yok.

Biz zaten en kısa zamanda direksiyona geçeceğiz inşallah.

Güzel ülkemizi işini bilen sapasağlam dürüst ve güvenilir bir kadroyla yöneteceğiz.

Özgür ve zengin Türkiye’yi kendimiz için inşa edeceğiz.

Şimdi… Benim Davos’taki gündemimi anlayamayan; kıymeti kendinden menkul iktidarın bir küçük ortak var biliyorsunuz…

Dün yine herhalde atmış tutmuş.

Küfürsüz hakaretsiz, bağırmadan konuşamayan, nam-ı diğer, krizlerin ortağı…

Dünyadan bihaber atıp tutmuş yine.

Burada videosunu gösterip vaktinizi ziyan etmek istemiyorum.

Ama arkadaşlar,

Dünyanın masasında ne varsa, Türkiye’nin o masada bir sözü, bir yeri, bir temsili olmak zorunda.

Türkiye’nin güvenliği boş hamasetle sağlanmaz. Pasaportumuzun itibarı öyle kuru laflarla artırılmaz, artırılamaz.

Yalnızlık senfonisi okuyarak güçlü ülke olunmaz.

Akıl yoksa, rasyonalite yoksa, anlamsız maceralara girip ülkemizi durduk yere yalnızlaştırmanın bedelini ödedik ödüyoruz.

Yalnızlığın bedelini bu milletimiz ödüyor şu anda.

Sonra da etrafınızda ülkemizin hakkını savunan, hakkını teslim eden hiç kimseyi bulamazsınız.

O yüzden biz dış politikada Allah’ın verdiği aklı kullanmayan şu andaki çizgiye artık tahammülümüz yok. Sıfır.

Çünkü her bir akılsız hamlenin, 85 milyona vurulan ağır darbe olduğunu biliyoruz.

Onun için iktidar değişikliğinin hemen ardından kolları sıvamak orundayız.

Türkiye’yi bir “akıllı güç” yapacağız.

Türkiye’yi barışın gücü yapacağız.

Yeri gelmişken; savunma sanayimize de güç katacağız.

Ülkemizi; birbirinden değerli mühendisleriyle, insanıyla her alanda zirveye taşıyacağız.

Sahici bir şekilde sözünü dinleten bir ülke olacağız.

Tüm bunlara sadece bir seçim mesafedeyiz arkadaşlar, bir seçim.

İnşallah 15 Mayıs’ta mutlu, huzurlu ve güvenli bir ülkeye hep beraber uyanacağız.

*****

Evet arkadaşlar,

Sözlerimi bitirmeden önce, mikrofonu gazeteci arkadaşlarımıza vermeden önce, dün meydana gelen bir olaya değinmek istiyorum.

Dün TBMM çatısı altında Bahçeli’nin çok değerli bir gazeteci arkadaşımıza, Yıldız Yazıcıoğlu’na yönelik tavrını en sert şekilde kınıyorum.

Basın mensuplarının herhangi bir engellemeyle karşılaşmadan, saygısızlığa uğramadan görevini yapmasını sağlamak bizim en büyük sorumluluğumuz.

Yıldız Hanım’a diyor ki, “İşine bak”. Diyor.

Hemen arkasından da bir kadın gazeteciyi itiş kakış uzaklaştırıyorlar. Bakıyoruz 2 - 3 saniyede duvarın dibinde buluyor kendisini.

İşine bak ne demek yahu? Yıldız Hanım, tam da işini yapıyor gazeteciliğini yapıyor. Ama bunların artık buna tahammülü yok.

Ankara’nın orta yerinde işlenmiş bir cinayeti soramayacak mı?

Hem de iddiaların orta yerinde duran partinin genel başkanına sormayacak da kime soracak bu iddiaları?

Sayın Bahçeli, gazeteci arkadaşlarımıza “işine bak” demek sizin haddiniz değil.

O sizin haddinizi aşar.

Gazetecilerin saygınlıklarına halel getirme çabası, haddiniz değil.

Onlar zaten işini yapıyor. Hem de size rağmen işini yapıyor.

Siz önce kendinize ve partinizdekilere işlerini hatırlatın.

Önce siz kendi işlerinizi yapın. Dün akşam da söyledim. Bugüne kadar bu Bahçeli’nin Türkiye’ye hangi hayırlı hizmeti olmuş diye ben hafızamı zorluyorum zorluyorum zorluyorum bir şey bulamıyorum.

Var mı hatırlayanınız bilmiyorum?

Yok. Krizden başka bir şey yok.

Benim şöyle bir eserim var şöyle bir projem var, Türkiye’ye şöyle bir katkım oldu şöyle bir katkılı oldum şöyle bir faydalı oldum diye bir hafızanızı zorlayın arkadaşlar.

Okmuş mu bugüne kadar? Bir taş üstüne taş koymuş mu bu memleket için?

Yaptığı her gün bağırma, çağırma, öfke, nefret, hakaret başka bir şey bilmiyor.

Genel Başkan Yardımcısı da çıkmış, olmadık laflar ediyor. İthamlarda bulunması yetmemiş, bir de basın meslek ilkelerinden bahsediyor.

Hey yavrum hey. Bunlara düştü basın meslek ilkeleri.

Bizim gazeteci arkadaşlarımız basın meslek ilkelerini gayet bilir. Siz kendinizden haber verin.

Önce bir hukuku hatırlayın, önce gazetecilerin mesleği nedir, onu bir öğrenin.

Bu ne hoyratlıktır yahu.

Kimse soru soramasın. Kimse gık diyemesin. Ülkeyi Ali kıran baş kesen ortamına çevirmeye çalışıyorlar bunlar.

Son olarak söylüyorum: Görevi başında, hem de çok zor şartlarda işini yapan basın emekçilerimize kimse parmak sallamaya kalkmasın.

Buna da yeter diyoruz. Bu nobranlıktan, bu hoyratlıktan, bu hukuksuzluktan hep beraber kurtulacağız arkadaşlar.

Ve inşallah sayılı gün çabuk geçer dediğim gibi.

*****

Şimdi özgürce, hakkınız olduğu üzere, sorularınızı sormak için mikrofonu sizlere devrediyorum.

 

 

 

 

 

 

 

15 Ocak 2023 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın DEVA Türkiye’si Konuşması

DEVA Türkiye’si- 15 Ocak konuşma metni

Biz sizlerle gurur duyuyoruz.

Biz bu DEVA kadrosuyla gurur duyuyoruz.

Bu ne güzel coşku böyle!

Bu ne güzel heyecan!

Hoş geldiniz! Sefalar getirdiniz!

Böylesine güçlü bir kadroyla böylesine güzel bir kadroyla beraber olduğum için Allah’a şükür ediyorum.

Türkiye’nin dört bir köşesinden bizlerle birlikte olan DEVA kadrolarına Ankara’ya, Başkentimize hoş geldiniz diyorum.

Bugün bu etkinlik vesilesiyle bizimle beraber olan STK’ların, siyasi partilerin, meslek örgütlerinin tüm temsilcilerine, basın mensuplarına hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli Arkadaşlarım,

Sizlerle bir hikâye paylaşmak istiyorum.

Hindistan’da meşhur Tac Mahal’in hikayesini bilir misiniz?

Bilmeyenler vardır bir anlatayım.

Babür İmparatoru Şah Cihan, çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal’i kaybetmiş. Çok üzülmüş.

Eşinin mezarının olduğu yere güzel bir türbe yaptırmak istemiş.

En iyi mimarları, ülkedeki en değerli taşları getirtmiş.

Minareler kubbeler yükseldikçe, yapının azameti belirmeye başladıkça, Şah mest olmuş, kendinden geçmiş.

Bu koskoca anıtın uğruna yapıldığı mezar ise haliyle küçülmüş.

Şah, bu anıtı ne için yaptırdığını unutacak kadar kendini kaybetmiş.

Yapı gittikçe büyümüş ama Şah bir türlü tatmin olmuyor.

Mezarın üstüne daha fazla sütun, daha büyük bahçeler yaptırmış.

Ancak, Şah’ın içine sinmeyen, ahengi bozan bir şey varmış bütün bu tabloda.

Bir gün bu kubbelerden birinin üstüne çıkıp aşağı doğru bakmış ve uğruna bu heybetli binayı yapıyı inşaa ettiği eşinin küçücük kalmış mezarını görmüş.

Heyecanla "buldum" demiş. "Ahengi bozan şey bu. ATIN bunu buradan. ” demiş.

Rivayet odur ki, mezarı kaldırtmak istemiş.

İşte bu aslında sadece Şah Cihan’ın değil, Erdoğan’ın hikayesi.

Nasıl diyeceksiniz değil mi? Nasıl…

Hepsini anlatacağım.

Arkadaşlar bizim kültürümüzde vurmak yok. Biz ne yapacağız biliyor musunuz? Seçim günü damlaya damgayı vuracağız.

Yapacağımız bu. O kadar.

Zaten hep beraber damlanın altındaki o DEVA’nın logosunun altındaki boşluğa evet mührümüzü tercih mührümüzü öyle bir vuracağız ki Beştepe’nin duvarları şöyle bir titreyecek.

Onu biliyoruz.

Bu Şah Cihan’ın hikayesini Erdoğan’ın hikayesine biraz sonra bağlayacağım.

*****

Bugün tam 7825 gün oldu. 21 yıl 5 ay 2 gün…

Evet, siyasete adım attığım ilk günden itibaren, dile kolay, 7825 gün oldu.

34 yaşında, ülkesinin yarınlarını dert eden bir genç olarak siyasete girdim.

90’lı yılların hukuksuzluğundan nefes alamıyorduk. Askeri vesayet iliklerimize dek giriyordu ve ekonominin diplerde olduğu günlerdi o günler.

Yıl 2001.

Bu ülkenin bir vatandaşı olarak kendimi mecbur hissettim.

Bu ülkenin bu kadar büyük problemleri varken gelen davete, ısrarlı gelen davete hayır diyemedim.

Tüm bunlara karşı çıkan, hak ve özgürlükleri esas alan bir anlayışla yola çıktık.

Demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir program yazmaya başladık.

İnsan odaklı sosyal politikaları, rekabetçi bakış açısıyla meczeden bir parti programı yazdık.

Ve evet, AK Parti’nin kurucu üyesi olarak ben siyasete ilk adımımı attım.

En genç bakan bendim. Ekonominin tüm yükünü, önceki hükümetlerin yıllarca biriktirdiği o yükü sıtımda hissettim. Yüklendim.

Ardından, Hazine Bakanlığıyla beraber Avrupa Birliği Başmüzakereciliğini de üstlendim.

Yeri geldi günde iki ülkeye gittim. Her gün sabahın 3’üne 4’üne kadar çalıştım.

Gecenin 2’sinde randevu veriyorduk insanlara gündüz 2’de geliyorlardı ‚‘2’de randevu mü olur? ‘Diye. Biz diyorduk ‘gece 2 o ‘.

Böyle çalıştık, böyle çalıştık.

Arkadaşlarımla beraber, iyi bir ekiple beraber ülkemizi darboğazdan çıkarmak için canla başla didindik.

Yanımda her zaman yetkin isimlerle, liyakatli ve deneyimli bir ekiple hareket ettim.

Asla hiçbir dönemde yolda yalnız yürümedim. Hep bir ekibin içinde oldum hep bir takımın içinde oldum.

Her konuda istişare heyetleri kurduk.

Her kararı alırken, beraberce her şeyi detaylarıyla konuştuk. Her mutlaka istişare yaptık.

Dışişleri Bakanlığı yaptım.

Doğru hedefler, doğru isimler ve doğru politikalarla, ülkemizin itibarını ve gücünü artıran bir diplomasi ekibinin de başında oldum.

Hatırlayın o günlerdeki bakanlar kurulunu. Hatırlayın meclis başkanlarını.

Her kimlikten, her yetkinlik alanından insanların eşitlik içinde her şeyi özgürce tartıştığı bir bakanlar kurulu vardı.

TBMM gerçek bir istişare organı gibi çalıyordu. Her şey açıkça konuşuluyordu. Kimseye ‘sus‘denmiyordu.

Kimseye söylediğinden ötürü bir yaptırım gelmiyordu.

Her şeyi özgürce tartıştığımız, istişare edebildiğimiz bir ortamda, ülkemize tarihi başarılarla dolu bir dönem yaşattık.

O dönemi beraberce ülke olarak yaşadık.

Bir dönem bu ülkede güzel şeyler oldu. Unutmuyoruz o günleri.

Evet, ekonomiyi hepiniz biliyorsunuz, hatırlıyorsunuz.

İki büyük krizi, 2002 ve 2009 ekonomik krizlerini çözen ekibin başında oldum.

Ama aynı zamanda, her alanda sayısız reformlar yapan bir takımın parçasıydım.

Bu sayede fert fert, birey birey zenginleştik.

Şöyleydi, böyleydi diyenlere bakmayın siz.

Rakamlar ortada. Doğruya doğru eğriye eğri diyeceğiz.

Hakkı sahibine teslim edeceğiz.

2002’den 2013’e milli gelirimiz yaklaşık 3 kat arttı arkadaşlar.

Bakın 3.600 Dolardan çıktı 9 bin dolarlara.

Bu sabit fiyatlarla dolar enflasyonundan arındırılmış rakamlar.

3.600’den 9.700’e. Neredeyse 3 misli artmış.

Sonra ben ayrıldım. Dürüst ve liyakatli ekipler ayrıldı ya da ayrılmaları istendi. Bizler ayrıldıktan sonra da ne oldu? 5.800 dolar.

Bu 2002 sabit dolarlarıyla. Hesap edilen dolar enflasyonundan arındırılmış rakamlar.

Ne olmuş? Ekonominin başında liyakatli dürüst insanlar varken Türkiye yükselmiş o insanlar gidince Türkiye düşmüş.

Hesap basit hesap ortada.

Dünyayla aramız açıldı. Dünyada 16. Büyük ekonomi olmuştuk arkadaşlar 16. Büyük ekonomi. Düştük şu an 20’nciliğe.

Şu andaki iktidar ne anlatırsa anlatsın ne derse desin seçime doğru giderken hangi pembe tabloyu çizmek isterse istesin hesap ortada.

Yanlış hesap Bağdat'tan dönmüyor artık. Bağdat çok uzak.

Yanlış hesap buradan Ankara'dan hemen Beştepe'ye dönüyor. Beştepe'nin yanlış hesabı hemen kendine iade ediliyor.

Ben böyle başarılı dönemleri anlatınca, birisi de çıkıp ne diyor “Ben imza atmasaydım yapamazdın” diyor.

Ben de diyorum ki, “madem hikmet imzada, at bir imza da şu ülkenin sorunlarını bir çözüver“diyorum. Haydi çöz.

4,5 yıl oldu 4.5. Aklına gelen her konuda tek imzayla işine gelen gelmeyen her şeyi yapabiliyor musun? Yapıyor.

Elini tutan mı var? 4,5 yıldır bu ülkenin ekonomisini batırdın, bu ülkenin adaletini yerle bir ettin şimdi seçime 3 ay kala mı hatırlıyorsun ekonomiyi adaleti? Böyle bir şey mi olur.

Bakın arkadaşlar şunu anlamadı anlamıyor.

Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. ‘Duy’ diyorum ‘anla’ diyorum.

Dürüst ve ehil kadrolar olmazsa olmaz.

Kararları istişare ile almazsan olmaz!

Adaleti terk edersen olmaz!

Onun için olmuyor olmayacakta. Ne yaparlarsa yapsın olmuyor olmayacakta.

Siz önce enflasyon yoluyla hayat pahalılığı yoluyla zamlar yoluyla milletin cebindekini kepçe ile alın bu milleti fakirleştirin ondan sonra kaşıkla verdiğinizi müjde diye açıklayın.

Bu millet kanmaz bunlara bu millet kanmaz, kanmayacak.
Değerli arkadaşlarım, bakın bu ülke büyük bir ülke. Bu ülke güçlü bir ülke. Bu ülke iyi yönetildiğinde hemen ayağa kalkan koşan kanatlanıp uçan bir ülke.
Bazen böyle lise üniversite çağındaki gençler geliyor bana bakıyorum onlar çok ümitsiz.

Diyorum ki ‘arkadaşlar merak etmeyin bu iş olacak. Ama siz henüz kendi hayatınızda o güzel günleri görmediniz. Ama o güzel günler Türkiye'de oldu. ‘

İyi günleri tekrar bir hatırlayalım beraber.

O dönemde emekliler, maaşlarından artırdıklarıyla yurtdışına tatile gidiyordu.

Yeni işe başlayanlar, makul kredilerle rahatça ev alırdı, araba alırdı.

Üniversite öğrencileri KYK burslarından artırdıklarıyla Avrupa turu yaparlardı.

Aylık KYK bursu 147 dolardı 147.

Demin gördünüz ya o grafiğin tepesinde 147 dolar burs vardı KYK bursu. Yeterdi artardı biriktirdikleri ile öğrenciler giderdi Avrupa'da Interrail turu yapardı.

Bunları bu ülke yaşadı gençler. Merak etmeyin çok daha güzelini yaşayacak.

Tatile gitmek, ülkemizi gezmek kolaylaşmıştı.

Kafelerde, restoranlarda dostlarla buluşmak, yemek yemek sıradanlaşmıştı.

Evet, ben Başmüzakereci olarak, Avrupa Birliği istikametinde rekor sürede reformlar yapan ekibin sessiz bir şekilde koordinasyonunu yaptım.

İnsan haklarında atılım yapıyorduk.

Özgürlükleri büyütüyorduk.

Hep beraber ne diyorduk? O günleri hatırlayalım.

“Avrupa Avrupa duy sesimizi. İşte bu Türkiye’nin ayak sesleri” diyorduk. Hatırlayalım o günleri çok eski değil.

Hatırlayalım o günlerde milletin derdi neydi, biliyor musunuz?

‘Bu Babacan ekibi bu güzel kadrolar bu işi iyi götürüyor. Galiba biz Avrupa Birliği'ne gireceğiz ama peki kokoreç yiyebilecek miyiz?’ diye soruyorlardı.

İnsanların derdi buydu. Bakın işi bitirmişiz Avrupa Birliği'ne girmişiz bizim kokoreç mi olacak diye bunu düşünüyordu insanlar.

Türkiye’nin yıldızının parladığı yıllardı o yıllar.

O dönemde Türkiye kavgaların parçası olmadı.

O dönemde Türkiye gidip başka ülkelerin çatışmalarına taraf olmadı.

O dönemde Türkiye devletler arası milletler arası arabuluculuk yapıyordu.

Kavgaları önlüyorduk, küsleri barıştırıyorduk.

Bu arkadaşınız Avrupa Birliği bakanı olarak da dışişleri bakanı olarak da hep o dönemin içindeydi başındaydı o süreçlerin.

Askeri vesayeti de yok ettik, ekonomik darboğazı da kaldırdık ortadan.

Hatasıyla sevabıyla tam 14 sene, sadece, ama sadece halkımız için çalıştım.

Güzel bir ekip olarak güzel birtakım olarak çalıştık. Ülkemiz için çalıştık.

Ve Türkiye’nin o güzel günlerine baktığımda, o başarının bir parçası olmak hayatım boyunca benim için bir onur olacak.

Bazıları dönüyor ne diyor? Tarihi hemen karaya boyuyor. Bazıları da eline alıyor beyaza boyuyor. Öyle değil.

Doğruya doğru eğri eğri.

Hakkı hak edene teslim etmek zorundayız.

*****

Bakın arkadaşlar ne oldu biliyor musunuz? 2001’de beraber yola çıktığımız Recep Tayyip Erdoğan sözünden döndü.

Evet, sözünden döndü.

Şah Cihan gibi, külliyenin tepesine çıktı ve “yıkın bunu” diyerek, kendisini oraya taşıyan “demokrasiye” gözünü dikmeye başladı.

Olan bu.

Evet, artık Erdoğan için demokrasi, o ahenki bozan küçük bir ayrıntı.

Külliye’nin tepesine çıkıp bakınca artık öyle görünüyor.

Aynı Mümtaz Mahal’in mezarı gibi.

Adalet, ortak akıl, istişare, çoğulculuk hepsi; o ahenki bozan küçük ayrıntılar artık onun için.

Yola çıkarken kendisine milyonlarca insan destek vermişti.

Ama o, yola ne için çıktığını unuttu. İnsanların kendisine ne için destek verdiğini unuttu.

Çünkü hep diyorum ya güç yozlaştırıyor. Mutlak güç mutlaka yozlaştırıyor.

Güç zehirlenmesi bir gerçek arkadaşlar. Dünya siyasi tarihinde de dünya devlet yönetme tarihinde de bir gerçek.

Devlet gücünü elinde tutan, devlet gücünü kullanan süreyle ve hukukla sınırlanmadıkça o güç insanları bozuyor.

Bu insanın tabiatında olan bir şey. Onun için çok dikkat etmek zorundayız.

Arkadaşlar, ben bu hikâyeyi, Türkiye’nin geldiği bu noktayı kabul etmiyorum.

Arkadaşlarımla beraber biz, hep beraber biz bu hikâyeyi kabul etmiyoruz.

Şah Cihan kendisine Taç Mahal’i yaptıran büyük hayalinden vazgeçmeyi düşünmüş olabilir.

Ama biz, yola çıkarken ulaşmayı hedeflediğimiz özgürlüklerden, ileri demokrasiden, çoğulculuktan, katılımcılıktan, hukuk devletinden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.

Asla.

Demokrasi atılım derhal bugün. Biz bunun için yola çıktık.

O ne yaptı? O ne yaptı?

Keçiören’deki mütevazı evinden taşındı, devasa bir külliye inşa etti.

Ortak aklı terk etti. Tek başına karar vermeyi marifet saydı.

Eleştiriyi, en ufak bir itirazı, hemen baskıyla susturdu.

Hak ve özgürlükleri ezdi geçti.

Türlü türlü adaletsizliklere, hukuksuzluklara göz yumdu, üstelik bunların çoğunun altına imza attı.

Bunların hepsi oldu.

Ve Arkadaşlar,

Ben artık orada duramazdım, durmadım. Ve istifa ettim.

Sadece ben değil, pek çok sağduyu sahibi arkadaşım da aynısını yaptı.

Burada çok hatta benimle aynı tarihte E-Devlet'ten girip en az binlerce insan var. Tam sayısını bilmiyoruz ama en az binlerce. Burada orada çok çok.

Değerli arkadaşlarım evet, her şey bir yüzükle başladı. Korkarım Külliyede de bitecek.

Aslında değerli arkadaşlarım bakın zamanında AK Parti’yi başarılı yapan ilke ve değerlerden biz hiç ayrılmadık.

AK Parti’nin kuruluş ideallerinden ayrılan, Erdoğan oldu.

Bakın bunu unutmayalım.

Bizim kuruluşta böyle bir şey var mıydı?

İlk genel merkez binasını kiraladık. Mütevazi bir bina değil mi? Hatırlayın Balgat'ta AK Parti’yi söylüyorum.

O günlerde dedi ki ‘arkadaşlar bakın. Bir siyasi parti ne zaman ki kendi genel merkezinin mülk sahibi olur o zaman o siyasi partinin çöküşü başlar‘dedi.

Görüyorsunuz değil mi? Ne oldu ne oldu. Değişti, değişti.

Bakın bugün hâlâ;

Emsali görülmemiş bir güç elde eden iktidar, her şeyden kopmuş hâlde, olan biteni kubbesinden izlemeye devam ediyor.

Bu gidişata uymayan ne varsa her şeyi gözden çıkarmaya hazır her şeyi.

Yıkıp geçiyor, ezip geçiyor.

KHK’larla milyonları canından bezdiriyor.

Kanser hastası çocuğu anne babasıyla görüştürmüyorlar. Bu adalet midir? İnsanlık mıdır?

Böyle bir şey var mı?

Gece yarısı kararlarıyla ülkeyi birbirine katıyor.

Sağlıkçılara hayatı zindan ediyor.

Bu ülkede yaşayanların çoğunu uzun zamandır görülmemiş derinlikte bir yoksulluğa itiyor. Hepsi hepsi.

Değerli arkadaşlar bakın, bu ülkede adaletsizliğe uğramış zulme uğramış kim varsa biz yanındayız. Hiç merak etmeyin hepsi çözülecek hepsi.

*****

Değerli Arkadaşlarım,

Evet, zor bir dönemden geçiyoruz değil mi? Gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz.

Şimdi burada biraz duralım.

Bakın zorlukların farkındayız yoksulluğun, sıkıntıların, hukuksuzluğun, adaletsizliğin hepsinin farkındayız ama burada bir duralım.

Şöyle derin bir nefes alalım ve rahat olalım.

Çünkü artık DEVA Partisi var. Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak hiçbir şey.

Daha önce yaptık çok daha güzelini yapacağız.

9 Mart 2020 tarihinde yola çıkarken söylediğimiz gibi, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

İşte bu yüzden hep beraber yeniden kolları sıvadık.

Ülkemizin yarınları için yeniden yola çıktık.

Üstelik siyasette yeni bir yol açarak ilerliyoruz dikkat edin.

Daha önce denenmiş daha önce ülkeyi bataklığa sokan yollara sapmıyoruz. Çıkmaz sokaklara girmiyoruz. Bizim çıkmaz sokaklarla işimiz yok.

DEVA Partisi olarak yol alıyoruz ama o yolu kendimiz açarak ilerliyoruz. Yepyeni bir ana akım siyasi parti kurmuş durumdayız şu anda.

Bunu tüm Türkiye safha safha daha iyi anlıyor artık.

Tuğla tuğla inşa ediyoruz tuğla tuğla.

Yepyeni bir siyasi kimlik inşa ediyoruz DEVA Partisi çatısı altında.

Bazıları anlamıyor haklı. Anlamıyorlarsa bizim anlatmaktaki eksiğimizdir. Daha çok çalışmamız gerekecek.

Ama değerli arkadaşlar biz 9 Mart 2020’de, özgürlükleri benimseyen, ortak akla inanan, bilime ve adalete güvenen eski-yeni arkadaşlarımızla beraber DEVA Partisini kurduk.
Ve değerli arkadaşlar eski arkadaşlarımızın yanına çok daha fazla çok daha fazla sayıda yeni, pırıl pırıl, siyasete ilk defa bizimle başlayan, dürüst ve ehil kadrolarla beraber yeni bir başlangıç yaptık.
İnanın şu anda DEVA Partisi ile beraber genel merkezde il teşkilatlarımızda ilçe teşkilatlarımızda ilk defa siyasete adım atan binlerce arkadaşımız Türkiye'nin önümüzdeki 10 yılına 20 yılına Türkiye'nin siyaset sahnesine damgasını vuracak arkadaşlarımız olacak.

Ve hep denecek ki tüm Türkiye'de inşallah buna şahit olacağız hep beraber. 5 Sene sonra 10 sene sonra diyecekler ki ‚bu arkadaş var ya bu, bu işte o ilk DEVA‘lılardan. Bu o ilk DEVA‘nın kurucularından. Bu o DEVA‘nın ilk günlerinde tuğla tuğla inşa edenlerden.‘

Ve onlar hep hayırla anılacak hep.

Değerli arkadaşlarım, bakın biz bir kral gitsin yerine hangi kralı getireceğizin derdinde değiliz.

Biz ne diyoruz? Biz uzlaşma diyoruz uzlaşma. Biz ne diyoruz? 85 milyon hep beraber Türkiye'yiz diyoruz. Böyle yöneteceğiz İnşallah ülkeyi.
Değerli arkadaşlarım, bakın bu ülkenin içine düştüğü durumu gördükçe ülkemizin yaşadığı sıkıntıların büyüdüğünü gördükçe her sabah uyandığımda diyorum ki iyi ki DEVA Partisi ‘ni kurmuşuz iyi ki bu yola çıkmışız diyorum.
Memlekette ülkede ne kadar büyük ihtiyaç varmış.
Şöyle bakın arkadaşlar gözlerinizi kapatın DEVA Partisi ‘nin olmadığı bir ülke düşünün bugün bu tabloda. Gözünüzü kapatın ve DEVA Partisi ‘nin olmadığı bir Türkiye'ye düşünün. Allah korusun, Allah korusun. Gerçekten iyi ki varız iyi ki bu yola çıkmışız.

İnşallah hep beraber başaracağız.

Bakın biz, adil olmayı şiar edinmiş, demokrasiye inanan, çıkış yolunu hep “özgürlükle” inşa etmiş bir siyasi hareketiz.

Sağcı, solcu.

Sosyalist, liberal.

Ulusalcı, muhafazakâr.

Evet, bu kavramların her birinin mesajları var arkadaşlar.

Bu mesajların hiçbirini reddetmiyoruz. Her birinden öğrendiğimiz çok şey var.

Ama bu kavramların her birinin sırtında bazı yükler olduğunu da kabul etmek zorundayız.

İşte bunun içindir ki, biz parti olarak kendimizi tek bir sıfata hapsetmiyoruz. Tek bir sıfatla anılan bir parti olmadık. Çünkü biz kendisini çok farklı siyasi geçmişlerle çok farklı siyasi tercihlerle ortaya koymuş ama Türkiye'nin yarınlarında buluşan bir siyasi hareketiz.

Biz Türkiye’de ilk kez her türlü siyasi kimliği ‘demokratlık’ çatısı altında birleştirmeyi başarmış bir siyasi partiyiz.

Bizim birleştirici tutkalımız demokrasi arkadaşlar demokrasi. Bizim birleştirici tutkalımız önce insan diyebilmek önce insan. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Devlet insan için var insan. Önce insan. Tabii ki devleti güçlü tutacağız.

Türkiye’de ilk kez sorunları tek tek tespit edip, her birini çözecek planları hazırlayan bir siyasi partiyiz.

Ve bunun için çok güçlüyüz.

Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes hiç fark etmez,

Müslüman, Gayri-Müslim fark etmez;

Sünni, Alevi fark etmez;

İnanan, inanmayan fark etmez;

Yaşam tarzı, ideolojisi, geçmişi hiç fark etmez.

Biz Ülkemizin yarınlarını özgür ve zengin kılacak, eşit vatandaşlığa inanmış “demokratların TEK adresiyiz” Demokrasi için buradayız ve hep beraberiz.

Herkes insan. Hiçbir insanın bir diğerinden üstünlüğü yok. Hepimiz bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşıyız.

Hiç kimse bir diğerine yukarıdan bakmayacak. Göz hizasında olacağız göz hizasında.

Hepimiz eşitiz. Ve ancak ve ancak bu ülke eşit vatandaşlık ilkesinde buluşmadıkça beka sonra ortaya çıkar.

O ‘beka beka’ deyip duranlar var ya, bir yandan ‘beka beka’ deyip bu ülkeyi kutuplaştıranlar, ‘beka beka’ değip bu ülkenin vatandaşlarını birbirine düşürenler, ‘beka beka’ deyip beriki öteki diye toplumu ayrıştıranlar var ya işte asıl bölenler onlar. Asıl bölücü onlar.

Bu ülkeyi biz birleştiriyoruz biz. Bu salon birleştiriyor. 81 il 973 ilçe birleştiriyor bu ülkeyi.

Ve biz hep beraber Türkiye'yiz.

Siz Türkiye'nin bir kısmını yok sayarak ülkenin vatandaşlarının bir kısmını yok sayarak siyaset yapıp ondan sonra da demokrasiden bahsedemezsiniz.

Gerçek demokrasi burada bu salonda.

Herkes kendisini şöyle bir muhasebeye çeksin.

İşte o yüzden bugün burada;

Artvin’in Hopa ilçesinden de,
Ağrı’nın Patnos ilçesinden de,
Yozgat’ın Yerköy ilçesinden de,
Mardin’in Midyat ilçesinden de,
Edirne’nin Uzunköprü’sünden de,
İzmir’in Güzelyalı’sından da,

Türkiye’nin her bir köşesinden binlerce, BİNLERCE arkadaşımın arasındayım.

Değerli arkadaşlarım sağ olun var olun. Yolumuz uzun, hep var olun!

*****

Değerli arkadaşlarım

Son dönemde her yerde aynı kelimeyi duyuyorum.

Konya Meram’da, Yeni Yol’daki kafeler caddesinde oturmuş, iki çay bir kekin hesabını yapan genç kardeşimden aynı kelimeyi duyuyorum.

Diyarbakır’da Fakiye Teyran Caddesinde gün sonu raporuna bakan esnaf arkadaşımdan aynı kelimeyi duyuyorum.

Bağcılar’da sabahın karanlığında okula giden liseli öğrenciden…

Apartmanın posta kutusunda istiflenmiş faturalarda kendi adını arayan babadan…

Aynı kelime, hep aynı kelimeyi duyuyorum.

Mutlu bir hayatı olsun diye yavrusunu uzak şehirlere okumak için göndermiş anneden…

Gece geç vakitte işten çıkıp evine yalnız yürüyen kadınlardan…

Yazdığı haberdeki kelimeleri dikkatle seçen gazeteci dostlarımdan…

Dernek, vakıf gibi sivil toplum kuruluşlarının üyelerinden…

İnanın hep aynı kelime. Herkesin dilinde aynı kelime.

İnancından dolayı faize bulaşmamak için birikimini altına, dövize yatırmış hacı amcamdan…

Nakliye kamyonunu bekleyen çiftçiden…

Pazarda filesini dolduramayan emekliden…

Muhalefete de iktidara da oy vermiş herkesten…

Evet, aynı kelimeyi duyuyorum.

O kelime ne biliyor musunuz arkadaşlar?

Endişe! Evet, Endişe!

Herkesten bunu duyuyorum endişe.

İnsanlar kendi hayatından, sevdiklerinin hayatından endişe duyuyor.

İnsanlar ülkesinden, siyasetten endişe duyuyor.

Evet herkes endişeli.

Endişeli öğrenciler.

Endişeli kadınlar.

Endişeli Kürtler, endişeli Aleviler.

Endişeli gençler, anneler, babalar.

Endişeli muhafazakârlar, endişeli sekülerler.

Endişeli gençler endişeli çocuklar.

Her birini çok iyi anlıyorum, o duyguyu tam şuramda hissediyorum.

Fakat buradan, Ankara’nın ortasından sesimin ulaşabileceği herkese seslenmek istiyorum!

Büyüklerim, Arkadaşlarım, Kardeşlerim;

Endişeye mahal yok!

Endişeye mahal yok!

Bu iktidarın hoyrat politikalarından,

Bu iktidarın yaptığı haksızlıklardan,

Bu iktidarın yaşam tarzlarına yaptığı baskıdan,

Bu iktidarın, fakirliği mecburi istikamet haline getiren icraatlarından,

Bu iktidarın eğitimi hallaç pamuğuna çevirip çocukların yarınlarını mahvetmesinden;

Endişe etmeyin artık.

Biz buradayız. Rahat Olun. Biz buradayız. DEVA kadroları burada.

Hepsi geçecek. İnanın hepsi geçecek. Hem de çok çabuk geçecek.

Hani o seçim günü yapıldığı gece var ya hani sonuçlar açıklanıyor. Saat 12,1 gibi aşağı yukarı belli oluyor. İşte o gece herkes şöyle rahatça yastığa başını koyacak.

Sabah uyanacak bir yudum suyunu içtiğinde diyecek ki ‚ ‘bu galiba bir kabustu bu galiba kötü bir rüyaydı. ‘İnanın bütün bu yaşadıklarımız sadece kötü rüya ve kâbus olarak geride kalacak.

Hep beraber o günleri yaşayacağız.

Hak, adalet, özgürlük diye çıktığımız bu yolda; Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir vatandaşının eşit ve onurlu vatandaş olmasına sağlayana dek; biz buradayız.

“Giderlerse çocuğum işten kovulur” diyen Esenyurt’taki Ahmet amcam! Hiç merak etme; tek bir kişi senin de ailenin de helal lokmasına göz dikemez.

“Giderlerse aldığımız sosyal yardım kesilir” diye çekinen Haymanalı Fadime teyzem! Hiç korkma. Aldığın yardım kesilmeyecek! Tam tersine, zamlar karşısında eriyen yardımları, insanca yaşayacak seviyelere yükselteceğiz.

Onun için endişeye mahal yok diyorum.

“Üniversiteden sonra iş bulamayacağım” diyen Sivas’taki Derya kardeşim! Biz buradayız, biz! İşsizliğin önüne geçeceğiz. İstihdamı hızla artıracağız bu ülkede.

Her gencimiz sevdiği istediği onurlu bir iş imkanına kavuşacak. Gençler için programlar uygulayacağız. Anlatmıştım daha önce. 3 ay, 6 ay, 1 yıl. Hepsini gerçekleştireceğiz.

Kürtçe öğretmenliği okuyan, ama senede sadece bir adet öğretmen ataması yapıldığı için göreve başlayamayan Azad kardeşim! Hepsi bu salonda. Biraz sabır. Anadili bir hak. Atamaların önündeki fiili engelleri kaldıracağız. Bu kadar basit inanın.

İnancı kültürel bir aktivite olarak görülen kültür olarak görülen Hüseyin kardeşim! Az kaldı. Cemevleri ibadethanedir ve bu statüye kavuşacaktır, hiç merak etme.

Tekrar ediyorum arkadaşlar:

Endişeye mahal yok.

Endişeye mahal yok.

Çünkü biz varız. DEVA burada. Ve hepsini çözeceğiz inşallah hepsini.

*****

Bu arada yeri gelmişken;

Bugün dillere pelesenk olmuş bir ifade var:

Çok tanıdık bir ifade. Neymiş?

“Gençler iş beğenmiyor.”

Siz hangi düzgün iş ortamını sağladınız da gençlere böyle söylüyorsunuz?

Ben bu cümleyi reddediyorum arkadaşlar böyle bir şey yok.

Çocukluğundan itibaren büyük hayallere inandırılmış, sınavlardan sınavlara koşturmuş, elektrikler kesilse de ders başından kalkmamış gençler, bugün eğer işsizse; bizlere sadece utanmak düşer! O kadar.

Bu ne biçim hadsizlik. ‘Gençler iş beğenmiyor. ‘

Kimi zaman hem para kazanıp hem okuluna gitsin; kimi zaman annesine-babasına-kardeşine baksın; gidip bin bir zorlukla üniversite okusun ve sonra iş bulamasın.

Vallahi kimse kusura bakmasın.

Genç arkadaşlarım, “beğenmediğiniz” her konuda haklısınız. Gençler beğenmemekte haklı. O kadar.

Bugünkü hayatınız, çocukluk hayallerinize benzemiyorsa; beğenmeyeceksiniz tabi. Beğenmek zorunda değilsiniz.

Bugün yaşadıklarınız, çocukluğunuzdan daha zorsa, beğenmeyeceksiniz.

Bugün, bu ülkede yarınınızı göremiyorsanız; beğenmeyeceksiniz.

Biz de beğenmiyoruz. O yüzden hep beraber yeni bir hikâye yazmak için yola çıktık.

Beğenmediğimiz için DEVA Partisi’ni kurduk. Onun için yürüyoruz bu yolda.

DEVA Partisi sizin eviniz, sizin yurdunuz.

Hangi mahalle, hangi köken, hangi eğitim seviyesi; hiç fark etmez.

Gelin, beraberce hayallerinize yakışan bir ülke inşa edelim.

Gelin, beraberce insan onuruna yaraşan yakışır bir hayatı hep beraber kuralım.

Gençler için ve gençlerle beraber yapacağız bunu.

Şimdi ben böyle gençlerle çok iç içeyiz gençlere çok vurgu yaptıkça bazen de yaşı ileri arkadaşlarımız diyorlar ‚‘aklınızda bizde var mıyız acaba?‘

Ve ilk defa bakın biz bir siyasi parti olarak temel haklar eylem planımıza yaşlı hakları diye bir kavram koyduk. Yaşlı hakları.

Bu ülkeye gönül veren gecesini gündüzüne katan alnının teriyle bileğinin gücüyle çalışan ama belli bir yaştan sonra da ister istemez fiziksel şartlar itibariyle de daha pasif bir hayat yaşayan yaşlılarımızın da hakkı var.

Biz onların da hakkını teslim edeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlarım bakın,

Şimdi ben, bugünkü iktidar partisine geçmişte destek vermiş milyonlara seslenmek istiyorum.

O sağduyulu, milletini seven, cefakâr, güzel insanlara seslenmek istiyorum.

2002’de olur 2007’de olur daha yakın bir zamanda olur. Şu andaki iktidar partisine destek vermiş vatandaşlarımıza sesleniyorum.

Şu anda ülkenin içinde bulunduğu tabloyu içinize sindiremediğinizi gayet iyi biliyorum.

Siz 2002’de büyük bir gönül bağı ile oy verirken bugünler için oy vermemiştiniz, biliyorum.

2002’de büyük umutlarla iktidara taşıdıklarınızın adaletsizlik yapmasını istememiştiniz, biliyorum.

Yoksulluk için, yasaklar için, yolsuzluk için oy vermemiştiniz. Çok iyi biliyorum.

Mutlak gücü eline geçirip, karşıt gördüğü herkesle kavga etsin diye bugünkü iktidara oy vermemiştiniz.

Belediye başkanlığı döneminde, kendisine muhalif gazetecilerin dahi ismini bilen, “Sevgili Musa” diyen, espri yapan kişinin, gün gelip de muhalif gazetecileri cezaevine atabileceğine ihtimal vermemiştiniz. Biliyorum.

Siz adalet istediniz, hukuk istediniz, demokrasi istediniz.

Bugün de olan bitene razı olmadığınızı, yanlışlara gözlerinizi yummayacağınızı çok iyi biliyorum.

Buradan çok net şekilde altını çizerek söylemek istiyorum:

Vaktiyle Erdoğan’a destek olmuş, oy vermiş dostlarım: Sizlere parmak sallayanlara aldırmayın.

Siz, 28 Şubatçı Perinçek’in ve Bahçeli’nin tahribatına ortak değilsiniz.

Siz, mafyalarla kol kola yürüyenlerin suçlarına ortak değilsiniz.

Siz, ekonomiyi tarumar eden, topladıkları vergileri çıkar gruplarına peşkeş çekenlerden sorumlu değilsiniz.

Ve en önemlisi, “mecbur” değilsiniz!

Evet, “mecbur” değilsiniz.

Bu adaletsiz siyasete, bireysel hakları yok sayan düzene, kişisel çıkarlara odaklanmış iktidara mecbur değilsiniz!

Çıkış yolunuz hazır.

Onurlu mücadelenin adresi hazır.

Biz buradayız.

İşte DEVA burada! Ülke için çıkış yolu.

*****

İşte arkadaşlar; bakın,

Bugün, binlerce maddeden oluşan 22 eylem planımızla karşınızdayız.

Artık tek elle kaldırmak güçleşti.

Türkiye’nin DEVA’sı.

Her biri tek tek hesaplanmış, gerçekçi ve derhal yapılması gerekenlerin hazırlığı ile buradayız. Biz çözümlerle buradayız.

Tam 22 Eylem planını tamamladık ve böyle cilt haline getirdik.

Tek elle zor kalkıyor.

Ülkemizi içine düştüğü bu adaletsizlikten, bu ekonomik krizden, bu bataklıktan çıkaracak icraat listesi ile karşınızdayız.

Söz uçar ama yazı kalır.

Biliyorum, boş söze karnınız tok.

Biliyorum, sadece seçim dönemi kapınızı çalanlara güveninizde yok.

Biliyorum, açık arttırmayla seçim vaadi verenlere itimadınız yok.

Burada öyle açık artırma falan yok. Hepsi gerçekçi hepsinin bütçesi hesap edilmiş.

İktidar olmanın sorumluluğunu şimdiden sırtımızda omuzumuzda hissederek biz bu çalışmayı yaptık. Ve çok geniş kadrolarla bu çalışmayı yaptık.

‘Söyleyip geçelim. Günü gelince bakarız ‘demedik.

Fakat bugün burada tarihimizde bir ilk yaşanıyor.

Evet, ilk kez bir siyasi parti, daha seçim tarihi dahi açıklanmamışken, en ufak detayına kadar çalışılmış bir hükümet programını açıklıyor.

Böyle bir şeyin örneği yok. Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yapılmamış arkadaşlar. Bugün burada bu çatı altında bir ilki gerçekleştiriyoruz biz.

Hükümet programının detaylarını uygulama takvimini biz açıklıyoruz ortaya koyuyoruz bakın. Böyle bir şey yok.

İlk kez bir siyasi parti, tarımdan teknolojiye, ekonomiden insan haklarına, ne yapacağına dair günü gününe yapılmış bir çalışmayı seçmenlere sunuyor.

İlk kez bir parti muhalefetteyken “İktidara gelirseniz ne yapacaksınız?” sorusuna böyle kalın bir kitapla cevap veriyor.

Fasikül fasikül ansiklopedi oldu. 22 fasiküllü ansiklopedi.

En kalını da eğitim ve hukuk. Hep diyorduk ya bu ülkede eğitim ve hukuk iyi gitmiyor orta gelir tuzağına düşecek diye. Biraz önce grafikte gördünüz. En kalını eğitim ve hukuk bu kitapta.

Ekonomi de ağırlığı var. Her alan var.

Ama değerli arkadaşlar bakın çiftçi bir numara zaten tarım 1 numara. 1 nolu fasikül. Hepsi var hepsi.

Burada bizde kaçamak cevap yok.

Burada gri alan yok. Siyah ve beyaz kadar net cevaplar var.

Açıkça, mertçe ne yapmak istediğimizi ortaya koyuyoruz.

Kaçamak cevap vermiyoruz hepsi yazılı.

‘Bu alan tehlikeli bu konuda bir şey söylersek eleştiri gelir. Seçim geliyor aman başımıza iş açmayalım. Aman risk almayalım. ‘Asla böyle bir yola girmedik. Her şeyi açıkça mertçe söyledik yazdık buraya.

Biz Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan bu milletin önüne çıkıyoruz.
Kim ne derse desin. İşte şu saldırıyormuş bu saldırıyormuş. İnanın umurumuzda değil. Biz yaptığımızdan eminiz.
Biz iyi bir istişare yaptık mı? Biz dünyayı biliyor muyuz? Ülkemizi biliyor muyuz? Dürüst ve ehil bir kadroyla ile çalıştık mı bu iş için? Bu iş içinde bütün Türkiye'nin her türlü siyasi görüşüne sahip insanların görüşleri buraya girdi mi? Girdi.
Biz ödevimizi iyi yaptık. Dolayısıyla hiç kimseden korkmayız. Bu ideallerimizden de asla vazgeçmeyeceğiz. Hiç kimse vazgeçiremez.

Burada tabii çok teknik detay var. Bu teknik detaylarda bakarsınız eksiğimiz vardır tamamlarız. Yanlışımız vardır düzeltiriz. Ama DEVA Partisi ‘ni DEVA Partisi yapan temel ilkeler ve değerler var arkadaşlar.

Biz bunları bugün açıklamadık ki. Bunlar bizim parti programımızda vardı zaten. Parti programımıza ne yazdıysak aynı noktadayız.

Bu parti programımızın genişletilmiş detaylandırılmış uygulama planıdır.

Bugün DEVA Partisi Türkiye'ye bu yazılı taahhütte bulunuyor.

Biz hazırız diyoruz ve bu ülkeyi yönetmeye ‘biz hazırız’ diyoruz ‘biz hazırız.’

Gençler de hazır her yaştan DEVA’lı hazır.

Bugün burada, bu salonu dolduran DEVA kadroları Türkiye’yi yönetmeye hazır.

Ne yapacağımızı teker teker burada anlatmaya kalksam arkadaşlar, 22 eylem planının sadece ismini saysam bile vakit epey geçer.

İsterseniz okuyalım binlerce madde ama sabaha kadar burada kalırsak yaparız.

Herkes alır okur daha sonra.

Kısaca ifade etmek gerekirse, bu 22 Eylem Planı 3 taşıyıcı sütun üzerine duruyor.

1) Güçlü, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Ekonomi.

2) Özgür, Güçlü ve Mutlu bir Toplum.

3) Kaliteli Kamu Yönetimi, Saygın Ülke.

Yani bu kitabın bu ansiklopedinin özetin özeti bu.

Çok net iddia ediyorum! Cumhuriyet tarihinde böylesine hazır bir siyasi program olmadı.

Bu çalışmalarda kimlerin emeği var biliyor musunuz?

Ülkemizdeki çok kıymetli akademisyenlerin, hukukçuların, ekonomistlerin, araştırmacıların, çevrecilerin, eğitimcilerin, sağlıkçıların, şehir planlamacıların, çiftçilerin, girişimcilerin, esnafın, binlerce kişinin emeği var burada.

Politika birimlerimize destek veren, canla başla başla çalışan isimlerin bir kısmı şu anda bu salonda.

Yani bu kitaba emek veren binlerce insan var ama emek veren bir kısmı bu salonda. Ben şimdi onlar için sizlerden bir alkış istiyorum.

Bakın, sadece parti üyelerimizden söz etmiyorum.

Dünyanın dört bir yanında, hayalinde özgür ve zengin Türkiye olan, partilimiz olmayan vatandaşlarımızın da bu çalışmalarda emeği var. Çünkü biliyorlar ki bunlar Türkiye çalışması.

Kimi davet ettiysek bugüne kadar, çok şükür geldi.

Bazıları diyor ki ‚ ‘ben yardım edeyim destek vereyim ama adımı çok geçirmeyin ‘diyor.

Niye?

Endişe var ya endişe ondan. Ama hepsinin katkısı bunun içerisinde.

Değerli arkadaşlarım,

Yolumuz açık, yolumuz uzun.

Bu yolda desteğini bizden esirgemeyen; aklıyla, fikriyle, emeğiyle yanımıza koşan herkese sonsuz teşekkür ediyorum.

Özgür ve zengin Türkiye hayalinin çok yakın olduğuna inanmış bir vatandaş olarak kendilerine teşekkür ediyorum.

DEVA Partisi Genel Başkanı olarak teşekkür ediyorum. Bu büyük emek için.

Sağ olun, var olun diyorum.

Evet; çok hızlı atılım yapacağız arkadaşlar.

Dünyaya bir kez daha, tıpkı o iyi günlerdeki gibi, Türkiye Model’ini göstermeye hazırız. Türkiye Model’ini.

22 eylem planımızı aynı anda uygulamaya koyduğumuz gün, Türkiye’nin 6 ayda geçirdiği dönüşüme inanamayacaksınız.

Han bir bardak bir yudum su içip rahatlayacağız ya hemen nefesimiz açılacak ya ondan sonraki 6 ay içerisinde bu ülkedeki kriz iklimi ortadan kalkacak.

O nefes borusu zaten ilk 90 dakikadır. Özgürlüklerle açacağız. Derin bir özgürlükle açacağız.

2. senemiz bitmeden enflasyonu tekrar düşük tek hanelere inşallah indireceğiz.

Çünkü bunu yapacak akıl gücü de kas gücü de bizde.

Bütün bu politika alanlarının birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu iç içe olduğunu bilen biziz.

Adalet olmadan, hukuk olmadan, demokrasi olmadan, özgürlükler olmadan, ekonomi olmaz. Önce o zemini sağlam atacaksın ki üzerine sağlam bir ekonomi inşa edeceksiniz. İşte burada onlar var.

Bunu yapacak güç bu salonda var.

Tac Mahal’in tepesinden bakan Babür İmparatoru Şah Cihan gibi; külliyenin tepesinden bakanlara cevabımız hazır: Hazır. Onlara ne diyoruz?

Hep beraber!

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

Külliyeden izleyenler bu sesi duysun.

Duyuyorlar dinliyorlar hiç merak etmeyin.

Dinlememiş gibi yapıyorlar.

Bakıyoruz bir radyo yayınında bir yerde küçücük kullandığımız ifadeyi yakaladıkları anda hop alıyorlar patlatıyorlar. Demek ki bunlar gayet iyi dinliyorlar söylediğimizi gayet iyi dinliyor yani.

*****

Değerli arkadaşlarım,

Bir kere daha tekrar ediyorum!

Biz Türkiye’de nöbetleşe zorbalığı sona erdireceğiz!

Gücü ele geçirenin diğerini ezdiği, nöbetleşe zorbalığı bitireceğiz.

Şimdi soruyorum sizlere! Bu ülke güçlü bir ülke. Size soruyorum?

Çok daha zor şartlarda, 1923’te Cumhuriyet’i kurduk mu? (…)

1950’de demokrasiye doğru en önemli adımı attık mı? (…)

Aşılamaz denilen her krizi aştık mı? (…)

“Koltuğu bırakmaz” denilen her lidere veda ettik mi? (…)

“Bu ülkeden bir cacık olmaz” diyen herkesi yanılttık mı? (…)

Her seferinde, ülkemizi hep beraber uçurumun kenarından çekip aldık mı? (…)

27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta, 15 Temmuz’da; demokrasiye silahla, topla, tüfekle kastedenleri; bu milletin iradesini yok sayanları, tarihin tozlu sayfalarına gömdük mü? (…)

Bir kere daha yaparız!

Yine yaparız! Çok daha güzelini yaparız.

Önce kendimize güveneceğiz kendimize. Önce milletimize güveneceğiz.

İnanın bana, bu kadrolarla, bu tecrübeyle, çok daha güzelini çok daha iyisini yapacağız. Hep beraber gerçekleştireceğiz inşallah.

Değerli arkadaşlarım,

Solcusundan, sağcısına;
Ulusalcısından, liberaline;
Sosyalistinden, muhafazakarına;
Türkünden, Kürdüne;
Sünni’sinden, Alevi’sine;
İnananından, inanmayanına;

“Bunlar bir araya gelmez” dedikleri kim varsa;

Biz, hep beraber, hukuk için, adalet için, özgürlük için buradayız!

Biz buradayız biz! İşte binlerce insan bir aradayız!

Tek bir kişiden bile vazgeçmeyeceğiz.

Tek bir kişiyi dahi gerimizde bırakmayacağız.

Siyasi partilerle de konuşacağız.

Şu andaki iktidarın ülkeyi geren, kutuplaştıran, beriki-öteki diye ayıran, ayrıştıran uygulamalarına inat;

Biz her zaman istişare diyeceğiz, uzlaşma diyeceğiz.

Ülkemizin çıkış yolunun ancak ve ancak “siyasi uzlaşma” ve “toplumsal uzlaşma” olduğunu gayet iyi biliyoruz.

Onun için birileri 6’lı masayı anlamıyor, anlayamıyor. Kafaları öyle çalışmıyor.

Beraber oturup bu ülkenin meselelerini hiç kimseyle istişare etmeyenler tek imza ile ülkeyi yönetenler bunu anlayamaz.

Çünkü biz uzlaşma diyoruz, istişare diyoruz, mutabakat diyoruz. Bu ilkelerle yola çıktık bu ilkelerle devam ediyoruz.

85 milyon, hep beraberiz!

Türkiye’nin Yeni Yüzyılına hep beraber damgamızı vuracağız.

Özgürlük damgamızı, demokrasi damgamızı, adalet damgamızı, zenginlik damgamızı vuracağız!

Bunu hep beraber başaracağız.

Ve ne diyoruz arkadaşlar?

Oylar DEVA olsun, Kazanan Türkiye olsun! Diyoruz.

Ne diyoruz?

Damga DAMLA’YA, Oylar DEVA’ya diyoruz!

Sağ olun, var olun diyorum.

*****

Değerli arkadaşlarım,

Bütün bunlar bir ekip çalışması, bir kadro çalışması.

Şimdi bu çalışmalarda başta Türkiye’nin DEVA’sının hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarımı bütün genel başkan yardımcılarını sahneye davet ediyorum. Buyurun arkadaşlarım.

*****

9 Ocak 2023 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Eğitim Eylem Planı Konuşması

Eğitim Eylem Planı

Evet arkadaşlar,

Bugün Eğitim Eylem Planımızla karşınızdayız.

22 nolu ve son eylem planımız.

Bugüne nasıl geldiğimizi gösterebilmek için, eski günlerden bir başlangıç yapmak istedim.

Çünkü hatırlatmak istedim.

Bundan 11 yıl önce, bakın yılları gördünüz değil mi? 2012, 2013, 2014. Biz “2023 hedefleri”nden bahsediyorduk. Geldik şimdi 2023 yılına.

2023 yılı için Kişi başına 25 bin dolarlık bir milli gelirden bahsediyorduk. 500 Milyar Dolarlık ihracattan bahsediyorduk.

Şimdi ihracat 250 milyar doları geçti diye hükümet büyük bir sevinç içerisinde değil mi? Büyük bir müjdeyle açıkladılar. ‘250 milyar doları geçti’ diye.

Bu videoları izlediniz ya o günlerde o tarihlerde Türkiye 500 milyar dolarlık ihracatı hedeflemişti. 25 bin dolarlık kişi başına düşen milli geliri hedeflemişti.

2023 yılındayız. Ne oldu o hedeflere?

Soruyorum buradan özellikle Sayın Erdoğan’a soruyorum.

O beraber çalıştığımız yıllarda dürüst ehil kadroların iş başında görevde olduğu yıllarda biz 2023 hedeflerini beraberce koymuştuk.

Kendisine soruyorum ne oldu o hedeflere? Niye ulaşamadınız?
Dürüst ve ehil kadrolar dağıldıktan sonra yanlış isimlerin yanlış insanların sistemde sayısı çoğaldıktan sonra o hedeflere niye ulaşamadınız diye soruyorum?

Üzülerek söylüyorum, hepsi lafta kaldı. İşte az evvel izlediğimiz videodaki nedenlerden ötürü lafta kaldı.

Çünkü hukuk ve eğitim alanında gerekenler yapılmadı.

Bu alanlarda ilerleme sağlanamadığı gibi, ülke geriye geriye gitti bu alanlarda.

Geldiğimiz nokta da hepimizin malumu.

*****

Değerli basın mensupları,

Değerli katılımcılar,

Bugün Eğitim Eylem Planımızla karşınızdayız. 22 nolu eylem planımız.

Dikkat ederseniz eylem planlarımız arasında en geniş hacimli olanlar; geçen hafta açıkladığımız Temel Haklar Eylem Planı ve bugün açıklayacağımız Eğitim Eylem Planı.

İkisi de ayrı ayrı eser niteliği taşıyor.

Son olarak bu ikisini açıkladık çünkü en çok vakti bu iki konu aldı. En çok sorunun olduğu ve aynı zamanda çözmek için de en kapsamlı yaklaşımın gerektiği iki alan.

Temel haklar ve eğitim.

İşte az evvel izlediğimiz video bunun nedenini izah ediyor.

İşte bu 11 sene evvel söylediklerim var ya; işte bu video bizim Temel Haklar Eylem Planımız ile Eğitim Eylem Planımızın neden böylesine güçlü ve kapsamlı olması gerektiğini bize söylüyor.

O gün de söyledim. Bugün de söylüyorum: Türkiye’yi kanatlandıracak asıl formül hukuk ve eğitimdir.

Türkiye’yi uçuracak formül özgürlük ve eşitliktir.

Her alanda, ama her alanda önce özgürlük ve eşitlik zeminini sağlamlaştırmak zorundayız. Ve ardından da eğitimi bu zeminde yükseltmek zorundayız.

Biliyorsunuz; hukuk alanında daha önce Adil Yargı Eylem Planımızı, KHK Mağduriyetleri Eylem Planımızı ve Temel Haklar Eylem Planımızı açıklamıştık.

Ayrıca biliyorsunuz yine Mustafa Bey’in koordinasyonunu yaptığı Yüksek Öğretim Eylem Planımızı da açıklamıştık. 7 nolu eylem planı.

Bugünkü Eğitim Eylem Planımızda ise; 3-18 yaş arasını ele alıyoruz. Merkezinde insanın, zemininde ise özgürlük ve eşitliğin yer aldığı bir model bugün sizlerle paylaşıyoruz.

İnanın; Türkiye, 21. yüzyılın dünyasında hak ettiği yeri en hızlı bir şekilde alacak.

Kendisinden emin, mutlu, huzurlu, sağlıklı, yetişmiş ve donanımlı insan gücüyle Türkiye dünyaya damgasını vuracak.

İşte biz bunun yol haritasını yazdık.

Eylem planımızın ayrıntılarını birazdan Eğitim Politikaları Başkanımız Mustafa Ergen sizlerle paylaşacak.

Ben kısaca birkaç hususa değindikten sonra, sözü kendisine bırakacağım.

*****

Arkadaşlar,

Bakın tam 11 yıl önce söylemişim. Demişim ki ‚tabuları klişeleri yıkmadıktan sonra biz eğitimde başarılı olamayız ‘demişim. Demişim ki ‚dar bir ideolojik bakışla bakarsak burada başarılı olamayız ‘demişim.

Aynı noktayız. Geçen hafta açıkladığımız temel haklar eylem planı da öyle.

Klişelerle tabularla Türkiye Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında mesafe kaydedemez.

Türkiye ayağındaki prangaları söküp atmak zorundadır.

İşte arkadaşlar biz eğitime de böylesine taptaze bir perspektifle olması gereken neyse korkmadan çekinmeden bu eğitimi eylem planımızla yer vererek başlıyoruz.

Öncelikle biz, eğitimi “tek tip bireyler” yetiştirme aracı olarak görmüyoruz.

Çocuklara, gençlere, “tornadan çıkacak, dikteyle yetişecek” bireyler olarak da bakmıyoruz.

Birinin “Ben şöyle nesil yetiştireceğim”, ötekinin “Ben de böyle nesil yetiştireceğim” bakışı eğitimi dar kalıplara sokmak demektir.

Biz çocuklarımızı ve gençlerimizi sığdırmaya çalıştıkları tüm o dar kalıpları reddediyoruz.

Hepsini ama hepsini reddediyoruz.

Eğitimde, ezber bozmaya hazırlanıyoruz.

Çünkü Türkiye nasıl yükselecek biliyor musunuz? Öğrenen, bilgiye erişebilen, aynı zamanda sorgulayan gençlerle yükselecek.

Bugün bilgiye erişmekten kolay bir şey yok değil mi? İlkokula giden çocukların çoğunluğunun bile artık akıllı telefon yok mu? Var.

Buradan girdiği zaman bütün bilgiye erişebiliyorlar mı? Erişebiliyorlar.

Ama bunun hangisi doğru hangisi yanlış. Bütün burada bir etik süzgeç acaba çocuklarımızda oluşturabiliyor muyuz?

Doğruyla yanlışı, sağlam bilgiyle çürük bilgiyi, gerçek bilgi ile safsatayı ayırt edebilecek bir beceri ile çocuklarımızı yetiştirebiliyor muyuz?

Bundan sonraki eğitimin odaklanması gereken hususlardan bazı önemli noktalar bunlar.

Eskiden gençler çocuklar bir öğretmenlerini dinlerlerdi anne babalarını dinlerlerdi ve bilgi nesil olarak yukarıdan aşağı akardı. Şimdi tam tersine çocuklar gençler gidiyorlar buradan bazı şeyleri öğreniyorlar anne babalarına anlatıyorlar.

Öğretmene diyorlar ki ‚öğretmenim o öyle değil. Ben girdim baktım öyle değil anlattığınız gibi değil ‘diyebiliyorlar.

Demek ki bundan sonra eğitime çok çok farklı bakmak zorundayız.

Nasıl matbaanın icadı dünya tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olduysa internetin ve akıllı cihazların icadı da dünyada bir o kadar önemli dönüm noktası.

Bambaşka bir çağ başladı. Ve bu çağı biz yaşayarak içinden geçtiğimiz için bazen farkında da değiliz ama ama bambaşka bir çağ başladı.

İşte eğitim de bu yeni içinde bulunduğumuz çağın gereklerini ve gerçeklerini görerek ele almamız gerekiyor.

Bu nedenle, “eleştirel düşünce”nin önünü ardına kadar açmamız gerekiyor.

Çocuklarımızın hep sorgulaması gerekiyor. Şüphe duymaları gerekiyor. Dediğim gibi doğru bilgiyi yanlış bilgiden, etik olanı olmayandan ayırmayı öğrenmeleri gerekiyor.

Hep dediğim gibi biz “Su küçüğün, söz büyüğün” diyen partilerden değiliz.

“Su da küçüğün, söz de küçüğün” diyoruz ve gençlerin konuşmalarını susmamalarını istiyoruz.

Ülkemizi ezberleyen, ezberlediğini tekrar eden değil; sorgulayan, merak eden, kurcalayan gençlerle birlikte yönetmek istiyoruz.

Evet, tam da şu andaki iktidarın aksine onlar ne yapıyorlar? ‘Tornadan çıkmış bir nesil istiyorum’ diyorlar değil mi? Tek tip gençlik istiyorlar.

Asla başaramayacaklar. Olmuyor.

Kendi o kadar üzerinde durdukları okullara ve okul çeşitlerine bir bakın ne kadar da uğraşsalar olmuyor. Beceremiyorlar.

Çünkü içinde bulunduğumuz çağın farkında değiller.

Onlar bir önceki yüzyılın zihin kodlarıyla hareket ediyorlar.

Zaten Sayın Erdoğan bugünkü Türkiye’nin gerçeklerini görse Türkiye yüzyılı açıklamasını yaparken bir yanına 94 krizini çıkaran Çiller’i, öbür tarafa zaten her krizin ortağı olan Bahçeli’yi, bir başka tarafına 28 Şubat’ın mimarı Perinçek’i alır da yeni Türkiye yüzyılını açıklar mıydı?

Anlamıyor, bilmiyor.

İşte eğitim meselesine de bu zihniyetle bakıyorlar. Onun için çok endişeliyiz.

Bakın bu videoları gördüğümüz yıllarda ben başbakan yardımcısıydım. Ve işin içinde olarak endişeliyim.

O ifadeler bir endişenin feryadı aslında.

Ama hükümet içerisinde olmanın da sorumluluğu bilinci ve o üslupla da bunları anlatmak zorundayım. Yoksa demezler mi ‘ya hukuk eğitim diyorsunuz da başbakan yardımcısı olarak siz bunu açıklıyorsunuz demek ki sorun varmış burada. ‘E vardı tabii.

Ama benim sorumluluk alanım o günlerde ekonomiyken başka alanlarda asıl çok çok etkili bir şekilde nüfus ederek ülkeye yön verme çabasında olan da Sayın Erdoğan'dı.

Bir bakım ona sesleniyordum. ‘Ya hukuk kötüye gidiyor eğitim kötü gidiyor. Biz burada ekonomiyi toparlamaya çalışıyoruz ama bu olmayacak gitmeyecek tıkanıyor. ‘ Onun feryadıydı bu açıklamalar.

İşte değerli arkadaşlar biz ülkemizi; analitik düşünen, hayalleri kalıplara sığmayan, özgür bir nesil ile birlikte yönetmek istiyoruz.

Bunun için yola çıktık.

Bizim eğitim modelimiz “yorumlayıcı, eleştirel, hümanist ve problem çözme” odaklıdır.

Bu kapsamda 25 yıllık bir “Master Eğitim Planı” ilan edeceğiz.

25 yıl ne demek? Aşağı yukarı bir nesil demek değil mi.

Bir nesil boyunca planlanmış bir eğitim ortaya koymadan eğitim sistemi koymadan öyle günlük rüzgarlarla bir hükümet geldi öbürü gitti, bir bakan gitti diğeri gitti diye eğitim sistemini yaz boş tahtasına çeviremeyiz.

Geniş çalıştaylar yapacağız geniş istişareler yapacağız.

İşte biz buraya bir teklif ortaya koyduk. Bunda eksikler vardır tamamlarız yanlışlar vardır düzeltiriz.

Ama bu bir bakıma nedir? ‚Gelin Türkiye'ye gelin beraber bu işi haydi tartışalım ‘demektir.

Ve seçimlerden sonra çok geniş istişarelerle şuralarla beraber Türkiye için eğitimde en iyisini hep beraber millet olarak bulacağız.

Evet zor olacak. Epey bir tartışma olacak farkındayız. Ama o en iyisini bulduk dedikten sonra toplumsal uzlaşma ve siyasal uzlaşma zeminini yakaladıktan sonra da diyeceğiz ki ‚25 yıllık planımızı artık bu olsun. Madem anlaştık gelin bunu yazalım. 25 yıllık plan haline getirelim ‘diyeceğiz.

Bir nesli kapsayacak 25 yıllık Eğitim Master Planımızı, önce 1 yıllık acil eylem planıyla, sonra da 3 yıllık ve 5 yıllık planlarla safha safha geliştirmenin ve hayata geçirmenin hazırlığını yapmış olacağız.

Böylece; DEVA Türkiye’sinde, gelen giden bakana göre değişen bir eğitim sistemi olmayacak.

Gelen giden bakanın zihni arka planıyla sınırlandırılmış ve yapboza dönmüş bir eğitim sistemi olmayacak.

Ne olacak?

İşi bilenlerle uzmanlarla hazırlanmış, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal tüm ihtiyaçlarını gözeten ve söylediğim gibi bir siyasal ve toplumsal uzlaşmayla hazırlanmış bir Master Eğitim Planı olacak.

*****

Değerli arkadaşlarım değerli basın mensupları,

İnsan gelişimi demek, ülke gelişimi demek.

Okul öncesi eğitimin insan gelişiminde püf noktası olduğunu gayet iyi biliyoruz.

Onun için şimdiden söylüyorum: Eğitimi evet örgün eğitim sistemini inşallah 3 yaşında başlatacağız.

Böylece temel eğitim sürecini; bu okul öncesi 3 yaşında başlattığımız 3 yıl artı 4+5+3 olarak yeniden yapılandıracağız.

Bazı aileler 3 yaşında çocuklarının okula gitmesi konusunda tereddütleri varsa ‘ya daha çok küçük. Biraz daha evde dursun yanımda dursun ‘diyorlarsa hay hay. Diyeceğimiz bir şey yok.

Ama onlara da o gitmedikleri çocuklarını göndermedikleri sistemde neler olduğu konusunda iyi bilgi vermemiz gerekir.

Gerekirse internetten o sisteme ulaşmalarının önünü açık tutmamız gerekecek. Yani oralarda özellikle 3 yaşta 4 yaşta zorlayıcı bir bakış açımız olmayacak.

Ama biz doğrusunun bu olduğuna inanıyoruz.

O 3 yaşındaki çocukların adeta sünger gibi hemen her şeyi emmeye hazır olduğu çağda bazı fırsatları kaçırmadan becerilerini geliştirmelerinin eğitim sistemi açısından daha doğru ve daha iyi olduğunu düşünüyoruz.

Ama 3-4 yaşlarda zorlama yok.

Biz okul öncesi eğitimin ilk 2 yılını isteğe bağlı, ama son 1 yılını da zorunlu yapmak istiyoruz.

İlk 3 yıl böyle.

Ardından 12 yıllık eğitim 4+5+3 olarak devam edecek.

Bunun hepsini rasyonalitesi niye böyle oldu hepsi var. Mustafa Bey birazdan detaylarını sizlerle paylaşacak.

Peki, bu eğitim sisteminin temel amacı sınav mı olacak şimdiki gibi? Şu anda herhalde öğrencilerin önünde sınav var değil mi? Bütün sistem sınavı geçmek, sınavı geçmek, sınavı geçmek.

Hayır böyle olmayacak.

Çocuklarımızın gerçek yaşamdan, üretimden ve yaratıcılıktan kopmasına izin vermeyeceğiz.

Biz değerli arkadaşlar insan yetiştireceğiz insan. Robot değil.

Yoksa robot sektörü de çok hızlı gelişiyor. E işte yapay zekâ neler neler yapıyor. Biraz sonra Mustafa Bey örneklerini verecek. Yalnız yapay zekanın geldiği nokta korkunç. İşte biz o yapay zekayı üreten zekaların bizim sistemimizden çıkmasını istiyoruz.

Çocukların analiz, sentez ve yaratıcılık becerilerini geliştirmek zorundayız.

Çocukların; temel hak ve özgürlükleri, etik değerleri içselleştirmelerini küçük yaşlarda sağlayacak bir bakış açısıyla eğitime bakmak zorundayız.

Her öğrencimizi, kendi dilimiz dışında en az iki dille yetiştireceğiz. Biri yabancı dil. İkincisi ise bilgisayar programlama dili.

Yarının dünyasında kodlama becerileri değerli arkadaşlar bizim neslimizin 4 işlem becerisi gibi bir şey.

Yani nasıl toplama çarpma bölme çıkartma en önemli becerilerse bizim neslimiz için hani matematik değil mi?

Yeni nesilde de kodlama becerisi bir o kadar önemli.

Kodlamayı bilmeyen 4 işlemi bilmeyen gibi olacak önümüzdeki süreçte. Dolayısıyla 2 dil. Biri ikinci bir lisan. Birisi de kodlama dili.

Daha önce de ilan ettik değerli arkadaşlar, üniversitelerimizi özgürleştireceğiz.

Çünkü Türkiye’nin özgür bir ortamda ancak güçleneceğini gayet iyi biliyoruz.

Bizim o Türkiye'nin en parlak yıllarında biraz önce o izlediğimiz 2011-2012 2013 yıllarında ilk 500'e giren pek çok üniversitemiz vardı. Dünya sıralarında ilk 500'e giren bazı dönemlerde 4, 5, 6, 7'ye kadar çıktı değil mi?

Mustafa Bey de Amerika'da olduğu dönem o dönem.

Türkiye'nin en parlak döneminde artık Türkiye Avrupa Amerika gibi olma yoluna girdiğinde demokrasi açısından ekonomi açısından Mustafa Bey de ters beyin göçüyle dönen arkadaşlarımızdan.

İşte değerli arkadaşlar Türkiye'nin geldiği o nokta gerçekten kıymetliydi. Arkasında sebepler vardı ama çok daha güzelini İnşallah başaracağız.

Bunun için her türlü bilgiye donanıma kadrolara inanın sahibiz.

Bilim, sanat, fikir, teknoloji üretiminin özgürlükle beraber geleceğini çook çok iyi biliyoruz.

İşte ne zaman ki üniversiteler baskı altına alındı ilk 500’de üniversitemiz kalmadı. Ne zaman demokrasi dedik, özgürlük dedik, hak dedik, adalet dedik üniversitelerimiz ilk 500'e girdi.

İnanın bu kadar birbiriyle alakası olan konular bunlar.

Bazen diyorlar nasıl bağlantı var. Öyle değil gayet bağlantılı konular.

Bu kapsamda biliyorsunuz ilk günden partimizi kurduğumuz ilk günden beri tekrar ettiğim gibi bir kere daha tekrar ediyorum: Evet, YÖK’ü kaldıracağız.

Ve bunu biliyorsunuz biz sadece kendi çalışmalarımıza koymadık. Aynı zamanda 6’lı masaya da götürdük.

Ve 6'lı masanın ortak anayasa Metin'e de bu konu girdi.

Yani sadece bizim değil 6 partinin ortak politikası haline geldi şu andaki YÖK'ün kaldırılması.

Çünkü üniversite ise mesele bilimse mesela araştırmaysa mesele eğitimse özgürlük en önemli kavramlardan bir tanesi.

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem planımızı; mahallelere göre eğitim kalitesinin değiştiği, nitelikli eğitime erişilemediği, okul sıralarında aç karınla oturan çocukların olduğu bir dönemde hazırlanmış bir eylem planı malesef.

Evet öğretmenlerden çok duyuyoruz. ‚Çocuklar ders sırasında yüzleri sararıyor ayakta duramıyorlar elleri ayakları titriyor. Baygınlık geçirenler oluyor. Kızım oğlum ne oldu sana diye sorduğumuzda ‘biraz deştiğimizde anlıyoruz ki çocuk aç. Beslenme çantası boş. Böyle bir dönemde biz bunu hazırladık. Onun için eğitimde fırsat eşitliği diyoruz onun için eğitimde eşitlik diyoruz.

Evet, fırsat eşitliğinin böylesine yerle bir edildiği, aynı sokaktaki çocukların farklı farklı kalitede eğitim almak zorunda kaldığı günlerdeyiz bugün.

Eğitimde adaletsizliğin gerçek anlamda can yaktığı günlerdeyiz.

9 yaşındaki, 12 yaşındaki öğrencilerin karnı aç ders dinlediği günlerdeyiz.

İşte biz bu eşitsizliği kabul etmiyoruz.

Biz, çocuklarımızın bizden daha iyi bir hayat yaşamalarını istiyoruz.

Bunu da çok duyuyorum. Özellikle genç anne babalardan çok duyuyorum. ‘Endişeliyiz ‘diyorlar. ‘Bizim çocuklarımız galiba bizim gördüğümüz günleri göremeyecekler. Aldığımız kalitede bir eğitim alamayacaklar. Bizim yaşadığımız refah seviyesini bizim çocuklarımız yaşayamayacak ‘diye endişeliyiz diyorlar.

Genç anne babaların çoğunda bu endişe var.

Yazık değil mi bu ülkeyi bu hale getirmek. Bunun için de fırsat eşitliği çok çok önemli.

Bunun için de fırsat eşitliği çok çok önemli.

Bu kapsamda; bir kart çıkartacağız arkadaşlar. Adı, Eğitim Destek Banka Kartı.

Maddi ihtiyacı olan öğrencilerimizin eğitim harcamalarını bu kartla yapmasını sağlayacağız. Öğrencimiz yetişkin olana kadar da bu kartı öğrencinin sadece eğitim harcaması için velisi kullanabilecek.

Kimseyi ama hiç kimseyi eğitimden geri bırakmayacağız.

Ayrıca, özel okullarda “Ücretsiz Öğrenci” kontenjanını düzenleyerek masrafların devlet tarafından üstlenmesini sağlayacağız.

Özel okullarda başarılı çocukların ya da şehit ve gazi çocuklarının okumasını kolaylaştıracağız.

Okul ücreti, servisi, beslenmesi ve okul kıyafeti gibi kalemlerdeki harcamalarını da devlet tarafından desteklenmesini sağlayacağız.

Yani arkadaşlar DEVA Türkiye'sinde hiçbir çocuk hiçbir genç maddi imkânsızlık sebebiyle hak ettiği eğitime ulaşamaması gibi bir tablo ile karşı karşıya kalmayacak.

Maddi imkânı olsun ya da olmasın her çocuk her genç hak ettiği eğitim imkanına mutlaka kavuşacak bunu sağlamak da devletin asli görevi olacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem planımızda yer alan bir başka hususu daha sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bazen görüyorum, sağda solda “Yok şu okul kapatılsın, yok bu okul kapatılsın” gibi lafları çok izliyoruz. Çok görüyoruz.

Evet adını doğru koyalım, açık açık konuşalım: İmam Hatip Liseleri için “Kapatılsın” diye alttan alta propaganda olduğunu duyuyoruz.

Böyle diyenlere ben de cevap veriyorum. Şimdi burada durun bakalım diyorum. Kapatmak mapatmak yok arkadaşlar. Böyle bir şey yok.

Ama ne var? Talep konusunda dikkatli olmak var...

Biz; İmam Hatip Liseleri’ni sürdürürken gerçek talebi dikkate alacağız.

İmam Hatip Liselerini “zorunlu adres” haline getiren uygulamalara da son vereceğiz.

Önce Fen, Anadolu, Mesleki Teknik ve İmam Hatip Liselerinin okullaşma oranlarını tespit edeceğiz. Bu okullara ulaşma sorunu olan velilerimizin güçlüklerini çözmek için onlara yardımcı olacağız önlerini açacağız. Bir ihtiyaç analizi yapacağız.

Buna göre de kontenjandı şuydu buydu ne gerekiyorsa yapacağız.

Burada da esas ne? Burada da esas özgürlük.

Vatandaşlarımıza seçenekler sunmak. Hangi seçenekleri istiyorlarsa çocukları için o seçenekleri güçlü kaliteli bir şekilde önlerine koymak ama asla zorlamamak.

*****

Değerli basın mensupları, değerli arkadaşlarım,

Bugün 22’nci ve son eylem planımızı açıklıyoruz.

Eğitim eylem planımız evet bir rekor sayıda eylemden oluşuyor tam 500 maddeden oluşuyor. Eğitimin tüm kademelerini ve paydaşlarını kapsıyor.

Ve bugün itibariyle, eylem planlarımıza artık bir noktalı virgül koyuyoruz.

Böylece 22 eylem planımızı da tamamlıyoruz. Türkiye’miz için hayırlı olsun diyorum. Çocuklarımız gençlerimiz için hayırlı olsun diyorum.

Ama dikkat ederseniz nokta koyduk demiyorum. Noktalı virgül diyorum niye? Çünkü değerli arkadaşlar bunlar bizim çok geniş kesimlerle istişare içinde hazırladığımız çok geniş kesimlerin emeği olan çalışmalar ama bütün bu çalışmalarda başta da söylediğim gibi eksik olabilir görüşler geliyor tamamlarız. Yanlış olabilir düzeltiriz.

Hepsinden önemlisi bütün bu çalışmalarda bizim bir siyasi uzlaşı arayışımız ve toplumsal uzlaşı arayışımız.

Evet bir siyasi partinin bu çalışmalara böyle ön ayak olması bu kadar kapsamlı bir çalışmayı seçimlerden çok önce yapması tamamlaması Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk.

Bunun eşi benzeri yok. Böyle bir şey yok.

360 derece bütün çalışma alanını kapsayacak şekilde hükümet birimlerinin ve bağımsız kuruluşların merkez bankasıydı, yargı sistemi dahil. Hepsini kapsayacak 360 derece kuşatıcı bir çalışma bugüne kadar Türkiye'de yapılmadı. Onun için bir ilk.

Ama bu çalışmaların biz bir Türkiye çalışması olmasını arzu ediyoruz. Bir bakıma ne diyoruz? ‘Varlığımız milletimizin varlığını armağan olsun ‘diyoruz.

Bu planlar Türkiye'nin yarınlarının planları.

Dile kolay. Tam 22 tanesini tamamladık.

Seçimden önce her alanda ne yapacağımızı bütün detaylarıyla ortaya koyarak siyasi tarihimize de geçtik çok şükür.

İçlerinde bir öncelik-sonralık sıralaması yok. Yani bu numaralandırma sadece kronoloji numaralandırması. 1. 2. 3. Fasikül gibi. Eskiden ansiklopediler olurdu fasikül fasikül yayınlanırdı. Yaşı müsait olanlar hatırlar. Bu böyle oldu yani bittikçe açıkladık bittikçe açıkladık. Açıklama kronolojisinin sıralaması.

Ama uygulaması hepsi birbirinden önemli. Ne yapacağız? Dediğim gibi 22 şeritli yolda aynı anda güvenle ve seri bir şekilde bunları uygulamaya geçireceğiz.

22 şeritli yolda bütün bu alanlarda beraber bir şekilde uygulamaya başlayacağız. Bunu yaparken de siyasi uzlaşma ve toplumsal uzlaşmayı asla elden bırakmayacağız.

Yani demeyeceğiz ki ‘bu DEVA’nın çalışmasıdır’ diye bir dayatma içerisinde asla olmayacağız.

Hele hele eğitim gibi hukuk gibi 85 milyonun tümünü kuşatan 85 milyon vatandaşımızın hepsini ilgilendiren konularda her zaman kilit kelimemiz uzlaşı olacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Önümüzdeki pazar günü, 15 Ocak’ta, Ankara Atatürk Spor Salonu’nda bütün bu çalışmaların bir relansmanı şeklinde bir program düzenliyoruz.

Bir bakıma eski eylem planlarımızı hatırlamak üzere hem de bütün bunların birbirleriyle ilişkisini bağını açık bir şekilde ortaya koymak üzere o hep hayal ettiğimiz ve ulaşmak için emin adımlarla yürüdüğümüz DEVA Türkiye’sini sizlerle paylaşacağız.

Bu vesileyle, bu önemli etkinliğe hepinizi, tüm Ankaralıları, tüm vatandaşlarımızı davet ediyorum.

Sözü şimdi eylem planımızın detaylarını anlatması için Mustafa Bey’e bırakıyorum.

Hepinize tekrar katılımınız için teşekkür ediyorum.

2 Ocak 2023 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Temel Haklar Eylem Planı Konuşması

Temel Haklar Eylem Planı Konuşma Metni


Kıymetli basın mensupları,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,

Temel Haklar Eylem Planımızı açıklayacağımız basın toplantımıza hepiniz hoş geldiniz.

Sözlerime başlamadan önce, yeni yılınızı bir kere daha kutluyorum.

Geçen sene, 2022’ye girerken şunu söylemiştim:

Demiştim ki “2022 için söz veremem ama 2023 yılı hepimize DEVA olacak.”

Evet arkadaşlar, 2023 hepimize DEVA olsun!

*****

İşte 2023 yılının ilk iş gününde, karşınıza “Temel Haklar Eylem Planımızla” çıkıyoruz.

21. Eylem planı.

Bu şimdiye kadarki eylem planları içinde en hacimli olanı en kapsamlı olanı. Böyle cilt yaptırmak gerekti.

Çünkü normal yöntemlerle arkadaşlar bir araya getiremediler. Tam bir dolu dolu cilt halinde 21. Eylem planını sizlere sunuyoruz.

Biliyorsunuz, bundan 3 yıl önce parti programımızın ilk bölümünü “özgürlük” meselesiyle başlatmıştık.

İşte bizim en çok önem verdiğimiz konuların başında gelen “hak ve özgürlükler” ile ilgili partimizin taahhütleri, bu eylem planı içinde toplanmış durumda.

Biliyorsunuz, benim bu salonda “hukuk” demeden geçirdiğim bir toplantı olmadı bugüne kadar.

Hangi konuyu ele alırsanız alın, temelinde mutlaka hukuk var.

Temel haklar eylem planımızla bu konuda neyi, nasıl, ne kadar sürede yapacağımızı tek tek açıkladık bugün.

Ve biraz sonra detaylarıyla beraber sizlere sunacağız.

Burada çok büyük bir emek var arkadaşlar. Önce buna değinmek istiyorum.

Meselelerin kılcal damarlarına kadar çalışılmış bir hazırlık burada söz konusu.

Belki bazılarına iddialı gelebilir ama bugüne kadar Türkiye’de yapılmış gelmiş geçmiş en kapsamlı hazırlık bu.

Bu hazırlık için neler yapıldı?

Partimizin değerli hukukçu kadrosu önce çalıştaylar düzenledi.

Ardından sivil toplum örgütleriyle ve alanında uzman akademisyenlerle istişareler yapıldı.

Nihayetinde, bir buçuk yıllık emeğin ürünü olarak, eylem planımız bugüne hazır hale geldi.

Bugün sizlere aslında son derece kıymetli bir eseri paylaşmış oluyoruz.

Ülkemizde derin sorunların yaşandığı bu geniş alanla ilgili, somut çözüm planlarımızı da böylece sizlere sunmuş oluyoruz.

Bu vesileyle, başta Genel Başkan Yardımcımız Mustafa Yeneroğlu olmak üzere; eylem planımızın hazırlığında emeği geçen tüm arkadaşlarımıza, hepinizin huzurunda bir kez daha çok teşekkür ediyorum.

DEVA Partili olsun veya olmasın, pek çok arkadaşımızın bu çalışmada emeği var. Hepsine huzurlarınızda şükranlarımı özellikle iletmek istiyorum.

Tüm bu emekler sayesinde, hep beraber, 85 milyon vatandaşımızın güçlü ve eşit vatandaş olmasını sağlayacağız.

Buna olan inancım tam.

*****

Değerli arkadaşlar,

Defalarca söylediğim bir hususun altını bir kez daha çizmek istiyorum.

DEVA Partisi’nin, bizim, çok büyük ve çok net bir hedefimiz var:

Hedefimiz, tam demokrasidir.

Öyle eksik gedik değil. Yarım porsiyon falan değil. Tam demokrasi, tam.

Tam demokrasiye giden yol ise, hak ve özgürlüklerden geçiyor. Eşit vatandaşlıktan geçiyor.

Bizim nazarımızda güçlü devlet, 85 milyonun hakkını, hukukunu koruyan devlettir.

Güçlü devlet; ayrımcılık yapmayan devlettir.

Güçlü devlet; haksızlığa tolerans göstermeyen devlettir.

Güçlü devlet; insan haklarını koruyan devlettir.

Güçlü devlet; gençlere kendini özgür hissettiren devlettir.

Güçlü devlet; herkesin güvende yaşamasını sağlayan devlettir.

Vatandaşın zayıf olduğu, hakkın yenildiği yerde güçlü devletten söz edilemez.

Şu an ülkemiz, insan haklarının alacakaranlık çağlarından birisini daha yaşıyor.

Tıpkı geçmişteki gibi…

Hatırlayın; geçmişte de insan hakları ihlalleriyle öne çıkan bir ülkeydik.

Vatandaş hangi hakkını kullanmaya kalksa, karşısına engeller çıkıyordu.

Evet, Avrupa Birliği istikametinde emin adımlarla ilerlediğimiz yıllarda, adına sonradan “sessiz devrim” denecek kadar önemli işleri gerçekleştirdik biz bu ülkede.

Hak ve özgürlükler alanında ciddi ilerlemeler de kaydettik.

Fakat ne yazık ki, son yıllarda ciddi bir gerilemeye tanık oluyoruz.

Gerileme diyorum; çünkü biz bu hortlayan zihniyeti geçmişten gayet iyi tanıyoruz.

Hatırlayın, geçmişte hukuku kendi ideolojisinin aracı haline getirenler olmadı mı? Oldu.

Hatırlayın:

Hukuk tanımayanlar;

Ülkemizin seçilmiş başbakanının ve bakanlarının yaşam hakkını tanımadılar.

Hayatının baharındaki gençleri gözünü kırpmadan darağacına gönderdiler.

Kadınların eğitim hakkını başlarındaki örtü nedeniyle gasp ettiler.

Faili meçhul cinayetleri, gözaltında kayıpları sıradanlaştırdılar.

Köy boşaltmalar, hak engellemeleri hepsi ama hepsi, bu hukuk tanımazlığın sonucuydu.

Demokrasimizi kesintiye uğratan askeri darbe dönemlerinde, işkence tezgâhları kuranlar, daima bu hukuk tanımazlığın temsilcileriydi.

Saydığım her dönemde, hukukun üstünlüğü yerle bir edildi.

Adalet çiğnendi. Hak çiğnendi.

Tüm bu insan hakları ihlalleri Türkiye’ye korkunç zararlar verdi.

Olan, sadece hak ihlaline uğrayan kişilere değil, tüm Türkiye’ye oldu, herkese oldu.

İşte arkadaşlar biz, yarının Türkiye’sini, insan hakları zemininde yükseltmek için bu eylem planımızı hazırladık.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş hususunda, biliyorsunuz altılı masada ortaklaştığımız konuları adım adım uygulama kararını zaten vermiş durumdayız.

Temel hakların güvencede olduğu güçlü bir koruma sistemini de bunun üzerine inşa etmek zorundayız.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de özgürlük esas, sınırlama istisna olacak.

Tereddüt halinde yorum, hep özgürlük lehine yapılacak arkadaşlar.

85 milyonun ifade özgürlüğünü sonuna kadar koruyacağız.

Demokrasimize sahip çıkmak adına, basın özgürlüğünü güçlendireceğiz.

Ayrıca, toplantı ve gösteri hakkına da sahip çıkacağız.

Bakın, bunu sadece öyle bir muhalefetteyken sarf edilmiş bir söz değil.

Bunu, bir iktidar hedefi olarak biz önümüze koyuyoruz.

Milletimizin eleştirilerine asla kulaklarımızı tıkamayacağız.

Bu kapsamda, mülki idare amirlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin düzenlenmesine ilişkin yasaklama yetkilerini kısıtlayarak, kötüye kullanmalarının önüne geçeceğiz.

Biliyorsunuz, biz DEVA Partisi olarak bile Valiliklerin, Emniyetin türlü türlü engellemelerine muhatap olduk oluyoruz.

Ama bizi tabii ki engelleyemiyorlar. Olmuyor. Halkın desteğini arkasına almış bir siyasi partiyi engellemek öyle kimsenin harcı değil ama vatandaşlarımızın birey olarak toplu olarak bir siyasi parti olmasa da toplantı ve gösteri özgürlüğünün anayasa ve yasalar altında mutlaka güvence altına alınması gerekiyor.

Toplantı ve gösteri hakkının keyfi olarak sınırlandırılmasına engel olacağız.

Bizim tek amacımız var arkadaşlar: Vatandaşlarımızın özgürlük alanını genişletmek.

Hiç merak etmeyin. Özgürlük, Türkiye’ye bol gelmeyecek.

Özgürlük elbisesi ülkemize inşallah çok yakışacak. Bunu göreceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Ben bugünün tarihi bir gün olduğuna inanıyorum.

Çünkü biz; Türkiye’ye esaslı bir zihniyet değişimi öneriyoruz.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında, tüm vatandaşlarımızı kapsayan yepyeni bir yaklaşım öneriyoruz.

Toplumsal barış ve eşitlik hedefliyoruz.

Türk-Kürt-Arap-Laz-Çerkes demeden,
Sağcı-solcu demeden,
Sünni-Alevi demeden,
İnançlı-inançsız demeden,

Herkesin eşit ve onurlu vatandaş olduğu bir Türkiye hedefliyoruz.

Biz, kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı, taslamayacağı bir Türkiye hedefliyoruz.

Etnik, dini, mezhebi, kültürel tüm çeşitliliğimizi sahipleniyoruz.

Türkiye’yi yepyeni bir sözleşmeye davet ediyoruz.

Evet, tekrar ediyorum, biz tüm Türkiye’yi “tam demokrasiye” davet ediyoruz arkadaşlar, “tam demokrasiye”.

Çünkü tam demokrasi sadece iyi niyetli bir söylem değil, ertelenemez bir beka meselesidir.

İşte ülkenin geldiği durumu görüyorsunuz. Beka beka deyip duranlar bu ülkeyi ben sen diye ayrıştıralar değil mi?

Beka beka deyip duranlar öteki beriki diyerek bu toplumu kutuplaştıranlar değil mi?

Bu ülkenin bekası kutuplaştırarak gererek sağlanmaz. Bu ülkenin bekası toplumun bazı kesimlerini vatandaşların bir kısmını elinin tersiyle iterek yok sayarak haklarını hukuklarını her gün çiğneyerek sağlanamaz.

Evet, Türkiye'nin bekası adalettir.

Türkiye'nin bekası insan haklarıdır.

Türkiye'nin DEVA’sı eşitliktir.

Türkiye’nin DEVA’sı özgürlüktür.

DEVA Türkiye’si 85 milyonun eşit ve özgür olduğu bir ülkedir.

*****

Artık prangaları sökmenin vaktidir arkadaşlar.

Biz “Yapamazlar” deneni yapmak için bu yola çıktık.

“Çözülemez” denen problemleri çözmek için bu yola çıktık.

O nedenle; Kürt meselesini de Alevi meselesini de çözmeyi boynumuzun borcu bildik.

Yaşam tarzını sorun olmaktan çıkartmayı boynumuzun borcu bildik.

Ülkemizi patinaj yapmaktan kurtarmayı boynumuzun borcu bildik.

85 milyonun refahını ve güvenliğini sağlamayı boynumuzun borcu bildik.

Eylem planımızı da işte bu bilinçle hazırladık.

Ben, fazla detaya girmeden, eylem planımızda yer alan sadece birkaç hususu sizlerle paylaşacağım.

Ardından, eylem planımızın geniş kapsamını sizlere sunması için sözü Sayın Yeneroğlu’na birazdan bırakacağım.

*****

Değerli arkadaşlar,

Üç yıl önce, parti programımızda açıkça beyan ettiğimiz üzere biz, ülkemizde daha kapsayıcı ve daha kuşatıcı yeni bir vatandaşlık anlayışının geliştirilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Ülkede hiç kimsenin ayrımcılığa maruz kalmamasının temel dayanaklarından biri, böyle güçlü bir vatandaşlık anlayışıdır.

Herkesin kendini bu ülkenin eşit ve özgür bir vatandaşı hissetmesi, böylesine güçlü bir vatandaşlık anlayışının hâkim kılınmasıyla mümkündür.

Bu kapsamda, anayasamızın 66. maddesini, çağımızın gereği olarak, kapsayıcı bir anlayışla yeniden ele almayı teklif ediyoruz.

Bir başka önemli konu da şu:

Hak ve özgürlükler konuşulduğunda, akla hemen “anadili hakkı”nın geldiğinin farkındayız.

Biz bu konuda da oldukça netiz.

Herkesin anadili, anasının ak sütü kadar helaldir.

Bu topraklarda konuşulan tüm diller, bizim dilimizdir.

Biz bütün bu dillere aynı yakınlıktayız.

Bakın, “eşit mesafedeyiz” demiyorum. “Aynı yakınlıktayız” diyorum.

Eylem planımızda bu konuya da açık yer verdik arkadaşlar.

Anayasamızın 42. Maddesinin bu doğrultuda değiştirilmesini öneriyoruz.

Ortak ve resmi dilimiz Türkçeye ek olarak, eğitim ve öğretimde “anadilinin kullanılması ve geliştirilmesi hakkı”nı anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini ifade ediyoruz.

Anadilinde eğitimin önündeki engellerin de kaldırılması gerektiğini söylüyoruz.

Öte yandan, yerelden gelen talepler doğrultusunda, yerleşim yerlerinin isimlerinin de aslına döndürülmesinin önemli bir hedef olarak önümüzde durması gerektiğini ifade ediyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem planımız 85 milyonun tamamının hakkını koruyan bir dizi taahhütten oluşuyor.

Hepimiz, geçmişe adil davranan, yarınlara ise umutla bakan bir ülkenin evladı olmayı hak ediyoruz.

Hatırlarsanız, milletimize bir taahhüdümüz var:

“Geçmişte yaşanan hiçbir acıya kör, hiçbir feryada sağır kalmayacağız” demiştim.

Şimdi, buna bir ek taahhütte daha bulunmak istiyorum arkadaşlar: Zorla kaybetme vakalarıyla ilgili somut taahhüdümüzü şimdiden paylaşmak istiyorum.

Evet, Cumartesi Annelerinin acısına kör, feryadına sağır kalmayacağız.

Evladı dönsün diye kapısını gece-gündüz açık tutan anne-babaların, mezar taşına bile hasret kalan kardeşlerin, eşlerin acısına sessiz kalmayacağız.

Ve bu karanlığın üstüne gideceğiz.

Bu kapsamda; “Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme”yi imzalayacağız.

Bu kapsamda ceza kanunumuzda, zorla kaybetme fiilini müstakil bir suç olarak düzenleyeceğiz ve zamanaşımı kapsamında olmayacağını da açıkça ekleyeceğiz.

Bu eylemi de insanlık suçu olarak tanımlayacağız.

Biliyorsunuz, insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zamanaşımı olmaz.

Adaletin er ya da geç tesisi için çalışacağız. Çok net söylüyorum: Hukuk devletinin onurunu kurtaracağız.

*****

Arkadaşlar, Hukuk devletinde vatandaşın canı, devletin yüz akıdır.

Devlet vatandaşının yaşam hakkına, sağlığına ne kadar sahip çıkıyorsa yüzü o kadar aktır.

Biz vatandaşımızın canına sahip çıkacağız. Cezaevlerinde yaşam hakkı ihlallerine göz yummayacağız.

Kolluk gücü tarafından vatandaşlarımıza uygulanan onur kırıcı muameleye hiçbir koşulda müsamaha göstermeyeceğiz.

Altını çiziyorum: İşkenceye, çıplak aramaya son vereceğiz.

İhmali, kusuru ya da kastı bulunan sorumlular hakkında da gereğini yapacağız.

Evet, neredeyse yirmi yıl sonra ülkemizin aynı noktaya gelmiş olmasından hicap duyarak, yeniden “işkenceye sıfır tolerans” diyeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem planımızda ortaya koyduğumuz net hedeflerimizden birisi de din ve vicdan özgürlüğünü güçlendirmektir.

İşin özü şu: “Özgürlükçü laiklik” anlayışı neyi gerektiriyorsa biz onu yapacağız.

Nedir bu?

Devlet, kamu düzeni ve başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için gerekli sınırlamalar dışında, din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayamaz.

Nokta.

Onun için, devletin tüm inançlara eşit yakınlıkta olduğu bir düzeni tesis etmeyi hedefliyoruz.

İnansın, inanmasın, hiç kimseye ayrım yapmadan, kimseye “gözünün üstünde kaşın var” demeden haklarını aynen tanıyacağız.

Bu kapsamda;

Din ve inanç topluluklarının örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engelleri kaldıracağız.

Vakıflar ve dernekler mevzuatında yapacağımız düzenlemelerle, dini toplulukları keyfi müdahalelerden koruyacağız.

Özgürlükçü laiklik anlayışımızın gereği olarak hem din ve vicdan özgürlüğüne hem de dini toplulukların örgütlenme özgürlüğüne ideolojik müdahaleleri engelleyeceğiz.

Aynı zamanda tüm bu grupların şeffaf ve denetlenebilir olmalarını sağlayacağız.

Kamu denetimi esas olacak ve hiçbir yapıya imtiyaz tanınmayacak.

Ayrıca, ibadethanelerinin ibadet yeri olarak tanınmasının önündeki engellerden de ciddi ölçüde rahatsızız arkadaşlar.

Herkesin inancına saygı duymak zorundasınız.

Bu kapsamda, Cemevlerini ibadethane olarak tanıyacağız.

Öte yandan din dersleri bakımından da müfredatta düzenlemelere gideceğiz.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini, bütün dinleri kapsayacak şekilde, nesnel ve çoğulcu bir içeriğe kavuşturacağız.

Din veya inanç topluluklarının, kendi din görevlilerini eğitmek üzere eğitim kurumları açmasının önündeki engelleri kaldıracağız.

Yükseköğretim dâhil, kendi din eğitimcilerini yetiştirebilme imkânı tanıyacağız.

Kısacası değerli arkadaşlar,

Din ve vicdan özgürlüğü hususunda, özgürlükçü laikliği net bir şekilde esas alacağız ve gereken her neyse yapacağız.

*****

Biz, hakları, insan haklarını, temel hakları bir pazarlık konusu yapmıyoruz.

Vatandaşlarımızın özgürlüklerini doyasıya yaşayacağı bir Türkiye’nin hızla zenginleşeceğine inanıyoruz.

Nefes yolları tıkanmış bir ülkenin, hiçbir alanda başarılı olamayacağını çook çok iyi biliyoruz.

Özgürleştikçe topyekûn zenginleşeceğimizi, özgürleştikçe topyekûn güçleneceğimizi çok iyi biliyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Değerli basın mensupları,

Biliyorsunuz iktidara geldiğimizde atacağımız tüm adımları şimdiden en ince ayrıntısına kadar çalışan bir siyasi partiyiz.

Türkiye’de yepyeni bir gelenek başlattık.

Daha önce bunun bir örneği yok. İktidara gelmeden önce seçimlere giderken her alanda ama her alanda hiçbir alanı atlamadan hiçbir alanda boşluk bırakmadan seçimlerden sonra ne yapacağını detaylı bir şekilde açıklayan siyasi partiyiz.

İktidarımızın ilk 90, 180 ve 360 gününde yapacaklarımızı açık açık ve yazılı olarak taahhüt ediyoruz.

Tüm bu eylem planlarını aynı anda uygulayamaya başlatacağımızı da söylüyoruz.

Bakın inşallah yakında da 22. Eylem planımızı açıklayacağız. 3-18 yaş eğitim eylem planı. Böylece 22 eylem planını tamamlamış olacağız.

22 şeritli yolda aynı anda güvenle ve hızla atılım yapmanın hazırlığını böylece tamamlamış olacağız.

Bugün 21. İnşallah en kısa zamanda 22’yi açıklıyoruz. Ve böylece 22 eylem planımızın tamamını artık noktalamış oluyoruz.

Tabi noktaladık derken bu eylem planlarımız biliyorsunuz canlı dokümanlar. Yani bugün bunu yayınladık. Baskılı bir şekilde kamuoyuna sunduk diye dondurulmuş dokümanlar değil.

Biz bunları hazırlayıp kamuoyuna sunduktan sonra gelecek bütün önerileri dikkate almaya devam edeceğiz.

Gelebilecek eleştirileri tabii ki dinleyeceğiz.

Eksikler varsa tamamlayacağız. Olur da hatalar yaptıysak düzelteceğiz ve seçime kadar ve seçimden sonra hükümet kurulup da icraata başlayana kadar gelen bütün önerler görüşler doğrultusunda bu eylem planlarımızı ilerlete ilerlete yolumuza devam edeceğiz.

Ben tekrar hepinize katılımınız için tekrar teşekkür ediyorum.

Şimdi sözü Temel Haklar Eylem Planımızın detaylarını açıklamak üzere bu eylem planının koordinasyonunu yapan Hukuk ve Adalet Politikaları başkanımız Sayın Mustafa Yeneroğlu’na bırakıyorum.

30 Aralık 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Turizm Eylem Planı Konuşması

Ali Babacan Turizm Eylem Planı Konuşma Metni

Kıymetli basın mensupları,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,

Partimizin Turizm Eylem Planını açıklayacağımız bugünkü toplantımıza hepiniz hoş geldiniz diyorum.

*****

Turizm Eylem Planımız; tam 20. eylem planı arkadaşlar tam 20. çözüm planı.

Bugüne kadar 20 farklı konu başlığını derinlemesine ele aldık. Gece gündüz çalışıp çözümlerimizi hazırladık.

Bu eylem planlarımızla aslında ne yapıyoruz?

İktidarımızın ilk 90 ve 360 gününde yapacaklarımızı şimdiden bütün detaylarıyla yazılı olarak taahhüt etmiş oluyoruz.

Bunları yapabiliyoruz, çünkü biz ekibimize güveniyoruz. Bizlere katkı veren bilim insanlarına, sektör temsilcilerine, STK’lara, meslek örgütlerine güveniyoruz.

DEVA Partili olsun ya da olmasın, çok değerli isimlerin katkılarıyla ülkemiz için elimizi taşın altına koyuyoruz.

Devlet yönetme tecrübemize ve gençliğimize güveniyoruz.

İşte biz bu güvenle, bu özgüvenle hazırlanıyoruz.

Seçimi kazandıktan sonra, beş dakika bile kaybetmeden harekete geçmek için eylem planlarını bugünden hazırlıyoruz.

Ve arkadaşlar, nihayet bu sürecin sonuna doğru da geliyoruz.

Haftaya artık son iki eylem planımızı açıklayarak sürecimizi tamamlamış olacağız.

Pazartesi günü Temel Haklar, çarşamba günü de Eğitim Eylem Planımızı açıklayarak 22 eylem planımızı tamamlamış olacağız.

22 eylem planı demek, ülkemizin her alanda yaşanan sorunları için kapsamlı çözümler demek.

Hepsini aynı anda uygulamaya koyduğumuzda, adeta 22 şeritli yolda gider gibi 22 alanda birden hareket etmeye başlayacağız 22 alanda birden icatlara derhal başlayacağız.

Sizlerin huzurunda bu eylem planlarımızda emeği geçen tüm arkadaşlarıma tekrar teşekkür etmek istiyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem planlarımızı biz böyle spor olsun diye yapmıyoruz.

Spor da çok faydalı ama eylem planı hazırlamayı çok ciddiye alıyoruz.

Sadece bir entelektüel faaliyet olarak da görmüyoruz.

Biz bu eylem planlarını, fiili uygulama için hazırlıyoruz.

Biz zaten DEVA Partisi’nin bunun için kurduk. Hem fikir üretelim, çözüm üretelim, plan üretelim, program üretelim ama bunları da hayata geçirme iddiasıyla yola çıkalım diye DEVA Partisi’ni kurduk.

Yoksa Türkiye'de çok sayıda düşünce kuruluşu var çok sayıda dernek var vakıf var. Sağ olsunlar fikir üretiyorlar ama bizim iddiamız sadece fikir üretmek değil çözüm üretmek ve bunları yeri geldiğinde inşallah uygulamaya geçirmek ve ülkemizi bir an önce o arzu ettiğimiz yüksek standartlar ulaştırmak.

Biz şu anda Türkiye için hazırlanıyoruz.

Türkiye, gerçekten eşsiz bir ülke.

Bu öyle gelişigüzel edilmiş bir laf değil arkadaşlar.

Tabi herkes ülkesini sever ama ülkemizin gerçekten eşi yok benzeri yok.

Ben dünyada çok ülke gördüm. Tüm samimiyetimle söylüyorum dünyanın en kıymetli topraklarında yaşıyoruz şu anda biz.

Müthiş bir kültür varlığımız muhteşem doğal güzelliklerimiz var.

Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a kadar sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış topraklardayız biz.

Bir diğer deyişle, turizm potansiyeli çok yüksek bir ülkeyiz. Bunu biz de biliyoruz, tüm dünya da biliyor.

Fakat gelin görün ki;

Avrupa’dan, Asya’dan, Amerika’dan yeterince insanı maalesef hala Türkiye’ye cezp edemiyoruz.

Evet Turizm rakamlarımız fena değil ama Türkiye’nin bu büyük potansiyeli yanında hala ülkemize gelen turist sayısını biz yetersiz görüyoruz.

Şu anda hele hele son yıllarda Türkiye’yi tercih edenler de “bizim paramız orada çok kıymetli, en ucuz yer Türkiye, bozdur bozdur harca, ucuza tatil yapayım” diye geliyor Türkiye’ye.

Pek çok turist Türkiye’ye, doğasını, kültürünü, tarihini bilmeden; ucuz tatil gözüyle bakıyor…

Hele bu her şey dahil turizm var ya geliyorlar kapanıyorlar bir tesise bozdur bozdur harca, ister ruble bozdur ister dolar bozdur ister Euro bozdur, bozdur bozdur harcıyorlar ve gidiyorlar.

Halbuki ülkemizin bu kapalı sistemden çıkması gerekiyor.

Ülkemiz her alanda ama her alanda tüm dünyadan insanları cezp edecek korkunç bir potansiyele sahip.

Tabii bir başka acı konu da arkadaşlar, kendi insanımız ülkemizin turizm fırsatlarından artık istifade edemiyor.

Milletimiz, yazın kendi ülkesinin denizine giremiyor ya.

Otobüs bileti alıp da bir yerden bir yere hareket etmek dünyanın parası artık.

Şöyle bir hafta ailece tatil yapmak vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti için büyük lüks haline geldi.

1 hafta tatil yapamıyorum diyen milyonlarca hane var milyonlarca insan var bu ülkede.

Bu millet, kendi ülkesinin güzelliklerini, tarihi dokusunu göremiyor.

Geçtim konaklamasını, şusunu busunu, sadece bir yerden bir yere ulaşım bile şu anda çok büyük bir külfet.

Akıldışı bir ekonomi ve turizm yönetiminin sonunda geldiğimiz nokta işte bu.

Bakın arkadaşlar bu ülkenin insanları ömrünü kendi ülkesinin güzelliklerini görmeden yaşayamaz. Böyle bir şey olmaz.

İnsanlar emeğiyle kalkındırdığı ülkenin tadını çıkartmalı.

Normal bir ülkede yüksek standartlı bir ülkede olması gereken budur.

Ama arkadaşlar inanın bizim insanlarımız eninde sonunda bu refah seviyesine ulaşacak. Biz bunu gerçekleştireceğiz. Kendi insanımızın kendi ülkesinin tadını çıkaracak bir noktaya Türkiye'yi çok hızlı bir şekilde inşallah ulaştıracağız.

Biz ülkemizin bu yoksulluğa ve yoksunluğa hapsedilmesini reddediyoruz.

Biz vatandaşlarımızın sadece karnını doyurma derdinde olduğu; gezemediği, dinlenemediği bir yaşamı reddediyoruz.

Biz ülkemizdeki her bireyin yaşam kalitesinin yükselmesini temel bir insan hakkı olarak görüyoruz.

Turizm Eylem Planımızda da bu konuya özel olarak eğildik.

Çok net söylüyorum:

Bizim vatandaşımızın kendi ülkesinde tatil yapması en doğal hakkı.

Arkadaşlar bakın, birkaç ay evvel bir video izlemiştim. Gerçekten çok üzücü. Sosyal medyada bir video. Kapadokya’yı biliyorsunuz, Peri Bacaları…

Yabancı turistler geliyor balona biniyor, yukarı çıkıyor. O güzellikleri yukarıdan izleyebilyor. Bizim vatandaşımız da aşağıdan o balonları izliyor.

Geldiğimiz nokta bu.

Çünkü balona binmek Euro’yla. Ben birkaç sene önce bindim, biliyorum. Balon Euro’yla. Çünkü ekipman döviz. Yaktığı gaz döviz. Her şey döviz. Kur artınca artıyor. Dolayısıyla elin insanları geliyor bozdurup harcıyorlar rahatça biniyorlar, bizim insanlarımız ancak yerden balonlara doğru bakıyor.

Kendi ülkesini ancak uzaktan izleyen bir millet olduk. İzlerken de gerçekten bu videoyu çok çok üzüldüm. Kabul edilmez bir şey bu.

İşte bizim iktidarımızda değerli arkadaşlar vatandaşımız kendi ülkesinin doğal ve kültürel güzelliklerini doyasıya görebilecek.

Vatandaşlarımız cebine cüzdanına bakmadan gönlünce gezebilecek.

Bir yerden bir yere hareket etmek artık külfet olmayacak.

Ve biz milletimize alternatifler sunacağız.

Turizmi her bölgede, her mevsimde yaşatacağız.

Uygun fiyatlı tatil ve konaklama imkânlarını genişleteceğiz.

Turizm uygulama otellerinin sayı ve çeşitliliklerini artıracağız.

Kamp ve karavan alanlarını da konaklama vergisinden muaf tutacağız.

Bakın, altını özellikle çiziyorum:

Bizim vatandaşımız turizm sektöründe sadece hizmet sunan değil, aynı zamanda hizmet alan olacak.

Herkes bu ülkenin tadını çıkaracak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Turizm, aynı zamanda bir itibar meselesidir. İtibarınız yüksekse cazibeniz de artıyor.

Dünyada sevilen tanınan, bilinen, gıpta edilen bir ülkeyseniz her yerden akın akın insanlar geliyor.

Ama dışarıdan bakıldığında karışık, otoriter, kendi vatandaşına zulmeden, kendi vatandaşına haksızlık hukuksuzluk yapan, kendi vatandaşını yok yere hapse atan bir ülke dışarıdan bakıldığında hiç de cazip olmuyor.

Ve inanın yüzlerce insan biliyorum ki çok varlıklı ama Türkiye'ye gelmekten çekiniyor. ‘Ya sizin orada hukuk yok başıma bir iş gelse mahkemeye düşsem sürünürüm. Ne olur ne olmaz’ diyor.

Bu çok kötü bir durum arkadaşlar çok kötü. Bakın hatırlayın çok değil bundan sadece 10 yıl önce Amerika’dan, Avrupa’dan öğrenciler Türkiye’de şöyle bir 3 ay geçirsem 6 ay geçirsem diye can atıyordu.

Şöyle ömrümün bir senesini acaba Türkiye'de geçirebilir miyim? diye can adam milyonlarca insan vardı dünyada.

İstanbul Avrupa'nın kültür başkentliğini yapıyordu. Türk hava yolları boşuna dünyanın en çok ülkeye uçuş yapan havayolu olmadı ki.

O dönem ülkenin ekonomide başarılı olduğu ve itibarlı olduğu bir dönemdi. O dönemde Türkiye'de insan hakları konusunda özgürlükler konusunda demokrasi konusunda bir ilerleme çabası bir yükselme çabası vardı.

O dönem Türkiye Avrupa birliği üyeliği yolunda emin adımlarla yürüyordu. İşte ancak o şartlarda Türkiye parladı o şartlarda Türkiye çok çok cazip bir ülke haline geldi.

Hatırlayalım dünyaca ünlü sanatçılar Türkiye'ye gelip konserler veriyordu.

Kültür ve sanat eylem planımızı burada açıklarken yine Helün hanımla ben çok sayıda örnek verdim.

Türkiye dünyanın yıldızıydı ama inşallah yine olacak hiç endişeniz olmasın.

Çok daha güzelini yapacağız.

Avrupalı iş insanları dünyada iş yapabilmek için gelip bizden pasaport istiyordu. Diyordum, ‘sizin Avrupa Birliği pasaportunuz var bizim pasaportu ne yapacaksınız?’ Diyorlardı ki ‘Bizim Avrupa olarak sömürge geçmişimiz var. ‘Güney Amerika'da Afrika'da Asya'da iş yaparken Avrupa Birliği pasaportu öyle sandığınız kadar geçerli değil. Hep böyle şüpheyle bakıyorlar bize. Ama Türkiye Cumhuriyeti hep pasaportunu masanın üzerine koyduğumuzda dünyanın her yerinde rahat iş yapıyoruz’ diyorlardı.

Bunu diyenler Avrupalı iş insanlarıydı. Bunları yaşadık.

Hani bunları hiç yaşamamış olsak deriz ki ‘ya kaderimiz böyle bizden bu kadar bu ülke bu kadar.’ Ama öyle değil arkadaşlar bu ülke çok büyük bir ülke ve çalışınca ulaşınca hemen sonuç alabileceğiniz hemen ayağa kalkabilecek bir ülke.

Türkiye Cumhuriyeti pasaportu saygındı, itibarlıydı, kapıları açıyordu.

Şimdi durum berbat. Bizim pasaportumuzu görünce dünyanın neresinde olursa olsun konsolosluklarda vize memurlarının yüzü ekşiyor. ‘Türkiye, ne istiyorsun, talebin ne’ diyor.

Böyle bir şey olur mu?

Dünyanın her yerinde bizim vatandaşlarımız 2. sınıf 3. sınıf yerine konmaya başladı.

Sadece ve sadece bu iş bilmez hükümet yüzünden başka bir sebebi yok.

Hakikaten Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın arkadaşlar.

Biz vizesiz Avrupa'nın eşiğine getirdiğimiz Türkiye'yi aldılar tekrar 3. lig ülkesi yaptılar.

72 maddenin 67'sini tamamlamıştık. Avrupa ile vize tamamen kalkıyordu.

Kimliğini koyan Avrupa'ya gidip gelecekti cebine. Fakat tamamen kapattılar ülkeyi.

Herkesle kavga ettiler herkesle düşman oldular.

Şimdi de seçime 3 ay kala 5 ay kala bütün ülkelerin peşine düşüyorlar acaba aramızı düzeltebilir miyiz diye.

Masasına oturmam diyenin eline iki elle sarılıyor böyle sıkıyor.

Zalim dediğine gidiyor peşine düşüyor işte savunma bakanları yeni Moskova’da buluştu.

Acaba Esad'la şöyle bir görüşebilir miyiz? Acaba Esad kardeşimle gene bir kucaklaşabilir miyiz?

Bu ne biçim zikzak bu ne biçim U dönüşü.

Peki, sen niye arayı bozdun niye bu kadar ülkeyle kavga ettin? Niye bu kadar ülkeye tüm dünyayı Türkiye'yi kavgacı uzlaşmaz bir ülke olarak gösterdin?

Bunun bir bedeli olmayacak mı?

İnsan çıkar önce bir şu milletten özür diler.

‘Kusura bakmayın ben yanlış yapmışım hata yapmışım. Suudi Arabistan'a katil derken de hata yapmışım Birleşik Arap Emirlikleri’ne terörün finansörü derken de hata yapmışım, Sisi'ye zalim diktatör derken de hata yapmışım. Başar’a zalim derken de hata yapmışım’ der insan çıkar önce bu milletten özür diler de ondan sonra gider ilişkileri düzelir.

Pervasız vurdum duymaz.

‘Bugün keyfim böyle istiyor’ diyor arayı bozuyor yarın ‘keyfim böyle istiyor’ diyor arayı düzeltiyor. Ama bunu dikkat edin seçime 3 ay kala 5 ay kala yapıyor.

Değerli arkadaşlar bakın şu anda Türkiye’de onlarca kez giriş çıkış yapan vatandaşlarımız, Avrupa’ya defalarca gidip gelen vatandaşlarımız vize alamıyorlar vize başvuruları reddediliyor.

Bu ülkeyi bu ülkenin vatandaşlarını biz bu kadar itibarsız hale düşürmek hiç kimsenin hakkı değil. Hadi de değil. Yeter artık diyoruz.

Çünkü el alem Türkiye’yi artık “ne olacağı belli değil ne yapacağı belli değil, sağı solu belli olmaz riskli ülke” diye etiketliyor.

Aslında ne yapacağı belli olmayan sağı solu belli olmayan ülkenin Cumhurbaşkanı.

Bu ülkenin 85 milyon vatandaşı değil. Bir kişi yüzünden 85 milyon zan altında kalıyor 85 milyonun itibari yerle bir oluyor.

Vatandaşlarımız hakkında ‘ya bunlar gelirler ama geri dönmezler. Çünkü onların ülkesi korkulan bir ülke. Onların ülkesi artık kimsenin yaşamak istemediği bir ülke. İnsanlar akın akın kaçıyor gelirler bir daha dönmezler’ diye o vizeler verilmiyor.

Bunun başka bir sebebi yok.

Bizim vatandaşlarımızın vize almaktaki zorluk çekmesinin en önemli sebebi Türkiye'nin insanların kaçmak istediği ve geri dönmek istemediği ülke haline gelmesi.

Bu hale getiren kim? Bir kişi bir kişi. Her şeyin altında imzası olan o tek kişi.

Bunlar bize yakışmıyor arkadaşlar.

Ben bu konuda Avrupa makamlarına da seslenmek istiyorum: Bizim vatandaşımıza bu haksızlığı, bu aşağılayıcı muameleyi yapmaya hakkınız yok. Bizim vatandaşlarımız onurlu vatandaşlar.

Bir kişi yüzünden siz 85 milyonunu cezalandıramazsınız.

Erdoğan'a kızıyorlar 85 milyonu cezalandırmaya çalışıyorlar. Böyle bir şey yok. Ben de Avrupalı dostlarımıza sesleniyorum. Kendinize gelin diyorum.

85 milyon birden büyüktür Türkiye 1'den büyüktür diyorum.

Ülkesinde yerleşik olan, ülkesinden memnun, işinde gücünde olduğu apaçık insanları vize kuyruklarında, hem de yüksek vize ücretleriyle aylarca süründürmeye hakkınız yok diyorum.

Fakat arkadaşlar, bu muamelenin hesabını soran bir iktidar da yok.

Çünkü onu söyleyecek cesareti yok onu söyleyecek yüzü yok.

‘Ya sen niye benim vatandaşıma kuyrukta bekletiyorsun’ diyecek yüzü yok. Çünkü daha dün kavga ediyordu hepsiyle.

Seçime 3 kala beş Kala maşallah. Ekonomide torbanın ağzı açıldı kesenin ağzı açıldı.

Dünya ile barışmada gayet cömert. 4,5 yıldır aklın neredeydi? 4,5 yıldır sen niye bu ülkenin ekonomisini niye bu hale düşürdün? 4,5 yıldır niye bu ülkenin itibarını sıfırladın? Seçime 3 ay kala 5 ay kala mı aklına geldi?

Ama inanın arkadaşlar seçim için yapılan her şey bilin ki seçimden sonra tersine döner. Bu böyledir.

Eğer bir iktidar sadece seçim geliyor diye panik halinde bir şeyler yapıyorsa bilin ki seçimden sonra işler kötü. Bilin ki seçim için bunları yapan seçimden sonra bambaşka şeyler yapmaya da adaydır.

İşte biz bunların hepsini üstesinden geleceğiz arkadaşlar.

Önce koskoca Türkiye’nin dış politikasını, tek kişinin dürtülerine bağlı olmaktan kurtaracağız.

Hukuk devletini sağlayacağız.

Tam demokrasiyi sağlayacağız.

Ve ülkemizi çabucak ayağa kaldıracağız.

DEVA Partisi iktidarında, haysiyet kırıcı vize kuyrukları meselelerini de çözeceğiz.

İtibarlı dış politikamızı etkili bir turizm diplomasisiyle beraber yürüteceğiz.

Endişeye mahal yok arkadaşlar. Pasaportumuza itibar kazandıracağız.

Aynı zamanda ekonomimizi de yeniden güçlendireceğiz.

Hatırlayın, 10 yıl önce emekliler de gençler de biriktirdikleri parayla Avrupa turu yapardı.

Şöyle emekli maaşından 6 ay kenara bir şey koydukları zaman bir haftalık İtalya turuna gidip gelirdi emeklilerimiz. Bunlar yaşandı bu ülkede.

Özellikle gençlere seslenmek istiyorum. Gençler bazen bunları dinleyince tabii onların çok küçük yaşları o yaşlar hatırlamıyorlar o günleri. Onlar ‘galiba olmaz’ diyorlar.

‘Çünkü biz kendimizi bildik bileli bu ülke hep kötüye gidiyor’ diyorlar.

Ama inanın ilk seçimden sonra bu ülke artık o kötüye gidişi durduracak tekrar ülkemiz her türlü grafikte yükselmeye başlayacak.

Tabii o günlerde gençler intrail yaptı.

Emeklilerimizin Avrupa'da tatil yaptığı yıllarda Euro kaç liraydı? en fazla 2 lira. 1.80, 90, 2. Şimdi kaç lira oldu? 20 lira oldu.

İşte paranın erimesi bu, fakirleşme bu. Bunun adı nedir arkadaşlar paraya bir sıfır eklemektir.

Ve Sayın Erdoğan diyor ya ‘Ali Babacan ben imza atmasaydım bu 6 sıfırı atmazdı’ diye. Ben de diyorum ki imza elinde. At bir imza da enflasyonu da faizleri düşür diyorum.

Bak tek imzayla ülke yönettiği dönemde ne oldu? sen bırak sıfır atmayı getirdiğin bir sıfır ekledin. Kendi elinle o sıfıra ekledin.

2 lira olan avro bugün 20 liraysa o sıfıra ekleyen Sayın Erdoğan'ın kendisi.

O geldi imzasıyla o sıfıra ekledi.

Ama inşallah inşallah arkadaşlar bunların hepsi geçici.

Hepsi çok çabuk düzelecek.

*****

Değerli arkadaşlar,

Tabii bugünkü eylem planımız çok kapsamlı bir çalışma.

Helün hanıma tekrar teşekkür ediyorum. Geceli gündüzlü bir çalışma ile bu ortaya çıktı. Çok geniş bir katılımla bu eylem planı ortaya çıktı.

Biraz sonra kendisi detaylarını paylaşacak ama ben eylem planı içinden şöyle birkaç hususa değindikten sonra sözü Helün Fırat Hanım’a devredeceğim.

Eylem planımızın en önemli konularından birisi turizm sektöründe faaliyet gösteren firmalar.

Sektörü güçlendirecek bir eylem planı hazırladık biz ve sektörün yaşadığı sıkıntıların farkındayız.

Pandemi döneminde ciddi bir kriz yaşayan turizm sektörünün, gerçek potansiyelinin hala altında bir performans gösterdiğini de görmemiz lazım.

Pandemi de sektörü çok büyük bir darbe aldı.

Bütün dünyada devletler sektöre yardım ederken biz de ne yaptığı hükümet IBAN numarası verdi.

Herkes vatandaşına destek veriyor bizim hükümet IBAN numarası veriyor bana para ver diye.

Bu kadar dünyadan habersiz bir yönetim söz konusu.

Turizm sektörü de gerçekten çok büyük sıkıntı yaşadı.

Oteller restoranlar kafeler aklınıza gelen her işletme büyük ekonomik güçlükler çekti.

Fakat yabancı turistlere seslenmek isteyen iktidar ne yaptı?

Gitti, kendi insanımıza hatırlayın maskeler taktırıp reklam filmi çekti bütün dünyaya dağıttı. Maskelerin üzerinde ne yazıyordu? Bizim kendi çalışanımızın maskesinde “Keyfine bak, ben aşılıyım”.

Böyle bir şey olur mu? Kendi insanını bu kadar yerin dibine sokan bu kadar itibarsızlaştıran bir anlayış olabilir mi?

Ne için? Sırf paracıklar gelsin sağdan soldan diye.

Kendi milletini aşağılayan zihniyetten hiç kimseye fayda gelmez arkadaşlar.

Turizmi güçlendirmenin yolu nedir biliyor musunuz?

İşletmeciden çalışana, yerli turistten yabancı turiste kadar herkesin faydasını gözetmektir.

İşte biz de böyle bir anlayışla hareket ettik. Taahhütlerimizi eylem planımızda belgeledik.

Sektördeki mevsimsel dalgalanmaların işletmeler üzerindeki etkisini azaltacak, istihdamla ilgili sorunları hafifletecek her türlü tedbirler alacağız.

Biliyorsunuz turizmde yaz turizmi kış turizmi derken inişler çıkışlar oluyor.

Bundan hem işletmeler etkileniyor hem de çalışanlar etkileniyor. Bununla ilgili eylem planımız önemli hususlar var ama bu konuların biraz daha derinleştirilmesi gerekecek. Bu eylem planımızdaki başlık olarak koyduğumuz çalışmaların biraz daha ilerletilerek sektörlerle istişare halinde bu mevsimselliğin sektör üzerinde firmalar üzerinde ve çalışanlar üzerindeki etkilerini minimuma indirecek tedbirler kuşkusuz gerekecek.

Aynı zamanda KOBİ düzeyindeki turizm işletmelerinin ve seyahat acentelerinin kamu teşviklerinden yararlanabilmesini sağlayan tedbirleri mutlaka alması gerekecek.

Sektördeki arkadaşlarımız bunların acısını çok ağır yaşıyor, biliyorum.

Hepsinin hızla üstesinden geleceğiz. Beraberce geleceğiz ve bu işi düzelteceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar

Turizm sektörünü güçlendirmek aynı zamanda doğamızı da korumak anlamına geliyor.

Doğamızı sadece Turizm için korumayacağız. Kendimiz için gelecek nesillerimiz için ülkenin çok daha yaşanabilir bir ülke olması için tabiatı koruyacağız ama tabiatı korumak aynı zamanda bu ülkenin çok daha cazip turizm için çok daha elverişli bir ülke haline gelmesinin en önemli yollarından bir tanesi.

Ülkemizin havasına, suyuna, taşına, toprağına, kültürüne sahip çıkacağız.

Türkiye’nin doğal ve kültürel alanlarını 1 milim bile peşkeş çekmeyeceğiz.

İmar rantı uğruna tabiatın katledilmesine asla izin vermeyeceğiz.

Çocuklarımıza ve torunlarımıza abuk sabuk gri binalar değil, o TOKİ binaları değil yemyeşil kentler bırakacağız.

Bir dede ile bir ninenin torununa göstereceği kadim yeşil alanların, eşsiz kültürel mirasın yok olmasına asla razı gelmeyeceğiz.

Bu konuda biliyorsunuz bizim çok net bir yeşil çizgimiz var: o da nedir? Nesiller arası adalet.

Doğa hakları ve çevre konusunu “nesiller arası adalet” ilkesini esas alarak kavrayan bir partiyiz.

Yani, bu toprakların bizden sonraki sakinlerine yaşanabilir bir Türkiye bırakmakla mükellefiz.

Biz hakla, adaletle hareket edeceğiz. Ülkemizi de her alanda kalkındırarak bizden sonraki nesillere emanet edeceğiz.

Çünkü değerli arkadaşlar, biz ülkemizin değerini çok iyi biliyoruz. Ülkemizi seviyoruz. Ve bizden sonraki nesillere yüzlerce yıl tertemiz güzel bir ülkeyi bırakmak için canla başla çalışacağız.


*****

Değerli arkadaşlar değerli konuklar

Bugünkü lansman programımıza katıldığınız için tekrar teşekkür ediyorum.

Sözü Kültür, Sanat ve Turizm Politikaları başkanımız Helün Fırat Hanım’a bırakıyorum.

28 Aralık 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Kadın Eylem Planı Konuşması

Ali Babacan Kadın Eylem Planı Konuşma Metni

Kıymetli basın mensupları,

Değerli konuklarımız

Siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının çok kıymetli temsilcileri,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen tüm vatandaşlarımız,

Partimizin kadın eylem planını açıklayacağımız bu buluşmaya hepiniz hoş geldiniz diyorum.

*****

Bugün 19. eylem planımızla karşınızdayız.

Tabii, söylemesi kolay.

“19” deyip, geçmemek lazım. Siz onu gelin onu bir de hazırlayanlara sorun.

Bugün 19'uncusunu hazırlıyoruz ama bunların hepsi çok büyük emek ürünü.

Gece gündüz demeden ülkesinin problemleri için çözümler hazırlayan arı gibi çalışan insanların emeği bu.

Gerçekten değerli arkadaşlar çok büyük bir işi başarıyoruz.

Daha önce siyasi tarihimizde olmayan bir işi şu anda gerçekleştiriyoruz.

Hani diyorlar ya “Muhalefet ne yapacak? Muhalefetin projesi yok” diyen müfterilere de yanıtımızı somut bir şekilde bu eylem planlarıyla vermiş oluyoruz.

Biliyorsunuz, Türkiye’nin çözümlerini çalışıp, bütçesini, takvimini detaylarıyla ortaya koyan, “eylem planları” adıyla açıklayan ilk siyasi parti olduk.

DEVA Partisi’nden önce de böyle detaylı çalışmalar yapılmıyordu.

İktidar tarafında da yapılmıyordu onu söyleyeyim. Ben iktidar tarafında da oldum biliyorsunuz uzunca bir süre. Böyle bir alışkanlık yok. Plan program detaylı hazırlık alışkanlığı maalesef Türkiye'de yok.

‘Kervan yolda düzülür’ diye bir atasözümüz var biliyorsunuz.

Yola çıkalım arkadan gelir. İşte öyle olmuyor. O zaman ne oluyor Türkiye? Orta gelir tuzağına düşüyor ve orta gelir tuzağında sürekli patinaj yapan bir ülke oluyor.

Ne demokraside yüksek standartlara ulaşabiliyoruz ne insan haklarında yüksek standartlara ulaşabiliyoruz ne de ekonomide refahta yüksek standartlara ulaşabiliyoruz.

DEVA Partisi’nden önce vatandaşın en küçük sorununu dahi ne zaman, nasıl çözeceğini gerçekçi planlarla ortaya koyan bir yönetim anlayışı yoktu Türkiye’de.

İşte bu yüzden biz, siyasette bir ilke imza atmanın, eylem planları ile vatandaşımızın önüne çıkmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

Bu eylem planlarının görünmez ellerine de ayrıca çok teşekkür ediyorum. Çünkü gerçekten partimiz mensubu olmasa dahi bu çalışmalara katkı veren emeğini ortaya koyan çok arkadaşımız var. Ben onlara da huzurlarınızda özellikle teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Malum, siz beni ve ilgili başkanları görüyorsunuz ama her bir eylem planında, yüzlerce insanın emeği katkısı oluyor.

Gerçekten bu Türkiye çalışması oluyor. Zaten bugüne kadar açıkladığımız eylem planlarına da şöyle bir baktığımızda gerçek bir Türkiye çalışması olduğunu görüyoruz çünkü hazırlayanlar her siyasi görüşten insanlar.

Böyle dar bir ideolojik bakış yok.

Sadece belli kimlikten olan insanların hazırladığı şeyler de değil.

Çok geniş bir katılımla temsil gücü çok yüksek olan heyetler tarafından bu planlar hazırlanıyor. Ve açıklandıktan sonra da toplumda çok geniş yer buluyor.

Tabii ki eksikler olabilir tabii ki yanlışlar olabilir ama zaten diyoruz ki seçime az daha olsa biraz daha zaman var.

Eğer hatamız varsa düzeltiriz. Eksiğimiz varsa tamamlarız ve bu şekilde istişareye ve görüşe de açık bir yöntemle bundan sonraki süreci de hep beraber işletiriz diyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Dediğim gibi 19. eylem planımızın konusu “kadın politikaları”.

Eğitimden sağlığa, sosyal hizmetlerden iş hayatına, yargıdan sanata kadar her alanda kadın odaklı bir dizi çözüm gerçekleştirdik.

Detayları birazdan Elif Hanım sizlerle paylaşacak ama öncesinde ben kısaca şöyle bir değinmek istiyorum. Bazı konulara vurgu yapmak istiyorum.

Arkadaşlar, bizim çok net bir hedefimiz var: Bakın bu iş hedeflerle yürüyen bir iş. Kadın-erkek eşitliğini “sözde” değil “özde” yaşamak zorunda özde.

Her alanda ama her alanda kadının eşit ve güçlü olması için var gücümüzle çalışmamız gerekiyor.

Bakın “özde” diyorum, çünkü biz bunu öncelikle kendi partimiz içinde yapmak için çok büyük gayret içerisindeyiz.

Biz kendi partimizde cinsiyet kotası uygulayarak ki yüzde 35 cinsiyet kotası kadın-erkek ayrımı yapmadan, partiyi ana kademe-kadın kolları diye de ayırmadan bir sistem kurduk.
Kadınlar her il ve ilçe teşkilatımızda en az yüzde 35 oranında yönetimle temsil ediyor. Ama bu cinsiyet kotası yani erkeklerin de yüzde 35'in altına düşmesine gönlümüz el vermiyor. Birkaç ilçede öyle durum yaşadık. İlçe başkanlarımız Kadın ilçe başkanlarımız yönetim sundular genel merkeze. Baktık ki hemen hemen tamamen kadın dedik ki yüzde 35 cinsiyet kotasıydı en az yüzde 35 de erkek var olsun dedik. Onu o şekilde revize ettirdik revize. O şekilde onayladık.

Gençler yüzde 20 oranında bizim yönetimlerimizde temsil ediliyor.

Yani kadınların ve gençlerin bizzat yönetim yapısı içerisinde olması oy veren karar veren mekanizmaların içinde yer almalarını biz çok çok önemsiyoruz.

Partimizi kurarken tüzüğümüze bütün bunları yazdık. Ve o şekilde yola çıktık.

Çok da iyi yaptık. Şu anda kadınlar ve gençler her zaman beraber yan yana omuz omuza beraberce bu yolu yürüyoruz.

Defalarca söylediğim bir noktanın da arkadaşlar koyu koyu altını çizmek istiyorum.

Bunu niçin yapıyorsunuz diye bize soruyorlar değil mi?

Hukuksuzluktan, bu şiddetten kurtuluşun yolu, kadınların emeğidir.

Ekonomik krizden kurtuluşun yolu, kadınların aklıdır.

Özgür ve zengin Türkiye’nin yolu; kadın-erkek, genç-yaşlı; topyekûn birlikte çalışmaktan geçer.

İşte tam da bu nedenle, kimseyi geride bırakmayacağız, bu yolu hep beraber yürümek zorundayız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Kadın hakları üzerinde tepinen siyaseti maalesef hep beraber içimiz burkularak ve üzülerek izliyoruz.

Belli ki seçimi kaybedeceğini anlayanlar “Türkiye’yi kadınlar üzerinden kutuplaştırırsam acaba yine kazanır mıyımın” derdine düşmüş durumda.

Bunlar hep siyasi tarihimiz boyunca benzerini gördüğümüz hamleler arkadaşlar.

İlk defa Türkiye bu filmi görmüyor.

Şu anda böyle seçimlere 3-5 ay kala yapılan bu bir siyasi mühendislik.

Ama şimdi ben buradan soruyorum;

‘Aklınıza şimdi mi geliyor?’ diyorum. Başörtüsü ile ilgili düzenlemeler 5 dönemden sonra20 yıldan sonra şu anda mı aklınıza geliyor?

‘Seçime 3 ay kala 5 ay kala mı aklınıza geliyor?’ diye soruyorum.

20 yılın sonunda, o 28 Şubat’la mücadele edeceğim diye bu vatandaşlarımızın desteğini alanlar 20 yılın sonunda kadınların başörtüsünü, “siyasi pas almak”, “siyasi gol atmak” konusu haline getirirken acaba hiç mi yüzleri kızarmıyor?

Bu hale mi geleceklerdi bu hale mi düşeceklerdi?

Evet, ülkemizde başörtüsü hakkı, muktedirlerin baskı aracına dönmüştü.

Anayasada ve yasalarda hiçbir yasak olmamasına rağmen, hukuk tanımayanlar kadınlara zulmetmişti.

Kadınlar en temel haklarından mahrum bırakılmışlardı.

Niçin?

Çünkü ülkemizde rejim tartışmaları hep kadın üzerinden yapıldı.

Ama fark etmiyor. Gücü eline geçiren hemen karşı tarafa zulmetmeye başlıyor. Gücü eline geçiren karşı tarafa eziyet etmeye başlıyor.
Şu son haftalarda yaşananları görüyoruz. Zamanında yargı ya da farklı vesayet sistemleriyle ezilenler gücü eline geçirdiğinde yine yargıyı kullanarak başkalarını ezmeye başlıyor.
Yeter artık diyoruz. Bu nöbetleşe zorbalık döneminin Türkiye'de bitmesi gerekiyor.
Herkes için özgürlük herkes için adalet herkes için hak hukuk demeden bu iş çözülmeyecek arkadaşlar olmayacak.
Türkiye'de laikliği tanımlayanlar da kadınlar üzerinden tanımladı dindarlığı tanımlayanlar da kadınlar üzerinden tanımladı.

Kadınlar siyasi kavgalarda adeta koçbaşı olarak kullanıldı.

“Başında örtü var” dediler, okula almadılar.

“Kadının yeri evidir” dediler, işe almadılar.

“Kadın çocuk bakar” dediler, siyasete almadılar.

Ama yeter gerçekten yeter. Artık biz yarınların Türkiye’sinde böyle bir şey görmek istemiyoruz.

Kadınların mutlu, özgür ve eşit olmadığı yerde kimsenin yüzü gülmez.

Onun için biz ne yapıyoruz?

Kadının siyasi ve ekonomik gücüne güç katmaya şu anda hazırlanıyoruz.

Ve bakın görün arkadaşlar, bunu inşallah hep beraber başaracağız.
Kafaya koyduğunuz zaman oluyor.
Bir örnek vereyim bakın. Yıl 2015. Biz Türkiye olarak G20 dönem başkanıyız. Ben de G20 dönem başkanı olarak G20 masasında oturuyorum koordinasyonu ben yapıyorum.
G20 ne demek? Dünya ekonomisinin yüzde 85'i demek. Dünya nüfusunun üçte ikisi demek bu ülkeleri topladığınız zaman ağırlığı olan ülkeler.
Ve biz Türkiye olarak oraya bir öneri getirdik dedik ki, 'bu G20'nin altında bir W20 yani kadın 20 yapısı kurulmalı’ dedik.
‘Bunun amacı da kadınların iş gücündeki rolünün ve etkinliğinin tüm dünyada artırılması olması gerekir’ dedik.
Ve bu projeyi sunduk dedik ki ‘her G20 ülkesinde kadın örgütlere özellikle iş dünyasına yakın kadın örgütlere bir araya gelsinler ülke ülke yapılar kurulsun ve yılda bir defa bu yapılar bir araya gelip G20 liderlerinden bir talep ve beklenti listesi oluştursunlar’ dedik.
Projemizi açıkladık. Ama G20 mutabakatla çalışıyor. Konsensüs ile çalışıyor.
Aynı şimdi bizim yeni 6'lı masamız gibi. Orada da mutabakat. Onun için biraz yavaş yürüyor ama sağlam yürüyor.
Böyle Deve adımlarıyla yürümek diye eskilerin kullandığı bir tabir vardır. Sağlam hedefi koyarsınız sağlam yürürsünüz. İstikrarlı olur. Yolculuk kazasız belasız geçer ve hedefinize ulaşırsınız. Bu mutabakat öyle bir şey.
G20 de aynı bizim 6'lı masa gibi mutabakatla yürüyor.
Baktık 4-5 tane ülkenin itirazı var diyorlar ki ‘ne gerek var şimdi hani. Bir daha bunlarla mı uğraşacağız. Zaten B20 var C20 var T20 var bir de W20 mi olacak?’
Baktık biraz durum ortada ben Washington’da yaptığım ilk basın toplantısında dedim ki ‘biz Türkiye olarak W twenty kurmak istiyoruz. Yani kadın 20 diye bir yapı kurmak istiyoruz’. Anlattım.
Uluslararası basın tabii kalabalık toplandı herkes.
Niyetimiz bu.
Dünyadaki kadınların özellikle iş dünyasındaki çünkü G20 ekonomi ağırlıklı olduğu için iş dünyasındaki rolünün ve etkinliğinin artırılması amacımız bu.
Ama dedim bu ‘konsensüs gerektiriyor’.
‘Biz projemizi açıkladık çoğu ülkenin desteği var. Bazı ülkelerde hala değerlendirmeye devam ediyor. Ülkelerin de desteğini alırsak konsensüsü de tamamlarsak bunu yapıyoruz’ dedim.
Tabii hemen ortalık karıştı. Özellikle kadın gazeteciler soru sormaya başladılar. ‘Hangi ülkeler o. Niye böyle bir şeye sıcak bakmıyorlar’ falan derken bir haftada öyle bir kamuoyu baskısı oluştu ki ülkeler tıkır tıkır hepsi onayını verdi mutabakatı sağladık ve biz W twenty kurduk.
Ve ilk defa bakın 2015'te oluyor bu Türkiye'de o zaman KAGİDER organizasyonu yaptık. Sanem Hanım KAGİDER başkanıydı.
O Türkiye'deki çalışmayı toparladı.
Her ülke çalışmalarını toparladı. O zaman kadın örgütleri bir araya geldiler. G20 liderlerinden ‘bizim sizlerden beklentimiz şudur talebimiz budur’ diye bildirgeye okudular. G20 liderleri de ‘kabulümüzdür yapacağız’ dediler söz verdiler ve yola çıktık.
Bizden sonraki dönem başkanı Almanya’ydı. Merkel başbakan dedi ki ‘ben aynı zamanda bir çalışan kadınım dolayısıyla ben W twenty'nin de kadın 20'nin de başkanlığını yapmak istiyorum’ dedi o masanın da başına oturdu.
Orada bir ivme daha verdi bizim bu projemize.
Sonra G20 masasına G20 Başkanı olarak oturdu orada da ivme kazandırdık.
Bakın 2015'te başlamışız 2023'e 9. yılı dünyaya biz böyle bir şey kazandırdık. Bunun da gururunu yaşıyoruz şu anda.
O gün bugündür aksamadan yürüyor bu süreç.
Değerli arkadaşlar,
Tabii ki bütün bu çalışmalar gerçekten çok önemli.
Yani biz dünyayı da bilerek sorunların detaylı analizini yaparak tabii ki dünyayı iyi anlayarak ama Türkiye'ye de iyi odaklanarak bu çalışmalarımızı yürütüyoruz.
DEVA Partisi’yle birlikte siyasette kadınların müzakereci, akılcı ve barışçıl tavrının hâkim olmasını isteyerek yola çıktık.

Kadın mücadelesi, Türkiye’nin değerli arkadaşlar kalbine kazınacak, kalbine.

Bunun için emek harcıyoruz ve inşallah göreceksiniz bu olacak.

*****

Kadınlar ne diyor? “İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönelim” diyor.

Döneceğiz arkadaşlar döneceğiz, döneceğiz.

Hanımefendiler, beyefendiler, İstanbul Sözleşmesi’ne döneceğiz.

Hem de Cumhurbaşkanlığı yemin töreni oluyor ya yetkiyi alıyor yemin töreninden sonra ilk imzalar atılıyor ya o ilk imzalardan birisi de hemen ilk gün bu sözleşmeye geri dönme imzası olacak.
Bunu gerçekleştireceğiz.
Gerçekten akıl alır gibi değil.
Türkiye o parlak yıllarında özgüveni olduğu yıllarda içerideki küçük basit siyasi hesaplarla değil dünya vizyonuyla hareket ettiği yıllarda bu sözleşmenin öncülüğünü yaptı.
Adı İstanbul Sözleşmesi. Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler geldiler burada İstanbul'da toplandılar bitirdiler.
Adını verdiğimiz kendi öncüsü olduğumuz sözleşmeden şu anda bu zihniyet çıkardı bu ülkeyi.
Amacı neydi bu sözleşmenin? Kadına şiddetse mesele bunun aması fakatı olamaz. Mazereti olamaz bu kadar basit yani. İnanın bu kadar basit.
Fakat sözleşme ile ilgili ne hurafeler uydurdular ne hurafeler. Neler neler.
Sonradan anladık ki aslında çok basit küçük bir siyasi oyun varmış işin ucunda.
Oda tutmadı zaten.
Çünkü niyet iyi olmayınca böyle ayaklarına dolanıyor. Hem sözleşmeden çıktılar hem de o küçük siyasi oyunlarını beceremediler.
Sözleşmeden çıktılar o gün bugündür ne oldu?

Bir sözleşmenin iç hukuka tercümesi yapılmadan pratiği olmaz uygulanması olmaz. Sözleşmeden çıktılar hiç hukukla ilgili de hiçbir değişiklik yok.

Sözleşmeden neden çıktıklarını da hala açıklamıyorlar.

Bugüne kadar ülkenin cumhurbaşkanından 2 kelime duydunuz mu? Defalarca soruyoruz sen niye buna imza attın niye çıktın diyoruz, derdin nedir diyoruz? Tek kelime yok.
Ne yapıyor arkadan fısıltıyla bazı yapıları şunları bunları ‘bak ben sizinle beraberim falan.’
Çık topluma açıkla bakalım derdin ne bu sözleşmeyle?
Bir açıkla. İki kelime duydunuz mu soruyorum arkadaşlar duydunuz mu ağzından?
Niye çıktın bu sözleşmeden?
Yook.
Çünkü arkadan fısıltı gazetesi ile bazı grupların hoşuna gitmeye çalışıyor onların sözünü ona desteğini almaya çalışıyor.
Yürümez yürümez.
Sen onlarla bunlarla uğraşana kadar bu iktidar elinden gidecek. Uygun bir yerde bu ülke bu millet seni oradan indirecek.
Çünkü niyeti sağlam tutmuyorsun.
Bakın arkadaşlar iş geri dönmekle de bitmiyor. İş yasaları mutlaka sözleşmenin ruhuna uygun hale getirmekten geçiyor. Hala öyle bir şey yok.
İstanbul sözleşmesine bakın ilgili yasalara bakın arada büyük makas açıklıkları var.
İş yasayla da bitmiyor.
O yasanın uygulanması gerekiyor.
Uygulamada ancak ve ancak siyasi irade meselesi.
Yani ülkenin en tepesindekilerin ‘arkadaş ben bu konuda taviz vermeyeceğim bakın en ufak en ufak bir tolerans olmaz yasanın gereği neyse yerine getirin’ diye sağlam bir irade ortaya koyması.
Siz en tepede bu sağlam iradeyi ortaya koymazsanız ne olur? O zaman sizin uygulayıcılarınız kolluk başta olmak üzere şiddet görenin yanında durmaz şiddeti yapanın yanında durmaya meyilli olur.
Şu anda da Türkiye'deki kadına şiddetin sorunun tam da özünde bu var.

Uygulamada şiddeti gören ile ilgili kadınla sorular var acaba şöyle miydi böyle miydi? Sanane. Sanane kardeşim şöyle miydi böyle miydi?

Burada şiddet var mı var. Sen şiddeti görene en ağır cezayı verecek süreci işletmek zorundasın.

Başka türlü bu sorun çözülmez mümkün değil.

Ama en tepedeki siyasi irade İstanbul sözleşmesinden çıkıyorum dediğinde aşağıya doğru mesaj ne?

‘Arkadaşlar idare edin işte bu konuları çok da böyle üzerine gitmeyin. Burası Türkiye’dir tolerans olabilir’ sinyalini mesajını ta aşağılara kadar vermektir bu sözleşmeden çıkmak.

O yüzden biz çok kızgınız öfkeliyiz ama bunun gereğinde İnşallah ilk fırsatta yerine getireceğiz.
Şimdi ne zaman kadına şiddet söz konusu olsa kimlerdenmiş üzerinde ne varmış saat kaçmış, neredeymiş? sorular bu. Sanane kardeşim sanane. Şiddet var burada demek ki sen gereğini yapacaksın.
Ve biz değerli arkadaşlar bu konuda sapasağlam bir siyasi iradeyle kadınların yanında olacağız.

Devlet şiddeti uygulayana cesaret vermeyi bırakacak. Devlet şiddete uğrayan kadının yanında sapasağlam duracak.

*****

Değerli Arkadaşlar,

Kadınların eğitim ve iş yaşamındaki konumlarına özel olarak eğilmemiz gerekiyor.

Öncelikle, kız çocukları eğitimde kalacak arkadaşlar.

Ve bu meseleyi özenle takip edeceğiz.

Bakın biz 2003 yılında bir şartlı nakit desteği denen bir uygulama başlattık şartlı nakit desteği.
İnanın haberleri yoktu.
Dünya Bankası’nın projelerine baktık dünyada çok güzel uygulamalar var.
Ve kız çocuklarının okula katılım oranını çok artıran projeler. Aldık onu kendimize göre adapte ettik uyarladık ve kız çocuklarının okula katılım oranında çok ciddi bir sıçrama meydana geldi.
Çok basit ne yaptık?
‘Çocuğunu okula gönderirsen’ dedik anneye ‘biz bir eğitim desteği vereceğiz’. Ve özellikle ihtiyacı olan ailelerde kız erkek çocuklarında kızlara dönük bir pozitif ayrımcılık yaptık.
‘Kız çocuğuna okula gönderirsen daha fazla vereceğiz’ dedik.
Ortaokul ve lisede bunları artırdık ve ödemeyi de anneye yaptık annenin hesabına yaptık.
Çünkü baktık babanın hesabına yatırdığımızda para başka yerlere gidiyor. Bazen duman parası bile olabiliyor yani.
Ama annenin hesabına yatırdığınızda o para kesinlikle o çocuk için harcanıyor başka bir yere gitmiyor.
Bu sabit tecrübe ile sabit.

Şimdi önemli mesafeler o yıllarda kaydedildi.
Ama neydi o yıllarda reform gayretimiz vardı o yıllarda demokrasi diyorduk özgürlükler diyorduk.
Şimdi kız çocuklarının okula kayıt olması tutunması devam etmesi ve en yüksek kademelere kadar eğitime devam etmesi ancak ve ancak buradaki gevşekliğin müsamahasına son vermekle mümkün.

Buna müsaade etmemek gerekiyor.

Öte yandan da çocuk işçiliğinin ve tırnak içinde söylüyorum, çocuk “evliliklerinin” mutlaka önüne geçmek gerekiyor.

Bu konu çok derin bir yara. Apayrı bir konu apayrı bir başlık konuştukça da inanın için parçalanıyor onun için de çok da şey yapmayalım ama bu da yine siyasi irade meselesi. Aması fakat olmadan siyasi irade meselesi başka bir şey değil.
‘Bu konuda acaba bir şey söylersek birilerini kırar mıyız ya şu adam da bize destek veren bir grup var. Onlar bir alınır mı alınmaz mı?’ Böyle amalı fakatlı falan tereddütle bu iş olmaz.
Önce karar vereceksin karar vereceksin. İlkeler bazında karar vereceksin.
Bu ülkeyi nasıl yönetmeye. Ondan sonra da gereğini yapacaksın.
Ve 85 milyon için bunu yapacaksın.
Bana yakın olanlar bana uzak olanlar diye ayırt etmeyeceksin.

Arkadaşlar, benim bu ülkede “Yokluktan çocuğumu okutamıyorum” cümlesini duymaya gerçekten tahammülüm yok.

Siz tutup 650 milyar lirayı tam 1 milyon tane konut yapacak parayı tutun zaten parası olana verin faiz ve kur farkı adı altında sonra bu ülkenin çocukları maddi eksiklikler yoksulluklar sebebiyle gerekli eğitimi alamazsın.
Böyle bir şey olur mu?
Bu tamamen öncelik meselesi.
Hükümetin bütçe yaparken önceliği nereye verdiği ile ilgili mesele.
Siz önceliği eğer zenginden yana kullanırsanız zaten parası olana daha çok devlet para versin derseniz şu an yaptıkları gibi bu ülkede yoksulluk artar.
Gelir dağılımı bozulur.

Değerli arkadaşlar,

Çocuğun yeri kreşidir, çocuğun yeri okuludur.

O yüzden de ihtiyacı olan ailelerin çocuklarına mutlaka nakit desteği sağlamak zorundayız.

Ama dediğim gibi özellikle de kız çocuklarını dikkate alarak ayrı bir akışla bunu yapmamız gerekiyor.

Eğitim için gereken masrafları da biliyorsunuz açıkladık. İhtiyacı olan her çocuk için, çıkaracağımız bir karta, eğitim yılı başında o gerekli miktarları yükleyeceğiz.

Böylece harcamalarda da ailelere özgürlük vereceğiz.

‘İlla şunu al, bak ben senin için şunu aldım. Al bunu kullan’ yok.

Harcamalarda özgürlük olacak.

Okul öncesi eğitimi yaygınlaştıracağız.

İnşallah önümüzdeki hafta biliyorsunuz 3-18 yaş eğitim eylem planımızı açıklıyoruz. 554 madde. Şimdiye kadar ki gelmiş geçmiş en kapsamlı eylem planı eğitim.

Çünkü konu çok büyük.

Yüksek Öğretimi daha önce açıkladık. Yüksek Öğretimi Mustafa Bey koordine etti açıkladı ayrı o. Bu şimdi 3-18 yaş eğitim.

Ve biz örgün eğitime 3 yaşında başlayacağız örgün eğitim. Ama zorunlu eğitim demiyoruz çünkü yine de özgürlük orada esas.

Eğer aileler anneler babalar ‘3 yaş küçük daha 1 yıl daha evinde olsun’ diyorsa hayhay.

Ama istiyorsa ki ‘bu yaş çok önemli çocuğun kapması gereken çok şeyler var. Dolayısıyla örgün eğitime şimdiden geçsin’ diyorsa aileler 3 yaşından itibaren okulların kapısı açık olacak ve 3 yaşından itibaren örgün eğitim başlayacak.
554 maddelik devasa bir eylem planı ile önümüzdeki hafta açıklayacağız. Pazartesi temel haklar eylem planı açıklıyoruz. Orada da dert çok ya.
350 kadar maddede orada var arkadaşlar. Temel haklar ve eşit vatandaşlık.
350 tane yapılacak adım. Hepsi takvime bağlanmış. Eğer para gerektiriyorsa hepsinin bütçesi hesap edilmiş.
Yani hiçbir şey öyle havaya boşa değil.
Hepsi uygulanabilir şeyler.
Şimdi bu hafta kadın eylem planımıza bugün başladık cuma günü Turizm var pazartesi temel haklar Çarşamba eğitimle 22'yi tamamlıyoruz.

Ve 22 fasiküllük bir ansiklopedi ile ilk defa bir siyasi parti böyle toplumun önüne ‘biz hazırız ülkeyi yönetmeye talibiz’ diye çıkmış oluyor.

Tabii eğitimden başlarken konu başka yerlere gitti de gerçekten arkadaşlar kreşten başlayayım ta okul mezuniyetine kadar iş hayatına kadar ta emekliliğine kadar mutlaka kadınlara özel bir bakış gerekiyor.

Özel bir perspektiften bir prizmadan bakmak gerekiyor ki sorunları çöze çöze çöze çöze gidelim ve o makası bir an önce Türkiye'de kapatalım.

Biz kız çocuklarının her alanda yükselmeleri için elimizden geleni ardımıza koymayacağız.

Ve inanın arkadaşlar dünya çapında bilim kadınları yetiştireceğiz bilim kadınları.

Dün biliyorsunuz MIT deki bir kadın bilim insanımız Rahmi Koç ödülünü aldı. Ben buradan tekrar kendisini tebrik ediyorum.

Bu modellerin ve örneklerin çoğalması gerekiyor. Siz imkân tanıyın yeter ki fırsat verin olacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Kadınların ekonomik açıdan güçlenmesi de önemli bir hedef.

Biz, kadınlara iş imkânları mutlaka sunmamız gerekiyor.

Kadınların hem çalışma hem de ücretlendirme şartlarını iyileştirmeleri gerekiyor.

Maalesef bu acı bir gerçek Türkiye'de öyle ama dünyada da var bu kadınlar ne erkekler aynı işi yaptığı zaman maaşlarda gelirler de farklılıklar oluşuyor.

O da makas oluyor.

Ülkede demokrasi ilerledikçe bakıyorsunuz makas azalıyor. Ama demokrasi geri kaldıysa bir ülkede olmak makasta açılıyor.

İşte bu “Eşit işe eşit ücret” anlayışına göre tedbir almak zorundayız. Bu anlayışı lafta bırakmayacağız.

Ayrıca kadının iş yerinde maruz kaldığı mobbing gibi durumlarda da ciddi bir duruş gerekiyor. Bu da bir siyasi duruş meselesi. Bu da devletin tutumuyla alakalı sapasağlam bir duruş olduğunda insan inanın insanların kımıldaması zorlaşır.

‘Bu iş ciddi ben dikkat edeyim’ der. Dolayısıyla bu tamamen sağlam bir düzenleme ve denetleme meselesi.

Tabii anneler için kreşler bu son derece önemli.

İşletmelerin kendi çalışanları için kreş açmalarını ya da bir kreşle anlaşmalarını teşvik edeceğiz.

Kreş açmayan ya da açık kreşlerle sözleşme yapmayan iş yerlerine ise bir miktar yaptırımlar uygulamak zorunda kalacağız.

Aks halde bu kendiliğinden olmuyor.

Çünkü bakıyoruz kadınların iş hayatından kopması kadın erkek arasındaki eşitsizliğin önemli nedenlerinden birisi bu geleneksel olarak aslında yavaş yavaş Türkiye'de de değişiyor bunu memnuniyetle izliyoruz ama geleneksel olarak kadının çocukla ilgili sorumluluğu.

İşte o çocukla ilgili sorumluluğun hem kadın erkek arasında ebeveyn arasında paylaştırılmasını gerektiren o yönde hazırlanan mevzuat gerekiyor ama hem de bu kreş konusu gerçekten iş hayatından kopmamak için o terfilerden geri kalmamak için son derece önemli.

Ayrıca kadınların sadece “iş bulan” değil, aynı zamanda “iş kuran” insanlar olmasıyla ilgili de özel bir gayret gerekiyor.

Onun için kadın girişimciyi destekleyeceğiz.

Kadın üreticiyi destekleyeceğiz.

Kadın esnafı destekleyeceğiz.

Kadın zanaatkarı destekleyeceğiz.

Satış yaparak para kazanmaları için her türlü imkânları da o zanaatkar kadınlara girişimci kadınlara sağlayacağız.

Çünkü arkadaşlar, ne diyoruz?

Kadın varsa çözüm var.

Kadın varsa kalkınma var.

Kadın varsa bereket var diyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Buradan bir şeyi daha ilan etmek istiyorum.

Kadınlar sosyal devlet dışında hiç kimseye, hiçbir kuruma, hiçbir gruba mecbur kalmayacak.

Şimdi bakıyoruz sadece ve sadece maddi imkansızlıklar sebebiyle devletin sosyal devlet görevine doğru düzgün yerine getirmemesi sebebiyle farklı gruplar ve farklı yapılarla da kadınların mecbur ilişkiler geliştirmek zorunda aidiyet ilişkileri geliştirmek zorunda kaldıklarını da görüyoruz.
‘Bir mensubiyetim olsun bir aidiyetim olsun ki oradan yardım gelsin. Şöyle bir grubun içerisinde yer alayım ki oradaki sosyal dayanışma mekanizmasından ben de yararlanayım’ diye bir kaygı içerisinde beklenti içerisinde kadınlar olmasını istiyoruz.
Bunun görevi devletin. Devlet görevini tam olarak yerine getirdiğinde mecburiyet kalmayacaktır.
Ha kendi arzusuyla isteğiyle sosyal gruplaşmalar olabilir sosyal farklı yapılar içerisinde beraber çalışmalar farklı etkinlikler olur ama bu özgür bir irade ile özgür bir tercihle olmalı. Maddi imkansızlıklar ve mecburiyet sebebiyle asla olmamalı.

Değerli arkadaşlar,

İhtiyacı olan ailelere daha önce de açıkladık “Asgari Gelir Desteği” diye bir projemiz var. Bu projeyi uygulayacağız.

Şimdi bu projeyi 6'lı masada diğer partilerin de benzer projeleri ile birleştirip tek bir proje haline getirme gayretimiz de var.
Mesela ‘Aile Sigortası’ diye Ana muhalefet partisinin bir projesi var. Aslında o projede özü temeli benzeyen şeyler. Ne yapıyoruz 6’lı masada?
Bazı projeleri birleştirip tek bir proje haline getirmede yoğun bir gayretin içerisindeyiz.
Yani işin özü şu; hiçbir vatandaşımız hiçbir hane halkı asgari gelir seviyesinin altında kalmasın en temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir gelir seviyesine onu çıkartmak onu sağlamak devletin görevi olsun. Özü bu yani. Adına ne derseniz deyin sistemi nasıl kurarsanız kurun özü bu.

Aynı zamanda arkadaşlar çalışma imkânlarının sunulması da yani kadınların çalışarak alnın teriyle bileğinin gücüyle çalışarak ve bizzat çalışma hayatının içinde olarak hayatını kazanması da zaten bu sosyal devlet sosyal yardımda olan ihtiyacı azaltacak.

Ve asıl amaç o olmalıdır.

Şu andaki hükümet bakıyoruz kaç milyon insana yardım dağıttı ile övünüyor değil mi?
‘Şu kadar milyon insana şu kadar para verdim.’
İyi ettin.
Yoksulluk sınırının altına düşür milleti insanları yoksullaştır topladığın vergileri heybeye doldurup o heybeyle git zaten parası olana ver kurmalı diye faiz diye ver ondan sonra da ‘bak ben milyonlarca kişiye yardım ediyorum’ diye övün.
Gerçekten ayıp.
Asıl amaç ne olmalı? Yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımızın sayısını azaltıp vatandaşlarımızın kendi çalışmalarıyla kendi emekleriyle kendi hayatlarını sürdürmesi.
Asıl nihai hedefin mutlaka o olması lazım.

Kısacası, anneler kara kara “Çocuğuma ne yediririm?” diye artık düşünmeyecek.

İhtiyacı olan hanelerde yeni doğan bebeklerin mamasını, sütünü, bezini devlet olarak biz karşılayacağız.

Bunlar temel ihtiyaç.

Bebek bezinin mamanın kilitle satıldığı marketlerde kilitle satıldığı bir ortama getirdiler maalesef ülkeyi. Ama buradan çıkarmak da bir o kadar kolay bir o kadar da hızlı olacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Seçimlere şurada 3 ya da 5 ay kaldı. Artık Mart mı Nisan mı Mayıs mı ama sayılı gün çabuk geçecek.

Evdeki kadının emeğini hiçe sayan, sokakları tekinsiz kılan bu iktidarı müsait bir yerde hep beraber indireceğiz.

Biliyorsunuz Beştepe kadınların ahını aldı. Umudunu aldı. Ekmeğini aldı. Huzurunu, neşesini aldı.

Ama bakın görün; kadınlar da Beştepe’dekilerin tahtını alacak, bu olacak.
Sadece kadınlar o tahtı almakla kalmayacak o tahtı önce bir kıracak atacak.

Çünkü sistemi değiştireceğiz değil m? O tek adam sisteminden parlamenter sisteme geçerek hep beraber demokrasiyle ülkemizi yöneteceğiz inşallah.

Ve Türkiye mutlu kadınların ülkesi olacak.

*****

Değerli arkadaşlar, sözlerimin sonuna doğru daha evvel yaptığım çağrımı yinelemek istiyorum:

Bu ülkenin tüm kadınlarına sesleniyorum:

Ülkemizin yarınları için, özgürlük için, eşitlik ve adalet için, iyi eğitim için, zengin Türkiye için, çocuklarımızın bugününü ve yarını kurtarmak için, hepinizi DEVA Partisine davet ediyorum.

Gelin hep birlikte; hukuku ayağa kaldıralım. Hukuk devletini güçlü bir şekilde tesis edelim.

Gelin hep birlikte; nitelikli eğitim için hızlı adımlarla yürüyelim. Ekonomimizi canlandıralım, üreten zengin bir ülke olalım.

Gelin, kadına şiddeti bu topraklardan silmek için hep beraber çalışalım.

Bunu başarabiliriz ama ancak ve ancak hep beraber olursak başarabiliriz.

İşte bu yüzden ülkemizin tüm demokrat kadınlarını hakkın, adaletin, özgürlüğün yanına davet ediyorum.

Ülkemizin tüm demokrat kadınlarını DEVA Partisi’ne davet ediyorum.

Çünkü DEVA’da “kadınlar üzerinden” siyaset yapılmaz. Bizde siyaset, “kadınlar için” yapılır.

Çünkü DEVA’da eşitlikçi siyaset vardır.

Siyasette artçı değil, öncü olmak için tüm kadınları DEVA Partisi’ne davet ediyorum ve tekrar hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun var olun diyorum.

*****

 

 

 

21 Aralık 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Gençlik Eylem Planı Konuşması

Ali Babacan’ın Gençlik Eylem Planı Konuşması

Kıymetli basın mensupları,

Değerli konuklar,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

*****

Bugün Gençlik Eylem Planımızla karşınızdayız.

Gerçekten şu anda Türkiye’de siyasetin sürekli laf ürettiği bir dönemdeyiz.

Siyasette eski bir alışkanlık kötü bir alışkanlık laf üretmek fakat biz alışılageldik bir siyaset yapmıyoruz.

Türkiye’de siyasete yeni bir soluk kazandırdık. Türkiye’de yeni alışkanlıklar yeni gelenekler yeni bir kültür kazandırdık.

Yani biz aynı zamanda iş üretiyoruz.

Ama biz yola çıkarken taahhüt etmiştik:

Siyasete ki bu yeni tarz, yeni üslup, yeni yol gerçekten ülkemize çok farklı bir dönem başlatacak ve hep beraber inşallah ülkemiz için güzel günlere doğru el ele omuz omuza yürüyeceğiz.

Biz sadece sorunları tespit etmekle kalmıyoruz her başlık altında tek tek çözümlerimizi açıkça ortaya koyuyoruz.

Bugüne kadarki hiçbir hükûmet programında olmayan detayları şu anda biz ortaya koyuyoruz.

İşte 18. Eylem planımız.

Böyle basılı hale gelip bir fasikül olunca, okuması, anlatması kolay oluyor ama bir de bunu hazırlayanlara sorun. Gerçekten bu çalışmaların arkasında, yetkin bir kadronun muazzam emeği var.

Burada her eylem planımızda olduğu gibi madde madde madde madde neler yapacağımızı, gençlik politikaları konusunda neler yapacağımızı ortaya koymuş durumdayız.

Ben böylesine güzel çalışmalar yapan böylesine önemli başarılı çalışmalara imza atan bir ekibin başında olmanın bugün haklı gururuyla karşınızdayım.

*****

Değerli arkadaşlar,

Gençlik eylem planımız, pek çok konuyu yatay kesiyor. Yani pek çok politika alanıyla iç içe bir konudan bahsediyoruz. Özellikle eğitim, hukuk, sağlık gibi farklı alanlarda gençlik politikalarıyla beraber ele alınması gereken çok husus var.

Amacımız, gençlerin huzurla nefes alacağı, yarınlarından endişe etmeyeceği bir ülkeyi hep beraber sizlerle inşa etmek.

Bu çalışmada da en büyük rehberimiz gençler oldu. Hep söylediğim gibi biz gençlerin arkasından yürüdük. Her çalışmada olduğu gibi bu çalışmada da gençlerin arkasından yürüdük.

Biz “Su küçüğün söz büyüğün” diyenlerden değiliz. İlk sözü hep gençlere veriyoruz ve gençler yürüyor biz arkalarından devam ediyoruz.

Biz gençlere ‘başımıza yeni icatlar çıkarın’ diyoruz.

Çünkü yeni fikir buluş, dinamizm bugünün güncel sorununu yakalamak ve çözüm üretmek en çok da gençlerimizin çok da mahir olduğu konular gerçekten.

Biz parti olarak kuruluşumuzda çok önemli bir karar verdik biliyorsunuz arkadaşlar. Biz gençlik kolları kurmadık.

“Gençler karar mekanizmalarının içinde olmak zorunda” dedik.

Gençleri sadece bayrak asıp indirmek, mitinglerde sloganla yükümlü bir çalışma grubu olarak asla görmedik görmeyeceğiz de. Yani asıl ana kademe var gençler de yardım ediyor... Değil.

Gençler bizzat işin içinde. Genel merkezimizde illerde ilçelerde her yönetim kurulumuzda gençler fiilen karar alma mekanizmalarının içinde biliyorsunuz.

Bizim partimizin yapısının en önemli farklarından birisi bu.
Çünkü gençlik kolları ve kadın kolları biliyorsunuz çoğu partide simülasyon yapıyor aslında.

Ana kademe var bütün kararlar ana kademede veriliyor. Gençlik ve kadın çalışmaları benzer organizasyon yapısına sahip olmasına rağmen karar mekanizmalarının içinde olmuyorlar.

Yani oy kullanma hakları olmuyor. Oysa bizim sistemimizde gençlerde kadınlar da bizzat oy kullanma mekanizmasının içinde oy kullanma haklarına sahip. Ve en az %20 oranında da gençler bizim parti tüzüğümüzü temsil ediyor karar mekanizmalarımızda.

Genç arkadaşlarımın fikirlerinden istifade edebildiğim için de kendimi ve parti olarak kendimizi çok çok şanslı görüyoruz.

Bir kez de daha huzurunuzda bu çalışmalarda emeği geçen, bizlerle beraber yol yürüyen yönetim mekanizmalarımızda yönetim yapılarımızın içinde olan veya partimizin üyesi olup çalışmalara yoğun bir şekilde bizimle katkı veren omuz veren bütün genç arkadaşlarıma burada huzurlarınızda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bugün Türkiye’de siyasette derhal yepyeni bir soluğa ihtiyacımız var.

Geçmişin hesaplaşmalarıyla, yarınlara ceza kesme devrini kapatmanın da artık zamanı geldi bu ülkede.

Bugün gençler mutsuz ama daha da acısı umutsuz.

Yani bugünkü mutsuzluktan öte geleceğe doğru ümitleri yok gençlerin.

Yani ‘bugün işler kötü galiba hep böyle olacak. Hatta daha da kötüleşecek. Biz bari kendimize yaşayacak bir ülke bulsak’ diyorlar.

Bu da inanın bizim içimizi parçalıyor.

Çok yazık.

Bu ülke böyle bir tabloya layık değil. Bu ülke bunu hak etmiyor.
Öyle bir dönemdeyiz ki arkadaşlar gençliğe en çok ne borçluyuz biliyor musunuz? “Gençlik” borçluyuz.

Bizim gençlere en önemli borcumuz şu anda “gençlik”.

Çünkü yaşlarının gereği olan hayatı yaşayamıyorlar. Yaşlarının gereği olan işleri yapamıyorlar.

Fırsat eşitliği yok.

İyi bir eğitim alma aslında bir hak fakat eğitim sistemimizle ilgili çok ciddi sorunlar var.

Herkesin lüks diye tarif ettiği bugünlerde özelikle pek çok şey aslında ihtiyaç.

Bugün bir akıllı telefon lüks değil ihtiyaç.

Bugün bir bilgisayar lüks değil ihtiyaç.

Bugün bir şöyle arkadaşlarıyla sohbet edip bir yemek yemek lüks değil ihtiyaç.

Onu bırakın çıkıp dışarıda bir kahve içmek lüks değil ihtiyaç.

Ama şu anda öyle bir iklim oluştu ki Türkiye’de maalesef en temel konularda dahi artık insanların ulaşamadığı erişemediği bir ekonomik tabloyla karşı karşıyayız.

Kutuplaştırmalardan, kavgalardan, hatalı politikalardan günleri kararmış bir gençlik söz konusu şu anda maalesef.

Demokrasi tarihimiz boyunca bunlara çok şahit olduk.

İşte şimdi bu gidişe dur deme zamanı da geldi.

Biz onun için buradayız onun için çalışıyoruz.

Biz sorumluluğumuzu aldık, çalışmalarımızı tamamladık.

Türkiye’yi dönüştürürken gençlerimiz edilgen değil, etken olmak zorunda.

Gençler için ne yapıyorsak gençlere rağmen değil; gençlerle birlikte yapmak zorundayız.

Tutturmuşlar bir Z kuşağı, Z kuşağı aşağı Z kuşağı yukarı. Ve kategorize etmek burada söz konusu bakın. Yani sınıflandırmak, kategorize etmek Z kuşağı diye bir yerde tutmak. Biz işte buna karşıyız.

Kategorize etmek, genel geçer özellikler atfetmek, gençlerin sorunlarından, isteklerinden uzaklaşmak demektir.

Bu yüzden biz gençleri Y kuşağı Z kuşağı falan diye ayırmıyoruz.

Her birinin ayrı birer özne olduğunu baştan kabul ederek bu yola çıktık.

Ve dertlerini can kulağıyla dinledik, dinliyoruz. İhtiyaçlarını öğreniyoruz ve ‘nasıl çözerim’ diye soruyoruz. Onlarla beraber çözümleri oluşturuyoruz.

Biliyorsunuz şu andaki iktidarın ise kimseye bir şey sorduğu yok.

Her şeyi çok iyi biliyorlar ya sorma ihtiyaçları da yok.

’20 yıldan sonra bunlardan ne öğreneceğim ki ne katabilirler ki. Ben zaten bu işi 20 yıldır yapıyorum’ diyor.

Ne zaman bir genç mevcut durumu anlatsa ne diyorlar? “Sus konuşma” diyorlar.

Ne zaman birisi fikirlerini söylemeye çalışsa “Çıkar telefonunu göster” diyorlar.

Yani ne demek, ‘Bak cebinde telefon var daha ne istiyorsun’.

Gerçek ayıp, çok büyük ayıp.

Bugün akıllı bir telefon temel bir insan hakkı temel bir ihtiyaç.

Bunu idrak edemiyorlar.

Ama değerli arkadaşlar bakın biz öyle yapmadık. Çalıştık. Hep beraber çalıştık.

İşin özü, biz bu eylem planı için gerçekten çok iyi hazırlandık.

Gençlere hak ettikleri bugünü ve yarını sunma hedefiyle de yola koyulduk.

*****

Değerli arkadaşlar,

Gençler Türkiye’nin yarını değil, gençler Türkiye’nin aynı zamanda bugünü.

‘Gençler yarınımızsınız’ diyenler bilin ki bir şeyleri öteliyor erteliyor. ‘Bugünün meselesi değilsiniz. Yarın bize lazım olacaksınız, yarın’ diyorlar. Halbuki gençler bugünün gençleri ve gün bugün.

Onun için bugünden başlamamız gerekiyor. O yüzden derhal yapmamız gereken çok iş var.

İlk adım, ilk doksan dakika:

Hep söylüyorum. Bizim bütün bu eylem planlarımızda yazıyoruz ya 90 gün 180 gün ama bir de asıl bizim 90 dakikada yapacağımız açıklamalar var. Yani hükümetin kurulmasından sonraki ilk 90 günde neler yapacağız?

En önemli konulardan birisi arkadaşlar ifade özgürlüğü. Yani şu ‘çıkar telefonunu göster’ diyenler var ya biz öyle bir şey yapmayacağız. Biz ne diyeceğiz? “Gel konuşalım” anlayışıyla yaklaşacağız.

“Bir tweet atsam başıma iş gelir mi, bir tweet beğensem işten atılır mıyım” kaygılarını sonlandıracağız.

Bu iktidar tornadan çıkmış tek tip gençlik istiyor dikkat edin. Kendi dar zihin dünyalarına hapsolmuş kendi torna makinelerinden çıkmış tek tip bir gençlik istiyor.

Bu asla olmayacak.

Biz kendi gibi olan, sorgulayan, eleştiren, merak eden ve hevesini yitirmeyen gençlerle büyüyeceğimizi çok iyi biliyoruz.

Başka ne yapacağız? İlk 90 günde ‘Dezenformasyon Yasası’ denen bu sansür yasasını kaldıracağız.

Hiç kimsenin “Sabaha kapıma dayanırlar mı?” kaygısını bu ülkenin gençlerine yaşatmaya hakkı yok.

Böyle bir şeye izin vermeyeceğiz.

Demokrasi de bilim de zenginlik de; korkuyla gelmez. Ancak özgürlükle gelir özgürlükle ilerler.

“Sözünün değeriyle” güçlenen bir Türkiye istiyoruz biz. Sözün gücüyle yükselen bir Türkiye istiyoruz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem Planımızın detaylarını Gençlik Politikaları Başkanımız Doğa Bey birazdan anlatacak. Ama ben sadece birkaç maddeyi paylaşmak istiyorum.

Fırsat eşitliği. En önemli konulardan bir tanesi.

Eğitimde, işe girişte, sağlıkta… Hiç fark etmez. Fırsat eşitliği.

Herkesin eşit imkanlarla ve eşit fırsatlarla karşılaşıyor olması.

Bu nedenle de eğitim masraflarının özellikle karşılanması için her türlü desteği vereceğiz.

Bu ülkede hiç kimse yokluk, yoksulluk sebebiyle eğitim hakkından alı konulamayacak. Bunun için de eğitim kartı uygulamasını başlatıyoruz.

Ve bu eğitim kartına yüklenecek miktarlarla asgari eğitim ihtiyacını herkesin karşılayacağı aynı zamanda özgürce karşılayacağı bir fırsatı gençlere sunuyoruz.

Her sene başında, ihtiyacı olan öğrencilerin kartına belli bir bedel yatırılacak ve gençler eğitimle ilgili harcamalarını bu kart ile yapacak.

Üniversiteliler için ise en büyük dert şu anda barınma sorunu arkadaşlar barınma. Maalesef devlet yurtları KYK yurtları yeterli olmadığı için pek çok arkadaşımız ki en son yaklaşık 100 bin gencimiz üniversiteyi kazandığı halde devlet yurdu, KYK yurdu çıkmadığı için okullara kaydını yaptıramadı.

Bu gerçekten çok büyük bir rakam. Bunu da büyük bir adaletsizlik olarak görüyoruz.

Hiç kimsenin barınma sorunu nedeniyle üniversiteye girme hakkının elinden alınmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Nitelikli ve insan onuruna yarışır yurtları biz inşa edeceğiz.

Gençler koğuş gibi yerlerde yaşamak zorunda kalmayacak.

2 kişilik odalar. Sistem bu.

Yurt demişken… KYK yurtlarındaki giriş-çıkış saati uygulamasını da kaldıracağız.

Yurt bulamayan ihtiyaç sahibi gençlere ise kira yardımı uygulamasını başlatacağız.

Gençlere güveneceğiz arkadaşlar güveneceğiz. 18 yaşına gelmiş, üniversiteyi kazanmış, üniversiteye başlamış hayatı öğrenecek. Şu saatte gel bu saatte çık. Öyle bir şey yok.

Bunlar hep o eski zihin dünyasının ürünü.

Türkiye değişti, gençler apayrı bir nesil. Artık Türkiye’de pek çok şeyin değişmesi gerekiyor.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bir diğer hedefimiz de gençlerin istedikleri son model teknolojilere ulaşmalarını kolaylaştırmak.

İktidarın bu döviz kurunu doları patlatması yetmedi, ülkeyi komple vergi dairesine döndürdü.

Şu anda bakıyorsunuz en temel teknolojik cihazları satın almaya kalktığınızda alışveriş yaptığınız dükkân aslında vergi dairesi.

Biz ne yapacağız? Temel teknoloji ürünlerindeki vergileri aşağı doğru çekeceğiz.

Görüyorsunuz; cep telefonu, tablet, bilgisayar bunların üzerindeki vergiler korkunç boyutlara ulaştı.

Daha öncede söyledim. İyisinden bir cep telefonu almak arkadaşlar bugün Amerika’da 1 haftalık asgari ücretle mümkün. Yani asgari ücretle çalışan bir haftalık maaşıyla iyisinden bir cep telefonu alabiliyor.

Türkiye’de bir asgari ücretli ancak 6 ay çalışırsa aynı cep telefonunu alabiliyor.

Şu farka bakın, refah farkına bakın.

Gençler peki telefonu aldı, bilgisayarı aldı, tableti aldı ne gerekiyor hemen? İnternet gerekiyor.

Şimdi biz ne yapacağız? İnterneti gençler için ücretsiz yapacağız.

25 yaşına kadar ki gençler interneti ücretsiz olarak kullanabilecek.

Değerli arkadaşlar niye internet ücretsiz olacak? Çünkü bizdeki gelenek nedir? Gençlere hesap ödetilmez. Bu kadar basit, bu kadar basit inanın.


İşte günümüzde akıllı telefon değil mi? Akıllı telefon ne diyorum hep en temel insan hakkı diyorum.

Niye? Haberleşmek temel bir insan hakkı değil mi konuşmak? Haber almak, doğru bilgiye ulaşmak temel bir insan hakkı değil mi?

İfade özgürlüğü, sosyal medyada görüşlerinizi paylaşmanız temel bir insan hakkı değil mi?

Demek ki neymiş akıllı telefon lüks değil, ihtiyaç değil bir temel insan hakkı. Dolayısıyla biz buradaki vergi uygulamalarını tamamen değiştireceğiz ama dediğim gibi interneti bedava vereceğiz.

Ben bunu deyince soruyorlar, ‘internet bedava mı olur, parayı nereden bulacaksınız?’

Ben de diyorum ki ‘bir dakika hop bekleyin’. Bu arkadaşınız 11 yıl bu ülkenin bütçesini hazırlayan ekibin başında oldu. O bizim işimiz, o bizim işimiz.

Şimdi devlet belediyeler karayollarını yapmıyor mu? Evinizin önünden geçen sokağı devlet yapmıyor mu? Kaldırımları belediye yapmıyor mu?

Sen kaldırımda yürüyorsun diye belediye para istiyor mu kimseden? Para ödenen yer var mı kaldırımda yürürken. Duble yolda gidiyorsunuz şehirler arası duble yol. Otoyol ayrı, duble yolda para ödüyor musunuz?

Devlet para yatırmıyor mu?

Bizim modelimiz çok çok basit. Devlet büyük bir yatırımı internete yapacak, alt yapıyı kuracak. Fiber optik ağlarla bütün ülkeyi örecek.

Nasıl bir zamanlar demir ağlarla bu ülkeyi ördü bu devlet biz de fiber optik ağlarla bu ülkeyi öreceğiz.

Ve bu fiber optik yatırım var ya arkadaşlar devletin sadece bu sene ödediği faiz ve kur farkı var ya şu kur korumalı, sadece bu yıl ödediği faiz ve kur farkının 4’te 1’ine bütün ülkeyi fiber ağlarla donatabiliyorsunuz.

Bu kadar basit.

Ondan sonra herkesin evinde cebinde hızlı internet olacak.

Bu hükümet döviz kurunu patlatmasaydı faiz ödemelerini patlatmasaydı 2022 yılında faiz ve kur farkına ödenen paranın 4’te 1’iyle bütün bu ülke fiber optik ağla örülebilirdi.

Hesap çok basit. Güven lazım güven. Güven olunca faizler düşecek ama faiz ödemeleri düşecek.

Şu andaki hükümetin iddiası ne? Merkez Bankası'nın faizini düşürdüm diyor. Faizi kim ödüyor banko ödüyor. Vatandaşın ödediği faizde düşme yok.

Böyle bir şey yok.

Devletin ödediği faize düşme var mı yok. Patladı gitti.

Dolayısıyla kaynak belli.

Değerli arkadaşlar bir başka önemli konu biz gençlerin dünyayı görmesini istiyoruz.

Bu amaçla gençlere pasaportlarını ücretsiz olarak vereceğiz. Yurt dışına çıkışlarda da harç almayacağız.

Bu gençlerin çektiği nedir Allah aşkına? Zaten imkanları kısıtlanmış zaten fırsat eşitliği yok. En temel ihtiyaçları bir lüks gibi görünüyor şu anda ülkeyi yönetenler tarafından. Ama bunlar ihtiyaç.

Çünkü dünyayı görmek de bilmek de ihtiyaç arkadaşlar.

Dünyayı görüp bileceksiniz ki ülkemizin kıymetini daha iyi anlayacaksınız ve bu ülkeyi layık olduğu seviyelere yükseltmek için de hep beraber omuz omuza çalışacağız.

Biz havalimanlarının yurtdışı çıkış kapısını, ülkeden kaçmak için değil, başka yerleri gezip geri dönmeleri için kullanılacak alanlar olarak görüyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin itibar kazanacak pasaportuyla, gençler göğüslerini gere gere bütün dünyada dolaşacaklar.

İnşallah öyle bir noktaya gelecek ki Türkiye ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım’ dediğinizde herkes ‘O Türkiye bu işi yaptı, Türkiye başardı.’

Bazen ben bunu özellikle lise ve altı yaşlardaki gençlere söylediğimde şöyle bakıyorlar 'bu olur mu' falan diye. Yaşı müsait olanlar biliyor çünkü oldu.
Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım dediğiniz anda bütün kapıların açıldığı dönemleri bu ülke yaşadı.
Bu ülke iyi yönetildiğinde düzgün yönetildiğinde bu ülke ayağa kalktı kanatlanıp uçtu.
İnşallah tekrar olacak. Bütün dünyadan gençlerin akın akın gelip 'şöyle bir 3 ay 6 ay bir Türkiye'de yaşasam' diye kuyrukta beklediği günleri yaşadı bu ülke.
İnşallah çok daha güzelini yaşayacağız.

Pasaport demişken...

Vize kuyruklarındaki rezaleti görüyorsunuz, değil mi? Ne hale düştü ülke.

Belli başlı insanlar şu anda Avrupa'nın bir ülkesine giderken vize için müracaat ettiğinde reddediliyor.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysan otomatik olarak 'bunlardan geri duralım'
Türkiye'nin itibarını beş paralık ettiler maalesef.
Ama bu 85 milyonu etkiliyor. Bu ülkenin dünyadaki itibarını ve vatandaşlarımızın itibarını etkiliyor.

Biz AB ile vizeleri kaldırmanın eşiğine gelmiştik. Vize kalkıyordu.
72 maddenin 67'sini tamamlamıştık. Ama sonra Türkiye öyle bir hale geldi ki 'burada işsizlik çok. Türkiye'den gelen insanlar gelir Avrupa'da sorun olur sosyal sıkıntı çıkar’ diye bizim vatandaşlarımıza karşı şimdi çok ciddi bir rezidans başladı. Ve bu bizi çok üzüyor.
Çünkü bu ülke buna layık değil.
Bu ülkeyi yoksullaştıranlar bu ülkenin itibarını beş paralık edenler bu işin utancını yaşamak zorunda.

Şu anda Avrupa hayali kurmaz olduk. İşte biz büyün gidişatı tersine, lehimize çevireceğiz. Türkiye’yi Avrupa’nın onurlu bir ülkesi yapacağız.

Ülkenin yarınlarını öyle Şangay 5'lisinde falan aramayacağız.
Ben gençlere soruyorum gitmek istiyorsun da hangi ülkeyi görmek istiyorsun hangi ülkeye gitmek istiyorsun diye Şangay beşlisinden bir tane sayan genç yok.
Herkes ağırlıklı olarak Avrupa'yı gösteriyor istikamet.
İşte bizim gençler istikamet olarak Avrupa'yı gösterirken şu anda hükümetin istikameti Şangay.
Onun için olmuyor onun için diyoruz ki bunların vakti oldu artık.
Şu anda artık yorgun ve ihtiyar bir iktidar var Türkiye'de.
Bunu görmemiz lazım.
Onun için ne diyoruz gençler nereye istiyorsa biz oraya doğru gideceğiz.
Ama asıl önemli olan arkadaşlar Avrupa'ya doğru gitmek değil Avrupa standartlarını Türkiye'ye getirmek.
Türkiye Avrupa standartlarına yükseltmek.
Biz İnşallah bunu yaparız hem de çok hızlı yaparız.
Çok hızlı bir şekilde Türkiye'yi her alanda Avrupa standartlarına yükseltiriz.
Ama bunun için önce niyet lazım önce özgürlükten kopmamak lazım demokrasiden kopmamak lazım.
Çünkü Avrupa standartları sadece yüksek refah standartları değil ki. Avrupa standartları aynı zamanda yüksek demokrasi standartları yüksek hukuk standartları.
Şu andaki hükümet bunlardan korkuyor.
Şu andaki hükümetin özgürlüklerle arası yok. Demokrasi ile arası yok hukukla arası yok.
O yüzden Şangay’a doğru istikametini çizmeye çalışıyor.
Fakat bu ülkenin gençleri ize izin vermeyecek.
Ve İnşallah ilk seçimde göreceğiz ilk seçimde Türkiye demokrasi ve insan haklarından özgürlüklerde en yüksek standartlara ulaşacak bir yola girecek ve o yolda hep beraber omuz omuza İnşallah yürüyeceğiz.

Bir zamanlar Eurovision vardı hatırlıyor musunuz Eurovision şarkı yarışması Türkiye onun da dışına çıktı şimdi.

Yok.
Ama biz ne yapacağız Türkiye'yi oraya sokacağız.
Ve üstelik onun ev sahipliği için gayret ortaya koyacağız.

Bunları da ülkemiz için gerçekten önemli bir fırsat olarak görüyoruz.

Ve hatta ülkemizi dünyaya tanıtacak başka fırsatlarda var. Mesela spor değil mi?

İşte geçen dünya kupası yapıldı ve Arjantin şampiyon oldu.

Biz de ne yapmak istiyoruz? Dünya Kupası gibi Olimpiyatlar gibi çok büyük spor etkinliklerini Türkiye’ye getirmek istiyoruz.

Ama bunun için ne lazım? İtibar lazım. Para da lazım ama para kısmı kolay o bizim işimiz.

İtibar lazım itibar.

Şimdi bu itibarı sağlamak arkadaşlar emek istiyor. Tuğla tuğla inşa ediyoruz. Ama yıkmak çok kolay.

Bakın biz İstanbul olimpiyatlarını alabilirdik biliyor musunuz?
2020'de biliyorsunuz İstanbul'da Tokyo yarıştı. İki ülke kaldı finale aynı final maçı gibi iki ülke.
Ve ben o işle ilgilenen arkadaşların daveti üzerine son 3 ay o işin içine girdim ülke ülke gezdim.
Uluslararası olimpiyat komitesi üyesi olan yaklaşık 100 kişi var bunların 65'i ile birebir görüştüm.
Neredeyse oldu oldu oldu Türkiye bu işi alacak derken o günlerde dış politika ile ilgili öyle büyük hatalar yapıldı öyle büyük savrulmalar yaşandı ki itibari yine kaydı gitti.
Ve biz bunu Tokyo'ya kaptırdık.
Yani finale kalacak kadar, olimpiyatlar bakın dünyanın en büyük spor etkinliği değil mi.
Bunun ev sahipliğini yapmaya iki ülke arasında finale kalmıştık.
Aynı günlerde tam karara yaklaşıldığı anda dış politika ile ilgili savrulma getirdi Türkiye'yi maalesef bunu kaybedecek noktaya bizi düşürdü.

Ayrıca değerli arkadaşlar biz A Milli Futbol takımımızı o dünya kupalarında görmek istiyoruz.

Bu Türkiye’ye yakışır değil mi? Gençler yakışır. Ama olmuyor niye olmuyor?
Ülkenin Cumhurbaşkanı futbolda iddialı değil mi?
Niye olmuyor? 20 yıldır Cumhurbaşkanı niye olmuyor?
Hani yeni doğan bebeği yetiştirsen iyi bir futbolcu olarak şimdi 20 yaşında canavar gibi futbolcu olur değil mi? Niye olmuyor?
Olmuyor çünkü arkadaşlar bakın istişareye dayalı bir yönetim zihniyeti yok.
‘Ben işimi iyi bilirim’ diyor ama olmuyor beceremiyor.
Bilenlerle konuşacaksın eğitime önem vereceksin.
Sen eğer eğitimi kendi zihniyetine uygun kendi dar bakış açına uygun bir nesil yetiştirmekten ibaret görüyorsan o ülkeden iyi sanatçı değiştiremezsin kolay kolay iyi futbolcu da yetiştiremezsin.
Dolayısıyla ne yapmak gerekiyor? Bu işi çok küçük yaşlardan itibaren her gencimizin çocuğumuzun kendi becerisine kendi yeteneklerine uygun bir eğitim hattına düşürülmesi ile ancak bu mümkün.
Her çocuk yetenekli. Türkiye'de doğan her çocuk yetenekli.
Her çocuk çok başarılı olmaya aday.
Ama yeter ki onu erken yaşta o yeteneğini fark etmek yeteneğini destekleyecek bir eğitim hattına yönlendirmek teşvik etmek.
Bakın koymak demiyorum çünkü özgürlük var.
Ama teşvik yönlendirme.
Başarısızlık diye bir şey ben kabul etmiyorum.
Türkiye'deki her çocuk her genç mutlaka ve mutlaka en az bir alanda çok başarılı olur.
Yeter ki onun başarılı olacağı alanı baştan o eğitimin ilk kademelerinde iyi yakalayalım.

Kimisi futbolda çok başarılı olur, kimisi piyano da çok başarılı olur, kimisi matematikte çok başarılı olur, kimisi resimde çok başarılı olur.

Ama bizim her çocuğumuz her gencimiz en az bir alanda çok başarılı olur.

Yeter ki eğitim sistemimizi buna uygun bir şekilde tasarlayalım.

Eğitim eylem planımızla inşallah Mustafa Bey artık son noktaya geldi. Bir iki hafta içerisinde açıklayacağız. 3-18 yaş eğitim oda gerçekten çok kapsamlı bir çalışma oldu.

Ve bu gençlik eylem planımızı tamamlayan ve beraber ele almamız gereken ve çalışma oldu inşallah.

*****

Değerli arkadaşlar,

Sözlerimin sonuna gelmeden, gençleri ve ailelerini ilgilendiren çok yakıcı bir soruna da değinip sözü Doğa Bey’e devretmek istiyorum.

O da işsizlik.

Bakın işsizlik yaşamsal bir konu. Çok ciddi bir konu. Şakası yok.

Hayat memat meselesi olduğu için bunu çok iyi biliyorum.

İşsizlik bunalımdır, sosyal baskıdır büyük bir yaşam zorluğudur.

İş arayıp da bulamamak çok zordur. Bunu yaşıyoruz, milyonlar yaşıyor Türkiye’de.

Biz bütün bu isyanları, feryatları duyuyoruz.

Bir iş bulamamakla ilgili ilk olarak kim suçlanıyor? Gencimiz değil mi. ‘Bak iş bulamadı.’
Değil iş bulamamak gencin sorunu değil. Gencimizin suçu da değil.
İş bulamamak o eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasındaki bağı kuramayan hükümetin suçu.
Ülkenin ihtiyaç duyduğu mesleklerle okulların kontenjanları arasındaki bağı kuramayan hükümetin suçu.
Eğitim sistemini yıllardır bir türlü ayağa kaldıramayan hükümetin suçu.

Dolayısıyla biz ne yapacağız? Her gence iş imkânı sunacağız. Güzel imkânlar sunacağız. Eve kapanmayan, sokakta volta atmayan bir gençlik inşallah olacak ve çok hızlı olacak.

Gençler “ya okulda ya da işte” olacak.

Ya da Avrupa’da interrail ile tur atacaklar.

Mesleki olsun akademik olsun. Hiiç fark etmez. Her genç muhakkak eğitim alacak.

Çok büyük bir mesleki eğitim hamlesi başlatmak zorundayız arkadaşlar.

Bu meslek liselerinin eğitimi gerçekten çok çok önemli. Ve bir tabir var biliyorsunuz “ara eleman”. Biz ona ne diyoruz “aranan eleman”.

Çünkü hızla büyüyen ilerleyen bir ülkenin ekonomisinin aranan elemanı. Yani en çok ihtiyaç da tam oralarda.

Ve meslekler arası geçişin de kolay olması gerektiğini düşünüyoruz.

Halihazırda iş bulamayan gençler de ne yapacaklar? Bazen 1 ay, 3 ay, 6 ay, 1 yıl gibi programlarla yeni beceri ve yetenek kazanacakları programlara gidecekler.

Gidiş geliş yol parası öğle yemeği parası falan bizden. Bir maliyeti külfeti olmayacak bu programlara katılmanın.

Ama o programlara katılıp da programı başarıyla tamamlayan sertifika alan gençlerimiz işe girdiğinde gelir vergisi ödemeyecekler.

O sertifikayla başvuran çalışanları işe alan firmalar Sosyal Güvenlik Primi ödemeyecek.

Dolayısıyla o programdan geçen gençler işe girdiği anda devlet ne Sosyal Güvenlik Primi isteyecek ne de vergi isteyecek ki iş gücü piyasasıyla bir kaynaşma olsun.

En az birkaç sene bunun böyle devam etmesi gerekiyor.

Ondan sonra zaten o firmayla çalışan birbirini severse karşılıklı o kimya elektrik oluşursa o zaten ilişki devam ediyor sorun yok. Ama yoksa başka alternatifler.
İşsizliği azaltmanın en önemli yolu değerli arkadaşlar işte bu.
Çünkü şu anda işsiz olan gençlerimizin ellerindeki diploma ile ve beceri seti ile işgücü piyasamızın ihtiyacı olan diploma ve iş gücü seti farklı.
Onun için uyuşmuyor onun için kaynaşmıyor bu iş.
Onları buluşturmamız gerekiyor. İşte bunu çok hızlı bir şekilde İnşallah yapacağız.

Kısacası devlet üstüne düşeni yapacak.

Devlet imkân sunacak. Devlet adil olacak. Fırsat eşitliği sağlayacak.

Gençler de Türkiye’yi yükseltecek. Bizim modelimiz bu.

Kamuya gelince; kamuda işe alımlarda da biz mülakatı kaldırıyoruz. Devlet, kimseye torpil yapmayacak.

Kim hak ediyorsa hak ettiğini alacak.

Endişeye mahal yok arkadaşlar. Endişeye mahal yok.

Bu kâbus geçip gidecek. Bu korku filmi inşallah bitecek.

*****

Değerli basın mensupları,

Ben tekrar programımıza gösterdiğiniz yoğun ilgi için teşekkür ediyorum. Şimdi eylem planımızın hazırlanmasında emeği geçen tüm arkadaşlarımızı temsilen bu çalışmayı koordine eden çalışmanın başında olan Gençlik Politikaları Başkanımız Doğa Şanlıoğlu’na ben sözü devrediyorum. Bu güzel çalışma için de ayrıca kendisine teşekkür ediyorum.

14 Aralık 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 29. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Yirmi dokuzuncu
Haftalık Değerlendirme Toplantısı


Değerli yol arkadaşlarım,

Kıymetli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli dostlarımız,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor, haftalık değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

Bugün aramızda, başkentimizde her gün direksiyon başında olan taksi şoförü arkadaşlarımız da var.

Değerli taksici esnaf arkadaşlarımızı da aramızda görmekten mutlu olduğumu ifade ediyor onlara da hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli basın mensupları,

İçinde bulunduğumuz günlerde, gazetecilik mesleğinin ne kadar önemli bir işlevi olduğunu görüyoruz, daha iyi anlıyoruz.

Bir vakıf yapılanmasının içinde yaşanan vahim bir olayın kamuoyuna taşınmasını gazeteciler sağladı.

O nedenle, sözlerimin hemen başında, söz konusu vahim iddiaların üzerine giderek, hak odaklı habercilik yapan tüm gazeteci arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Yaptıkları haberler, basın özgürlüğü ile insan hakları arayışının birbiriyle kardeş olduklarını gösteren önemli bir örnek teşkil etti.

Hep söylediğim gibi, “özgür basın hayat kurtarır.” Acı da olsa bir kez daha bunun örneğini maalesef yaşadık, yaşıyoruz.

Bu süreçte, gerçeğin peşinde gazetecilik yapanlara saldıranları da kınamak istiyorum.

İşini yapan, gerçeğin peşinde olan insanlarla kimsenin bir derdi olmaması lazım.

Tabii, iddialar tam bir skandal.

Bir alçaklıkla, bir zulümle, bir tecavüzle karşı karşıyayız.

Geçen hafta söylediğim gibi: Biz, var gücümüzle adalet arayan kadının yanındayız.

Çocuk istismarı bu topraklardan silinene kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz.

Çünkü biz siyaseti, herkesin hakkını korumak ve milletimizin güvenlik içinde yaşaması için yapıyoruz.

Hak için, adalet için, özgürlük için siyaset yapıyoruz.

Biz, siyaseti vicdanla yapıyoruz. İşte tam da bu yüzden, sessiz kalmak, görmemek bizim yapabileceğimiz bir şey değil arkadaşlar.

Bu olay, bir genç kadının çocukluğundan beri uğradığı sistematik istismarın ifşasıdır.

Peki ifşa edilen yalnızca bir hayat hikayesi midir?

Hayır.

İfşa edilen; bir çocuğu, bir kadını koruyamamış devletin yüzüdür.

İfşa edilen; görevini kötüye kullanan devlet memurlarıdır.

İfşa edilen; ülkemizde denetimden uzak tutulan yapılardır.

*****

Değerli arkadaşlar,

Kaç yaşında olursa olsun, çocuk istismarının sorumlusu olan hiçbir zihniyet, hiçbir yapı ne hukuki ne de vicdani yönden meşrulaştırılamaz.

Bir çocuğu, çocukluğunun dışında eş olmakla, anne olmakla, bağdaştırmak ve bunu normalleştirmeye çalışmak, suça ortak olmaktır.

Biz sessiz kalmayı, görmezden gelmeyi, geçiştirmeyi, kaçmayı REDDEDİYORUZ.

Çocuğu, kadını hiçe sayan anlayışı REDDEDİYORUZ.

Böylesine bir istismar karşısında, hiç kimsenin, “Mahallemize zarar verir mi” derdine düşmesinin de bir izahı olamaz.

İstismarı duyar duymaz kutuplaşma yangınına odun taşıyanların da bu millete hiçbir faydası yoktur.

Biz bu kutuplaşmayı REDDEDİYORUZ.

Duruşumuz açık ve nettir.

Bizim en önemli görevimiz, çocukların huzurlu ve mutlu olacağı bir ülke inşa etmektir.

Bizim görevimiz; çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamak, onları hiçbir yapının insafına mecbur bırakmamaktır.

Bizim görevimiz; yargıyı bağımsızlaştırmak, hiç kimsenin bu acı olayların üzerini örtmeye kalkmamasını sağlamaktır.

Bizim görevimiz; liyakati etkin kılmak, devlet kadrolarında işini dürüstçe yapacak insanlara yer vermektir.

İddiaların içinde, ortaya çıkan zincirleme suçları gördünüz.

Çocuğun istismarı başta olmak üzere, resmî belgede sahtecilikten tutun, kaçak yapılaşmaya kadar türlü türlü iddialar var ortada.

Soruyorum size, Türkiye’de güçlü bir sosyal devlet olsaydı, insanlar yokluk yüzünden çocuklarını başkalarına bırakmak zorunda kalırlar mıydı?

Türkiye’de bağımsız yargı olsaydı, bu tür yapılar devlet denetiminden uzak kalabilir miydi?

Türkiye’de şeffaf, adil bir yönetim olsaydı, bazı yapılar, sağlanan imtiyazlarla güçlenebilirler miydi?

Sorun çok büyük ve derin.

Köklü değişikliklere ihtiyaç var.

Demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletinde insanların;

Din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü vardır.

Ama arkadaşlar, devletin görevi, aynı zamanda, çok sıkı bir denetimi de yerine getirmektir.

Her türlü örgütlenme de ticaret de siyaset de açık olacak. Şeffaf olacak.

Devlet kayırma, torpil falan yapmayacak.

Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletinden bahsediyorum arkadaşlar.

Sosyal devlet olacak ki, güvenli yurtlarda barınma hakkını tüm öğrencilere garanti edecek.

Hukuk devleti olacak, yargı bağımsızlaşacak ki, hiçbir yapı yargıyı etkisi altına alamayacak, hiçbir yapının mensupları yargıda kadrolaşmayacak.

Ehliyet ve liyakat ilkesi hâkim olacak ki, devlette kimse kendi kadrosunu kuramayacak.

Devlette işe hak eden girecek. Onun yakını, bunun mensubu falan denmeyecek.

Ancak böylece, bu toprakların, bu ülkenin pırıl pırıl gençleri ülkesini zirvelere yükseltecek.

O nedenle arkadaşlar biz devekuşu olmayacağız. Başımızı toprağa gömüp hakikati reddetmeyeceğiz.

Ülkemizin dört bir yanında, her çocuk, güvenle başını yastığa koyana kadar da canla başla çalışacağız.

Siz gazetecilerin, biz siyasetçilerin ve bu devletin bürokratlarının denetleme sorumluluğu var.

Bu ülkenin din alimlerinin de büyük sorumluluğu var. Hepimizin vicdanını yaralayan bu davada onları da bu mücadeleye davet ediyorum.

*****

Değerli arkadaşlar;

Biz çözümsüz yaklaşımı reddediyoruz.

Bugün devleti 28 Şubatçılara teslim edenlerin, dindar insanlara o günlerde yapılan baskıları hatırlatmaya hakları yoktur.

Biz, 28 Şubatçıları baş tacı eden iktidardaki bu anlayışı reddediyoruz.

Ama en önemlisi nedir, biliyor musunuz?

Hiçbir adalet sisteminin çocuk istismarını örtbas etmeye hakkı yoktur.

Böyle işleyen bir adalet sistemini reddediyoruz.

Bakın; mağdur, 2020 yılında yargıya başvuruyor, değil mi?

Deliller var.
Kayıtlar var.
Fotoğraflar var.
Son derece kuvvetli bir şüphe var ortada.

Fakat iki senedir bir arpa boyu yol kat edilmemiş.

Bu nasıl bir adalet ya?

Bir yandan bakıyoruz, iktidarı eleştirenler soluğu hemen cezaevinde alıyor.

Bırakın eleştiriyi falan, sahnede espri yapan şarkıcılar soluğu hemen cezaevinde alıyor.

Ama küçücük yaştaki çocuğun istismar edildiği iddiaları ortadayken, yargı lay laylom… Rahat.

Bakın arkadaşlar biz bu adalete adalet diyemeyiz. Bu teraziye terazi diyemeyiz.

Kendisine “muhafazakâr devrimci” diyenlerin adaleti bu mu Allah aşkına?

Bu mu?

Devrim dedikleri adaleti yok etmek mi? Yargıyı ayaklar altına alıp çiğnemek mi?

Yıllarca çocuk istismarı iddialarının üstüne gitmemek ne muhafazakârlığa ne de devrimciliğe sığmaz. Kabul edilemez böyle bir şey.

Bir kız çocuğu eğitimden mahrum bırakılıyor; Millî Eğitim Bakanlığı yok ortada.

Bir çocuk istismara uğruyor, düğün yapılıyor; İçişleri Bakanlığı ortada yok.

14 yaşındaki çocuk, kemik testinde 21 yaşında çıkıyor; Sağlık Bakanlığı ortada yok.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2020’de olayı öğreniyor. Ortalığı ayağa kaldırmaları gerekirken, hiçbir şey yaptıkları yok.

Adalet Bakanlığı’nı saymıyorum bile. Adalet Bakanı, iktidarın yargıyı baskı altına almasının bir aracı haline gelmiş bu ülkede.

Oysa H.K.G. davası, tarihi bir dava arkadaşlar.

Zincirleme suçların ve ihmallerin tüm boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması gerçekten ülkemiz için büyük bir imtihan olacak.

Bakın toplum olarak burada çok büyük bir imtihan vereceğiz.

Bu tür olayları geçiştirecek mi birileri? Yoksa üzerine üzerine gidip bir daha tekrar edilmemesi için gereğini mi yapacağız?

Söz konusu hükümet iktidar ve hükümete yakın yapılanmalar olunca bakıyoruz yargının eli ayağına dolaşıyor. Bakanlıkların eli ayağına dolaşıyor.

Hukuk denen bir şey var, kanun var. Yapsana gereğini. ‘Ya acaba yaparsam başıma bir iş gelir mi?’

‘Falanca yapı hükümete yakın, falanca yapı bunlara dokunursak başımıza iş gelir.’ Böyle bir şey olur mu?

Bu ülkede hiç kimsenin dokunulmazlığı olmaz arkadaşlar.

Bu ülkede suç işleyen suça ortak hazırlayan herkes adalet ve yargı önünde hesabını vermelidir.

Başka türlü Türkiye Cumhuriyeti’ne siz hukuk devleti diyemezsiniz.

Koskoca devlet bazı yapıların esiri haline getirilemez.

Ama şu andaki hükümet bunu göz göre göre yapıyor.

Şu andaki hükümet bir yandan bazı yapılarla bir yandan yasa dışı suç örgütleriyle iş birliği yaparak ülkeyi karanlığa gönderiyor.

Ama biz buna ‘hayır’ diyeceğiz. Biz bu ülkenin bu hükümet tarafından bu iktidar tarafından karanlıklara gömülmesine ‘hayır’ diyeceğiz.

Dimdik ayakta duracağız ve hep beraber ‘itiraz ediyoruz’ diyeceğiz.

Ancak bu işler böyle düzelir. Bu işler birilerinin korkmadan cesaretle kendini ortaya atmasıyla düzelir.

Nasıl birkaç gazeteci arkadaşımız korkmadan kendini ortaya attı ‘burada sorun var, yazık günah’ dedi onlara da saldırdılar. Ama sonuçta ne oldu? İş ortaya çıktı.

Ve toplumda farkındalık oluştu. Buna rağmen ört bas etmeye çalışanlar var.

Buna rağmen ‘Şimdi bununla ilgili laf edersek acaba bazı mahalleler rahatsız olur mu?’ diye vicdansızlık yapanlar var.

Biz bunu kabul etmiyoruz arkadaşlar. Üzerine üzerine gideceğiz.

Sonuna kadar biz bu meselenin takipçisi olacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Hukukun, adaletin olmadığı bir düzen hiç kimseye huzur getirmez.

Yaşadığımız adalet krizinin somut örneklerini Sayın Bahçeli’nin tavırlarında da açık açık görüyoruz.

Zaten ortada yasa dışı unsurlarla ilişkileri ayyuka çıkmış bir iktidar ortağı söz konusu.

Krizlerin ortağı, devleti “yasadışı örgütlerin geçit alanı”na çevirdi!

Bugüne kadar bu ülke için bir taşı bir başka taşın üstüne koymamış, ama arka bahçesinde irili ufaklı bütün çeteleri saklıyor.

Sağa sola öfkeyle bağırıp çağırmayı da iş yapmak zannediyor marifet zannediyor.

Tahliye olduğunda ilk iş olarak Bahçeli’yi ziyaret eden bir şahıs, bir şirketin genel müdürünü aleni olarak tehdit ediyor. Resmen öldürmekle tehdit etti.

Ortada “tehditten” açılmış bir soruşturma var mı merak ediyorum.

Peki, aynı cümleyi, aynı şahıs Bahçeli için kullansaydı ne olurdu? Çoktan cezaevini boylamıştı.

Böyle bir devlet olur mu? Böyle bir adalet olur mu?

Bu tür suç örgütlerinin kullanılması, yakın tarihimizin kara sayfalarında mevcuttur arkadaşlar.

Hatırlayalım, o çeteler dönemini hatırlayalım. O Susurluk olaylarını hatırlayalım.

Ama bu ülkenin hiçbir menfaati olmamıştır. Bu ülkede yaşayan herkes zarar görmüştür o dönemlerde.

Sayın Erdoğan, bunlarla mücadele sözü vererek bu milletten destek aldı.

Defalarca söylemedi mi ‘Ben bunlarla mücadele edeceğim’ diye.

Kendisine soruyorum şimdi: Ülkeyi ne hale getirdiğinizin farkında mısınız?

Ortağınızın, bu ülkeyi hızla o karanlık günlere geri götürme gayretinde olduğunu hala anlamıyor musunuz?

Yazıklar olsun.

Gerçekten yazıklar olsun.

*****

Bu konuyu tekrar hatırlayalım arkadaşlar.

Tehdit falan dedim. Neydi bu konunun özü?

Yüksek fiyatların sorumlusu marketlermiş.

Hep diyorum ya haftanın bir düşman panosu var, haftanın bir suçlu panosu var diye bu haftanın da suçlu panosu baktık düşman panosu, üzerine yazmışlar marketler, üç harfliler şunlar bunlar diye.

Arkadaşlar, bakın açıkça tekrar söylüyorum:

Bu ülkede etin, sütün, peynirin, yağın bu kadar pahalanmasının sebebi ve suçlusu ülkeyi yönetenlerdir.

Kiraların fırlaması bu ülkeyi yönetenlerin suçudur.

Elektrik fiyatını, doğalgaz fiyatını, akaryakıt fiyatlarını belirleyen iktidardır.

Buğday fiyatını, et fiyatını belirleyen iktidardır.

Döviz kurunu patlatıp, ülkede enflasyonu azdıran iktidarın kendisidir.

Daha dün akşamki kararnameyle ilaca %34 zam yapan Cumhurbaşkanının kendisidir.

Siz bu ülkenin pazarcı esnafını, kuru soğan satanlarını, bakkalını, manavını, marketleri, kasabı zam yapmakla suçlayamazsınız.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı kim?

Kararları kim veriyor?
Pazarcı Ahmet mi?
Marketçi Ayşe mi?
Çiftçi Hasan mı?

Bu ülkeyi kim yönetiyor arkadaşlar?

Bakkal Şükrü mü? Yönetiyor.
Kasap Hayri mi? Yönetiyor.
Esnaf Zehra mı? Yönetiyor.

Dünkü ilaç kararnamesinin altında Eczacı Ayşe Hanım’ın mı imzası var.

Yüzde 34 zammı kim yaptı ilaca daha dün akşam?

Ayıp.

Kimse sağa sola bakmasın, marketlere savaş açmasın.

Ülkedeki pahalılığın tek sorumlusu bu otoriter ittifaktır.

Bu pahalılığın sorumlusu 2018’den bu yana ülkeyi tek imzayla yöneten Sayın Erdoğan’dır başkası değil.

Enflasyon almış başını gitmiş, hâlâ masal dinliyoruz yahu.

Resmen 85 milyonu karşılarına almışlar, dalga geçiyorlar.

Bu ülkede et tüketimi bir yılda tam yarı yarıya azaldı arkadaşlar yarı yarıya azaldı.

Yazıktır günahtır.

Geçtiğimiz Ekim ayında, şu son geçtiğimiz Ekim ayına kadar daha bu sabah açıklandı tereyağı üretimi ülkede %27 azalmış, süt üretimi %24 azalmış.

Rakamlar ortada.

85 milyonun en temel gıda ihtiyaçlarının üretimi de azalıyor tüketimi de azalıyor. Çünkü insanların gücü yetmiyor artık.

1 kg peynirin fiyatının 1 kg etin fiyatını geçtiği ülkede siz hangi ekonomik başarıdan bahsediyorsunuz?

Hangi ekonomik büyümeden bahsediyorsunuz?

Ekonomi büyümüşte bizim emeklilerimizin niye haberi yok.

Ekonomi büyümüşte bizim asgari ücretle geçinmeye çalışan vatandaşlarımızın niye haberi yok?

Ekonomi büyümüşte bizim memurlarımızın bütün sabit gelirli vatandaşlarımızın niye haberi yok.

Ekonomi sadece kendi çevresindekiler için büyüyor. Cepten cebe konuştuklarıyla ilgili tabloya baktığınızda onların ekonomisi büyüyor.

Türkiye’nin ekonomisi, geniş kitlelerin ekonomisi büyümüyor.

Hükümetten biri de çıkıp ne diyor? “Asgari ücretliye, memura, emekliye ne verilse haklarıdır. Fakir fukaraya vermek bereket getirir”

Lafa bak, lafa bak.

Şimdi açıkça itiraf arkadaşlar açıkça itiraf.

Diyorlar ki aslında ‘Biz bu milletin asgari ücretlisini, memurunu, emeklisini “fakir fukara” haline getirdik diyorlar. Kendileri itiraf ediyor.

İşte bu, Beştepe yönetiminin ülkeyi getirdiği durumun çok açık bir itirafıdır.

Evet; sizin yüzünüzden bu bolluk ülkesi, yokluk ülkesi haline geldi.

Sizin yüzünüzden memur fakirleşti. Sizin yüzünüzden asgari ücretli fakirleşti. Sizin yüzünüzden emekliler fakirleşti.

Sizin yüzünüzden bu ülkenin tertemiz insanlarının onuru çiğnendi, onuru.

Emeklilere bakın, dokunsanız ağlayacak durumda milyonlarca insan. Dokunsanız gözyaşları hazır.

Çarşıda pazarda biz onlarla her yerde görüşüyoruz. Feryat ediyorlar isyan ediyorlar.

Bu yoksulluk; insanların haysiyetlerini koruma mücadelesine döndü.

Bakın, gençlerde de durum böyle.

Gençlerin sorunlarını yok sayan bir iktidar var şu anda.

Tutturmuşlar bir Z kuşağı var diye. Sanki bir uzaylıdan bahsedercesine söylem kuruyorlar.

Çünkü gençleri bilmiyorlar tanımıyorlar.

Bu ülkenin gençlerinden kopuk bir iktidar var. Çünkü bu iktidar yoruldu arkadaşlar yoruldu.

Bu iktidar artık ihtiyarladı, yoruldu.

Onun için gençlerin dilinden anlamıyorlar.

Halbuki, gençlerimizin dertleri ve istekleri oldukça gerçek ve somut.

Ancak bunlar dinlemedikleri için, umursamadıkları için görmezden geliyorlar.

Ezgi’nin derdinin, akşam sokakta özgürce yürüyememek olduğunu umursamıyorlar.

Umursamıyorlar ki, İstanbul Sözleşmesinden bir gecede bir imzayla çıkıveriyorlar.

Cem’in, bir ders kitabının parasını denkleştirmek için, okuldan sonra kaç saat mesai yaptığını görmüyorlar.

Birileri gösterse bile, görmezden geliyorlar.

Baran’ın, Mehmet’in kantinden bir bardak kahve alacak parasının olmamasını umursamıyorlar.

Ne diyorlar hemen, ‘Çıkar telefonunu göster ‘diyorlar. Utanmadan.

Gençlerimizin hem cebinden hem geleceklerinden çalıyorlar.

İki gün önce biliyorsunuz KYK burslarını, kredilerini artırdık diye övünen bir açıklama geldi. Hem de açıklama kimden geliyor? Ülkenin Cumhurbaşkanı’ndan.

Büyük bir cömertlik yapmış gerçekten.

Buradan kendisine teşekkür etmemiz lazım.

Gönlünden kopmuş gençlerin KYK burslarını artırmaya karar vermiş.

Ne kadar artırmış şurada bir görelim.

GRAFİK – GİR

Ne olmuş 2002’de biz ekibimizle beraber ekonominin başına geçmişiz. Yükselmeyi görüyorsunuz ta 147 dolara çıkmış 10 yıl önce.


Sonra ne olmuş basamak basamak düşmüş ama en keskin düşüş 2018’den sonra başlıyor.

Son yaptığı artırma ne kadar? 67 Dolara çıkarmakla şu anda övünüyor.

Bunu yapan kim? Ülkenin Cumhurbaşkanı.

0 147 doları ben diyorum ki ‚Biz yaptık ‘, o da diyor ki ‘Ben imza atmasaydım yapamazdı ‘diyor.

Ben de diyorum ki ‘imza atta tekrar 147 dolara çıkarıver ‘diyorum. Elini tutan mı var?

İmza at bu kadar basit.

Şimdi diyecek ki ‚ ‘bu ülkede Türk Lirası kullanılıyor. Milli yerli paramız. Türk Lirası, dolarla bu hesap edilir mi ‘diyecek.

Bir dakika arkadaş, sen bankada parası olan kur artınca mağdur olmasın diye ona kur farkını vermedin mi?

Bu seneki bütçeden 300 milyarın üzerinde bir kur farkı sen ödemedin mi bankada zaten parası olana?

Madem bankada parası olan kur artınca mağdur oluyor da bizim gençlerimiz kur artınca mağdur olmuyor mu?

Kur artınca en temel ihtiyacı olan kâğıdın, defterin, kitabın fiyatı artmıyor mu?

Bu ülkede kâğıt dolarla değil mi? Mürekkep dolarla değil mi?

Bu ülkede bilgisayar fiyatı dolarla değil mi?

Gençlerin en temel ihtiyaçlarından bahsediyoruz.

Kırtasiye, kâğıt kalem bilgisayar en temel ihtiyaç değil mi? Hepsi dolarla değil mi?

Bugün kahveden bahsediyoruz. Kahvenin fiyatı dolarla değil mi? Dolar kuru artınca kahve de artıyor işte.

Dolar artınca buğdayın fiyatı artmıyor mu? Dolar artınca elektriğe zam gelmiyor mu? Doğal gaza zam gelmiyor mu?

Uçak biletine otobüs biletine zam gelmiyor mu arkadaş? Doları artıran doları patlatan sensin.

Madem dolar arttı gençlerin bütün masrafları arttı sen gençlerin KYK bursunu niye dolar kadar artırmıyorsun?

Bankada parası olan mağdur oluyor da gençler mağdur olmuyor mu?

Eğer mesele mağduriyet gidermekse adil olacaksın adil.

Öyle işine gelince Türk Lirası işine gelmeyince Dolar diye öyle bir şey yok.

Dosdoğru bu ülkenin gerçeklerini ortaya koyacaksın.

Bakın arkadaşlar o zamanlar gençlerimiz burslarından artırdıklarıyla, Avrupa’yı geziyordu.

Şimdi ne burs kaldı ne de itibarlı bir Türkiye Cumhuriyeti pasaportu kaldı.

Bu ülkenin bakın yetişmiş insanları bu ülkenin itibarlı insanları gidiyorlar vize alamıyorlar vize.

‘Sen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısın ‘diye vizelerin artık çoğu reddediliyor.

Bu ülkenin itibarını beş paralık etti bunlar. Yazıktır günahtır.

Bir zamanlar biz vizesiz Avrupa’yı konuşuyorduk.

Avrupa Birliği ile komple vizeleri kaldırma anlaşmasını imzasının eşiğine gelmiştik.

Pasaportunu cebine koyan vizesiz Avrupa’nın her yerinde ‚ ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ‘diye alnı açık gezebilecekti.

Ne oldu? Niye siz bu ülkeyi bu hale düşürdünüz?

Türkiye’nin vizesiz Avrupa hayaline ne oldu diye ben buradan Sayın Erdoğan’a soruyorum. Ne oldu?

Hiç düşünüyor musunuz acaba ‚biz nerede hata yaptık da bu ülkenin itibarını böyle beş paralık ettik ‘diye.

Bakın arkadaşlar gençler değil buradan bir Avrupa ülkesine gezmeye, dil öğrenmeye gitmeyi; gençlerimiz bayramda anne babalarının elini öpmeye Ankara’dan Iğdır’a gidemez oldu.

On yıl önce “Yazın interrail yaparım “diyen gençler, bugün tek öğünle acaba yaşayabilir miyim diye kendilerine sınama yapıyorlar.

Okul yemekhanesinde ucuz yemek yiyebilmek için kuyruklarda bekliyorlar.

İşte siz bu ülkenin hayallerini, umutlarını, çayını kahvesini, ekmeğini yok ettiniz.

Soruyorum buradan: Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?

Bir de üstelik ülkeyi bu duruma düşüren bu hale düşüren kendileri değilmiş gibi ‚‘evet ücretlere zam yapacağız. Çünkü fakir fukaraya yardım etmek lazım ‘diye utanmadan bu ülkenin başındakiler bu tür laflar edebiliyor.

Bu ülkeyi fakir fukara hale düşüren sizsiniz siz.

Bunu telafi etmek de sizin göreviniz. Ama yapmayacaksınız, yapamayacaksınız.

Biz gelip yapacağız inşallah. Ve az kaldı az kaldı. Çok az kaldı.

Değerli arkadaşlar, gerçekten içim yanıyor bakın.

Ülkemizi gençler için bir çarka dönüştürdüler: gençler koşuyorlar, koşuyorlar ama bir adım ilerleyemiyorlar.

Gençler de bu çarktan acaba çıkabilir miyim diye bir yol arıyorlar bir yön arıyorlar.

Ben buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum.

Sizin zihniyetinizle gidilecek bir kilometre yol bile kalmadı.

Öyle kendinizi adeta acındırarak ‚ ‘bir dönemcik ya bir kere daha bana bu fırsatı verin ‘diye bu milletin karşısına hiç çıkmayın. Hiç çıkmayın.

O fırsatı millet size 2018’de verdi.

Ne dediniz? ‚ ‘Bütün yetkiyi bana verin enflasyonu da faizi de nasıl düşüreceğim göstereceğim ‘demediniz mi?

Hepsi kayıtlarda.

2018’de o tek yetkili tek imzalı Cumhurbaşkanı olmak için halkın karşısına çıktığınızda demediniz mi ‚ ‘Şu tek yetkili olayım bakın nasıl düşüreceğim enflasyonu nasıl düşüreceğim faizi ‘demediniz mi?

Ne oldu?

Bu ülke size tam 5 yıl verdi 5 yıl. Beceremediniz, olmadı, olmuyor.

Tablo ortada.

Ne kadar karne koysak şu ekrana karnenin hepsi zayıf kaldı zayıf kaldı.

Siz hangi karneyle hangi başarıyla gidip bu milletten bir dönem daha istiyorsunuz?

Üstelik hukukçuların kahir ekseriyeti zaten böyle bir hakkının olmadığını söylüyor.

Kahir ekseriyeti hukukçuları ‘bir daha aday olamaz’ diyor.

Onu da göreceğiz bakalım o süreçte nasıl işleyecek? YSK’da burada büyük bir sınav verecek.

Ama halkımız seçim sandığında Sayın Erdoğan’a gerekli cevabı verecek.

Diyecek ki, ‘Ben sana fırsat verdim. Üstelik 5 yıl verdim yapamadın. 5 yılda yapamadın da şimdi nasıl düzelteceksin. Bir anlat hele’ diyecek. Onun da söyleyecek sözü olmayacak.

Anlatacağı zaman ne anlatıyor zaten hep bizim ekonominin başında olduğumuz dönemleri anlatıyor.

Çünkü heybede başka bir şey yok ki. Karıştırıyor karıştırıyor bir şey yok.

Ancak ‘Biz zamanında 6 sıfır atmıştık’ diyor. O kadar.

‘Enflasyon düşürmüştük, 6 sıfır atmıştık.’

E hadi yine yap. Neden yapamıyorsun?

Tek yetkili olduğu dönemde bu ülkede neden enflasyon patladı?

Cumhuriyet tarihinin en yüksek üretici fiyatı artışı bakın arkadaşlar öyle son 20 yılın falan değil üretici fiyatlarındaki artış Cumhuriyet tarihinin en yüksek enflasyonu.

Böyle bir enflasyon bu millet görmedi.

Bunu yaşattı bir de diyor ki ‘Bir defacık daha hak verin bana’

Kusura bakmayın süreniz doldu artık uygun bir yerde ineceksiniz ve inşallah bu ülke yepyeni bir iktidarla DEVA iktidarıyla yepyeni yarınlara yürüyecek.

Bu ülkenin zenginliği değerli arkadaşlar özgürlükle olur, demokrasiyle, bilimle olur.

Bu ülkenin artık, gençlerin önünde duracak siyasetçilere ihtiyacı yok.

Bu ülkenin gençlere nasihatte bulunacak siyasetçilere de ihtiyacı yok.

Bu ülkenin tornadan çıkmış nesiller isteyen siyasetçilere hiç ihtiyacı yok.

Bu ülkenin, gençlerin arkasında duracak siyasetçilere ihtiyacı var.

Biz varız biz.

Çünkü biz gençlerin kaçıp kurtulmak istediği değil, birlikte geliştirmek istediği, yaşamak istediği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Ve bunu da inşallah hep beraber inşa edeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Seçimler yaklaşıyor. Özgür ve zengin günler inşallah yakın.

Seçimlerden hemen sonra hep beraber şöyle bir özgürlük nefesi alacağız.

Ve inanın hep söylüyorum bir kabustan uyanırcasına bir korkulu rüyadan uyanırcasına şöyle nasıl uyanıp bir yudum su içersiniz iyi ki rüyaymış dersiniz o hızla bu ülke düzelmeye başlayacak.

Gıda güvenliğimizi, enerji güvenliğimizi, ilaç güvenliğimizi sağlama alacağız.

Mevcut iktidarın yıktığı her şeyi onaracağız.

Daha önce iki büyük ekonomik krizi nasıl çözdüysek, bu krizi de biz çözeceğiz.

İlan ediyorum arkadaşlar; Hep beraber özgürleşeceğiz zenginleşeceğiz.

Bunu gerçek anlamda bir hukuk devletiyle yapacağız.

Bunu liyakatli işini bilen kadroların devlet yönetimine gelmesiyle yapacağız.

Bunu istişare kültürünü devlet yönetimin her kademesinde yaşatarak yapacağız.

Ve bu geçim sıkıntısına son vereceğiz.

Emeklilerin gözündeki yaşları sileceğiz.

Halkımızın desteği ve Allah’ın izniyle bu günleri atlatacağız.

Özgür ve zengin Türkiye yolculuğumuzu başarıyla tamamlayacağız.

*****

Değerli arkadaşlar ben tekrar hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi sözü, sorusu olan basın mensuplarına bırakıyorum. Buyurun.

6 Aralık 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Sosyal Politikalar 2. Eylem Planı Konuşması

Sosyal Politikalar 2. Eylem Planı


Kıymetli basın mensupları,

Değerli konuklar,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Partimizin sosyal politikalar eylem planının ikincisini açıklayacağımız basın toplantımıza hoş geldiniz

*****

Bugün 17. Eylem planımızla karşınızdayız. İşte bu kitapçıkta ülkemiz için, yarınlarımız için yazılmış tam 46 madde var. 46 yeni eylem var.

Bakın dile kolay geliyor, kimilerine basit geliyor, ama bu büyük bir emeğin büyük bir azmin ürünü.

DEVA Partisi’nden önce Türkiye’de siyasette böyle çalışmanın örneği yoktu. Hiçbirimiz görmedik.

Muhalefet Türkiye’de hep eleştirirdi haklı eleştiriler getirirdi ama yerine ne koyacağını, doğrusunu söyleme konusunda çok üretken değildi.

Ama son birkaç yıldır bizim Türkiye’de siyasete getirdiğimiz bu yeni kültür gerçekten ülkemizin yarınları için herkese ümit veriyor.

Artık donanımlı hazırlıklı kadrolarla ve planlı programlı bir şekilde seçimlere doğru gidiyoruz.

Çünkü biz ülkemizin her alandaki sorunlarının çözümlerini detaylarıyla çalışıyoruz ve “eylem planı” adı altında ortaya koyuyoruz. Bu eylem planında yine son birkaç yıldır siyasete bizim kazandırdığımız bir termoloji.

Gurur duyuyoruz: Türkiye siyasetinde bir ilke imza atıyoruz.

Eylem planlarımız tamamlandığında bu sayı 22 olacak.

İnşallah bu yılın sonuna kadar geri kalan 5 eylem planımızın da tanıtımını yapacağız. Hepsi son noktaya geldi diğer 5 eylem planımız. En son redaksiyonlar yapılıyor. Bu yılın sonu itibariyle 22 eylem planımızın 22’sini de açıklamış olacağız.

Yüzlerce madde, yüzlerce aksiyon, yüzlerce ev ödevi hazırlıyoruz.

Bu ev ödevlerini kimin için hazırlıyoruz? Seçimlerden sonra kurulacak hükümet için. Her bakanın önüne ev ödevini böyle tek tek koyacak şekilde hazırlık içerisindeyiz.

Karşınızda belki sadece beni ve şu anda arkadaşlarımızı görüyorsunuz ama bu çalışmanın arkasında çok geniş bir ekip var çok geniş bir ekip.

Binlerce kişinin aklı, fikri, emeği ile biz bu eylem planlarımızı oluşturuyoruz. Bakın 17 etti bugüne kadar binlerce kişinin emeği var burada.

Ve inşallah iktidar olduğumuzda toplam 22 eylem planımızla ülkemiz büyük bir atılım gerçekleştirecek.

Tıpkı 22 şeritli yol gibi… Aynı anda hepsini hayata geçireceğiz ve ülkemize gerçek anlamda bir atılımı inşallah yaptıracağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Biliyorsunuz, Sosyal Politikalar Eylem Planımızın ilkini yani 3 nolu eylem planımızı 14 Eylül 2021 tarihinde bu salonda sizlerle paylaşmıştık.

Eylem planımızın sonuna bir nokta koymadan sizlerin kamuoyunun takdirine sunmuştuk.

Zaten bütün eylem planlarımızı açıklarken diyoruz ki ‘biz kamuoyunun taktirine sunuyoruz’ diye açıklıyoruz. Bu süreçte gelen öneriler olursa eleştiriler olursa bunları da dikkate alarak revizyonlar yapıyoruz.

Ve seçimlere kadar da bu süreç böyle canlı bir şekilde devam edecek.

Fakat bu Geçen süre içerisinde özellikle bu 3 nolu eylem planımızla ilgili Sosyal Politikalar Eylem Planımızla alakalı yeni sorunlar ortaya çıktı. Yeni öneriler geldi bize. Hem sorunlar büyüyor hem de bu sorunların çözümüyle ilgili yeni öneriler geliyor.

Biz de bütün bu yeni sorunları yeni önerileri dikkate alarak ikinci bir tur çok geniş bir çalışma yaptık. Tüm sosyal politikalarla ilgili çalışmalarımızı 2. Kez masaya yatırdık. Ve Sayın Genel Başkan Yardımcımız Selma Aliye Kavaf’ın başkanlığında bütün bu çalışmaları yeniden gözden geçirdik.

Ve ne yaptık? Bu 3 nolu eylem planımızın yanına bir de 17 nolu eylem planımızı koyduk.

Dikkat ederseniz, mesele sosyal politikalar olunca, sadece bir yılda bile dünya kadar yeni sorun ortaya çıkmış.

Ülkede ekonomik kriz derinleştikçe ülkede ekonomi kötüleştikçe ülkede yoksulluk yaygınlaştıkça sosyal politikalar alanında sosyal destekler alanında gerçekten yeniden yeniden pek çok konu gündeme geldi ve bir cildi dolduracak kadar daha mesele ortaya çıktı.

Biz de bu yüzden çalışıp, biriken sorunların çözümünü ikinci bir cilt yayınlayarak açıklıyoruz.

Yani bu 17 nolu eylem planımız aslında 3 nolu eylem planımızın 2. Cildi. Yani bunu bununla artık beraber 1. Cilt 2. Cilt gibi okumak lazım.

Gerçekten dert büyük, yara büyük.

Aradan geçen bu bir yılı aşkın sürede ülkemizde her şey daha kötüye gitti.

Ülkemiz, sosyal devlet olmaktan her geçen gün uzaklaştı.

Ülkemiz refahtan çok darboğaza doğru sürüklendi.

Dar ve sabit gelirliler enflasyona ezildi enflasyona ezdirildi. Gelir adaletsizliği tarihi rekor kıran seviyeye geldi.

Bugün neredeyse ortalama ücret haline gelen asgari ücret artık açlık sınırının altında.

Evet asgari ücret diyoruz ama fiilim olarak baktığınızda bu asgari ücret neredeyse çalışanların yarısının aldığı ücret. Öyle asgari derken çok geniş bir ücret skalası var da çok alan da var orta alan da var. Bu da işin asgarisi. Öyle değil. Asgari ücret dediğimiz neredeyse tüm çalışanlarımızın yarısının geliri şu anda.

Ve bu açlık sınırının altında.

Yoksulluk sınırı, asgari ücretin 4,5 katını aşmış durumda.

Yani sadece yoksulluk sınırı 4 kişilik bir aile için hesap ettiğinizde ki bunu TÜR-KİŞ tutarlı bir şekilde 40 yıldır açıklıyor. Bunu açıkladığı için son zamanlarda gittikçe daha çok baskıyla baskıyla karşı karşıya kalıyor ama onlarda bunu anlatmak zorunda.

Milyonlarca çalışanın temsilcisi olacaksanız dosdoğru şekilde bunu açıklamak zorundasınız. Başka türlü onları temsil edemezsiniz.

Hükümette ne yapıyor onlara doğruyu söyledikleri için epey bir baskı yapıyor. İzliyoruz, anlıyoruz ama bu dönemde en önemlisi dik durabilmek doğruyu açıkça söyleyebilmek. Bazen doğru söyleyeni 9 köyden kovmaya çalışsalar da milyonlarım temsilcisi kuruluşların dosdoğru düzgün yerde durmaları lazım. Gerçeği olduğu gibi ortaya koymaları lazım.

Ve değerli arkadaşlar, son 1 yıldır özellikle şu kur korumalı mevduatla beraber ve faiz ödemelerinin astronomik seviyelere çıkmasıyla beraber zaten elinde parası olan kişilere, 85 milyonun vergisiyle faiz ve kur farkı ödenerek adeta yoksuldan alıp zengine dağıtan bir sistem inşa edildi.

Gerçekten akıllara ziyan bir iş şu anda yaptıkları. 330 milyar bu sene faiz ödüyorlar. Yetmeyecek gelecek sene 547 milyar faiz ödeyecekler. Devletin bütçesinden.

Şu anda bütçe var ya görüşülüyor genel kurula indi bütçe o bütçeye bakın 547 milyar TL’lik faiz ödemesi var. Bu yılki 330 yetmedi. Gelecek sene 547 milyar ödeyecekler.

Bu sene ödedikleri 330 üzerine en az bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. Etti mi size 650 milyar. 650 milyarı 85 milyon vatandaştan küçük küçük vergi vergi topluyor topluyor 85 milyondan heybeyi dolduruyor. O heybeyi zaten olduğu gibi parası olana veriyor.

E bu ülkede orta direk diye bir şey kalır mı?

Ne oldu sonunda? TÜİK’in rakamı geçen hafta çarşamba günkü toplantımızda da şu ekranda gösterdim. Sermayenin millî gelirden aldığı pay son iki yılda yüzde 43’ten yüzde 54’e çıkarken, emeğin aldığı pay yüzde 37’den yüzde 25’e düştü.

Bugün maalesef, emeğin hakkı ödenmiyor.

Derin bir yoksulluk cenderesindeyiz içindeyiz arkadaşlar.

Türkiye; üç kuruşla hayatta kalmaya çalışanların ülkesi oldu.

Koskoca ülke Survivor setine döndü.

Herkes üç kuruşluk kazancıyla, sabahtan akşama, akşamdan sabaha durmadan çalışarak hayatta kalmaya çalışıyor.

Dün daha İstanbul’dan Ankara’ya gece dönerken şöyle kısa bir mola verdik bir tır şoförü geldi yanıma emekli muhtemelen 65-70 yaşlarında. ‘Ben bu tır şoförlüğünü yapmasam geçinmem mümkün değil. 4 bin 500 lira emekli maaşı alıyorum’ dedi. ‘Geçinmek mümkün değil’ dedi.

O yaşta yollarda direksiyon sallayarak ancak hayatta kalmaya çalışıyor emekli vatandaşımız.

Böyle bir şey olabilir mi? Hani sosyal devlet nerede nerede? Nerede bu sosyal devlet?

Tabi ki bu asgari ücretle 3 kuruşla geçinmeye çalışanlar iş bulabilenler, iş bulabilirse. Bir de gittikçe büyüyen bir işsizler ordumuz var.

Bu da bir başka sosyal felaket gerçekten.

Bu tablo arkadaşlar bizi kahrediyor.

Burada bir örnek vermek istiyorum.

Biliyorsunuz, ben tam 11 yıl bu ülkenin ekonomisini yöneten ekibin başında oldum. İbrahim Bey’de Türkiye’deki ekonomi yönetiminin teknik ekibin başında oldu. O da 10 yılı geçkin bir süre 11 yıla yakın bir süre.

Biz görevimizi, devasa bir başarı hikayesi bırakarak devrettik.

Benden sonra göreve gelen bir bakanın ifadesini söylüyorum, ‘Sayın başkanım öyle bir miras bırakmışsınız yiyoruz yiyoruz bitmiyor’ dedi. Bana bizzat ifadesi. İsmini söylemeyelim. Benden sonraki bakanların sayısı çok olduğu için ilk gün söylesek belki kim olduğu ortaya çıkardı da sayılar çoğalınca şimdi onun ismi bizde gizli kalsın ama fiili örnek.

‘Öyle bir miras bıraktınız ki yiye yiye bitiremiyoruz’ dedi. Canlı örnek.

Ülkemize hamdolsun sayısız hizmetlerde bulunduk.

Tabi ki hatalarımız da oldu ama bütün bunlardan ders alarak başarılarımızdan ve hatalarımızdan ders alarak DEVA Partisi’ni kurduk yepyeni bir yol açtık yürüyoruz.

Bütün bu süre içerisinde değerli arkadaşlar en önemli başarımızdan biri neydi biliyor musunuz? Mutlak yoksulluğu sıfırlamamızdı mutlak yoksulluğu.

Biz, bu büyük utanca son verdik.

Bugün ne yazık ki mutlak yoksulluk yeniden geldi.

Dünya bankası koskocaman bir kitap yazdı biliyor musunuz mutlak yoksullukla alakalı ve Türkiye’nin sosyal politikalarıyla alakalı. Başka ülkelere örnek olsun diye.

Türkiye hem büyürken hem gelişirken hem de sosyal adaleti nasıl sağladı? Türkiye ekonomisini büyütürken gelir dağılımını nasıl düzeltti diye dünya aleme örnek olsun, bilmeyenler bilsin, öğrenmeyenler öğrensin diye kitap yazdı.

Dünya âlem bizden baktı örnek aldı şu andaki hükümet ne diyor? ‘Bizim aklımız bize yeter. Ben zaten ekonomistim alanım ekonomi’ diyor.

Ülkeyi de çuvallatıyor kendi de çuvallıyor.

Akşam yemeklerinden et, sabah kahvaltılarından peynir eksildi ülkede.

Ekmek kuponları yaygınlaştı.

Emekliler; yağmurda çamurda ucuz ekmek kuyruklarında bekliyor şu anda.

Pazara, markete, manava gittiğimizde, sebze meyvenin kiloyla değil taneyle satıldığını görüyoruz.

Avrupa’nın en büyük tarım alanlarına siz sahip olun Avrupa’nın en büyük topraklarına sahip olun Avrupa’nın en büyük ve en genç nüfusuna sahip olun kendi ülkenizde gıda tarım konusunda yetersiz hale gelin ve kendi vatandaşınızı ekmek kuyruğunda bekletin. En temel meyve sebzeleri taneyle alacak hale düşürün.

Bu mu ekonomistlik? Bu alan ekonomi olmak? Tablo ortada.

Sıradan ürünlerin bile kilitlerle zincirlerle korunduğuna tanık oluyoruz marketlerde.

Bugün bebek maması bebek bezi kilit altınsa satılıyor marketlerde.
Şu işe bakın.

Her gün ama her gün insanımızın onuru, haysiyeti ayaklar altına alan bir zihniyetle karşı karşıyayız.

İşte böyle bir yoksulluk cenderesindeyiz arkadaşlar.

Bir noktanın da özellikle altını çizmek istiyorum:

Bakın biz kimlerle mücadele ediyoruz, biliyor musunuz?

Orta direğin yok olduğu ülkede, yoksul insanların desteğiyle ayakta kalabileceğine inanan bir zihniyetle şu anda mücadele ediyoruz.

Yoksullaşan halkı kendine bağımlı kılmaya çalışan, vatandaşın başını kaldırmasına bile imkân vermeyen bu ortamdan siyasi nema elde etmeye çalışanlarla biz mücadele ediyoruz şu anda.

85 milyonu geçim derdine sürükleyen bu otoriter ittifakla mücadele ediyoruz şu anda.

Ve bu iktidar ne yapıyor, biliyor musunuz?

Asılsız bir korku yayıyor.

Mesela ne diyorlar?

“İktidar değişirse sosyal yardımlar kesilir” diyorlar.

Sosyal yardıma ihtiyacı olan vatandaşlara o yardımı sağlarken parti üyelik kartına önce mahkûm ediyorlar sonra vatandaşlarımız diyor ki ‘ben bu partiye üye olduğum için bu yardım geliyor, bir başka parti gelse acaba ben öbür partinin üyesi olduğu için yardımım kesilir mi?’ diye içten içe şüphe duyuyor kuşku duyuyor.

Bu mu adalet? Bu mu sosyal adalet? Gerçekten yazıklar olsun diyorum.

Böyle bir şey yok arkadaşlar bakın, ben buradan açıkça taahhüt ediyorum.

Buradan bu iktidarın da en büyük yalanını afişe ediyorum. Asla yapılan yardımlara, kazanılmış haklara göz dikecek hiç kimseye biz geçit vermeyiz.

DEVA Partisi buna hiçbir zaman müsaade etmez.

Hatta dahası var arkadaşlar: Bakın Bugünkü iktidar ne yapıyor?

İhtiyaç sahiplerinin bakıyor siyasi görüşünü anlamaya çalışıyor. Bizden mi değil mi? Kendi parti teşkilatını yardım alabilmek için mutlaka gerekli bir durak olarak ortaya sokuyor.

Böylece yardımlarla kendini ayakta tutmaya çalışıyor. Ama bizim vatandaşımız her şeyi biliyor.

Benim buradan tüm milletimize seslenişim şudur, bize güvenin. Böyle bir şey olmaz.

Biz bu adaletsizliğe son vereceğiz.

Bizim kitabımızda “Altta kalanın canı çıksın” diye bir şey yok arkadaşlar böyle bir şey yazmıyor bizim kitabımızda.

Biz, sosyal yardım ve hizmetleri hak temelli sunacağımızı ta en başında parti programımıza yazdık.

Şu andaki iktidar, sosyal yardımları ve destekleri vatandaşa bir “lütuf” gibi sunuyor.

‘Bak reis gönderdi paketi’ diyor. ‘Bak Tayyip gönderdi paketi’ diyor. ‘Bak Cumhurbaşkanının paketi’ diyor. Bir lütuf gibi sunuyorlar.

Oysa sosyal yardımlar ve destekler bir haktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve ihtiyaç sahibi olan herkesin hakkıdır.

Sosyal devletin gereği de budur. Vatandaşımız zaten hakkını alıyor.

Çalışırken üretirken hali vakti yerindeyken vergi veriyor ama olur da bu hengamede bir şekilde gelir seviyesi düşerse bir şekilde ihtiyaç hali meydana gelirse o zaman da zamanında ödediği vergilerin hakkını sosyal destek sosyal yardım olarak alıyor.

Bu işin özü bu. Onun için biz buna hak temelli bir sosyal politika diyoruz.

Bizim taahhüdümüz net.

Biz, ihtiyaç sahiplerine “asgari gelir desteği” sağlamaktan bahsediyoruz arkadaşlar. Dünyanın konuştuğu bir model bu.

Önce her haneye bir sosyal hizmet uzmanı atayacağız. Aynı aile hekimleri gibi. O arkadaşımız o haneden birebir sorumlu olacak. Ve aile hekimlerinden farklı olarak o arkadaşlarımız gidip o kapıları çalacak.

‘Bir ihtiyacınız var mı?’ diyecek.

Şu anda devletin sosyal yardım soysal destek veren 43 tane kurumu var. Vatandaşın 43 kapıyı dolaşması gerekiyor ki o yardımları almasıyla vermesiyle uğraşsın.

Değil 43 kapı 4 kapıyı bile bulamıyor vatandaşımız. Bir sefer o kapıların sayısını azaltmak gerekecek.

Ve bizim o sosyal destek uzmanlarımızın devletin imkanlarını bizim vatandaşlarımıza anlatması gerekecek. Ailenin durumuna bakıp o ailenin ihtiyacı nasılsa hangi noktadaysa o ailenin ihtiyaçlarına hangi kurumdan nasıl karşılamak gerekiyorsa işte o köprü vazifesini bizim sosyal destek uzmanı arkadaşlarımız yapacak.

Böylece devlet vatandaşın ayağına gidecek. Eve giren parayla eve girmesi gereken parayı karşılaştıracak.

Gelir yetersizse, farkı devlet kapatacak.

İşte “asgari gelir desteği” bu demek.

Bu destekleri vatandaşımızın hakkı olduğu için biz sağlayacağız. Bir lütuf olarak değil. Ve herkese vereceğiz.

Hiç kimsenin parti üyeliğine, kimliğine, şusuna busuna bakmayacağız.

Bizim vatandaşımız mı? Zaten hakkı.

Şimdi ben bunu açıkladığım zaman, “DEVA Partisi yardımları artıracakmış, böyle mi olur” diyenler olduğunu da görüyorum.

Bir cevap verelim; evet arkadaşlar, biz bu derin yoksulluk girdabından ancak böyle çıkacağız.

Şu anda aynı asgari ücret gibi aynı memur maaşı gibi emekli maaşı gibi sosyal yardımlar sosyal destekler de ancak TÜİK’in açıkladığı uydurma enflasyon kadar artırılıyor.

Oysa gerçek hayat çok daha fazla pahalanıyor. Gerçek enflasyon çok daha yüksek. Zaten ülkede yoksulluk bunun için artıyor.

Biz Her birimizin yaptığı harcamadan, kazancından alınan vergiler var ya vergiler; Kur Korumalı Mevduat gibi devleti batırma projelerine değil, vatandaşlarımıza ayırarak o kaynakları geniş kitlelerin o kaynaklardan istifade etmesini sağlayarak bu ekonomiyi ayağa kaldıracağız.

Rahmetli Özal’ın çok önemsediği, bu hükümetin yıktığı orta direği yeniden ayağa kaldıracağız.

Orta direk biliyorsunuz çadırın orta direğidir. Çadırı o taşır. Bu iktidar Türkiye’de orta direği mahvetti.

Geçen hafta da gösterdim ama bunun tekrar etmekte büyük fayda var.

Şu makasa bakın.

Milli gelirden iş gücünün payına bakın sermayenin aldığı paya bakın.

Son 2 yılda sadece son 2 yılda. İş gücünün milli gelirden aldığı pay yüzde 37’den yüzde 25’e düşmüş, sermayenin aldığı pay yüzde 43’ten yüzde 54’e çıkmış. Tablo ortada.

Bu ne demek? Alnının teriyle bileğinin gücüyle çalışan herkes yoksullaşmış parası olan sermaye daha çok kazanmış daha çok parası olmuş.

Grafik ortada. Bu mu sosyal devlet?

Ben Sayın Erdoğan’a buradan sesleniyorum. Şu tabloyu bir izah etsin. Alanı ekonomi olan ekonomist olan Sayın Erdoğan şu tabloyu izah etsin.

Tek imza yetkisiyle ülkeyi yönettiği dönemde aklına her geldiğini tek imzayla yapabildiği bir dönemde ülkeyi niye bu hale getirdi bir söylesin.

Siz tutup da Cumhuriyet tarihinin en yüksek faiz ödeyen hükümeti olursanız bir de yetmiyor gibi kur korumalı mevduat gibi rahmetli Özal’ın geçlere yapmayın diye vasiyet bıraktığı nasihat ettiği bir konuyu şapkadan tavşan çıkarırcasına yeni bir şeymiş gibi sunup bir darbe de oradan bu ülkenin ekonomisine vurursanız tablo burada tablo ortada.

Değerli arkadaşlar bakın bizim planımız sadece bundan ibaret değil.

Bizim için en önemlisi, insanlarımızın devlet yardımlarına devlet desteklerine ihtiyacı olmadan hayatlarını sürdürebilmeleri.

Kendi imkanlarıyla kendi çalışmalarıyla kendi gelirleriyle ayakta durabilmeleri. Asıl öyle bir refah noktasına ülkeyi ulaştırabilmek. Bizim asıl hedefimiz bu.

Nasıl zamanında mutlak yoksulluğu sıfırladıysak bu hükümet bunu hortlattı biliyoruz ama tekrar bu ülkede mutlak yoksulluğu sıfırlamak inşallah boynumuzun borcu. Ve bunu çok hızlı yapacağız. Çok hızlı yapacağız inşallah.

Bizim anlayışımızdaki devlet; yardım eden değil, yardımcı olan devlettir.

*****

Değerli Arkadaşlar,

Bugünkü eylem planımız, başta da söylediğim gibi 3 numaralı eylem planımızın devamı ve geliştirilmiş hâli niteliğinde.

İlk eylem planımızda çok önemli konular vardı. Bunlardan birkaç tanesini kısaca hatırlatayım çünkü bunu açıklayınca bundan ibaret gibi olmasın. 3 nolu eylem planında zaten çok geniş bir çalışma var. Bugünküler ona ek. Mesela neler var 3 nolu eylem planımızda neler vardı. Kısaca birkaç konuyu hatırlatacağım:

Bebeklerin sağlıklı büyümesi için ihtiyaç sahibi ailelere 2 yıl boyunca bebeklerin her türlü ihtiyaçlarını devlet olarak biz karşılayacağız. Mamaydı bezdi şuydu buydu hepsini...

Çocukların eğitim ve sağlık ihtiyaçları için destek miktarını artıracağız. Eğitim kartı vereceğiz biliyorsunuz. Kime vereceğiz? Anneye vereceğiz. Anne 18 yaşına kadar ki çocuklarımızın gençlerimizin eğitim masrafları için o eğitim kartına yüklenen miktarları kullanabilecek.

Esnek çalışanları güvenceye kavuşturacağız.

İşsizlik ödeneğine daha çok bütçe ayıracağız.

Emekli aylıklarını satın alma gücünü koruyacak şekilde artıracağız.

Bana soruyorlar şimdi asgari ücret ne olmalı? Emekli maaşı ne olmalı?
Ben de diyorum formül vereyim çok basit. Çünkü bugün söylediği rakam ay sonuna kadar eriyecek gidecek. TL’den bahsediyoruz maalesef.

Parayı pula çevirdi ya bunlar. Ne söylesek ay sonuna kadar eriyecek. Ben diyorum ki ay sonunu niye bekliyorsunuz yapacaksanız şimdi yapın. 3 aydır asgari ücreti artıracağız, asgari ücreti artıracağız.

E artırın. Elinizi tutan mı var? Niye eylül ekim de artırmadınız madem para eridi de.

Umut umut oyalama...

Varsayalım ki Ocak 1’de artıracaksınız formül basit. Gerçek dürüst enflasyonu alın üzerine bir de refah payını ekleyin büyüdük diyorsunuz ya e milli gelirden de bu büyümenin payını alsın. Emeklilerimiz alsın işçilerimiz alsın herkes alsın.

Gerçek enflasyon yıl sonu itibariyle neyse onu alın üzerine bir de refah payını ekleyin bunu asgari ücretlilerimize emeklilerimize memurlarımıza verin.

Bu ancak ve ancak satın alma gücünü koruyacak bir rakamdır. Bir de bir refahtan büyümeden alınan paydır eğer büyüdük diyorsanız büyüdüğünüz de hakkını verin. ‘İşte enflasyon kadar artık daha ne istiyorsunuz’ demeyin. Büyümeden payı sadece parası olana vermeyin. Ne yapmışlar bunlar büyümeden payı parası olana vermişler, sabit gelirliden ücretli çalışandan almışlar.

Tam bir servet aktarımı gelir aktarımı yapmışılar. 2 yıldır bunu harıl harıl yapıyorlar.

Harıl harıl fakirden alıp zengine veriyorlar grafik ortada. Bu da TÜİK’in verileri.

İnanırsak.

TÜİK’in verisi.

Bunu muhtemelen atladılar ben şimdi anlatıyorum ya mesela bir daha ki ay bunu hemen düzeltebilirler. Derler ki ‘Öyle değil falan filan’ diye.

Herhalde dalgaya geldi boşluğa geldi bunu böyle açıkladılar ki bizde bunu vatandaşlarımıza duyuruyoruz. Görmeyen görsün duymayan duysun diyoruz.

Başka ne vardı ilk eylem planımızda? Bu 3 nolu eylem planında?

Yaşlı bakım sigortası vardı değil mi? Çok önemli.

Engelli istihdamının artırılması engelli maaşlarının iyileştirilmesi vardı.

Mesela bakıyoruz yüzde 3 istihdam şartı yok mu engellilerimiz için. Devlette bu oran tutturulmuş mu?

Devlet iş verene özel sektöre zorluyor iş veren mümkün değil o kotaları tutturmak zorunda kanunla. Fakat devlet kendi çıkarttığı kanunla oynuyor.

Çoğu devlet dairesinde bu engelli kotası uygulanmıyor.

Ben buradan çağrı yapıyorum, Kanunun gereğini siz niye yerine getirmiyorsunuz? Özel sektörü sıkı bir şekilde denetliyorsunuz, belli bir sayının üzerinde eleman çalıştıran özel sektör şirketleri belli bir yüzde engelli vatandaşı çalıştırmak zorunda. Ve buna özel sektör uyuyor uymak zorunda. Uymayana zaten büyük cezalar geliyor.

Devlet kendisi buna uymuyor. Çoğu devlet dairesinde bu uygulanmıyor.

Kaç yerde önümüzde geliyor. Engelli KPSS sınavları var. Geliyorlar önümüze koyuyorlar ‘sayın başkanım biz girdik iyi de not aldık puanımız da yüksek ama açıktayız. Bir türlü olmuyor’ diyorlar. Sıra gelmiyor.

İşte biz bu garabete son vereceğiz.

Ve değerli arkadaşlarım en önemlisi de: Hiçbir vatandaşımızı geride bırakmayacağız.

85 milyon hep beraber yürüyeceğiz. Kimse geride kalmayacak.

Şimdi de Sosyal Politikalar alanındaki ikinci eylem planımızı yani 17 nolu eylem planımızla bu taahhütlerimizi genişletiyoruz.

Bu planın detaylarını Selma Hanım sizlere sunacak. Ama ben sadece birkaç örnek vermek istiyorum. Sadece her başlıktan bir iki örnek.

Mesela sosyal yardım başlığımızda ne var?

Nafaka alanların 65 yaş aylığı almasının önündeki engeller var şu anda. Hem nafaka hem 65 yaş aylığı alınamıyor. Halbuki eğer işin özü emeklilikse dolayısıyla 65 yaş hakkıyla nafaka hakkının eş zamanlı olarak yürürlükte olması lazım. Bunu yapacağımızı burada ilan ediyoruz.

Bir başka örnek: Sosyal hizmetler.

Evde bakım hizmetlerini üstlenen vatandaşlarımız mali güçlüklerle karşılaşıyor şu anda. Bu sorunu da çözüme kavuşturacağız.

Daha önce; evde bakım aylığı alanların, genel sağlık sigortası primlerini ödeyeceğimizi, geçmişe yönelik borçları sileceğimizi söylemiştik.

Şimdi de bakım hizmetlerini üstlenen vatandaşlarımızın karşılaştığı güçlükleri giderme yönünde ekleme yaptık:

Evde bakım hizmetini sağlayan aile üyelerine bakım eğitimlerini ve psikolojik yönlendirme desteklerini artık devlet ücretsiz olarak sağlayacak.

Bir başka başlık. Sosyal güvenlik.

Esnaf Ahilik Sandığı’na dahil esnafın kısa çalışma ödeneğinden faydalanmalarını sağlayacağız.

Ayrıca SGK ödemesi kapsamında olmayan ve kanser tedavisinde kullanılan akıllı ilaçların bedelini devletin karşılayacağını bu eylem planımızla ortaya koymuş durumdayız.

Yaşamayan bilemez, vatandaşlarımız parasızlık şu anda yüzünden tedavi olamıyor, ilaca erişemiyor. Katkı payları aldı başını gitti.

Üstelik ilaç yok. En temel ilaçlar bulunamaz oldu. Antibiyotik. Bulunamaz oldu gerçekten. Yokluk ülkesine çevirdiler bu ülkeyi.

Bir zamanlar eczacı arkadaşlarımız bilir ecza depoları mal fazlası verirdi. Yüz kutu al yanına 20 kutu da bedava vereyim derdi değil mi? Mal fazlası diye bir uygulama var.

Bolluk ülkesiydik çünkü. İlacı al bir de yanına bedava vereyim denilen bir ilaç piyasasından en temel ilaçların bile olmadığı bir ilaç piyasasına döndü şu anda ülke.

Vatandaşımız eczane eczane dolaşıyor ki reçeteyi tamamlamak için.

Yok. Bazı ilaçlar hiç yok.

Az miktarda geliyor depolara çok kısıtlı dağıtılıyor.

Çok yazık.

Ben buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum alanınız ekonomi ekonomistsiniz bu vatandaşımız niye ilaca ulaşamıyor niye ilaç yok. Niye temel en önemli ilaçlar artık eczanelerde zor bulunuyor diye soruyorum. Çünkü alanınız ekonomi, ekonomistsiniz izah edin ne oldu? Niye bu ülke yokluk ülkesi haline geldi izah edin diyorum.

Bizim taahhüdümüz net arkadaşlar. Bunların hepsini çözeceğiz.

Uluslararası çapta bir hedef de koyduk önümüze bakın. Bu da önemli bir hedef.

Bu hedefimiz de şu; yaşça büyük, yaşlı vatandaşlarımızı ilgilendiren bir hedef.

Ayrımcılığın her türlüsüyle olduğu gibi, yaşa dayalı ayrımcılıkla da mücadele etmeyi bir görev biliyoruz.

Yaşça büyük vatandaşlarımızın kendi ayakları üzerinde durabilen, isteklerini ve ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilen, saygın insanlar olmasını çok önemsiyoruz.

Fakat bu konuda dünyada bir boşluk var bir boş vermişlik var. Birleşmiş Milletler nezdinde yaşlı haklarını koruyan bir sözleşme yok.

İşte biz bu eksikliği gidermek adına da Türkiye olarak kolları sıvayacağız.

Dünyada Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanmasıyla ilgili bir süreci başlatmayı hedefliyoruz.

Çünkü gün gelecek herkes yaşlanacak. Günü unutmayacağız gençler unutmayacağız. Dolayısıyla şimdiden bunun hazırlığını yapmak gerekiyor.

Nasıl kadın haklarını kadına karşı şiddete karşı bir sözleşmeyi İstanbul Sözleşmesi’ni biz burada Türkiye’de gerçekleştirdiysek, bütün dünyaya örnek olduysak bugünkülerin tabi kafa başka bir yerde o yaptığımız güzel şeyleri hep bozuyorlar.

Nasıl mirassa ye ye bitmiyor ama yediklerinden birisi bu ama tekrar canlandırmak çok kolay. Nasıl İstanbul Sözleşmesiyle Türkiye tüm dünyaya örnek olduysa yaşlı hakları sözleşmesiyle de inşallah Türkiye olarak bütün dünyaya örnek olacağız ve bunu da bir Birleşmiş Milletler Sözleşmesi olarak hayata geçirmenin mücadelesini vereceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem planımızda tabi çok başlık var. Kısa kısa değinmeye çalışıyorum ama bir hususa daha değineyim. Çalıma hayatı.

Bu alandaki taahhütlerimizi pekiştirdik.

Mesela bu özel sektördeki dinlenme hakları buna verilen süre ilgili sıkıntılar var. Pratikte uygulamada sorunlar var biliyoruz.

Bunun mutlaka iyileştirilmesi gerekiyor.

Ayrıca, ILO’nun 173 sayılı “İşçi Alacaklarının Korunmasına İlişkin Sözleşmesi” var biliyorsunuz. Özellikle burada da finansal güçlük çeken iş yerlerinin yükümlülükleriyle alakalı eğer bir iş yeri zor duruma düştüyse bunun telafisiyle ilgili önceliğin çalışanlara verilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Ve ben burada artık noktayı koyayım. Sosyal Politikalar planımızın 2.sinden ben sadece küçük bir bölümü paylaştım.

Fakat sanmayın ki burada duracağız. Eylem planlarımızın hepsi yaşayan metinler.

Ve 1 yıl önce bunu açıkladık 1 yılda bu kadar daha sorun birikti. Eminim ki 6 ay kadar daha çok sorun birikecek.

Çözmek de bize düşecek.

Seçimlere kadar ne yapacağız? Bu eylem planlarımızı geliştireceğiz canlı tutacağız. Yeni sorunların çözümü ekleyeceğiz gelen güzel önerileri ekleyeceğiz. Varsa hatamız yanlışımız düzelteceğiz.

Ve böylelikle seçimden sonra kurulacak hükümetin ev ödevlerini tamamlamış olacağız.

*****

Biz çok iyi biliyoruz ki; özgür ve zengin Türkiye’nin yolu, sosyal adaleti sağlamaktan geçiyor.

Sosyal adalet mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz arkadaşlar.

Az evvel dediğim gibi “yardım eden değil, yardımcı olan devlet” anlayışıyla hareket edeceğiz.

Biz, bu hedef için gecesini gündüzüne katarak çalışan bu dev kadro olarak göreve hazırız.

Eylem planımızın hazırlık aşamasında emek veren bizimle beraber çalışan hem partimize mensup arkadaşlarımıza hem de partimizin mensubu olmasa da konusuna hâkim işi bilen uzmanlara akademisyenlere bilim insanlarına ve damdan düşenlere huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

*****

Şimdi insan haysiyetini merkeze aldığımız eylem planımızın detaylarını paylaşması için sözü Sosyal Politikalar Başkanımız Sayın Selma Aliye Kavaf’a bırakıyorum.

Eylem Planımız hayırlı olsun.

4 Aralık 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Adıyaman Filistin Caddesi Halk Buluşması Konuşması

Ali Babacan’ın Adıyaman'da Filistin Caddesi'ndeki halka hitabı

 

Gençler hoş bulduk sağ olun.

Adıyaman merhaba.

Tarihi ile kültürü ile tarımıyla ülkemizin güzide ili Adıyaman merhaba.

Size Ankara'dan başkentten kucak dolusu gönül dolusu selamlar getirdim. Hepiniz bugün buradaki buluşmamıza hoş geldiniz sefalar getirdiniz.

Ülkemiz zor dönemlerden geçiyor.

Gerçekten yakın tarihimize baktığımızda sıkıntıların çok önemli olduğu büyük olduğu bir dönem yaşıyoruz.

Gençler heyecanlı maşallah. Evet, Türkiye'nin her yerinde DEVA var her yerinde.

81 ilde 81 il başkanımızla işimizin başındayız. Türkiye genelinde 742 ilçede ilçe başkanlarımız görevinin başında çok şükür.

Güçlü bir teşkilat yapısını kurduk. Ve Türkiye'nin her yerinde bunu gerçekleştirdik.

Çok şükür Türkiye'nin dört bir köşesinde vatandaşlarımızı bizzat ilkelden ilk ağızdan dinliyoruz. Her yerde vatandaşlarımızla buluşuyoruz.

Derdi dertliden dinliyoruz. Sıkıntıları o sıkıntıyı yaşayandan dinliyoruz ve çözüm üretiyoruz.

Evet, Türkiye'nin sıkıntıları büyük. Şu anda ülkemizde bir adalet krizi yaşanıyor mu? Yaşanıyor.

Bir ekonomik kriz yaşanıyor mu? Yaşanıyor.

Bir dış politika krizi yaşanıyor mu? Yaşanıyor.

Tarımda kriz var mı var sağlıkta kriz var mı var.

Ülkenin her alanında artık maalesef kriz üzerine kriz yaşıyoruz.

Adıyaman'da bu krizlere şahit.

Adıyaman'a daha yaklaşırken şöyle il sınırını geçtik baktık Adıyaman'da da büyük bir tütün krizi olduğunu hemen sınırı geçer geçmez yoğun bir şekilde duymaya başladık.

Zaten Ankara'dan takip ettiğimiz bildiğimiz bir sorun ama gerçekten bu tütün ile ilgili yaşananlar değerli arkadaşlar Adıyaman'a yakışmıyor. Türkiye'ye de yakışmıyor.

Bunun sebebi ne biliyor musunuz? Bu hükümetin bir tütün politikası yok. Tütün politikası yok.

Biz DEVA kadroları olarak inşallah geleceğiz ve hep beraber kadro halinde çalışıp sorunları çözeceğiz.

Çünkü gençler öyle bir tane kurtarıcının peşinden gidince işler kötüye gidiyor gördük yaşadık değil mi? Dolayısıyla ne yapacağız? Her alanda dürüst ve ehil kadrolar oluşturacağız.

DEVA Partisi bir kadro hareketi kadro.

Bizim kültürümüzde devlet yönetiminde değerli arkadaşlar 3 tane temel ilke var 3.

Bu 3 ilkeye riayet edin bu ülkenin sırtı yere gelmez.

Nedir bunlar?

Devlet yönetimindeki ilkelerden bahsediyorum bakın 3 ilke nedir?

Bir, adalet. Devletin varlık sebebi. Adalet olmayınca olmaz. Adalet tabii ki yargının hızlı ve düzgün işlemesidir. Ama adalet aynı zamanda sosyal adalettir fırsat eşitliğidir.

Eğitimde fırsat eşitliğidir işe girerken fırsat eşitliğidir.

İki, istişare. Yani ülkeyi yönetirken istişareyle yöneteceksin. ‘Benim alanım ekonomi ben ekonomistim’ deyip kafanın dikine gitmeyeceksin. O zaman hata yapıyorsun.

Bilenlerle konuşacaksın. Ne demiş atalar, 'bin biliyorsan bir bilene sor' demiş.

Damdan düşenlerle konuşacaksın. Derdi yaşayanlarla konuşacaksın.

Ama şu anda ülkeyi yönetenlerin etrafını bir menfaat şebekesi sarmış başkasını duymuyorlar ulaşamıyorlar.

Bilmiyor bir bilene sormuyor doğru. Ama Türkiye'de bilen çok. Bir tane bilen yok ki çok bilen var.

Bu ülke insan kaynağı açısından çok zengin bir ülke.

Bu ülke kültürün, sanatın, düşünce hayatının ilmin binlerce yıllık tarihinin oluştuğu bir ülke burası.

Bilmek çok önemli. Onun için devlet yönetenler bilenlerle konuşacaklar. İstişare edecekler.

Ne dedik bir, adalet dedik iki, istişare dedik değil mi.

Gençler hep beraber DEVA kadroları olarak Türkiye'ye umut olacağız inşallah Türkiye'ye umut olacağız. Bunun için çalışıyoruz.

Devlet yönetiminde şimdi üçüncü ilkeye geldik üçüncü ilkeye.

Bu da nedir? Liyakat. Yani devleti yöneten kadroların üst düzey siyasi kadroların ve üst düzey bürokrasi kadrolarının işi iyi bilen işinin ehli ve dürüst insanlardan oluşması gerekiyor.

Üçüncü ilke liyakat. Yani bir adalet iki istişare üç liyakat.

Siz bu 3 ilkeyi yerine getirin korkmayın. Ülkenin inanın bütün sorunları çözülür.

Şu anda maalesef bu üç ilkede ortadan kalkmış durumda.

Adalet yok istişare yok liyakat yok işlemiyor olmuyor işte.

Kriz arkasına kriz yaşıyoruz.

İnşallah liyakat gelecek ama inşallah göreceksiniz adil bir yönetimle istişare ile liyakatle bu ülke yönetildiğinde ülkenin sorunlarının hızlı bir şekilde çözüldüğünü göreceksiniz.

  1. Cumhurbaşkanına çok yakında karar vereceğiz inşallah arkadaşlar çok yakında.

Şunu söyleyeyim inşallah bizim üzerinde karar kıldığımız Cumhurbaşkanı adayı Türkiye'nin 13. Cumhurbaşkanı olacak. Bundan emin olun. İnşallah bunu gerçekleştireceğiz.

Bakın arkadaşlar eğer bu saydığım 3 ilke şu tütün meselesine uygulansa Adıyaman'da tütün diye bir sorun kalır mıydı?

Önce ne yapacaksın adaletle hareket edeceksin. Adıyaman'ın tütünü bütün Türkiye'de çok özel bir tütün mü? Evet. Hiçbir işlemden geçmeden doğrudan kullanılabiliyor mu tüketilebiliyor mu? Evet. Böyle bir tütün başka var mı? Yok.

Demek ki adalet ne demek haklıya hakkını teslim etmek demek bir.

İkincisi istişare. Gelip size sordular mı biz bu işi ne yapalım diye. Ankara'dan Tarım Bakanlığı’ndan bu işin uzmanları uzman falan kalmadı ama gelip sordular mı bu tütün işini ne yapalım diye? Sordular mı? Yok.

İnşallah tütünün de tarımın da DEVA’sı olacağız inşallah.

Ve arkadaşlar bilmek bilmek. İşi bilmek.

Tarımdan az çok anlayan Adıyaman’ı bilen Adıyaman'ın tütünün kıymetini bilen bir iktidar tutup da 'sen tütün aldın sattın' diye kendi vatandaşını hapse atmaz.

Böyle bir şey olur mu?

Dünyanın neresinde var böyle bir şey.

Bu bilmemekten kaynaklanıyor bilmemekten.

Doğru düzgün yönet bütün ülkenin tarım politikasını baştan aşağı bir gözden geçir, ürün ürün akıllı politikalar uygula hem çiftçimizin yüzü güler hem çiftçimiz para kazanır hem de tüketicinin eline ürünler daha uygun fiyata geçer. Daha uygun fiyata tüketilir.

Şimdi bu hükümet ne yapıyor? Marketlere savaş açtı. Arkadaş marketlerin maliyetini ne oluşturuyor? Et süt buğday gibi temel fiyatlar bu ülkenin tüm gıda ürünlerinin asıl bazı değil mi? Maliyet oradan gelmiyor mu?

Karkas etin fiyatı litre sütün fiyatı oralardan geliyor.

Malatya'da başladı bu slogan tüm Türkiye’ye yayılıyor. Her yerde duymaya başladım. Arkadaşlar merak etmeyin şu andaki iktidara uygun bir yerde indireceğiz zaten güle güle deyip devam edeceğiz inşallah.

Bakın arkadaşlar,

Bu ülke 85 milyon nüfusuyla Avrupa'nın en büyük nüfusuna sahip.

Ama aynı zamanda Avrupa'nın en genç nüfusuna sahip. Yaş ortalaması en düşük bizde. Avrupa'nın en genç nüfusuyuz ortalama yaşta.

85 milyonda da Avrupa'nın en büyük nüfusu bizde.

Avrupa'nın en büyük toprakları bizde mi? Evet. Avrupa'nın en büyük tarım alanları bizde mi? Bizde.

Peki, niye biz tarım da geri geri gidiyoruz.

Bu hükümet gerçekten insanları çıldırtıyor farkındayız.

Gençleri de çıldırtıyor herkesi çıldırtıyor farkındayız.

Bakın şu anda bu hükümetin bir tarım politikası yok arkadaşlar.

Şu hale bakın Avrupa'nın en büyük tarım toprakları bizim olsun Ukrayna’dan 2 gemi buğday gemisi salınınca bu tarafa doğru herkes 'oh buğdaysız kalmayacağız' dedi.

Bu ne biçim iş? Bir de bunu başarı diye anlatıyorlar başarı. ' bak bizim gemileri kurtardık buğday geliyor' diye.

Ayıp yahu.

Sen Avrupa'nın en büyük topraklarında yeterince buğday üreteme kendin yeterince tarım ürünleri üreteme, bu ülkedeki et tüketimi yarı yarıya düşsün bir yılda. Geçen yıldan bu yana yarı yarıya et tüketimi düştü memlekette.

Buzağıları kesmeye başladı insanlar. Bakıyor yem süt dengesine bakıyor yemin fiyatıyla sütün fiyatı asla kurtarmıyor. Ondan sonra kesmeye başlıyorlar hayvanlarını.

Hayvan popülasyonumuz düşüyor şu an bu ülkede. Koskoca ülkede.

En büyük topraklar bizde en büyük nüfus bizde hayvan furyası düşüyor.

Tarım arazileri dağılıyor. Çünkü şu anda bu hükümetin bir tarım politikası yok inanın ne yaptıklarını bilmiyorlar.

Bilenleri de dinlemiyorlar. Çünkü etraflarında kimler var biliyor musunuz? Cepten cebe konuştukları kimler var? Adıyaman'da bir tane çiftçi var mı cepten cebe konuştuğu hükümetin. Öyle dinleyeyim Adıyaman’ı diye. Var mı? Yok.

Ama cepten cebe kiminle konuşuyorlar? Evet, et ithalatçıları ile konuşuyorlar. Cepten cebe kiminle konuşuyorlar? Buğday ithalatçıları ile konuşuyorlar.

Çünkü bu tarımda ithalat lobisi var ya bunlar büyük paralar. E kim büyük paraya sahipse zaten külliyenin içine girmesi kolay.

Dinde para yoksa külliyeye giremezsin. Deneyin bakalım alıyorlar mı sizi içeri.

Mümkün değil olmuyor.

Onun için bu ithalatçıları dinleye dinleye dinleye ülkeyi tarımda hayvancılıkta bir ithalat ülkesine çevirdiler.

Dışarıdan gelen ürünlerle beslenebilen bir ülkeye çevirdiler burayı. Yazıktır.

Ama arkadaşlar bakın her şeyin çözümü var her şeyin.

Biz tarımla ilgili eylem planımızı ta bir buçuk sene önce açıkladık Çukurova'da.

Bakın geçen sene biz bunu açıkladık. İktidara geldiğimizde tarımla ilgili ne yapacağız.

Tam 56 tane madde sıraladık burada 56.

Tarımıydı hayvancılığıydı hepsi var hepsi var.

Bakın tablolar halinde sayfalarca. Hepsine takvim verdik. Dedik ki tarımla ilgili ilk 90 günde şunu yapacağız. İlk 180 günde şunu yapacağız. İlk bir yılda şunu yapacağız diye tek tek sıraladık.

Tarımın DEVA’sı burada.

Çünkü söz uçar söz uçar yazı kalır. Konuşuyorsunuz uçuyor gidiyor ama biz yazılı koyduk ki inşallah iktidara geldiğimizde sizler bunu önümüze koyun 'siz şunu söz verdiniz yapacak mısınız yaptınız mı' diye bizi kontrol edin değil mi.

Onun için yazılı yapıyoruz bunu. Laf uçuyor gidiyor.

Biz ne diyoruz tarımla alakalı?

Bir, gübrenin yarısını tamamen devlet ödeyecek diyoruz.

Yem parasının tam yarısını devlet karşılayacak diyoruz.

Elektrikte ve mazotta tarıma özel ayrı indirimli fiyat uygulayacağız diyoruz. Bu sulamada kullanılan elektrikte.

Başka ne diyoruz? Türkiye'deki tüm sulama projelerini ilk 5 yılda tamamlayacağız diyoruz. Yani hükümetin ilk döneminde bütün sulama projelerini inşallah tamamlayacağız.

Burada Koçali barajı var değil mi? Bitti mi? Yok. 10 senedir bitmedi.

Gömükan barajı Gömükan. Bitti mi? Var mı baraj?

Evet, çözümlerimizin hepsi masada hepsi.

Bakın bu baraj var ya bu baraj yıllardır tamamlanamıyor. Biz burada söz verdik dedik ki, ilk 5 yılda iktidarımızın ilk 5 yılında bütün barajları tamamlayacağız.

10 yılda değil İnşallah ilk 5 yılda.

Bu projeyi tam bilmiyorum ben. İnceleyeceğiz bakacağız hangi aşamada. Ama başlanmamış olsa dahi sıfırda bile olsa 5 yılda tamamlayacağız diye söz verdik.

Sadece barajlar mı? Hayır. Göletler, ishale hatları, kapalı sistem dağıtma, basınçlı kapalı sistemi ki suyu israf etmeyelim. Damlama yağmurlama sistemleri ile suyun her damlasının kıymetini bilerek kullanalım.

Dolayısıyla ne yapacağız iktidarımızın ilk 5 yılında bütün sulama yatırımlarını tamamlayacağız toprağa su ile buluşturacağız ki verim artsın.

Dolayısıyla siz verimi artırdığınızda bir de en önemli girdi maliyetlerini aşağıya çektiğinizde işte tarımla ilgili sorunların herhalde %70'ini 80'ini çözmüş oluyorsunuz değil mi.

Bunlar ne yapıyorlar marketlerde savaşıyorlar.

Ya bu ülkede sütün fiyatını belirleyen hükümetin kendisi değil mi?

Karkas etin fiyatını kim belirliyor? Hükümet belirliyor. Buğday taban fiyatını kim belirliyor? Hükümet belirliyor...

Gıda ile ilgili bütün hammadde temel maddelerin fiyatını hükümet belirliyor ondan sonra marketlere savaş açıyor 'sen bunu pahalı satıyorsun' diye.

Niye? Çünkü enflasyonun sebebi kendileri ama bu enflasyonun suçlusu olarak bir başka suçlu arıyorlar kendilerine.

Ama milletimiz de bunu yutmuyor kimse kusura bakmasın.

Bir dönem gittiler kuru soğan depolarını bastılar değil mi? Enflasyonun sebebi onlar diye. Gittiler bizim pazarcı esnafımıza terörist dediler utanmadan.

Böyle bir şey olur mu?

Pazarcı esnafı ne yapsın maliyet artmış çiftçi mecburen yüksek maliyete mal ediyor satıyor pazarcı da yeni fiyattan satmak zorunda kalıyor. Pazarcının suçu ne?

Ama suçlu kendileri değil ya illa başkalarını suçlayacaklar.

Değerli arkadaşlar bakın,

Bu ülkede bu fiyat artışı var ya bu enflasyon var ya bunun en önemli sebebi dolardaki artıştır kur artışıdır.

Cepten bahsettiniz ya bakın hemen bir örnek vereceğim.

Milletin cebi niye boşaldı?  Şu 200 liralık banknot değil mi. Bu ne zaman tedavüle çıktı biliyor musunuz 2009 yılında ilk defa 200 liralık banknot 2009 yılında tedavüle çıktı.

Tedavüle çıktığında bu kaç para ediyordu biliyor musunuz? 134 dolar ediyordu 134.

Bugün ne kadar ediyor? 11 dolar, 11.

134 dolar inmiş 11 dolara. Yani parayı eritmişler. Herkesin cebindeki 200 liranın içerisinden 123 dolarlık bir değeri almışlar kur kaybıyla kurdaki dövizdeki artış TL’deki değer kaybıyla ve enflasyonla.

Bundan daha iyi bir örnek var mı? İnsanların cebi niye boşaldı? Bu paranın değerini kim düşürdü?

134 doları 11 dolara kim indirdi?

Bugünkü kötü yönetim bugünkü iktidar yaptı bunu.

Çünkü döviz kurunun Adıyamanlı çiftimizin esnafımızın kontrol ettiği bir şey mi? Adıyaman'daki çiftçimiz esnafımız döviz kurunu kontrol edebiliyor mu?

Kim kontrol ediyor bunu? Hükümet.

Damat biri yok oldu bulana aşk olsun o gün bugündür.

Fakat damat gitti de asıl 'benim alanım ekonomi ben ekonomistim' diyen birisi var değil mi?

Hala işin başında. Onun için olmuyor.

Bakın arkadaşlar,

Bu ülkede enflasyon yıllar da çok yüksek olmuş değil mi. 34 yıl boyunca bu ülkede enflasyon 2 haneli 3 haneli gitmiş.

Ne zamana kadar? 2004 yılında biz enflasyonu tek haneye indirip paradan 6 sıfırı atana kadar.

34 yıldır hiçbir hükümet bu ülkede enflasyonu düşürememiş.

Ama 2004 yılında biz bunu başardık. Tek haneye indirdik. Paradan da altı sıfır attık.

Daha önce yaptık inşallah çok daha güzelini yapacağız çok daha güzelini.

Şimdi peki ne oldu arkadaşlar?

Biz Oğuz eliyle de gurur duyuyoruz Malatya ile de komşumuzla da gurur duyuyoruz Adıyaman’la da gurur duyuyoruz Kahta ile de. Biz Adıyaman’la da gurur duyuyoruz. Kahta vardı bir yerde bütün ilçelerle bütün ilçelerle gurur duyuyoruz. Demin pankart olduğu için söylüyorum.

Değerli arkadaşlar bakın,

Evet Türkiye'de 34 yıl sonra enflasyonun tek haneye indirdik paradan altı sıfırı attık ve uzun süre enflasyon tek haneli gitti değil mi.

O gün Merkez Bankası bağımsızdı. Merkez Bankası’nın bağımsız çalıştığı sadece ve sadece paranın değerini koruma ile ilgili odaklandığı dönemde bu ülkede enflasyon düşük gitti.

Ama ne zaman ki 2018 seçimleri yapıldı ne zaman ki merkez Bankası'nın bağımsızlığı elinden alındı ne zaman ki Sayın Erdoğan merkez Bankası’nın başına kendi lafını dinleyen kendi talimatlarını aynen harfiyen yerine getiren insanları görevlendirdi ondan sonra Türkiye'de döviz kuru da patladı enflasyonda patladı.

Hesap çok basit.

Dikkat ederseniz başarılardan bahsederken ekonomi ile ilgili başarılardan hep benim ekonomi yönetiminin başında olduğum dönemden bahsediyor.

Çünkü son 4 yıldır kendisi ülkeyi tek başına yönetirken elde ettiği fazla başarı yok.

Ne diyor 'biz falanca tarihte paradan altı sıfırı atmıştık' diyor. 'Falanca tarihte enflasyonu düşürmüştük' diyor.

Benim için de diyor ki, 'Ben imza atmasaydım yapamazdı ki' diyor.

Ben de diyorum ki ya madem o hikmet imzada aynı kalem aynı imza at bir imza da şu enflasyonu da döviz kurunda bir düşür görelim diyorum. Yap bakalım.

4,5 yıldır niye yapamıyorsun diyorum. Buradan Adıyaman’dan Sayın Erdoğan'a sesleniyorum 4,5 yıldır niye yapamıyorsun.

Niye biliyor musunuz?

3 ilke saydım ya 3 ilke Adalet yok. İstişare yok. Liyakat yok para yok. Bu kadar basit.

Bunlar olmayınca ekonomi asla düzelmez asla.

Ekonomi dediğimiz alan bir zemine oturur arkadaşlar bir temele oturur. Ekonominin temelinde ne var biliyor musunuz? Adalet var. Ekonominin temelinde ne var? Liyakat var. Ekonominin temelinde ne var? İstişare var. Ekonominin temelinde ne var? Demokrasi var. İnsan hakları var özgürlükler var.

Bu alanı eğer sağlam tutmazsanız zemini sağlam tutmazsanız o ülkede sağlam bir ekonomiyi asla inşa edemezsiniz asla.

Onun için olmuyor.

Bakın buradan söylüyorum ağızlarıyla kuş tutsalar yapamayacaklar olmayacak yapamayacaklar.

Hep beraber kurtaracağız arkadaşlar hep beraber inşallah.

Bakın arkadaşlar tarımdan başladık değil mi oradan ekonomiye geçtik.

Şu andaki bütçede tarıma destek ne kadar biliyor musunuz bu yıl 2022 yılının bütçesinde.

Bütün tarım desteklerini topla topla topla bütçedeki rakam 50 milyar TL.

Peki, aynı bütçede sadece faize ödediği devletin ne kadar biliyor musunuz?

350 milyar TL. Bir de bunun üzerine kur farkı ödemeye başladılar.

Kur korumalı mevduat diye bir şey uydurdular ya. Kur Korumalı mevduat diye zaten bankada parası olanın üzerine bir de kur farkı ödemeye başladılar.

Bu sene ödeyecekleri kur farkı da 320-330 milyar civarında gerçekleşecek. İkisini topla. Faizle kur farkını topla yaklaşık 650 milyarlık bir ödeme çıkacak devletin bütçesinden.

Bakın tarıma ayrılan para 50 milyar, faiz ve kur farkı olarak ödedikleri 650 milyar.

Şuna bak.

Ve bu 650 milyarı kime ödüyor? Zaten parası olana ödüyor.

Faizi kime ödüyor? Parası var faize yatırmış onu ödüyor.

Kur farkını kime ödüyor.

Adamın parası var mevduatta bankada parası var ona ödüyor.

Sen tut bu ülkenin çiftçisinin tamamına 50 milyar öde zaten parası olan bir avuç insana bir 650 milyar daha öde.

Böyle bir şey olur mu?

Nas değil mi nas? Nas diye diye ülkeyi bu noktaya getirdi.

Cumhuriyet tarihinin en yüksek faiz ödeyen iktidarı şu anda bu iktidar arkadaşlar bakın daha önce bu kadar büyük faiz ödenmedi.

350 milyar tam buz gibi faiz yanına 320-330 da kur farkını eklediğiniz anda etti size 650 milyar.

Yazık günah.

Çünkü diyorum ya bilmiyor bilmediğini de bilmiyor. Bilenlerle de konuşmuyor.

Onun için bu noktaya geldi.

Bir de bir proje var değil mi toplu konut. Toplu konut projesinde ne diyorlar 'biz yılda 100 bin tane konut yapacağız' diyorlar.

Ama alabilmek için peşinat yatıracaksın takside bağlanacaksın tabii kurada çıkarsa. Kurada çıkmazsa güle güle.

Kurada çıkarsa peşinat yatırıyorsun taksite bağlanıyorsun taksitler de her sene memura zam kadar artıyor gidiyor.

Yılda ne kadar konuk yapacağız diyorlar 100 bin.

TOKİ'nin ortalama bir konutu kaç para? 650 bin civarında ortalama.

Ben şimdi size bir hesap yapacağım.

Çünkü Adıyaman hesap biliyor. Hesap basit.

650 milyar siz zaten parası olana bu sene ödüyorsunuz devlet olarak değil mi. Bir konut da 650 milyara mal oluyor.

650 milyara böl 650 bine kaç eder? 1 milyon 1 milyon.

Bu ne demek arkadaşlar? Zaten parası olana verdikleri faiz ve kur farkı var ya onunla sadece bu yıl 1 milyon tane konut yapılabilirdi üstelik peşinatsız bir şekilde 1 milyon konut ihtiyacı olanlara verilebilirdi.

Şu hesaba bakın. Hesaba bakın.

Şu ödedikleri faizin kur farkının büyüklüğüne bakın. 650 milyar deyince kafalar biraz karışıyor. Eski paramı yeni para mı altı sıfır atılmış mı atılmamış mı kafalar karışıyor ama böyle örnek verdiğimizde bir konut 650 bin lira faize ödediği 650 milyar diye bu parayla kaç konut yapılabilirdi deyince daha iyi oturuyor değil mi?

1 milyon konut yapabilecek parayı bu sene zaten parası olanlara hükümet dağıttı.

Bir soru daha. Peki, bu 650 milyarı bu hükümet nereden buldu? 650 milyarı nereden buldu?

Halkın cebinden, doğru. Niye?

Asgari ücretli vergi ödüyor mu? Ödüyor.

Emekli ne yapıyor emekli gidiyor 1 kilo peynir alıyor KDV ödüyor.

Emekli gidiyor doğalgaz ödüyor evine KDV ödüyor.

Emekli ‘ALO’ diyor özel iletişim vergisi ödüyor KDV ödüyor.

İşte devlet bütün bunları topluyor topluyor topluyor zaten parası olan bir avuç insana faiz diye ödüyor.

Ekonomiyi bu duruma getirdi yazıktır günahtır.

Onun için ülkede yoksulluk yaygınlaştı onun için yoksulluk çoğaldı.

Evet nereden nereye değil mi nereden nereye...

3 bin 500 lira bir maaşla emekli ailesinin en temel gıda ihtiyaçlarını bile karşılayamaz. 3 bin 500 lira demek açlık sınırının da 6 demek.

Böyle bir şey yok.

Ama hatırlayalım hatırlayalım. Bu arkadaşınızın ekonominin başında olduğu dönemde bizim emeklilerimiz ne yapıyordu? Maaşlarından artırdıklarıyla gidiyorlardı İtalya'da 3 gün 5 gün tatil yapıp geliyorlardı.

Gençler KYK bursu alıyorlardı 1 aylık burs 150 dolar ediyordu. Şu anda 45 dolar ediyor 1 aylık burs.

150 dolarlık bursu biriktiriyorlardı gidip tatil yapıyorlardı. Gidiyorlardı iyisinden bir cep telefonu alabiliyorlardı.

Bakın bir cep telefonu örneği vereceğim size şimdi.

Vallahi gençleri çıldırtıyor bunlar haklısınız. Gençler çıldırmak da haklı ama sabır.

Bakın bir cep telefonu Amerika'da yaşayan bir kişi asgari ücretle yaşayan bir kişi bir haftalık maaşıyla iyisinden bir cep telefonu alabiliyor arkadaşlar. Bir haftalık maaşıyla.

Avrupa'da yaşayan bir asgari ücretli böyle 8-9 günlük maaşıyla bir cep telefonu alabiliyor.

Peki Türkiye'de asgari ücretle iyi bir cep telefonu alabilmeniz için ne kadar çalışmanız gerekiyor biliyor musunuz?

6 ay 6 ay.

Bu adalet mi?

Şimdi ben bakıyorum tabii sokaklarda caddelerde yürürken bizimle fotoğraf çektirmek isteyen epey arkadaşımız oluyor. Vatandaşlarımız geliyor genç geliyor. Bakıyorum cep telefonunun ya ön kamerası bozuk ya arka kamerası bozuk. Camlar kırık. Camını değiştirmek bir telefon parası oldu.

Ama telefon bir temel hak. Haberleşme hakkı değil mi.

Bilgi edinme hakkı çünkü artık haberleri oradan alıyorsunuz. Aynı zamanda bir ifade özgürlüğü. Çünkü sosyal medya ile görüşlerinizi telefondan bildiriyorsunuz.

Dolayısıyla bugün bir akıllı telefon en temel insan hakkı. İnsan olmanın hakkı.

E demek ki en temel insan hakkına ulaşabilmek için bizim bir asgari ücretlimiz tam 6 ay çalışmak zorundaymış arkadaşlar.

Gerçekten yazık çok yazık. Bu ülke bunu hak etmiyor, bu ülkenin gençleri bunu hak etmiyor.

Evet Türkiye'de insanlığın değeri düştü maalesef maalesef bu acı bir gerçek.

Onun için gençler ne yapıyor küçük şehirlerden büyük şehirlere göçmek istiyor.

Orada da durmuyorlar yaşayacak başka ülkeler arıyorlar kendilerine. Yazık değil mi?

Bu ülkenin insanı bu ülkeden gitmek istiyor. Gençler başka ülkede yaşamak istiyor.

Gerçekten çok yazık.

Peki, bu ülkenin gençleri bizim gençlerimizden daha mı kabiliyetli? Yoo.

Bizim gençlerimizden daha mı yetenekli? Yoo.

Ama onlara sunulan imkanlar farklı onlara sunulan imkanlar farklı.

Yoksa bizim gençlerimiz Avrupa'nın gençleriyle gelişen Asya'nın gençleri ile karşılaştırdığınızda kabiliyetli yetenekli.

Ama maalesef fırsat verilmiyor.

Eğitimde fırsat eşitsizliği var.

İşe girerken KPSS'de yüksek not alıyor gençlerimiz mülakatta elini veriyorlar. Atanamıyorlar.

Biz ne yaptık mülakatı kaldırıyoruz dedik. Mülakatı kaldırıyoruz. Yazılı sınav neyse o. Yazılı sınav neyse o bitti mülakat.

Evet, gençlerimiz durun gitmeyin. Hayaller yakında çok seçimden hemen sonra inşallah.

İnanın arkadaşlar bakın şu seçimin olduğu akşam inşallah uyuyacağız sabah kalkacağız ya şöyle bir yudum da su içip ya ‘iyi ki o kâbus bitti’ diyeceğiz ‘iyi ki o kötü ya bitti’ diyeceğiz. İnanın kabustan uyanma hızında işler düzelmeye başlayacak.

Bakın bizim ekonomi ile ilgili kurumları ayağa kaldırmamız bir ay. Bir ayda yeniden ayağa kaldırırız evelallah. Hiç.

Biz çözeriz biz bir ayda.

6 ayda bu ülkedeki kriz iklimini çözeriz 6 ayda inşallah.

Evet, öğrenciler haklılar. Ben gittiğim illerde üniversite öğrencileri ile mutlaka sohbet ediyorum. Soruyorum ne yapıyorsunuz ne ediyorsunuz diye. Kaç tane gençten duydum diyorlar ki 'başkanım acaba bir öğünle hayatta kalabilir miyiz bunu test ediyoruz' diyorlar.

Evlerine gidemiyorlar bayramlarda.

Zaten KYK yurdu çıkmadıysa kayıt olamıyor çoğu gencimiz. Üniversiteyi kazanıyor kayıt olamıyor. 'Ailemin maddi gücü yok ben gidemem başka şehre' diyor.

Yazık günah değil mi bu insanlara.

Ve değerli arkadaşlar bakın şu anda şu anda işsizlik büyük bir sorun mu sorun.

Üniversiteyi bitiriyor gençlerimiz diplomayı ellerine alıyor karşılarında maalesef işgücü piyasasında o diplomanın karşılığı yok.

Bir bakıyoruz bazen de işverenler diyor ki 'Ben eleman alacağım aradan nitelikli eleman bulamıyorum' diyor.

İşverenleri dinlediğimizde de öyle duyuyoruz.

Bu ne demek? Demek ki Türkiye'de işsizliği azaltabilmek için çok yoğun bir yeniden meslek ve beceri eğitim programları başlatmamız gerekecek.

Evet mülakat kalkacak aynen öyle.

Hak eden neyse o.

Ama şunu yapacağız arkadaşlar bakın gençlerimizin elindeki diplomayla iş bulamıyorsa bu gençlerimizin suçu değil ki.

Çünkü gençlerimizin ekonomimizin ihtiyaç duyduğu alanlarda yeniden bir bilgi beceri kazanmak için eğitim programlarına gitmesi gerekecek.

3 ay 6 ay belki 1 yıl.

Türkiye'nin hangi alanda gerçekten ihtiyacı varsa ve olacaksa o yöne doğru gençlerimizin yeniden eğitim programlarına girmesi gerekecek. İşsiz gençlerimizin.

Ama biz ne yapacağız? O programlar için gidiş geliş yol parası öğle yemeği diyeceğiz ki devletten. Sen yeter ki okursa devam et.

Kurslar bittikten sonra diyeceğiz ki işverenlere bak eğer bu kursa gitmiş genci işe alırsan SGK primi ödemeyeceksin.

Gençlerimize diyeceğiz ki bak bu işe girdiğinde biz senden gelir vergisi istemiyoruz.

Yani o yeniden beceri kazandırma yeniden eğitim yeniden o mesleği ihtiyacı göre değiştirme çalışmalarına katılan gençler için vergi yok SGK primi yok.

Böylece işverenle çalışanı buluşturacağız. Çok önemli bakın.

Yani işverenle işsiz arkadaşlarımızı bir buluşturmamız gerekiyor. O teması bir sağlayalım işe bir girsin ondan sonra zaten o iş kalıcı oluyor.

Çünkü İşverenler de diyor ki 'bu iyi yetişmiş eleman iyi çalışıyor iyi yönetiyor' diyor. Böylece o istihdam kalıcı bir istihdam haline geliyor.

Devlette işe girmeler de dediğim gibi mülakatı kaldırıyoruz sınav sonucu neyse o.

Ve İnşallah bunları yapalım asıl o zaman adalet ülkede gerçekleşecek.

Asıl o zaman fırsat eşitliği gerçekleşecek.

Asıl o zaman ülkede işsizlik sorunu inşallah hızlı bir şekilde ortadan kalkacak ve gençlerimiz hak ettiği hayatı hak ettiği standartları inşallah yakalayacaklar. Hep beraber yaşayacaklar inşallah.

Bu göç sorunu, gençler söylüyor bakın çok ciddi bir sorun.

Ve bu göç maalesef değerli arkadaşlar Türkiye'de bir göç politikası olmadığı için Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi haline geldi.

Sınırlar yolgeçen hanına döndü, kevgire döndü.

Hadi Suriye'de savaş vardı Suriyelileri sığınma altına aldık tamam. Ama burada bitmiyor ki.

Afganlar geliyor değil mi İran sınırından.

Ben soruyorum diyorum ki ‘siz iktidar olarak sınırımızı mı koruyamıyorsunuz güvenliğimizi mi sağlayamıyorsunuz yoksa Amerikalılarla anlaştınız da Taliban'dan kaçan Afganlar için burada acaba bir yeni bir yaşam alanı mı oluşturuyorsunuz?’ diye iktidara soruyorum.

Ama cevap veremiyorlar bakın. O gün bugündür cevap yok.

Ya sen sınırı koruyamıyorsun ya da Amerikalılarla anlaştın bunları alıyorsun Türkiye'ye Taliban'dan kurtarmak korumak için.

Hangisi diye soruyoruz hangisi doğru diyoruz.

Tık yok cevap yok.

Diyorlar ki biz 200 bin Suriyeliyi vatandaşlığa aldık.

Peki kriter nedir?

Niye 3 milyon 800 bin kişi duruyor orada 200 bini aldın?

Bu 200 binin özelliği ne?

İstisnai vatandaşlık. Kriteri yok kuralı yok.

Vatandaşlığı veren kim?

Tek imzayla Sayın Erdoğan. Tek imzayla önüne geliyor bin kişilik liste imzalıyor 'gönlümden koptu bunları vatandaş yaptım' diyor.

Geri kalan 3 milyon 800 bin Suriyeli ne diyor? 'ya ben bekleyeyim biraz daha tombaladan belki bana da çıkar. Ben niye Suriye'ye döneyim şimdi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kıymetli bir şey bekleyeyim biraz daha' diyor.

E siz bu kafayla normal bir geri dönüşü sağlayabilir misiniz? Mümkün değil.

İnanın bilmiyorlar bunlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Her şey karanlıkta hiçbir şey şeffaf değil. Her şey karanlıkta.

Kritersiz usulsüz yapıyorlar bunlar maalesef maalesef.

Onun için işte Erdem ne dedi? 'abi paraları yabancılara veriyor' dedi.

İnşallah biz bu milletin kaynaklarını bu milletin kaynaklarını ülkeye harcayacağız ülkeye. Kendi ülkemize inşallah.

Değerli arkadaşlar,

En sonunda Sisi’yi tercih etti kendi.

2019 seçimlerinde soruyordu e kendi gitti ‘Sisi’nin elini sıkmam masasına oturmam’ diyordu ya bir fotoğraf gördüm elini hem de nasıl sıkıyor iki elle sarılmış böyle gördünüz mü onu?

Fotoğrafı görmüşsünüzdür.

Hep beraber kurtulacağız arkadaşlar inşallah hep beraber ülkemizi çok daha güzel yarınlara doğru götüreceğiz.

Değerli arkadaşlar bakın,

Adalet dedik değil mi adalet. Ama adalet aynı zamanda sosyal adalet. Adalet aynı zamanda bu ülkenin vatandaşları arasında adalet.

Bu ülkenin şu anda değerli arkadaşlar bir Kürt sorunu var değil mi?

Sayın Erdoğan başlarda ‘Kürt sorunu vardır ve benim de sorunumdur’ diyordu.

O zaman bizim de içinde olduğumuz hükûmette samimi bir gayret oldu.

Döndü dolaştı, bir yanına Bahçeli’yi, bir yanına Perinçek’i aldı. ‘Kürt sorunu diye bir şey yok kardeşim’ diyor.

Bir tarafında Bahçeli, bir tarafında Perinçek olunca zaten diyeceği başka bir laf yok.

Onları sen kendine yol arkadaşı olarak seçersen seni yoldan çıkarırlar başka yerlere doğru götürürler. Çıkmaz sokaklara sokarlar. 

Bakın değerli arkadaşlar, bu ülkede Kürt sorun yoktur diyenlere ben ne diyorum biliyor musunuz? ‘Sen git bizim Kürt vatandaşlarımıza sor’ diyorum. 

Onlar söylesin sorun var mı yok mu diye.

Sen oturduğun yerden Ankara'dan İstanbul'dan ahkam kesmek kolay.

Sayın Bahçeli Adıyaman’a en son ne zaman geldi? Ankara’da otururken konuşmak kolay. Esiyor, gürlüyor oradan

Bakın değerli arkadaşlar Kürt sorunu var, bunun çözümü de devletin temel hak ve özgürlüklerle ilgili sapasağlam bir tutumundan geçiyor.

Bir insanın, insan olmaktan kaynaklanan haklarının devlet tarafından aynen tanınmasından geçiyor. Çünkü temel insan hakları pazarlık konusu edilmez.

Temel insanlık hakları oylanmaz. Oylatamazsınız.

Diyemezsiniz ki bir ülkenin bir grup insanına ‘Vatandaşlarım bu vatandaşlara şu hakları verelim mi vermeyelim mi? Haydi bir oylayalım.’ Bunu diyemezsiniz. O onun zaten. Oylatamazsınız.

İşte bunun çözümü; eşit vatandaşlık anlayışından geçiyor. Bu ülkenin her bir vatandaşı eşit ve onurludur. Her bir vatandaş anasından doğduğu anda sahip olduğu hakları doyasıya yaşar.

Devlet de bunu sadece tanır.

Hatta başkalarının o haklara müdahalesini devletin engellemek görevidir. Birisi bir başka insanın hakkına müdahale ediyorsa devlet gidecek onu önleyecek.

Adil devlet budur adil devlet.

Baştan dedik adaletle başladık. Bakın dönüyor dolaşıyor adalete geliyor.

Adil devlet böyle olur başka türlü olmaz.

Ama inşallah onu biz gerçekleştireceğiz biz yapacağız inşallah.

Bakın ana dil diyoruz değil mi ana dil.

Mesela biz diyoruz ki ‘ana dili’ diyoruz ana dili.

Niye? Ana dili ne demek? Bir evde insanın anasının konuştuğu dil demek. Onun için ana dili.

Ana dili de bizim insanımızın en doğal hakkıdır. Anasından emdiği süt kadar helaldir hakkıdır o hakkı sadece tanıyacaksın bu kadar bu kadar.

İnşallah bunların hepsini yapacağız arkadaşlar hepsini inşallah Allah nasip ettiğinde halkımızın desteğiyle.

Ve biz şuna inanıyoruz Allah doğrunun yardımcısıdır.

Biz dosdoğru çalışacağız.

Niyetimizi sağlam tutacağız halkımızla buluşacağız dertleri dinleyeceğiz çözüm üreteceğiz inşallah halkımızın desteği ve Allah'ın yardımıyla bu ülkenin sorunlarını hızlı bir şekilde çözeceğiz.

Çok hızlı bir şekilde bakın.

Her alanda hazırlanıyoruz.

Size sadece tarımı gösterdim arkadaşlar tam 16 tane var burada 16.

Her alanda.

Afet yönetimi ile ilgili eylem planımız var burada. Sosyal destek sosyal yardımlarla ilgili gerçek bir sosyal devlete yakışan nedir? Onunla ilgili eylem planımız var.

Bunlar yoksullara yardım edeceğiz diyorlar parti üyeliğini soruyorlar.

Eğer iktidar partisine biraz uzaksan yardım almak için kıvran dur uğraş dur.

Böyle bir şey olur mu.

Bu vatandaşın hakkı. Böyle bir şey olmaz.

Burada yazdık.

Başka ne yapacağız? Ülkemizin ekonomisini yüksek katma değerli dijital teknolojiye dayalı bir ekonomi haline getireceğiz.

Ekonomi finans ve istihdamla ilgili eylem planımız var burada. Tam 116 madde.

Hepsini düzelteceğiz.

Yerel yönetimler ve şehircilik, 101 madde var burada.

Yükseköğretimle ilgili ne yapacağımızı yazdık. ‘YÖK'ü kapatacağız’ dedik. ‘Üniversitelerin kalitesini artıracağız’ dedik. Hepsini yazdık burada.

KHK’lı vatandaşlarımızla alakalı burada çok geniş ve detaylı hukuk çözümü var. 15 Temmuz’dan bu yana hain darbe teşebbüsünden bu yana bugüne kadar en detaylı hukuk çözümü burada KHK’lı vatandaşlarımızla alakalı.

Tabii FETÖ ile mücadele edeceğiz arkadaşlar.

FETÖ çok tehlikeli bir örgüt.

Kendilerini de gizlemeyi iyi beceriyorlar.

Onlarla mücadele edeceğiz.

FETÖ veya benzeri terör örgütleri ile sonuna kadar mücadele edeceğiz ama Sayın Erdoğan ne dedi bu işin başında dedi ki 'kurunun yanında yaş da yansın' dedi.

Ne dedi hakimlere savcılara 'siz acınacak hale düşersiniz' dedi.

'Ya bunları hapse atın ya kendini hapse girersiniz' dedi.

Yargı çalışmadı ki çalışamadı ki.

Biz ne yapıyoruz şimdi kurunun yanında yaş yanmasın diyoruz yaşı ayırmak yargının görevi diyoruz değil mi.

Başka ne diyoruz burada?

Evet devletin bir Kudret yüzü vardır adaletle gösterir o yüzünü ama bir de devletin şeffaf yüzü vardır.

Siz tutup da öyle silmece yapamazsınız.

1 milyon 574 bin kişi terör örgütü üyeliği ile suçluyorlar.

Bir terör örgütünün bir buçuk milyon üyesi olabilir mi böyle bir şey var mı? Dünyada var mı bunun örneği.

Nasıl çözeceğimiz hepsi burada hepsi.

Başka ne yapıyoruz?

Başka ne yapıyoruz?

Adil yargı eylem planı burada.

Bütün yargı sistemini revize ediyoruz baştan aşağı.

Avukatlar hakimler savcılar hepsi hepsi. 198 maddelik sadece yargı reformu eylem planımız var burada.

Hepsi hazır.

Başka ne var?

Kültür var sanat var.

Diş politika var güvenlik var sanayi var KOBİ var esnaf var. Var var var.

Yani seçimlerden sonra kurulacak hükümetin bakanlar da olacak ya şöyle bakanların her birisinin önüne ev ödevini hazırladık.

Önlerine ev ödevlerini koyacağız.

Arkadaş bak 90 günde bunu yapacaksın, 180 günde bunu yapacaksın, 360 günde bunu yapacaksın.

Hiç uğraşma. Bunları yap bak ülke nasıl kurtuluyor gör.

Bugünden bunları hazırlıyoruz ki seçimlerden sonra ülkenin sorunları hızlı bir şekilde çözülsün.

Çok hızlı.

Biz ne yaptık bu çözümlerle arkadaşlar 6'lı masanın ortasına koyduk.

Diğer partiler de kendi çalışmalarını şimdi yapıyorlar koyuyorlar.

Ve ne yapacağız?

Mevcut sistemde seçimi kazanmak zorundayız.

Mevcut sistemde partiler beraber hareket edince ancak seçim kazanılıyor.

2018'de Tayyip Erdoğan seçimi kazandı ama tek başına mı kazandı?

Ne yaptı? Yanına Bahçeli'yi aldı, başka partileri aldı ancak öyle kazanabildi.

Yoksa AK Parti'nin şu anda mecliste çoğunluğu yok ki.

Meclisteki çoğunluğunu kaybetti 2018 seçimlerinde. Çünkü sistem değişince 2017'de ancak işbirliği olunca bu seçim kazanılıyor.

Ve şu anda bugünkü hükümetin karşısındaki tek alternatif bu 6 partinin 6'lı masanın beraberce yaptığı çalışmalar.

Başka bir çıkış yok. Açık konuşalım burada.

Ve biz ne yaptık bütün bu hazırlıkları 6'lı masaya koyduk.

Herkes kendi hazırlığını getiriyor koyuyor ve ne yapacağız. İnşallah herhalde bir iki aya kadar bitireceğiz bütün bunları ortak bir politika haline getireceğiz.

Yani 6'lı masanın ortak Cumhurbaşkanı adayının tek bir tarım politikası olacak.

Tek bir ekonomi politikası olacak.

Tek bir dış politikası olacak.

Böylece vatandaşlarımızın karşısına çok net temiz uzlaşılmış bir çözümle çıkacağız seçimlere doğru giderken.

Ama bunun için iyi bir altyapı hazırlığı gerekiyor çok iyi.

Onu da işte biz yapıyoruz.

Yapan başka partiler de var onlar da çalışıyorlar getirecekler.

İyi çalışmamız gerekiyor iyi hazırlanmamız gerekiyor.

Ve bütün bunlar arkadaşlar bütün gösterdiğim hazırlıklar gerçekten binlerce sayfalık emek.

Binlerce insanın emeği.

Her konuda en iyi bilen kimse uzmanları getiriyoruz onlarla beraber çalışıyoruz bu işi yapıyoruz.

Ve biz bunları gerçekleştireceğimiz ile ilgili de takvime bağlı bir söz veriyoruz.

Evet, Adıyaman ben bugün çok söz verdim ama sizden de bazı sözler almadan ayrılmayacağım buradan.

Şimdi önce bir sormam lazım. Önce bir sormam lazım.

Adıyaman hazır mısın? Soruyorum.

Özgürlük için hazır mısın Adıyaman?

Adalet için hazır mısın Adıyaman?

İstişare için hazır mısın Adıyaman?

Liyakatli bir yönetim için hazır mısın Adıyaman?

Seçim günü geldiğinde oy pusulasını önünüze aldığınızda şu DEVA'nın damlasının altındaki boşluğa evet mührünü basacak mıyız Adıyaman?

Evet, o mührü öyle bir basacağız ki inşallah Ankara'daki külliyenin duvarları biraz şöyle titreyecek.

Buradaki evet mühürlerinin sesi gece İnşallah Ankara'dan duyulacak.

Bunu siz başaracaksınız inşallah.

Bizim arkadaşlar bildiğimiz bir tek vurma var. Biz mührü vuruyoruz. Onun haricinde biz ‘demokrasi’ diyoruz onun haricinde biz ‘diyalog’ diyoruz ‘sorunlarımızı konuşa konuşa çözeceğiz’ diyoruz. ‘Sorunları çözmenin yolu meşru demokratik siyaset zeminidir’ diyoruz. Onun için herkesle konuşuyoruz. Onun için bizim diyaloğumuz bütün partilerledir.

Herkesle konuşuyoruz ve konuşa konuşa çözeceğiz.

Bu Adıyaman tütününe benzer başka bir tütün var mı Türkiye'de yok.

Demek ki Adıyaman tütününün hakkını vermek adaletin gereği.

Başka tütünle bunu karıştırmayacaksın. Bu özel diyeceksin. Bununla ilgili özel bir destek özel bir politika ve Adıyaman’daki tütünü bizim yaşatmamız gerekiyor.

Adıyaman'daki tütüncülüğün gelişmesi gerekiyor.

Bu işin sigara boyutu var vergi boyutu var apayrı boyutları var.

Biz iyi biliyoruz konuyu ama bunun çözümü öncelikle bir tütün politikasından geçiyor arkadaşlar.

Şu andaki hükümetin bir politikası yok.

Bakın dün Malatya’daydık. Malatya içinde bir kayısı politikası yok.

2 sene önce azıcık bir kayısı almışlar geçen sene hiç almamışlar bu sene alacaklar mı almayacaklar mı belli değil.

Fiyat belli değil bir şey belli değil.

Pamuk üretenlere soruyorsunuz pamukta durum aynı.

Badem üreticilerine soruyorsunuz aynı.

Devlet destekleri çok geç açıklanıyor. İş olup bittikten sonra açıklanıyor.

Bazen de vermeyeceğim diye veriyorlar yok diyorlar kusura bakmayın diyorlar. Oluşturuyorlar ondan sonra yok diyorlar.

Hâlbuki desteklerin ekim dikimi olmadan açıklanması lazım.

Desteklerin hemen o yıl ödenmesi lazım. Şu anda Bir sene sonra ödüyorlar. Çünkü işleri güçleri faiz ödemek. Çiftçinin hakkını bir sene sonra ödüyorlar.

Bir de şu önemli bakın. Tarımda bir de birikmiş borçlar var onu baştan söylemedim. Şu birikmiş borçlar var ya çiftçi borçları genişletelim esnaf borçları genişletelim her türlü devlete olan borç vergiydi BAĞ-KUR’du, biz bunların hepsinin faizini sileceğiz.

Anaparayı donduracağız. Bakın anaparayı donduracağız 2 yıl ödemesiz uzun vadeye yayacağız.

Böyle küçük küçük taksitler halinde yük getirmeyecek şekilde vatandaşlarımız bunları ödeyebilecek.

Ama aynı zamanda ne yapacağız yeni kredi açarak çiftçimizin çarklarının döndürülmesi için de hemen desteğimizi vereceğiz yardımımızı yapacağız ki üretim olsun.

Evet değerli arkadaşlar artık sözlerimin sonuna geldim.

Ben sizden de epey bir söz aldım.

Tekrar hepinize teşekkür ediyorum.

EYT bakıyoruz hepsine. Hepsini çalışıyoruz. EYT, intibak var hepsini çalışıyoruz, hepsini adaletle ve aynı zamanda da finansal sürdürülebilirlikle beraber hepsini dikkate alıyoruz hepsini.

Bakın böyle 3 tane 5 sene çalışıp da eğer bir vatandaşımız hala taşeron firmada çalışıyorsa hala kadroya alınmıyorsa bu da adalet değil işte bak. Adalet diyoruz ya dönüyor dolaşıyor oraya.

Şimdi bu vekil imamlar var vekil öğretmenler var böyle bir şey olmaz. Böyle bir şey olmaz. Ve bunlarla ilgili bakın sadece biz değil bunların hepsini 6'lı masada hallediyoruz. 6'lı masanın 6 partinin ortak kararı olarak hepsini çalışıyoruz. Bakışımız tamamen adalet bakışıdır. Vatandaşlarımız arasında ayrımcılık asla olmayacaktır ve bunu da inşallah her sorunu çözdüğümüz gibi bunun da çözümü için kolları sıvadık çalışıyoruz.

Ama dikkat ederseniz ben çalışıp bitirdiklerimizi anlatıyorum. Çalışmakta olduklarımızı da hemen böyle yapacağız edeceğiz demiyorum çalışma bitmeden.

Çünkü sözümüz önemlidir. Biz yazılı taahhüt ediyoruz yazılar çıkıyoruz her şeyi dolayısıyla söz verdiğimizi yapmamız lazım. İçin çok dikkatli konuşuyoruz. Çünkü söz verince tutmak lazım. O da güvenin temelidir.

Ben tekrar hepinize çok çok teşekkür ediyorum.

Ailelerinize dostlarınıza gönül dolusu sevgilerimi selamlarımı iletiyorum.

Sağlıcakla kalın diyorum.

Buradan Adıyaman'dan uzak ilçelere geri dönecek vatandaşlarımıza da hayırlı yolculuklar diliyorum.

Sağ olun var olun.

 

3 Aralık 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Malatya Soykan Parkı Halk Buluşması Konuşması

 Ali Babacan’ın Malatya Soykan Parkı Halk Buluşmasında Konuşması

İlim şehri Malatya merhaba,

İnşallah bütün Türkiye'de varız Malatya'da varız sağ olun gençler sağ olun.
Malatya bu topraklar ne güzel insanlar yetiştirdi.

Burası bir ilim şehri.

Malatya bir kültür şehri.

Malatya aynı zamanda bir tarım şehri. Bir sanayi şehri.

Biz Malatya ile gurur duyuyoruz.

Hep beraber Türkiye’mize de DEVA olacağız çiftçimize de DEVA olacağız esnafımıza da emeklimize de işçimize de DEVA olacağız inşallah.

Değerli arkadaşlar değerli Malatyalılar,

Ülkemiz gerçekten zor bir dönem yaşıyor. Sıkıntılar büyük. Kriz arkasına kriz yaşıyoruz maalesef.

Ama bunu biz ilk elden ilk ağızdan derdi yaşayanlardan dinliyoruz. Onun için de vatandaşımızla aramıza mesafe koymuyoruz.

Değerli arkadaşlar, değerli Malatyalı hemşehrilerim,

Evet, Türkiye’mizde sıkıntı çok sorun çok hepsini biliyoruz.

Malatya'da kayısı ile ilgili hala bir fiyat yok. Kayısı üreticisi fiyat bekliyor 2 senedir gözler yollarda kaldı.

Hala fiyat yok.

Hep beraber DEVA olacağız hep beraber. Bütün kadrolarımızla beraber Malatya'ya da DEVA olacağız inşallah Türkiye'ye de DEVA olacağız.

Malatya tarımı ile güçlü bir şehrimiz ama sulama projeleri bakıyoruz bir türlü tamamlanmıyor.

Su olmadan tarım olmaz. Su ile tarımı buluşturmamız gerekiyor.

Bakın biz söz verdik açıkladık dedik ki bütün Türkiye'de Malatya'da ne kadar sulama projesi varsa bütün bu sulama projelerini tamamlayacağız dedik.

Barajsa baraj isale hattıysa isale hattı göletse gölet kapalı basınçlı sulama sistemi, yağmurlama damlama ne var ne yoksa iktidarımızın 5 yılında inşallah bunların tamamını bitireceğiz dedik.

Başka ne dedik?

Gübre var ya gübre çiftçimizin en önemli maliyeti değil mi?

Gübrenin tam yarısını devlet olarak biz karşılayacağız dedik.

Bunlar enflasyon nasıl düşer bilmiyorlar. Bilene de sormuyorlar.

Fiyatı niye yükselttin diye esnafı suçluyorlar marketçiyi suçluyorlar pazarcı esnafını suçluyorlar.

Halbuki siz maliyeti bir düşürün, şu gübrenin yarısını bir devlet olarak ödeyin fiyatlar nasıl düşüyor bir görün.

Bilmiyorlar.

Başka ne dedik?

Yemin parasının tam yarısını devlet ödeyecek dedik.

Ne dedik?

Hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz için yemin maliyetinin tam yarısını devlet ödeyecek dedik bakın.

Elektriğin çiftçimize çok daha uygun bir fiyattan ayrı bir tarife ile sağlanması gerekiyor sulamada pompajda kullanılan elektriğin. Bunu yapacağız dedik.

Çiftimizin kullandığı mazotun ÖTV’sini aynen iade edeceğiz dedik.

Yani maliyeti aşağı düşüreceksiniz maliyeti. Bu ülkede enflasyon böyle düşer.

Başka türlü marketlere savaş açarak enflasyonu düşüremezsiniz. Olmaz.

Maliyet artmış esnafımızın satın alma fiyatı artmış nasıl ucuza satsın?

Maliyeti ineceksin köküne ineceksin.

Toprağı suyla buluşturacaksın ki verim yükselsin.

Gübrenin yemin parasının yarısını devlet olarak karşılayacaksın ki maliyet düşsün.

Elektriği mazotu çiftçimize ucuz fiyata sağlayacaksın ki maliyet düşsün.

Maliyeti bir düşür aşağı çek bak nasıl fiyatlar düşüyor gör.

O zaman çiftçimiz de daha çok para kazanacak. Pazarcı esnafımızla daha çok para kazanacak kasabımız da marketimiz de manavımızda yüzü gülecek.

Başka türlü bu ülkede enflasyon düşmez.

Bilmiyorlar bilmediklerini de bilmiyorlar.

Döviz kurunu patlattılar değil mi?

Enflasyon Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinde şu anda.

Bu ülke bu kadar yüksek bir enflasyon görmedi. İlk defa bu kadar 3 haneli enflasyon görüyor bu ülke.

Bakın arkadaşlar hesap çok basit hesap.

Size bir şey göstereceğim.

Bakın şu 200 lira değil mi?

Bu 200 lira ne zaman tedavüle çıktı biliyor musunuz?

Yıl 2009. 2009 yılında yani 13 yıl önce bu para tedavüle çıktı.

Bu 200 lira tedavüle çıktığında kaç dolar ediyordu biliyor musunuz?

134 dolar ediyordu arkadaşlar 134 dolar.

Bugün 11 dolar ediyor.

10 dolara doğru düşüyor kur arttıkça düşüyor.

20 lira dediğin zaman dolar kuru edecek 10 lira. 134 dolarlık paramız inmiş 11 dolara.

Ben şimdi soruyorum bu paranın içerisinden 123 dolar kaybolmuş değil mi?

134'ten 11'e inince arada 123 dolar fark var. Bu paranın içerisinden tam 123 doları kim aldı diye soruyorum size?

Kim aldı nereye gitti bu para?

Bu paranın değeri neden düştü arkadaşlar?

Bak kötü Yönetim. Malatya cevabı biliyor. Malatya cevabı biliyor kötü yönetim.

Hepsini düzelteceğiz hepsini.

Bakın arkadaşlar bir başka sayı vereceğim.

Ülkenin nasıl kötü yönetildiği ile ilgili bir başka rakam vereceğim.

Şu anda devletin bütçesinde bu yıl faiz ödemesi ne kadar biliyor musunuz?

350 milyar.

Bir de kur korumalı mevduat ya yeni bir şey uydurdular biliyor musunuz?

Rahmetli Özal'ın 'gençlere nasihatimdir bir daha ülkede bu uygulanmasın. Enflasyon yüksek seyrediyorsa sebebi budur' dediği Özal’dan önce uygulanan dövize çevrilebilir mevduat hesabını tuttular 40 yıl sonra Kur Korumalı Mevduat Sistemi diye yeniden icat ettiler.

Kur korumalı mevduata bu yıl ödeyecekleri kur farkı ne kadar biliyor musunuz?

320 330 milyar civarında.

350 milyar faize ödüyor, 320, 330 da kur farkı diye ödüyor. Etti mi size 650 milyar.

650 milyar kime ödüyor?

Zaten parası olanı ödüyor değil mi?

‘Fakir'den alıp zengine ödüyor’ dedin doğru.

Nasıl alıyor?

Alışverişe gittiniz şuradan bir kilo peynir aldınız. Alışverişe gittiniz şuradan evinize bir yoğurt aldınız.

KDV ödüyor musunuz? Ödüyorsunuz.

Asgari ücretle geçinen vatandaşımız dahi gelir vergisi ödüyor mu bu ülkede?

Ödüyor.

Asgari ücretten aldığını vergiden topla milletin 1 kilo yoğurt 1 kilo peynirden aldığını katma değer vergisinden topla topla topla zaten parası olana faiz diye ver kur farkı diye ver.

Bu adalet mi?

Böyle bir şey?

Bakın size bir rakam daha vereceğim.

Bunlar zaten parası olan 650 milyar veriyor değil mi bu yıl. 2022'de.

Peki, tarıma verilen desteğin tamamı ne kadar?

Çiftçiye verilen bütün tarımsal destekleri toplayın toplayın toplayın ne kadar biliyor musunuz?

50 milyar 50.

Bütün tarıma çiftçiye sen 50 milyar ver zaten parası olanın üzerine bir 650 milyar daha koy.

Bu mu adalet bu mu ekonomi yönetimi?

Bakın arkadaşlar bu 650 milyar bunların faize ve kur farkını ödedikleri o kadar büyük para ki hesap ortada.

Şu anda TOKİ ne yapıyor? Sosyal konut yapıyor.

Yılda kaç tane yapıyor? 100.000 civarında yapacağım diyor değil mi?

Daha göreceğiz yapabilecekler mi?

Çünkü geçmiş ortalama yılda 60 bin. 100 bin diyorlar göreceğiz ama konutun maliyeti ne kadar?

TOKİ'nin ürettiği sattığı peşinat aldığı taksitle sattığı konutun fiyatı ne kadar? En düşük böyle 100 metre karesi 650 bin lira falan.

650 bin lirayı bir konuta veriyor mu TOKİ? Veriyor.

Peki, bunlar kura kur farkına ve faize ne kadar ödüyor? 650 milyar.

Hesap basit.

650 milyara böl 650 bine. Tam bir milyon konut yapmak mümkün parayla 1 milyon konut.

Üstelik vatandaştan 5 kuruş almadan 1 milyon konut yapmak mümkün.

Hesap ortada.

Sadece faize kur farkına ödediği para 650 milyar. Bu parayla 5 kuruş peşinat almadan 1 milyon tane konut yapıp bu sene vatandaşa dağıtabilirlerdi.

Hesap basit.

650 milyarı 650 bine böl 1 milyon konut ediyor.

Hesap ortada. Gerçekten içimiz yanıyor içimiz. Yazık günah.

Hepsinin çözümü hazır hepsinin.

Siz devletin başına kamu kurumlarının başına dürüst ve ehil kadroları getirin bir de ülkeyi istişare ile yönetin bu ülke nasıl düzeliyor nasıl birden bile ayağa kalkıyor göreceksiniz.

İnanın çok kolay.

Bu ülkenin insan kaynağı var bu ülke büyük bir ülke.

Hepimiz bu ülkeyi çok seviyoruz.

Bu ülke güçlü bir ülke.

Avrupa'nın en büyük nüfusu bizde. Avrupa'nın en büyük toprakları bizde. Avrupa'nın en büyük tarım arazileri bizde ama bu büyük ve güçlü ülke kötü yönetiliyor.

Hep beraber çalışacağız çok çalışacağız. Ama dosdoğru çalışacağız.

Biz şuna inanıyoruz Allah doğrunun yardımcısıdır. Ama dosdoğru çalışacaksın.

Dosdoğru çalışacaksın formül basit. Ve dosdoğru çalışanlarla çalışacaksın.

Türkiye'nin başarılı olduğu yıllara şöyle bir bakalım.

Başarılı olduğu yıllarda Türkiye'nin bütün dünyada itibarının yüksek olduğu yıllarda ister rahmetli Özal dönemini düşünün ister bu 2002'den 2010'a kadar ki başarılı dönemi düşünün.

Onların ortak yönü ne?

İyi kadrolar dürüst kadrolar işinin ehli olan insanlar.

Kadroları sağlam tutacaksınız.

Buradan Malatya’dan kendi memleketinden kendisini rahmetle anıyoruz. Çok emeği geçti bu ülkeye çok emeği. Çok emeği geçti.

Ve uyardı ülkeyi uyardı. Bu dövize çevrilebilir mevduat hesabı ile ilgili uyardı. Gençlere nasihat verdi.

Hatta kendi ifadesi dedi ki, 'bu dövize çevrilebilir mevduat hesabı benden önce yapmışlar ama bu kendini uyanık zannedenlerin dalaverisidir' dedi. Rahmetlinin ifadesi bu. 'Kendini uyanık zannedenlerin dalaveresi' dedi.

Dön dolaş 40 yıl sonra aynı şeyi getir Türkiye'de uygula.

Bir de ekonominin çözümü diye utanmadan açıkla. Böyle bir şey olur mu.

Bakın arkadaşlar,

Bu ülkede o 2002 seçimlerinde Sayın Erdoğan'a destek verenler AK Parti'ye destek verenler ne için bu desteği verdi?

3Y ile mücadele etsin diye bu desteği vermedi mi?

Neydi bu 3Y?

Yasaklardı yolsuzluktu yoksulluktu.

Bu 3Y ile mücadele et diye bu desteği verdi ancak döndü dolaştı 20 sene sonra şu andaki iktidar ülkeyi tekrar aynı 3y'ye mahkûm etti.

Ülkede yolsuzluk var mı? Var. Ülkede yoksulluk var mı? Var. Yasaklar var mı? Var.

Ne anladık ne anladık. Bu ülkenin güzel insanları bu ülkenin tertemiz insanları 20 yıl sonra başladığı noktaya getirsin diye mi bu desteği verdiler yazıktır günahtır gerçekten.

Hep beraber ülkeye DEVA olacağız arkadaşlar hep beraber. Hep beraber.

Bakın,

Adalet her şeyin başı. Adalet olmadan olmaz.

Gençler önden yürüyecek biz arkadan hep beraber ülkeyi kurtaracağız inşallah hep beraber.

Değerli arkadaşlarım,

Göç şu anda şu anda bu ülkenin bir göç politikası yok arkadaşlar. Göç politikası yok.

Sınırlar olmuş yolgeçen hanı. Kevgire dönmüş elini kolunu sallayan giriyor.

Suriye'de savaş vardı anladık. Peki, on binlerce Afgan İran sınırını geçti elini kolunu sallaya sallaya yürüdü girdi mi bu ülkeye? Girdi.

Ben şimdi Sayın Erdoğan'a buradan soruyorum Bu Afganlar sınırdan niye elini kolunu sallaya sallaya girdi Türkiye'ye? Acaba sen ülkenin sınırlarını iyi koruyamadın mı? Yoksa Amerikalılarla bir anlaşma yapıp Taliban rejiminden kaçan Afganlar için burada bir yaşam alanı mı oluşturdun? Ben merak ediyorum soruyorum. Hangisi?

Ya sınırları kontrol edemiyorsun sınırlar kevgire döndü ya da Amerika ile anlaştın anlaşma sonucunda getirdin bu insanları buraya. Hangisi diye buradan Malatya’dan bu meydandan soruyorum.

Bunun bir cevabı olmalı değil mi?

Böyle bir şey olmaz.

200 bin vatandaşlık verdiler 200 bin vatandaşlık.

Hep beraber kurtaracağız hep beraber inşallah.

200 bin vatandaşlık verdiler değil mi? 200 bin vatandaşlık.

Şimdi ben soruyorum sığınma altındaki Suriyelilerin Türkiye'de vatandaşlığa başvurma hakkı yok. Kanunda madde var başvuramaz diyor.

Vatandaşlığa başvuramayan insanları tek imzayla, Cumhurbaşkanı imzası ha tek imzayla niye vatandaş yaptın diye soruyorum.

Sebebi ne?

Bakın bir tane kelime duydunuz mu? Niye.

Bunun kriteri ne? Yani kimi vatandaş yapıyorsun kime vatandaş yapmıyorsun bunun kuralı nedir? Kriteri var mı yok.

İstisnai vatandaşlık.

Eskiden bakanlar kurulunun yetkisi vardı şimdi o yetki olduğu gibi cumhurbaşkanına geçti. Tek imza tek. İmzayı atıyor 'bin kişi sizi vatandaş yaptım gönlümden koptu' diyor.

E bu sefer ne oluyor? Geriye kalan 3 milyon 800 bin Suriyeli 'ya dur bir dakika ben biraz daha Türkiye'de durayım belki sıra bana da gelir' diyor.

Kriterini bilmiyor belki tombaladan ben de çıkacağım diyor.

Geri dönüş perspektifini yok ediyorsunuz siz bu insanların. 'Ben bekleyeyim burada durayım dönmeyeyim' diyor. Göç bir gerçek arkadaşlar.

Bilmiyor bildiğini sanıyor bir bilene sormuyor. Gençler söylüyor.

Bakın arkadaşlar bir kişinin her şeyi bilmesi mümkün değil.

Bir kişi her şeyi bilemez ama ülke yönetiyorsanız bilenlerle çalışmak zorundasınız. Sağlam kadrolarla çalışmak zorundasınız. Bir lider ancak sağlam kadroların üzerinde yükselir.

Yok, her şeyi ben yaptım ben yapıyorum demeye başlarsan o ülkede kaybeder sen de kaybedersin. Olmaz olmaz.

'Ben her şeyi bilirim benim alanım ekonomi ben ekonomistim' deyip de bilenlerle çalışmazsan ülkenin ekonomisini batırırsın.

Ama arkadaşlar bakın burada koskoca bir gerçek var koskoca. Yoruldu. Gerçekten yoruldu. AK Parti kurulurken biz üç dönem kuralı koymuştuk 3 dönem. Niye? Çünkü ‘bu yorucu bir iştir’ demiştik. ‘3 dönemden sonra insanlar yorulur’ demiştik. ‘Orada yeni bir kadroya ihtiyaç olur’ demiştik.

AK Parti'nin kuruluş akitleşmesinde 3 dönem kuralı vardır arkadaşlar 3 dönem.

Ve 3 dönem ne zaman doldu? 2015'te doldu.

Ne diyordu 2015'te metal yorgunluğu diyordu değil mi hatırlayın metal yorgunluğu.

Arkadaşlar şu andaki iktidarı inşallah müsait bir yerde indireceğiz müsait bir yerde. Yoruldu çünkü yoruldular.

Kendi ne diyordu 2014'te 2015'te? 'Metal yorgunluğu var bizim teşkilatı yenilememiz gerekiyor' diyordu. Değil mi metal yorgunluğu diyordu.

Binlerce on binlerce teşkilat mensubunda metal yorgunluğu oluyor da bir kişi de hiç olmuyor mu?

Bu insanın yaratılışında var. Yorgunluk diye bir şey var.

Dolayısıyla biz diyoruz ki yoruldu ama ülke de çok yoruldu. Gerçekten yeter diyoruz bu ülkede çok yoruldu.

Bu ülke bunu hak etmiyor ki. Bu ülke bu yoksulluğu hak etmiyor.

Rahmetli Özal'ın orta direği vardı değil mi orta direk hatırlayalım. Orta direk ne demekti? Ülkeyi ayakta tutan o çadırı ayakta tutan orta direk. Yani orta gelirli sınıf orta sınıf.

Bunlar bu orta direği yıktı. Rahmetli Özal'ın orta direğini orta sınıfı bunlar yok etti.

Türkiye'de şimdi yoksul daha yoksul ama az sayıda zengin daha zengin oldu.

Biraz önce sayıyı verdim rakamları verdim. Siz bütün vatandaştan topladığınız vergiden 650 milyarını tutup da tam 1 milyon konut edecek parayı tutup da zaten parası olanı verirseniz bu adalet değildir. O zaman orta sınıf orta direk kalmaz bu ülkede.

Böyle bir şey olmaz yazıktır.

İnanın içimiz parçalanıyor çok üzülüyoruz ülkenin durumuna.

Bizim esnafımız sattığı malı yerine koyamıyor bugün.

Bizim çiftçimiz geçinemiyor zarar ediyor. Ne kadar çok üretirse o kadar çok zarar ediyor. Yazık.

Bakın arkadaşlar bir örnek daha vereceğim bir örnek,

Bakın şu telefon gençler şu telefon. Telefon artık en önemli ihtiyaç değil mi? Çünkü haberleşme bir insan hakkımı insan hakkı.

Bilgiye ulaşma doğru bilgiye ulaşma insan hakkı mı insan hakkı.

Çünkü bilgiye ulaşıyorsun buradan. Haberleşiyorsun değil mi?

Kendini ifade ediyorsun sosyal medya üzerinden yazıyorsun çiziyorsun görüşlerini. İfade özgürlüğü burada mı burada.

Demek ki artık akıllı telefon bir temel ihtiyaç.

Gençlere ne diyorlar? 'şikâyet etme çıkar bakayım telefonunu. Bak telefonun var ne istiyorsun' diyor.

Böyle diyorlar değil mi. Böyle diyen de cevabını alıyor.

Size yine bir rakam vereceğim.

Şu telefon iyisinden bir akıllı telefon Amerika'da asgari ücretle geçinen birisi ne kadar süre çalışarak bu telefonu kazanabiliyor biliyor musunuz?

Bir hafta değil mi.

Amerika'da çalışan birisi bir hafta çalıştığında bir haftalık maaşıyla en iyisinden bir telefon alabiliyor.

Türkiye'de ne kadar bu süre?

6 ay.

Tam 6 ay.

Şu işe bakın. Avrupa'da 8-9 gün Amerika'da 7 gün Avrupa'da 8-9 gün biz de 180 gün.

Asgari ücretli birisi 6 ay çalışıp ancak bir telefon koyabiliyor cebine.

Bu mu sosyal devlet bu mu ekonomi yönetimi?

'Ben ekonomistim alanım ekonomi' deyip ülkeyi içine düşürdüğü durumu görüyorsunuz arkadaşlar. Bu ülke bunu hak etmiyor inanın.

Yazıktır günahtır. Bu ülke böyle bir şeyi hak etmiyor.

Bakın gençler bu arkadaşınız ekonomi yönetiminin başındayken KYK bursu aylık 150 dolar ediyordu. KYK bursu. Şu anda 45 dolar ediyor. Ayda 150 doları gençler harcıyordu biriktiriyordu 12 ayda kenara koyduğu parayla bir hafta iki hafta Avrupa'da trenle tur yapabiliyordu.

Emeklilerimiz hatırlayın. Emekli maaşlarından biriktirip bir hafta İtalya'da tatil yapabiliyordu. Bu ülke bunu yaşadı.

Başka bir ülke değil Türkiye yaşadı bunları.

Biz inşallah kadro olarak bütün ülkenin DEVA’SI olacağız inşallah.

Bakın arkadaşlar ben bazen bunu söyleyince ben diyorum ya enflasyonu tek haneye indirdik diyorum ya paradan altı sıfır attık diyorum ya gençler KYK bursunu biriktirip yurt dışında tatile gidebiliyordu diye.

Ben böyle deyince Sayın Erdoğan ne diyor? 'Ben imza atmasaydım yapamazdı ki' diyor.

Ben de diyorum ki madem hikmet imzada tam 4,5 yıldır bu ülkeyi tek imzayla yönetiyorsun. Eğer hikmet imzadaysa o fiyakalı imzayı bir at da şu enflasyonu da döviz kurunu da bir düşür de bir görelim bakalım diyorum. Görelim bakalım.

Yapamaz çünkü başarı sağlam kadrolarla elde edilir. Kadrolar sağlam olacak.

Evet, milletin cebi boş doğru ama külliyede olanlara sorun yok.

En son ne zaman bir elektrik faturası gördü ben bilmiyorum. En son ne zaman bir doğalgaz faturası şöyle önüne geldi bilmiyorum.

Eskiden komşusu vardı değil mi Keçiören’de bir dairede otururdu. Girerken çıkarken komşularla karşılaşırdı.

Komşular gösterirdi 'ya başkanım bak faturalar biraz şişti bir şey yap ‘diye.

Şimdi etrafındakiler kim? Zaten parası olanlar.

Cepten cebe kiminle konuşuyor? En çok parası olanlarla konuşuyor. Cepten cebe soruyorum ben Malatya'ya konuştuğu bir tane çiftçi var mı cepten cebe. Alo dediği var mı? Yok.

Cepten cebe konuştuğu bir tane esnaf var mı? Yok.

Cepten cebe konuştuğu bir tane emekli var mı? Yok.

Bir tane emekli arkadaşı var mı? Yok.

Etrafını sardılar. O çıkar kümeleri var ya o bu iktidardan nemalananlar var ya etrafını sardılar ablukaya aldılar.

Kafasını kaldırıp milleti görecek durumu yok artık.

Onun için her şeyin iyi olduğunu zannediyor. Onun için ekonomimiz iyi diyor. Onun için enflasyon düştü diyor düşecek diyor 4 yıldır aynı şeyi söylüyor ama olmuyor.

Artık değişimin zamanı geldi arkadaşlar.

Artık Türkiye'de değişim zamanı.

Artık Türkiye'de DEMOKRASİ zamanı.

Artık Türkiye'de ATILIM zamanı.

Artık Türkiye'de DEVA zamanı ve bunu da inşallah hep beraber gerçekleştireceğiz. Gençlerle emeklilerle esnafla çiftçi ile gerçekleştireceğiz inşallah.

Hep beraber Türkiye'ye DEVA olacağız inşallah hep beraber.

Bakın arkadaşlar bu önümüzdeki seçimi kim kazanacak biliyor musunuz?

Bu önümüzdeki seçimi 7'den 70'e doğudan batıya kuzeyden güneye tüm Türkiye kazanacak bu seçimi inşallah tüm Türkiye.

Bu seçimi dükkânında 10 ampulden 9'unu kapatıp işini sürdürmeye çalışan, bu seçimi sattığım malı yerine koyamayan esnaf kazanacak.

Bu seçimi pazardan torbası boş boynu bükük dönen emekliler kazanacak.

Bu seçimi çocuğunun beslenme çantasına bir elmayı bir portakalı koymakta zorlanan analar babalar kazanacak bu seçimi.

Bu seçimi iftiraya uğrayan hukukun adaletin ezdiği KHK'lılar kazanacak bu seçimi.

Bu seçimi atanamayan öğretmenler kazanacak.

Bu seçimi şu andaki iktidarın artık görmediği göremediği görmezden geldiği milyonlar kazanacak.

Hep beraber Malatya içinde DEVA olacağız Türkiye içinde DEVA olacağız bunu hep beraber başaracağız.

Bu seçimi SMA'lı bebeklerin anneleri babaları da kazanacak merak etmeyin.

Bu seçimi hastanede kuyruk bekleyen en temel ihtiyacı olan ilaçlara yüksek miktarda fiyat farkı ödemek zorunda kalan vatandaşlarımız kazanacak bu seçimi inşallah.

Bazen soruyorlar 'DEVA Partisini bir anlat bize' diyorlar. 'DEVA Partisi nasıl bir parti' diye soruyorlar bana.

Ben de diyorum ki eğer DEVA Partisini arıyorsanız size bir konum atayım. DEVA Partisi nerede?

Biz DEVA kadroları olarak işte o beslenme çantasını dolduramayan anaların babaların yanındayız. Bizi arayan orada bulabilir mesela.

Bu seçimi kimler kazanacak biliyor musunuz? KPSS'den 80 alıp 90 alıp mülakatta elenenler kazanacak bu seçimi. Çünkü biz mülakatı kaldıracağız. O kadar basit mülakat yok artık.

KPSS'de sınavda alınan not neyse ona göre işe girilecek. Bu kadar kolay.

Adam kayırma torpil her şey bitecek.

Hepsi çözülecek. Çünkü artık yapı çürüdü. Tertemiz bir yapı kurmak gerekiyor bu ülkede.

İşte bu seçimi bir lastiğe 10 bin lira 15 bin lira vermek zorunda kalan deposunu dolduramayan şoför esnafımız kazanacak. Onlar da kazanacak bu seçimi.

Şu anda arkadaşlar bakın verdiğimiz mücadele ne biliyor musunuz?

Şu anda verdiğimiz mücadele Türkiye'de tekrar bir demokrasi mücadelesi veriyoruz biz.

İnsan haklarının ve özgürlüklerinin doyasıya yaşandığı bir ülke şu anda hedefliyoruz.

Eşit vatandaşlığın olduğu her bir vatandaşın kendi haklarını doyasıya yaşadığı bir ülke hedefliyoruz.

Adaleti hep beraber sağlayacağız inşallah. Adalet olmadan olmaz. Bir devletin varlık sebebidir. Adalet olmadan olmaz.

Şu anda yargı tamamen iktidarın emrinde talimatıyla hareket ediyor.

Bağımsız ve tarafsız yargı olmadan adalet olmaz. Hukuk devleti olmaz hukukun üstünlüğü asla sağlanamaz.

İşte biz bunun için aynı zamanda çalışıyoruz.

Cesur olacağız korkmayacağız. Ne diyoruz ‘kazanan Türkiye olsun oylar DEVA olsun’ diyoruz değil mi.

Yani sizin vereceğiniz oylar ülkenin sorunlarını çözsün diyoruz ilk seçimde.

Değerli arkadaşlar bir başka sorunumuz daha var bu ülkede bakın,

Bu ülkede bir Kürt sorunu var evet.

Bu ülkede pek çok kesimin farklı sorunları var.

Ama bu sorunları aşmakta da ne yapacağız? Eşit vatandaşlık diyoruz.

Bir insanın anasından doğduğu için sahip olduğu her türlü hakkı devlet aynen tanımalı diyoruz.

Temel haklar pazarlık konusu yapılmaz.

Temel hakları siz oylatamazsınız bile.

Gidip de bir grup insana bir başka grubun hakkını verelim mi vermeyelim mi diye oylatamazsınız.

Temel haklar aynen tanınır ve yaşanır. Devlet de bunun garantisi olur kefili olur.

Bu kadar. Çözüm burada.

Onu da inşallah biz gerçekleştireceğiz.

Adalet olmadan hukuk olmadan olmaz.

Adalet olmadan hukuk olmadan demokrasi olmadan asla ekonomiyi düzeltemezsiniz.

Çünkü ekonomi bir temele oturur. O temelde adalet vardır hukuk vardır özgürlükler vardır demokrasi vardır.

Siz her gün adaleti çiğneyerek her gün hukuku yerle bir ederek insanların özgürlüklerini sınırlandırarak bir ülkedeki ekonomiyi düzeltemezsiniz.

Ağzınızla kuş tutsanız yapamazsınız. Onun için olmuyor onun için yapamıyorlar.

Çok açık arkadaşlar çok açık.

Bunların İnşallah hepsini gerçekleştireceğiz.

Her alanda hazırız her alanda.

Eylem planları hazırlıyoruz her alanda. Eğitimden tutun sağlığa kadar, hukuktan adaletten tutun ekonomiye kadar. Her alanda hazırlanıyoruz bakın.

Ve şu anda Türkiye'nin yakın tarihinde yapılmayan bir işi gerçekleştiriyoruz.

Her alanda seçimlerden sonra kurulacak hükümetin takvime bağlanmış bir şekilde neler yapacağını bugünden biz hazırlıyoruz.

Böyle bir şey yapılmadı daha önce bakın.

Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin hükümet programını hazırlıyoruz. Bütün detayıyla. Bütün bakanların önüne ev ödevlerini hazırlıyoruz.

Sağlık bakanı 'al hazır ev ödevi bu.'

Milli eğitim bakanı 'al ev ödevin bu.'

Adalet bakanının önüne sunuyoruz' ev ödevin bu.'

Bugünden hazırlıyoruz herkesin ödevini.

Ve seçime böyle gidiyoruz.

Sağlıkta randevu kuyrukları uzadı biliyoruz.

Bir elle tutulur sağlık vardı maalesef o da kötüye gitmeye başladı.

Yazık.

Bakın arkadaşlar,

Biz bunları her alanda hazırlıyoruz her alanda.

İktidarı soruyorum hükümete soruyorum böyle bir hazırlığınız var mı?

Ne yapacaksınız siz? Bu ülkenin sorularını nasıl çözeceksiniz diye iktidara soruyorum.

Bakın her alan her alan.

Burada tarım var sosyal politikalar var dijital dönüşüm var teknoloji var sanayi var KOBİ var. Dış politika var güvenlik var.

Her şey var her şey. 16 tane açıklamışız bugüne kadar. 16 tane.

Burada afet yönetiminden tutun da arkadaşlar yerel yönetimler ve şehirciliğe kadar her şey. Bakın tek elle taşınmıyor artık.

Salı günü sosyal politikalar açıklayacağız.

Arkasından Gençlik Politikası geliyor Kadın Politikaları geliyor.

Arkasından insan hakları geliyor. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili eylem planımız geliyor.

Bugüne kadar yapılmadı.

Bakın bunların arkasında sayfalar dolusu tablolar var.

Tarımla ilgili açıklamışız. Tarımda 56 madde var 56.

Hepsi burada yazıyor. Çünkü söz uçar yazı kalır.

Biz verdiğimiz her sözü yazılı veriyoruz.

Ne yapacağımızı tek tek sıralıyoruz takvime bağlıyoruz.

Diyoruz ki; 90 günde şunu yapacağız. 180 günde şunu yapacağız bir yıl içerisinde şunu tamamlayacağız.

Sulama değil mi bakın 5 yıl içerisinde sulamayı tamamlayacağız diyoruz. Var bu eylem planında hepsi var.

Ekonomi çözümlerin hepsi masada. 116 madde var 116 madde.

Bilmeyenler öğrensin.

Yanlışımız varsa da gelsinler söylesinler. Desinler ki 'şurada yanlış yapmışsınız.' başımızın üstünde yeri var. Seçime kadar düzeltiriz. Eksiğimiz varsa tamamlarız ama biz ortaya bir program koyuyoruz program.

Siz ne koyuyorsunuz arkadaş diye soruyorum bugünkü hükümete.

Yeni anayasa deyip duruyorlar değil mi? Yeni anayasa deyip durmuyorlar mıydı Sayın Erdoğan Sayın Bahçeli?

Diyorlardı ki 'yeni anayasa'. 2 yıldır. Ne koydular ortaya?

Biz ne yaptık 6 parti bir araya geldik 84 maddelik anayasa değişiklik teklifimizi hazırladık masaya koyduk.

Çünkü biz iş üretiyoruz iş. Bunların işi gücü laf üretmek.

Biz iş üretiyoruz.

Bugünkü hükümetin yaptığı ürettiği bir miktar bir şeyler de var doğru. Ama biz ne diyoruz şu andaki hükümetin eğer iyi yaptığı şeyler varsa sayısı az, biz onları devam ettireceğiz diyoruz. Yarım yaptıkları şeyler varsa biz onları tamamlarız diyoruz. Yanlışlarını da çöpe atarız onların doğrularını yaparız diyoruz.

Bizim hazırlığımız bu.

Siyaha siyah beyaza beyaz.

Değerli arkadaşlar değerli gençler ben şimdi artık sözlerimin sonuna geliyorum.

Sizleri de böyle daha fazla ayakta tutmak istemiyorum ama ben bir sürü sözler verdim üstelik yazılı sözler. Takvime bağlanmış sözler ama ben şimdi Malatya’dan da bir söz almak istiyorum.

Bu sözü almadan da gitmek istemiyorum.

Malatya hazır mısın?

Malatya hazır mısın?

Adalet için hukuk için hazır mısın Malatya?

Özgürlük için zenginlik için hazır mısın Malatya?

Seçim günü geldiğinde hep beraber sandığa gidecek miyiz Malatya?

Kullandığımız oylarla o sandıkları patlatacak mıyız Malatya?

Seçim günü geldiğinde DEVA Partisi’nin damlasının altındaki boşluğa hep beraber evet mührünü basacak mıyız Malatya?

O mührü öyle bir basacağız ki Beştepe’deki duvarlar titreyecek.

Malatya'daki ses Beştepe’den duyulacak inşallah.

Gençler bizim kültürümüzde vurmak yok. Biz ne diyoruz biz mührü oylara vuralım diyoruz o kadar.

Mührü oy pusulasına vuracağız o kadar o yeter. Zaten mühür oy pusulasına vurunca iktidar değişiyor iş çözülüyor inşallah.

Dert yok ama bunlar artık dedim ya vatandaşı dinlemiyorlar dinlemiyorlar. Çünkü burada Sayın Erdoğan konuşuyor olsa herhalde 100 metreden falan fazla yaklaşamazdınız yani.

Ama duyup dinleme imkânı yok artık sorun orada. Etrafını sarmışlar başkalarını göremiyor. Sorunun tam da özünde bu var.

Bakın emeklilerimiz çok haklı. Sabit ücretle geçinmeye çalışan herkes çok haklı.

Niye?

Enflasyon patladı gitti.

Enflasyon herkesin cebinden bir kepçe ile aldı.

Biraz önce gösterdim değil mi herkesin cebindeki o 200 liradan nasıl aldıklarını gösterdim anlattım.

134 dolar inmiş 11 dolara.

Herkesin cebinden kepçe ile aldılar.

Şimdi ne diyorlar? Yılbaşı’nda asgari ücrete zam vereceğiz emekli maaşını artıracağız. Ama rakamlara bakın ne olacak. Kepçe ile önceden aldıklarını şimdi kaşıkla verecekler.

Çünkü enflasyonun kazananı zaten parası olanlardır bunu unutmayın bakın.

Enflasyonun olduğu bir ülkede kazanan parası olandır.

Enflasyonun olduğu ülkede kaybeden sabit gelirle geçinmeye çalışan işçidir memurdur emeklidir.

34 yıl bu ülke bunu yaşamıştır. Ta ki enflasyonu biz 2004'te tek haneye indirene kadar.

Enflasyon değerli arkadaşlar hırsızlığın modern bir yöntemidir.

Çaktırmadan neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz.

Bakın sorun çok dert çok hepsinin farkındayız.

Ama inanın hepsinin de çözümü var.

Bu ülkenin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok arkadaşlar bakın biz en zor sorunları hemen çözeriz.

İmkânsız dediğimiz konuları da biraz vakit alır biraz süre alır ama inşallah onu da çözeriz.

Niye?

Çünkü biz bu ülkeye güveniyoruz. Biz bu ülkeye güveniyoruz. Biz bu ülkenin vicdanı temiz insanlarına güveniyoruz. Bu büyük ve güzel ülkenin insanlarına güveniyoruz.

Türkiye'nin sorunlarını çözecek insan kaynağı Türkiye'de burada. Yeter ki siz onlara yetki verin yeter ki siz onlara imkân verin.

Gençlere yeter ki imkân sağlayın.

Bizim gençlerimizin Avrupa'daki Amerika'daki gençlerden ne farkı var.

Kadromuz da var. Sağlam bir kadro ile İnşallah iktidara doğru yürüyoruz arkadaşlar.

Evet, ben Malatya’dan da sözümü aldım. Artık Malatya'da hazır diyorum, Türkiye'de hazır diyorum ve bu seçimde inşallah kazanan Türkiye olsun kazanan Malatya olsun oylar DEVA olsun diyorum hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun var olun.

30 Kasım 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 28. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Yirmi sekizinci
Haftalık Değerlendirme Toplantısı


Değerli yol arkadaşlarım,

Değerli basın mensupları,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli dostlarımız,

Hepinizi muhabbetle selamlıyor, haftalık değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

2022 yılının sonuna yaklaşırken hepimiz büyük bir umut içindeyiz.

Geçtiğimiz pazartesi günü, Yarının Türkiye’si için hazırladığımız anayasa değişiklik önerimizin tanıtım toplantısını gerçekleştirdik.

Ankara, demokrasi için büyük bir ana tanıklık etti.

Evet, 6 siyasi parti olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişle ilgili tam 84 maddelik kapsamlı bir anayasa değişiklik metnini tamamladık ve kamuoyuna sunduk.

Bu çalışmayı, ortak akıl ve istişareyle hazırladık.

Baskıcı, “ben istedim oldu, ben yaptım oldu” diyen tek kişiye karşı, tüm Türkiye’yi masanın baş köşesine oturttuk.

Ben bu vesileyle, anayasa çalışmalarımızda büyük emeği olan Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanımız Sayın Mustafa Yeneroğlu’na;

Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’ni temsilen eden komisyonda görev alan tüm dostlarımıza;

Ayrıca bu çalışmaya katkı veren, emeği geçen herkese, bu ülkenin bir yurttaşı olarak, şükranlarımı sunmak istiyorum.

Bu çalışma arkadaşlar gerçekten son derece önemli. Son 10 yıldır böyle bir çalışmaya teşebbüs dahi edilememiş Türkiye’de.

En son böyle bir kapsamlı bir anayasa değişiklik teşebbüsü 2012’de o da tamamlanamamış öylece yüz üstü yarım bırakılmış.

6 ayrı partinin ayrı ayrı teşkilatı olan ve ayrı seçmen kitlesi olan 6 ayrı partinin uzlaşıp tek bir anayasa değişikliği üzerinde mutabık kalması aslında tam bir Türkiye mutabakatıdır.

Bunun içindir ki 84 maddeyi açıkladıktan sonra içinde tek bir maddeyi ele alıp böyle ciddi bir eleştiri getirebilen bugüne kadar olmamıştır.

Olabilir de. Eksikler olur. Tamamlarız. Yanlışlar olur düzeltiriz. Ama en azından biz sapasağlam bir çalışmayı ortaya bir öneri olarak koyduk.

Söyleyecek sözü olan, Türkiye’nin yarınlarıyla ilgili iddiası olan kim var kim yoksa buyurusular onlar da koysunlar.

Ama şu anda başka bir şey yok ortada.

2023 seçimlerinin, mevcut anayasayla, bu tek kişilik sistemle girdiğimiz son seçim olmasını da Allah’tan temenni ediyorum.

Biz, dünyadaki demokrasi mücadelesine, ülkemizin adını şanla yazacağız inşallah.

Çünkü değerli arkadaşlar, biz kazanacağız.

Türkiye’de demokrasi kazanacak.

Çünkü bu ülke, bu topraklar bunu başaracak.

Çok daha zor şartlarda, 1923’te Cumhuriyet’i kurduk.

Çok daha zor şartlarda, 1950’de demokrasiye doğru adım attık.

Ve inanın, şu anda yönetimde olan otoriter ittifakın karanlığından da bu ülkeyi hep beraber çıkacağız.

Dünyadaki tüm demokratlara da umut olacağız.

Bakın burası çok önemli arkadaşlar. Biz şu anda Türkiye’de yaptığımız çalışmayla dünyada demokrasiyi savunan dünyada demokrasi çığlığı atan herkes için bir umut kaynağı olduk.

Dünyada otoriterlik eğilimlerinin olduğu çok sayıda ülke var. Ve o ülkelerde demokrasiden yana olan insanlar feryat ediyorlar.

Bir çıkış arıyorlar. İşte biz sadece Türkiye’de değil tüm dünyada demokrasi için kalbi çarpanlara demokrasi isteyenlere de Türkiye’den bir umut kaynağı olacağız bir umut ışığı olacağız.

Türkiye’deki demokratlar için de umut olacağız dünyadaki demokratlar için de umut olacağız.

*****

Biliyorsunuz çalışmamız sadece bu anayasayla sınırlı değil arkadaşlar. Aynı zamanda 6 siyasi parti olarak yine bir ilki gerçekleştiriyoruz.

Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyoruz.

Yüzyıllık Cumhuriyet tarihimizde de böyle bir örnek yok.

Ne yapıyoruz şu anda?

6 parti seçimlerden çok önce seçimlerden sonra kurulacak hükümetin programını hazırlıyoruz.

Ve bunu da bir uzlaşmayla mutabakatla götürüyoruz.

Tam 72 tane başlık belirledik arkadaşlar 72 tane başlık.

Hükümet kurulunca hangi konularda çalışma yapmamız gerekiyor? Ekonomiden tutun hukuk adalete kadar, sağlıktan tutun eğitime kadar, dış politikadan tutun gençlik spora kadar her alanda ama her alanda kurulacak hükümetin neler yapacağını bugünden hazırlıyoruz.

Seçime giderken de elimizde seçim beyannamesi olarak seçim taahhüdü olarak bu 72 başlıkta yapacaklarımızla beraber gideceğiz.

Bu da bir ilk. Daha önce yapılmamış Türkiye’de.

Çünkü biz şunu gördük. Türkiye’nin yarınlarını konuşmaya başladığımızda uzlaşmak çok kolaylaşıyor.

Geçmişle ilgili kavga etmekten kolay bir şey yok. Ama ülkenin yarınları için çalıştığımızda bu ülkenin neye ihtiyacı var diye sorduğumuzda, şöyle bir 81 ilimizin 922 ilçemizin caddelerini sokaklarını mahallelerini dolaşıp vatandaşlarımıza ‘nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyorsun’ diye sorduğumuzda inanın hep aynı cevabı alıyoruz.

İşte şu anda yaptığımız bizim tam da bu ülkenin birliği için beraberliği için ve tüm Türkiye’nin ortak bir yarın hedefinde buluşması için çok çok kıymetli bir çalışma.

Ve şu andaki iktidarın yaptığının tam tersi.

Şu anda iktidar ne yapıyor? Sürekli geriyor, sürekli kutuplaştırıyor. Sen ben diye ayrım yapıyor.

Bugün Sayın Erdoğan yine çıkmış konuşmuş. Diyor ki ‘iki taraflı sistem iki parti de’ diyor. Çünkü kafası hep kutuplaşmaya alışık ya zihnindeki sistem ne? ‘O taraf mı bu taraf mı? Benden misin senden misin, beriki öteki’ .

Şeytanlaştıracak bir taraf arıyor sürekli kendisine dikkat edin.

Bugün konuşmasında metinden çıkıp konuşmaya başladığında bilinç altındakiler ortaya dökülüyor.

Oysa biz ne diyoruz? Öyle sağmış solmuş şucuymuş bucuymuş değil biz hep beraber Türkiye’yiz diyoruz hep beraber bu ülkenin yarınlarına yürüyeceğiz diyoruz.

Şu andaki iktidarın ötekileştirme kutuplaştırma politikalarının tam da tersine beraber yürüyoruz hep beraber Türkiye’yiz diyoruz.

*****

Değerli Arkadaşlar,

Biz burada gece-gündüz hem kendi parti çalışmalarımıza hem de altılı masa çalışmalarına hızla devam ederken, iktidarın küçük ortağı, nam-ı diğer krizlerin ortağı, dünkü grup toplantısında yine hasetinden feryat etmiş.

Neler söylüyor neler. Bir de hele hele arada bir millet kelimesi yerine “Zillet” kelimesini kullanıyor ya bu nasıl bir milli duruştur bu nasıl bir yerli duruştur ben hayret ediyorum.

Milet kelimesiyle zillet kelimesini özdeşleştiren bir şekilde böyle konuşabilen bir zihniyetten bu ülkeye fayda gelmez.

Zaten gelmemişte.

Bugüne kadar bu memlekete hayrı dokunan tek bir işi var mı? Şöyle bir hafızalarınızı yoklayın.

Ben buradan sorayım Sayın Bahçeli’ye, ‘Kaç yıldır siyasetin içindesiniz bugüne kadar bu ülke için taş üstüne taş koydum’ diyebileceğiniz ne var. Bir söyleyin de biz de öğrenelim. Yok.

Hiçbir şey yok. Bir tane bakan vermiyor hükümete bir tane bakan.

Sen 4 buçuk yıldır bu iktidarın ortağı değil misin? Niye 1 tane bakan vermiyorsun?

Çünkü öyle bir iş yapıyor ki kara ortak ama zarar olursa ‘Ben işin içinde değilim’ diyecek.

Hiçbir sorumluluk almıyor ama iktidar ortağı olmanın yetkiyi sonuna kadar kullanıyor.

Böyle bir kolaycılık içerisinde.

Ne demiş dün de? Partili ve Taraflı Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türkiye’nin şifasıymış.

Şifaya bak şifaya. Ülkenin başına getirmedikleri iş kalmadı şu 4 buçuk yılda.

Paramız pula dönmüş. Her geçen gün fakirleşiyoruz.

Her geçen gün gençlerin korkusu umutsuzluğu artıyor.

Ama krizlerin ortağı “şifa” diyor.

Bu uyduruk sistemin kendisi için şifa olduğu belli. O açık.

Bu sistem, iktidarın küçük ortağı olmasına rağmen, kendisinin ülkenin başına kayyum olarak atanmasını da sağladı.

Bu sistem sayesinde kayyum gibi iktidar partisine mensup ‘şu gitsin’ diyor ertesi gün apar topar affını falan istiyor pılını pırtısını toplayıp gidiyor insanlar.

Ya da belli ki Sayın Erdoğan ile ciddi tezat içeresinde olan ciddi anlaşmazlık içerisinde olan bir kabine üyesi ‘hayır bu kalacak’ diyor Erdoğan’da bu ağır yükü sırtında taşımak zorunda kalıyor.

Böyle bir garip ortaklık.

Bu sistem, onun cezaevindeki dostları için şifa oldu. Doğru. Afla çıkmalarını sağladı. Hatırlayın; mafya lideriyle poz verdi. Çeteye mafyaya şifa oldu bu sistem doğru.

Bu sistem, kabinede tek bir bakan koltuğu olmadan, bir tane konuda dahi sorumluluk almadan, sadece menfaate ortak olmasını sağladı doğru.

Bahçeli’ye şifa kuşkusuz.

Ama hiç kusura bakmasın, 85 milyona dert veren, acı çektiren, yoksulluk getiren bu sistemi; sırf Devlet Bey’e iyi geldi diye biz korumayız arkadaşlar. Bu sistem değişecek.

Üstelik ilk seçimde değişecek.

Sırf Devlet Beyin keyfi yerinde diye 85 milyonun yaşadığı yokluğu, baskıyı görmezden gelmeyeceğiz.

Bir de ne demiş?

Hala “Yeni bir anayasa” yapacaklarını söylüyor.

Bitmedi bir türlü nasıl bir yeni anayasaysa bu.

Ya sayın Bahçeli, elinizi tutan mı var? Yeni anayasanız senelerdir bitmeyen senfoniye döndü bu.

Gerçekten ayıp. Her seçime yeni anayasa vaadiyle giriyorsunuz ama ortada tek bir maddelik hazırlık yok.

Çıkın deyin ki ben Bahçeli olarak ‘şöyle bir yeni anayasa öneriyorum ülke için’ Ortaya koyun da bir görelim.

Bir görelim bakalım nasıl bir yeni anayasa yazacaksınız.

Sıfır. Hiçbir şey yok.

Dedim ya bir tuğla üstüne tuğla koymadı bugüne kadar. Bunu da yapamıyor. İçi boş laf.

İşte biz sapasağlam 84 maddelik bir değişiklik paketini ortaya koyduk.

İşte burada. Sapasağlam. Tam biz uzlaşmayla tam bir mutabakatla. En son 10 yıl önce denemiş akamete uğramış. Biz kolları sıvadık çalışmaya başladık ve bitirdik.

Bizim anayasa değişiklik paketimiz burada. Ben şimdi soruyorum Sayın Erdoğan’a da Sayın Bahçeli’ ye de soruyorum, ‘sizin yeni anayasanız nerede? Nerede kaldı. Gözlerimiz yollarda kaldı.’ Yok.

Bir küçük uyarı da yapacağım kendisine. Hatta büyük ortağa da sesleniyorum:

Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli;

Sakin olun biraz. Bakın siz yeni anayasa yazmadan evvel önce mevcut anayasaya uymayı hele bir deneyin biraz gayret gösterin. Bir anayasa var şu an yürürlükte.

Madem yeni anayasa deyip duruyorsunuz önce şu mevcuda uyacağınızı gösterin. Yani anayasal bir düzende anayasaya bağlı olarak çalışabileceğinizi bir ispat edin ki yeni anayasa dediğiniz, daha gözümüz yollarda kaldı ortada bir şey yok ona da uyacağınıza insanlar inansın.

Önce milletin hak ve özgürlüklerine göz dikmeyin hele.

Önce bir’ egemenliğin sahibi milleti dinleyin hele.

Mevcut anayasayı yok sayan, “Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymuyorum, saygı duymuyorum” diyen, “Alt mahkeme Anayasa Mahkemesinin kararına uymayabilir” diyen bir zihniyetin yeni bir anayasa üretmesi mümkün müdür?

Onun için yapamıyorlar, beceremiyorlar.

Erdoğan da Bahçeli de yeni anayasa deyip duruyorlar, ama ortada tek bir maddelik bir taslak dahi yok.

Bakın, biz söz verdik, yaptık.

Kolları sıvadık. Önce parti olarak taa Aralık 2020’de partimiz kurulduktan 9 ay sonra biz kendi çalışmamızı bitirdik.

Hatırlayın burada basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladık.

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ dedik ve geriye olan anayasa değişiklik paketini 74 maddeydi bizim o zamanki hazırlığımız kodifikasyonu da tamamladık. Dedik, ‘Bizim hazırlığımız budur’ dedik. Ortaya koyduk.

Arkasından 6’lı masaya koyduk çalışmamızı, 6’lı masa olarak çalıştık sonuçta 84 maddelik bir paket ortaya çıktı 6 partinin mutabakatıyla ve bunu da kamuoyuna deklare ettik.

Ben buradan tekrar İktidara soruyorum:

Sizin yeni anayasanız nerede?

Niçin yapamıyorsunuz?

Niçin ortada tek bir madde daha yok hala?

Yapamazlar arkadaşlar, yapamazlar. Ağızlarıyla kuş tutsalar yapamazlar.

Hukuka saygı duymayan, adaleti her gün ayaklar altına alan, keyfiliği kendisine düstur edinmiş bir zihniyet yani anayasa falan yapamaz bu ülkede yok.

Bir de şurada büyük bir tezat var bakın dikkat edin. Bahçeli de Erdoğan’da ne diyor? ‘Yeni anayasa lazım’. Ama aynı zamanda ne diyorlar? ‘Bu sistem şifa oldu’ diyorlar.

Bir dakika, eğer bu sistem şifa olduysa siz niye yeni anayasa deyip duruyorsunuz?

Demek ki bu sistemle ilgili sizin de beğenmedikleriniz var. Beğenmediklerinizi hele bir söyleyiverin bakalım.

Yok çok memnunsanız mevcut sistemden o zaman niye yeni anayasa diyorsunuz?

Bakın büyük bir tezat var burada.

Çünkü söylediklerinin hiçbir tutarlılığı yok arkadaşlar hiçbir tutarlılığı. Bugün böyle konuştuklarının tam tersini yarın söyleyebiliyorlar.

İnanın işte bu yüzden güven kaybediyorlar bu yüzden güvenilir bir iktidar değiller.

*****

Değerli Arkadaşlar,

Cumhurbaşkanı bugünkü konuşmasında bizim anayasa teklifimizden bahsederken, belli ki yine konuşma metninin dışına çıkmış ve bilinç altındakilerini ortaya döküvermiş.

Bizim çalışmamızla ilgili konuşurken ne demiş? “Çok partili demokrasi” demiş, bakın “Çok Partili Parlamenter Sistem” demiş.

Bu ifadeleri kullanmış bugün hemen 1-2 saat önce.

Bilinçaltı. Hani“Lapsus” diyorlar ya hani..

Bakın işte Sayın Erdoğan yoruldu. Erdoğan yorgunluğunun sonucunda da bugün bir büyük gaf daha yaptı.

Hani kendisi tek partili sistemle kavga etmiyor muydu?

Şimdi ne diyor? Çok partili demokrasiyle kavga ediyor, Tek partili sistemi yüceltiyor.

Çünkü döndü dolaştı iktidar gücünü tek elde toplayınca artık yeniden tek partili sisteme özenir hale geldi.

Bilinçaltındaki o.

Bizim çalışmamızda ne diyor? ‘Çok partili sistem’ diyor ‘çok partili demokrasi’ diyor.

Demek ki kendi istediği öyle sistem falan filan değil yok Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiymiş. Değil. Tek kişi istediğini yapsın kimse de ona hesap soramasın istiyor.

Zihnindeki model bu. Aynı Türkiye’nin tek partili dönemi gibi.

İşte güç zehirlenmesi böyle bir şey arkadaşlar. Hep diyoruz ya. Çok uzun süre devlet gücünü kullanmanın getirdiği bir güç zehirlenmesi diye bilimsel bir gerçek var.

Güç yozlaştırıyor. Mutlak güç mutlaka yozlaştırıyor. Onun için biz hep ne diyoruz? Ülkeyi yönetme gücünü elinde tutanların mutlaka ve mutlaka hukukla ve süreyle sınırlandırılması gerekir diyoruz.

Bunun için bizim önerdiğimiz sistem de hep süre sınırlamaları var. Onun için burada sapasağlam bir hukuk çerçevesi var.

Evet, devlet gücünü kullanıyorsunuz ama hukukla ve süreyle bu gücü sınırlayacağız ki güç zehirlenmesi olmasın ki yozlaşma olmasın.

Ben buradan sesleniyorum. Sayın Erdoğan’a soruyorum,
Hayırdır Sayın Erdoğan; Döve döve bitiremediğiniz tek parti dönemine özendiğinizi mi bugün itiraf ediyorsunuz şimdi diye soruyorum?

Belli ki tek başına at koşturmak istiyor. Belli ki Bahçeli’yi Perinçek’i falan da fasulyeden sayıyor.

Bu zihnin arkasında o da var.

Bizim sisteme çok partili dediğine göre kendi şu anda yönettiği tek partili gibi. Zihin dünyasında öyle.

İşte onlarında gönünü hoş tutacak biraz biraz da artık ne istiyorlarsa verecek bir şeyleri yapıp götürmek istiyor.

Hedef 2023 vardı değil mi bir zamanlar. Neydi o hedef? 25 bin dolarlık milli gelir. Neydi o hedef? 500 milyar dolarlık ihracat.

O hedefler koyulduğunda bu arkadaşınız ekonomiyi yöneten ekibin başındaydı. Ve o gün gerçek hedeflerdi onlar. Biz o hızla gidebilseydik hukukla adaletle hareket edebilseydik demokrasi diyerek koşsaydık o hedefleri bugün rahatlıkla tutturabilirdik ama hedefler tutmadı.

Bugünkü ihracat rakamlarıyla övünüyor.2023’te hani 500 milyar dolarlık hedef koymuştuk. Ne oldu o hedefe?

2023 için 25 bin dolarlık milli gelir hedeflemiştik. Çünkü 12 bin 500 dolara ulaşınca 25 bini koymuştuk. 8 bin 9 bin de şu anda Türkiye, bocalayıp duruyor hala.

10 sene önce tutturduğu 12 bin 500 dolarlık milli gelir hedefini 2023 için bile tutturamayacak bu ülke.

Durum anlaşıldı. Şimdi Erdoğan hedef 2023’ü tutturamayınca, hedef döndü 1946 öncesi oldu. Yeniden tek partili sistem oldu.

Allah akıl fikir versin.

Ha bir de bir İran atasözünden de bahsetmiş bugün.

Uzaklara gitmeyelim Orta Anadolu’da bir atasözü vardır.

“İsin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar”diye.

Sayın Erdoğan; otokrasinin olduğu ülkelerin başındakilerle yan yana dura, işte böyle “tek parti hayalleri” kokmaya başladı.

Geldiğimiz nokta bu.

Ne diyelim; neredeeen nereye!

Geldiğimiz nokta bu.

*****

Değerli arkadaşlarım,

Biz bu sisteme son vereceğiz.

Biz bu kabusa son vereceğiz.

Şu andaki “Taraflı, partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi” tarih kitaplarında ibretlik kısa bir bölüm olarak kalacak.

O bölümün adı da evet “Gerileme dönemi” olacak. Gerileme dönemi.

5 yıldır test ediyoruz değil mi? 5 yıldır sürekli ülke her alanda geriliyor.

Demek ki tarih kitaplarına partili taraflı Cumhurbaşkanlığı sisteminin uygulandığı dönem gerileme dönemi olarak geçecek.

Seçimlerden sonra, tıpkı bir kabustan uyanır gibi korkulu bir rüyadan uyanır gibi bir yudum su içmenin hızında, şöyle derin bir nefes alacağız.

Ülkemizin itibarını ayağa kaldıracağız.

İşte görüyorsunuz.

Hukukun Üstünlüğü sıralamasında 140 ülke arasında ta 116’ncı sıraya düştü.

Bu ülkede siz ekonomik toparlamadan bahsedebilir misiniz? Hukukun üstünlüğü sırasında 140 ülke içerisinde 116. Sıraya düştükten sonra yeni bir anayasa senfonisini çal çal çal... Kim inanır size?

Böyle bir şey yok.

Sivil haklar ve siyasi özgürlüklerde “özgür olmayan ülkeler” listesine düştü şu an Türkiye.

Kendi Anayasa Mahkememiz, esastan incelediği dosyalarda yüzde tam 97 oranında ihlal tespit ediyor hak ihlali tespit ediliyor.

Partimiz kurulduğunda bu oran yüzde 90’dı. Sonra yüzde 95 oldu en son istatistikler yüzde 97 arkadaşlar. Şu ise bakın.

Bizim kendi anayasa mahkememiz. Bu ne demek? Bizim vatandaşlarımız gidiyorlar mahkemelerde hak arıyorlar bulamıyorlar en son durak olarak anayasa mahkemesine başvuruyorlar, anayasa mahkemesi de esastan incelediği dosyaların yüzde 97’sinde vatandaşı haklı buluyor sadece ‘yüzde 3’ünde mahkemeler doğru iş yapmış’ diyor.

Ve bu anayasa mahkemesinin şimdi maalesef kompozisyonda hızla değişiyor hızla.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde savaş halindeki Rusya ve Ukrayna’yla birlikte hak ihlalinde şampiyonuyuz.

Peki en çok hak ihlali nerede biliyor musunuz? Çünkü farklı farklı hak ihlali türleri var. En çok hak ihlali adil yargılanma hakkında. Şu işe bakın.

Biz bu konuda eylem planımızı açıkladık biliyorsunuz. ‘Adil Yargı Eylem Planı’ diye. Tam 198 maddelik bir eylem planı. Bugüne kadar Türkiye’de gelmiş geçmiş en kapsamlı yargı reformu eylem planını açıkladık.

Hani diyor ya Erdoğan geçen hafta, ‘Ya Türkiye için şöyle bir plan program ortaya koyun canımızı yiyin’ diyor değil mi?

Valla onların canları falan kalmadı ortada. Biz bütün eylem planlarımızı ortaya koyduk koyuyoruz.

Ben kendisine de gönderdim. En son bayramda. 10 taneye ulaşınca eylem planı, AK Parti Genel başkanı sıfatıyla kendisine de gönderdim.

Dedim ‘bizim planlarımız burada haydi siz de koyun ortaya bir şeyler. Haydi plan program koyun’.

Var mı ortada bir şey? Yok. Hiçbir şey yok.

Yarınlarla ilgili bu ülkeye yön verecek yol gösterecek hiçbir plan program yok.

Çünkü planı programı vesayet kabul ediyor. Planla programla kendisini bağlamak istemiyor.

‘Ben sabahleyin uyandığımda aklıma gelen her şeyi yaparım arkadaş kimse de bana hesap soramaz.’ Diye bir yöntemle bu ülkeyi yönetmeye çalışıyor.

Bunun için olmuyor. Bunun için maalesef ülkede fakirlik yoksulluk hızla artıyor.

Bunlar acı tablomuz arkadaşlar.

Peki bunun sonucunda ne oluyor?

El alem, firari sanıkları Türkiye’ye iade etmiyor. İşte en son Bulgaristan’ı gördük değil mi?

Gerekçeleri de hazır. Ne diyorlar? “Türkiye’de adil yargılama yok” deyip çıkıveriyorlar.

Kimse de çıkıp hükümetten “Hayır efendim, Türkiye’de adil yargılama var” diyemiyor.

Çünkü bu ülkenin kendi anayasa mahkemesi hak ihlali kararı veriyor durmadan. Hak ihlalinin konusu ‘adil yargılama hakkı ihlal ediliyor’ diyor.

Bizim kendi anayasa mahkememiz burada adil yargılama hakkı yokken elin adamı gelip söylediğinde buna nasıl itiraz edeceksiniz?

Yazık değil mi bu ülkeye? Bu ülkenin pırıl pırıl gençlerine 85 milyon insana yazık değil mi?

Şu durumun bir açıklaması var mı arkadaşlar ya?

Bakın Türkiye’nin dünyadaki itibarının çöküşüdür bu.

Adalet sisteminin çökmüş olduğunun kanıtıdır. Ve maalesef evet devlet yapısının da çökmeye başladığının en önemli işaretidir.

O yüzden arkadaşlar, biz önce hukuku yerden kaldıracağız.

Hukukun üstünlüğünü egemen kılıp “bireyi” ferdi güçlendireceğiz.

Önce insan diyeceğiz.

İşin özü bu.

*****

Değerli arkadaşlar,

Geçen hafta da söyledim. Sayın Erdoğan yoruldu. Hem de çok yoruldu.

Tüm ülke de onun yorgunluğunun bedelini acı acı ödüyor maalesef.

Öyle bir krizin içindeyiz ki, ülkede orta sınıf diye bir şey kalmadı. Rahmetli Özal’ın çok çaba gösterdiği orta direk dediği bu orta sınıf Türkiye’de artık çöktü.

Sadece iki tane ekonomik sınıf var ülkede. Çok zenginler ve dar gelirliler.

Ve ne oldu arkadaşlar;

İşte görüyoruz çocuklar okulda açlıktan bayılıyor.

Öğretmenler Günü vesilesiyle çok sayıda öğretmenimizle muhatap olduk. Diyorlar ki ‘çocukların derste başı dönüyor midesi bulanan öğrenci oluyor. Soruyoruz oğlum kızım neyin var? Biraz deşince anlıyoruz ki kahvaltı yapmamış biraz deşince anlıyoruz ki beslenme çantasının içi boş.’

Beslenme çantasının içine bir elma bir portakal koymak lüks oldu bu ülkede.

İhtiyaç dediğimiz her şeyi lüks haline getirdiler bu ülkede.

Üniversite öğrencileri, tek öğünle yaşamanın yolunu aramaya başladılar.

Ben bizzat gittiğim kaç tane şehirde karşılaştım o yurtta kalan öğrencilerle, ‘Başkanım acaba bir öğünle bir insan yaşayabilir mi onu test ediyoruz şu anda’ diyorlar.

Yazık değil mi?

KYK bursu bizim ekonomiyi yönettiğimiz dönemde aylık 150 dolardı. KYK burslarından biriktirdikleri paralarla öğrenciler Avrupa’da Interrail tren sistemi ile 1 hafta 2 hafta tatil yapabiliyorlardı.

Şu anda yaklaşık 45 dolar mertebesinde aylık KYK bursu.

36 ay taksitle insanlar kışlık mont alıyor şu anda ülkede.

Peynir almak lüks oldu. Tarihimizde ilk kez bir kilo peynirin fiyatı, bir kilo etin fiyatını geçti.

Et tüketimi bir yılda yarı yarıya düştü bu ülkede. Kilo olarak tam yarı yarıya azaldı.

Refah kaybına bakın.

Et fiyatları aşırı yükseldiği için tüketim yarı yarıya azalıyor bir yandan peynir ekmek değil mi? Bizim en temel katığımızdır yemeğimizdir öğünümüzdür... Peynir alacaksın etten pahalı.

Ne yapsın bu vatandaş? Bu millet nasıl geçinsin?

Vatandaş ne et alabiliyooor, ne peynir.

Kışlık mont alamıyor, bot alamıyor.

Anneler-babalar her gün daha fazla endişeye kapılıyor.

Gençler her an daha çok umutsuzluğa kapılıyor.

Enflasyon tarihi rekor kırıyor. ÜFE biliyorsunuz tarihi rekor. Yani Cumhuriyet tarihinde istatistiklerin tutulduğu ilk günden bu yana hiçbir zaman üretici fiyat endeksi bu kadar artmamıştı arkadaşlar. Hiçbir zaman artmamıştı.

Bu da TÜİK’in rakamları. TÜİK ‘in açıkladığı rakamla dahi rekor. Düşünün.

Vatandaşımız kendi kendine yoklukla baş etmenin yolunu arıyor.

İnsanlar hangi markette, hangi ürün ucuz, hangi pazarda hangi sebze ucuz bunu yakından çok yakından takip ederek hayatta kalmaya çalışıyor.

Bu ekonomik dar boğazda, herkes kendi ekonomisini yönetmek için adeta çırpınıyor.

Vatandaşlarımız; çalışıyor, didiniyor, kuruş kuruş hesap yapıyor.

GRAFİK -GİR

Bakın arkadaşlar size ibret verici bir grafik göstereceğim.

Bu sadece son 2 yılda TÜİK’in rakamları TÜİK. Kamuflaj olabilir üstü örtülmüş olabilir gerçeğinden daha iyi gösterilmeye çalışılmış olabilir rakamlar.

İhtiyat da söylüyorum bakın. Milli gelirden pay. Sermayenin aldığı pay sadece son 2 yılda %43'ten %54'e çıkmış. İş gücünün aldığı pay %37'den %25'e düşmüş.

Bu ikinci çeyrek.

Üçüncü çeyrek rakamları bu sabah açıklandı çok farklı değil aşağı yukarı.

Yarım puan 1 puan çok benziyor.

Bu grafik hazırlandığı anda henüz üçüncü çeyrek rakamları açıklanmamıştı.

Bugün saat 10.00'da açıklandı ama 3 aşağı 5 yukarı rakamlar aynı şey yani. Fark etmemiş aynı.

Türkiye'nin geldiği nokta bu.

GRAFİK -ÇIK

“Ben ekonomistim, alanım ekonomi” diyen Cumhurbaşkanın kendi kafasına estiği gibi ülkeyi yönetmeye başladığında ülkeyi getirdiği durum bu.

İş gücü dediğiniz alının teriyle bileğinin gücüyle, akıl teriyle çalışan tüm vatandaşlarımızın milli gelirden aldığı pay yüzde 37’de yüzde 25’ e düşmüş.

Sermayenin aldığı pay yüzde 43'ten yüzde 54'e çıkmış. Niye?

Siz Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini öderseniz kur korumalı diye rahmetli Özal'ın ‘gençlere vasiyetimdir kendini uyanık zannedenlerin dalaveresidir bu bir daha yapmayın’ diye uyardığı bir sistemi yeniden icat edip gündeme getirirseniz sadece faizi ve kur farkı olarak tam 650 milyar lira devlet bütçesinden insanlara öderseniz tablo bu.

Bu ne demek?

Parası olan daha çok para kazanmış emeği ile sabit gelir ile yaşamaya çalışan herkes bu ülkede fakirleşmiş. Bu o demek.

Hani ne oldu? Ne oldu? Bu Ekonomik modele ne oldu? Yeni ekonomik model diyorlar değil mi. YEP diye bir şey uydurdular. Yeni Ekonomik program. Hatırlayın damat döneminde başladı. YEP YEP YEP ne oldu?

Sonucu bu.

Çünkü arkadaşlar bilmiyor bilmediğini de bilmiyor. Biliyorum zannediyor.

Bu ülke büyük bir ülke.

Daralmış küçülmüş haliyle evet dünyanın 16. büyük ekonomisiydik şimdi 21. düştük. Ama 21 ekonomi olmak büyük bir ekonomi hala.

21. Ekonominin böyle bir kişinin dağarcığıyla yönetilmeye çalışılması ülkeyi bu noktaya getiriyor.

Ve etrafındakilerin hepsini biliyor musunuz? Etrafında hep sermaye var.

Cepten cebe kiminle konuşuyor? Hep sermaye sahipleri ile konuşuyor.

Cepten cebe konuştuğu bir emekli var mı?

Cepten cebe konuştuğu bir çiftçi var mı?

Cepten cebe konuştuğu bir esnaf var mı? Cepten cebe konuştuğu bir öğrenci kardeşimiz var mı?

Ama cepten cebe hep sermaye sahipleri ile konuşuyor.

Sermaye sahipleri hep kendileri için hangi karar iyi olacaksa o türlü kararları sufle ediyorlar.

Sonuç ortada.

Sayın Erdoğan çıksın şunu açıklasın. Sosyal devlet bu mu? Bir açıklasın.

Türkiye'nin fakirleşmesinin en önemli kanıtıdır bu TÜİK’in itirafıdır adeta.

Alın teri bilek gücü emek kaybetmiş sermaye kazanmış.

Son 2 yılın bilançosu bu.

Partili taraflı Cumhurbaşkanlığı sisteminin bilançosu bu.

Tek adam sisteminin bilançosu bu.

Koskoca Türkiye'nin başında olan kişi ben ekonomistim benim alanım ekonomi diyen kişi ne yapıyor arkadaşlar? Tüm bu tablo karşısında ne diyor? Hani bizim alın terimizle akıl terimizle kuruş kuruş ödediğimiz o vergilerin toplandığı dünyanın 21 ekonomisi Türkiye nasıl yönetiliyor?

Şöyle bir izleyelim arkadaşlar.

VİDEO - GİR

26 Ekim 2018: “Sanayicimizden esnafımıza, çiftçimizden inşaatçılarımıza kadar herkesten sabır istiyoruz"

6 Ekim 2020: “Müminin görevi, varlıkta şımarmamak, yoklukta ise sabretmektir.”

31 Ekim 2020: “Milletimizden biraz daha sabır, biraz daha metanet, biraz daha gayret bekliyorum.”

8 Aralık 2021: “Milletimizden bize güvenmesini ve sabırlı olmasını istiyorum.”

8 Temmuz 2022: “Milletimden hayata geçirdiğimiz programlara daha güçlü destek ve biraz daha sabır talep ediyorum.”

22 Ağustos 2022: “Vatandaşlarımızdan sadece sabır ve destek istiyoruz.”

29 Ağustos 2022: “Biraz sabır ve daha çok destek istiyorum.”

28 Kasım 2022: “Vatandaşlarımızdan biraz daha sabır ve metanet bekliyoruz.”

VİDEO - ÇIK

Tam 4,5 yıldır ‘sabır sabır sabır’ diyor. Başka bir şey yok.

Biz de ‘ya sabır’ diyoruz. Ya sabır şu seçime kadar.

Biz de milletimizden şu Erdoğan'a ‘az daha sabret seçim günü İnşallah hep beraber irademizi ortaya koyalım ve yepyeni bir dönem başlasın’ diyoruz.

Evet sabrın sonu DEVA olur inşallah diyoruz doğru.

İşte böyle arkadaşlar bu ülke YÖ-NE-TİL-Mİ-YOR.

Bir ülkenin yönetimi için gerekli bazı emareler olur. Böyle bir şey yok. Onun için biz bu krize yönetim krizi diyoruz.

Bir ailenin evini geçindirmek için gösterdiği özeni sayın Erdoğan göstermiyor.

Bakın dört buçuk yıldır aynı şeyi tekrar ediyor “Vatandaşımızdan sabır ve destek istiyoruz.” Diyor.

2018 Haziran’da seçim olmuş değil mi? 2018 Ağustos’unda başlamış sabır istemeye. İlk video ağustos dikkat edin. Ağustostan bahsediyoruz. Ağustos 2018.

Çünkü gelir gelmez patlattılar ya her şeyi. Ta o dönem başlamış sabır demeye.

4 buçuk yıldır sabır diyor.

Biz de artık yeter diyoruz! ne sabrı ne desteği.

“Ya sabır” çeke çeke sabır taşı çatladı.

Farkında mısınız; her sıkıştığında daha doğrusu kendisi her sıkıştığında vatandaşımızın hemen dini inancını istismar ediyor. Ya sen önce şu “Beytülmalin” bir hesabını versene.

Devletin hazinesini sağa sola çarçur edip, milyonlarca kişiden asgari ücretliden gelir vergisi alıp bir kilo peynir satın alandan KDV’yi alıp milyonlardan toplayıp bir avuç faiz ve kur farkı ödediğin insanı bir şöyle düşün.

Ben nerede hata yaptım diye bir düşünde ondan sonra milletten sabır iste.

Milyonlardan toplayıp bir avuç sermayedara ülkenin kaynaklarını transfer ediyorsun.

İşte var deminki grafikte gördünüz. Onlardan topluyor bir avuç sermaye sahibine transfer ediyor şu anda bu ülkenin geliri de varlığı da.

Kusura bakmayın arkadaşlar bakın 17 yaşında bir genç, senelerce emek verip hayalindeki üniversiteyi kazandıktan sonra; sırf yurt çıkmadı diye sırf parasız kaldığı için okula kayıt yaptıramıyorsa, “sabır” diyemezsiniz.

Emekliler, sırf 50 kuruş daha ucuz diye, saatlerce yağmur altında ekmek kuyruğunda bekliyorsa, “sabır” diyemezsiniz.

Ortaokul çocukları okul yerine tezgahlarda, atölyelerde çalışmak zorunda kalıyorsa, “sabır” diyemezsiniz.

Bir öğretmen, başka şehirdeki ailesinin yanına gitmek için bilet alamıyorsa, “sabır” diyemezsiniz.

Bu ülkede, AİHM tarafından dahi “derhal serbest bırakın” denen kişiler inatla cezaevinde tutuluyorsa, “sabır” diyemezsiniz.

Anayasa Mahkemesi Başkanı her fırsatta “hukuk çığlığı” atıyorsa, “sabır” diyemezsiniz.

Evet, sabır da şükür de bizim kültürümüzün gereğidir.

Ama arkadaş, bu milletin dini duygularını, kendi çıkarların için kullanamazsın!

Yarınlarının nasıl olacağını bilmeyen insanlara “Otur sabret” diyemezsin.

Gerçekten Sabır taşı çatladı artık.

*****

Bakın arkadaşlar evet ülkede yoksulluk hat safhada. Gelir dağılımı gittikçe bozuluyor. Var olan daha varlıklı oluyor yok olan daha yoksul oluyor.

Peki bunu nasıl çözeceğiz?

Fırsat eşitliği, her ama her alanda fırsat eşitliği.

Eğitimde Fırsat eşitliği, devlette işe girerken fırsat eşitliği.

Biz ne dedik? Mülakatı kaldıracağız dedik değil mi. Yani KPSS sonrası mülakatı kaldıracağız. Mülakat işine gelmeyenleri eleme aracı haline geldi çünkü.

İşsiz gençlerimiz için meslek ve beceri programları başlatacağız. 1 aylık 3 aylık 6 aylık bir yıllık programlarla, ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda gençlerimizi yeniden yetiştireceğiz. Yeniden beceri sahibi yapacağız ki işgücü piyasasıyla işsizlerimiz buluşabilsin.

Tüm ücretleri gerçek enflasyon artı refah payı kadar artıracağız. İster asgari ücret olsun ister emekli maaşı olsun ne olursa olsun. Düsturumuz bu. En az gerçek enflasyon TÜİK'in uydurma enflasyonu değil gerçek enflasyon artı mutlaka refah payı.

Sosyal yardımları sosyal destekleri bir hak haline getireceğiz. Devletin bir lütfu değil. Vatandaşın bir hakkı haline getireceğiz. Parti üyeliğine bakmaksızın kim olursa olsun ihtiyacı olan bütün vatandaşımızın devlet mutlaka yanında olacak.

Biz kapı kapı dolaşacağız. Devletin elemanları kapı kapı dolaşıp ihtiyaçları yerinde tespit edecek.

Vatandaşlarımızın 43 ayrı devlet kurumuyla muhatap olup da o desteklere ulaşması mümkün değil. Ondan sonra ne oluyor? Aracılar araya giriyor. ‘Ya şu iktidar partisine üye ol işin kolaylaşsın’. ‘Üyelik kartını al biz sana şu kurumdan yardım sağlarız’. Lütuf.

Böyle olmayacak. İhtiyacı olan aileleri tespit edecekler parti üyeliği falan sormadan onun ihtiyacını yerinde karşılayacaklar.

Devletin imkanları ile ihtiyacı olan vatandaşlarımız böylece buluşmuş olacak.

*****

Ama değerli arkadaşlar, şunu da unutmayalım ki seçimlere sayılı günümüz kaldı.

Biz o güne dek bu Cumhur İttifakının yarattığı sorunların hepsine çözümlerimizi hazırlamış olacağız. Tek tek açıklıyoruz.

Vatandaşımız da artık bu yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar ittifakına mahkûm kalmayacak. Hani meşhur 3Y vardı ya 3Y 2002 seçimlerinde. Neydi? Yoksulluk yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edeceğiz diye gelmediler mi işin başına? 3Y o demek değil miydi? Şimdi döndü dolaştı bu ittifak şu anda ülkenin başındaki ittifak 3Y ittifakı oldu.

Yani yoksulluk yolsuzluk ve yasaklar ittifakı haline geldi.

Ve milletimiz bu 3Y ittifakına mahkûm kalmayacak.

Seçim günü hep beraber bu işli sandıkta bitireceğiz.

Biz de o güne kadar harıl harıl iktidara çalışacağız ve iktidar için hazırlanacağız.

Sızlanıp beklemek yok, rehavet yok.

Ne var? DEVA Partisi var.

*****

Artık bir dönem kapanıyor arkadaşlar.

Artık Türkiye DEVA’sına kavuşuyor.

Hele bir iktidar olacağımız görünsün, memlekete akın akın yatırımlar başlayacak akın akın.

Daha iktidara gelmeden iktidar olacağımızın görünmesi dahi bu ülkeye yatırımları başlatacak.

Daha önce nasıl iki büyük ekonomik kriz çözdüysek, bu krizi de alnımızın akıyla inşallah biz çözeceğiz.

DEVA’lı yıllarda, özgür ve zengin bir Türkiye göreceğiz. Adil bir Türkiye göreceğiz...

Şu kriz havasını 6 ayda dağıtacağız.

Kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız.

Buradan yatırım yapmak konusunda endişeli olan iş insanlarımıza seslenmek istiyorum.

Türkiye’den vazgeçmeyin.

Biz buradayız biz. Biz buradayız sonuna kadar buradayız. Bu ülke için çalışacağız. Biz burada olduktan sonra bu ülkenin umutsuzluğa kapılmasının hiçbir gerekçesi yok.


Bu ülke 85 milyonuyla, Avrupa’nın en genç nüfusuyla, Avrupa’nın en geniş tarım arazileriyle, çalışkan ve metanetli milletiyle burada.

Bu ülke, tek kişiden ve onun etrafında kümelenmiş çıkar gruplarından da ibaret değil.

Türkiye büyük ve güçlü bir ülke.

Türkiye’den vazgeçmeyin.

Geliyoruz.

Bu karanlık tünelin ucundaki ışığı artık hep beraber görüyoruz.

İşini bilen iyi insanlarla; özgür ve zengin bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Bugünden çalışıyoruz bugünden hazırlanıyoruz.

Dikkat ederseniz aşama aşama aşama planladığımız ne varsa DEVA Partisi olarak veya 6’lı masaya katkılarımız olarak hepsi de planladığımız gibi takvime göre tıkır tıkır işliyor. Ve bunu başaracağız. Hep beraber başaracağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum. Biliyorsunuz yılsonu yaklaşırken asgari ücretle ilgili tartışmalar da yine başlamış durumda.

Neymiş, asgari ücrete ocak ayında şöyle hatırı sayılır zam verecekmiş hükümet.

Bu noktada Beştepe’ye de bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Ben, 11 yıl boyunca bu ülkenin ekonomisini yöneten ekibin başındaydım.

Ve üstelik nasıl yönettiğimize de hem ülkemiz hem dünya alem izledi. O günkü katkılarımızla o gün Türkiye ekonomisini getirdiğimizi noktayla da hep beraber onur duyuyoruz.

Ancak ben buradan yine Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum.

Sayın Erdoğan: Asgari ücreti artırmak için yıl başını falan beklemeye gerek yok. Siz zaten Temmuz da ara zam vermediniz mi? Verdiniz. Niye yıl sonuna kadar bekliyorsunuz ki.

Madem enflasyon patladı tekrar patladı madem asgari ücret eridi niye bekliyorsunuz?

Siz milletin alım gücünü enflasyon yoluyla yok ettiniz. Enflasyonu patlattınız.

Madem şartlar oluşmuş. O zaman asgari ücret için yıl başını beklemeye gerek yok. Ben diyorum ki hemen artırın. Yarın ayın 1’i değil mi. Hemen hemen toplanın ayın birine ikisine karar verin artırın.

Niye yılbaşı?

Neden “1 ay daha vatandaşın yükünü artırıyorsunuz. Ne bekliyorsunuz neyi bekliyorsunuz?”

Memura, emekliye maaş artışı yapmak için niye illaki yıl sonu?

Nasıl yılda bir artan asgari ücreti yıl ortasında verdiğiniz zamla telafi etme mecburiyetinde kendinizi hissetiniz verdiğiniz zam 1 ayda eridi gitti.

Ben söylemiştim. ‘Bakın bu zammı veriyorlar ama bu 1 ya da eriyip gidecek’ diye.

Çünkü önce enflasyon yoluyla kepçeyle milletin bütçesinden milletin kesesinden bir alıyorlar arkasından da zam yaptık diye kaşıkla tekrar onun bir kısmını ger veriyorlar.

Muhasebe ortada. Muhasebede ne olmuş? Ücretli geçinen herkes kaybetmiş bu ülkede.

Bu yıl yaptığınız zamlar, zammı yaptığınız daha ilk ayın sonu gelmeden eridi gitti.

Onun için çağrıda bulunuyorum:

Yılbaşı’nı falan beklemenize gerek yok.

Sırf “seçime yakın olsun da seçimi kazanayım” diye eğer bu işi uzatıyorsanız hayal kuruyorsunuz. Hem size yazık hem bu millete yazık.

Siz o artışı yapmak zorundasınız. Ama vatandaş bu yoksulluğun sebebi olan sizi seçmek zorunda değil.

Sanmayın ki ‘ben bu artışları yapacağım tekrar millet bana dönecek’. Bu artışı yapan sizsiniz kusura bakmayın. Enflasyonu patlatan başka birisi mi?

Kendi suçunuz bu.

Kötü yönettiğiniz için benim alanım ekonomi ben ekonomistim deyip de ekonomiyi batırdığınız için döviz kuruda enflasyonu patlattığınız için dönüp bunu telafi etmek için insanların emekli maaşını artırma telaşesine kapılıyorsunuz.

Asgari ücreti artırmak zorunda kalıyorsunuz.

Niye bu ülkede yıllarca enflasyon tek hanede devam etti de Partili taraflı Cumhurbaşkanı olduğunuz günden sonra bu enflasyon patladı?

Niye yıllarca bu ülkede döviz kurunda önemli ölçüde istikrar sağlandı da sizin Partili taraflı Cumhurbaşkanı olup tek imzayla ülkeyi yönetmeye başladıktan sonra bu döviz kuru patladı?

Herhalde bir adama sorarlar bir bunun sebebini anlat hele derler.

Öyle 4 buçuk yıldır sabır sabır sabır demekle bu iş olmuyor.

Boşa umutlanmayın arkadaşlar, bu 3Y iktidarını inşallah vatandaşlarımızla beraber hep beraber sandığa gömeceğiz.

O yüzden şimdiden zammı yapın, doğalgaz, kömür, elektrik faturası altında kışı geçirmeye gücü yetmeyecek vatandaşımıza biraz olsun nefes aldırın diyorum.

1 ay 1 aydır kolay değil. Herkes sizin ve etrafınızdakiler gibi rahat bir hayat yaşamıyor. Ay başını getiremeyen ay sonunu denkleştiremeyen milyonlarca hane var bu ülkede.

Seçim sonrası, zaten iş bizde. Herkesin içi rahat olsun, gönlü rahat olsun herkesin. Seçim sonrası zaten iş bizde.

Seçim sonrası zaten çok hızlı bir toparlanma dönemine gireceğiz inşallah.

Seçim sonrasında vatandaşı böyle belirsiz korku tünellerine sokmayacağız.

Hesaplı planlı bir şekilde, taahhütlerimizle, disiplinimizle inşallah çalışacağız.

Biz bu imtihana hazırız arkadaşlar.

Hep söylüyorum. Biz hazırız DEVA hazır Türkiye hazır diyorum sözü sorusu olan basın mensubu arkadaşlarımız varsa kendilerine bırakıyorum.

 

 

23 Kasım 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 27. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Yirmi yedinci
Haftalık Değerlendirme Toplantısı
 
Değerli yol arkadaşlarım,
 
Kıymetli basın mensupları,
 
Yoğun geçen bir dönem sonrasında haftalık değerlendirme toplantımız vesilesiyle sizlerle yine bir aradayız. 
 
Hepinize hoş geldiniz diyorum.  
 
Dün gece merkez üssü Düzce Gölyaka olan ve civar birçok ilde de hissedilen depremle hepimiz korkarak uyandık.
 
Depremden etkilenen bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.
 
Bir kez daha afetlerin, depremin karşısında ne kadar aciz kaldığımızı da hep beraber bu deprem bizi düşündürdü.
 
Evet afetler olabilir, depremlere engel olamayız ama sonucundaki zararı önlemek, azaltmak bizim elimizde. Bu nedenle, bir kez daha, Afet Eylem Planımızı hatırlatıyor, bugünkü iktidara burada yazan maddeleri derhal uygulaması gerektiğini söylemek istiyorum.
 
Bakın geçen yıl 17 Ağustos depreminin yıl dönümünde Afet Eylem Planımızı açıkladık. Madde madde ne yapılması gerektiği yazıyor.
 
Evet depremleri önleyemeyiz ama deprem için daha iyi hazır hale gelebiliriz. 
 
Bu işin şakası yok, ertelenecek bir konu da değil. En önemli meselemiz. Birinci meselemiz bu.
 
Bir başka üzücü konu arkadaşlar, son günlerde artan terör saldırıları. 8 gün arayla önce Taksim, ardından da Gaziantep’te iki büyük acı yaşadık. Hayatını kaybedenlerden geriye acılı anneler, babalar, evlatlar, kardeşler ve dostlar kaldı.
 
Üzgünüz, hepimiz çok üzgünüz.
 
Sözlerime 5 yaşındaki güzeller güzeli Hasan Karataş’ı ve 22 yaşındaki öğretmenimiz Ayşenur Alkan’ı anarak başlamak istiyorum.
 
Hafta başında Gaziantep’in Karkamış ilçesine gerçekleştirilen terör saldırısında kaybettiğimiz bu iki canımızı rahmetle anıyorum.
 
Üzüntümüz de öfkemiz de çok büyük.
 
8 gün içinde 8 vatandaşımızı, Taksim’de ve Gaziantep’te teröre kurban verdik.
 
13 Kasım günü Taksim’de genç anne Arzu Özsoy ve kızı Yağmur Uçar’ı, genç baba Yusuf Meydan ve kızı Ecrin Meydan’ı, genç çift Adem Topkara ve Mukaddes Elif Topkara’yı kaybettik.
 
Şimdi de Antep’le yüreğimiz dağlandı.
 
Bir kez daha, kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevdiklerine bol sabır diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. 
 
Milletçe başımız sağ olsun.
 
Hep söylüyorum: Kaybettiğimiz her can birilerinin annesi, birilerinin babası, birilerinin kardeşi, birilerinin evladı, birilerinin arkadaşı. 
 
Acımız çok derin. Ancak, onların ardından sessizce ağlamakla yetinemeyiz. 
 
Evet terör insanlık suçudur. Evet, terörü lanetliyoruz.
 
Ama bununla yetinemeyiz.
 
Biz, bu toprakların her köşesini, herkes için güvenli kılmakla mükellefiz.
 
Bu toprakların üstünü, yaşayan her canlı için huzurlu yuva yapmakla mükellefiz. 
 
Vatandaşlarımızın “Burada bomba mı patlayacak”, “Şuraya roket mi düşecek” gibi endişelerini, sorularını silmek zorundayız.
 
Ülkeyi yönetmeye talip olan kişiler olarak, bunlar bizim öncelikli sorumluluğumuz.
 
Fakat değerli arkadaşlar,
 
Bu zorlu günlerde terörle mücadeleyi sulandırmak isteyenlerin de maalesef ortalarda dolaştığını görüyoruz.
 
İcra makamını işgal eden bu kişilerden biri daha İstanbul’un ortasında bomba patlar patlamaz jet hızıyla açıklamalar yaptı.
 
Daha bilgiler netleşmeden, ne olduğu belli olmadan bu sözüm ona ilgili bakan “Terör Toto” oynadı.
 
Aynı gün, bir başka üst düzey yetkili ise başka bir örgüt ihtimaline işaret etti.
 
Gerçekten bu son derece ciddiyetsiz bir durum arkadaşlar.
 
Terörle mücadele ciddiyet ister, devlet adamlığı ister.
 
Ülkenin bu konularla ilgili sorumlu bakanı bir şey söylerken bir başka üst düzey yetkiliden bir başka bir şey duyamazsınız.
 
O zaman güveni sağlayamazsınız. Kimse sizin lafınıza güvenmez.
 
Gerçekten bu büyük bir ciddiyetsizlik büyük bir güvensizlik. 
 
İşte onun için diyorum. Kapsamlı analizi ve değerlendirmesi yapılmadan söylenen her söz, terörle mücadeleyi sulandırır. 
 
Zayıflık göstergesidir bu arkadaşlar zayıflık.
 
Bu öyle akla her gelenin konuşacağı aklına her gelenin sözler söyleyeceği alan değildir. 
 
Bu meselenin şakası yoktur.
 
Bakın, ben 8 sene MGK üyeliği yaptım.
 
Devlet meselesi nedir, iyi bilirim. 
 
Terörle mücadele nedir, iyi bilirim.
 
Milli güvenlik meselesi nedir, iyi bilirim.
 
Her bir vatandaşımızın akan gözyaşını, yüreğimde hissederek konuşuyorum.
 
Bu meselede ciddiyetsizliğe yer yoktur.
 
Bu meselede güvensizlik oluşturacak eyleme de söyleme de yer yoktur.
 
Bakın, bu yemiyor, ülkenin iç güvenliğinden sorumlu kişi çıkmış başka ülkelere sataşıyor.
 
Neymiş efendim, falanca ülkenin taziyesini kabul etmiyormuş, reddediyormuş.
 
Ya senin işin mi bu? 
 
Çalıştığı bakanlığın tabelasına bir bakın hele. İçeride işleri beceremeyip, dışarıyla ilgili üstüne vazife olmayan laflar ediyor dışarıyla ilgili.
 
Cumhurbaşkanı ise G20 Zirvesi sırasında eş zamanlı olarak Biden’ın taziyesine teşekkür ediyor, bir tweet paylaşarak taziyede bulunan ülkelerle birlikte Amerikan bayrağını da üçüncü sıraya ekleyerek yazılı olarak ayrıca bunu teyit ediyor. 
 
Böyle bir ciddiyetsizlik olur mu? 
 
Bu millet ne yapsın? İç güvenlikten sorumlu bakanın dediğine mi baksın ülkenin Cumhurbaşkanının dediğine mi baksın?
 
Büyük bir sorumsuzluk.
 
Çelişkiyi görüyorsunuz değil mi? Çelişki bununla da bitmiyor.
 
Bir üst düzey yetkili, kimliğini saklayıp, yabancı haber ajansı Reuters’e konuşuyor. Terör eylemini başkası da yapmış olabilir diyor. 
 
İçeriye başka mesaj, dışarıya başka mesaj. 
 
Bu arada, son yıllarda böyle tuhaf bir moda başladı. Kimliğini saklayıp uluslararası haber ajansına konuşanlar çoğalıyor maşallah. Hiç hayra alamet değil. Hiç hayra alamet değil. 
 
Güvenlik konusunda değerli arkadaşlar devletin bir sesi olur, bir sözü olur ve herkes ona güvenir.
 
İçerde güvensizlik oluşturacak açıklamaları adeta dengelercesine birinin başka açıklamalar yapmak zorunda kendisini hissetmesi ülke yönetiminin ciddiyetine yakışmaz.
 
İnsan azıcık tutarlı olur yahu! 
 
Ülke yönetmek ciddi iştir. Hesapsız kitapsız savruk açıklamalar insanları paniğe sürükler gereksiz heyecana yol açar.
 
Bırakın da şu canları pahasına gece gündüz çalışan güvenlik mensuplarımız soğukkanlı ve kapsamlı analizler yapabilsinler.
 
Rahat bırakın da askerimiz ve polisimiz işini bir yapsın.
 
Sorumlu olanlar, teknik ve istihbarı tüm verileri, teröristlerin iletişim ağlarını, görsel ve işitsel tüm bulguları titizlikle bir analiz etsinler önce.
 
Kararları bu analizlere dayalı olarak alın, ondan sonra uygulama talimatı verin.
 
Bu neyin telaşı Allah aşkına! 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar, bakın,
 
Terör, özgürlüğümüzü, toplumsal dayanışmamızı, yaşam hakkı başta olmak üzere temel haklarımızı, hukuk kurallarımızı, demokrasimizi hedef almaktadır. 
 
Biz de teröristlerin amaç ve hedeflerinin aksine, özgürlüklerimize ve bu değerlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız.
 
Hukuk devleti ilkesinden asla sapmayacağız. 
 
Hukukun üstünlüğü sağlanacak bu ülkede.
 
Demokrasi standartlarımızı yükselteceğiz. 
 
Terörle mücadelede, sadece güvenlik odaklı bir yaklaşımın, asla başarıya ulaşamayacağını tecrübelerimizin ışığında gayet iyi biliyoruz.  
 
Elinde silah olan bir örgüte karşı tabi ki en güçlü silahla donatacaksınız Silahlı Kuvvetlerinizi, güvenlik birimlerinizi ancak binlerce şehit vermemize ve hesapsız çok miktarda kaynaklarımızın heba olmasına rağmen, hedeflenen sonuçların alınamadığını görüyoruz.
 
Çünkü tek tek teröristleri etkisiz hale getirerek terörü kurutamıyorsunuz, bitiremiyorsunuz. 
 
Aydınıyla, bilim insanıyla, üniversiteleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, siyasetçiler olarak hep beraber bu meseleyi yeniden düşünmenin zamanı geldi artık bu ülkede. 
 
Evet, terör örgütü PKK ile kararlılıkla mücadele, DEVA Partisi olarak bizim parti programımızda yer alan en önemli ve öncelikli bir taahhüdümüzdür. 
 
Her türlü terör örgütüne PKK’ya karşı da büyük bir mücadele hep beraber vermek zorundayız.  PKK dahil tüm terör örgütlerini ve eylemlerini kınıyoruz, lanetliyoruz; etnik, dini veya ideolojik hiçbir bahanenin terör eylemlerine gerekçe oluşturamayacağını söylüyoruz.
 
Teröristlerin şiddete dayalı tüm yöntemlerini kesinlikle reddediyoruz.
 
Askerimiz de polisimiz de bizim askerimizdir, bizim polisimizdir.
 
Bizi huzur ve güven içinde yaşatan bu vatan evlatlarının üstün ve özverili gayretlerine ancak minnet ve şükran duygularıyla mukabele ederiz.
 
Hükümetin darmadağınık, çelişkili ve tutarsız adımlarını sorgulamak, hesaba çekmek, yanlışlıklar gördüğümüzde eleştirmek, bunların düzeltilmesini ısrarla talep etmek ise yine bizim sorumluluğumuzdur, ülkemize ve insanımıza olan borcumuzdur. 
 
Öyle hükümetin her önümüze getirdiğini onaylayacak durumda değiliz kimse kusura bakmasın. 
 
Her konuda büyük hatalar yapan hükümetin güvenlik meselelerinde sıfır hatayla gittiğini kimse iddia edemez. 
 
Biz her alanda olduğu gibi iç ve dış güvenlik meselelerinde de hükümetin hatalarını yüzlerine aynen vuracağız. 
 
Bunlar ne yapıyor hemen? Milli mesele diyorlar. Milli meseleyse dokunulmazdır, bize de dokunamazsınız, eleştiremezsiniz deyip kafalarına eseni yapıyorlar. 
 
Öyle yağma yok.
 
Biz bakacağız her şeyi analiz edeceğiz. Doğruya doğru diyeceğiz ama yanlışlarım da yüzlerine vuracağız. 
 
*****
 
Değerli Arkadaşlar,
 
Suriye ve Irak’a düzenlenen kapsamlı hava harekâtının planlanmasından icrasına kadar emeği geçen tüm silahlı kuvvetler mensuplarını tebrik ediyorum.
 
Bu operasyonla, Türkiye’nin caydırıcı gücü bir kez daha ortaya konmuştur. 
 
Ancak Kara harekâtına gelince, biliyorsunuz daha önce de ben bir çağrı yapmıştım. Aylar önce bir çağrı yapmıştım.  Olası bir kara operasyonun, süresi, kapsamı ve gerekçesi konusunda güvenlik kurumlarının başındaki yetkililer, muhalefet liderlerini, derhal bilgilendirmelidir.
 
Hükümete buradan soruyorum: Muhalefet partilerini en kritik konularda bile karanlıkta bırakmanızın sebebi nedir?
 
Ayın karanlık yüzü gibi kafanızın arkasında neler saklıyorsunuz acaba?
 
Bizim ikna olmamız gerekiyor. 
 
Niçin uzunca bir süredir “bir gece ansızın gelebilirim” deyip de seçime 6 ay kala bu operasyonları başlatmak istiyorsunuz?
 
Gelsinler, kurum başkanları bize anlatsınlar. Biz de anlayalım.
 
Operasyonel detaylarla ilgilenmiyoruz bakın.
 
Ama biz “Niçin bugün” diye soruyoruz?
 
Her askeri operasyonun bir “siyasi hedefi” olmalıdır arkadaşlar. Burada “siyasi hedefiniz nedir?” diye soruyoruz. 
 
Kusura bakmayın, hükümetin, bakanların ve Cumhurbaşkanının söyledikleri bizde güven oluşturmuyor. 
 
Bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. 
 
Sürekli yalpa yapıyorlar sürekli zikzak yapıyorlar ama biz biliyoruz ki bu ülkenin güvenlikten sorumlu sağduyulu kurumları var.
 
O kurumların içinde başında sağduyulu insanlar var. 
 
Biz diyoruz ki o insanları gönderin biz işin gerçeğini onlardan dinleyelim. 
 
Sizin laf kalabalığınızın o köpüğünü şöyle bir sıyırıp alalım gerçeği onlardan bir dinleyelim. 
 
Şu anda ülkeyi yönetmeye talip en güçlü muhalefet bloğu olarak Altılı masadaki liderlerin gerçekleri bilmesi lazım. 
 
Şurada sizin zaten 6 aylık bir ömrünüz kaldı. Bundan 6 ay sonra ülkeyi yönetecek insanların şimdiden güvenlik meseleleri konusunda doğru bilgiye sahip olması lazım. 
 
Siz eğer gerçek bir sorumlulukla görevinizi yapıyorsanız seçimlerden sonra iş başına gelme ihtimali çok yüksek olan 6’lı masa liderlerini bugünden bilgilendirmek zorundasınız.  Çünkü devlette devamlılık esastır. Biz şimdiden bileceğiz, şimdiden sizin adımlarınızın sebebini anlayacağız. 
 
Doğru işlerinizi devam ettireceğiz yanlış işlerinizi durduracağız. Eksik işlerinizi de tamamlayacağız. 
 
Biz buna hazırlanıyoruz şu anda. 
 
Ama bunun için bilmemiz lazım. 
 
Arkadaşlar, bu vatan hepimizin. 
 
Ancak, seçime giderken, bu hükümetin vatandaşlarımızın milli hassasiyetlerini istismar ettiğiyle ilgili kuvvetli şüphelerimiz var bizim. 
 
Doğru hesaptan kaçmaz. 
 
Gelin anlatın eğer haklıysanız doğruysanız bizim de bu şüphelerimizi silelim bir kenara koyalım.
 
Ama haksızsanız da ‘durun kardeşim, ne yapıyorsunuz?’ diyelim. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Şimdi bu terörle mücadele konusuna biraz daha yakından bakmak istiyorum. 
 
Terörle mücadelede esas olan terör örgütlerinden hep bir adım önde olmaktır ve terör eylemlerini olmadan engellemektir.
 
Demiyor muydu ‘biz bunların ayakkabı numaralarını biliyoruz’ diye. 
 
Ne oldu ne oldu? 
 
Öyle haddinden büyük laflar etmeyeceksin.
 
Beceremeyeceğin işi becerecekmiş gibi de kimseye sunmayacaksın.  
 
Terörle mücadelede esas olan önleyici olmaktır, esas olan caydırıcı olmaktır.
 
Toplumu kutuplaştırarak, bir kesimi diğer kesime düşman ederek, taşkın duygularla kendi insanınızı ötekileştirip birbirine kırdırarak terörle mücadele olmaz! Olmuyor işte.
 
Sonuç alamıyorsunuz. 
 
Terörle mücadelede yapılması gereken, sınırlarımızı koruyacak, sınır ötesinden gelen tehdit ve tehlikeleri kaynağında bertaraf edecek kararlı bir mücadelenin yanı sıra terörün ekosistemini, yani beslendiği kaynakları ortadan kaldırmaktır. Bataklığı kurutmaktır asıl yapılması gereken. 
 
Kök sebeplere inmektir kök sebeplere.
 
O kök sebepleri ortadan kaldırmadığınız sürece terörü önleyemezsiniz. 
 
Komşu bütün ülkelerle arayı bozup komşu bütün ülkeleri düşman ilan edip hain ilan edip terörle mücadelede başarılı olamazsınız. 
 
Terörün var olduğu teröristlerin var olduğu bütün ülkelerle siz konuşmak zorundasınız. Onlarla iş birliği yapmak zorundasınız. 
 
Terör örgütünü yalnızlaştırmak zorundasınız. 
 
Bu hükümet kendini yalnızlaştırdı. 
 
Bir de ne dediler? ‘Değerli yalnızlık’. 
 
Batsın sizin değerli yalnızlığınız. Şu hale bakın, geldiğimiz duruma bakın. 
 
Ne oldu? Sonuç alabiliyor musunuz? 
 
Yalnızlaşmakla neyi başarıyorsunuz? Ülkeye hangi menfaati sağlıyorsunuz? 
 
Bakın arkadaşlar, terör otorite boşluğundan yararlanır. Suriye’deki vekalet savaşına evrilen anlaşmazlıkların askeri bir çözümünün olmadığı konusunda Türkiye dahil tüm dünya ülkeleri artık hemfikir.
 
Bu işin sadece askeri yöntemlerle çözülmesi mümkün olmayacak.
 
Öyleyse, bu otorite boşluğuna son vermek için, Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde, terör örgütleri hariç, tüm etnik ve dini grupların, yani Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Hristiyanların, Sünnilerin, Nusayrilerin ve ilgili diğer grupların yer alacağı, temsil edileceği bir Anayasa’ya ve yeni Suriye’nin inşasına yatırım yapmamız gerekiyor bizim şu anda. 
 
Bunun ana hatlarını ve somut adımlarını Dış Politika ve Güvenlik Eylem Planımızda biz daha önce açıklamıştık biliyorsunuz. Hepsi ortada.
 
Her konuda reçetelerimiz çözümlerimiz ortada bakın.
 
‘Afet’ diyorsunuz açıklamışız, güvenlik diyorsunuz terör diyorsunuz, dış politika diyorsunuz ne yapılacağını ortaya koymuşuz. 
 
Ve değerli arkadaşlar bunun tek çıkar yolunun BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı Karar’ı çerçevesinde olduğunu da mutlaka ortaya koymamız gerekiyor. 
 
Neden hep savaşı, iç savaşı, vekalet savaşını konuşuyoruz? Madem bu yol, yol değil; artık barışı, iç barışı, vekalet barışını gelin konuşalım.
 
İktidar niye Şam Yönetimi ile üst düzey siyasi ve diplomatik ilişki kurmayı habire erteliyor? Habire erteliyor.
 
Çünkü öyle laflar etti ki o ettiği laflardan geri adım U dönüşü e bir yere kadar. 
 
Şimdi sıra Suriye’de. Mecburen Suriye’de de yapacak. Suriye’de de U dönüşü yapacak.  Suriye’de de tükürdüğünü yalamak zorunda kalacak. 
 
Maalesef bu samimiyetsiz gelgitler anaforunda ülke şu anda çırpınıyor? 
 
Tipide kaybolan yolcu gibi bir arpa boyu yol almadan kendi etrafında böyle dönüp dönüp duruyor yıllardır. 
 
Öte yandan, terör; uyuşturucu trafiğinin, insan kaçakçılığının, türlü türlü organize suç şebekelerinin bataklığa dönüştürdüğü zeminden besleniyor bakın. 
 
Bu mücadele sınır aşan özellik taşıdığından bölgesel ve uluslararası işbirliği yapılması da şart. 
 
Bu hükümet, gevşek sınır politikasıyla, yol geçen hanına dönmüş sınırlarla, kevgire dönmüş sınırlarla Türkiye’yi sığınmacıların dünyadaki en büyük barınağı haline getirdi. 
 
Bu konuyu Eylem Planımızla madde madde nasıl çözeceğimizi anlattığımız için burada ayrıntıya girmeyeceğim.
 
Biliyorsunuz bizim ayrı bir eylem planımızda bu sığınmacı sorununun çözümüyle ilgili. 
 
Ama şunu söyleyeyim, bari sığınmacıların arasına karışan veya arkasına saklanan teröristleri ayrıştırıverin yahu. 
 
Harekete geçmek için illa bir terör eyleminin mi olması gerekiyor. 
 
İlla testi kırıldıktan sonra mı adım atmanız gerekiyor. 
 
*****
 
Bakın arkadaşlar,
 
Bizim her alanda ne yapılacağıyla ilgili hazırlıklarımız var her alanda. 
 
Dış Politika ve Güvenlikte de var. 
 
Söyledi hükûmeti kurduktan sonra güvenlik konusunda neler yapacağını tek tek ortaya koyan bir siyasi partiyiz biz. 
 
Ayrım gözetmeden tüm terör örgütleriyle mücadele edeceğiz, dedik.
 
Mücadelemizi hukuk içerisinde ve akılcı yöntemlerle sürdüreceğiz, dedik.
 
Terör örgütlerinin yurt dışındaki faaliyetlerine karşı uluslararası iş birliklerimizi güçlendireceğiz, dedik.
 
Önleyici ve caydırıcı kolluk gücümüzü destekleyeceğiz, dedik.
 
Bakın madde madde madde hepsi yazıyor burada.
 
Ordumuzu yeni teknolojilerle donatacağız, dedik.
 
Teknolojinin sahibi olacağız, dedik. 
 
Ta 1990’larda Ankara’da üretilen F16 uçaklarını 2020’li yıllarda Amerika bize versin diye peşinde dolaşmayacağız, dedik. 
 
Ordumuzun istihbarat, keşif ve vuruş gücünü, operasyonel yeteneklerini güçlendireceğiz, dedik.
 
Memleketin göç yönetimine de bir çekidüzen vereceğimizi söyledik. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Bugünkü iktidar gerçekten, dış politikadaki başarısızlıklarıyla, U dönüşleriyle gerçekten tarihe geçiyor.
 
Böyle bir şey yok. 
 
Haydi bir kere U dönüşü iki kere U dönüşü bu nedir? 
 
U dönüşü yapa yapa yapa insanların başını döndürdü bunlar. 
 
Koskoca ülke ERDOĞAN YORGUNLUĞU’nun bedelini ödüyor şu anda.
 
Hatırlayın vaktiyle kendisi 2017’de ne demişti “Metal yorgunluğu var, parti teşkilatını yenileyeceğiz” demişti.
 
Allah Allah…Bu teşkilat öyle bir şey ki on binlerce kişi yoruluyor fakat başındaki 1 kişi yorulmuyor ne hikmetse. 
 
Onda metal yorgunluğu yok kendine göre. 
 
Tam 20 senedir aynı görevde, o partinin başında.
 
Hâlbuki kuruluş akitleşmesinde ne yazıyor o partinin? Kuruluş tüzüğünde ne yazıyor?  ‘3 dönem bitince emekli olacaksın’ yazıyor. 
 
Yook, sarıldı, yapıştı. Ama partiyi de aşağı çekiyor. Kendini de aşağı çekiyor ama ülkeyi de aşağı çekiyor.
 
Tüm ülke “Erdoğan yorgunluğu” yaşıyor. 
 
Bakın şimdi değerli arkadaşlar birkaç video izleyeceğiz. 2 senedir ne kadar çelişkiler içerisinde ülke yönetiliyor şu videolardan bir izleyeceğiz. 
 
Çünkü biz bunları unutmayacağız, unutturmayacağız. 
 
Zannetmesinler ki ‘bugün bu millet ne anlatırsam inanır. Zaten balık hafızası vardır, geçmişi unutur, geçmişin sürekli sünger çeker üzerine. Bugün ne anlatırsam ona inanır.’
 
Öyle zannediyor.
 
Öyle yok, öyle yağma yok. 
 
Unutmayacağız ve unutturmayacağız. 
 
Daha birkaç sene önce ne dedin ne yaptın? Bugün ne yapıyorsun ne söylüyorsun? Bunu hatırlatacağız. 
 
İzleyelim arkadaşlar:
 
 
(VİDEO - BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ - GİR)
 
Manşetleri görüyorsunuz değil mi? Neler neler. 
 
Hedef kim? Birleşik Arap Emirlikleri. 
 
İfadeye bakın. 
 
(VİDEO - BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ - ÇIK)
 
Şimdi ne diyor? Çatlasanız da patlasanız da diyor. 
 
Birleşik Arap Emirlikleri ile arayı bozan kim? 
 
‘15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün finansörüdür bu ülke’ diyen kim? 
 
Yani diyor ki ‘2 sene önceki Erdoğan çatlasa da patlasa da bugünkü Erdoğan bunu yapacak’ diyor.  
 
Lafa bak.
 
Böyle devlet yönetilir mi?
 
Bu kadar ciddiyetsiz bir devlet yönetimi düşünülebilir mi? 
 
Ondan sonra mavi halıyla karşılıyor. 
 
Bu adam eğer 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünü finans ettiyse sen nasıl mavi halıyla karşılarsın, devlet töreniyle karşılarsın? 
 
Yok eğer böyle bir şey yoksa bu bilgi yanlışsa o zaman dersin ki çıkar bu milletten özür dilersin.  Özür dilersin, ‘Ya bizim elimizdeki bilgi yanlışmış arkadaş, biz yıllarca size yanlış ithamlarda bulunmuşuz. Özür dileriz kusura bakmayın. Siz meğerki dostmuşsunuz’ dersiniz. Biz de anlarız onlar da anlar. 
 
Bu ne demek?
 
Ama sonra öğrendik tabi arkasında para varmış para. 
 
5 milyar dolar 10 milyar dolar swap anlaşması olacak diye bu mavi halılar serilmiş. Onu sonradan gördük anladık. 
 
Bildiğiniz gibi değil.
 
Bu ülkede 2020 sonuna kadar tam 1 milyon 574 bin kişi için terör örgütü üyeliği suçlamasıyla siz dosya açın. 1 milyon 574 bin kişi, 2020 sonuna kadar. 2021 rakamları açıklanmadı. 2022’yi bilmiyoruz. Muhtemelen 2 milyonu geçti. 
 
Bu ülkenin kendi vatandaşının terör örgütü üyeliğiyle suçlayıp sürüm sürüm süründür, 15 Temmuz asıl darbe teşebbüsünün finansörü olmakla suçladığın ülkenin git burada sonunda elini sık.  
 
Böyle bir şey olur mu?  Yanlış yaptıysan çık söyle açıkla. Yok doğruysa bunu yapma.  Kusura bakmayın 5 milyar dolar 10 milyar dolara muhtaç bir ülke değil bu. 
 
Bu ülke zamanında gelip IMF’nin gelip borç istediği bir ülke arkadaş. Sen gidip aynı para için ondan bundan para dileniyorsun yazıktır günahtır. 
 
Bu ülkenin bir onuru var bir duruşu var. 
 
(VİDEO - SUUDİ ARABİSTAN - GİR)
 
Bu ayların düşmanı da Sudi Arabistan. Dinliyoruz. 
 
Bu belgeyi veren enayi diyor. Dikkat ettiniz değil mi ifadeye. 
 
Kucaklaşma, sarılma tamam. 
 
Niye? Maliye ve Hazine Bakanı biliyorsunuz 5 milyar dolarlık anlaşma peşinde şu anda. 
 
5 milyar dolara dosya kapatılıyor. Bu kadar basit. 
 
 (VİDEO - SUUDİ ARABİSTAN - ÇIK)
 
 
(VİDEO - İSRAİL - GİR)
 
Yine mavi halı yine devlet töreni. 
 
Hani teröristti, hani zalimdi? 
 
Ve el sıkışma... Tipik. 
 
Bunlardan hangisi doğru?
 
2009’da ‘ONE MİNUTE’ çıkışı yaparak İsrail’i bir terör devleti olarak suçlamak mı doğru, ‘ya İsrail ile arayı yapıyoruz çünkü Filistin davasını savunmanın en önemli yolu İsrail ile iyi ilişkiler’ demesi mi doğru? Hangisi? Hangisi doğru? 
 
Yine aynısı. 5 sene önceki Erdoğan çatlasa da patlasa da 2022’nin Erdoğan’ı yapıyor, ek sıkışıyor, mavi halıyı seriyor. 
 
Bu ne biçim devlet yönetimi bu ne biçim dış politika anlayışı. 
 
(VİDEO - İSRAİL - ÇIK)
 
Arkadaşlar, daha evvel de demiştim. Bitmeyen bir U dönüşü bu.
 
Bir sabah kalkıyorlar, haçla hilali çakıştırıyorlar. 
 
Bir gün ‘Şangay Beşlisi’nde olmak istiyorlar, bir başka sabah da kalkıp ‘Avrupa Birliği güzeldir’ diyorlar. 
 
Tekrar ediyorum bakın: Sayın Erdoğan, biraz yavaş. Ülkeyi yayık ayranına çevirdiniz. Çalkalayıp duruyorsunuz bu ülkenin dış politikasını. 
 
Bütün o ağır sözler nedeniyle kaybolan itibarımız ne olacak?
 
Bir sözü bir sözünü tutmayan bir iddiasını ertesi gün yiyen yutan, tükürdüğünü ertesi gün yalayan bir hükümete bir ülkeye bu dünya nasıl güvensin? 
 
Siz bu terör örgütleriyle nasıl mücadele edeceksiniz bununla. 
 
Terör örgütleriyle mücadele için öncelikle güvenilir bir muhatap olmak lazım. Özü sözü bir güvenilir bir muhatap olmak lazım. 
 
Sizin bugün düşman ilan ettiğinizle yarın sarmaş dolaş olduğunuzu bütün dünya görüyor. 
 
Maalesef tüm o kavgalar nedeniyle ülkemizdeki her bir ferdin cebindeki parayı da erittiniz. 
 
Evet, Türkiye ekonomisi bugün bu kadar büyük bir kriz yaşıyorsa ülkede topyekûn bir fakirleşme varsa bunun en önemli sebeplerinden birisi dış politikadaki zikzaklardır arkadaşlar. 
 
Gün geldi yıl geldi turizm baltalandı, gün geldi yıl geldi ihracat baltalandı. 
 
Turizmcinin müşterisini azalttınız. 
 
Günün sonunda ne oldu? Enflasyonu üç haneye, faizi iki haneye çıkardınız. Döviz kurunu patlattınız.
 
Bu fakirleşmenin cevabını vermek zorundasınız. 
 
Madem hiçbir şey olmamış bu U dönüşleriyle geri dönecektiniz niçin bunca yıldır bu kavgaları yaptınız?
 
Cevap vermek zorundasınız. Kaçamazsınız.
 
Hesap vermek zorundasınız bu millete anlatmak zorundasınız. 
 
‘Nasıl olsa dış politika meselesi bu millet de dış politikayı çok takip etmez ben aklıma geleni yapayım. Uyandığımda o gün ne hissediyorsam onu yapayım geçeyim’. ‘Bugün bir düşmana ihtiyacım var. Bugün Sudi Arabistan’ı düşman ilan edeyim.’
 
Ha ‘iç siyasette gevşeme var bakıyorsun taban gevşiyor oylar eriyor. Ne yapayım? Düşman lazım.’ Bir düşman göstereyim kendi tabanımı kontrol edeyim.’
 
Yazık günah.  Yazık günah. 
 
Siz kendi koltuğunuzu koruyayım derken bu ülkeye en büyük zararı veriyorsunuz. Ülkenin itibarını beş paralık ettiniz. 
 
Yazık günah. 
 
Değerli arkadaşlar şimdi bakın bir video daha izleteceğim. 
 
Daha güncel. 
 
(VİDEO - SİSİ - GİR)
 
Yerel Seçimde malzeme ediyor yerel seçimde. 
 
Evet klasik. Terörist, hain, zalim, katil. Dön elini sık. 
 
Elini sıkmadığın zalim kalmadı. Elini sıkmadığı katil kalmadı. Elini sıkmadığı terörist kalmadı. 
 
Resim bu. 
 
Değerli arkadaşlar bakın, Yerel seçimlere dahi alet ettiği kişi Sisi ile el ele. 
 
Hem de dört elle sarılıyor. Dört tane el var orada. Normal tokalaşma değil. Böyle sarılmış ‘aman gitme bir yere’ diye.
 
Ve aylardır bu fotoğraf için uğraşıyorlar aylardır. 
 
Mısır şart arkasına şart koşuyor şart arkasına şart koşuyor. 
 
O çok desteklediği Rabia işaretini de kaynağı olan o Mısır’daki hareket var ya o hareketle artık Erdoğan’ın işi de bitti. 
 
Ona güvenerek adım atanları da ne yaptı? Yüz üstü bıraktı. 
 
Olan bu. 
 
 
Arkadaşlar, biz kimseye “Neden ilişkiyi normalleştiriyorsun?” demiyoruz bakın. “Neden elini sıktın” da demiyoruz.
 
Ne diyoruz? Yıllardır zalim diye ilan ettin bugün elini sıkıyorsun. Bunun sebebini açıkla diyoruz. 
 
Mısır’la ne değişti açıkla. 
 
İsrail’in Filistinlilerle ilgili politikasında ne değişti? Açıkla. 
 
Kaşıkçı dosyasında ne değişti? Açıkla. 
 
Eğer hiçbir şey değişmediyse sen aklına estiği gibi bir gün birine zalim, katil derken öbür gün gidip onun elini sıkıyorsan kusura bakma hiç kimse sana güvenmez. Hiç kimse.
 
Eser gürlersin kimse dikkate almaz. 
 
Onların dünyada böyle. Bakın ‚esiyor gürlüyor, biraz fazla gürültü. Kulağımızı kapatalım nasıl olsa yatışır gelir peşimizde koşar elimizi sıkar ‘diyorlar. 
 
Bakın Suriye için de aynısı olacak Suriye. Aynısı olacak görün. 
 
Bugün bakın meclisten çıkarken söylemiş. ‘Niye olmasın‘ demiş.
 
İşe bak. 
 
Beşer Esad’a demediğini bırakmadı demediğini. Şimdi ‘onunla da görüşürüz‘diyor. 
 
Bakın biz değerli arkadaşlar hep barıştan yanayız. Ülkelerle iyi ilişkilerden yanayız. 
 
Biz normalleşme çabalarını hep destekleriz buralarda sorun yok.
 
Evet, zararın neresinden dönülse kârdır. 
 
Mısır’la ilişkilerimizin normalleşmesi gecikse de önemli bir adımdır. Biz zaten buraya yazmışız ilan etmişiz. Burada reçete var. Burada her şey var.
 
Biz burada Suriye yönetimiyle de görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. 
 
Çünkü biz dış politikaya ilkelerimizle bakıyoruz.
 
Öyle bir kişinin hissiyatına göre bir kişinin dürtülerine göre dış politika olmaz. 
 
Dış politika onurlu bir duruştur, dış politikanın bir çizgisi olur. Bir duruşu olur.
 
Burada duruş muruş yok. 
 
Bir gün o tarafa eğil bir gün bu tarafa eğil. 
 
En temel ilkemiz arkadaşlar dünyada düşmanlarımızı azaltıp dostlarımızı artırmak artırmaktır.
 
Dostluk olacak ki güvenliğimiz artsın.
 
Dostluk olacak ki itibarımız artsın.
 
Dostluk olacak ki refahımız artsın.
 
Fakat Sayın Erdoğan’a şunu sormadan da geçemeyeceğim.
 
Bunca senedir yürüttüğünüz kavganın ülkemize ne kadar büyük zararlara sebep olduğunun farkında mısınız?
 
Sırf iç politikada seçmen tabanınızı bir arada tutmak için dışarda her gün bir başka düşman göstermenin bu ülkeye ne kadar büyük zarar verdiğinin farkında mısınız? 
 
Bakın değerli arkadaşlar şu anda tarihin en büyük servet transferi yaşanıyor Türkiye’de. 
 
Yoksuldan zengine bir servet transferi yaşanıyor. 
 
Çok geniş kitleler hızla yoksullaşıyor bu ülkede. 
 
Zengin daha zengin oldu şu birkaç yılda yoksul daha yoksullaşıyor. 
 
Ve Erdoğan’ın yıllardır gösterdiği bu kuru inadın, ülkemizi Doğu de nasıl yalnızlaştırdığının herhalde farkındasınız. 
 
İşte bu elini sıktığı Mısır, bugün elini sıktı gitti İsrail ile anlaştı. Gitti Rumlarla anlaştı. Gitti Yunanlarla anlaştı. 
 
Doğu Akdeniz’i kendi aralarında bölüşüyorlar parselliyorlar. 
 
Akdeniz’e en uzun kıyısı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhine Doğu Akdeniz’i aralarında paylaşmaya başladılar. 
 
Ondan sonra jeton düştü. Ondan sonra kafaya dank etti.  ‘Ya Doğu Akdeniz gidiyor‘  dedi. 
 
Bugün mü anladın? Bugün mü uyandın yani? 
 
Dış politikada yalnızlığın beş para etmediğinin artık farkına varmaları gerekiyor.
 
Sebep oldukları bu zararlar nedeniyle çıkıp bu milletten de bir özür dilemeleri gerekiyor.
 
Değerli arkadaşlar,
 
Daha evvel de söylemiştim: Bunların bir ilkesi yok, bir kriteri yok. 
 
Sırf üç beş oy daha fazla alabilmek uğruna ülkenin menfaatleriyle oynuyor bunlar.
 
Bugün çıkıp Yunanistan’a kafa tutayım diyor ya…  6 ay sonra döner bakar der ki “Yunanistan ile biz dostuz. Ege denizi barış denizidir.’ Bakın bunların hepsi kayda geçiyor. Hepsi kayda geçiyor. 
 
Daha önce benim Mısır ile ilgili söylediklerim de kayıttaydı çıkartıp gösteriyoruz.
 
Daha önce Beşer Esad ile Suriye rejimi ile ilgili söylediklerim de kayıttaydı çıkarıp gösteriyoruz.  
 
Bugün de diyorum ki bakın Yunanistan. 
 
Hiç şaşırmayın, hiç şaşırmayın. 
 
Bugün efelendikleri Yunanistan ile yarın yine bir sarmaş dolaş olurlarsa hiç şaşırmayın. 
 
Beşer Esad’a demediğini bırakmaz, yarın döner “Kardeşim Esad” der.
 
Bunu da diyecek görün. Bunu çok yakında diyecek. 
 
Ama adamlar geri çekiliyor. 
 
Ülkenin Cumhurbaşkanı yaklaştıkça onlar geri çekiliyor. 
 
‘Bunun sağı solu belli olmaz. Bugün böyle der yarın bir daha çakar bugün böyle der yarın bir daha bize hakaret eder. Bir emin olalım bakalım’ diyorlar. 
 
Değerli arkadaşlarım, 
 
Dün Krizlerin Ortağı Bahçeli söyledi di mi?
 
Hepsini bunlar.
 
Ama olan bu ülkeye oluyor. Olan bu yayık ayranı diplomasisiyle gençlerin hayallerine oluyor, hayatlarına oluyor.
 
Gerçekten çok yazık.
 
*****
 
Bakın değerli arkadaşlarım,
 
Bugün ki grup konuşmasında Sayın Erdoğan bir laf daha etmiş. 
 
Diyor ki, ‘Bize ülke ve milletin hayrına programlarla projelerle iddialarla gelin, canımızı yiyin’ diyor. 
 
Yani ne diyor muhalefete ‘Siz durmadan beyaza siyah, siyaha beyaz diyorsunuz’ diyor. 
 
Ben de diyorum ki, bir dakika, hoop orada dur. 
 
Biz geçen Kurban Bayram’ında size 600 tane milletvekiline sağlam çözümleri postalayıp göndermedik mi? 
 
Tüm partilerin genel başkanlarına Sayın Erdoğan dahil bizim çözümlerimizi göndermedik mi? 
 
Sapasağlam sapasağlam. Tam 16 alanda açıklamışız. 
 
Buralar da ne var? Çözüm var.
 
Ne var?  Proje var. 
 
Ne var? Program var. 
 
Bunlar 12’ye tamamlandığı anda bütün bakanlara bütün bakan yardımcılarına bütün siyasi partilerin genel başkanlarına Cumhurbaşkanı dahil biz birer set gönderdik. 
 
‘Daha güzel fikirleriniz varsa gelin bize sunun’ dedik. Ya da ‘alın öğrenin yapın’ dedik.
 
Bugün ne diyor? ‘Muhalefet proje üretmiyor’ diyor. 
 
İşte proje. Görmüyorsanız görün duymuyorsanız duyun. İşte program işte çözüm. 
 
Her alanda her alanda. 
 
Bakanlar açsın öğrensin, bakan yardımcıları açsın öğrensin. 
 
Desinler ki, ‘Ya DEVA Partisi şurada yanlış yapmış’.
 
Başımızın üstüne. Hemen bakarız geliriz nerede yanlış yapmışız diye. 
 
Desinler ki ‘Şurada eksiğiniz var’. 
 
Hemen tamamlarız. 
 
Bugüne kadar gelmedi böyle bir şey. 
 
Eksiklerle ilgili öneriler alıyoruz. Ekliyoruz.
 
Şimdi Sosyal Politikalarla ilgili ikinci planımızı açıklayacağız bu süre içerisinde. 
 
Çünkü Sosyal Politikalar bizim hemen ilk başta açıkladığımız eylem planlarından bir tanesiydi. Bir buçuk yıl içerisinde gayet güzel yeni fikirler geldi. Bir ikinci kitapçığını açıklayacağız Sosyal Politikalarla ilgili. 
 
Gayet güzel. Ama biz çözüm üretiyoruz. Biz program üretiyoruz. Biz proje üretiyoruz. 
 
Bunun için çalışıyoruz. 
 
*****
 
Değerli basın mensupları,
 
Sözlerimin sonuna gelmeden evvel ülkemizin geldiği durumun vahametini göstermesi açısından size partimize uygulanan bir başka ambargodan bahsedeceğim.
 
Evet “bir başka” dedim. Biliyorsunuz bizim miting yapacağımız zaman ne yapılıyor? Bize meydan vermiyorlar.
 
Ne diyorlar vatandaş gelmesin diye şehrin en ücra köşeleri gösteriyorlar. Afişlerimizi söküyorlar. Mitingi duyurmamızı engelliyorlar.  Neler yapıyorlar neler.
 
Şimdi ise yeni bir durumu paylaşacağım, bununla ilk defa bu hafta karşılaştık. 
 
Dikkatle dinlemenizi rica ediyorum.
 
Bu hafta itibariyle DEVA Partisinin, partimizin, kuruluşundan bu yana en kapsamlı tanıtım kampanyamıza ve buna eşlik edecek saha çalışmalarına başladık.
 
Tanıtım kampanyası için de hizmet ve mecra satın aldık.
 
Ve arkadaşlar, kampanyaya başlarken, hiçbir akreditasyon uygulamadan, tüm ulusal ve yerel televizyon kanallarından “tanıtım filmimizi” ücreti karşılığında yayınlaması talebinde bulunduk.
 
Altını çiziyorum: BİZ akreditasyon uygulamadık. 
 
En aleyhimize yazan çizenleri de bizi hiç görmeyenleri de dedik ki ‚‘böyle bir şeyimiz var. Hatta basın yayın kuruluşlarının mali sorunları olabiliyor. Onun da farkındayız. Dolayısıyla bizim bu ücretli tanıtım filmimizi yayınlayın ‘dedik. 
 
Ama üzülerek söylüyorum bazı medya kuruluşları bize akreditasyon uyguladı. 
 
Akreditasyondan şikâyet eden medya bir siyasi partiye akreditasyon uyguladı. 
 
Yani tanıtım filmimizi ücreti karşılığı yayınlamayı reddettiler. 
 
Bakın değerli arkadaşlar, yayıncılık bir kamusal hizmettir. Ticari bir faaliyet olduğu kadar evrensel etik kurallarına da tabidir. 
 
Bu kanallar, aynı zamanda, haberlerimizi de yayınlamayan kanallar bakın.
 
Bizi hiç görmezden gelen hiç yer vermeyen kanallar ücretli reklam tanıtım filmimizi de yayınlamıyor. 
 
Aynı örtüşüyor. 
 
Vatandaşların haber alma hakkını görmezden gelip ihlal ediyorlar.
 
Bu yetmiyormuş gibi değerli arkadaşlar, vatandaşların haber alma özgürlüğünü bir bakıma sınırlamış oluyorlar bir de reklam alırken ayrımcılık yapıyorlar. 
 
Akıl alır gibi değil.
 
Şimdi tek tek isim açıklayacağım arkadaşlar:
 
Zaten haberlerimizi vermeyen kanallar, ücretli tanıtım filmimizi de yayınlamıyorlar.
 
Hangi mecralar bunlar: TRT kanalları, Demirören Medya, Doğuş Medya, Turkuaz Medya, Acun Medya, Piri Medya, Mepa Medya, Beyaz Medya, Türk Medya.
 
Firma isimleriyle tanımayan arkadaşlarımız olabilir: 
 
Yani hangi kanallar? Kanal D, Star, ATV, CNN Türk, NTV, A Haber, Kanal 7, TV8 gibi kanallar. 
 
Bunlar paramız karşılığı tanıtım filmimizi yayınlamayı dahi reddeden kanallar. 
 
İnanılır gibi değil…
 
Ayrıca 5 tane yerel TV kanalı var.  
 
Bitmedi… 15 ilde billboardlarımızı asmamıza izin vermiyorlar.
 
Diyoruz, ‚‘bir ücret yok mu bunun?‘ Var. ‚‘Tamam biz  billboard asaağız‘. ‘Dolu, kapalı, yapamayız, edemeyiz.‘ 
 
Bir iki ilde valilik çoğu ilde de belediye bunu engelliyor. 
 
Gerçekten ibretlik!
 
Bu yayın kuruluşlarının nasıl bir baskı altında bu kararları aldıklarını da az çok tahmin edebiliyorum. 
 
Kendilerine ne telefonlar geldiğini bilmek zor değil.
 
Tehdit var teşvik de var.… Her şey var. 
 
Buradan milyonlarca lira yatırım yapıp reklam alamayan medya şirketi sahiplerine ve yöneticilerine sesleniyorum:
 
Yayınlamadığımız konuşmalarımda dediğim gibi:
 
Bu seçimi 7’den 70’e, kuzeyden güneye, doğudan batıya tüm Türkiye kazanacak! tüm Türkiye. 
 
Korkmayın siz de kazanacaksınız. Türkiye kazanınca siz de kazanacaksınız korkmayın.  Reklamlarımızı yayınlayın.
 
Akreditasyon uygulamaya son verin. Ayrımcılık yapmayın.
 
Bakın biz yapmıyoruz ayrımcılığı ama siz de yapmayın.
 
Bu seçimi, baskı altında haber yapamayan, reklam bile yayınlayamayan sizler de kazanacaksınız.
 
Çünkü tüm Türkiye kazanacak. 
 
Hiç merak etmeyin.
 
Reklam almanıza, para kazanmanıza bile engel olan bu otoriter ittifaka son vereceğiz.
 
Bunun için bu seçime giriyoruz. 
 
Biz, sizi de özgürleştireceğiz.
 
Sizin üstünüzdeki o baskıyı da kaldıracağız.
 
Basın ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engelleri yıkacağız.
 
Göreceksiniz, DEVA Partisi ile tüm Türkiye’de özgürlük rüzgârlarını hep beraber estireceğiz.
 
İşte asıl o zaman tüm Türkiye kazanacak.
 
*****
 
Evet arkadaşlar ben de diyorum ki inşallah önümüzdeki seçimlerde kazanan Türkiye olsun oylar DEVA olsun diyorum ve şimdi bizimle beraber olan basın mensubu arkadaşlara veriyorum. 
13 Kasım 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Denizli Miting Konuşması

 
Denizli Mitingi Konuşması
 
 
Evet, Denizli hazır mıyız? 
 
Demokrasi! (…)
 
Atılım! (…)
 
Derhal! (…)
 
Bugün! (…)
 
Demokrasi! (…)
 
Atılım! (…)
 
Derhal! (…)
 
Bugün! (…)
 
Demokrasi! (…)
 
Atılım! (…)
 
Derhal! (…)
 
Bugün! (…)
 
*****
 
Efelerin Efesi Denizli, merhaba!
 
Üreten güzel insanların şehri Denizli, merhaba!
 
Baklan, Beyağaç, Babadağ,
Bekilli, Çardak, Güney;
Merhaba!
 
Bozkurt, Serinhisar, Çameli,
Çal, Kale, Buldan;
Merhaba!
 
Sarayköy, Honaz, Tavas,
Acıpayam, Çivril;
Merhaba!
 
Merkezefendi, Pamukkale;
Merhaba!
 
Merhaba Denizli, Merhaba!
 
Gençler bu ne güzel coşku!
 
Bu ne heyecan!
 
Ya bunlar gençliği çıldırtıyor gerçekten.  Gerçekten çıldırtıyor. 
 
Hep beraber yapacağız inşallah hep beraber.
 
Denizli değişime hazır!
 
Denizli’yi değişim heyecanı sarmış! Belli. 
 
İşte sizin bu coşkunuz hepimize güç veriyor gençler. 
 
Gençlerde bu coşku bu heyecan olduğu sürece DEVA kadrolarının hepsi bundan güç alıyor. 
 
Yetti gari demi yetti gari!
 
Yakın yakın çok yakın inşallah, inşallah. 
 
Denizli’nin yaren ustası, hepimizin gönlünde taht kuran, Özay Gönlüm ne diyordu:
 
“Gımıldan, gımıldan, gımıldanıver / Ah ela gözlüm gımıldanıver”
Diyordu değil mi?
 
Denizli gımıldanıyor bugün maşallah. Denizli gımıldanmış. 
 
Denizli çözüme hazırlanıyor.
 
Hepiniz Denizli’ye kurduğumuz bu Demokrasi Meydanı’na hoş geldiniz! 
 
Safalar getirdiniz!
 
Bu meydan alanına miting alanına girmese de uzaklardan parktan bizi izleyen değerli vatandaşlarımıza buradan selam olsun diyorum.
 
Bu caddedeki apartmanlarda oturan değerli komşularımıza merhaba diyorum. 
 
Birkaç saatlik gürültü için rahatsızlık veriyorsak kusura bakmayın. Pazar günü gündüz saatlerinde biraz miting gürültümüz var ama inşallah hep beraber Türkiye için çalışıyoruz, güzel Türkiye için çalışıyoruz yarınların Türkiye’si için çalışıyoruz. Sonuçlar güzel olacak evelallah.
 
Görüyoruz görüyoruz. EYT’yi de görüyoruz, KHK’yı da görüyoruz hepsini görüyoruz.
 
Çözüm bizde merak etmeyin hepsini çözeceğiz inşallah.   
 
*****
 
Değerli Denizlili hemşerilerim,
 
Biz ülkemizi çook seviyoruz.
 
Vatanımızı, çok seviyoruz.  
 
Toprağımızı, insanımızı çook seviyoruz.
 
Ancak, bu büyük ülkenin, bu güzel insanların çektiği sıkıntılara itirazımız var. 
 
Bu yokluğa, bu yoksulluğa, bu haksızlığa, bu adaletsizliğe itirazımız var.
 
İşte Denizli!
 
Görüyoruz, biliyoruz!
 
Bizim, çiftçimizin mağdur oluyor. Çiftçimizin mağdur edilmesine itirazımız var.
 
Kale’de biber, Beyağaç’ta tütün, Honaz’da kiraz, Güney’de kekik, Tavas’da çekirdek, Çivril’de elma üreten çiftçimizin zararına satış yapmasına, mallarının elinde kalmasına itirazımız var. 
 
Buldan’da, Güney’de, Çal’da bağların sökülmesine itirazımız var. 
 
Tarlada 3 lira olan Çivril şeftalisinin pazarda 25 liraya satılmasına itirazımız var.  
 
Tavas Avdan’daki köylümüzün toprağının gasp edilmesine, tarımın kömür madenciliğiyle bitirilmesine itirazımız var.
 
Seçim günü akşamı arkadaşlar inşallah hep beraber güle güle diyeceğiz merak etmeyin. Yakın yakın. 
 
Sayılı gün çabuk geçiyor. 
 
Bizim itirazımız var. 
 
Denizli’de, imar uygulamalarıyla birilerinin kayırılmasına itirazımız var.  
 
Artan maliyetler yüzünden tekstil üreticilerimizin dara düşmesine itirazımız var. 
 
Altyapı projelerinin başlatılıp, yarım bırakılmasına itirazımız var. 
 
Denizli’nin bu tabloya itirazı var. Bizim bu tabloya itirazımız var!
 
Ama arkadaşlar endişeye mahal yok: Biz buradayız.
 
Bu şehir; tarımıyla, ticaretiyle, sanayisiyle, doğal güzellikleriyle, tarihi eserleriyle, jeotermal kaynaklarıyla büyük bir potansiyele sahip. 
 
İşte biz güçlü Denizli için buradayız.
 
Denizli’nin zenginliği için buradayız.
 
Sorunlara çözüm bulmak için, dertlere DEVA olmak için buradayız. (…)
 
*****
 
Evet, şimdi şimdi Denizli’ye soruyorum:
 
İnşallah hep beraber arkadaşlar hep beraber. Hep beraber ülkemizi düştüğü bu çukurdan kurtaracağız hep beraber.
 
Türkiye’nin DEVA’sı sizlersiniz gençlersiniz. Türkiye’nin DEVA’sı kadınlar. Hep beraber Türkiye’ye DEVA olacağız arkadaşlar hep beraber inşallah.
 
Denizli duydun mu?
 
‘DEVA burada kadın burada’ diyor kadınlar. 
 
Gençler burada görüyoruz.
 
Çocuklar diyor ki çocuklar da burada diyor. 
 
Çocuklar da burada. 
 
DEVA Partisi kadınlarla erkeklerle gençlerle hep beraber yarının Türkiye’si için yürüyor hep beraber. 
 
Denizli hazır mısın Denizli? 
 
Adalet için hazır mısın Denizli? (…)
 
Zenginlik için hazır mısın Denizli? (…)
 
Çözüm için hazır mısın Denizli? (…)
 
DEVA için hazır mısın Denizli? (…)
 
Maşallah. Siz hazırsanız, biz de hazırız!
 
Hep beraber hazırız.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Bakın, bu seçimi kazandıktan hemen sonra ne yapacağız?
 
Daha önce yaptık çok daha güzelini yapacağız inşallah. DEVA kadrolarıyla çok güzelini yapacağız, daha güzelini yapacağız. 
 
Seçimden sonra ne yapacağız?
 
Biz öncelikle, Türkiye’yi her alanda Avrupa Birliği standartlarına ulaştırmak için çalışacağız. 
 
Avrupa Birliği’ne üye olalım veya olmayalım, fark etmez.
 
Bugünkü derdimiz bu değil. 
 
Bizim derdimiz, vatandaşlarımızı bir an önce, her alanda, Avrupa standartlarına kavuşturmak. 
 
Hedefimiz bu.
 
Gençler şimdi Avrupa’ya gitmek istiyor değil mi?
 
Biz diyoruz ki biz Türkiye’yi Avrupa standartlarına çıkaralım. 
 
Gençler Türkiye’de kalmak istesin.
 
DEVA kadroları her an her yerde. Hep beraber her yerdeyiz. 
 
Hiç endişeniz olmasın arkadaşlar.
 
Önce hukuku ayağa kaldıracağız.
 
Tüm haklarımızı güvence altına alacağız.
 
Türkiye’yi birinci sınıf hukuk devleti yapacağız. 
 
Tüm sorunları, hak ve hukuk çerçevesinde çözeceğiz.
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir vatandaşı, eşit ve onurlu bir vatandaştır. 
 
Sorunlarımızı “eşit vatandaşlık” ilkesiyle çözüp, ileriye bakacağız.
 
Geçmişin tüm kamburunu üzerimizden atıp yarınlara yürüyeceğiz.
 
Böylece zenginliğe doğru da dev bir adım atmış olacağız. 
 
Arkadaşlar biz, Türkiye’yi, mutlu insanların ülkesi yapacağız.
 
Türkiye’yi, mutlu gençlerin, mutlu kadınların, mutlu çalışanların ülkesi yapacağız.
 
Çünkü Türkiye bunu hak ediyor. 
 
DEVA kadroları olarak hep beraber ülkemizi kurtaracağız arkadaşlar hep beraber. 
 
Hep beraber. Babacan kendi başına ne yapsın? Ancak DEVA kadrolarıyla omuz omuza yürüyerek ülkemizi kurtaracağız. Kadro olarak yapacağız bunu. 
 
Bu Beştepe’dekiler var ya Beştepe’dekiler!
 
Bunlar kadınların ahını aldı.
 
Ama göreceksiniz; kadınlar da Beştepe’dekilerin tahtını alacak.
 
Evdeki kadının emeğini hiçe sayan, sokakları tekinsiz kılan bu iktidarı hep beraber müsait bir yerde indireceğiz ve güle güle diyeceğiz. Hep beraber. 
 
Kadına şiddetin her türlüsüyle, kararlı bir şekilde mücadele edeceğiz.
 
Çok net söylüyorum:
 
Devlet; şiddeti uygulayanın değil, şiddete maruz kalanın yanında olacak.
 
Ülkemizde hiçbir kadın kendini yalnız ve çaresiz hissetmeyecek!
 
Kadınları ekonomik yönden de güçlendireceğiz.
 
Özellikle gençler ve kadınlar için iş imkanlarını artıracağız.
 
Fikri olan, hayali olan, üreten tüm gençlere, kadınlara, girişimcilere destek olacağız.
 
Bitti mi? Bitmedi.
 
Peki, kadınlar işgücüne nasıl katılacak? Evde çocuğu var, yaşlısı var, bakımı var, şusu var, busu var.
 
Ne yapacağız?
 
Bol bol kreş açacağız.
 
Yaşlı bakım merkezleri açacağız. 
 
Sanayide çalışan kadınlar için ücretsiz kreş ve bakım desteği vereceğiz.
 
Evet, bunların hepsi gerçek olacak. 
  
Bakın arkadaşlar, bu hükümetin son döneminde verilen diplomaların çoğu artık işe yaramıyor. 
 
Üniversiteyi bitiriyor gençlerimiz ellerine diplomayı alıyorlar çıkıyorlar o diplomanın iş gücünde karşılığı yok. 
 
Bu nedenle gençler, arzu ettikleri türden bir iş bulmakta da çok zorlanıyor. Farkındayız.
 
Biz ne yapacağız?
 
Yeni meslek edinmek isteyenlere, herhangi bir alandaki becerisini geliştirmek isteyenlere; 1 aylık, 3 aylık, 6 aylık, gerekirse 1 yıllık ücretsiz kurslar açacağız.
 
Bu kurslara gidenlerin yol parasını ve öğle yemeğini devlet olarak biz karşılayacağız.  
 
Bu kursları tamamlayanlar, işe girdiklerinde uzunca bir süre vergi ödemeyecekler. Gelir vergisi olmayacak. 
 
Bu kursa gidenleri işe alan işverenler de sigorta primi ödemeyecek. 
 
Biliyoruz, son yıllarda çalışanlarımızın da emeklilerimizin de maaşları enflasyon karşısında eridi gitti. 
 
Bakmayın, bu hükümet “kulağını altına alıp yatıyor” yahu. Yaptıkları bu. 
 
İşçilerin de memurların da emeklilerin de eline geçen para pul oldu. 
 
İşte biz, arkadaşlar, bu ekonomik kriz iklimini 6 ayda ortadan kaldıracağız.
 
Enflasyonu da en geç 2 yılda tek haneye düşüreceğiz.
 
Dikkat edin, süre veriyorum. Zaman söylüyorum. Sözümü takvime bağlıyorum. 
 
Evet nereden nereye değil mi gençler. Nereden nereye... 
 
Biz daha önce çözmedik mi? (…) daha önce çözmedik mi?
 
2001-2002 krizi oldu. Değil mi? (…)
 
Gelip çözdük.
 
Enflasyonu 2 yılda tek haneye indirdik.
 
Daha önce yaptık çok daha güzelini yapacağız inşallah.
 
Haydi gari değil mi? Haydi gari. 
 
Hep beraber memleketimizi kurtaracağız gençler hep beraber. 
 
Paramızdan altı sıfır attık mı? (…)
 
Attık. 
 
Evet, 31 Aralık 2004 gecesi, paramızdan altı sıfırı attık. 
 
O gece, yılbaşı gecesi, Sayın Erdoğan’ın fotoğrafçılara verdiği bir poz var.
 
Altı sıfırı atılmış 20 Liralık banknotla verdiği bir poz.
 
İşte bu 20 Lira. Erdoğan bunu o gece bankamatikten çekti ve gazetecilere televizyonlara poz verdi. Bakın sıfırı atılmış 20 lira diye.
 
Peki, bu 20 lira o gün kaç dolar ediyordu biliyor musunuz?
 
Tam 15 dolar ediyordu. 15 dolar
 
Bugün kaç dolar ediyor?
 
Anca 1 dolar ediyor 1. 
 
Milletin cebi boş Erdoğan’a hava hoş. Gençler doğru söylüyor. 
 
Bakın bu parayı o gösteriyordu o. Tarih veriyorum 31 Aralık 2004. 
 
20 lira ne kadar ediyordu tam 15 dolar ediyordu. 
 
Şu anda ne kadar ediyor 1 dolar. 
 
Bu paranın değeri arkadaşlar 15 dolardan inmiş 1 dolara. 
 
Yani paranın içinden 14 dolar eksilmiş.
 
Ben şimdi burada soruyorum:
 
Bu paranın içinden 14 doları kim aldı? Diye soruyorum. (…)
 
Bu 14 dolar nereye gitti? Bu paranın içinden 15 doların 14’ü gitmiş. Geriye kalmış 1 dolar. Nereye gitti bu 14 dolar nereye? (…)
 
Denizli cevabı biliyor! Denizli bu işi biliyor! Denizli hesap biliyor!
 
Çünkü Denizli hesap bilen insanların şehri.
 
Denizli çalışkan insanların şehri. Denizli biliyor bu işi.
 
Hesap bilmeyen kim? Hükümet. 
 
Gençler haklı.
 
Son dört yıldır, tek imzayla ülkeyi yönetmeye başladıktan sonra, döviz kurunu da enflasyonu da patlatan kim? Tek imzayla kim yönetiyor ülkeyi? 
 
Geçenlerde Sayın Erdoğan diyor ki, “zamanında ben imza atmasaydım, Babacan paradan altı sıfırı atamazdı” diyor değil mi? Duydunuz. 
 
İşte şimdi ben Sayın Erdoğan’a Denizli’den, bu demokrasi meydanından sesleniyorum:
 
Madem hikmet senin imzanda, at bir imza da şu enflasyonu bir düşürüver bakalım diyorum.
 
At bir imza da şu döviz kurunu düşürüver haydi bakalım!
 
Beştepe dinliyor arkadaşlar hiç merak etmeyin gayet iyi dinliyor. 
 
İşine gelmeyince kulağının üstüne yatıyor bazen de çıkıyor cevap veriyor. Önemli değil. Ama dinliyor. 
 
Zaten biz seçim günü o DEVA damlasının altına evet mührünü tercih mührünü öyle bir kuvvetli vuracağız ki Beştepe’nin duvarları sarsılacak zaten.
 
Duymaması mümkün değil. Mümkün değil. 
 
Bakın ben diyorum ki madem hikmet imzada ya bir imza atıver de şu paranın değeri tekrar 15 dolar olsun. Bir görelim bakalım diyorum yahu. Bir görelim haydi.
 
Gençler umutlu. Diyorlar ki bana gençler umutsuz. Öyle değil. Bakıyorum demokrasi meydanındaki gençler umutlu. Türkiye’nin yarınlarını bugünden görüyorlar maşallah. Gençler umutlu. 
 
Ama arkadaşlar bakın artık bu hükümet yapamaz. Hiç kusura bakmasın Erdoğan yapamaz. 
 
Ağzıyla kuş tutsa yapamaz! 
 
Çünkü şunu bir türlü anlayamıyor yahu. 
 
Hukuk olmadan, adalet olmadan enflasyon düşmez! 
 
Dürüst ve ehil kadrolarla çalışmadan enflasyon düşmez!
 
Kararları istişareyle almadan enflasyon düşmez! 
 
Evet arkadaşlar, 
 
Ne dedik? Bakın biz “2002 krizini sapasağlam bir ekiple biz çözdük” dedik değil mi?
 
Bitti mi? Bitmedi. Bir kriz daha çözdük.
 
2008-2009’da küresel ölçekte bir ekonomik kriz çıktı. 
 
Komşumuz Yunanistan battı. İtalya, İspanya, İrlanda, Portekiz hepsi ciddi ekonomik krize düştü. 
 
Ben o zaman Dışişleri Bakanıydım hatırlayın. 
 
Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun değerli olduğu yıllardı. Pasaportumuzun itibarlı olduğu yıllardı. 
 
Bütün dünyadan gençlerin ‘Ya gelip şöyle 3 ay 6 ay Türkiye’de yaşayabilsem’ dediği yıllardı o yıllar. Yaşadık biz bunu. 
 
Avrupa Birliği yolunda kararlı adımlarla ilerlediğimiz yıllardı o yıllar.
 
Dünyada kriz çıkıp da Türkiye’yi de etkilemeye başlayınca, Dışişleri’nden tekrar ekonomiye döndük. Ekibimizle beraber, 2008-2009 krizini de çözdük evelallah.
 
Arkadaşlar! Bakın,
 
Şu andaki kriz var ya kriz; işte bunun çözümü de inşallah bizde. 
 
Çözümün anahtarı bizde! Hiç merak etmeyin arkadaşlar!
 
Nasıl 2 tane büyük krizi çözdüysek, bu krizi de çözmek bize nasip olacak inşallah. (…)
 
Yapacağız hep beraber yapacağız. 
 
Gençler kadınlar önden yürüyor biz sizin arkanızdan yürüyoruz. 
 
Biz de böyle.
 
‘DEVA’da kadına yer var. Yaparsa kadın yapar. Cesaret, kadın varsa DEVA var.’ Pankartları okuyorum. İlham, hepsi bizde var. 
 
Çözüm bizde çözüm bizde. Bakın çözümün bizde olduğunu biliyor ya bunlar giderayak EYT ile ilgili de bir adım atacaklar. 
 
Biz onu görüyoruz.
 
Çünkü panik halindeler. Panik halindeler.
 
Bir göreceğiz. EYT ile ilgili nasıl bir adım atacaklarını göreceğiz bakalım.
 
Az kaldı az kaldı.  Yakından takip ediyoruz. 
 
Ama şunu bilin. Çözersek biz çözeceğiz.  
 
*****
 
Arka taraf siz duyabiliyor musunuz? (…)
 
Maşallah! Denizli bugün tarih yazıyor ya.
 
*****
 
Bakın arkadaşlar,
 
Bunlar, döviz kurunu patlattılar mı? (…) 
 
Enflasyonu patlattılar mı? (…) 
 
Asgari ücret, açlık sınırının da altında düştü mü? (…)
 
Hazinemizi borca batırdılar mı? (…).
 
Merkez Bankası’nın tam 248 milyar dolarlık döviz rezervini arka kapıdan boşalttılar mı? (…) Boşalttılar. 
 
Bir şey daha yaptılar.
 
Bunlar tarihimizin en çok faiz ödeyen hükümeti oldular arkadaşlar. Bakın rakamlar ortada.
 
İçim yanıyor yahu. 
 
Tam 11 yıl bu ülkenin hazinesinin başında olan birisi olarak içim yanıyor. 
 
Bu yılki bütçede faiz ödeneği tam 330 milyar arkadaşlar. 
 
Bunun üzerine, bir de yeni icat ettikleri kur korumalı mevduat hesaplarına 300 milyarın üzerinde kur farkı ödeyecekler bu yıl. 
 
İkisini toplayınca ne ediyor? 350 milyar ediyor bakın 350 milyar. 
 
350 milyar faiz, 300’ün üzerinde kur korumalı mevduata kur farkı, toplayınca tam 650 milyar lira ediyor.
 
Hesap ortada. 650 milyar.
 
Rakamın büyüklüğüne bakın yahu.
 
Bakın bu yıl çiftçiye ödenecek tarım desteklerinin tamamı ne kadar biliyor musunuz? Tüm çiftçilere Türkiye’deki tüm çiftçilere tarım desteklerinin tamamı 50 milyar
 
Faize 330, 300 küsür de kur farkı gelecek yıl sonunda belli olacak tam rakam. Onun için yuvarlayarak söylüyoruz toplam 650. 
 
Yani çiftçiye 50 milyar faize ve kur farkına 650 milyar.
 
Şu işe bakın yahu!
 
Peki, Erdoğan’ın ödediği bu 650 Milyarı nereden buluyorlar?
 
Evet, hepimizden hepimizden. Hepimizin ödediği vergilerden arkadaşlar. 
 
Asgari ücretliden gelir vergisi alıyor mu? Alıyor. Emekliden her alışverişinde KDV alıyor mu?  Emeklimiz gidip şuradaki bakkaldan evine 1 kilo peynir aldığı zaman KDV ödüyor mu? Ödüyor. 
 
Cep telefonuyla konuşan her genç özel iletişim vergisi ödüyor mu? Ödüyor.
 
Yani, vergilerin çoğunu parası “yok” olandan topluyor, topladığı vergileri de parası “var” olana veriyor ya.
 
Bakın burayı iyi dinleyin arkadaşlar. 
 
Parasına para ekliyor insanların.
 
Parasını faize yatırana faiz ödüyor, parasını bankaya yatırana kur farkı ödüyor.
 
Yani yoksuldan topluyor, varlıklıya veriyor ya. 
 
Onun için bu ülkede yoksul daha yoksun zengin daha zengin oluyor. 
 
Hesap ortada inanın!
 
Hepimizden toplanan gelir vergisiydi KDV idi, özel iletişim vergisiydi ÖTV idi şuydu buydu tüm halktan topluyor parası zaten var olana, faizde olana faiz ödüyor parası bankada olana da kur farkı ödüyor yahu.  
 
Bu ne biçim sosyal devlet ya. 
 
Hey gidi “ezilenlerin hür sesi” Erdoğan hey!
 
Hey gidi “gariplere yoldaş olan” Erdoğan hey!
 
Ne oldu sana yahu? Ne oldu sana?
 
Nasıl oldu da bu hale düştün ya?
 
Nasıl oldu da yoksuldan toplayıp, bu faiz lobilerine bu kadar para öder hale geldin.
 
Ben anlamıyorum gerçekten. 
 
Hayret! Gerçekten hayret!
 
Arkadaşlar, bakın ben bu faize ödenen milyarları içime sindiremiyorum.
 
Bakın, bir başka hesap yapalım: Çok basit bir hesap.
 
Çünkü Denizli hesap biliyor onun için bu hesapları Denizli’de yapıyorum. Denizli hesap biliyor. 
 
Bakın Bugün TOKİ standartında 100 metrekarelik bir dairenin yaklaşık maliyeti 650 bin lira.
 
TOKİ arsaya para ödemiyor ya. Zaten devletin arsasına yapıyor.  TOKİ’nin cebinden 5 kuruş arsa parası çıkmıyor. Sadece inşaat. 
 
TOKİ’nin 100 metrekarelik bir dairesi yaklaşık 650 bin TL’ye mal oluyor. 
 
Bunların sadece bu yıl ödedikleri faiz ve kur farkına kaç tane konut yapılabilir biliyor musunuz? Kaç konut yapabiliyorsunuz?  
 
Yani, 650 Milyar TL’ye kaç konut yapılabiliyor? (…)
 
Evet, şimdi hep beraber şu ekrana bakalım.
 
Denizli hesap biliyor dedim ya. Oradan cevap geldi. 
 
=> VIDEO GİR
 
1 milyon!
 
Şu rakama bakın yahu. Rakama bakın. Tam 1 milyon adet konut yapılabiliyor arkadaşlar.  
 
Bunlar ne diyor? yılda 100 bin konut yapacağız diyorlar ya o da vatandaştan para alarak yapıyorlar. Bedava değil ha. 
 
Peşinat ödüyorsun, önce sıraya giriyorsun, kura çekiliyor, Kurada çıkarsa peşinat ödüyorsun. Arkasından ödüyorsun. Ödedikleri memur maaşının endeksi artıyor falan filan. 
 
Hep beraber kurtaracağız gençler merak etmeyin hep beraber. 
 
Tekrar ediyorum bu hesap çok önemli.
 
Bunların bu yıl faize verdikleri parayla faiz ve kur farkına verdikleri parayla 650 milyar lirayla tanesi 650 binden 1 milyon konut yapılabilirdi. Üstelik vatandaştan 5 kuruş para almadan ya. 
 
Şuna bak ya. 
 
Sen ülkede enflasyonu patlat, inşaat maliyetlerini patlat döviz kurunu patlat tüm konut fiyatları fırlayıp gitsin ondan sonra kuraya girenleri kuradan çekip ‘Bak ben sana ucuz konut veriyorum’ de. 
 
Ve yine parayla. Bunlar artık bitmiş. 
 
Gençler haklı. Nas var değil mi? Kendi deyimi. Nas var. Ne oldu ne oldu? 
 
Sen Merkez Bankası’ndan bankalara verdiğin paranın faizini düşürerek ülkedeki toplam faizi indiremezsin ki yahu.
 
İndirdim indirdim dediği faiz hangi faiz biliyor musunuz?
 
Merkez Bankası’nın bankalara borç verirken uyguladığı faizi indiriyor. 
 
Vatandaşın ödediği faiz arttı. Sanayicinin ödediği faiz arttı.
 
Konut kredisi alan ihtiyaç kredisi alan vatandaşlarımızın ödediği faiz arttı.
 
Devletin ödediği faiz arttı. Deminki rakamlar devletin ödediği faizler yahu. Bu 650 milyarı devlet ödedi. 
 
Bunlar hesap kitap bilmiyor. 
 
Zaten sorun da tam burada arkadaşlar tam burada. Hesap kitap bilmiyorlar. 
 
Cumhuriyet tarihinin en yüksek faiz ödeyen yönetimi olarak tarihe geçti bunlar. Tarih yazdı bunları artık. 
 
Lafa gelince ne diyorlar? Faiz Lobisi değil mi? (…)  
 
Hey yavrum hey!
 
Bu mu sizin faize karşı haliniz yahu?
 
O faiz lobisi ne yapıyor biliyor musunuz arkadaşlar şu anda. Faiz lobisi Beştepe’de düğün yapıyor, düğün! Beştepe’de düğün yapıyor faiz lobisi. 
 
Bakın biraz önce Sibel Hanım hemen komşumuz diyor ki ‘2 oğlum var. Evlendiremiyorum bu maddi imkânsızlık sebebiyle’ diyor. Doğru değil mi?
 
Şimdi memleketin düştüğü durum bu. 
 
Berat diyor ki ‘sokakta göçmenler çoğaldı ne yapacaksınız’ diyor. Hepsinin çözüm var.
 
Biraz sonra kısaca anlayacağım burada bizim eylem planımız var. Hazır hepsi.   
 
Değerli arkadaşlar bakın 
 
Ev almayı, araba almayı geçtik, millet bir cep telefonu bile alamaz oldu yahu!
 
Ben bakıyorum gittiğimiz yerlerde fotoğraf çektirmek istiyorlar telefonlar artık çok eski. Kırık. 
 
Ya birinin ön kamerası çalışmıyor ya birinin arka kamerası çalışmıyor. Ekran kırılmış. Ekran camı değiştirmek dünyanın parası yetişmiyor. 
 
Bunlar memleketi geriye götürüyorlar. Banttı geriye sardılar.  
 
Bakı akıllı telefon almaya insanların gücü yetmiyor eski model telefonlar. 
 
Bakın arkadaşlar şimdi size bir gerçek söyleyeceğim bakın,
 
Bugün Amerika’da yaşayan bir vatandaş bir Amerikalı 1 hafta çalıştığında ki bu asgari ücretten bahsediyoruz bakın 1 hafta çalıştığında, en son model bir iPhone alabiliyor arkadaşlar.
 
1 haftalık gelire en son modelinden iPhone. 
 
Avrupa'da aynı iPhone, 8-10 çalıştığında, 8-10 günlük maaşı en iyisinden bir tane iPhone parası ediyor. 
 
Peki Türkiye’de nasıl?
 
Asgari ücretten hesabı yapın. 
 
Türkiye'de en son model iPhone’u alabilmek için, bir asgari ücretlimiz tam 6 ay çalışmak zorunda kalıyor ya. 6 ay.
 
Hesaba bakın. Ülkeyi düşürdükleri duruma bakın. 
 
Amerika’da bir haftalık kazancı yetiyor Türkiye’de 6 ayda ancak parası yetiyor. O da hiçbir yere para harcamazsa. 
 
Şu hale bakın yahu.
 
Bir telefon bu ya bu, hepi topu bir telefon. 
 
Telefondan lüks olur mu arkadaşlar? Artık ihtiyaç yahu. Telefon artık temel bir ihtiyaç. Telefon sadece iletişim değil telefon artık bir haber alma kaynağı. Telefon artık bilgiye ulaşma kaynağı. Artık temel bir insan hakkı telefon. 
 
Başka bir şey değil. 
 
Ama bunlar gençlere ne diyor? ‘Çıkar telefonunu. Bak cebinde telefon varmış’ diyor. 
 
Ayıp yahu utanın ya. 
 
Bir gence bir telefonu ok gören bu zihniyete ayıp olsun ya gerçekten ayıp olsun. 
 
Bakın bu hesaplar bir telefon hesabı ha telefon. 
 
Daha ev, araba alma hesabını yapmıyoruz. Yapamıyoruz.
 
Vatandaşlarımızın çoğu artık araba alma hayalinden vazgeçti. Artık mümkün değil ben ömür boyu araba alamam diyor.
 
Vatandaşlarımızın çoğu, “ömür boyu çalışsam dahi, artık bir ev sahibi olamam” diyor. ‘Maaşım belli ev fiyatları belli’ diyor. 
 
Bunlar insanların hayallerini çaldı hayallerini.  
 
Bunlar İnsanların hayatlarını çaldılar, hayatlarını. 
 
Ama, siz hiç merak etmeyin arkadaşlar
 
Ne dedim az önce?
 
6 ay, 6 ay! 
 
İnanın bu kadar hızlı olacak ya. 
 
6 ayda bu krizi aşacağız inşallah!
 
Çünkü biz, milletin kaynaklarını, millet için kullanacağız millet için.
 
Çünkü biz israfı önleyeceğiz çünkü biz yolsuzluğu önleyeceğiz. 
 
Zaten siz havuzun deliklerini çatlaklarını tıkayın havuzun dibi sağlamlaştırın su birikecek yahu.
 
Hesap çok belli.
 
Hortum değil mi? 2001 seçimlerinde çok konuşurduk hortum meselesini. 
 
Hortumları keseceğiz Erdoğan değil mi? Ya o hortumlar kesildi sonra başka yere bağlandı maalesef. Maalesef başka yere bağlandı. 
 
Biz milletin vergilerini yine milletin hizmetine sunacağız. Hesap basit inanın çok basit. 
 
6 ayda nefes alacağız 6 ayda. Hiç merak etmeyin arkadaşlar rahat olun. 
 
*****
 
Sandık günü var ya sandık günü…Vatandaşımız oy kabinine girecek, mührü DEVA’nın damlasının altına vuracak. Gerisi bizde! Bu iş bizde.
 
Hiç merak etmeyin. Endişeye mahal yok.
 
Çözüm bizde!
 
Biz DEVA kadroları olarak geleceğiz dertleri bitireceğiz ve dertlere DEVA olacağız. Hep beraber.
 
Değerli arkadaşlar, 
 
Bu seçimi kimler kazanacak biliyor musunuz? (…)
 
Bu seçimi;
 
Çocuğunun beslenme çantasını güçlük çekerek hazırlayan ana babalar kazanacak.
 
Bu seçimi; 
 
Torununa küçük bir hediye bile alamayan nineler, dedeler kazanacak. 
 
Çarşıdan pazardan taneyle alışveriş yapan, açlıkla sınanan emekliler kazanacak.
 
Bu seçimi; 
 
Asgari ücretle geçinmeye çalışan, çocuğunu okutamayan işçiler kazanacak.
 
Enflasyonun ezdiği dar gelirli, sabit gelirli insanlar kazanacak.
 
Bu seçimi; 
 
Kazancı günden güne eriyen, sattığı malı yerine koyamayan esnaf kazanacak.
 
Gübre, mazot, tohum, elektrik fiyatları altında ezilen, ürettikçe zarar eden çiftçiler kazanacak.
 
Bu seçimi;
 
En güzel yılları umutsuzlukla, kaygıyla geçen, hor görülen gençler kazanacak;
 
Her gün motosikletin tepesinde, canını tehlikeye atarak ekmeğini çıkaran kurye arkadaşlarımız kazanacak.
 
Bu seçimi;
 
Konserleri yasaklanan sanatçılar kazanacak;
 
Yargıda aklanmalarına rağmen, hakları iade edilmeyen KHK’lılar kazanacak. Hak mücadelesi veren EYT’liler kazanacak.
 
Bu seçimi;
 
Düşüncesi, kimliği, inancı, kıyafeti, yaşam tarzı nedeniyle hor görülenler kazanacak;
 
Bu seçimi;
 
Otoriter ittifakın görmezden geldiği haysiyetli insanlar kazanacak. 
 
Evet, bu seçimi;
 
Adalet kazanacak, adalet!
 
Hiç şüpheniz olmasın.
 
Bu seçimi;
 
7’den 70’e, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye kazanacak!
 
Bu seçimi 85 milyonuyla Türkiye’nin haysiyetli insanları kazanacak!
 
Bu seçimi biz kazanacağız biz! Hepimiz kazanacağız inşallah. (…)
 
Bu konudaki en kapsamlı çalışma bizde. Çözüm bizde. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Bu hükümet ülkemizdeki orta direği yıktı.
 
Rahmetli Özal’ın inşa etmek için gayret ettiği, büyük emek sarf ettiği orta direk yok oldu.
 
Hele şu son 4 yıldır ülkemizde yoksul daha yoksul oldu, zengin daha zengin oldu.
 
Bakın ülkede lüks tüketim artıyor arkadaşlar lüks tüketim.
 
İstanbul’a gidin en pahalı fiyatların olduğu AVM’ler en çok satış yapan AVM’ler haline gelmiş. 
 
2 hafta önce oradayım. İnanın hayrete düştüm yahu. 
 
Bir yandan Denizli’nin pazarında elindeki alışveriş filesini torbasını ancak 3’te 1’ini doldurup da çıkan emekliler bir yandan tanesi 10 bin liraya 15 bin liraya kıyafet alan insanlar. 
 
Türkiye burası. 
 
Bu hükümet arkadaşlar korkunç bir servet transferi yapıyor servet transferi.
 
Yoksuldan alıyor, zengine veriyor.
 
Yoksulun kazanırken veya harcarken ödediği vergileri toplayıp, zaten parası olana faiz diye veriyor, kur farkı diye veriyor. 
 
İşte arkadaşlar, o yıkılan orta direği yeniden inşa etmek, bizim boynumuzun borcu.
 
İşte bunun için biz, öncelikle “gerçek sosyal devlet” nasıl olur, bunu tüm dünyaya göstereceğiz.
 
Herkese fırsat eşitliği vereceğiz.
 
Devlete işe alımlarda KPSS sonrası yapılan mülakat uygulamasını kaldıracağız. 
 
Mülakat mağduru çok. 
 
Ya KPSS’den 80 alıyorlar 90 alıyorlar 95 alıyorlar mülakata gelince eleniyor insanlar. Niye? ‘Ben senin oturuşunu kalkışını beğenmedim. Acaba sen iktidar partisi gibi düşünmüyor musun? Acaba sen muhalif misin? Acaba senin Erdoğan’a karşı olumsuz hislerin mi var?’ Bunu ölçmeye çalışıyor insanların ya yazık günah.
 
Hepsi vatandaşımız. 
 
Mülakat, kendilerinden olmayanları eleme aracı haline geldi Türkiye’de.
 
İşte bunun için mülakatı kaldıracağız. Yazılı sınav sonucu neyse o. Yazılıya girecek sonuç neyse o.  Bitti.
 
Gençler DEVA kadrolarından ne başkanlar çıkacak ne başkanlar inşallah. Hep beraber göreceğiz. 
 
Tarih şahit. Burada Denizli’ de şu an da bu meydanda her şey kayıtta. Tarih şahit. 
 
Yepyeni bir siyaset nesli geliyor DEVA kadrolarından yepyeni. Pırıl pırıl, tertemiz. İşini iyi bilen iyi yetişmiş insanlar kadrosu geliyor inşallah.
 
Önümüzdeki 10 yıla 20 yıla 30 yıla DEVA kadroları damgasını vuracak. Bundan emin olun. 
 
DEVA her yerde doğru. 81 ilde il başkanlarımız görevinin başında. 737 ilçede ilçe başkanlarımız görevinin başında. Her yerde varız.
 
Bugün Denizli’de bu meydanda nasıl coşku ve heyecan varsa bundan 1 ay önce Trabzon’da da Siirt’te de aynı heyecan vardı.
 
Ondan öncede Gebze’de de Gaziantep’te de aynı heyecan vardır. 
 
Türkiye’nin her yerinde varız. 
 
Demokrasi 
Atılım 
Derhal
Bugün.
 
Hep beraber.
 
Demokrasi 
Atılım 
Derhal
Bugün.
 
Bu coşku bu heyecan olduktan sonra, sizlerin gözlerindeki bu umut olduktan sonra Denizli’nin sırtı yere gelmez, Türkiye’nin sırtı yere gelmez arkadaşlar. 
 
Asla umudumuzu kaybetmeyeceğiz asla. Gençler, beraberiz değil mi? 
 
Asla umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Bu ülke çok büyük bir ülke bu ülke çok güçlü bir ülke. 
 
Ama kötü yönetiliyor. Hem de çok kötü yönetiliyor.
 
Yaşadıklarımızın tam da temelinde bu var başka bir şey yok. 
 
Bakın arkadaşlar sona doğru geliyoruz.  Sosyal devlet nasıl olacağız arkadaşlar sosyal devlet. 
 
Kimseyi aç ve açıkta bırakmayacağız.
 
Peki, bunu nasıl yapacağız?
 
Bakın bu söyleyeceğime dikkat edin:
 
Biz, ihtiyaç sahiplerine “asgari gelir desteği” sağlayacağız. Asgari gelir desteği.
 
Bu ne demek?
 
“Asgari gelir desteği” ne demek?
 
Dünya bunu konuşuyor, dünya:
 
Şimdi, diyelim ki, beş kişilik bir aile. Bu ailenin geçinebilmesi için asgari ne kadar paraya ihtiyaç var? Önce o günkü şartlara göre bunu bir hesap edeceğiz. 
 
Mesela ben tamamen örnek veriyorum; Diyelim ki 20 bin lira. Sonrada bu ailenin mevcut toplam gelirine bakacağız. Ne kadar? Örnek veriyorum 10 bin lira. 
 
İşte Ailenin asgari ihtiyacı ile, eline şu anda geçen gelir arasındaki fark var ya işte onu devlet karşılayacak. Onu devlet karşılayacak.
 
Yani bütün vatandaşlarımızın asgari geçim seviyesinin garantörü sigortası devlet olacak.  
 
İşte “asgari gelir desteği” bu demek.
 
Ne yapacağız?
 
Sosyal destek uzmanlarından oluşan 70 bin kişilik bir ordu koyacağız. Bunların görevi sadece ve sadece vatandaşlarımızın kapısını çalıp ihtiyacı olan vatandaşlarla devletin imkânını buluşturacaklar. 
 
Çünkü bu bir hak. Devletin verdiği bir lütuf değil. Sosyal yardım sosyal destek bir hak. Bu ülkenin vatandaşı olan herkesin hakkı. 
 
Ve bunu, herkes alacak. 
 
Hiç kimsenin parti üyeliğine, kimliğine, şusuna busuna bakmayacağız. 
 
Vatandaşlarımız arasında asla ayrımcılık yapmayacağız.  
 
Bitti mi? Hayır. 
 
Dahası var.
 
Biz, aynı zamanda, iş imkânlarını artırıp insanımızın çalışarak kazanmasının önünü açacağız.
 
İnsanlarımızın, sosyal yardımlara bağlı kalmadan bir hayatın yaşamasının önünü açacağız.
 
Asıl sosyal devlet burada. 
 
Başka?
 
Çok konu var ama Yeni doğan bebeklerin, mama, bez gibi temel ihtiyaçlarını 2 yıl boyunca devlet olarak biz karşılayacağız.
 
Fiyatlar çok arttı farkındayız. Ya bebek bezini de bebek mamasını da marketlerde kilitle satmaya başladılar yahu. 
 
İnanın utanıyoruz. 
 
Kilit altında satıyorlar kilit altında.  En temel ihtiyaç maddesini. Bebek bezini ve bebek mamasını.  Yapacak çok iş var çok.
 
*****
 
Bakın, eylem planlarımızla hazırız arkadaşlar. 
 
Tarım tam 56 maddelik eylem planımızla hazırız. 
 
Afet. Hani dün gece tatbikat yapıyorlardı.  Bir denediler sistem çalıştı çalışmadı. Bütün çözüm burada çözüm.
 
Demin bahsettiğim sosyal devlet uygulamaları. 3 nolu eylem planımızda hepsi var. 
 
Dijital dönüşüm teknoloji. 
 
Yarına Atılım Eylem Planı. Tam 50 madde hazırız. 
 
Ekonomi finans istihdam. 116 maddelik eylem planıyla hazırız. Yapacaklarımızın hepsini takvime bağlamışız. 
 
Söz uçar gider yazı kalır. 
 
Yerel Yönetimler ve Şehircilik. Denizli duysun. Denizli’deki yerel yöneticililer duysun. 
 
Okusunlar öğrensinler 101 madde var burada. Yerel yönetimler şehircilik. 
 
Yüksek öğretim. YÖK’ü kapatacağız. Üniversiteleri hayat boyu öğrenim merkezi haline getireceğiz. 
 
KHK’lı vatandaşlarımız soruyordu çözüm burada. 8 nolu eylem planımız. 
 
Çevre ve İklim Değişikliği. 65 madde. Tek tek nasıl çözeceğimizi yazdık.
 
Adil yargı. 198 madde. Türkiye’nin en iyi hukukçularının emeği var. 200 hukukçu çalıştı bunu. 
 
Yargı reformu, adil yargı nasıl olacak? 
 
Bağımsız ve tarafsız nasıl çalışacak hepsi yazılı. 
 
Bilmeyenler okusun öğrensin. 
 
Sağlık. Bütün detayları tek tek tek tek açıklamışız neler yapacağımızı. 
 
Demin Berat soruyordu göçmenler ne olacak diye? Burada tek tak açıklıyoruz. Ne yapacağız hepsi belli. 
 
Dış politika güvenlik. Hepsi belli. 
 
Madencilik, Enerji. Hepsi hazır. 
 
Kültür Sanat. 
 
Kalkınma Sanayi, KOBİ, Esnaf.
 
Bununla beraber 16 tane açıkladık. Bunların sayısı 22’ye çıkacak. 
 
Kadın eylem planı geliyor, gençlik geliyor. Çözüm geliyor, temel haklar eşit vatandaşlık geliyor. 3-18 yaş eğitim geliyor. 
 
Bizden başka bunları yapan yok arkadaşlar. Böyle bir şey yok.
 
Türkiye’de daha önce böyle bir şey yapılmadı.
 
Çünkü bunu yapmak için kadrolara ihtiyaç var kadrolara.
 
Artık tek elle kaldıramıyoruz ancak 2 elle kaldırabiliyoruz.
 
DEVA Partisi’nin eylem planları. Başkan yok.
 
Yapan varsa getirsin diyoruz. Yok.
 
Çünkü biz bunu her alanda yapıyoruz yahu her alanda. 
 
Seçimlerden sonra kurulacak hükümetin ev ödevi bunlar ev ödevi. 
 
Diyeceğiz ki Sanayi Bakanı’na ‘Al, ev ödevin’ diyeceğiz. Kültür Bakanı’na ‘Al, ev ödevin’ diyeceğiz. Takvime bağlamışız, gün vermişiz. 
 
90 günde şunlar yapılacak ilk 60 günde şunlar yapılacak ilk 180 günde şunlar yapılacak. 
 
Biz hazırız. 
 
Lafta hazır değiliz Özde hazırız. Sözde değil özde hazırız.
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Hani bir laf var:
 
Televizyonlarda, şurada burada çok konuşuluyor. Siz de izliyorsunuz değil mi?
 
Hani çok bilmiş konuşanlar var ya ne diyorlar? “Kararsız seçmen çok” diyorlar.
 
“Acaba kararsızlar seçim günü ne yapacak” diyorlar. 
 
Kararsızlara baktığımızda, içlerinde ilk defa oy kullanacaklar var.
 
Oy verdiği partiden memnun olmayanlar, oy verdiği halde umduğunu bulamayanlar var. 
 
Kararsızlık nedir, çok iyi biliyoruz hepimiz. 
 
Kararsızlık demek, eleştiri demek arkadaşlar.
 
Kararsızlık demek, omurgalı duruş demek. 
 
Anket şirketleri ne yapıyor? Kararsızları mevcut partilere şöyle dağıtıveriyor.  
 
Biz de diyoruz ki; bir dakika durun yahu! Bu iş öyle kolay değil. Öyle dağıtmak yok dur bakalım.
 
Bakın kararsızlar ne diyor? Dinleyin. Bir de benden duyun: Çünkü biz 81 ilde 737 ilçede varız DEVA Partisi olarak.
 
Kararsızlar; “Ben oy vermek için kötünün iyisine, ehveni şere tamah etmem kardeşim" diyor. 
 
“Bize gerçek, hakiki çözümlerinizi sıralayın” diyor. İşte sıraladık değil mi hakiki gerçek çözümler. Hepsi sıralı.
 
“Bizi geçiştirmeyin, ciddiye alın” diyor. 
 
Arkadaşlar, kararsız seçmenin gözü DEVA Partisi’nin üzerinde.
 
Nereden biliyorum?
 
Çünkü ben vatandaşın gözünün içine bakıyorum da ondan.
 
81 ilde bunu yapıyorum. 81 ilin tamamını dinledim ona göre konuşuyorum. 
 
Ne var biliyor musunuz?
 
Seçmen öyle 3-5 parti arasında falan kararsız değil. 
 
Kararsız denen insanlar; dinine, inancına, diline, kılığına-kıyafetine müdahale edilmemesi konusunda çok kararlı. Aynı DEVA Partisi gibi.
 
O insanlar; özgürce konuşabilme konusunda çok kararlı. Aynı DEVA Partisi gibi.
 
Kararsız denen insanlar; herkes için demokrasi konusunda çok kararlı. Tıpkı DEVA Partisi gibi.
 
O insanlar; Avrupa Birliği hedefi konusunda çok kararlı. Aynı DEVA Partisi gibi.
 
Kararsız denen insanlar; nitelikli ve eşit eğitim konusunda çok kararlı. Demin Berat soruyordu LGS ne olacak diye. 
 
Nitelikli ve eşit eğitim fırsatı. Bu konuda kararsızlar çok kararlı. 
 
Aynı DEVA Partisi gibi.
 
Kararsız denen insanlar; bayat ekmek kuyruklarına girmemek konusunda çok kararlı. Aynı DEVA Partisi gibi.
 
Kararsız denen insanlar; zenginleşme konusunda çok kararlı. Aynı DEVA Partisi gibi.
 
Bu ne demek, biliyor musunuz arkadaşlar?
 
Biz DEVA Partisi olarak tüm Türkiye’yiz arkadaşlar. Biz Türkiye’nin tam kendisiyiz. Tam kendisiyiz.
 
Seçim günü o sandığa gidecek olanlar var ya, o sandığa…
 
İşte o insanlar kararlı bir şekilde bu ülkenin yarınlarına damga vuracak. 
 
İnşallah sizler mührü DEVA’nın damlasına vuracaksınız.
 
DEVA Partisi de bu ülkenin yarınlarına damga vuracak. (…)
 
DEVA kadroları olarak inşallah bunu yapacağız. Bunu gerçekleştireceğiz. 
 
*****
 
Denizli, şimdi size soruyorum!
 
Bu haksızlık, hukuksuzluk bitsin diye DEVA diyecek miyiz? (…) Evet.
 
Ocakta et pişsin diye DEVA diyecek miyiz? (…) Evet. 
 
Borca girmeden 36 ay taksite bağlamadan kışlık mont alabilmek için DEVA diyecek miyiz? (…) Evet.
 
Kadına şiddetle mücadele için DEVA diyecek miyiz? (…) Evet.
 
Avrupa’nın kapılarını açmak için DEVA diyecek miyiz? (…) Evet.
 
Seçim günü DEVA Partisi’nin damlasına mührü basacak mıyız? (…) Evet.
 
Biz hep beraber seçim günü geldiğinde DEVA’nın damlası orada her yerde görüyorsunuz o damlanın altına hep beraber mührü vuracağız. 
 
Tercih diyeceğiz evet diyeceğiz. DEVA Partisi kadroları da Türkiye’nin yarınlarına damgasını vuracak inşallah. 
 
Tüm Türkiye’mize hayırlı olsun.
 
Böyle ayakta hep beraber sonuna kadar heyecanla coşkuyla bizlerle beraber olduğunuz için sizlere tün Denizli’ye teşekkür ediyorum şükranlarımı sunuyorum.
 
Miting alanımıza girmese de miting alanın dışından bizlerle beraber olan çok değerli Denizlili hemşerilerimize teşekkür ediyorum sağ olun diyorum. 
 
Hepinize ailelerinize dostlarınıza arkadaşlarınıza saygılarımı sevgilerimi muhabbetlerimi iletin diyorum. Sağ olun var olun. 
3 Kasım 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 16. İl Başkanları Toplantısı Konuşması

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 16. İl Başkanları Toplantısı Konuşması


DEVA Partisi’nin değerli genel merkez kurul üyeleri,

Çok değerli il başkanlarımız,

Basınımızın kıymetli temsilcileri,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli dostlarımız,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor,

İl başkanları toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

*****

Bugün ilk kez il başkanları toplantımızı İstanbul’da gerçekleştiriyoruz.

Tabii İstanbul’a kendimizi salonlara kilitlemek üzere gelmedik.

Sadece kapalı odalarda toplantılar düzenlemeye de gelmedik.

Ne yapacağız? Hep beraber İlçe ilçe, mahalle mahalle dolaşacağız.

İstanbul’un her sokağını DEVA Partisiyle coşturacağız.

Tüm hafta boyunca sivil toplumuyla, sokağıyla İstanbul’un sesi olacağız.

İstanbul demek, 81 vilayetten vatandaşımızın evi demek.

Onun için buradaki sivil toplum çalışmalarımız değerli arkadaşlarımız çok çok önemli.

Hemşerilerinizle buluşmak ve o dernekleri vakıfları ziyaret etmek bu önümüzdeki günlerde en önemli faaliyet alanımız olacak.

Tabii bu derneklere vakıflara girerken şöyle tabelalara bir dikkatinizi çekmek istiyorum arkadaşlar.

O tabelalarda aslında en güzel değerlerimizi göreceksiniz.

Hangi ifadeleri göreceksiniz?

“Kültür” “Dayanışma” “Yardımlaşma” “Yaşatma”, “Kalkınma” gibi değerlerimizin yazılı olduğu tabelaların olduğu binalarda bu buluşmaları gerçekleştireceksiniz.

Bunların hiçbirisi bizim için tabelada asılı kalan sözcüklerden ibaret konular değil biliyorsunuz.

Her birisi, bizi biz yapan değerlerimiz.

Ben şimdiden, yapacağınız ziyaretlerde, hemşerilerinizle kucaklaşmalarınızda başarılar diliyorum ve verimli bir İstanbul programı olmasını diliyorum. Buluşmalarda, başarılar diliyorum.

Hepiniz tekrar İstanbul’a hoş geldiniz.

*****

Değerli Arkadaşlar,

Dün partimizin on altıncı eylem planını burada İstanbul’da, tarihi Osmanlı Kibritleri Fabrikası’nda açıkladık.

Kalkınma Seferberliği Eylem Planımızla özgür ve zengin Türkiye’ye bir adım daha yaklaşmış olduk.

Burada gördüğünüz 16. Eylem planımız Genel Başkan Yardımcımız Burak Dalgın eşgüdümünde hazırlandı. Ve sanayimizden KOBİ’lerimize esnafımızdan girişimciliğe kadar ihracata kadar istihdama kadar hedeflerimizi somut olarak koyduğumuz çok kapsamlı bir çalışma oldu.

Bir bakıma işin yerel sektör ayağını bu eylem planımızla beraber sapasağlam ortaya koymuş olduk.

DEVA Partisi iktidarıyla çarkları döndürme sözünü milletimize böylece bu eylem planıyla vermiş olduk.

Biz Milletimizi hiçbir zaman aldatmadık.

Yerine getiremeyeceğimiz sözleri hiçbir zaman vermedik. Gerçekçi hedefler belirledik.

Ne dedik?

Sanayide 1 milyon yeni istihdam, dedik.

10 yeni sanayi vahası dedik.

Ne dedik?

100 bin Süper KOBİ’ dedik.

İhracat hedefi koyduk. 500 milyar dolarlık ihracata ulaşacağız dedik.

Hepsini tek tek hesapladık.

Anlayacağınız, boş yapmadık.

*****

Arkadaşlar,

Eylem planlarımızda yer alan maddelerin sayısı bini geçti.

Bunların tamamı; özgür ve zengin Türkiye’nin yol haritası.

Ve daha önemlisi her bir eylem planımızda en az 100 kişinin 150 kişinin 200 kişinin katkısı var.

Sunumu biz genel başkan yardımcılarımızla beraber yapıyoruz, ama onlarca meslek örgütünün, sivil toplum kuruluşlarının, düşünce kuruluşlarının, akademisyenlerin emeği var bu çalışmalarda.

İşinin ehli kim varsa, bilgisine güvendiğimiz kim varsa bu eylem planlarında mutlaka katkısı var, imzası var.

Biz hiçbir zaman “Ben bilirim” diyerek hareket etmedik. Şimdi de “Ben bilirim” demiyoruz. Ne diyoruz, bin biliyorsak bir bilene sorarız diyoruz.

Binlerce kıymetli uzman dostumuzla beraber bu eylem planlarımızı hazırladık, hazırlıyoruz.

İnşallah yakın bir zamanda bunların sayısı biliyorsunuz tam 22’ye ulaşacak.

22 eylem planıyla beraber 360 derece bir hükümetin yapması gereken ne var ne yoksa hepsini ortaya koymuş olacağız.

Bu hazırladığımız hükümet programından öte çalışmalar arkadaşlar bakın.

Ben tam 4 tane hükümet programı hazırlamanın içinde veya başında oldum.

Bizim yaptığımız hükümet programı artı o hükümet programını uygulama planı.

Çok kapsamlı çalışmalar.

Ve bunun Tamamı; Türkiye’nin alnı ak, yüzü açık yarınlarının hazırlığı aslında.

Tamamı; doğruları sürdürmenin, eksikleri tamamlamanın ve yanlışları düzeltmenin hazırlığı.

Aynı zamanda ayıpları gidermenin hazırlığı.

Mesela bu ayıplara bir örnek vereyim:

Türkiye kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellenmesinde şu anda gri listeye düşmüş bir ülke.

Beyaz liste var, gri liste var bir de kara liste var.

Bu gri liste nerenin gri listesi? OECD’nin Mali Eylem Görev Gücü, yani FATF biriminin gri listede.

Sabah akşam “Terör terör” diyen bir iktidar var, ama, mesele kara paranın aklanması ve terörün finansmanı olduğunda laf çok, iş yok.

Nazan Öncel 90’larda bir şarkısında ne diyordu?

“Tantana var iş yok / Gürültü var ses yok” diyordu.

İşte bugünkü iktidarda tantana var iş yok, gürültü var ses yok!

Ya sen terörle mücadele diyorsun da terörün finansmanı kara para paranın aklanması konusunda niye gerekeni yapmayıp da ülkeyi o listeye düşürüyorsun yahu.

Yazık değil mi? Ayıp değil mi?

İşte değerli arkadaşlar biz mesela bu gri liste utancına son vereceğiz.

Yıl başında açıkladığımız Ekonomi ve Finans Politikaları Eylem Planımızda ilan etmiştik. Bir kere daha sizlerin huzurunda bunu tekrar etmekte fayda gördüm ve bunu tek bir örnek olarak verdim.

O eylem planımızda da biliyorsunuz tam 116 madde vardı. 116 maddenin birisi bu.

Dünkü eylem planımızda tam 76 madde ilan ettik.

Bunlar arkadaşlar herkesin kolay halledebileceği işler değil.

Biz bununla da yetinmeyeceğiz. Ülkemizin bundan sonraki dönemde tekrar o gri listelere düşmesine de izin vermeyeceğiz.

Türkiye’nin tüm lekelerini temizleyeceğiz inşallah.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bıkmadan sıkılmadan tekrar edeceğiz: Eylem planlarımız Türkiye tarihinde bir ilk.

Evet bizi kıskananlar çok, çekemeyenler çok.

Diyorlar ki ya ‘kim okuyacak’ bunu. Kardeşim eğer sen bunu okumaya üşeniyorsan kusura bakma bu ülkenin sorunlarına çözüm üretme iraden yoktur.

Bu ülkenin sorunlarına çözüm üretme kabiliyetin ve becerin de yoktur.

Eğer samimiysen eğer gerçekten bu ülkenin sorunlarını çözmeye talipsen tabii ki biraz emek harcayacaksın. Tabii ki çalışacaksın. Çalışmayınca olmaz.

‘Ee ben oturayım oturduğum yerden bu beynime bir şekilde aksın.’ Böyle bir şey yok. Çalışacağız hem de çok çalışacağız.

İlk kez bir siyasi parti arkadaşlar; seçimlerden sonraki ilk 90 dakikada, ilk 90 günde, 360 günde, ilk dönemde yani ilk 5 yılda neler yapacağını takvimiyle bütçesiyle vatandaşlara taahhüt ediyor.

Daha önce böyle bir şey yapılmadı.

Ben buradan iktidara soruyorum buradan. ‘Ya arkadaş diyorum, seçimler yaklaşıyor. Senin bir planın programın var mı?’ Diye soruyorum iktidara.

Bakın biz hazırlıyoruz. Aslanlar gibi.

Tam 16 tane eylem planı hazırlamışız 16 tane.

Artık tek elle taşıması bile zor ha.

Yarın 22 olduğunda ancak 2 elle taşıyacağız bunu.

Çünkü biz çalışıyoruz. Evet, biz sınıfın çalışkan öğrencisiyiz.

Tembeller düşünsün.

Büyük tantanalarla vizyon misyon dediler dünyanın televizyon reklamı dünyanın tantanası. Ellerindeki bütün reklam tanıtım araçlarını kullandılar kullandılar vizyon vizyon diye ortaya ne çıktı? İçi boş bir çerçeve yahu.

Boş hiçbir şey yok.

Çünkü vizyon diye açıkladıkları inanın bizim konuşmalarımızdan bizim belgelerimizden çektikleri kopyalar.

Çoğulcu demokrasiymiş. Vay vay vay…

Sen her gün ülkeyi kutuplaştır, her gün ülkeyi ger, öteki beriki diye bu toplumu ayır, gencecik çocuklara ‘siz muhafazakâr devrimcisiniz onlar da düşmanlarınız’ diye bu ülkenin diğer gençlerini onlara düşman göster ondan sonra çoğulcu demokrasiymiş hukukmuş adaletmiş. Hiç kimse inanmıyor artık sizin bu sözlerinize. Bitti.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bunlar ayinesini laf zannediyorlar onun için olmuyor, onun için yapamıyorlar.

Çalışacaksın çalışacaksın başka türlü olmaz ama bu millet için çalışacaksın. Bu ülke için çalışacaksın.

Yandaşların için kendin için çalışmayacaksın.

Çünkü çalışınca oluyor.

Biz bunu yıllarca gördük. Ama bu millet için değil de dar bir çevre için çalıştığında olmuyor.

Tutup da milyonlarca vatandaştan toplanan ÖTV'yi KDV'yi bir avuç bankada mevduatı olan insanlara eğer sen aktarıyorsan, Cumhuriyet tarihinin en büyük servet aktarımı şu anda yoksuldan zengine doğru oluyorsa bunun sebebi bugünkü iktidardır.

Bu yıl bakın Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini ödeyecekler. ‘Merkez Bankası’nın faizini düşürdüm düşürdüm’ deyip duruyor değil mi Erdoğan?

Merkez Bankası’nın faizini düşürdüm diyor. Peki ben soruyorum Merkez Bankası’nın faizini düşürdüm diyorsun da nasıl oluyor da hazinenin ödediği faiz yılda 180 milyardan 330 milyara çıktı diye ben soruyorum buradan.

Nasıl oluyor bu? Siz bu milleti aldatamazsınız.

Merkez Bankası’nın faizi merkez Bankası’nın bankalara kullandırdığı kredinin faizi.

Bankalar onu alıyor üzerine 20 puan 30 puan 40 puan koyup kredi olarak kullandırıyor.

Siz milletin ödediği faize bakın. Bu milletin hazinesinin ödediği faize bakın.

330 milyar yetmedi bakın.

Merkez Bankası’nın faizini düşürüyorsunuz da niye gelecek senin bütçesini şimdiden 567 milyar lira faiz ödeneği koyuyorsunuz yahu. Siz kimi aldattığınızı zannediyorsunuz?

‘Faizi düşürdüm, ben faiz düşmanıyım’. Faiz düşmanısın da neden geçen sene 180 milyar faiz ödedin. Bu sene niye 330 milyar ödüyorsun. Gelecek sene niye ‘567 milyar faiz ödeyeceğim’ diye bütçe hazırlayıp meclise gönderiyorsun yahu?

Kimi aldatıyorsunuz siz.

Bakın arkadaşlar dürüst olmak lazım dürüst. Kimse kimseyi aldatmasın.

Beceremeyip yönetemeyip bu millete ödettiğiniz faizlerin biz geleceğiz o günü İnşallah göreceğiz nasıl olduğunu ne olduğunu kime ödediklerini tek tek tek tek ortaya çıkaracağız.

Ödedikleri faiz de yetmiyor bakın. Bu yıl 330 milyar faiz ödedikleri yetmiyor bunun üzerine bir de kur korumalı mevduat için kur farkı ödüyorlar.

Bu rakam ne kadar olacak? 300 ile 350 milyar arasında bitecek bu yıl.

300 ile 350 milyar arasında. Çünkü kur değiştikçe bu değişiyor. O yüzden Aralık sonu itibariyle ben şu an tam kesin rakam söylemiyorum. Aralık sonunda kesin rakam ortaya çıkacak.

Yani 330 milyarın üzerine 300 350 milyar daha kur farkı ödemesi gelecek.

Bu da faizin bir türü.

Çünkü bankada parası olana ne diyor? ‘Bankada paran var faiz alıyorsun ama diyor eğer kur artarsa mağdur olma ben aradaki farkı sana daha da ödeyeceğim’ diyor. ‘Faiz sana yetmez üzerine bir de kur farkı ödeyeceğim’ diyor. Bu onun parası.

Toplam rakam bu yıl en az 650 milyar olacak. Faiz artı kur farkı. 650 milyar ne demek biliyor musunuz arkadaşlar? Tanesi 650 binden TOKİ açıkladı ya konut projesi işte 650 binden başlıyor fiyatlar yaklaşık. Tanesi 650 binden tam 1 milyon konut demek.

Yani ne demek? Bu hükümetin Sayın Erdoğan'ın bu yıl ödediği faiz ve kuru farkı ile tam bir milyon tane konutu üretip vatandaşlara bedava dağıtabilirler bunlar. Bu bu demek.

Hesap ortada hesap çok basit yani.

Bir de övünüyorlar. ‘Konut projesi yaptık 8 milyon kişi kuyruğa girdi’ diye.

Siz ayda ne kadar konut yapacaksınız? 100 bin. 8 milyon kişi 100 bin konut, yılda 100 bin konut. 8 milyon kişi. Hesap basit. Yılda 100 bin konutta 8 milyon kişiye kaç yılda sıra gelir? 80.

80 yılda sıra gelecek 80.

Tamamen hayal satıyor milli piyango bileti dağıtıyor.

Bakalım kuraları çekecekler mi çekmeyecekler mi onu da göreceğiz seçimden önce.

Kura olacak mı olmayacak mı? Kura çektikleri anda kurada çıkanlar sevinecek kura da çıkmayanlar üzülecek. Göreceğiz.

Seçimden önce o kurayı yapma cesaretini bulacaklar mı kaç kişinin kurasını çekebilecekler bunların hepsini göreceğiz.

Kimse kimseyi aldatmasın.

Siz faizle kur farkını ödediğiniz parayla öyle 80 yılda falan değil ha bu yıl 1 milyon tane konut yapıp bedava dağıtabilirdiniz.

Hesap açık.

Ama siz faiz ödemeyi tercih ettiniz.

Siz kur farkı ödemeyi tercih ettiniz.

Bu parayı nereden buldunuz? Yoksuldan vergi ile topladınız zaten var olana faizle kur farkıyla ödediniz. Hesap bu kadar basit.

 

Peki arkadaşlar, biz bu çalışmaları niye yapıyoruz? Bu eylem planlarını niye hazırlıyoruz? Niye bu kadar akıl teri alın teri döküyoruz?

Çünkü ortada çok büyük bir yük var. Ortada çok ciddi işler var.

Şöyle düşünün: Bir örnek verelim; Evinizi taşıyacaksınız değil mi. Eşyalarınızı topladınız. Buzdolabını, avizeyi, çamaşır makinesini yeni evinize sağ salim götürmek için ne yaparsınız?

Herhalde o yükü kırmadan dökmeden taşıyacak birilerini ararsınız değil mi?

İşi bilen, işini hakkıyla yapan insanlar ararsınız.

Her işi yapacak insan farklı olur. Mümkünse yükün altında kalmayacak, genç, zinde, kolu kuvveti yerinde ve aynı zamanda tecrübeli birilerini bulursunuz.

‘Ben geleyim buzdolabını taşıyayım’. E sen daha önce yaptın bu işi? Yok yeni deneyeceğim.

‘Kusura bakma. Daha önce bu işi yapmış birisi gelsin avizemi kırmasın, dolabımı kırmasın eşyalarıma zarar vermesin’ dersiniz.

İşte arkadaşlar; biz bu yükü layıkıyla taşıyacak bir ekibiz.

Kırmadan, dökmeden, incitmeden, sağa salim 85 milyonumuzun huzurunu sağlayacak ekibiz.

Bakın Dün akşam Sabancı Üniversitesinde genç arkadaşlarımızla buluştuk.

Üniversitenin toplam 4 bin-5 bin civarında öğrencisi var. Lisans ve lisansüstü olarak. Herhalde 700-800 kişilik bir salonda öğrenciler geldiler ülkemizin her sokağında, mahallesinde gördüğüm o pırıl pırıl gençlerden bir salon dolusu vardı.

Bizim gençlere, değerli arkadaşlar bakın hakkıyla yaşanacak bir “gençlik” borcumuz var yahu.

Gerçekten bu devlet ülkenin gençlerine tam bir gençlik borçlandı.

İşte o yüzden bu eylem planları hazırlıyoruz.

Bizim gençlere “insan onuruna yaraşır bir hayat” borcumuz var.

Bu toprakları, gençlerin kaçmak istediği değil, yaşamak istediği topraklar yapacağız.

Bu toprakları; “gidemeyenlerin ülkesi” değil, “yaşamak isteyenlerin” ülkesi yapacağız.

Daha önce bunu gördük yaşadık. İlk defa bu yola çıkıyor olsak daha önce hiç devlet yönetimi yapmamış olsak deriz ki ya bu iş zor.

Ülkenin sıkıntıları çok büyük. Ama öyle değil.

Bu ülke düzgün yönetildiğinde düzgün işler yapıldığında nasıl ayağa kalkıyor nasıl koşuyor nasıl kanatlanıp uçuyor yaşadık.

Bırakın kendi gençlerimizi dünyanın gençlerinin gelip yaşamak istediği bir ülke olmuştu Türkiye.

“Nasıl olur da şöyle 3 ay 6 ay Türkiye'de kalabilirim? Nasıl şu İstanbul'da değişim programıyla bir geçici eğitim programıyla acaba Türkiye'ye gelebilirim. Türkiye'nin bir suyunu içsem havasını solusam” diye dünyanın dört bir köşesinden gençler Türkiye'ye gelmek için can atıyordu. Biz bunları yaşadık gördük.

Onun için şu an ülkenin içine düştüğü duruma üzülüyoruz.

Bırakın dünyanın gençlerinin gelmek istemesini kendi gençlerimizin kaçmak istediği bir ülke haline getirdiler burayı.

*****

Değerli arkadaşlar bakın,

Bütün bunlar ne biliyor musunuz? Bütün bunlar bir zihniyet meselesi zihniyet.

Bakın, devlet kurumlarının görevi sadece iktidar partisine değil, tüm vatandaşa hizmet etmektir değil mi. Bunun lamı cimi yok!

Devlet kurumundaysanız partizanlık yapamazsınız.

Devlet kurumuysanız tutup sendensin bendensin iktidar partisindensin başka partidensin deyip vatandaşlar arasında ayrım yapamazsınız.

Devlet kurumları siyasi partiler arasında taraf olamaz.

Tarafsızlıklarını kaybettikleri anda onlar artık devlet kurumu olmaz. Bir partinin aparatı haline gelirler.

Daha canlı taze bir örnek bakın yaşadık.

Emniyet Teşkilatı değil mi? Hepimizin iç güvenliğini sağlamak zorunda olan bir kurum değil mi? Buna itiraz olur mu yok. Kurumun varlık amacı.

Peki, iktidar ortaklarının dar siyasi çıkarlarının emri altında hareket etmeye zorlanan bir teşkilat ülkemizin tümüne rahat hizmet edebilir mi?

Mümkün değil.

Böyle bir teşkilat suçla, suçluyla mücadele edebilir mi?

E bakacak o suçlu acaba iktidara yakın mı uzak mı? İktidara yakında ‘dur başımıza bir iş gelmesin biz buna dikkatli yaklaşalım.’

Böyle bir şey olmaz.

Partilileştirilmeye çalışılan bir emniyet teşkilatının, suçla mücadele kabiliyeti zayıflar. Hangi parti olduğunun hiçbir önemi yok.

Devlette partizanlığın yeri olmaz arkadaşlar. Devlet yönetiminde devlet kurumundaysanız partizanlık olmaz. Nokta.

Bakın, ben polis kardeşlerimin özlük haklarını, çalışma koşullarını, üstlerinden astlara yapılan baskıları defalarca gündeme getiren bir insanım.

Gördüğüm her polis intiharı haberinde kahroluyorum. Her birinde isyan ediyorum.

İşte aynı şekilde, bugün, polis teşkilatımıza ideolojik bir üniforma giydirilmesine de itiraz ediyorum.

Gördünüz değil mi Polis Akademisi mezuniyet Töreni. Polis Akademisi’nin bir töreni.

Gözümüzün önünde, iktidar partisinin seçim şarkısını söylettiler yahu.

Yani Polis Akademisinin törenindeki o bandoya iktidar partisinin seçim şarkısı olarak ilan edilmiş şarkısını söylettiler.

Bir dakika diyoruz yahu bir dakika! Hop diyoruz ne oluyor diyoruz.

Kaşla göz arasında acaba Kızıl Ordu Korosu’na mı özendiniz diyoruz?

Çok istiyorsanız partinizin özel müzik grubunuzu kurarsınız, şarkılarınızı Spotify’a yüklersiniz, istediğiniz gibi çalıp oynarsınız.

Ama kalkıp da bir devlet kurumunun töreninde, bizim emniyet mensuplarımıza kendi partinizin seçim şarkısını söyletemezsiniz. Olmaz böyle bir şey.

Siz, adil ve şeffaf yapılması gereken seçimlerde, sokakta güvenliği sağlamakla görevli bir kuruma, partinizin şarkısını söyletemezsiniz.

Böyle bir şey olmaz. Bu toplumun vicdanını incitiyor arkadaşlar.

Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok.

Ben iktidar partisiyim diye devlet kurumlarını partilileştiremezsiniz.

Buna toplumumuz hayır der.

*****

Değerli arkadaşlar bakın bugünün tarihine dikkat çekmek istiyorum.

Bugün ayın kaçı? 3 Kasım. Yani, AK Parti’nin iktidara gelişinin tam 20. yıl dönümü.

Şimdi buradan soruyorum: AK Parti, 20 yıldan sonra, seçim şarkısını emniyet mensuplarına söyletmek için mi iktidara geldi?

Bu muydu AK Parti’nin yola çıkış amacı?

On milyonlarca insan, AK Parti’ye adaleti, hukuku çiğnesin diye mi oy verdi?

Parti aidatını ödemek için kenara köşeye para koyan insanlar, AK Parti’yi 20. yılın sonunda yoksuldan alıp zengine versin diye mi destekledi?

AK Parti’yi yıllarca iktidara taşıyan tertemiz insanlar, günün sonunda, iradesini başkalarına kaptırmış bir parti göreceğini tahmin edebilir miydi?

20 sene önce yolsuzlukları bitirsin diye oy verdiği iktidarın, milletin parasını çarçur edebileceğini tahmin edebilir muydu?

Hayır tahmin edemezdi. Gerçekten tam bir ibretlik durumla karşı karşıyayız.

Bu kısır döngüden HERKES illallah etti.

20 sene önce ezilenlerin adına yola koyulanlar, o geniş kitlenin desteğini bugünler için mi aldı yahu? O kitlenin istediği Türkiye bu muydu?

İnsanların fikirleri yüzünden hapis yattığı,

Azıcık muhalif her STK’nın, her gazetecinin görüldüğü yerde ezildiği,

Tek bir sesin bütün sesleri bastırdığı,

Polisin iktidar partisinin şarkısını söylediği,

Camilerde siyasi propaganda yapıldığı,

Gençlerin mutsuz olup odasına kapandığı,

Kadınların ne evde ne sokakta huzur bulabildiği,

Ötekileştirmenin zirveye vardığı bir ülke mi hayal etmişlerdi?

Et almak lüks olsun diye mi hayal etmişlerdi?

Çocukların beslenme çantası boş kalsın,

Yasaklar baskılar daha da artsın,

Çalışanlar ay sonunu getiremesin,

Herkesin emeği yolsuzluklarla yok edilsin diye mi hayal etmişlerdi?

Devran dönsün de aynı adaletsizlikler başkalarına yaşatılsın mı istemişlerdi?

AK Parti’ye oy verenler bunu mu arzu ediyordu?

Hayır arkadaşlar hayır. Bu ülkenin muhafazakâr insanlarının istediği de bu değildi.

Biz işte bu nöbetleşe zorbalık dönemine son vereceğiz.

Eski Türkiye’nin ezilenleri, “ötekileri ezerek özgür olamayacaklarını” bilecek kadar bilge insanlardır.

Ben AK Partiyi oluşturan ve büyüten muhafazakâr demokratların büyük bir çoğunluğunun derin bir hayal kırıklığı yaşadığını gayet iyi biliyorum.

Konuşuyoruz. “Biz böyle olsun istememiştik” diyorlar.

“Bizim niyetimiz, bize yapılan haksızlıkları başkalarına yapmak için iktidar olmak değildi ki” diyorlar.

“Bu yapılanlar bizim ahlakımıza, inancımıza örfümüze adetimize uymuyor” diyorlar.

Büyük çoğunluk henüz bunları yüksek sesle dillendirmiyor.

Ama ne yapıyorlar? Biliyorum ki, o adaletli insanlar aile meclislerinde, kahvelerde, şöyle komşularıyla baş başa kaldıklarında bunları konuşuyorlar. Ve dertleşiyorlar.

Şimdi ben buradan, büyük umutlarla iktidara taşıdığı partisinin icraatlarından artık rahatsız olan insanlara sesleniyorum:

Aziz dostlarım,

Gelin, eski mağdurların, yeni mağduriyetler karşısında kayıtsız kalmayacağını hep beraber gösterelim.

Dindar insanların, muhafazakâr insanların, kendi kendilerini eleştirebilme ve yenileyebilme kabiliyetinin olduğunu hem Türkiye’ye hem de dünyaya göstermek için gelin el ele verelim.

Gelin özgür ve zengin Türkiye’yi hep beraber inşa edelim.

Bugün 20 yılını dolduran bu hikâyenin kaybedeni evet Erdoğan oldu arkadaşlar.

Onların hikâyesinde artık son 4-5 yılda bakın bir zafer mafer yok.

İşte görüyorsunuz: Döndüler, dolaştılar, başka partilerin desteğine muhtaç kaldılar yahu.

Geçen ki fotoğrafı görüyorsunuz değil mi?

Bir tarafına almış 1994 krizini çıkaran o dönemin başbakanı Çiller’i, bir tarafına almış 2001- 2002 krizinde planlama teşkilatından sorumlu başbakan yardımcısı olan krizin ortağı Bahçeli’yi, bir tarafına almış 28 Şubat’ın destekçisi Perinçek’i ‘ortaklarım bunlar’ diye millete gösteriyor yahu.

Bunu da ne zaman gösteriyor? Türkiye Yüzyılı lansmanı programında gösteriyor.

Geçtiğimiz Cumhuriyetin ilk yüz yılında ülkeyi batıran iki ayrı krizin mimarların yanına almış 28 Şubat'ın destekçisi Perinçek’i yanına almış onlarla Türkiye'nin yeni yüzyılına doğru yürüyormuş.

Vay yavrum vay.

Bu mu sizin vizyonunuz yahu. Bu mu sizin vizyonunuz.

Yazık gerçekten çok yazık. Önce bir kişinin iki dudağı arasından yönetilmeye başlayan bir partiye dönüştürdü, kendi partisini, şimdi de iki kişinin dört dudağı arasından yönetilen bir parti oldular.

Krizlerin Ortağı istedi; 2015’te erken seçime gitti.

Hatırlayın o günleri.

Krizlerin Ortağı istedi 2018’de de erken seçime gitti.

İlk açıklayan Bahçeli unutmayın.

Krizlerin Ortağı istedi; rejim değişti.

Krizlerin Ortağı istedi; mafyayı dışarı saldı.

Krizlerin Ortağı istedi; şaibelerin ortasındaki bakanı yanında tutmak zorunda kaldı.

Krizlerin Ortağı istedi; dünkü grup başkanvekilini bir günde kovdu.

Krizlerin Ortağı “tak” dedi, “şak” diye oldu.

Sayın Erdoğan, milletin kendisine emanet ettiği anahtarı artık Bahçeli’ye kaptırdı arkadaşlar. Bunu görüyoruz.

Yahu millet size bunun için oy verdi. 2018 seçimlerinde Sayın Erdoğan'a AK Parti'ye oy veren vatandaşlarımız ‘sen bu emaneti al git Bahçeli’ye teslim et’ diye mi size destek verdi?

Ve nihayetinde sonuçta; iktidardaki 20. yılın sonunda da Beştepe’yi, Bahçeli’nin mahalle temsilciliğine çevirdi.

Geldikleri nokta bu.

Gerçekten hazin. Gerçekten yazık.

*****

Değerli arkadaşlar,

20 yıl önce bugün ekonomi yönetimini devraldığımızda gerçekten büyük bir krizin ortasındaydık.

Unutmayın, 2001-2002 krizinde esnaf Başbakanlığın önünde o yazar kasa fırlattığında, Bahçeli’nin ofisi o binadaydı. Başbakanlık binasında başbakan yardımcılarının ofisleri olur. O yazar kasa fırlatıldığında o binadaydı.

20 yıl önce biz ne yaptık? Tam 3 Kasım tam 20 yıl önce, ekonomi yönetimini ekimizle birlikte devraldık.

Pırıl pırıl bir kadroyu oluşturduk hemen takviye ettik.

Enflasyonu 2 yılda tek haneye indirdik. Enflasyona 34 yıldan sonra ilk defa tek haneyi gösteren benim başında olduğum ekonomi kadrosuydu.

Peki, bugün enflasyon kaç? İşte 1 saat önce açıkladılar değil mi?

TÜFE yüzde 85 buçuk. Gıda enflasyonu yüzde 99. Artık ne kadar hassas hesap ediyorlarsa. Kuyumcu terazisi ha. 99 virgülüne kadar böyle.

ÜFE yüzde 157.

Bırakın son 20 yılı ta 1990’lardan bu yana ülkenin gördüğü en büyük enflasyon bu.

Ve bu hangi enflasyon? TÜİK’in açıkladığı makyajlanmış, üstü örtülmüş enflasyon.

Gerçek enflasyon en az yüzde 200 civarında.

Çarşıya pazara alışverişe giden herkes gerçek enflasyonun ne olduğunu görüyor.

İşte o 20 bankayı batıran, gecelik faizleri yüzde 7500’lere fırlatan 2001 krizinden ülkemizi nasıl çıkardıysak arkadaşlar, inşallah bu krizden de ülkeyi çıkaran yine bizler olacağız. DEVA kadroları olacak. Hiç merak etmeyin

Bizim Ayinemiz işimiz. Diğerleri gibi laf değil. Biz yaptığımız işi konuşuyoruz.

Ha bu işi batıranlar ömründe hiç bu işi yapmayanlar konuşabilir ifade özgürlüğü var. Ama biz başarılarımızla konuşuyoruz.

İnşallah şimdi çok daha güzelini yapacağız.

Hem de çok daha güçlü bir ekiple, bu sefer DEVA kadrolarıyla, yani sizlerle beraber yapacağız.

İlk 6 ayda arkadaşlar bu krizin havasını dağıtacağız.

En geç ikinci yılda da tekrar enflasyonu tek haneye indireceğiz.

Bu enflasyonun tek haneye inmesi 2 yıl.

Çünkü bu yüksek rakamları gördüğü zaman baz etkisiydi şuydu buydu şimdi teknik şeylerle yormayayım sizi bu o rakamları görünce tekrar tek haneye inmesi 2 sene sürüyor.

Ama yaparız bunu başarırız inşallah.

Şimdi Sayın Erdoğan ne diyor? Ben ne zaman vaktinde ekonomi kadromuzla birlikte yaptığımız başarılardan bahsetsek, dışişleri kadrolarımızla beraber dış politikada elde ettiğimiz başarılardan bahsetsek, ne zaman Avrupa Birliği kadromuzda beraber Avrupa Birliği yolunda elde ettiğimiz başarılardan bahsetsek ne diyor? ‘Ben imza attım da sen onun için yapabildin’ diyor. ‘Ben imza atmasam yapamazdın’ diyor.

Ben de birkaç kere söyledim ama buradan tekrar ediyorum çünkü tekrar edeceğiz ki anlayacaklar tekrar etmeyince zihinlerine zor giriyor bu iş.

Ben de diyorum ki Erdoğan'a ‘ya madem hikmet imza da o imzadan bir kere daha at da şu faizi de enflasyonda düşür de bir görelim’ diyorum ‘niye yapamıyorsun’ diyorum?

Üstelik tek imza, başkasının da imzasına ihtiyaç yok. 4,5 yıl oldu neredeyse yahu neden yapamıyorsun? 4,5 yıldır bu ülkeyi tek yetkili olarak yönetiyorsun. Bağımsız kurum bırakmadın. Merkez Bankası’nı tamamen talimatla çalışan sözünü dinleyen bir kurum haline getirdin. Demek ki Merkez Bankası senin sözünle yapıyor her şeyi.

Suçu kimseye atamazsın. Bunun faturasını kimseye kesemezsin.

Çok istedin tek imza dedin tek yetki dedin bu millete ‘al hadi bakalım yahu görelim ne yapacaksın’ dedi ama sonunda batırdın beceremedin.

Bu kadar açık.

Bu iş değerli arkadaşlar öncelikle kadro meselesi kadro. Dürüst ve ehil kadrolar olmadan yapamazsınız. Kadronuzdaki her bir insanın hem dürüst hem de işini bilen insan olması lazım. Bu iki vasfın tek kişide buluşması lazım. Kadrolarınızın da bu tür insanlardan oluşması lazım.

Yoksa ağzınızla kuş tutsanız yapamazsınız.

Ve İstişare ile karar almak lazım. ‘Ben biliyorum, ben ekonomistim, benim alanım ekonomi’ diye burnunuzun dikine gittiğinizde demek ki bu iş olmuyormuş.

Bunun bedelini millet ödüyor yahu. Bu ülke deney laboratuvarı değil ki. Bu ülkenin insanları da kobay değil.

‘Benim tezim var ben farklı düşünüyorum.’ Dünya gidiyor Mersin'e bizimki gidiyor tersine. Oralarda çıkmaz sokak var oralarda çamurlu yollar var çamurlu yollara batırdığı ülkeyi.

Onun için arkadaşlar önce ne diyoruz bilimle hareket edeceğiz diyoruz. Allah'ın verdiği aklı kullanacağız diyoruz. Başarı ancak ondan sonra elde ediliyor.

Biz ne yapacağız arkadaşlar bakın, Önce şu mutfaktaki yangını söndüreceğiz. Bu gıda enflasyonunu düşürmenin yolunu inanın bunlar bilmiyor yahu. Bilmiyor.

Bu gıda enflasyonunu sen kendine bağlı bin tane market kurarak düşüremezsin. İşte olmuyor.

Enflasyon yükselince ne yaptı? Dedi ki ‘bu marketler var ya bu pazarlar var ya bu pazarcı esnafı bakkal manav enflasyonu onlar arttırıyor’ demeye getiriyor.

‘Ben kendi marketlerimi açacağım ve orada ucuz gıda temin edeceğim’ diyor.

Sanki öbür taraftaki fiyatları patlatan enflasyonu patlatan başkasıymış gibi burada kendi marketlerinden, o tarım kredi marketlerinden ucuz gıda satarak enflasyonu düşürebileceğini zannediyor. Kafaya bak ya.

Tüm konut fiyatlarını patlatıyor, inşaat maliyetlerini patlatıyor yüksek kurla ondan sonra ne diyor? Onu yapan başkasıymış gibi ‘ben size ucuz sosyal konut temin edeceğim TOKİ ile’ diyor.

Ya bu oyunu artık herkesin görmesi lazım değil mi. Bütün enflasyonun hayat pahalılığının sebebi bilinmeyen varlıklar artık uzaylılar mı enflasyon canavarı mı ne onun adı konmuyor. Ama Tarım Kredi marketlerinde ucuz gıdayı satan kendisi TOKİ'de ucuz konut satan kendisi oradan sözüm ona tekrar güzellik yapmaya çalışıyor.

Gıda enflasyonu böyle düşmez arkadaşlar. Siz gıda enflasyonunu düşürmek istiyorsanız bu işin köküne ineceksiniz. Bu işin kökünde ne var bizim çiftçimiz var. Kökünde ne var bizim hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz var.

Biz gübre fiyatlarını düşürmedikten sonra yem fiyatlarını düşürmedikten sonra mazotu çiftçimize uygun fiyatla, elektriği çiftimize uygun fiyatla temin etmedikten sonra bu ülkede gıda enflasyonu düşmez. Bu iki kere iki dört eder gibi basit bir konu bu.

Onun için biz ne yapacağız? Bakın 1 nolu eylem planı. Bunu boşuna 1 nolu diye açıklamadık. İlk adımı boşuna toprağa atmadık.

Çukurova’da yaptığımız lansman programıyla arkasından Konya’da devam ettiğimiz lansman programıyla ne yapacağımızı hazırladık.

Dedik ki ‘gübrenin maliyetinin yarısını devlet olarak biz karşılayacağız’ dedik.

‘Mazottaki ÖTV'yi çiftçimize iade edeceğiz’ dedik, ‘yemin yarısını devlet olarak biz karşılayacağız’ dedik. ‘Elektriğe özel düşük bir tarife uygulayacağız’ dedik. ‘Çiftimizin eski borçlarını şöyle bir rahatlatıp faizini silip dondurup 2 yıl ödemesiz uzun vadeye yayacağız’ dedik. ‘Bütün sulama projelerini ilk 5 yılda tamamlayacağız’ dedik. Bunları yaparak siz ancak ülkede gıda enflasyonunu düşürürsünüz.

Siz bu kafayla giderseniz bu koca memleketi bu 85 milyonluk ülkeyi Avrupa'nın en büyük tarım arazilerine sahip olan ülkeyi Ukrayna’dan gelecek bir gemi buğday ‘işte geliyor yola çıktı’ diye sevindirecek bir haber diye vermezsiniz.

İnanın üzülüyorum yahu.
Gözlerimiz yollarda kaldı buğday gemileri gelecek diye. E sen bu ülkedeki tarımı batır elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz diye bir atasözü vardır biliyorsunuz.
İşte gemimiz takıldı buğday yok falan filan diye gözümüz yollarda kalsın. Rusya'dan Ukrayna’dan buğday gelecekmiş.
Bakın arkadaşlar bu topraklar 85 milyonu beslemeyi bırakın Avrupa'nın çoğuna gıda üretimini yapacak ve tüm Avrupa'yı gıda konusunda Türkiye'yi iyi bir tedarikçi yapacak kadar büyük topraklar.
85 milyon nüfus Avrupa'nın en büyük nüfusu, aynı zamanda Avrupa'nın en genç nüfusu. Bu topraklar Avrupa'nın en büyük toprakları, Avrupa'nın en büyük tarım arazileri. Ama kötü yönetildiğinde ülkenin bir tarım politikası olmadığında nasıl hem çiftçi eziliyor, nasıl hem süt veren inekler kesiliyor, nasıl gübre olmadığından ülkede tarımda verim düşüyor, nasıl çiftçi zarar ettiğinden artık tarımdan vazgeçiyor üretmekten vazgeçiyor. En iyi örneklerini şu anda Türkiye'nin tüm bölgelerinde görüyoruz yaşıyoruz.

Üreten rahat ürettikçe, tüketen de buzdolabını rahatça doldurabilecek arkadaşlar bu denklem böyle.

Ne kadar üretim o kadar dolu buzdolabı.

Siz enflasyonu üretimden maliyetten aşağı doğru çekeceksiniz.

Tutup da kendi manavınıza kendi bakkalınıza kendi pazarcı esnafınıza rakip olarak enflasyonu düşüremezsiniz yahu.

Böyle bir şey yok. Böyle bir dünya yok.

Sadece geçen yıl Tarım Kredi’nin yaklaşık 500 milyon lira zarar ettiğini arkadaşlar bana söyledi.

Tabii rakamlar hep örtülüyor kapalı. Ancak biz içeriden işi bilenlerden bu bilgileri alıyoruz. 500 milyon lira zarar.

Bu zarar ne için kendi manavımızın, bakkalımızın, pazarcı esnafımızın karşısına rakip çıkıp ‘onlardan daha ucuza satıyorum’ demek için.

E sen 500 milyon lira desteği şöyle bir dağıt bakalım herkes ucuz satar. Herkes fiyatını düşürür.

Böyle bir şey olmaz. Gerçekten çok yanlış yollara soktular ülkeyi çok büyük zarar ettirirler.

Ama bu büyük zararın bedelini sadece Cumhurbaşkanı ödemiyor sadece iktidar partisi ödemiyor 85 milyon ödüyor.

******

Değerli arkadaşlar,

Artık son düzlüğe doğru yaklaşıyoruz. Seçime doğru adım adım ilerliyoruz.

Çünkü biz burada iktidarcılık oyunu oynamıyoruz arkadaşlar. Biz burada yarının Türkiye’sinin hikâyesini yazıyoruz.

Bugünden yazdık bugünden yazmaya başladık bu hikâyeyi.

Bu hikâyenin yazarları işte bu DEVA kadroları, bu hikâyenin yazarları sizlersiniz.

Ve arkadaşlar kadrolarımızı sürekli genişletiyoruz. Bugün 81 ilde 737 ilçede teşkilatımız var. İl başkanlarımız görevlerinin başında ilçe başkanlarımız görevlerinin başında.

Ve her ilde ilçede ve tabii ki genel merkezde katılımlarla da kadromuz genişliyor.

Bakın şu son dönemde gerçekten çok değerli arkadaşlarımızı kadrolarımıza kattık.

Bursa milletvekilliğimizi yapmış Sedat Kızılcıklı Bey artık bizimle beraber. Daha önce Bingöl milletvekilliğimizi yapmış Mahfuz Güler Bey bizimle beraber. Geçenlerde Büyük Birlik Partisi MKYK üyeliğinden ayrılan Tahir Şahin Bey ve Gökmen Türkkan Bey bizlerle beraber.

Daha önce Tokat milletvekilliğimizi yapmış Dilek Yüksel Hanım artık bizimle beraber. Daha önce Afyonkarahisar'da Baro Başkanlığı yapmış anayasa mahkemesi üyeliğini yapmış hem de hakkıyla yapmış Celal Mümtaz Akıncı Bey artık bizlerle beraber.

Daha önce çalışma bakanlığı müsteşarlığı yapmış SGK başkanlığı yapmış Fatih Acar Bey artık bizlerle beraber. Daha önce her üç kamu bankasında yönetim kurulu üyeliği yapmış Vakıfbank’ın genel müdürlüğünü yapmış Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti merkez Bankası başkanlığı yapmış Mehmet Emin Özcan Bey artık bizlerle beraber.

Daha önce milli eğitim bakanlığında üst düzey görevler yapmış yurt dışında bakanlığı temsil etmiş Hasan Kaplan Bey artık bizlerle beraber. Ve bu Türkiye'nin güzel yarınlara doğru yaptığımız yolculukta kadrolarımız genişleye genişleye genişleye yürüyoruz çok şükür.

İnşallah o seçim günü geldiğinde arkadaşlar DEVA Partisi Türkiye'nin yarınlarında etkili güçlü söz sahibi olan bir parti olarak bu ülkenin, Cumhuriyetimizin 2. yüzyılına yeni yüzyılına damgasını vuracak Bir siyasi parti olacak inşallah.

DEVA Partisi aklıyla ve gövdesiyle yarının Türkiye’sinin asıl mimarıdır.

Tekrar tekrar söylüyorum arkadaşlar.

Ya başaracağız ya da başaracağız. Başka bir seçenek yok bizim için.

Cumhuriyetimizi, yeni yüzyılında tam demokrasi ile taçlandıracağız.

Öyle yarım demokrasi değil, eksik gedik demokrasi değil. Tam demokrasi ile taçlandıracağız.

Türkiye’nin yeni yüzyılında artık otoriter zihniyete yer olmayacak.

Türkiye’nin yeni yüzyılında kavga, dövüş, hakaret, aşağılama olmayacak.

Türkiye’nin yeni yüzyılında, açlık, sefalet, onur kırıcı muamele olmayacak.

Türkiye’nin yeni yüzyılında, kutuplaştırma, düşmanlaştırma olmayacak.

Türkiye’nin yeni yüzyılında sizler olacaksınız. DEVA Partisi olacak.

Tam bir özgüvenle hareket ediyoruz.

Sadece seçimi kazanmak yetmiyor.

Seçimi kazandıktan sonra Türkiye'yi de kazanmamız gerekiyor.

Dünyada örneklerini çok yaşıyoruz. Seçim için koştur koştur koştur laf üret laf üret laf üret tamam. Seçimi kazanıyorlar ama ellerinde eğer bir hazırlık yoksa o hükümetler öyle kötü çuvallıyor ki zaten apar topar erken seçime gitmek zorunda kalıyorlar ve onlar gidiyorlar başkaları geliyor.

İşte biz sadece seçimi kazanmayacağız arkadaşlar biz seçimlerden sonra Türkiye’yi kazanacağız.

Seçimlerden sonra demokrasinin başarı üreteceğini dünya âleme göstereceğiz.

Ve biz ‘demokrasi’ diyoruz değil mi biz ‘parlamenter sistem’ diyoruz değil mi. Ama inanın dünyada çok örnekleri var. Böyle otokrat liderleri deviren demokrasi talebi ile işin başına gelen hükümetler eğer gerekli hazırlıkları yapmadılarsa ellerinde bir plan program yoksa o kadar kötü çuvallıyorlar ki insanların bu sefer demokrasiyi isteyenlere güveni kalmıyor.

Diyorlar ki ‘ya bunlar beceremedi bir tek adam vardı ya o tekrar gelsin veya başka bir tek adam gelsin’ diye onun arayışına başlıyor insanlar.

Dolayısıyla burada sadece seçimi değil Türkiye'yi kazanacağız. Ama aynı zamanda demokrasiyi başarılı kılacağız. Demokrasinin bu ülke için adalet refah üretebileceğini göstereceğiz.

Demokrasinin bu ülke için refah üretebileceğini göstereceğiz.

Ama bunları nasıl yapacağız? Boş lafla değil.

İşte bu eylem planları ile yapacağız.

Bunlar seçimlerden sonra Türkiye'yi kazanmanın ön hazırlığı. Ama aynı zamanda da bunların hazır olması bunların var olması önümüzdeki seçimi kazanmanın da en önemli temeli en önemli mihenk taşı.

Bakın arkadaşlar ben tam bir özgüvenle ve büyük bir rahatlıkla söylüyorum.

Biz Türkiye’nin prangalarını sökeceğiz.

“Yapamazlar” diyecekler. Yapacağız.

Bu sorun “Çözülemez” diyecekler çözeceğiz.

Meselelerimizi hakla, hukukla, adaletle, eşitlikle çözeceğiz.

Kürt meselesini çözeceğiz. Eşit vatandaşlıkla çözeceğiz.

Alevi meselesini çözeceğiz. Onu da eşit vatandaşlıkla çözeceğiz.

İşte o zaman dünya âlem bizi üretimimizle, ihracatımızla, teknolojimizle, zenginliğimizle konuşacak.

Umudunuz diri, özgüveniniz tam, başınız dik olsun arkadaşlar.

Biz Türkiye’nin uçurumdan aşağı yuvarlanmasına asla ama asla müsaade etmeyeceğiz.

****

Ben bu duygu ve düşüncelerle hepinize başarılar diliyorum.

Gün boyu yapacağımız bu il başkanları toplantımızın güzel sonuçlar güzel kararlar oluşturmasını temenni ediyorum. Bu hafta İstanbul’da gerçekleştireceğimiz saha çalışmalarının da hem İstanbul için hem 81 vilayet için hayırlara vesile olmasın temenni ediyorum.

Ve ailelerinize dostlarınıza tüm 81 vilayetimize buradan İstanbul’dan gönül dolusu selamlarımı hürmetlerimi iletiyorum. Sağ olun var olun.

 

2 Kasım 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Kalkınma Seferberliği Eylem Planı Konuşması

Kalkınma Seferberliği Eylem Planı
 
 
Bu güzel İstanbul sabahından, bu güzel tarihi mekândan, Kibrithane’den herkese merhaba!
 
Şu anda Osmanlı Kibritlerinin Fabrikasındayız.  
 
Tüm çalışma arkadaşlarımı,
 
Burada bizimle birlikte olan tüm konuklarımızı saygı değer basın mensuplarını,
 
Ve Ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
 
*****
 
Evet, bugün Kibrithane’deyiz. 
 
Ve bu bir tesadüf değil. Rastgele seçilmiş bir mekân da değil. 
 
Burası, biliyorsunuz, Osmanlı’nın Kibritleri Fabrikası. Yani ülkemizin bir endüstri mirası.
 
16. Eylem planımızı böylesine tarihi bir mekânda kamuoyuyla paylaşıyoruz.  
 
Çünkü arkadaşlar, bizim ayağımızı sağlam bir zemine basmamız gerekiyor. 
 
Tarihten güç alan tarihi iyi bilen olumlu tecrübesiyle olumsuz tecrübesiyle tarihten güç alan bir şekilde yarınlara yürümemiz gerekiyor.  
 
Az evvel cümle arasında söyledim basit gelmiş olabilir ama bugün tam 16.  
Eylem Planımızla karşınızdayız. 
 
Yine dolu dolu bir eylem planından bahsediyoruz.  Tam 76 maddelik bir eylem planı.
 
Biz bu eylem planlarını açıkladıkça bazen diyorlar ki ‘ya bunlar çok uzun, bunları anlayamıyoruz.’ 
 
Bu eylem planları günü geldiğinde bakanların önüne koyulacak, müsteşarların önüne koyulacak ‘Haydi arkadaşlar ev ödevleriniz bunlardır. Çalışmaya başlıyorsunuz’ denilecek. Eylem planları. 
 
Yani işi bilen, tekniğini bilen o işin başında olan içinde olan insanların alıp uygulayacağı eylem planları. 
 
Bunu hazırlamak da herkesin harcı değil. 
 
Bizden başka da zaten bugüne kadar böyle bir şey yapabilen yok. Geçmişte de olmadı. 
 
Eylem planları seçimlerden sonra kurulacak hükûmetin değerli arkadaşlar, hükûmet programını bırakın hükûmet programının uygulanmasıyla alakalı dokümanlar. 
 
Takvime bağlanmış dokümanlar ve ülkemizin her alandaki sorunlarının çözümlerini detaylarıyla çalışan ve bunları “eylem planları” ile ortaya koyan bir siyasi partiyiz biz. 
 
Ve gerçekten onur duyuyoruz: Türkiye siyasetinde bir ilke imza atıyoruz. 
 
Bugün 16.’yı açıklıyoruz ama tamamlandığında bunların sayısı 22 olacak.
 
Ve inşallah iktidar olduğumuzda da aynı 22 şeritli yolda ilerler gibi her alanda ama her alanda bu eylem planlarımızı eş zamanlı olarak uygulamaya başlayacağız. 
 
İşte arkadaşlar sandık günü var ya, sandık günü… Sonuçların açıklanmasıyla beraber özgür ve zengin Türkiye hedefimize doğru yola çıkacağız. 
 
Kilitli kalmış, tıkanmış tüm çarkların dönmesiyle, Türkiye’nin potansiyeli açığa çıkmış olacak. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Birazdan eylem planımızın genel hatlarını ben sizinle kısaca paylaşacağım ama asıl tabi geniş sunumu detayları Burak Bey benden sonra mikrofonu alacak ve sizlerle detaylı bir şekilde bu maddelerin üzerinden şekilde geçecek. 
 
Geçen hafta biliyorsunuz 1,5 saat boyunca içi boş bir “Türkiye yüzyılı” masalını dinledik. 
 
Tam bir boş çerçeve.
 
Şu anda fiili yaptıkları ayrı bir telden çalıyor açıkladıkları Türkiye Yüzyılı ayrı bir telden çalıyor.
 
Ya madem açıkladığın Türkiye Yüzyılı’nda çoğulcu demokrasi diyorsun katılımcılık diyorsun insan hakları diyorsun niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? 
 
Yapsana bugün. Bugün uygulasana elini tutan mı var?
 
4 yılı geçti. Akıllarına eseni yapıyorlar. Hak hukuk tanımıyorlar. 
 
Adaleti her gün çiğniyorlar ondan sonra diyorlar ki Türkiye yüzyılında biz adalet diyeceğiz özgürlük diyeceğiz. 
 
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
 
Ama arkadaşlar bakın bizde ne boş laf vaaar, ne kuru laf kalabalığı var.
 
Biz çalışıyoruz, iş üretiyoruz iş.
 
‘Bugün ne söyleyelim’ demiyoruz bakın seçimden sonra ne yapacağımızı hazırlıyoruz ve bütün detaylarıyla hazırlanmış eylem planlarını baz alarak vatandaşlarımıza neler anlatacağımızı anlatıyoruz.
 
Biz çalışıyoruz işimizi yapıyoruz ve gerçek hedeflerden, gerçek ideallerden bahsediyoruz.  
 
Yarının Türkiye’sinden bahsediyoruz.
 
Dikkat edin, sanayimizi, esnafımızı ve KOBİ’lerimizi ilgilendiren atılım hamlemizi tanıtırken ne dedik? Bu bir “seferberlik” olacak dedik seferberlik. 
 
Tabi bu tesadüfen seçilmiş bir kavram değil seferberlik. Bu ne demek? Topyekûn hep beraber omuz omuza koşmak demek. 
 
Gerçekten bir seferberlik ihtiyacı var arkadaşlar.
 
Biz, bu ekonomik atılımı bir ülke meselesi olarak görüyoruz. Memleket meselesi olarak görüyoruz. 
 
Atılım için de bir seferberlik ruhuyla hareket etmemiz gerektiğine inanıyoruz.
 
Oturduğun yerden olmayacak, rehavetle bu iş asla olmayacak. Hep beraber koşmamız gerekiyor hep beraber çalışmamız gerekiyor.
 
Be biz bu sayede, Türkiye’de üretimde verimliliği zirveye taşıyacağımızı söylüyoruz.
 
Ekonomik egemenliğimizi ve güvenliğimizi sağlayacağımızı söylüyoruz.
 
Ülkemizi bölgemizin eennn güçlü ekonomisi yapacağımızı söylüyoruz.
 
Hatırlarsanız, iktidarımızın birinci döneminin sonu için bir hedef koymuştuk:
 
Demiştik ki; ‘Türkiye’yi orta gelir tuzağından kurtaracağız’ demiştik.
 
Bu ne demek?
 
“5 yıl içinde kişi başına düşen millî gelirimizi yüksek gelirli ülkeler seviyesine çıkaracağız yükselteceğiz” demek.
 
Biliyorsunuz dünya bankası ülkeleri 4 gelir seviyesine ayırıyor.  Düşük gelirli ülkeler, alt orta gelirli ülkeler, üst orta gelirli ülkeler ve yüksek gelirli ülkeler. 
 
İşte bizim hedefimiz bir Türkiye’yi orta gelirli ülke halinden alıp yüksek gelirli ülke haline getirmek. 
 
Peki kim var orada?
 
Belçika var, Danimarka var, Hollanda, Norveç, İsviçre falan var. Hani gençler akın akın gitmek istiyor ya şimdi. 
 
Soruyoruz ‘nerede yaşamak istiyorsun?’ diye bu ülkeleri tarif ediyorlar. İşte gençlerin gitmek istediği ülkeler neyse biz Türkiye’yi o seviyeye getireceğiz. 
 
Bakın Türkiye ben kendimi bildim bileli orta gelirli ülke.  Ta 30 sene önce öğrenciyken de orta gelirliydik hala orta gelirli ülkeden bahsediyoruz. 
 
Bir dönem 2013’te o yüksek gelirli ülkeler sınırına çok yaklaştık. 100-150 dolar falan kaldı ha o 12 bin 500’e ulaştığımızda yüksek gelirli ülkeler seviyesi 12 bin 600 12 bin 650 oralardaydı. 
 
Çok yaklaşmıştık. 
 
Ama hukuktan adaletten vazgeçince, istişareyi bırakınca dürüst ve ehil kadroları sistemden uzaklaştırınca eğitime de gerekli önemi vermeyince Türkiye hep korktuğumuz orta gelir tuzağına düştü ve o gün bugündür orta gelir tuzağında debeleniyor. 
 
Gerçekten çok yazık. 
 
İşte orta vadeli program açıkladılar şimdi. 
 
Bakıyoruz orta vadeli programda dahi Türkiye’nin yüksek gelirli ülkeler seviyesine çıkabilmesi ile ilgili hükümetin bir hayali yok. 
 
Yapamayacaklarını biliyorlar çünkü. 
 
Hukuk olmadan adalet olmadan iyi işleyen bir demokrasi olmadan yüksek gelirli ülke olmak bir hayal. 
 
Onun için bizim bütün bu eylem planlarımızın arkadaşlar eş zamanda uygulanması gerekiyor eş zamanda. 
 
Bir yandan 10 nolu eylem planıyla yargı reformunu yaparken bir yandan 7 nolu eylem planıyla yüksek öğretimde ilerlerken bir yandan bu ay sonuna doğru açıklayacağımız 3-18 yaş eğitim programıyla ilerlerken eğitimi, hukuku ve beraberinde ancak ekonomiyi sanayiyi KOBİ’leri ilan etmek zorundayız.
 
Bunlar ayrı ayrı konular değil.
 
Hepsi birbirinin içinde hepsi birbirini besleyen konular. 
 
Gelişmiş bir ülke olmanın yolu, bu hazırladığımız yüzlerce, binlerce adımın uygulanmasından geçiyor. 
 
Bize soruyorlar ‘ilk 90 günde ne yapacaksınız’ diye. Biz de diyoruz ki ‘açın bakın 22 tane eylem planı her eylem planın ilk 90 günde yapılacak adımları var. Biz onları eş zamanlı olarak uygulamaya başlayacağız’ diyoruz. 
 
Akıllı ve kontrollü bir şekilde değerli arkadaşlar artık gaza basmak zorundayız. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı hızla kapatmak zorundayız.
 
İşte bu Kalkınma Seferberliği Eylem Planımız, Türkiye’yi en ileri seviyeye taşıyacak hamlelerle dolu.
 
İstihdamdan ihracata, küresel rekabetten büyümeye kadar 10 temel hedef belirledik ve Türkiye’nin bir fikir ve üretim üssü olması için kollarımızı sıvadık.
 
Hazırlığımızı yaptık. Ve şimdi Milletimizden yetki alma yolculuğuna çıkıyoruz seçime doğru.
 
Peki neler yapacağız?
 
10 dakikada size kısa başlıklar halinde üzerinden geçeceğim ama dediğim gibi eylem planının detaylarını biraz sonra Burak Bey sizlere sunacak. 
 
(Arkadaki ekranda cümleler yansıyacak…)
 
(Görsel-1)
 
Bir: Yeni nesil üretim tesisleri kuracağız.
 
Sanayici arkadaşlarımızın, çalışanıyla işvereniyle neler yaşadığını çok iyi biliyoruz.
 
O yüzden ülkemizi en az 10 sanayi vahasıyla taçlandıracağız ve Tüm Organize Sanayi Bölgeleri’ni entegre kampüsler haline getireceğiz.
 
(Görsel-2)
 
İki: Yeni bir finansman modeli sunacağız.
 
Yatırımların artması lazım. Bunu sağlamak için de yatırımcılarımıza destek olmak lazım. 
 
Ve Yatırımcıya uzun vadeli ve teminat şartları uygun krediler sunmak lazım. 
 
Kamunun kendi yükümlülüklerini yatırımcıya ve iş yapanlara karşı yükümlülüklerinin tam ve gününde yerine getirilmesi lazım. 
 
Ve koşulsuz vergilerin oranlarının makul olması lazım.
 
(Görsel-3)
 
Üç: İstihdamda atılım yapacağız.
 
Her iş günü 1.000 yeni sanayi istihdamı sağlayacağız. Her iş günü 1.000 yeni istihdam yani iktidarımızın ilk döneminde sanayi istihdamımızı arkadaşlar tam 1 milyon kişi artıracağız.
 
Bu çok önemli.
 
İstihdamı ara değil aranan elemanlarla büyüteceğiz. 
 
Bu ara eleman tabirini biz kullanmak istemiyoruz.
 
Hem ara eleman diye bir tanımlama yapıyoruz ama onlar en çok aranan elemanlar. 
 
(Görsel-4)
 
İşte Özel sektörün yönettiği, iş garantili meslek ve çıraklık okullarını da yaygınlaştıracağız.
 
Cobot, yani insan-robot iş birliğine ayrı bir önem vererek iş gücünde yarınların yetkinliğine inşallah Türkiye’yi erişeceğiz.
 
(Görsel-5)
 
Beş: İhracatımızı büyüteceğiz.
 
Hedef net: İktidarımızın ilk döneminin sonunda ihracatımızı, 500 milyar dolara çıkaracağız. 
 
500 milyar dolar biliyorsunuz bizim zamanımızda 2023 için koyduğumuz hedefti. Fakat olmadı. 
 
Hukukta adalette eğitimde ülke geriye kayınca ekonomide de geriye kaydık. Ama biz bu seçimden sonraki ilk 5 yıl içerisinde yani DEVA iktidarının ilk 5 yılında 500 milyar doları yakalayacağız. 
 
İhracatımızda kilogram değerini 2 dolara ulaştırırken, yüksek teknolojinin payını da tam 2 misline yükselteceğiz.
 
(Görsel-6)
 
Altı: Ekonomik büyümemize kalite kazandıracağız.
 
Hep bahsediyoruz. Kaliteli büyüme. 
 
Dün ekonomi basınıyla akşam buluştuk. Bana te zamanında Uludağ Ekonomi Zirvesi’ndeki bir sözümü hatırlattılar. 
 
Dediler ki siz o zaman hep bahsediyordunuz, büyüme oranımız iyi, o zaman yüzde 10 büyüyorduk 2010-2011 o krizden sonra her sene. Fakat bu büyümenin kalitesinde sorun var diyordum ben o zaman. 
 
O gazeteci arkadaşımız hatırlatınca bende hatırladım. Büyümenin kalitesi. 
 
Gerçekten büyümenin sadece rakamı değil arkadaşlar kalitesi de önemli. 
 
Çünkü büyüme topluma geniş bir refah olarak yansıyor mu yansımıyor mu? 
 
Şu anda bakıyorsunuz mesela milli gelirden paya sermaye ne kadar pay alıyor emek ne kadar pay alıyor diye bir rakam vereceğim çok çarpıcı bakın.
 
Son 2 yılda emeğin milli gelirden aldığı pay yüzde 36’dan yüzde 25’e düşmüş durumda yahu. 
 
Düşünebiliyor musunuz? 
 
Hani sosyal devlet? Hani faiz düşmanlığı? 
 
Siz ‘bütçenin tam 330 milyarını bu sene faize ayırıyorum’ derseniz gelecek senenin bütçesini Mecliste şimdi, 576 milyar faiz bütçesi koyarsanız ve milli gelirin dağıtımında tabi ki sermaye daha çok pay alacak emek daha düşük pay alacak. 
 
Elinde zaten parası olana siz faiz ödüyorsunuz.  Bankada hesabı olana bir de kur farkı ödüyorsunuz, ‘kur artıyor siz mağdur oluyorsunuz’ diye. Ne oluyor? Sadece son 2 yılda emeğim milli gelirden aldığı pay yüzde 36’dan yüzde 25’e düştü. 
 
Milli gelirden payın yüzde 75’ini sermaye alıyor. 
 
Sermaye ne demek? Parası olan demek. 
 
Parası olan çoğu zaman rahat bir hayatla milli gelirin yüzde 75’ini alıyor her gün alnını teriyle bileğinin gücüyle çalışan emekçilerimiz sadece yüzde 25’ini alıyor. 
 
Sosyal devlet bu değil. Bu ekonomi politikası falan da değil. 
 
Bu tam bir fakirden alıp zengine verme operasyonu şu anda. 
 
Biz bu kur korumalı mevduat hesabı çıktığında o yüzden isyan ettik.
 
Bu ülkeyi batırma projesi siz ne yapıyorsunuz dedik. 
 
İşte bu sene faiz kadar da kur farkı ödüyorlar. 
 
330 milyar faiz, bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. 
 
Toplam 650 milyar.  
 
Tanesi 650 bin liradan 1 milyon konut yapabiliyorsunuz arkadaşlar bu paraya yahu. 
 
Paranın büyüklüğüne bakın.
 
Bu sene ödenecek faiz ve kur farkına 1 milyon konutu yapıp vatandaşa bedava dağıtmak mümkün. 
 
Rakamın büyüklüğüne bakın. İşte kötü yönetim bu demek. 
 
Kötü yönetim yoksulu daha yoksul zengini daha zengin yapmak demek. 
 
Kötü yönetim, rahmetli Özal’ın ayağa kaldırdığı orta direği yıkmak demek. 
 
Şu anda yaptıkları bu. 
 
Orta dire yıkıldı arkadaşlar bu ülkede. 
 
2 uç oluştu. Zenginler daha zengin yoksullar daha yoksul oldu bu ülkede. 
 
Ve bunu sözüm ona halkın içinden gelen, halkı bilen, halkın derdiyle dertlendiğini iddia eden bir yönetim yapıyor şu anda Türkiye’de. 
 
Çünkü halktan koptular. 
 
Halkı artık anlamıyorlar. 
 
Etrafını sarmış varlıklıların esiri oldular. 
 
Değerli arkadaşlar bakın şu an Türkiye Niteliksiz, gelişigüzel ve ülkenin yoksul kesiminin sırtına basarak gerçekleşen bir büyüme yaşıyor. Biz böyle bir büyüme istemiyoruz. 
 
Elimizin tersiyle itiyoruz. Büyüme falan değil bu. 
 
Biz; dünyadaki dönüşümü avantaja çeviren, uluslararası patent ve marka başvurularını ikiye katlayan bir aklı devreye sokacağız.
 
Ve Topyekûn büyüyeceğiz. 
 
Büyümenin nimetlerinden tüm toplumun istifade edeceği bir ekonomik program uygulayacağız. 
 
Yaptık. 
 
Bakın Türkiye literatüre geçti. 2014’de dünya bankasının yayınladığı kalın raporda, başka ülkelere örnek olsun diye açıkladığı raporda Türkiye hem hızlı büyüyen ama hızlı büyümeyle beraber toplumun geniş kesimlerinde de refah artışını sağlayan bir ülke oldu. 
 
Türkiye hızlı büyüyen ama eş zamanlı olarak gelir dağılımını düzelten bir ülke oldu. Gini katsayısı ile ölçülüyor biliyorsunuz bu iş. 
 
Hem hızlı büyüdük hem gelir daha adil dağıldı. 
 
Ve 2014-2015’ e kadar sürekli düşen gini katsayısı yani düzelen gelir dağılımı o günden bugüne sürekli bozuluyor. 
 
Sürekli toplumun zenginiyle fakiri arasındaki uçurum artıyor. 
 
(Görsel-7)
 
Yedi: Yenilikçiliği iktidara taşıyacağız.
 
İktidarımızın ilk döneminde en az 1 yarı-iletken tesisi ve en az 2 elektrikli araç pil fabrikası kurulmasını sağlayacağız.
 
Çünkü yerliliği nasıl ölçeceksiniz? Ne kadar yerli? Bu katma değerle ölçülüyor. 
 
Üretimde katma değerin ne kadarı Türkiye’de kalıyor? Bunu mutlaka değiştirmemiz gerekiyor. 
 
Ve özellikle şu son yıllara baktığımızda çok kritik hayati ürünlerde Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltması gerekiyor.
 
Gıda da böyle yarı iletkenlerde de böyle pek çok stratejik üründe böyle. 
 
Dolayısıyla bu konular seçimlerden sonra hemen hemen kolları sıvayıp çalışılması gereken konular. 
 
Ve bu Yarı iletken/çip gibi alanlarda “Ay’a Yolculuk” projesi başlatıyoruz arkadaşlar. 
 
Yani aya sert düşüş kontrolsüz düşüş, bir demir parçasını aya düşürdüm a isabet ettirdim değil. 
 
Burada gerçekten çalışılması gereken alanlar. 
 
Savunma ve uzay gibi alanlarda da etkin kamu-özel-üniversite iş birlikleri kurarak, kritik teknik kabiliyetlerde yerelleşme hamlesini de başlatmamız gerekiyor. 
 
Yenilik atılımının yerliliğin yanı sıra ve yerliliğin yanı sıra, katma değerin de yükselmesi gerekiyor.
 
Katma değer hamlesi başlatacağımız sektörlerde de tabi çok sektör ama şöyle bir ilk 4 sektör olarak kendimize seçtiğimiz gözümüze kestirdiğimiz otomotiv var, kimya var, tekstil ve medikal var.
 
Buralara biraz eğilmemiz gerekiyor çünkü buralar böyle meyve ağacının kolay ulaşılabilen dalları gibi hemen oralardan meyveleri toplamak gerekiyor.  Ondan sonra kuşkusuz başka sektörlere doğru da eğilmek gerekiyor.
 
Tüm bu sektörlerdeki başarılarımız, Sayın Erdoğan’a emekliliğinde silmeyeceği tweetler attıracak. 
 
Bizi kutlayacağından hiç kuşkumuz yok, sonuçta memleketin başarısı. O da sevinir diye tahmin ediyoruz. 
 
Devam ediyorum.
 
(Görsel-8)
 
Sekiz: Devlete girişimcilik yaptırmayacağız arkadaşlar.
 
Devlet, girişimcinin işini kolaylaştıran bir katalizör işlevi görecek. 
 
Biz buna Katalizör devlet diyoruz. Ne demek bu; KOBİ’sine, esnafına ve girişimcisine kolay ve hızlı hizmet sağlayan tek durak ofiste üreten girişimcilik yapan herkesin işini kolaylaştırmak. Önünü açmak, gölge etmemek. 
 
Ayrıca bir de yeni sistem projesi hazırladık. Projenin adı “Yeter ki Sen İste!”
 
Biraz sonra detayları gelecek E-devlete benzer bir şekilde girişimcilerimiz küçük işletmelerimiz esnafımız internet üzerinden her türlü işini çok kolay bir şekilde yapacak. Devlet kapısında sürünmeyecek. 
 
Bırakın girişimciliği bakın bugün sosyal destek sosyal yardım veren devletin 43 birimi var. İhtiyacı olan aileler 43 birimi dolaşarak ancak anlayabiliyorlar devletin ne imkanları var diye. 
 
Şu dağınıklığa bakın. Hepsinin derlenip toparlanması gerekiyor. 
 
(Görsel-9)
 
Dokuz: Lokomotif teşvikler vereceğiz.
 
Net katma değer, tedarik zincirindeki rol, gibi kriterlere bakacağız ve teşvik sistemimizi sadeleştireceğiz.  
 
Çünkü teşvik kolay anlaşılmıyorsa bir işe yaramıyor. Karmaşık bir teşvikse insanlar o teşvik var diye bir iş de yapmıyor. Basit sade kolay anlaşılır teşvik sistemi olacak. 
 
(Görsel-10)
 
Ve on: Esnafın işini büyütmesini sağlayacağız. 
 
Bu ülkemizin büyümesi demek. 
 
Mikro işletmeler küçük işletme olacak. Küçük işletmeler orta boy işletme olacak. Orta boy işletmeler büyük işletme olacak. Türkiye böyle büyüyecek. 
 
Türkiye’nin büyümesinin yolu bu arkadaşlar. 
 
Türkiye’nin ekonomik yapısına asıl büyümenin lokomotifi özel sektördür özel sektör. 
 
Türkiye’de büyümenin kompozisyonuna baktığımızda en az yüzde 80’i özel sektör tarafından özel sektörün harcamalarından ve yatırımlarından gelir. 
 
Devletin payı sadece yüzde 20 civarındadır.  Ama devlet o yüzde 80’in önünü açmak zorunda. O yüzde 80’i desteklemek sorunda. 
 
Asıl potansiyel orada.
 
Tam da bu noktada arkadaşlar size bir haber daha veriyorum: Türkiye’yi “Süper KOBİ’lerle” tanıştıracağız, Süper KOBİ. 
 
Hatta rakam da veriyorum.
 
DEVA Partisi iktidarında dünyayla rekabet eden en az 100 bin Süper KOBİ’miz olacak. 
 
Ve ülkemiz işte o özel sektörün dinamizmiyle ayağa kalkacak. Özel sektörün dinamizmiyle koşacak kanatlanıp uçacak. 
 
Bizim modelimiz bu.
 
Tabi ki sosyal devlet olacaksınız tabi ki bütün bu yoğun ekonomik tempoda şu ya da bu sebeple geri kalan, şu ya da bu sebeple temel ihtiyaçlarını karşılayamayan vatandaşlarımızın devlet tabi ki yanında olacak. 
 
Devlet bu vergiyi niye topluyor? 
 
Bu temel bir vatandaşlık hakkı ama başarılı olmak istiyorsak rekabet şart. Bakın rekabetin olmadığı yerde rehavet oluyor. 
 
Bazen bize soruyorlar, ‘Sizin ekonomik modelinizde devlet nerede nasıl’ diye 
 
Devletin görevi 1 gölge olamayacak, gölge etmeyecek engel olmayacak, 2 özel sektörün önünü açacak. 
 
Düzenleme yapacak denetleyecek. Kural belirleyecek.
 
Biz kurallı bir piyasa ekonomisinden bahsediyoruz bakın kurallı bir piyasa ekonomisi. Bu ne demek, aynı olimpiyatlarda olduğu gibi bir metre yarış mı var? O olimpiyat komitesi ne yapıyor?  Çizgileri çiziyor, kuralları belirliyor kontrollerini yapıyor bütün atletleri aynı hizaya diziyor. Yani fırsat eşitliğini sağlıyor ondan sonra yarış başlıyor. 
 
Yarışın adil bir yarış olması gerekiyor. 
 
Rekabetin kurallar içinde bir rekabet olması gerekiyor. 
 
Ve işte biz özel sektörümüzü devletin kurallarını koyduğu, devletin fırsat eşitliğini sağladığı bir ortamda daha iyi hizmeti daha iyi ürünü daha ucuza üretmek ve vatandaşlarımıza sunmak için yarıştığı bir ekonomik modelden bahsediyoruz. 
 
Tabi ki devlet internet alt yapısını sağlayacak. Tabi ki fiber optik döşenecek tabi ki otoyollar yapılacak Türkiye en iyisine ve en büyüğüne layık. 
Ama bunların hepsi ne için? Bunların hepsi özel sektör işini daha rahat daha hızlı ve daha düşük maliyetle yapabilsin diye. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar, 
 
Eylem planımız tam 76 madde. Hepsi tek tek çalışıldı tek tek istişare edildi. Çok geniş istişareler ve çalışmalar sonucunda meydana geldi ama bu 76 maddenin her birisini bir sıçrama tahtası olarak düşünün. 
 
Her bir madde Türkiye’yi daha ileriye sıçratacak maddeler. 
 
Ve Hepsini gerçekleştirip bu atılım yapacağız.
 
Hani kimi dalga geçenler bizim için diyor ya “Ya bunlar kendilerini Kuzey Avrupa’da mı zannediyorlar. İsveç’te mi Norveç’te zannediyorlar” diyorlar. 
 
Çünkü biz yarının Türkiye’sini herkesten iyi görüyoruz. Yarının Türkiye’si için herkesten iyi hazırlanıyoruz. 
 
Ve evet İsveç’te de değiliz Norveç’te değiliz ama biz Türkiye’yi iklimi güzel insanı güzel, demokrasisi ve ekonomisi İsveç Norveç gibi ülke yapmayı hedefliyoruz. 
 
Hedefimiz bu.
 
Her şey takvime bağlandı. Her şeyin hesabı kitabı yapıldı. Bütçesi hesaplandı. Ve ülkemizi nasıl adil, özgür ve yüksek gelir grubu ülkeler arasına girecek işte bugünkü açıkladığımız eylem planı bunun temelini oluşturuyor. 
 
İşte bu eylem planımız sanayicimizin, KOBİ’lerimizin, esnafımızın yüzünü güldürecek eylem planımız.
 
Bunu tamamlayan ne var? 4 nolu eylem planımız var.  Dijital dönüşüm teknoloji. Yine Burak Bey’in koordine ettiği. 
 
Bunun zemininde ne var 5 nolu eylem planımız makro ekonomi finans. Bunun temelinde ne var? 10 nolu eylem planımız yargı reformu, hukuk. Bunun temelinde ne var? Yüksek öğretim var sağlam eğitim var meslek eğitim var. 
 
İşte bütün bu sağlam temeller üzerine bu 16. Eylem planımızı açıklıyoruz.
 
Ülkemiz için hayırlı olsun…
 
Sanayimiz, esnafımız KOBİ’lerimiz ve genç girişimciler için hayırlı olsun diyorum.
24 Ekim 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Kültürel Atılım Eylem Planı Konuşması

Kültürel Atılım Eylem Planı

Kıymetli basın mensupları,

Değerli konuklar,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyor, partimizin Kültürel Atılım Eylem Planını açıklayacağımız basın toplantısına hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli konuklar,

Yola çıktığımız ilk gün taahhüt ettiğimiz gibi, biz, siyasete yeni gelenekler kazandıran bir parti olduk.

Daha önce söylemiştim DEVA Partisi ile beraber artık Türkiye’de siyaset hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.

Yepyeni bir dönem başlıyor demiştim.

Biz yeni bir siyasi parti değil Türkiye’ye yeni bir siyaset anlayışı kazandıracağız diye yola çıkacağımızı söylemiştim.

Her alanda ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı, ne zaman yapacağımızı açık açık söylüyoruz. Takvime bağlıyor ve bütçelendiriyoruz.

Bu Türkiye’de bir ilk. Daha önce yapılan bir iş değil bakın.

Sadece seçim beyannamesi değil bunun çok daha ötesinde hükümet programını bırakın hükümet programının uygulama planını eylem planını bugünden hazırlayıp açıklıyoruz dikkat edin.

Biz bu topraklarda yaşanan sorunlara kulak vermekle yetinmiyoruz. Feryatlara “ah vah” deyip geçmiyoruz. Sorumluluğu daha iktidara gelmeden hissediyoruz ve çok detaylı eylem planlarıyla karşınıza çıkıyoruz.

İşte bugün 15. Eylem planımızla karşınızdayız.

Biliyorsunuz 22 şeritli yolda eş zamanlı olarak yola çıktık ve 22 eylem planımızdan biteni açıklıyoruz biteni açıklıyoruz biteni açıklıyoruz bugünde işte 15’incisiyle karşınızdayız.

DEVA Partisi, ülkemizdeki her alandaki sorunlarının çözümlerini detaylarıyla çalışıp “eylem planları” ile ortaya koyan ilk parti.

Toplam 22 eylem planımızın seçimlerden sonra eş zamanlı uygulanmaya başlanmasıyla ülkemizde gerçekten çok büyük bir atılım meydana gelecek.

Sandık günü, sonuçların açıklanmasıyla, özgür ve zengin bir Türkiye hayalimize uyanacağız hep beraber.

Kilitli kalmış, tıkanmış tüm çarkların dönmesiyle potansiyelini açığa çıkarmış bir Türkiye’yi hep beraber göreceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

İşte bugün elimde, kültür ve sanat alanında neler yapacağımızı, takvimiyle bütçesiyle detaylandırdığımız eylem planı var.

Çok kapsamlı bir çalışma gerçekten.

Ve bugüne kadar kültür ve sanat alanında yapılmış en kapsamlı çalışmalardan birisi.

Ülkemiz için hayırlı olsun diyorum.

Biz yıllarca seçim beyannameleri ve hükümet programları yazdık.

En az 4 seçim beyannamesi ve hükümet programı yazan ekibin içindeydim veya başındaydım. 4 ayrı seçim için.

Bu planların her birisinde biz şu sıkıntıları çekerdik. Hükümet programı ve seçimlerle ilgili seçim beyannamesi hazırlarken.

Kültür ve sanatla ilgili ne yaptıklarımızla ilgili yazacak bir şey bulabilirdik ne de yapacaklarımızla ilgili bir şeyler hazırlatabilirdik.

Ben bunu daha önceki siyaset döneminde DEVA Parti’sini kurmadan önceki siyaset dönemimde maalesef acısını çok çektim.

Arkadaşlarımızla beraber acısını çok çektik.

Öyle bir alan ki kültür sanat ne ele avuca şöyle gelen bir iş yapıldı bugüne kadar ne de ileriye doğru iyi bir planlama programlama yapılabildi.

İşte ilk defa biz bunu bugün eylem planıyla Türkiye’ye kazandırıyoruz.

Türkiye’de maalesef onlarca yıldır, kültür ve sanat alanı siyasi iktidarlar tarafından suistimal edildi, baskılandı.

İktidardakiler bu alanı hep kendi siyasi fikirlerine göre şekillendirilmeye çalıştılar.

Zaten onun için bu alan arzu ettiğimiz boyuta ulaşmadı arzu ettiğimiz başarıya ulaşmadı.

Her iktidara gelen, kendi kültürel iktidarını yaratma çabasına girişti.

Ha bunu beceremedik diye ilan edenleri de şimdi görüyoruz. Hani bazen yapamadık pişmanız hata ettik falan diyorlar ya işte bu alanı da itiraf ettiklerini görüyoruz.

Kültür ve sanatın özgürlüğünü, evrenselliğini reddeden bu anlayış yerinde saymamıza, hatta gerilememize sebep oldu.

Evet arkadaşlar, buradaki en temel sorunumuz da her zaman söylediğim gibi “zihniyet” sorunu.

O yüzden biz, sadece iktidar değişimini değil, zihniyet değişimini de hedefliyoruz.

Baskıcı, sansürcü, otoriter zihniyeti bitirmek zorundayız arkadaşlar.

“Demokrat zihniyetin” inşası ile kültür ve sanat alanında da güçlenmek zorundayız.

Bireylerin özgür olduğu, vatandaşlara her alanda yaratıcılıklarının geliştirilmesi için imkanların sağlandığı bir yönetim anlayışından burada ben bahsediyorum.

Sansürün olmadığı, konuşmanın yasaklanmadığı, ülkemizdeki tüm dillerin korunduğu bir zihniyetten bahsediyorum.

Kültürel mirasımızın talan edilmesinin önüne geçecek bir zihniyet…

Sanatçılarımızın gerekli desteklerle yükseltildiği bir zihniyet…

*****

Değerli arkadaşlar,

Eylem planımızı, tüm plan ve programlarımız gibi özgürlükçü bir anlayışla hazırladık.

Çünkü biz çok iyi biliyoruz ki demokrasinin iyi işlemediği, özgürlüklerin baskı altında olduğu ülkeler hiçbir alanda ilerleme sağlanamıyor.

Demokrasi işlemeyince, yoksulluk artıyor.
Demokrasi işlemeyince, hukuksuzluk artıyor.
Demokrasi işlemeyince, eğitim kötüleşiyor.
Demokrasi işlemeyince gençler ülkeden kaçıyor.
Evet arkadaşlar, demokrasi işlemeyince toplum nefes alamıyor.

Nefes borumuz tıkanıyor.

Nefes alanlarımızdan en önemlisi de biliyorsunuz sanat ve kültür. Orası da tıkanıyor.

Bakın arkadaşlar,

Tarihimizin çeşitli dönemlerinde sanatçılara parmak sallayan çok siyasetçiler oldu.

Yasaklanan kasetler, ucube denen eserler, engellenen sanatçılar; çook oldu. Peki ne oldu?

Necip Fazıl’ı tutuklayanlar, yazdıklarını unutturabilen mi? “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” Sözlerini unutturabildiler mi?

Nazım Hikmet’i bu topraklardan gönderenler şiirlerini silebildi mi? “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine” dizelerini bize unutturabildiler mi?

Ahmet Kaya’yı sürgüne yollayanlar şarkılarını dillerden söküp alabildi mi? “Artık susma yorgun demokrat”ı hafızalarımızdan sökebildiler mi?

Bülent Ersoy’u yasaklayanlar, bize onun sesini unutturabildi mi?

Sezen Aksu’nun dilini keseceğini söyleyenler, Minik Serçe’nin kalbimizdeki yerini zedeleyebildi mi?

Halide Edip’i sürgünler susturabildi mi arkadaşlar?

Demek ki neymiş olmuyor, olmuyor. Bu yasakçı zihniyetle bütün topluma adeta bir torna makinesinden çıkarmaya çalışan bir zihniyetle bu iş olmuyor.

Şimdi, bugün engellenen konserlere; sözü kesilen sanatçılara şöyle bakın. Hiçbirini silmeye gücü yetmeyecek hiç kimsenin.

Hep diyoruz ya, “sözün gücü” diye. Benim sık sık kullandığım bir tabir biliyorsunuz. Sözün gücü.

İşte biz söze gücünü iade edeceğiz arkadaşlar.

Şiirlerle, şarkılarla, türkülerle, tiyatroyla, sinemayla kavga eden anlayışa son vereceğiz.

Sanatı ve sanatçıları engelleyen yönetim anlayışına da son vereceğiz.

Kimseye “Bunu söyleyebilirsin, bunu söyleyemezsin” demeyeceğiz. Keyfi sansür uygulamalarına son vereceğiz.

DEVA kadroları yönetimde olduğu müddetçe hiçbir sanatçı “bugün sahnede hangi şakayı yaparsam gözaltına alınırım, hangi mesajı verirsem linç edilirim, kimle dalga geçersem başıma bir iş gelir” diye düşünmeyecek.

Herkes rahat olacak.

DEVA, devletin sanatçılara gösterdiği sopayı kırıp atacak.

DEVA iktidarı, hiç kimsenin, kendisinden olmayan sanatçılara sopa göstermesine de müsaade etmeyecek.

Bizim için aslolan özgürlüktür.

Bizim için aslolan özgürlüktür arkadaşlar.

İşte o yüzden sanat üretimine destek olacağız.

Sanatçılarımıza da insan onuruna yaraşır hayat sürmelerini sağlayacak sosyal güvenlik sistemini oluşturacağız.

Şu son bütçeye bakarsanız, Kültür ve Turizm Bakanlığına ayrılan pay ne kadar biliyor musunuz? binde 4. Yanlış duymadınız bakın yüzde bin değil, bin de 4. Sadece ama sadece binde 4. Üstelik bunun içerisinde “turizm” var ha. Kültür ve Turizm Bakanlığı ya içerisinde turizm de var bütçenin.

Öncelikle biz bu kaynakları artıracağız. Kültür ve sanatın bütçedeki payını çoğaltacağız.

Verilen mali destekler için de ölçülebilir, nesnel, şeffaf ilkeler benimseyeceğiz.

Bana yakın duruyorsan sana destek var ha bana biraz muhalif olduğunu ben senin hissediyorum sana devletten destek yok diye sanatçıları benden misin, beriki misin öteki misin diye asla ayırt etmeyeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar, saygı değer basın mensupları,

Hatırlarsınız, 2011’de İstanbul, Avrupa Kültür Başkentliği yaptı.

Bakın İstanbul Avrupa’nın kültür başkenti seçildi. Tüm Avrupa’nın.

Onunla ilgili bir yıl boyunca çok güzel çalışmalar yaptık.

Yıldızımızın parladığı yıllarda, dünyaca ünlü sanatçılar ülkemize gelirdi konser verirdi biliyorsunuz.

Madonna’yı, Metallica’yı, Rammstein’ı, RogerWaters’ı, Riyana’yı (Rihanna), U2’yu ve çok sayıda müzisyeni biz kendi ülkemizde dinledik.
Şehir şehir dolaştılar konserler verdiler burada biliyorsunuz.

Şimdi biz kendi sanatçılarımızı bile dinleyemiyoruz.

Ülkenin düştüğü duruma bakın yahu.

“Ortada söyleyemezsin, buraya gidemezsin” diyerek konserleri festivalleri yasaklayan bir iktidar var.

İşte biz, festival ve konser gibi kültürel etkinliklerin keyfî kararlarla, sudan sebeplerle engellenmesine de dur diyeceğiz.

Bırakın yahu. Şu ülke rahat bir nefes alsın yahu. Gerçekten yazık oluyor bu güzel ülkemize.

Bu kültürel zenginliğiyle dünyada bir dönem bir zamanlar parmakla gösterilen ülkenin içine düştüğü duruma gerçekten çok üzülüyoruz arkadaşlar.

Biz öte yandan şunu da gayet iyi biliyoruz ki, bu hayat pahalılığında genç arkadaşlarımız konserlere, tiyatrolara, müzelere gitmeyi dahi akıllarından geçiremiyor.

Eskiden festivallere, yaşadıkları şehirler dışındaki konserlere giden gençler artık yasaklanmayan bir etkinlik bulmakta güçlük çekiyorlar, bulsalar bile bilet parasını geçin, yol parasını denkleştiremiyor gençler.

Ama inşallah seçimlerden sonraki ilk 6 ayda ne yapacağız? Şu kriz iklimini ortadan kaldıracağız. Gençlerimiz de şöyle rahat bir nefes alacak.

Hatta 18-25 yaş arasındaki gençlerin konser, festival, sergi gibi her türlü kültür-sanat etkinliklerine katılımlarını sağlamak için de bir “Kültür Kart” uygulamasını hayata geçireceğiz.

Biz bunları açıkladıkça birileri hemen kopya çekiyor bakın. Ben buradan tekrar patentini de DEVA Partisi’ne alarak ilan edeyim gençlere “Kültür Kart” vereceğiz.

“Kültür Kart”ın içerisinde sadece kültür ve sanat için harcayabilecekleri bir miktarı da her yıl o karta yükleyeceğiz.

Dolayısıyla gençlerimiz 1 yıl boyunca istedikleri etkinliği seçerek o karta yüklenmiş olan kültür ve sanat desteğini yıl boyunca kullanma imkanına sahip olacaklar.

Tekrar söylüyorum patenti biz de ha.

Ne zaman bir şey açıklasak ya bir başka parti kopya ediyor ya hükümet kopya ediyor. Hatta biz sizden önce zaten yapacaktık getirip yapıyorlar.

Bunun örneklerini sonra veririz. Şimdi konuyu dağıtmayım.

O yüzden “Kültür Kart” geçlere “Kültür Kart”ın patenti DEVA Partisi’nde.

*****

Değerli arkadaşlar,

Türkiye, tarihi ve coğrafyasıyla, doğal olarak kültürel zenginliğe sahip bir ülke.

Sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapmış topraklarda yaşıyoruz biz.

Dünya arkeoloji çalışmalarının hepsinde Türkiye gözbebeği olarak görülüyor.

Tam coğrafyaların kesişme noktası. Avrupa’nın Asya’nın Afrika’nın kesişme noktası.

Karadeniz’in Hazar Denizi’nin Akdeniz’in kesişme noktası.

Ortadoğu’nun Kafkasya’nın Balkanlar’ın kesişme noktası.

Bu kadar zengin bir tarih ve kültür tabi ki bu topraklarda binlerce yıl hatta on bin yıl 12 bin yıl geriye gidiyorsunuz bakıyorsunuz bu topraklar kültüre ev sahipliği yapmış.

Ancak, maalesef sahip olduğumuz doğal kültür zenginliğine, rant ve çıkarlar uğruna, zararlar veriliyor.

Pek çok kültürel miras, restorasyon adı altında katlediliyor. Restore edeceğiz diye bir giriyorlar 500 senelik 800 senelik tarihi eseri neredeyse yıkıp TOKİ gibi yeniden inşa ediyorlar.

Böyle restorasyon olmaz arkadaşlar.

Tarihimiz büyük projeler altında yok oluyor.

İşte en yakın örnek Hasankeyf… Biliyorsunuz, tarihi on binlerce yıl öncesine dayanan, yeryüzündeki en eski yerleşim alanlarından biri olan, çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış olan Hasankeyf, adeta betona gömülmüş durumda.

Ve şimdi de bir diğer kültürel mirasımız olan Peribacaları yol çalışması sebebiyle tahrip ediliyor.

Değerli arkadaşlar, işte biz buna son vereceğiz. Bir Hasankeyf faciası daha yaşamaya tahammülümüz yok.

Tarihi eser ve anıt vasfı taşıyan kültürel miras yapılarımızın daha etkin korunmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının öncülüğünü yapacağız.

Biz, kültür varlıklarımızı ve tarihi birikimimizi koruyup, sonraki nesillere çevre ve doğa zenginliklerimizle beraber aktarmayı hedefliyoruz.

Biliyorsunuz bizim bir nesiller arası adalet kavramımız var. Nesiller arası adalet.

Yani bugün yaşarken tarih mirasını kültür mirasını doğayı çevreyi tahrip edip gelecek nesiller bana ne demeyeceğiz.

Ne yapacağız? Bugün tabiat mirasımızı kültür mirasımızı tarih mirasımızı doğal güzelliklerimizi koruyup gelecek nesillerin onlardan öğrenmesini ve istifade etmesini sağlayacağız.

Projelendirilmiş ya da henüz planlama aşamasında olan baraj, yol, köprü ve altyapı çalışma alanlarında tarih mirasımız kültür mirasımız olabiliyor. İşte bunları var olan mevzuatı, kültür varlıklarının korunması yönünde güncelleyeceğiz.

Çünkü bu ikilem hep hükümetlerin karşısına çıkar.

Diyelim ki önemli bir proje yoldur viyadüktür barajdır şudur budur. Ama bir de bu proje gerçekleştirildiğinde zarar görecek hatta yok olacak tarih ve kültür mirası vardır.

Bunlar arasında hep ikilemler oluşur.

İşte biz bu ikilemi tarih ve kültür mirasımız lehine değiştirecek bir düzenlemeyi de yasaları gözden geçireceğiz.

Yine arkadaşlar, söylemekten mutluluk duyduğumuz bir başka projemiz var. “Plato Kentler”

Bunun da patenti DEVA Partisi’nde.

Rantın henüz tarumar edemediği birbirinden güzel şehirlerimiz var.

“Plato Kentler” statüsüne alacağımız bu kentlerimizin özellikli bölgelerini belirleyerek, yerel yönetimlerle iş birliği içerisinde plato haline getireceğiz.

Yani plato dediğimiz bu film çekme sinema eseri oluşturmaya uygun doğal sinema seti gibi düşünün. O tür yerlere plato deniyor.

Böylece yerel kalkınmaya sinema sektörünün katkısını artıracağız.

*****

Az evvel “Sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış toprakların üzerindeyiz” demiştim.

Sayısız kültürel grubun, sayısız dilin ev sahipliği yapan bu topraklar
Bildiğiniz gibi UNESCO’nun “Tehlike altındaki diller atlası”nda Türkiye’deki 18 dilin de yaşadığı topraklar.

Ve UNESCO bu dillerin yok olma tehlikesiyle ilgili tespit yaptı rapor yayınladı biliyorsunuz.

Dil, mirastır. Bu topraklardaki tüm dilleri yaşatmak bizim boynumuzun borcudur.

Çok kültürlülüğümüzün zenginlik olduğu bilinciyle, işte bu 18 dilin korunması ve bu dillerde kültürel ve sanatsal üretim yapılması için her türlü çabayı göstereceğiz.

Ha ayrıca… DEVA Partisi olduğu müddetçe hiçbir sanatsal, kültürel aktivite yapıldığı dil nedeniyle iptal edilmeyecek arkadaşlar.

Böyle Daha da açık konuşayım; çünkü açık konuşmayınca bazıları duymamazlıktan geliyor.

Kürtçe şarkılarla Türkçe şarkılar, Zaza’ca şarkılar, Arapça şarkılar, aynı sahnelerde, aynı imkanlarla söylenecek. Ve Hep beraber zevkle dinleyeceğiz, eşlik edeceğiz arkadaşlar.

*****

Değerli arkadaşlar,

Her ne kadar iktidar kültür sanat alanını desteklemese de ülkemizde uluslararası başarılar kazanan pek çok sanatçılar var.

Nobel ödüllü yazarımız var. Cannes ödüllü yönetmenimiz var.

Hatta Eurovision ödüllü şarkıcılarımız var. Evet Eurovision.

Uzun zamandır bu ifadeyi bu kelimeyi duymuyoruz değil mi? Ne oldu Eurovision’a diyoruz.

Hatırlayın 97’de Şebnem Paker ve Grup Etnik üçüncülük elde etmişti dünya 3’üncülüğü. 2010’da Manga grubu ikinci olmuştu.

Ve hepimizin aklına kazındığı şovuyla 2003’de Sertab Erener birinci olmuştu.

Değerli arkadaşlar, biz Eurovision’u önemsiyoruz.

Sertab Erener’in “Everywaythat I can” dediği gibi, biz de her türlü çabayı gösterip yeniden Eurovision’a katılacağız. Bunu da buradan ilan ediyorum.

Yani kısacası, Türkiye’yi Avrupa sahnelerine tekrar geri döndüreceğiz.

Bunu hep beraber yapacağız inşallah.

Yine ekrana başına oturup, Türkiye’ye verilen oyları heyecanla izleyeceğiz.

Bu bir özgüven meselesi. Siz Türkiye’yi dünyadan koparırsanız Türkiye’yi Avrupa’dan koparırsanız ondan sonra da ‘ya bu Avrupalılar bizim düşmanımız’ diye de dünya aleme ilan eder kapı kapı dolaşırsanız işte Türkiye’ye böyle izole olmuş en yaygın sanat etkinliklerinden dahi koparmış duruma düşürürsünüz.

İşte biz bunu değiştireceğiz.

Ben bu vesileyle, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz TRT sunucusu Bülent Özveren’i de rahmetle anmak istiyorum. Özveren’in en büyük hayallerinden biri Eurovision’a geri dönmemizdi biliyorsunuz.

İnşallah bunu da gerçekleştireceğiz.

Biz, her daldan sanatçımızı, uluslararası platformlara taşımak için azami gayreti göstereceğiz.

Uluslararası platformlarda ülkemizin temsil edilmesi çok önemli. Bu sebeple kültürel diplomasiye de önem veriyoruz.

Türkiye’nin hikayesini dünyaya anlatmak için yola çıkacağız. Kültür ve sanat alanında yaptığı çalışmalarla öne çıkan ve kendi alanında önemli katkılarda bulunmuş isimlerin, uluslararası kamuoyunda bizi temsil etmesi amacıyla “Kültür Elçileri” programını başlatacağız.

“Kültür Elçileri” bu da patentini aldığımız bir başka proje. “Kültür Elçileri” projesi.

Bu ne demek tarafsız ve objektif bir karar ve seçim yoluyla Türkiye’yi artık tüm dünyada bir Kültür Elçisi olarak temsil etmeye hak kazanmış insanlara bu unvanı vereceğiz. Ve onlar tüm ülkemizi temsilen farklı farklı ülkelerde ülkemizin kültür zenginliğini sanat zenginliğini anlatmak tanıtmak ve güçlü itibarlı bir Türkiye’ye katkıda bulunmak için gidecekler bizi tüm dünyada edecekler ve bu seçilirken ne bir siyasi eğilim ne bir ideoloji. Tamamen bağımsız tarafsız bir heyetin kararıyla bu kültür elçileri belirlenecek.

*****

Değerli basın mensupları,

Ben eylem planımızın genel hatlarını sizlerle paylaşmış oldum.

Bu oldukça kapsamlı bir plan. Dediğim gibi bakın 4 tane seçim beyannamesi ve 4 tane ayrı hükümetin programını yazan ekibin içinde veya başında olan bir insan olarak söylüyorum.

Bugüne kadar böyle bir şey olmadı Türkiye’de. Kültür ve sanat alanında bu kadar kapsamlı takvime bağlanmış gün gün yapılacakların sıralandığı bir çalışma olmadı.

Bunu gerçekten Türkiye’ye kazandırmaktan çok çok mutluyuz. Onur duyuyoruz.

Bu büyük bir emek ve uzun bir çalışma için politikalarımızın biraz sonra ben sözü Helûn Hanım’a devredeceğim. O detaylarını anlatacak.

Ben sadece genel bir çerçeve çizmeye çalışıyorum.

Politikalarımızın tabi hedefinde “Özgür, eşit ve yaygın Kültür-Sanat yaşamıyla kalkınan bir Türkiye” var.

İnanıyorum ki, kültür ve sanat alanında gerçekleştireceğimiz atılım; özgür, zengin ve mutlu Türkiye hayalimize bizi daha yaklaştıracak.

Ben şimdi sözü, eylem planımızın detaylarını paylaşmak üzere, Kültür, Sanat ve Turizm Politikaları Başkanımız Sayın Münevver Helûn Fırat’a bırakıyorum.

Katılımınız için hepinize tek tek teşekkür ediyorum.

20 Ekim 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Madencilik ve Enerji Eylem Planı Konuşması

Madencilik ve Enerji Eylem Planı
 
Kıymetli basın mensupları,
 
Değerli konuklar,
 
Değerli çalışma arkadaşlarım,
 
Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,
 
Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum, partimizin Madencilik ve Enerji Eylem Planını açıklayacağımız basın toplantısına hoş geldiniz diyorum.
 
*****
 
Acı günlerin ortasındayız. 
  
Geçtiğimiz cuma günü, 6 gün önce, Amasra’daki faciada 41 madenci kardeşimizi kaybettik.
 
Acımız büyük. Çok üzgünüz. Ülkece üzüntümüzü tarif edecek kelimeler bulamıyoruz. 
 
Ne zaman konu açılsa gerçekten boğazımız düğümleniyor.
 
Bir kere daha huzurunuzda acılı ailelere başsağlığı ve Allah’tan bol sabır temenni ediyorum. Mekanları cennet olsun.
 
Her bir canımızın apayrı bir yaşam öyküsü vardı. Her birisinin sevdikleri vardı. Her birisi hayali olan insanlardı.
 
Hepsine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. 
 
Biliyorsunuz, geçtiğimiz cumartesi günü önceden planladığımız bir Erzurum Mitingi vardı. 
 
Arkadaşlarımız gerçekten yoğun bir hazırlık yaptılar ve tüm Erzurum’da çok ciddi bir hareketlenme olmuştu.  Ama biz Cuma Erzurum’a vardıktan sonra haberleri almaya başladık. Cumartesi sabah tablo net ortaya çıktıktan sonra Erzurum mitingimizi iptal etme kararı aldık. 
 
Mitingin ardından yaptığım kısa açıklamada da ifade etmiştim; kaybettiğimiz canları sadece sayıyla ifade etmek gerçekten gücümüze gidiyor.
 
Çünkü her bir kayıp canın ayrı hayat hikâyesi var, ayrı ayrı sevdikleri var. Her biri; birinin babası, birinin kardeşi, birinin oğlu, birinin arkadaşı, birinin eşi... 
 
Cumartesi günü Erzurum’dayken açıklanan isimler henüz tamamlanmamıştı. 
 
Sayı aşağı yukarı belli olmuştu kayıp sayımız fakat isimlerin hepsi açıklanmamıştı. 
 
Şimdi ben her birini isimleriyle tek tek anmak istiyorum:
 
Ali Doğru, Aziz Köse, 
Berkay Kesim, Berkay Pınaroğlu,
Burçin Saban, Deniz Baysal, 
Emrah Kaval, Emrah Kaya, 
Enes Aydın, Ercan Akdeniz, 
Ercan Saraç, Ferhat Poyraz, 
Fikret Kansız, Gökhan Mercan, 
Gürdal Serenli, İbrahim Köse, 
Mehmet Bulut, Mehmet Kara, 
Murat Ergin, Murat Öztan, 
Mustafa Can Yıldırım, Mustafa Çelik,
Okan Akgül, Orhan Altun, 
Öner Yıldız, Rahman Özçelik, 
Ramazan Özer, Rasim Bulut, 
Remzi Özçelik, Rıdvan Acet, 
Sabri Akdere, Selçuk Ayvaz, 
Serhat Kahraman, Serkan Nakaş, 
Soner Ak, Suat Demirkıran, 
Şaban Yıldırım, Şuayip Okul, 
Yasin Çelik, Yener Saygın, 
ve Yusuf Özerkan
 
Bir kez daha, her birini rahmetle anıyor, tüm ülkemize başımız sağ olsun diyorum. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Facianın ertesi günü, pazar günü Amasra’daydık. Ailelerin acılarını paylaştık. Ağıtları dinledik.
 
Hayatlarını kaybedenlerin eşleriyle, analarıyla, babalarıyla, kardeşleriyle acılarını paylaştık. Arkadaşlarıyla buluştuk, dertleştik. 
 
Cenazelerden geliyoruz.
 
Kederliyiz, üzgünüz.
 
Evet; madencilik insanlığın en tehlikeli mesleklerinden birisi.
 
Çalışanlar; yanma tehlikesiyle, yaralanma tehlikesiyle, ölüm tehlikesiyle yaşayarak hayatlarını kazanıyorlar.
 
Aileleri nefes alsın diye, her gün kendileri akciğerlerini tüketiyorlar.
 
Yerin yüzlerce metre altında ekmeklerini taştan çıkarırken, sürekli ölüm tehlikesiyle baş başalar. 
 
Maalesef, son 40 yılda, bini aşkın madencisini, görevi başındayken kaybeden bir ülkeyiz.
 
Ben bundan tam 1 sene önce Zonguldak’taki bir kömür madenine indim. Böyle bir 8-10 arkadaşımızla beraber.
 
Ta en uç damarlara kadar girdik. Ve gerçekten yerin altında o kömür damarı nereye doğru gidiyorsa o damarı takip eden ve bitmeyen bir yer altında yolculuk söz konusu. 
 
Ve o damarların en ucunda en dar alanlarında bazen kazmayla bazen kompresörle arkadaşlarımız çalışarak hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar. 
 
Zor bir meslek.
 
Ama biz bu ölümlerle yaşamaya alışamayız arkadaşlar. 
 
Madencilik ile ölümü eşitleyemeyiz. 
 
Onun için bugün güçlü bir şekilde “İtirazımız var” diyoruz. 
 
Geçmişten ders çıkarılmamasına itiraz ediyoruz.
 
İş güvenliğini yok sayan çalışma sistemine itiraz ediyoruz.
 
İnsanların; tedbirsizlikten, denetimsizlikten göz göre göre ölmelerine itiraz ediyoruz.
  
Önlenebilir kazaların ardından, yargılamaların adil olmamasına itiraz ediyoruz. 
 
Cumhurbaşkanının 2022 yılında çıkıp, ta 1906 yılında Fransa’da olan bir maden faciasını örnek göstermesine itiraz ediyoruz.
 
“Kader” gibi, “fıtrat” gibi önemli kavramların istismar edilmesine itiraz ediyoruz. 
 
Değmez arkadaşlar bakın gerçekten değmez.
 
Dün gördük. Ülkenin cumhurbaşkanı, partisinin grup toplantısında, “Ben kaza ve kadere iman etmiş bir insanım” diyor. 
 
Eyvallah.
 
Ama böyle bir ortamda da karşısındakiler iştahla alkışlıyor.
 
Bir sakin olun ya... Bir mahcup olun. İnsanların kutsallarını istismar etmenin şu an sırası değil.
 
Hepimiz kadere inanıyoruz. Hepimiz kazaya inanıyoruz ama olayın sadece bu çerçeveden sunulup hiçbir şey yokmuş gibi hükümetin bu işte hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi elini sabunlayıp çıkmasına da itirazımız var. 
 
41 cenazemiz var ve acımız taptaze.
 
Yönetimin başındaki kişinin, birilerini dinsizlikle suçlamadan önce şunlara cevap vermesi lazım:
 
Çünkü ne yapıyor? Dikkat edin hep kutuplaştırıyor. 
 
Yani biz inananlarız diyor bizi eleştiren adeta inanmayan demeye getiriyor. 
 
Biz kadere ve kazaya inanıyoruz diyor bizi kim eleştiriyorsa demek ki onlar inanmıyor demeye getiriyor. 
 
Böyle bir şey olur mu yahu? Gerçekten ayıp. 
 
“Madenciler neden öldü?” , “Neden ölümler önlenmedi?” diye biz burada soruyoruz. 
 
Raporları neden dikkate alınmadı? Neden uyarılara kulak asılmadı diye soruyoruz. Buna cevap verin diyoruz.
 
İşi hemen “kader”, “fıtrat” çerçevesine sokmadan siz önce bir sorun, soruşturun.
 
“Acaba tedbirde bir kusur var mıydı?” diye bir denetlemeyi önce tamamlayın ondan sonra konuşun yahu. 
 
Şu acı günlerde bari kutuplaştırmayı, ötekileştirmeyi bir kenara bırakın milletçe hep beraber acıyı paylaşma gününde bu ülkeyi siz inanan inanmayan diye siz ayırmaya kalkamazsınız. 
 
Buna haddiniz yok.
 
Bakın değerli arkadaşlar, 
 
Dünkü grup konuşmasında Cumhurbaşkanı bu kazada taraf olmuştur. 
 
Uzun uzun tedbirleri okuyor kürsüden. Şu tedbiri aldık bu tedbiri aldık diye. 
 
Bu tedbiri aldık şu tedbiri aldık diye sen kürsüden açıklama yaptıktan sonra bu işi soruşturan savcıların elini kolunu bağlıyorsun yahu.
 
Taraf oluyorsun çünkü. 
 
Burada yapılması gereken derhal ama derhal bu işin başındakilerin hemen görevden el çektirilmesi ve soruşturmanın tarafsız, bağımsız bir şekilde yapılması.
 
Bu işin yöntemi bu.
 
Hatırlayın eskiden demokrasimizin daha iyi olduğu dönemlerde soruşturmanın selameti için görevden el çektirmek diye bir kavram vardı. Bir hatırlayın. 
 
Bakın son zamanlarda bunların tamamı unutuldu. Tamamı unutuldu. 
 
Ya siz o işten sorumluları hala görevde tutarsanız delilleri karartmaya kadar işlemler orada yapılabilir. 
 
Çok temel bir hukuk kaidesi çok temel bir bağımsız tarafsız yargı süreci kaidesidir bu. 
 
Bırakın öyle istifa ettirmeyi, görevden geçici el çektirmeyi, ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor şu tedbiri almıştık, bu tedbiri almıştık.
 
Adeta ne demeye getiriyor. Ya bizim suçumuz yok kader diyor fıtrat diyor işi o çerçeveye oturtup geri çekiliyor.
 
Biz buna izin vermeyeceğiz. 
 
Bu işin üzerine üzerine gideceğiz. 
 
Bakın ben pazar günü maden alanında yaptığım açıklamada ne demiştim? Mutlaka demiştim bir araştırma komisyonu kurulması lazım. Hemen ve mecliste bu işin tarafsız bağımsız bir sürecin hemen başlaması lazım demiştim. 
 
Bizim arkadaşlarımız pazartesi sabahı bu hazırlığı yaparken baktık iktidar partisi bu işin sonu kötü ön alıp hemen kendisi araştırma komisyonuyla ilgili bir teklifte bulundu. 
 
Şimdi orada bu işin rahat bir şekilde ele alınıp iyi incelenmesi gerekiyor. Üzerine gidilmesi gerekiyor.
 
Çünkü olanlardan ders alacağız ki bir daha tekrar edilmesin. 
 
Burada bir sıkıntı var bir sorun var. 
 
Bir patlama oldu yahu. Bunu bir sebebini önce inceleyin bulun. 
 
Nedir? Kusur nerede, nasıl. Bir önce inceleyin. 
 
İşte arkadaşlar biz bu yönetim zihniyetine itiraz ediyoruz.  
 
Biz sadece itiraz etmekle kalmıyoruz. Aynı zamanda ilan da ediyoruz.
 
Madenci ölümleri, Türkiye’nin üstünde bir kara lekedir. Ve biz bu lekeyi inşallah sileceğiz.
 
Hep beraber sileceğiz. 
 
Nasıl sileceğimizi inşallah Candan Bey birazdan madde madde açıklayacak.
 
Çünkü biz sadece durum tespitiyle kalmıyoruz arkadaşlar. Biz çözümlerimizi de ortaya koyuyoruz. 
 
Ve uzun süredir üzerinde çalıştığımız bir eylem planı var Madencilik ve Enerji Eylem Planı. Madencilik Eylem Planı’nda da bu kazalar tekrar olmasın diye ne yapılacağını açık açık açık ortaya koymuş durumdayız.
 
Çok kapsamlı bir çalışma ve bunu biraz sonra sizlerle paylaşacağız.
 
Tabi burada mesele madencilik olunca öncelikle işin her yönüne bakmamız gerekiyor. Her açıdan meseleye yaklaşmamız gerekiyor. 
 
Ve meselenin bir iş güvenliği var perspektifi var bir can güvenliği perspektifi var, çevre perspektifi var. 
 
Çünkü bugün madencilik dendiğinde eşittir çevre katliamı olarak da bir tablo karşımıza çıkıyor.
 
Dolayısıyla biz altını çiziyorum: Emekçilerin can verdiği bu madencilik sistemine son vereceğiz.
 
Çevrenin yok edildiği bu madencilik sistemine de son vereceğiz.
 
Bu amaçla, iktidarımızın ilk 6 ayında “Sorumlu Madencilik İlkeleri”ni Türkiye’ye getireceğiz.
 
Özellikle bakın “getireceğiz” diyorum.
 
Kimse kusura bakmasın, her konuda “yerli ve millî” kılıfı içerisine abuk sabuk işeri doldurup millete dayatma dönemini sona erdireceğiz.  
 
Dünyayla uyumlu olmayan dünyadan kopuk, dünyanın en iyi örneklerini uygulamayıp yerli milli kılıfı içerisine sokup milli madencilik milli kurallar dediğinizde başınıza ne geldiğini görüyorsun işte yaşıyorsunuz. 
 
Biz bakacağız: Madencilik sektöründe en öndeki ülkeler hangileri? Kanada mı? Amerika mı? Almanya mı? Avustralya mı? Neresiyse ama dikkat edin bunların hepsi demokrasinin ileri olduğu ülkeler demokrasi ileri buralarda. 
Demokrasi endeksinde hangi ülke en yukardaysa o ülkede madencilik ölümleri en dipte. 
 
Dün bir de çıkmış Sayın Erdoğan ölüm rakamlarını veriyor. 
 
Ya oradaki üretim rakamlarını sen niye vermiyorsun arkadaş? 
 
Bizim kaç katı üretim yapan o ülkeler. Bizim kaç katı üretim yapıyorlar kaza ve ölüm sayıları orada, e bizim üretimimize göre bakın istatistikler bir facia. 
 
Bu kadar az üretime bu kadar yüksek sayıda kaza bu kadar az üretime bu kadar yüksek sayıda ölüm böyle bir şey yok. 
 
İşte biz en iyiyi örnek almak zorundayız.
 
Ve o en iyi bu işin en iyi yürüdüğü ülkeler ne yapıyorsa tedbir konusunda alacağız buraya getireceğiz.  
 
Maden kazalarının istisna olduğu, insana değer verilen ve çevreye değer verilen ülkelerin kurallarını örnek almak bir fazilettir.
 
Bilmiyorsan öğreneceksin. 
 
Ne demiş? İlim Çin’de de olsa git öğren demiş değil mi? 
 
Öyle yerli milli deyip de milli kurallar bizim kurallar deyip daha fazla can kaybına bizim tahammülümüz yok. 
 
Ve arkadaşlar, en önemlisi, denetim mekanizmalarını sağlamlaştıracağız.
 
Bağımsız denetimi esas alacağız.
 
Tam demokrasi hedefimizden de taviz vermeyeceğiz.
 
Çünkü arkadaşlar demokrasi hayat kurtarır. 
 
Evet, tam demokrasi hayat kurtarır. Niye? Çünkü tam demokraside bağımsız denetim vardır da ondan.
 
Tam demokraside güçler ayrımı vardır. Tam demokraside yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsız çalışır. 
 
Yargı yürütmenin etkisi altında kalmadan denetimini yapar. 
 
Yargı hükümetin etkisi altında kalmadan olayı soruşturur mahkeme süreçleri işler. 
 
Geçmişten ders alınca da gelecekte hatalar kazalar tekrar etmez. 
 
Olsa bile miktarlar çok düşer. Kaza sayıları çok düşer ölüm sayıları çok düşer. 
 
Onun için tam demokrasi diyoruz. Onun için tam demokrasi hayat kurtarır diyoruz. 
 
*****
 
Değerli arkadaşlar,
 
Ben çok fazla detaylara girmeden birazdan sözü Candan Beye devredeceğim. Ancak birkaç hususun daha altını çizmek istiyorum.
 
Eylem planlarımızı hayata geçirdikten sonra, inanıyorum ki, madenciliği sadece ekonomimize sunduğu katkılarla konuşacağız.
 
Evet ülkemizin değeridir yer altındaki varlıklarımız.  Bu değeri açığa çıkartmak ülkemizin refahı açısından önemlidir. 85 milyonun refahı açısından önemlidir ama bunu yaparken hem iş sağlığı ve güvenliğini tam sağlam tedbirlere bağlamamız gerekiyor hem de çevreye duyarlı çevreye zarar vermeden bu işi yapmamız gerekiyor.
 
İşte bu kapsamda, madenciliğe dayalı sanayimizi stratejik bir sektör olarak tanımlamamız gerekecek.
 
Böylece hem ihracatımızı hem de istihdamımızı artıracağız.
  
Değerli arkadaşlarım,
 
Değerli basın mensupları,
 
Bugün açıkladığımız çözümlerimiz sadece madencilik ile sınırlı değil. Enerji alanında da topyekûn bir atılım yapmayı hedefliyoruz.
 
Yani bugünkü eylem planımız biliyorsunuz Madencilik ve Enerji Eylem Planı. 
 
Şu ana kadar konuştuklarım ağırlıklı olarak işin madencilik boyutuydu. 
 
Şimdi de enerji konusuna gelmek istiyorum. 
 
Ve biliyorsunuz, Beştepe’nin en çok istismar ettiği konulardan birisi bu enerji konusu.
 
Tarihimizin en uzun süre bakanlık yapmış insanlarından biri olarak söylüyorum bakın: Ülkemizin şu anda bir Enerji Bakanlığı yok. Enerjiyi değil, algıyı yöneten bir hükümet var şu an Türkiye’de. 
 
Yetki zaten Algıları Ayarlama Enstitüsü olarak çalışan İletişim Başkanlığı’nda. Sürekli bir propaganda makinesi çalışıyor.
 
Gerçek bilgiye ulaşmak gerçeği anlamak hemen hemen artık mümkün değil. 
 
Çünkü hükümetin söylediğine açıkladığına güven yok. 
 
Bugün alışverişe giden her insanın yaşadığı enflasyonu gerçeğinden farklı olarak açıklayan bir TÜİK’e ya da hükümetin diğer birimlerine güven yok. 
 
Geçtiğimiz hafta Beştepe’dekiler, her 100 liralık elektrik ve doğal gaz faturasının 80 lirasını üstlendiklerini söylediler.
 
Bakın biz üstleniyoruz diyor. 
 
Sanki Beştepe kendi cebinden ödüyor gibi. 
 
Ya siz nereden ödüyorsunuz o parayı? 
 
O her 100 liralık elektrik faturasının doğalgaz faturasının 80’ini biz üstleniyoruz diyor. 
 
E çıkarsınlar hesapları göstersinler.
 
Kim ödüyor yahu o yüzde 80’i? 
 
Siz o yüzde 80’i de bu milletten topladığınız vergilerden ödüyorsunuz kusura bakmayın yani. 
 
Bu milletten vergiyi topluyorsunuz milletten topladığınız vergiyle tekrar o doğalgazın yüzde 80’ini süspanse ediyorsunuz.  
 
Bu milletin parası arkadaşlar, sizin bizim her birimizin ödediği vergiler bunlar. 
 
Asgari ücretlinin çalışırken ödediği vergi bu. 
 
Evine şöyle bir yarım kilo peynir alanın alışveriş yaparken ödediği KDV o.
 
Oralardan birikiyor bu paralar. 
 
Süspansiyon oradan sağlanıyor.
 
Biz üsteniyormuşuz. Lafa bak. Biz...
 
Kimsin sen yahu? 
 
Sen bu ülkenin vergisini toplayıp vergiden bunları ödüyorsun kimse kimseyi kandırmasın. 
 
Sanki devletin büyük petrol kaynakları var Petrolü satıyor devletin eline petrol geliri geçiyor da onu dağıtıyor. 
 
Bunu yapan ülkeler var ama Türkiye’nin böyle bir imkânı yok. 
 
Türkiye hala enerjiyi ithal etmek zorunda olan bir ülke. 
 
Demek ki devletin her bir kuruş bütçe geliri yine bu milletten toplanan para. 
 
Kimse bunu sanki bir “hayır işliyor” gibi anlatmasın.
 
*****
  
Değerli arkadaşlar,
 
Bu hükümet, artık kalmayınca, sadece boş propaganda ile şu anda gemiyi yürütmeye devam ediyor.
 
Boş propaganda. 
 
Gerçek hayatta başarısız oldular.
 
Şimdi hayal alemini kurtarmaya çalışıyorlar.
 
Fakat bu mesele, ciddi bir mesele. Gerçekçi ve akılcı çözümler isteyen bir mesele.
 
Biz de enerjide atılım hedefimizi tam da bu çerçevede hazırladık.
 
İddialı bir eylem planı hazırladık.
 
Enerji piyasalarını özgürleştireceğiz arkadaşlar ve Rekabetin önünü açacağız.
 
Enerji sektörü, hükümete yakın olanın kazandığı, uzak duranların zarar ettiği bir sektör olmayacak artık.
 
Çünkü bakın dikkat edin enerjide de madencilikte de Beştepe’ye yakınsanız işleriniz tıkırında. 
 
Beştepe’ye uzaksanız para kazanmak mümkün değil. Tam tersine zarar.
 
Batan şirketler var, iflas edenler var kredi borcunu ödeyemeyen şirketler var madencilikte de enerjide de. 
 
Ama Beştepe’ye yakınsanız işler yürüyor.
 
Biz işte bu düzensizliğe son vereceğiz. 
 
Adil ve şeffaf bir anlayışla bu sektörün düzenlemesini ve denetlemesini gerçekleştireceğiz. 
 
Gerçek anlamda fırsat eşitliğini sağlayacağız. 
 
Herkes hak ettiğini alacak.
 
Ve öngörülebilir bir sektör oluşturabileceğiz öngörülebilir. 
 
Siz insanlara milyarlarca dolar yatırım yaptırıyorsunuz arkasından kuralları bir değiştiriyorsunuz insanlar kredi borcunu ödeyemeyecek hale geliyor.
 
‘Ya siz ne yapıyorsunuz arkadaş ben size güvendim sizin bu kurallarınıza güvendim yatırım yaptım şimdi siz kuralları düzenlemeleri değiştiriyorsunuz benim yatırımımı zarar eder hale getiriyorsunuz.’ Bunu soruyor yatırımcı. Cevap ne? ‘Sen özel sektörsün riskine katlanacaksın. Bana sordun da mı bu yatırımı yaptın.’
 
Bakın bunlar gerçek cevaplar ha. Bunlar bizzat sektörün içindekilerin bize anlattığı olaylar. 
 
‘Sen özel sektörsün riskine katlanacaksın.’
 
Sen devlet olarak yerinde sağlam durma devlet olarak durmadan kuralları değiştir oyun sahasını durmadan bir o tarafa bir bu taraf bük sonra ‘E sen özel sektörsün riskine katlan’ 
 
Kusura bakmayın bu ülkedeki özel sektör sizin keyfiliğinize katlanmak zorunda değil yahu. 
 
Buraya yatırım yapmak zorunda da değil. 
 
İmkânı olan gider o zaman ne yapar? Başka ülkelere yatırım yapar.
 
Şu anda da harıl harıl inanın bu oluyor yahu. 
 
İnanın içimiz kan ağlıyor.
 
Bu ülkenin imkânı olan yatırımcıları gidiyor artık başka ülkelere yatırım yapıyorlar. 
 
Başka ülkelerin gençlerine istihdam sağlıyorlar. 
 
Bakın arkadaşlar biz sosyal devletin gereği neyse bunu da yerine getirmeye devam edeceğiz. 
 
Biz Hiçbir vatandaşımızın faturalar nedeniyle geçim sıkıntısı çekmeyeceğini söylüyoruz.
 
Elektrik ve doğalgaz faturalarında dar gelirli ailelere indirimli tarife uygulayacağız. Yani özelikle küçük hanelerde küçük konutlarda az tüketen ailelerde ve ihtiyacı olan ailelerde asgari gelir desteği projemizle de bu konuyu entegre edip çözümler sunacağız vatandaşımıza.
 
Kimse ay sonu faturalarını nasıl ödeyeceğim diye düşünmeyecek.
 
Aynı zamanda bu faturaları şeffaflaştıracağız.
 
Elektrik ve doğal gaz faturalarına, faturanın detaylarını açık açık yazacağız. Eline faturayı alan vatandaş neye, ne kadar ödediğini açıkça görecek. Şeffaflık çok önemli.
 
Şeffaflık yoksa işler karanlıkta tutuluyorsa bilin ki orada bir üç kâğıt var. 
 
Açık söylüyorum.
 
Eğer doğruysan açık yap. 
 
Doğru hesaptan kaçar mı yahu.
 
Yaptığın iş doğruysa açık şeffaf yap. 
 
Bir şeyleri örtüyorsan açıklamıyorsan demek ki orada kaçamak bir iş var bir üç kâğıt var. 
 
*****
 
Değerli konuklar,
 
Elektrik üretiminde önümüze somut hedefler koymuş durumdayız. 
 
Bakın İktidarımızın ikinci dönemi bitmeden önce rüzgâr ve jeotermal enerjinin toplam enerji üretimindeki payını yüzde 30’a yükselteceğiz.
 
Gerçekten bu çevre açısından son derece önemli bir adım olacak. 
 
Başarıyla tamamlamaya kararlı olduğumuz bu stratejik hedefimizi çok boyutlu olarak ele alıyoruz.
 
Bildiğiniz gibi enerjide dışa bağımlılık ülkemizin hareket alanını oldukça daraltıyor. Ve bakın dışa bağımlılıkta çeşitlendirme şart arkadaşlar.
 
Yani yumurtanın hepsini bir sepete koymayacaksın.
 
Mesele enerjiyse enerji tedarik ettiğin ülkeleri ve coğrafyayı çeşitlendireceksin. 
 
Tek bir ülkeye daha fazla daha fazla daha fazla bağımlı kalmak Türkiye’nin yarınları açısından büyük bir risktir. 
 
Durmadan yeni enerji projesi açıklayanlara ben buradan tekrar duyuruyorum, uyarıyorum. 
 
Tek bir ülkeye daha fazla daha fazla daha fazla bağlanacak projeleri sürekli getiriyorlar bakın. 
 
Onun için dikkat etmemiz gerekiyor. 
 
Yumurtanın hepsini bir sepete koymamamız gerekiyor. 
 
Çünkü milli egemenlik diyorsak bağımsız bir Türkiye diyorsak işte ekonomide de enerjide de kaynak çeşitliğine gitmek sorundasınız. 
 
Yoksa bağımlı hale gelirsiniz. 
 
Çünkü bu Dış politikada yapılan hataların bedelini arkadaşlar 85 milyon ödüyor.
 
Bakın burada Bir noktanın daha altını çizmek istiyorum.
 
Sağda solda kara propaganda yapmasınlar diye özellikle söylüyorum.
 
DEVA Partisi iktidarında, doğal gaz ve petrol arama, sondaj ve üretim faaliyetlerine daha da önem vereceğiz.
 
Şu anda yapılanın kat kat daha fazlasını biz yapacağız. 
 
Ve kendi imkanlarımızı daha çok devreye sokarak. Ama şeffaf açık bir şekilde yapacağız. 
 
Ne yapıyorsak milletin gözü önünde yapacağız. 
 
Olmayanı var gibi gösterme 1 birimliği 10 birim 100 birim gibi gösterme böyle bir şey olmayacak. 
 
Bu sürece biz sadece hız değil, akıl da kazandıracağız akıl.
 
Hakiki faaliyetlerle enerjide atılım gerçekleştireceğiz.
 
Bakın Bir örnek vereceğim. Dış politikadaki bu savrukluğun bu keyfiliğin bize çok ciddi bir maliyeti var. 
 
Şu an Beştepe harıl harıl Mısır’la ilişkileri düzeltmeye çalışıyor değil mi? Ah keşke diyor şu Sisi bir elimi sıksa diyor.
 
Elini sıkmam masasına oturmam dediği Sisi’nin şu an Beştepe peşinde koşuyor. 
 
Şu anda durum bu. 
 
Yapmadıkları şey, vermedikleri taviz kalmadı. 
 
Ama Olan 85 milyona oldu.
 
Niye?
 
Tüm bu kavga gürültü sonunda Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölge paylaşımı şu anda Türkiye’nin aleyhine işliyor arkadaşlar.
 
Türkiye burada yalnızlaştı. 
 
Ne oldu?
 
Sen Mısır’ı düşman ilan edince dünya aleme ‘Bu benim düşmanımdır’ deyince Mısır da tuttu ‘Madem Türkiye beni düşman belledi ben de giderim Rumlarla konuşurum dedi, İsrail’le konuşurum dedi, Yunanistan’la konuşurum dedi. 
 
Bakın Akdeniz’deki haritayı gözünüzün önüne getirin Mısır var Akdeniz’e en uzun kıyısı olan ülkelerden bir tanesi, bir tarafta İsrail var Kıbrıs Rum Kesimi var Yunanistan var ve aralarında yaptıkları anlaşmalarla Akdeniz’i paylaşıyorlar arkadaşlar. 
 
Ve bizim aleyhimize paylaşıyorlar.
 
Türkiye’de ne yapmak zorunda kalıyor. Bir arama gemisi gönderiyor peşine iki tane savaş gemisi takıyor. 
 
Ya buralarda durun benimde hakkım olabilir falan filan. 
 
Sen konuşmazsan sırf kuru bir inat için bir ülkeyle Mısır gibi önemli bir ülkeyle arayı bozarsan işte döner dolaşır kaybolan haklarını yeniden kazanmak için kıvranır durusun.
 
İşte dış politikadaki bu keyfilik bir kişiye odaklı, bir kişinin duygularına dürtülerine odaklı bir hareketin neye mal olduğunu şu anda görüyoruz. 
 
Akdeniz’de büyük enerji kaynakları var evet. Ve Akdeniz’deki bu büyük enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasının en ekonomik yolu da Türkiye’den geçiyor arkadaşlar. 
 
Haritayı koyun çok basit.
 
Yani Doğu Akdeniz’de ne kadar enerji kaynağı varsa denizin dibinde bunun Avrupa’ya ulaşmasının yolu Türkiye. 
 
Başka yollar çok pahalı, çok uzun. Olmuyor. 
 
Ama sen ilişkiyi bozarsan işte o Türkiye’nin önemli rolünü yerine getiremezsin. 
 
Hem kendi enerji kaynaklarına ulaşamazsın ihtilaflar yüzünden hem de şu anda Avrupa büyük bir enerji krizi yaşıyor bu bağımlılık yüzünden. Tek bir kaynağa bağımlılık yüzünden. Ve Avrupa’nın enerji bağımlılığını azaltmakta, Avrupa’nın enerji çeşitliliğini kaynak çeşitliliğini sağlamak da Türkiye’nin çok önemli rolü fonksiyonu var bakın.
 
Bu kadar önemli rol ve fonksiyon bir kişinin kuru inadına, ‘Ben onun elini sıkamam’ inadına feda edilmiş durumda yahu. 
 
Gerçekten şu büyük meseleye bakın bir de bu tek adam sisteminin Türkiye’ye verdiği zarara bakın. 
 
Bu Beştepe’nin fevri tavırları nedeniyle burnumuzun dibindeki Akdeniz’in kaynaklarından yararlanamıyoruz şu anda. 
 
Öyle araştırma gemisi takıp onunda peşine iki tane savaş gemisiyle sadece araştırma yapabilme sondaj falan yok ha, araştırma yapabilme gerçekten şu anda Türkiye için yeterli bir şey değildir.
 
Bir an önce bir an önce Akdeniz’e münhasır ülkeler hızla belirlenmeli Türkiye hakkını almalı ve kendi hakkı olan bölgede de derhal sadece keşif araştırma değil artık sondaj rezerv bulma çalışmalarına hızlı bir şekilde mutlaka girmelidir. 
 
İşte arkadaşlar biz bu akılsızlığa son vereceğiz.
 
Dış politikada akılcı ve barışçıl politika izleyeceğiz.
 
Böylece hem Akdeniz’in hem de Karadeniz’in kaynaklarından bol bol istifade edeceğiz.
 
Geçtiğimiz hafta Dış Politika eylem planımızı sizlerle paylaştık. Orada da bu taahhütlerimizi açık açık ortaya koyduk. 13 nolu eylem planımız biliyorsunuz. 
 
Ayrıca, Avrupa Birliği istikametinde yürüyeceğimizin de sözünü verdik.
 
Niye Avrupa Birliği?
 
E çünkü bakıyorsunuz dünyada en ileri demokrasi şu anda Avrupa ülkelerinde var. 
 
Gençler bakın nereye gitmek istiyor? Türkiye’deki gençler ağırlıklı olarak, maden kazlarının çok olduğu ülkelerin şimdi adlarını saymayayım oralara gitmek isteyen gencimiz pek yok değil mi? 
 
Maden kazalarının az olduğu ülkelere gidiyorlar. Maden kazası az diye değil orada demokrasi olduğu için orada özgürlük olduğu için orada insan haklarına saygı duyulduğu için orada insana değer verildiği için gençlerimiz oralara doğru gitmek istiyor.
 
E biz de ne diyoruz? Gençler nereye biz oraya. 
 
Biz Türkiye’yi işte o Avrupa Birliği standartlarına yükselteceğiz. 
 
Gençlerimizin gitmek istediği ülkeler gibi yapacağız Türkiye’yi. 
 
O yüksek standartları gençlerimize kendi ülkesinde sağlayacağız. 
 
Ve çok açık. Kim ne derse desin bizim bu konudaki istikametimiz net. 
 
Aslında biz buna, “Kaldığımız yerden devam edeceğiz” desek belki daha doğru. 
 
Çünkü hatırlarsanız, ben Türkiye’nin ilk Avrupa Birliği Bakanıyım.  Avrupa Birliği Başmüzakerecisiyim. 
 
Ve o dönemde 3 yıl gibi kısa bir sürede tam 10 faslı müzakereyi açtık bakın 10 tane fasıl. 
 
3 yılda 10 tane faslı açtık aradan geçen toplam 14 yıllık sürede sadece 6 fasıl açılabildi.
 
3 yılda 10 fasıl 14 yılda 6 fasıl. İşin hızını görüyorsunuz değil mi? 
 
Ve diğerlerinin de bu 10 faslı açtık diğerler fasılların da açılamasını hazır hale getirmek için bütün planımızı programımızı yaptık. 
 
Kalın kitap yayınladık. Avrupa Birliği  Müktesebatına uyum programı diye. 
 
Evet artık be n ayrılıyorum ekonomide ihtiyaç var ve bizden sonra bu işi devam ettirecek arkadaşlara dedik ki plan program bu, günler bu, yapılacak bu, ev ödeviniz bu dedik verdik ama çalışkan öğrencilerin yapması başka tembel öğrencilerin yapması başka. 
 
Olmadı yürümedi.
 
Ha Avrupa Birliği tarafında a sorunlar çıktı. Evet orada da sorunlar var, orada da maalesef denge bozuldu.
 
2008-2009’dan sonra bambaşka yerlere doğru gitmeye başladı işler ama bu bizim şu anda irademiz arkadaşlar. 
 
Avrupa Birliği’ne üye olalım ya da olmayalım umurumuzda değil ama Avrupa Birliği standartlarına ulaşmak bizim umurumuzda. O standartlara ulaşmak 85 milyonun hayat kalitesini artıracak 85 milyonun yaşam standardını ileriye doğru götürecek.  
 
Onun için biz ne diyoruz? İlla Avrupa Birliği üyeliği demiyoruz bakın ama Avrupa Birliği üyeliği için gereken standartlara Türkiye’yi ulaştıralım diyoruz. 
 
Üyelik zaten peşinden gelir inanın. 
 
Türkiye bir güçlensin onlar gelecek kapımıza.
 
‘Siz güçlüsünüz zenginsiniz arkadaş gelin beraber olalım’ diyecekler. 
 
Bizim gücümüzden zenginliğimizden istifade etmeye çalışacaklar gün gelecek.
 
İnanın bunu göreceğiz bakın. Bunlar şimdi kayda geçiyor. Tarihe kayıt düşüyoruz.
 
Gün gelecek Avrupalılar Türkiye’nin gücünden zenginliğinden istifade etmek için bizi üye yapmak için çaba gösterecekler.
 
Yeter ki biz önce oralara ulaşalım.  O özgürlük seviyesine o refah seviyesine ulaşalım onlar bize gelecek. 
 
Değerli arkadaşlar, 
 
Bakın DEVA Partisi iktidarında Avrupa Birliği’yle donmuş ilişkilerimizi biz ısıtacağız ve Yeni fasıllar açmak için de her türlü gayreti göstereceğiz.  
 
İşte bunlardan bir tanesi de Enerji Faslı olacak.
 
Biliyorsunuz 33 fasıldan bir tanesi enerji. O faslın açılması çok önemlidir. 
 
Avrupa da bundan büyük istifade eder. Türkiye’nin de bu lehinedir.
 
Dolayısıyla bu enerji başlığının enerji faslının açılması Avrupa Birliği müzakerelerinde çok çok önemli bir konu diyorum ve artık sözü eylem planlarımızın detayını sizlerle paylaşmak üzere, Tarım, Enerji ve Ulaştırma Politikaları Başkanımız Sayın Candan Karlıtekin’e bırakıyorum.
 
Hepinize teşekkür ediyorum. 
 
12 Ekim 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 26. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Yirmi altıncı
Haftalık Değerlendirme Toplantısı

Kıymetli basın mensupları,

Değerli yol arkadaşlarım,

Hepiniz hoş geldiniz.

Sözlerime, hafta başında canımızı çok sıkan bir konuyla başlamak istiyorum.

Gerçekten içimiz yanıyor arkadaşlar.

Ülkenin Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz pazartesi günü, milletimize Türkiye’yi nasıl çökerttiklerini bir kez daha ilan etti.

Hiç sıkılmadan, üniversiteli gençlere yılda iki defa “ulaşım desteği” vereceklerini müjdeledi.

Versin, tamam. Bugünün şartlarında ihtiyaç. Verme diyen yok ama şöyle bir dakika deyip olayı masaya yatırmak gerekiyor.

Elinizi vicdanınıza koyup bir sorun: 7-8 yıl önce aldığı bursla, öğrenim kredisiyle, Interrail yapan, Avrupa’yı gezen gençler, nasıl oldu da bugün bir şehirlerarası otobüs biletine muhtaç oldu ya. Bunu bir düşünelim hep beraber.

İnsan önce kendisine sormaz mı? “Biz öğrencileri bir otobüs bileti bile alamayacak hale nasıl getirdik?” diye önce kendisine sormaz mı?

10 sene önce 150 dolar eden aylık KYK bursu ve kredisi, bugün 45 dolar ediyor arkadaşlar.

150 dolardan 45 dolara düşmüş durumda aylık KYK kredisi, bursu.

10 sene önce Avrupa’ya gezmeye giden gençler, şimdi ailelerinin yanına bile gidemez hale geldi.

İnanın, yüreğimiz burkuluyor.

10 sene önce bütün dünyadan gençlerin gelmek için, akın akın gelmek için her ülkeden gencin gelmek istediği Türkiye, nasıl oldu da bugün kendi gençlerimizin kaçmak istediği bir cendereye döndü diye herhalde sormak lazım.

Şöyle hükûmetin kafasını iki elinin arasına alıp ‘Ben ne yapıyorum’ diye kendini bir sorgulaması lazım.

Gençlerin 10 sene önce gönül rahatlığıyla kurdukları hayalleri bugün kim çaldı diye ben buradan soruyorum.

Yazıklar olsun! Gerçekten yazıklar olsun!

Bir de bunu bir müjde diye sunmuyorlar mı? Hiç utanmadan sıkılmadan güzellik yapıyorlar müjde diye sunuyorlar.

Önce yüksek kur ve yüksek enflasyon yoluyla herkesin kesesinden “kepçeyle” aldılar, şimdi de “kaşıkla” vereceklerinin müjdesini veriyorlar.

İşte bakın; “çocuk yoksulluğu”nda arkadaşlar OECD ülkeleri içinde en yüksek oran şu anda Türkiye’de.

OECD’ye üye bütün ülkelerde bu araştırma yapılıyor. Çocuk yoksulluğu araştırması yapılıyor. Ve Türkiye o sıralamada maalesef en üst sırada.

Yani çocuk yoksulluğunun en yüksek yaşandığı ülke şu anda Türkiye.

Bunlar yeni kavramlar getirdiler Türkiye’ye. “Öğrenci yoksulluğu”, “çalışan yoksulluğu”, “barınma yoksulluğu”, “enerji yoksulluğu” gibi yeni yoksulluk kavramlarını maalesef bunlar Türkiye’ye getirdiler.

Şu anda Nüfusun %61’i, yani 50 milyon kişi, bir hafta bile tatil yapamıyor.

Bakın bunlar TÜİK’in rakamları ha.

O rakamları ayarlama enstitüsü var ya onların bile üstünü kapatamadığı gerçekler bunlar.

50 milyon insan yılda 1 hafta bile tatil yapamıyor Türkiye’de.

Vatandaşlarımızın %38’i, yani tam 32 milyon insan, haftada iki gün bile protein tüketemiyor.

Halkımızın %20’si, yani 17 milyon insan kışın ısınma sorunu yaşadığından yeterince ısınmadığından ısınamadığından şikâyet ediyor.

Tablo ortada…

Biliyorsunuz, bir müjde de esnafa açıkladılar.

Pandemi döneminde tüm Avrupa kendi esnafına yoğun bir şekilde hibe desteği verirken, bunlar bizim esnafımızı yapayalnız bıraktılar.

O kadar çağrıda bulunduk hatırlayın. Pandemi başlar başlamaz.

Esnafa bakın destek verin. Bu çok özel bir durumdur, bu öyle krediyle falan geçiştirilecek bir durum değildir diye.

Bütün Avrupa bu desteği verdi hibe desteğini verdi Türkiye’den maalesef esnafımız devletten yeterince destek alamadı.

Şimdi de ne diyorlar? Esnafımıza ilave kredi limiti açacaklarını söylüyorlar.

Yani esnafımıza daha çok borç, daha çok kredi diyorlar.

Üstelik limit artışları gerçek enflasyonun dahi çok çok altında.

Bakın arkadaşlar,

Bugün TÜİK’in açıklandığı baskılanmış, düşürülmüş makyajlanmış enflasyon rakamı yüzde 83 buçuk.

Bu dahi son 24 yılın rekoru bakın 24 yıldan bahsediyoruz.

TÜFE yüzde 151 buçuk. Gene TÜİK’in rakamı ha.

Baskılanmış makyajlanmış rakam.

Yüzde 151 buçuk.

Son 27 yılın rekoru bu.

27 yıldır TÜFE bu kadar yükselmemişti.

Açıklanan resmi enflasyon doğruysa dahi 27 yılın rekorundan bahsediyoruz.

Ve bakın başka önemli rakam; TÜFE ile ÜFE arasındaki fark. Yani yüzde 151 ile yüzde 83 arasındaki fark tam 68 puan.

Bu tüm zamanların rekoru.

Yani, Türkiye Cumhuriyet tarihinde bu istatistikler tutulmaya başladı başlayalı hiçbir zaman üretici fiyat enflasyonu ile tüketici fiyat enflasyonu arasındaki fark 68 puana hiçbir zaman çıkmamıştı.

Bu ne demek biliyor musunuz?


Üretici fiyatları, yani maliyetler % 151 arttı, ama tüketici fiyatları henüz o maliyetlerin artışı kadar atmadı.

Yani esnafımız hep şikâyet ediyor ya ‘satıyorum sattığım malı yerine koyamıyorum’ diye işte esnafımız eski maliyetle malı satıyor ama dönüyor bakıyor ki alış rakamı sattığı rakamın çok üstüne çıkmış.

O yeni fiyattan ne zamanki malı alacak rafına koyacak işte o zaman enflasyona bir dalga daha gelecek.

Yani yüzde 68’lik oradaki 68 puanlık fark henüz etiketlere yansımadı demek.

Bakın buraya özellikle dikkatinizi çekiyorum: Daha gelecek çok zam var demek.

Şu Eylül’ün sonu itibariyle açıklanan enflasyon yani ekimin başında eylül içinde açıklanan enflasyon rakamı bize diyor ki ‘arada 68 puan fark var. Maliyetler arttı fiyatlar daha da artacak’ diyor.

2018’den bu yana tek imzayla her türlü kararı tek başına alan Sayın Erdoğan, enflasyonu patlattığında ne demişti? ‘2021 Temmuz ayında enflasyon düşecek’ demişti.

Daha önce gösterdim burada hepsi kayıtlarda.

Geçen yazın temmuzundan bahsediyoruz bakın 2021 Temmuzundan.

Ne demişti? ‘2020’de Temmuz’da düşecek’ demişti.

Düştü mü? Arttı.

Şu anda o günkü enflasyonun tam 5 katı var.

2021 Temmuzuna göre.

Daha sonra ne dediler?

‘2022 Martında düşecek’ dediler. Düştü mü? Gene Düşmedi.

Şimdi ne diyor? Sık sık ne diyor?

‘Gelecek yılın Şubat Mart ayı gibi enflasyon düşecek’ diyor.

Yahu sen tam 4 yıldır enflasyonu düşüremedin de, seçime 2 ay kala mı enflasyonu düşüreceğini söylüyorsun.

Böyle bir şey mümkün mü?

Kim inanır buna yahu?

Geçtiğimiz ay, Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla resmi gazetede yayınlanan orta vadeli programda, 2025 yılında dahi, enflasyonu tek haneye indiremeyeceklerini itiraf etmiş durumdalar.

Eylülün başında biliyorsunuz yeni orta vadeli ekonomi programı açıkladılar.

2023-24-25 için hedefler koydular. Ta 2025’in sonu için bile enflasyonun tek haneye düşmeyeceğini resmi gazetede kendileri ilan etti.

Cumhurbaşkanının tek imzasıyla açıklanan orta vadeli programda ilan ettiler bunu.

Bakın arkadaşlar; bunlar ağızlarıyla kuş tutsalar yapamazlar.

Çünkü güven olmadan enflasyon düşmez!

Adalet olamadan, hukuk olmadan, demokrasi olmadan enflasyon düşmez.

Sen Allah’ın verdiği aklı kullanmazsanız, ilimi yok sayarsanız, enflasyon düşmez ya.

Anlayın artık şunu yahu!

Bu millet sizin yanlışlarınızın inatlarınızın bedelini ödemek zorunda değil!

Ülkeyi mahvettiniz ya! Perişan ettiniz!

Yeter artık!

*****

Değerli arkadaşlar,

Değerli basın mensupları,

Çok net söylüyorum.

Şu Beştepe’dekilerin elinden, ekonomiyle ilgili alet edevatı komple almak lazım.

Çok ciddiyim.

Bu gidişle ne esnafın yüzü gülecek, ne vatandaşın ya…

İşte, elektrikte, akaryakıtta, doğal gazda herkesi perişan etmediler mi?

İnsanlar bu kışı nasıl geçireceklerini kara kara düşünüyor şu anda.

Sonra, her fırsatta “Vay efendim, enerji sübvansiyonu veriyoruz” diyorlar.

E onu da yanlış yapıyorlar. Onu da yanlış yapıyorlar.

İnanın ne yaptıklarını bilmiyorlar ya.

Üstüne basa basa söylüyorum: Şu anda doğal gazla ilgili uygulamalar bütünüyle hatalı. Yanlış yapıyorlar.

Herkes aynı oranda sübvansiyon alıyor. Hâlbuki hakkaniyet değil.

Yapılacak iş basit. Bakın buradan yine kopya veriyorum hükûmete.

Öncelikle, şu düşük gelirli hanelere doğrudan enflasyon desteği sağlayın. Doğrudan enerji ile ilgili maliyetleri karşılayacak desteği sağlayın. Ama bunu düşük gelirli hanelere ve doğrudan sağlayın.

Başka türlü olmaz.

Bu sırada tabi enerji piyasasından da bu kadar yoğun müdahaleden de derhal vazgeçmeleri lazım.

Elinizi şu enerji piyasasından çekin, tekelci yapıya son verin diyorum.

Kimsenin güvenmediği ihalelerle, tek şirkete verilen enerji işlerine artık son verin diyorum yahu.

Bunun için fiyatlar artıyor bakın, yeterince rekabet olmadığı için fiyatlar artıyor.

Enerjide siz rekabeti oluşturun, rekabeti artırın ve sonrada fiyatların nasıl düştüğünü görün, göreceksiniz diyorum.

Aksi halde biz petrol fiyatları 20 dolardan 150 dolara çıkarken vaktiyle enflasyonu nasıl tek haneye indirdik. Rakamlar çok artık arkadaşlar. Gidin bakın hepsi açık.

2002’de petrol fiyatı 20 dolar, 2008’de 150 dolar. Aynı dönemde Türkiye enflasyonu tek haneye indirmiş ve tek hanede tutmuş. Bunu nasıl başarmış Türkiye?

Ya bilmiyorsanız şu yakın tarihe gidin bir okuyun.

O Türkiye’nin bütün dünyada dillere destan olan başarısı nasıl olmuştu diye açın anlayın yahu.

Öyle ben imza atmasaydım olmaz diye bir kişiden kaynaklı bir başarı saymayın bunu. Öyle bir şey yok.

Eğer bir imzayla olacaksa işte kalem elinde imza elinde. Atsın imzayı düşürsün şu enflasyonu. Ama yapamaz yapamıyor.

Ben buradan tekrar hükûmete de Sayın Erdoğan’a da sesleniyorum. Enerji konusunda milleti aldatmayın dürüst olun dürüst.

Bu arada hani bizim Karadeniz’deki doğalgaza ne oldu? Ben onu merak ediyorum. Ne oldu?

Hani bu sahalar tüm Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacını karşılayacaktı? Ne oldu diye buradan soruyorum. Yıllar geçti ya yıllar geçti.

Ta damadın hatırlayın enerji bakanlığı dönemi 2016 mıydı neydi. 6 yıldır aynı türküyü çalıyor. ‘Karadeniz’de doğalgaz bulduk. Karadeniz’de doğalgaz bulduk.’

Ne oldu?

Yıllar önce araştırma gemisinde boy göstermiyor muydu damat.

Sen gelip burada basın toplantılarıyla kontrolündeki medya kuruluşlarıyla ‘Doğalgazı bulduk’ diye insanlara umut satmıyor muydun? Ne oldu?

Nerede ya, bizim şu Karadeniz’de ki doğalgazımız nerede ben soruyorum.

Nerede bu doğalgaz?

Bakın arkadaşlar burada da aldatıyorlar milleti burada da. Karadeniz’deki sadece bir keşif. Bir keşif.

Keşif ne demek? Ha burada doğal gaz bulma ihtimali var demek. O kadar.

Onun ötesinde bir şey değil.

Keşif ayrıdır kanıtlanmış doğalgaz rezervi ayrı bir şeydir.

Kanıtlanmış doğalgaz rezervi için daha yılarca çalışmanız lazım.

Farklı farklı noktalardan sondaj atıp farklı yerlerden ölçüm yapıp aşağıdaki rezervi önce bir tahmin etmeniz lazım.

Bu da yetmiyor. Bu da yetmiyor.

Oradaki rezervi çıkarmak kaç para?

Kaça mal olacak size?

Bir de çıkarttığınız doğalgazın piyasa fiyatı ne kadar?

Ona da bakmanız gerekiyor en sonunda.

Romanya, Karadeniz’deki doğalgaz üretim tesislerini durdurdu. Niye?

Bir baktı ya 1500 2000 metre denizin altına iniyor. Yetmiyor birkaç bin metre bir de denizin dibinden aşağı iniyor ondan sonra oralardan çıkıyor doğalgaz.

Oradan doğalgaz çıkarmanın maliyeti şu anda ki piyasa maliyetinin çok üzerine çıkıyor.

Bunlar daha keşfi daha ortada kanıtlanmış rezerv yokken keşfi doğalgaz bulduk diye satıyorlar bu millete yahu.

Yazık artık aldatmayın şu insanları.

*****

Bakın Değerli arkadaşlar,

Bu hükümet, 2018 yılında, enflasyonla, faizle mücadele edeceğim diye iş başına geldi,

Ne diyordu 2018 seçimlerine giderken? ‘Bana yetkiyi verin enflasyon da faiz de nasıl düşürülür göstereceğim’ diyordu.

‘Merkez Bankası laf dinlemiyor’ diyordu. Merkez Bankası başkanı artık laf dinleyen başkan. Yani Cumhurbaşkanı ne talimat verirse onu aynen yerine getiren başkan.

Ne oldu? Sonuç ne oldu sonuç? Ya siz faizi de patlattınız enflasyonu da patlattınız yahu.

Bakın bu yıl, devletin bütçeden ödeyeceği faiz ne kadar biliyor musunuz?

Eylül başındaki orta vadeli programda bunu yine ilan ettiler bu sene ki faiz ödemesini. Sadece faiz. 330 Milyar TL.

Geçen sene bu rakam 180.

Geçen sene 180 milyar TL’yi bu yılın bütçesinde ve orta vadeli programa tam 330 milyar lira olarak yazdılar. Yetmedi.

Bir de kur korumalı mevduat diye bir şey icat ettiler değil mi?

Bu kur korumalı mevduata bugüne kadar ödedikleri kur farkı arkadaşlar yaklaşık 130- 140 milyar civarında. Yaklaşık diyorum çünkü Merkez Bankasından ne ödediklerini açıklamıyorlar. Gizli tutuyorlar.

Bütçeden ödedikleri her ay bütçe rakamları açıklandığı için ortada ama Merkez Bankasından ödediklerini açıklamıyorlar.

Merkez Bankasından ödenen bütçeden ödenenden daha fazla onu biliyoruz çünkü Merkez Bankasından karşılanan kur farkının bazı daha yüksek. Oradaki mevduat türü daha fazla bir rakam.

Bizim hesabımıza göre bu yılsonuna kadar kur korumalı mevduata ödenecek kur farkı 300 milyarı geçecek arkadaşlar. 300-330 arası bir rakam tahmin ediyoruz.

Bu ne demek? 330 milyar liralık faizin üzerine bir de yeni icat ettikleri kur korumalı mevduatı yaklaşık bir o kadar da kur farkı ödeyecek bunlar.

Yani toplam rakam yaklaşık 650 milyar civarında olacak. 650 milyar TL. Faiz artı kur farkı.

650 milyar deyince bazen insanlar haklı olarak eski para yeni parayı falan karıştırıyor. Acaba 650 milyar ne kadar büyük bir para?

Hani bahsediyor ya asgari ücret 5 bin 500 lira diyor asgari ücret 5 buçuk milyon falan diyor. Hala altı sıfırı biz atalı aradan 18 sene geçti ama hala toplumsal hafızada ‘milyar milyar’ kavramları var.

Bir de tabi ki şu andaki hükûmet enflasyonu patlattıkça insanlar ister istemez o bol sıfırlı günleri biraz hatırlıyor.

650 milyar lira ne demek?

Bir ölçüyle mukayese edeceğiz bakın.

Bugün TOKİ’nin bugün açıkladığı konut fiyatları var değil mi? Peşin ödeyene konut fiyatı yaklaşık 650 bin civarında bir rakam. Boy boy değişiyor il il değişiyor ama peşin 650 bin lira bir konutun fiyatı diyor yüzde 40 indirimli diyor kabaca. Yuvarlayarak söylüyorum çünkü il il ve büyüklüğüne göre değişiyor.

650 bin lira bir konut demek. 650 milyar liraya kaç konut alabilmek demek?

Tam 1 milyon arkadaşlar 1 milyon konuttan bahsediyoruz.

Şu rakama bakın rakama bakın.

650 milyar lira faiz artı kur farkı toplam ödeyecekler ya bu sene bu rakama 1 milyon tane konut alabiliyorsunuz.

Yani 2022 yılında tam 1 milyon konutluk parayı bir azınlığa, elinde zaten parası olan bankada mevduat olan azınlığa ödüyorsunuz.

İşte bu hükûmet fakirden alıp zengine veren bir hükûmettir.

İşte bu hükûmet hani bir Robin Hood hikâyesi vardır biliyorsunuz, Robin Hood’un yaptığının tam tersini yapıyor bunlar.

Yani fakirden alıp zengine veriyorlar.

Bu devlet bu parayı nereden buluyor 650 miyarı nereden buluyor?

Asgari ücretlinin verdiği vergiden alıyor. Gidiyorsunuz evinize bir kalıp peynir alıyorsunuz o peynirin KDV’si var ya o KDV’sinden alıyor. Bizim memurumuzun sabit gelirlilerimizin, çocuğunu okulda okuturken ödediği KDV var kırtasiye alırken aldığı KDV var ya o KDV’leri topluyor topluyor topluyor faiz ve kur farkı olarak ödüyor.

Bu işte fakirden alıp yoksuldan alıp da zengine vermek değil de ne Allah aşkına yahu. Böyle bir şey olur mu?

Gerçekten değerli arkadaşlar büyük bir tiyatro oynuyor bunlar çok büyük bir tiyatro.

Yani enflasyonu kuru patlatan sanki başka birisi, konut projeleriyle asgari ücretteki artışla işte öğrencilere yol parası vererek güzellik yapan başka birisi.

Ya siz kuru ve enflasyonu patlatarak bu milletin cebinden Kepçeyle aldınız önceden.

Şimdi kepçeyle aldığınızın çok küçük bir kısmını kaşıkla verirken reklam yapa yapa müjde müjde diye açıklıyorsunuz artık bunu anlayın.

Bu büyük bir aldatmaca arkadaşlar büyük bir aldatmaca.

Hükümet sosyal konut projesini “en büyük proje” diye açıklıyor ya hani...

En büyük proje değil mi?

Ya kendi verdikleri rakam bakın. ‘5 milyon kişi kuyruğa girdi’ diyor, Cumhurbaşkanı’nın verdiği rakamlar bakın.

Ne diyor? 1 milyon 200 bin kişiye konut verdik bugüne kadar.

Ne kadar zamanda? 20 yılda. Yani yılda eder 60 bin konut bakın.

20 yılın ortalamasının yılda 60 bin olduğunu toplam 1 milyon 200 bin olduğunu kendi söylüyor.

5 milyon kişinin kuyruğa girdiğini de kendi söylüyor.

Yılda yüz bin civarında konut yapacağını da kendi söylüyor. Bu ne demek yılda 100 bin konut hızıyla yılda 100 bin konut hızıyla 5 milyon kişiye sıra ne zaman gelir? 50 senede gelir yahu 50 yılda.

Ya 50 yılda sıra gelecek millete bunu övüne övüne anlatıyor. Üstelik bütün konut piyasasındaki fiyatı patlatan kim?

Dolar kuru artınca A’dan Z’ye bütün inşaat maliyetlerini artıran kim?

Bu konut fiyatlarını patlatan kim?

Sen konut fiyatlarını patlat hükûmet olarak ondan sonra TOKİ üzerinden vatandaşa kurayla piyangoyla ucuz konut vereceğinin reklamını yap.

Yılda 100 bin konut yapacağım üstelik parayla satıyor bedava vermiyor. Hâlbuki faize verdiği kur farkına verdiği para yılda 1 milyon konut ediyor yahu.

Hesap o kadar açık ki o kadar aydınlık ki.

Fakat bunlar elindeki propaganda makinasıyla sürekli sürekli sürekli insanlara yalanları yanlışları empoze etmeye devam ediyorlar.

Ama inanın milletimiz artık bunlara kanmıyor, inanmıyor.

Sürekli sahadayız.

İşte daha geçen hafta sonu Konya’daydık Karaman’daydık.

Değerli arkadaşlar vatandaşımız her şeyi anlamış her şeyi.

Her şeyi o kadar iyi biliyor ki o kadar görüyor ki... ‘Tamam diyor ya unlar bir tiyatro oynasın.’ Bu arada tiyatro sanatçılarımıza saygım sonsuz ha.

Yani ama siyaset tiyatro değil. Ona vurgu yapıyorum. Siyasetin sahici olması lazım.

Elindeki replik beyse onu oynamaması lazım siyasetçilerin.

Bugünün rolü bunu gerektiriyor yarının rolü bunu gerektiriyor diye tiyatro sanatçılarımız en iyi şekilde sanatını yapacak siyasetçiler de gerçek dürüst siyaset yapacak.

Bizim vurguladığımız bu.

Bakın değerli arkadaşlar

Bunlar tam 4 yıldır, “faize karşıyız” hamaseti yaptılar, şimdi ise Cumhuriyet tarihinin en büyük faizini ödeyen hükûmet oldular.

Ben buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Ya ‘nas’ diye diye sen bunları yapmadın mı? Sonuca bak sonuca. Sonuçta ne oldu?

Çünkü Allah’ın verdiği aklı kullanmazsan ilim yolundan saparsan düşeceğin hal budur.

Durum çok açık. Çok açık.

Faiz talimatla düşmez arkadaşlar. Faiz güvenle düşer, düzgün ekonomi politikalarıyla düşer, liyakatli kadrolarla düşer, istişareyle düşer ama en önemlisi başta da söylediğim gibi hukukla düşer adaletle düşer demokrasiyle düşer.

Bunlar ekonomiyi de mahvetti sosyal adaleti de mahvetti ama sonuçta bedelini de millet ödüyor şu anda.

Koskoca ülkenin boğazını sıktılar, boğazını. Nefes alamıyor insanlar.

*****

Arkadaşlar durum maalesef gerçekten vahim.

Bakın 3 hafta önce buradan bir uyarıda bulunmuştum.

Demiştim ki bu hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız feryat ediyor. Gittiğimiz her ilde ‘Ben artık hayvanlarımı kese kese sayısını azaltıyorum’ diye üreticiler bana geliyor feryat ediyor. Bu iş ciddi. Türkiye’deki büyükbaş hayvan stokumuz da azalıyor. Küçükbaş hayvan stokumuz da azalıyor. Giderek ithalata daha bağımlı hale geliyoruz diye buradan hükûmeti uyarmıştım.

Demiştim ki bakın ‘Çiğ sütün litresinin en az 9 liraya yükseltilmesi gerektiğini ve Yem maliyetinin de yarısının da devlet tarafından karşılanması gerektiğini’ söylemiştim.

Siz maliyeti düşürmeden enflasyonu düşüremezsiniz.

Çünkü şu anda Türkiye’deki enflasyon ağırlıklı olarak bir maliyet enflasyonu.

Kur patladığı için maliyetler arttığı için enflasyon artıyor.

‘Vatandaşın satın alım gücü çok yüksek herkesin refahı çok Yüksek o kadar yoğun bir alışveriş var ki oradan enflasyon oluşuyor’ diyemezsiniz.

Sorunu doğru tespit etmeniz lazım.

Şu andaki enflasyonun ana sebebi maliyettir. Siz maliyeti düşürmek zorundasınız.

Maliyeti düşürmek için de üreticiye doğrudan destek vermek zorundasınız.

Biz bakın parti programımızda da yazdık Tarım Eylem Planı’mızda yazdık.

Ne dedik?

Yem fiyatının yarısının devlet tarafından karşılanması lazım dedik.

Başka türlü bu iş olmaz.

Ve çağrı yaptık sütün fiyatı 9 lira olmalı yem maliyetinin yarısını da devlet karşılamalı. Ancak o zaman siz hem üreticimizin az da olsa geçimini sağlamasını gerçekleştirmiş olursunuz hem de süt ve süt ürünlerini vatandaşa makul fiyatlarla yansımasını sağlarsınız dedik. “Aksi takdirde peynir bulamayız, yoğurdu parayla bile alamayız, çocuklarımıza sabah bir bardak süt içiremeyiz” demiştim.

Çünkü Beştepe’nin aklı evvelleri, bu yıl üreticinin tüm maliyeti artarken süt fiyatını baskılamaya çalıştılar. Akıl almaz bir şekilde, “süt fiyatını artırmayalım ki, yem fiyatı da artmasın” dediler.

Hesaba bakın.

Yani inanın bu ülkeyi tanımıyor bunlar bilmiyorlar.

Bu ülkenin 10 tane süt üreticisini çağır konuş sana sorunda söyleyecektir çözüm de söyleyecektir. Ama onlar bunlara ulaşamıyor.

Sarayla kim konuşuyor? Sarayla ithalatçılar konuşuyor.

Sarayla cepten cebe irtibatı olan kim? O yüksek miktarda et ithalatı yapanlar. Yüksek miktarda buğday ay çiçeği mısır ithalatı yapanlar ancak cepten cebe konuşuyor.

Çünkü orada rakamlar büyük. Ve birkaç kişi üzerinden dönüyor iş. Sadece birkaç kişiye izin veriliyor.

Kısa süreli kota açılıyor birkaç kişiye izin veriliyor sonra kapatılıyor.

Siz çıkında ‘ben buğday ithal etmek istiyorum’ deyin de bir görün bakalım yapabiliyor musunuz mümkün mü?

Ancak oraya yakın olanlar yapabiliyor bunu.

Dolayısıyla şu anda ki hükûmet et ithalatçılarının buğday ithalatçılarının ayçiçeği ithalatçılarının etkisi altında veriyor bütün bu kararı.

Çitçimizin feryadını onun için duymuyorlar.

Süt üretici vatandaşlarımız da ne yapıyor sırf bu akılsızlık yüzünden, büyük zarar ediyor.

Ve Köylümüz, üreticimiz, masraflarla baş edemez durumda.

İnsanlar, içleri kan ağlayarak her gün emek verdiklerini ineklerini kesime göndermek zorunda kalıyor.

Ulusal Süt Konseyi dün ne yaptı? Sütün litre fiyatını 7,5 liradan, 8,5 liraya çıkarttı. Biz 9 dedik ya 8,5. Ne oldu? Ne oldu? Bizi dinlemediler de ne oldu?

İşte şimdi Ulusal Süt Konseyi’ni de dinleyen yok arkadaşlar. Süt şu anda artık kontrolsüz bir şekilde acık artırmayla piyasada 9 lira 30 kuruş gibi bugünlerde benim aldığım fiyat bu piyasadan.9 lira 30 kuruş gibi zaten piyasada açık artırmada oluşmuş durumda.

Çünkü kıtlaştıkça azaldıkça artık onun fiyatını siz ne açıklarsanız açıklayın dışarda onun ayrı bir fiyatı oluşur.

İnekler kesildikçe, süt veren hayvanların sayısı azaldıkça süt kıtlaştıkça artık bunun fiyatı artmaya mahkûm.

Siz enflasyonu böyle bilim dışı akıl dışı yöntemlerle düşüremezsiniz.

Enflasyonu düşürmenin en önemli yolu arkadaşlar bol üretimdir. Bolluktur.

Ülkede bol yatırım olacak insanlar geleceğe güvenle bakacak. Bol bol üretilecek ki o bollukla ancak enflasyon düşer.

Makroekonomik istikrarla döviz kurunun ve enflasyonun kontrol altına alınması ile ancak bu ülkede enflasyon düşer.

Bunlar bilmiyor. Öğrenemediler. Bilenlerle de konuşmuyorlar.

Yani sonuçta değerli arkadaşlar süt ve süt ürünlerinin daha da pahalanacağı bir döneme giriyoruz.

Süt sadece süt değil biliyorsunuz soframızdaki peynir demek yoğurt demek bunların hepsinin fiyatı artacak.

Ben buradan şimdi Beştepe’ye sesleniyorum; Üretimi teşvik etmediğiniz, maliyetleri patlattığınız için çocuklarımız artık önümüzdeki aylarda süt içemeyecek. Daha az süt tüketmek zorunda kalacak. Saçma sapan tezleriniz ve inatlarınız yüzünden, hayvanlar kesime gönderildiği için insanlar yoğurt, peynir yiyemeyecek.

Zaten biliyorsunuz et tüketimi Türkiye'de yarı yarıya azaldı.

150 lira 200 liraya 1 kilo et.

Öyle bir şey olur mu?

Ve gittikçe de azalıyor.

İnsanların çoğu bakın söyledim haftada iki gün evine proteinli besin alıp da çocuklarına protein içeren bir sofra kuramıyor. TÜİK’in rakamları bunu söylüyor bakın.

TÜİK itiraf ediyor.

Ben buradan açıklıyorum ya gelecek hafta bakarsanız TÜİK o rakamları baskılayabilir.

Talimat gelir sen niye bunu açıklıyorsun diye. TÜİK bunları da daha iyi göstermeye çalışabilir.

Henüz muhtemelen Türk talimat verenlerin dikkatine gelmiyor bu rakamlar.

Ve ben diyorum ki Hiç öyle Ulusal Süt Konseyi’nden de yeni bir müjde falan da açıklamayın. Milletin karnı tok.

Bu müjdelerden insanlar bıkacak.

Maliyetlerdeki artıştan da fiyatların artışından da siz sorumlusunuz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Şimdi de yine biraz hakka, hukuka değinmek istiyorum.

Hiç şaşırmıyorsunuz artık. Biz buradan hukuk dedikçe adalet dedikçe şaşırmıyorsunuz çünkü buna çok vurgu yapmamız gerekiyor.

Herhalde bugüne kadar haktan, hukuktan bahsetmediğim hiçbir konuşmam olmadı.

Neden, biliyor musunuz değerli arkadaşlar?

Türkiye’nin DEVAsı, “adalettir” de ondan. Türkiye’nin DEVAsı, “adalettir”.

Türkiye’nin DEVAsı “insan haklarıdır”.

Adaletin, hakkın, hukukun olmadığı yerde hiçbir alanda başarı olmaz. Mümkün değil. Hukuk yoksa adalet yoksa o ülkede sadece 3-5 tane zengin türer.

Topyekûn zenginleşme olmaz. Tam tersine topyekûn yoksullaşma yaşanır.

Şu anda tam onu yaşıyoruz.

Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmadığı ülkede gençlerin yarınları diye bir şey olmaz.

İşte pazartesi günü geçtiğimiz pazartesi günü bu salonda Dış Politika ve Güvenlik Eylem planımızı açıkladık.

‘İçeride güçlü bir hukuk sistemi yoksa Türkiye dış ilişkilerde bugünkü gibi ele avuç açmak zorunda kalır’ dedik.

‘Cumhurbaşkanı, oradan buradan 3-5 milyar dolar gelsin diye, ülke ülke gezmek zorunda kalır’ dedik.

Değerli arkadaşlar bakın,

İşte hukuksuzluğun en yakın örneği: Sansür yasası maalesef meclisten geçmek üzere.

Buradan meclisteki milletvekillerinin hepsine seslenmek istiyorum:

Bir kişiye değil; ülkemize ve milletimize hizmet edin diyorum.

Bu koltukların hepsi gelip geçici ha.

O milletvekili bir bakın meclisteki milletvekillerine kimler oturmuş bugüne kadar hepsi gelip geçiyor.

Ama bugün siz eğer bu sansür yasasının altına evet derseniz bu utancın altına imza atmış olursunuz.

Ülkemize 30-40 yıl geriye götürecek dünyadan koparacak işlere imza atmayın diyorum.

Verilen zararların telafisi zor telafisi güç.

Hukuku yok ederek ülkemizin yarınlarımıza zarar veriyorsunuz.

Geçen hafta demiştim: Sayın Erdoğan eğer hak ve özgürlükleri Anayasa ile teminat altına almak istiyorsa bu konusunda gerçekten samimiyeti varsa önce şu sansür yasasını meclisten çeksin bakalım demiştim.

Özgürlüklerle ilgili anayasa değişikliğinden bahsediyor aynı gün mecliste sansür yasası konuşulmaya başlandı.

Böyle tutarsızlık olur mu yahu. Samimi iseniz bu özgürlükler konusunda Adalet konusunda gereğini yapın. Anayasası ile de yapın yasasıyla da yapın.

Hiç endişeniz olmasın arkadaşlar. Bakın Biz bu ülkede hukukun üstünlüğünü evelallah tesis edeceğiz.

Herkes için adaleti sağlayacağız.

Üste çıkanın alttakini ezdiği, gücü ele geçirenin de başka kesimlere zulmettiği nöbetleşe zorbalık dönemine son vereceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Geçen hafta Sayın Erdoğan Alevi vatandaşlarımızla ilgili de, maalesef müjde verdi.

Maalesef diyorum çünkü bu konuyu da, Alevi vatandaşlarımızın taleplerini de, haklarını da hala anlayabilmiş değil.

Hala Türkiye'ye de bizim vatandaşlarımıza da kendi o dar perspektifinden kendi dar çerçevesinden bakıyor.

Neymiş Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuracakmış.

Hiç dinlemiyorlar arkadaşlar hiç. Buradaki sorunu inanın hiç görmüyorlar.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ne yapacak belli değil. Çalışma usulünün çerçevesi belli değil.

Neden Kültür ve Turizm Bakanlığı? O da belli değil.

Ne yapmaya çalışıyorsunuz ne mesajı vermeye çalışıyorsunuz o bakanlığın altına kurmakla.

Bu ne demek biliyor musunuz? Seçimlerin yaklaştığı bir dönemde, konuyu geçiştirme çabası demek.

Alevi meselesini, onların talepleri idrak etmeden çözemezsiniz.

Evet, mesele yeni bir mesele değil. Ancak, Erdoğan bu meseleyi büyüttü arkadaşlar.

Bu mesele büyüdü büyüyor.

Şimdi seçime giderken, panik halinde ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Bütün butonlara basıyorlar panik halinde. Seçime gidiyorlar ve uçak da düşüşte ya bakalım hangi düğme bizi kurtaracak diye her düğmeye basıyorlar.

Ama insanlar sizin ne yapmak istediğinizin gayet iyi farkında.

Hiç endişeniz olmasın, bu meseleyi de zamanı gelince çözecek olan inşallah DEVA Partisi olacak. DEVA iktidarı olacak.

Değerli arkadaşlar, defalarca söylediğim gibi; Alevi vatandaşlarımız kendilerini nasıl tanımlıyorsa, devlet de onları öylece tanımak zorundadır.

İbadethanelerini nasıl tanımlıyorlarsa, devlet de öyle kabul etmek zorundadır. İnançlarını nasıl tanımlıyorlarsa, devlet de olduğu gibi tanımak zorundadır.

Devletin işi bizim Alevi vatandaşlarına Alevi vatandaşlarımıza onların inançlarını kültürünü onlara öğretmek değildir.

Onlara Şekil vermek onları belli bir kalıba sokmak değildir.

Devletin görevi Alevi vatandaşlarımızın inançlarını kültürünü geleneklerini olduğu gibi tanımak, olduğu gibi kabul etmektir ve onlara özgürlük alanını da garanti etmektir.

O özgürlük alanını korumaktır.

Evirip çevirip işi dolandırıp Kültür ve Turizm Bakanlığına havale etmek çözüm değildir.

Burada mesele eski eser, tarihi eser meselesi değil ki Kültür Turizm Bakanlığı ilgilensin.

Biz DEVA Partisi olarak açıkça söylüyoruz;

Alevi vatandaşlarımıza ve tüm vatandaşlarımıza ayrımcılık hissettiren uygulamaların hepsine son vereceğiz. Hepsine.

Hiç bir vatandaşımızın, devlette işe girerken, terfi alırken, üst düzey yönetici olurken ayrımcılığa uğramasına da izin vermeyeceğiz.

Tek ölçütümüz ehliyet ve liyakat olacak.

Her bir vatandaşımızın bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşı olarak yaşamasını sağlayacağız.

İşte çözüm burada arkadaşlar.

Ve inanın çok hızlı çözülür her şey ya.

Daha önce hiç bu işleri yapmamış olsak daha önce tamamen dışarıdan izliyor olsak deriz ki ya bu mesele çok büyük çok eski nasıl olacak şöyle böyle. Öyle değil ya. İnanın çok kolay.

Avrupa Birliği sürecini yürüten 3 yıl bu ülkenin Avrupa birliği bakanı olarak Türkiye'nin her alanda Avrupa Birliği standartlarını yükselmesi için çabalayan ve sonuç alan bir arkadaşınız olarak söylüyorum ki; inşallah bu işin çözümü bize nasip olacak.

Ve çok hızlı olacak çok hızlı.

Siz yeter ki önce zihninize şunu kodlayın. “Devlet millet için vardır” deyin. “Devlet Millet için vardır.”

*****

Değerli arkadaşlar,

Biliyorsunuz biz DEVA Partisi olarak yola çıktığımız ilk gün dedik ki, “biz alışılmış siyasi partilerden olmayacağız”.

Şikâyet eden, çözümleri çalışmayan, “hele bir seçimi kazanalım sonra bakarız” diyen bir siyasi parti olmayacağımızı zaten açıkladık.

Partimizi kurduğumuz ilk günden beri yoğun bir şekilde çözümler çalışıyoruz, eylem planları hazırlıyoruz.

İktidarımızın ilk 90 ve 360 gününde neler yapacağımızın da sözünü veriyoruz.

Çünkü o sorumluluğu üstlendiğimizde, kaybedecek bir dakikamız bile olmayacağını çok iyi biliyoruz.

Zamanında tam 13 yıl ülke yönetmeyle ilgili çok ciddi sorumluluklar üstlenmiş bir arkadaşınız olarak söylüyorum ki ; “Ne yapsak?” diye kaybedilecek vaktimiz olmayacak seçimden sonra.

Bugünden her şeyi hazırlamak zorundayız.

Biz ilk gün ne yapacağımızı, hatta ilk 90 dakikada neler açıklayacağımızı bugünden hazırlıyoruz. Ne yapacağımızı gayet iyi biliyoruz.

İki gün evvel 13. Eylem planımızı, “Dış Politika ve Güvenlik” Eylem Planımızı açıkladık.

Haftaya da inşallah 14. Eylem planımız olan “Kültür ve Sanat Politikaları ” Eylem Planımızı açıklayacağız.

Kasımla beraber Kasım sonuyla beraber inşallah 22 eylem planıyla 360 derece, ülkemizdeki bütün politika alanlarını kapsayacak bir eylem planı setini tamamlamış olacağız.

Bu bir ilk. Daha önce yapılmış bir şey değil.

Daha önce bakın seçimlere seçim beyannameleri ile gidilir.

Ve seçim beyannameleri sınırlı dokümanlardır.

Hâlbuki bizim eylem planlarımız çok detaylı çok kapsamlı madde madde atılacak adımlar yazıyor öyle Kaçak oynamak yok kaçak güreşmek yok yani. Her şeyi açık açık yazıyoruz takvim veriyoruz ve her şeyinde bütçesini hesap ediyoruz.

Yarın günü geldiğinde ya söz verdik ama paramız yok falan filan Allah utandırmasın Allah da duruma düşürmesin, bugünden bütçesine hesap ediyoruz ki günü geldiğinde sözümüzü tutalım bütün eylemlerimizi verdiğimiz takvim içerisinde inşallah gerçekleştirelim.

Ve bunların hepsini arkadaşlar eş zamanlı olarak gerçekleştireceğiz.

Yani 22 eylem planı zannetmeyin ki 1 ile başlayacağız bitince 2 başlayacak bitince 3 başlayacak öyle değil. Önce şu sonra bu diye ayrım yapmayacağız.

22 şeritli bir yol düşünün her şeritte bir eylem planı olduğunu düşünün, 22 şeritli yolda eş zamanlı olarak icraata başlayacağız.

İnşallah kazasız belasız güven içinde ülkemize o 22 bantla otobanda 22 şeritli otobanda Atılım üstüne Atılım yaptıracağız.

Biz tam da bu yüzden DEVA Partisi’ni kurduk.

Siyaseti, “profesyonel meslek” olarak görenlerden olmadık. Olmayacağız.

Hiçbir zaman çözüm odaklı yaklaşımdan taviz vermedik, vermeyeceğiz.

Biz ülkemize yapışan bu yoksulluğu def etmek için DEVA Partisi’ni kurduk.

Herkesin kendisini özgür, eşit ve güvende hissettiği bir ülke olmak için biz DEVA Partisi’ni kurduk.

Bizim hayallerimizde özgür ve zengin bir Türkiye olduğu için DEVA Partisi’ni kurduk.

İnanıyorum ki, hayallerimize en kısa hep beraber sürede ulaşacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Değerli basın mensupları,

Ben sözlerime şimdilik burada son vermek istiyorum arkadaşlarımızın soruları varsa onlardan gelecek soruları cevaplayarak toplantımıza devam edelim.

 

10 Ekim 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Dış Politika ve Güvenlik Eylem Planı Konuşması

Ali Babacan Dış Politika ve Güvenlik Eylem Planı Konuşma Metni

Kıymetli basın mensupları,

Değerli konuklar,

Değerli çalışma arkadaşlarım,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız,

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyor, partimizin Dış Politika ve Güvenlik Eylem Planını açıklayacağımız basın toplantısına hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli konuklar,

DEVA Partisi, ülkemizin her alandaki sorunlarının çözümlerini detaylarıyla çalışıp “eylem planları” ile ortaya koyan ilk siyasi parti.

Eylem planlarımızı açıklamaya, taahhütlerimizi şimdiden kamuoyuyla paylaşmaya devam ediyoruz.

Bugün 13. eylem planımızla sizlerleyiz. Kamuoyunun karşısındayız.

Yola çıktığımız ilk gün taahhüt ettiğimiz gibi, biz, siyasete yeni gelenekler kazandıran bir parti olduk. Her alanda ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı açık açık söylüyoruz. Takvim ortaya koyuyoruz ve bütçeyle ilgisi varsa bütçesini hesap ediyoruz.

Geçen hafta da söyledim. Özellikle şu önümüzdeki 2 aylık dönemde tam bir eylem planı şovu yapacağız. Seçimlere, partimizin kendi adıyla kendi sanıyla ve tam 22 alandaki eylem planlarıyla gireceğiz.

Ülkemize tam 22 şeritli bir yol hazırlıyoruz şu anda.

22 şeritte eş zamanlı ilerleyecek bir icraat dönemini şimdiden bütün detaylarıyla çalışıyoruz.

Seçimden sonra nasıl bir Türkiye’ye uyanacağımızı merak edenler için söylüyorum: DEVA Partisi’nin eylem planlarına bir göz atmak bütün bu merakı giderecek.

Tüm taahhütlerimizi seçimlerden sonra tek tek uygulayacağız.

*****

Bugün gündemimiz; dış politika ve güvenlik arkadaşlar.

Dış politikada yol haritamızı hazırladık. Güvenlik alanında yapacaklarımızı belirledik.

Daha evvel defalarca söylediğim gibi, şu anda Türkiye’nin bir dış politikası yok.

Şu andaki hükümetin dış politika diye tanımlayacağımız bir çerçevesi yok.

Bir kişinin dürtülerine bağlı şahsileştirilmiş dış ilişkiler seti var.

Uzmanların, diplomatların, meslek memurlarının esamesinin okunmadığı, bilgilerinden faydalanılmadığı “ben yaptım oldu”cu bir anlayışla şu anda Türkiye’nin dış ilişkileri yürütülüyor.

Diplomasi son derecede zayıfladı. Adeta ayaklar altına alındı.

Koskoca Türkiye’nin dış ilişkiler repertuarında, neredeyse yalnızca silahlı gücü kaldı.

Onu da her seferinde test ettirdiğimiz bir dönemdeyiz.

Ülkemiz maalesef sözü dinlenmeyen bir duruma düştü.

Ve bugün, “sıfır başarı” dönemindeyiz.

Bakın arkadaşlar,

Ben ülkemize 2 yıl Dışişleri Bakanı olarak, 3 yıl da Avrupa Birliği Başmüzakerecisi olarak hizmet ettim.

Türkiye’nin en başarılı yıllarında, bir yandan rasyonel politikalarla ekonomimizi güçlendirirken, bir yandan da Avrupa Birliği yönünde tarihi reformlara imza atan bir kadronun başındaydım.

Bugünlere bakınca, içim acıyor. Olanları kabullenemiyorum.

Son yıllarda, dış politikada ne tarihsel sorunlarda bir çözüme ulaşabildik Türkiye olarak, ne de güncel gelişmeleri lehimize çevirecek adımlar atabildik.

Çok yazık, inanın içimiz sızlıyor.

Tüm bunları gördüğümüz için, dört başı mamur bir dış politika rotasını kollarımızı sıvadık, hazırladık, tamamladık.

Ve şimdiden ilan ediyoruz arkadaşlar.

Biz, dış politikada olur olmadık maceralarla oyalanmayacağız.

Bizim istikametimiz; Avrupa Birliği standartlarıdır. Üye oluruz, olmayız o başka konu. Üye olup olmadığımızdan bağımsız bir şekilde hedefimiz vatandaşlarımıza en az Avrupa Birliği seviyesinde hukuk, özgürlük ve demokrasi standardı sağlamaktır.

Şimdiden söyleyeyim. DEVA Partisi iktidarında gazetelerde daha sık Brüksel haberleri göreceksiniz.

Biz bu hükümetin kavgacı, içe kapalı, ülkemizi dünyadan koparan maceralarına son vereceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında demokrasi mücadelesi veriliyor.

Kuzeyden güneye, batıdan doğuya pek çok ülkede otokratik yönetimlere karşı hak ve özgürlük mücadeleleri yürütülüyor şu anda.

DEVA Partisi olarak bizim bugünün dünyasındaki duruşumuz nettir bellidir.
Biz Dünyada demokrasiyi savunanlarla aynı yerdeyiz.

Dünyanın her yerinde, yasaklara karşı direnen kadınlarla;

Rusya’da gazeteleri kapatılan, slogan attıkları için 10 yıl hapis cezası alan savaş karşıtlarıyla, aynı yerdeyiz.

Ukrayna’da bağımsızlığın, onurlu eşitliğin mücadelesini verenlerle;

Belarus’taki hileli seçimleri kabul etmeyenlerle, ailece hapise atılanlarla, aynı yerdeyiz.

ABD’de polis şiddetine karşı sokağa çıkanlarla;

Çin’de sadece kimliklerinden dolayı hapse atılan Uygurlarla, aynı yerdeyiz.

Avrupa’da İslamofobi’ye ve popülizme direnenlerle;

Tayvan’da Çin emperyalizmine karşı meydan okuyanlarla, aynı yerdeyiz.

Biz Demokrasi neferiyiz.

İşte o yüzden biz, ülkemizi hak ettiği yere; gelişmiş Batı demokrasilerinin ileri seviyelerine ulaştırmayı hedefliyoruz.

Bu sayede eğitimde yükseleceğiz. Ülkemizin her köşesinde eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacağız.

Bu sayede tek tek, birey birey haklarımıza kavuşacağız. Kolektif hakları da güvence altına alacağız.

Bu sayede ekonomide de güçlü olacağız.

Ve değerli arkadaşlar böylece; dış politikada sözü dinlenen, itibarlı ve güçlü bir ülke olacağız.

Pasaportumuza, Türkiye Cumhuriyeti pasaportuna değer kazandıracağız.

Pasaportumuzun tüm dünyada kıymetli olmasını sağlayacağız.

Benim Dışişleri Bakanı olduğum yılları da kapsayan o parlak dönemde, dış politika alanındaki başarımızın en temel sonuçlardan biri bu olmuştu, biliyorsunuz.

Avrupa’dan tutun, Amerika’ya, Afrika’dan tutun gelişen Asya’ya kadar Türkiye Cumhuriyeti pasaportu sahibi olmak büyük bir itibar görüyordu.

Avrupalı iş insanları geliyordu bizden vatandaşlık talep ediyordu. ‘Ya sizin Avrupa Birliği pasaportunuz var arkadaş, bizim vatandaşlığımızı ne yapacaksınız? Pasaportu ne yapacaksınız? ‘diye sorduğumuzda, ‘Bu pasaport bize kapılar açıyor. Avrupa’nın tarihten gelen yükleri var, bagajları var. Ama biz Güney Amerika’ya da gitsek, Afrika’ ya da gitsek Asya’ya da gitsek Türkiye Cumhuriyeti pasaportunu gösterdiğimiz anda biz kolay iş yapıyoruz bize kapılar açılıyor’ diyorlardı.

İşte şimdi inanın çok daha güçlüsünü, çok daha iyisini, çok daha sağlamını yapacağız. Türkiye’de bunu tekrar gerçekleştireceğiz.

İnanıyorum ki evlatlarımız, güçlü demokrasiye sahip, güçlü ekonomiye sahip, güçlü adalete sahip bir Türkiye’de büyüyecekler.

Evlatlarımız Avrupa’nın başı dik Türkiye’sinde büyüyecek.

Bunu hep beraber göreceğiz inşallah.


*****

Değerli arkadaşlar,

Bakın başka ne yapacağız:

Ülkemizin dış politikada şu anda okumakta olduğu yalnızlık senfonisini bitireceğiz.

Değerli yalnızlıkmış değil mi? Uydurdukları bir ifade.

Yalnızlığın nelere mal olduğunu gördük.

Yalnızlığın Türkiye’ye ne kadar büyük kayıplar oluşturduğunu, haklı olduğumuz yerde nasıl haksız düşürüldüğümüzü gördük.

Yalnızlaştığımızda terörle mücadelede nasıl zafiyete uğradığımızı gördük.

Biz ne yapacağız? Dostlarımızın sayısını artırıp, düşmanlıkları gidermenin çalışmasına başlayacağız.

İktidar değişikliğinin hemen ardından, sorun yaşadığımız ülkelerle ikili ilişkilerimizi onarmak ve güçlendirmek için yoğun bir çabanın içine gireceğiz.

Türkiye’yi barışçıl bir güç yapacağız.

Türkiye’yi bir “akıllı güç” yapacağız.

Burada aklı, rasyonaliteyi, bir kere daha vurgulamak istiyorum.

Akıl terk edilince, bir kişinin duygu dünyasına göre hareket edilince ne olacağını ne olduğunu maalesef hep beraber gördük. Yaşadık, yaşıyoruz.

Akıl yoksa rasyonelite yoksa, istişare yoksa anlamsız maceralara girip ülkemizi durduk yere yalnızlaştırırsınız.

Etrafınızda, ülkemizin hakkını savunan, bize hakkımızı teslim eden hiç kimseyi bulamazsınız.

O yüzden bizim dış politikada akılsızlığa tahammülümüz yok.

Her bir akılsız hamle, 85 milyona vurulan ağır bir darbe olarak döndü bize.

O yüzden biz, milletimizin çıkarlarını, uluslararası hukukla ve akılla koruyacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Konuşmamın başında “Türkiye’nin dış ilişkiler repertuarında yalnızca silahlı gücü kaldığından, onu da her seferinde test ettirdiğinden” bahsetmiştim.

Şimdi de ülkemizin silahlı kuvvetlerine, savunmasına dair bazı hususlara da vurgu yapmak istiyorum.

Arkadaşlar, biz, olur olmadık şahsi çekişmelerle ordumuzun caydırıcı gücünü test ettiren bu savrukluğa son vereceğiz.

Ordumuzun; demokratik denetim ve gözetime tabi, itibarlı, caydırıcı ve etkin bir askeri güç olmasını sağlayacağız.

Askerlik hizmeti konusunda da toplumsal adaletin gereğini yapacağız.

Zorunlu ve bedelli askerliğin aynı anda uygulanmasının bir adaletsizlik olduğunu biliyoruz. Bunu sona erdireceğiz.

Bizim hedefimiz; profesyonel orduya geçmektir.

*****

Değerli arkadaşlar,

Devletin kurumsal kapasitesini sağlamlaştırırken, Dışişleri Bakanlığına da yenilikler getireceğiz.

Şu anda Dışişleri Bakanlığı, iktidar partisi üyelerinin ve yandaşlarının emekli olduğunda yerleştiği kasabaya dönüştü maalesef.

İktidar destekçilerine emekli ikramiyesi gibi büyükelçilikler dağıtılıyor.

Biz, bir dönem başında olmaktan onur duyduğum Dışişleri Bakanlığımıza yeniden itibarını kazandıracağız.

Meslek dışından büyükelçi atamalarına ilke olarak son vereceğiz. Ve Liyakati esas alacağız.

*****


Eylem planımızın ikinci kısmı ise arkadaşlar güvenlik alanını kapsıyor.

Terörle mücadelede ayrım gözetmeksizin yoğun bir çaba ortaya koyacağız.

Terör örgütlerinin hepsiyle aynı azim ve kararlılıkla mücadele edeceğiz.

Bu mücadelede, hiçbir koşulda, hukukun dışına çıkmayacağız.

Terörle mücadeleyi hukuk içinde kalarak akılcı yöntemlerle sonuca ulaştıracağız.

Terörle mücadelede sadece güvenlik enstrümanlarını kullanmayacağız. Diplomasiyi, uluslararası ilişkiyi, sosyo- ekonomik araçları mutlaka devreye sokacağız.

Terörle toplumsal dinamikleri dikkate alan bir mücadele çizgisi izleyeceğiz.

Kök sebeplerine ineceğiz. Kök sebeplerle uğraşacağız.

*****

Değerli basın mensupları,

Ben eylem planımızın genel hatlarını sizlerle paylaşmış oldum. Eylem planımız oldukça kapsamlı. Daha önce yayınladığımız eylem planları gibi bunda da çok sayıda unsur var.

Bu çalışma, önleyici ve caydırıcı kolluk gücünün desteklenmesinden tutun; çete, mafya ve suç örgütleriyle mücadeleye kadar çok geniş bir alanı kapsıyor.

Ben şimdi size eylem planımızın detaylarını paylaşmak üzere, Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Koordinatörümüz Sayın Abdurrahman Bilgiç’e sözü bırakıyorum.

Ve katılımınız için bizlerle beraber olduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum. Ve eylem planımızın da şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

5 Ekim 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 25. Haftalık Değerlendirme Toplantısı Konuşması

Yirmi beşinci Haftalık Değerlendirme Toplantısı

Değerli yol arkadaşlarım,

Kıymetli basın mensupları,

Hepiniz hoş geldiniz.

Yeni yasama döneminin açılışıyla beraber, haftalık değerlendirme toplantılarımıza bugün tekrar başlıyoruz.

Son derece verimli bir yaz döneminin ardından yine beraberiz.

Geçtiğimiz yaz, mitinglerle sahaya inen ilk siyasi parti olduk.

Bütün bir yaz ülkemizin kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna; tüm şehirlerimizde yoğun bir şekilde sahadaydık.

Partimizin miting sürecini resmen başlattık.

Gaziantep, Gebze, Yozgat, Siirt ve Trabzon’daki miting meydanlarımızda iktidar yürüyüşümüzün işaretini güçlü bir şekilde verdik.

Bu ayın 15’inde, 15 Ekim Cumartesi günü de Erzurum’da İstasyon Meydanı’nda olacağız.

Mitingimize tüm Erzurum davetlidir.

Bizim her mitingimiz, büyük bir değişimin ayak sesidir, arkadaşlar.

Tüm engellemelere rağmen; büyük kalabalıklarla, coşkuyla buluşuyoruz milletimizle.

Şunu çok net görüyoruz ki, iktidar partisinin korkulu rüyası olmuşuz artık.

DEVA Partisi’ni her sokakta, her mahallede engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

İstediğimiz miting alanlarını vermediler, mitinge gelenlerin araçlarını çok uzaklardan geri çevirdiler, afişlerimizi indirdiler, duyurularımıza mani oldular, tuvaletlerin kapılarını kilitlediler ya. İnsanlar ihtiyaç olduğunda erken bırakmak zorunda kalsın sahayı terk etsin diye. İnanılır gibi değil.

Sayın Erdoğan, miting yaptığımız şehirlerin hemen yakınlarında, aynı gün, aynı saatte programlar düzenledi ve vatandaşlarımızı oraya davet etti.

İktidar mensupları, miting yaptığımız illerde bizimle aynı gün aynı saatte başka etkinlikler düzenleyip vatandaşlarımızı oraya ettiler.

Peki, bütün bunları yaptılar da sonuç ne oldu?

Kime mani olabildiler?

Buradan Beştepe’ye seslenmek istiyorum: Siz kime mani olabileceğinizi sanıyorsunuz, yahu?

Bizi engellemeyi ancak rüyanızda görürsünüz, rüyanızda.

Milletimiz olan biteni gayet iyi anlıyor. Siz ne kadar engellemeye çalışıyorsanız inadına geliyorlar dolduruyorlar o meydanı inadına.  

Arkadaşlar, kim ne derse desin, DEVA Partisi tarih yazıyor, tarih.

Hakkın, hukukun, eşitliğin, güvenin, birlikteliğin, coşkunun tarihini hep birlikte yazıyoruz.

Bu vesileyle, gerçekleştirdiğimiz bu büyük organizasyonların hazırlığında görev alan tüm arkadaşlarıma, yoğun emekleri için tekrar teşekkür ediyorum.

Mitinglerimize katılan tüm vatandaşlarımıza da, cesaret gösterip o meydanda bizlerle beraber oldukları için ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

***

Değerli arkadaşlar,

Seçime doğru hızla ilerliyoruz.

Geçtiğimiz pazar günü, seçim yolunda çok önemli bir aşama kaydettik.

Altı partinin genel başkanları olarak, işbirliğimizi 2 önemli alanda ilerletmenin kararını verdik. 

Altı parti olarak, temel politika alanlarını kapsayan ortak bir seçim beyannamesinin hazırlanması için çalışmalara başladık.

Hedefimiz, belirleyeceğimiz ortak Cumhurbaşkanı adayımızın da katkısıyla, milletimizin karşısına tek bir seçim beyannamesi ile çıkmak. 

Farklılıklarımızı değil, ortaklıklarımızı ön plana çıkaracak bir çalışma içindeyiz biz şu an.

Farklı siyasi partiler olsak da ülkemizin yarınları için aynı hedefe doğru beraberce yürüme iradesini ortaya koyduk.

Ne demiştim?

Daha yola ilk çıktığımız gün; “Türkiye 1’den büyüktür” demiştim.

Seçimden sonra da Türkiye’yi tek bir kişinin dağarcığına bırakmayacağız.

85 milyonu tek bir kişinin insafına bırakmayacağız.

Seçimden önce milletimizin önüne ortak bir bildirge koyacağız.

Seçimden sonra da söz verdiğimiz politikaları aynen uygulayacağız.

Hedefimiz bu.

Yok o parti, bu parti, şu parti değil; tüm ortak sözlerimizi hayata geçirmenin mücadelesini vereceğiz seçimden sonra.

Ve ne olacak?

Türkiye, bir daha asla, istikrarsızlığın yaşandığı bir döneme girmeyecek.

Neyin nasıl yönetileceğini bugünden çalışıp kararlaştıracağız.

İşte biz buna -ilk günden beri söylediğimiz gibi- “geçiş sürecinin yol haritası” diyoruz. Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişin yol haritası.

Geçtiğimiz pazar günü, 6 parti olarak, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş süreci için bir yol haritası hazırlamaya da başladık.

Bunun da artık teknik çalışmalarına eğiliyoruz.

Yani; açık ara farkla seçilmesini hedeflediğimiz 13. Cumhurbaşkanının, sistem değişene kadar, ülkeyi nasıl yöneteceğini beraberce çalışıp kararlara bağlayacağız. Özü bu.

Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı makamının elinde şu anki anayasaya göre dünya kadar yetki var.

Parlamenter sisteme geçene kadar, bu yetkilerin hangileri nasıl kullanılacak?

İstişare mekanizmaları nasıl çalışacak?

Meclis’imizi nasıl güçlendireceğiz?

Güçler ayrımı ilkesini nasıl kuvvetlendireceğiz?

Kısacası, geçiş sürecinde, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in ruhunu nasıl hemen hayata geçireceğiz?

Seçimlerden sonraki ilk gün hedeflediğimiz Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin ruhunu hemen nasıl fiiliyata uygulamaya geçireceğiz?

İşte tüm bu soruları beraber yanıtlayacağız. Cevapları netleştireceğiz.

Biz de DEVA Partisi olarak yaptığımız tüm çalışmaları diğer siyasi partilerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Hiç kuşkunuz olmasın.

Biz, elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz arkadaşlar. DEVA Partimiz, 6’lı masanın başarılı olması için elinden gelenin fazlasını yapıyor.

Kafamızda 6 ay sonrasının, 1 yıl sonrasının, 2 yıl sonrasının, 5 yıl sonrasının Türkiye’sini şimdiden belirliyoruz.

Hiçbir şeyi sonra bakarız diye ileriye bırakmıyoruz.

Nasıl olsa kervan yolda düzülür demiyoruz. Bugün detaylı çalışmamız lazım.

Çünkü seçimlerden sonra ülkenin tek bir gün kaybedecek vakti olmayacak.

Sorunlar birikiyor, büyüyor. Yangın yayılıyor.

Seçimlerden sonra derhal icraata başlamanın hazırlığını bugünden yapıyoruz. İlk dakikadan itibaren neler yapacağız.

İlk 90 dakikada neler açıklayacağız? İl 30 günde, 90 günde 180 günde, 360 günde neler yapacağız?

Hepsine çalışıyoruz.

Tüm senaryolara karşımıza çıkacak tüm senaryolara karşı vızır vızır hazırlanıyoruz. Ülkemizin önündeki fırsatları ve tehditleri bütün detaylarıyla masaya yatırıyoruz.

Ama bununla da yetinmiyoruz.

Kendi eylem planlarımızı da çalışmaya devam ediyoruz. 12 ayrı alanda biliyorsunuz yapacaklarımızı açıkladık. Hız kesemeden devam edeceğiz.

Hız kesmeden devam edeceğiz. Kasım ayı bitmeden 10 eylem planımız yayınlanmış olacak.

10 alanda birden şu an çok yoğun bir çalışma var. Kasım ayı bitmeden biz kendi hazırlıklarımızın tamamını bitirip kamuoyu ile paylaşacağız. Kendi hazırlılarımızın tamamını da 6’lı masaya koyacağız.

Hazır olan diğer partiler de koyacak. Bakacağız, çalışacağız ve bu ülkenin yarınları için en iyisi neyse o mutabakatı sağlamak için yoğun bir gayret göstereceğiz.

Yani seçimlere biz DEVA Partisi olarak tam 22 eylem planımızla gireceğiz.

Özellikle bu Ekim ve Kasım ayları, DEVA Partisi’nin eylem planı şovuna sahne olacak.

Bunu beraber yapacağız.

Önümüzdeki hafta kısmet olursa burada bu salonda Dış Politika ve Güvenlik eylem planımızı da kamuoyuyla paylaşacağız. Arkadan dediğim gibi sırayla haftada bir iki eylem planıyla yürüyeceğiz ve kasım ayı bitmeden tamamını kamuoyuyla paylaşmış olacağız.

Ülkemizi, gençleri, kadınları, bu ülkenin haysiyetli insanlarını, kontrolsüz güce emanet etmeyeceğiz!

Yeterince ders aldık. Herhalde yaşadığımız şu son 4 yıl tek bir kişinin aklına eseni yaptığıyla ülke yönetildiğinde ne kadar büyük felaket yaşadığımızı ne kadar büyük kriz yaşadığımızı savrulduğumuzu Türkiye’ye gösterdi.

85 milyon bunun acısını yaşadı yaşıyor.

Ders alacağız. Hataları tekrar etmeyeceğiz. Hep ileriye bakacağız.

***

Evet arkadaşlar,

Bu eylem planlarımızla birlikte hem yurt içinde özgürlüğe, eşitliğe ve zenginliğe giden yolun taşlarını döşüyoruz; hem de ülkemize uluslararası alanda itibar kazandıracak politikalar geliştiriyoruz.

Bir yandan “Yarının Türkiyesi”ni hazırlarken, diğer yandan bölgemizdeki gelişmeleri çok yakından izliyoruz.

Dışarıya baktığımızda; özellikle Rusya Federasyonu’nun aylardır uluslararası hukuku çiğnediğini görüyoruz.

Topraklarını silah gücüyle genişletmeye çalışırken, yaptıkları hukuksuzluğu, geçtiğimiz hafta, referandum kılıfının içinde sunmaya kalktılar. 

Biz, bu konudaki net tavrımızı ilk günden itibaren açıkça ortaya koyduk.

Rusya yönetiminin yaptıklarını kınıyor, bu tavrı insani, siyasi, hukuki ve ahlaki yönden reddediyoruz.

Ülkemizin de dış ilişkilerde, itibarlı ve tutarlı bir politika yürütmesi gerektiğine inanıyoruz.

***

Değerli arkadaşlar,

İtibarlı dış politika, ancak güçlü bir ekonomiyle olur.

Güçlü bir ekonomi de ancak sapasağlam bir demokrasiyle yürür.

Sağlam demokrasi de gerçek bir hukuk devletiyle olur.

Hukuk sağlanmadan demokrasi sıhhatle işlemez.

Hukuk olmadan demokrasi 5 yılda bir yapılan seçimlerden ibaret kalır.

Hukuk olmadan seçim sonuçlarına saygı da kalmaz.

Hukuk her şeyin temeli.

Hukukla beraber demokrasi.

Ve sağlam bir hukuk demokrasi temelinde yükselen bir ekonomi.

Bizim modelimiz bu.

Ama en çok da başarı neyle olur biliyor musunuz: Gençlerine verdiği değerle olur.

Tam bu noktada şunu anlatmak istiyorum:

Sokaklarda çok ciddi şikayetler duyuyoruz. Aileler yaşadıkları mahallelerde uyuşturucunun yaygınlaşmasından çok şikayetçi.

Orada da yangın büyüyor.

Uyuşturucu; cinnet, şiddet ve dehşeti de beraberinde getiriyor.

Bakıyoruz, Afganistan ve Balkanlar’dan gelen zehir trafiğinin ucu Türkiye’ye çıkıyor.

İşte Afgan göçü meselesi.

Ben bunu Beştepe’ye 1 buçuk yıldır her fırsatta soruyorum. Bir kez bile yanıt alamadım.

Derin bir sessizlik var.

Tekrar soruyorum:

Yahu bu kadar Afgan, Türkiye’ye elini kolunu sallaya sallaya nasıl geliyor? Bir kısmı yanlarında ne getiriyorlar?

Sınır güvenliği olmayınca, insan kaçakçılığına ihtiyacı kalmayanlar, uyuşturucu kaçakçılığına mı giriyor? Diye soruyorum Beştepe’ye.

Çıkın açıklayın yahu. Zaten bakın bu soruya iki şıklı bir cevap sunuyorum.

Ya Beştepe, Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamayı bilmiyor.

Ya da Beştepe, Amerika ile gizli bir anlaşma yaptı ve bu anlaşma gereği Afganlar Türkiye’ye geliyor.

Bundan başka seçenek yok herhalde.

Ya sınırlarımız eleğe döndü yol geçen hanına döndü. Gelen geçen geçiyor. Yani artık bu hükümet bu ülkenin sınır güvenliğini sağlayamıyor. Ya da Amerika’yla yapılan anlaşmayla Afganlar Türkiye’ye geliyor.

Bunlardan hangisi.

Bir buçuk yıldır cevap bekliyorum arkadaşlar tık yok.

Sadece Afganlar değil. Balkanlar’la Türkiye arasında da çok ciddi bir uyuşturucu trafiği olduğu iddia ediliyor.

Belli ki, Türkiye’nin coğrafi konumu, bu zehir sevkiyatında stratejik olarak kullanılır hale gelmiş.

Gerçekten Çok yazık yahu.

Ve dahası var dahası. Geçtim yakın coğrafyayı ta güney Amerika ile Türkiye arasında bir uyuşturucu hattı oluşmuş.

Şu som-n 1 yıldır 2 yıldır yakalanan uçakları gemileri şöyle bir hafızanızda tazeleyin.

Ta dünyanın öbür ucu yahu.

Bunlar anlaşılan Türkiye’yi tam bir merkez haline getirmişler tam bir merkez.

Türkiye, ne yazık ki, uluslararası zehir trafiğinin neredeyse yol geçen hanına dönmüş.

Bir Güney Amerika’dan geliyor, bir Afganistan’dan.

Zehir, ülkemize yürüye yürüye, denizleri aşa aşa giriyor.

Gençlerin sağlığı ve hayatı tehdit altında bakın.

Çünkü bu ülke, bu büyük ülke ciddi bir trafiğin merkezi haline gelince uyuşturucu kolay ulaşılır kolay erişilir hale geliyor.

Anne babalar buna feryad ediyor.

Daha geçen cumartesi, Trabzon’da miting sonrası yine etrafımı sardılar ve ‘gençlerimizin herkesin gözü önünde mahvoluyor’ dediler. ‘Bir şeyler yapın ne olur hükümet ilgisiz. Devlet bu konuya bakmıyor. Ve bu alenen göz önünde çok kolay erişilir ulaşılır şekilde ticareti yapılıyor’ dediler.

‘Yazıktır çocuklarımıza üzülüyoruz acıyoruz’ dediler.

Gerçekten buradan ben hükümete çağrı yapıyorum Beştepe’ye tekrar sesleniyorum:

Derhal ama derhal gerekli önlemler alın ve sokakları temizleyin.

Çocuklarımızın, gençlerin sağlığını güvence altına alın.

Eğitimi güvence altına alın.

Hukuku güvence altına alın.

Yazık etmeyin bu ülkenin körpecik insanlarına.

***

Hukuk demişken değerli arkadaşlar,

Türkiye’nin hukuk karnesi, hak ve özgürlükler karnesi ne durumda görüyorsunuz.

Tarihin en kötü seviyelerinde.

Bütün uluslararası sıralamalarda hukukun üstünlüğündeki en dipteki ülkeler arasına girdik.

Yolsuzlukta sıralamanın en dibindeki ülkeler arasına girdik.

Bu hükümet bunu da gösterdi yahu.

Hukuk devleti var mı? Yok.

Adil yargılanma hakkı var mı? Yok.

Özgürlük, İfade özgürlüğü. Var mı? Yok.

Protesto hakkı var mı? Yok.

İşkence yasağı var mı? Yok.

Kısacası: Yok. Yok. Yok.

2000’li yılların ilk yarısında, o Avrupa Birliği ile müzakere döneminde biz bir başarı elde etmiştik değil mi? Kazanımlar sağlamıştık. Hiçbirinde bakın o gün bugündür ilerleme yok.

Hatta geri geri geliyor.

O dönemde Türkiye hangi alanda ne kazanım sağladıysa hepsinden kaybediyoruz.

İşkenceye 0 tolerans demiştik 0 tolerans. Ve bunu gerçekleştirmiştik.

Ama sapasağlam bir iradeyle bunu ortaya koymuştuk o zaman.

Şimdi bakıyoruz öyle bir şey yok.

Her gün işkence haberleri işkence iddialarıyla kaynıyor bu ülke yahu.

Başka ne yok?

Basın özgürlüğü yok arkadaşlar.

İşte dün Meclis’te Genel Kurul’a dezenformasyon yasası getirdiler.

Daha önce de söylemiştim.

Bu dezenformasyon yasası değil arkadaşlar bu tam bir, sansür yasasıdır. Tam bir sansür yasası.

Basını, internet sitelerini susturmanın yasasıdır. Milletin sesini kesme yasasıdır.

Şimdi bunlar ne yaptılar? Belli başlı basın organlarının bir kısmını ama önemli bir kısmını teşvikle ya da tehditle kendi emirleri altına bağladılar.

Hala özgün yayın yapma mücadelesi veren az sayıda yayın kuruluşu var. Gazete televizyon var ama önemli bir bölümünü tehdit veya teşvikle baskı altına aldılar.

Ama bakıyorlar ki teknolojinin de verdiği imkanlarla sosyal medyaya o kadar sözleri geçmiyor.

Sosyal medyada insanlar daha özgür.

Dilediklerini yazıyorlar.

Neymiş efendim, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçmuş.

Yeni bir suç tipi uyduruyorlar.

Ya madem halkı alenen yanlış bilgilendirmek suç bu yeni yasaya falan gerek yok. Sizin bir kurumunuz var biliyorsunuz.

Ben buradan ihbar ediyorum, adres veriyorum.

Ankara Necatibey’de Rakamları Ayarlama Enstitüsü diye bir yer var. Namı değer TÜİK yazıyor.

Her ay düzenli olarak halkı yanıltıcı bilgiyi alenen paylaşıyorlar.

Enflasyonu daha geçen pazartesi kaç açıkladı. Yüzde 83.

Gerçek enflasyonun yüzde 200’e dayandığını bu millet bilmiyor mu?

Bu milletin zaten her gün bildiği yaşadığı o yüksek enflasyonu yüzde 200’e yaklaşmış enflasyonu TÜİK hala yüzde 83 diye açıklıyor.

Ve insanların emeklerinin erimesine sebep oluyor bakın bunlar.

Niye?

Asgari ücretlinin, emeklinin, memurun maaşına zam ne kadar yapılıyor. TÜİK’in açıkladığı uydurma yanıltıcı enflasyon oranı kadar yapılıyor.

Asgari ücrete diyorlar ki enflasyon yüzde 80 ona göre artırıyoruz.  Hatta biraz da üzerine veriyoruz. Emekli maaşı zaten enflasyona göre artıyor. Memur, enflasyonu veriyoruz canım. Ama hangi enflasyon?  Siz milleti kasten yanıltıcı bir enflasyon rakamı açıklıyorsunuz. Milletin maaşını ona göre açıklıyorsunuz.  Ondan sonra çıkıp diyorsunuz ki ‘e biz enflasyon kadar artırdık.’

Ama hangi enflasyon?

Siz bir gerçek enflasyondan bahsetsenize yahu. Yüzde 200’e varmış bugün ülkede enflasyon.

İşte bu, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktır arkadaşlar.

Buradan ben suç duyurunda bulunuyorum. Gitsinler halkı alenen yanıltıcı bilgiyi düzenleyen ve yayan kuruma ve o kuruma o talimatı verenleri incelesinler bulsunlar ve gerekeni yapsınlar diyorum.

Peki, gelelim şu soruya:

Bu kanun bu haliyle meclisten geçerse ne olacak?

Eğer “Açlık sınırı arttı” diyen bir haberi paylaşırsanız, hakkınızda ceza soruşturması açılabilecek.

Çünkü hükümet diyecek ki ‘yok bizim TÜİK öyle demiyor’ diyecek. ‘TÜİK’e göre böyle olmadı’ diyecek. ‘Sen yanlış bilgi açıklıyorsun’ diyecek.

Zaten keyfi olan hukuku iyice oyuncak edecekler.

Sosyal medyada anonim hesap kullanan vatandaşlarımız, kendini cezaevinde bulabilecek.

Evet bakın çok ciddi ya bu iş. Çok ciddi.

Kimin gazeteci olup olmadığına “Algıları Ayarlama Enstitüsü”, yani namı değer İletişim Başkanlığı karar verecek.

İnternet haber sitelerine keyfi müdahalenin önü açılacak.

Yerel gazetelerin resmi ilan gelirlerinde çok büyük bir düşüş yaşanacak. Yüzlerce yerel gazeteci artık bir varlık mücadelesinin içine girecek ve işsiz kalacak.

İnanın Tablo bu kadar vahim.

***

Bakın Ayrıca arkadaşlar, bu sansür yasasının çok tehlikeli bir boyutu daha var.

Bu BTK diye bir kurum var ya biliyorsunuz BTK. Bu BTK başkanı bir içeriğin kaldırılmasını istedi mi mesela Twitter onu kaldırmak zorunda kalacak.

Savcılık, vatandaşın kimlik bilgilerini istedi mi Twitter aynen vermek zorunda kalacak.

Hatta savcılıkla yetinseler yine iyi. Belki orada hatta bağımsız tarafsız en azından teoride bağımsız yapılabilir. Ama emniyet dahi Twitter’dan bilgi isteyebilecek.

Vermezse, Twitter’a giremeyeceğiz çünkü boğacaklar yüzde 90 oranında yavaşlatacaklar.

Açık mı açık. Ama gireceksin dakikalarca bekleyeceksiniz ki bir şey ekrana düşsün.

Bırakın hukuk devletini, kanun devletini, tüm insiyatifi “idari bir birime” bırakma zihniyeti bu.

İktidar resmen, milletin hak ve özgürlüklerine savaş açmış, bunun adına da “dezenformasyon yasası” demiş.

Çok net söylüyorum arkadaşlar:

Bu, vatandaşın üstüne çöreklenme yasasıdır. Vatandaşa nefes aldırmama yasasıdır.

Hiç öyle sosyal medya şirketlerinin Türkiye’ye temsilci gönderip göndermemesiyle oyalanmasın kimse.

Bunun için zaten yasa çıkarmana gerek yok.

Siz ülkede hukuk güvenliğini sağlayın siz bu ülkede yatırım ortamını iyileştirin o şirketler koşa koşa gelir zaten buraya. Zorla birisini Türkiye’de görevlendirip hiç olmazsa avucumuzun içerisine birini alalım da onu sıkalım onun üzerinden o şirketlere yön verelim demenize gerek kalmaz.

Bunlar zaten akın akın gelirler buraya. Burada şirket kurarlar. Burada vergi verirler. Siz yeter ki burada hukuk devletini oluşturun.

Zorlamayla bu iş olmaz.

Ama gerçekten bu yas arkadaşlar sosyal medya şirketlerini Türkiye’ye çağırma değil, tam tersine Türkiye’den kovma yasasıdır.

Bu yasa; Twitter'sız, Facebook'suz, Instagram'sız bir Türkiye’nin yasasıdır.

Bu yasa, yasaklıyor; ifade özgürlüğümüzü kısıtlıyor.

Bu yasa, yalnızlaştırıyor; bizi demokratik dünyadan kopartıyor.

Bu yasa aynı zamanda yoksullaştırıyor; çünkü internetten ticaretin e- ticaretin köküne de kibrit suyunu döküyor.

Esnafla, çiftçiyle kavga ediyor.

İşte bu sebeplerle biz, iktidarın keyfine göre milleti hizaya sokmaya çalışan bu sansür yasasını topyekûn reddediyoruz.

Biz bu yasa gündeme geldiğinden beri karşı çıkıyoruz. Karşı çıkacağız.

Beştepe’nin şu anda tasarlamakta olduğu bir süreç var bakın arkadaşlar. Seçim yaklaşıyor ya seçime doğru giderken “sansüre dayalı seçim kampanyası” yapmaya çalışacaklar bakın.

Sadece bizim borumuz ötsün, millet sadece bizi duysun. Bizden başka söz söyleyen olursa onun sesini kısalım. Bizden başka konuşan olursa onun sesini keselim yasası bu. Bunu görmemiz lazım.

Durdunuz durdunuz da 20 sene sonra mı aklınız başınıza geldi?

Durdunuz durdunuz da seçimlerde kaybedeceğinizi gördüğünüz anda mı böyle bir yasayı düzenlemek aklınıza geldi?

Niye bugünü beklediniz?

Madem dezenformasyondan şikayetçiydiniz niye 2018 seçimlerine giderken bunu yapmadınız?

Niye 2017 referandumuna giderken yapmadınız? Niye 2011’de 2007’de 2002’de yapmadınız getirmediniz meclise de bugün getiriyorsunuz?

Çünkü bunlar normal yollarla hukuk düzeni ile özgürlük ortamında artık seçimi kaybedeceğine inanmış durumdalar arkadaşlar.

Bu yasa bunun da ispatı. Bu yasa bugün meclise sunuluyor çünkü hükümet biliyor ki bu ortamda seçimi kazanamayacak.

Ancak kendi yalanlarımdan başka etrafımda bir şey dolaşmasın.

Doğruyu söyleyenin ben sesini kısayım benim yalanıma inanlarla belki seçimi kazanırımın derdine düşmüş durumda.

Baştan da söyledim en açık enflasyon. Bugün soruyorsunuz, çarşıda pazarda enflasyon kaç diye.

Esnafa soruyorsunuz. Bütün milletin bildiği gerçeği saklayan bir iktidar gerçekleri konuşmayı sansürlemeye hazırlanıyor.

Ama biz buna karşı çıkacağız.

Sonuna kadar milletimize gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Kim ne derse desin.

En kısa zamanda, ülkemizde ifade özgürlüğünü doyasıya yaşatacağız.

Basının üzerindeki baskıyı da kaldıracağız.

**

Değerli basın mensupları,

Can yakıcı gündemlerimizden birisi de ekonomi. Ekonomimiz; rahmetli Cem Karaca’nın şarkısındaki gibi “bindi bir alamete, gidiyor kıyamete”.

Şu anda tam bir yoksullaşma krizinin ortasındayız.

Yüksek gelir grubundaki yüzde 10’luk kesim toplam servetin tam yüzde 67’sine sahip şu anda.

Gelir dağılımı hızla bozluyor.

Yıllarca düzeltmek için mücadele verdiğimiz ve dünya bankasının raporlarına geçen Türkiye’nin başarısı yani büyürken kalkınırken gelir dağılımını düzelten Türkiye şu anda hızlı bir şekilde zenginle yoksul arasındaki uçurumun arttığı bir ülke haline geldi.  Milyonlarca vatandaşımız 7.245 liraya çıkan açlık sınırına rağmen, 5.500 lira asgari ücretle geçinmeye çalışıyor.

Şu an 23.600 liraya çıkan yoksulluk sınırı, asgari ücretin dört katından fazla.

İnsanlar sebze ve meyveyi artık kilo ile alamıyor. Taneyle alıyor, taneyle. Gittiğim bütün pazarda bunu görüyorum. Bakıyorum 3 tane dolmalık biber almış. Ve bu bakın biberin üretildiği tarlaya 5 kilometre 10 kilometrelik pazarlarda oluyor.

Diyeceksiniz ki taşıma mazot falan öyle değil.

Çünkü üretim maliyeti çok arttı. Maliyet enflasyonu çok arttı. Bu hükümet kuru patlatınca A'dan Z'ye her şeye ülkede zam geldi.

Gübreye zam gelmesinin ana sebebi kurun patlamasıdır.

Mazotun artmasının sebebi kurun patlamasıdır.

İlaca tohuma zam gelmesinin sebebi kurun patlamasıdır.

Kuru patlatan da Erdoğan'ın kendisidir başka kimse değil. 

Lahana alıyor insanlar ya lahana.

Gerçekten böyle bir şey yaşamadı Türkiye son dönemde. 

Allah gördüğünden geri koymasın diye bir dua vardır biliyorsunuz. Çünkü insanlar 12.500 dolarlık milli gelir seviyesine ulaştılar. O refahı bir yaşadılar. Şimdi o refahı yaşadıktan sonra 8000 dolarlık gelire razı olup ‘süfli hevesler peşinde koşmayın’ diyen bir zihniyet şu anda iktidarda.

İnanın akıl alır gibi değil. Bu kadar koptular milletten.

Ekmek kuponları yaygınlaşıyor. Sıradan ürünler bile ya zincirleniyor ya da kilitli dolaplara konuluyor.

Bebek mamasının bebek bezinin kilit altında satıldığı bir ülkeye çevirdiler burayı yahu.

Ucuzluk marketlerinde ikinci el giysi satılmaya başlandı bakın. Giyilmiş kullanılmış kıyafetler satılıyor artık.

Düğün sezonunu geride bıraktık değil mi?

Biz ekonominin başındayken, insanlar düğünlerde çeyrek altın takarken bu küçük mü oldu diye sorarlardı. Yarım altın, tam altın takmam gerekir diye düşünürlerdi.  Şimdi millet gram altın bile takamıyor. Kuyumcular yarım gramlık altın satmaya başladılar. Bir gramında yarısı. Bu hale düşürdüler ülkeyi yahu.

Tepeden tırnağa bir yoksulluk krizi yaşıyor bu ülke.

Bu yoksulluk krizinin bedelini de en çok çocuklarımız ödüyor biliyor musunuz?

Anne babalar bebek maması, sağlıklı gıda, bebek bezi gibi temel ihtiyaçlara erişemiyor.

Eğitim masraflarını karşılayamıyorlar.

Durum gerçekten çok kötü. Ben tüm Türkiye’yi adım adım geziyorum.

Bakın arkadaşlar,

Uluslararası basında, bir haber dolaşıyor. Türkiye’nin Rusya’dan aldığı doğalgazın ödemelerini yapamayacağına dair, ödeme için ek süre istediğine dair haberler yayınlanıyor uluslararası basında.

Bu tür haberler çok tehlikeli haberlerdir.

Bunlar inanın bilmiyor anlamıyor.

Eğer bu haberlerin aslı yoksa, hükümet derhal çıkıp yalanlamalıdır.

Yok gerçekten bir temdit talebi varsa, ödeyemiyorum geç ödeyebilir miyim diye bir talep varsa da bu da derli toplu bir şekilde kamuoyuna ve piyasalara açıklanmalıdır.

Buradan hükümete sesleniyorum: Bu işin şakası olmaz!

Temerrüt konusunda kaza bir kere olur.

Temerrüttün dedikodusu, temerrüttün kendisini getirir.

Daha önce uyardım, tekrar uyarıyorum:

Bu ülkeyi asla, ama asla, temerrüt çukuruna düşürmeyin diyorum.

Yahu, artık silkelenip bir kendinize gelin.

Nedir bu savrukluk nedir bu iş bilmezlik.

Aklınızı başınıza alın.

Bakın ülkenin bu temerrüt uçurumuna yuvarlanmaması için size yol gösteriyorum.

Daha önce söyledim tekrar ediyorum.  Bu işin şakası yok yahu.

İki adımı derhal ama derhal atın.

1-Merkez Bankası yönetimini derhal değiştirin, işi bilen dürüst bir ekibi oraya koyun.

2-TÜİK yönetimini derhal değiştirin, işi bilen dürüst bir ekibi oraya koyun.

Arkasından da elinizi ayağınızı bu iki kurumdan çekin.

Tekrar tekrar söylüyorum:

Merkez Bankası bağımsız bir şekilde kur istikrarı ve fiyat istikrarı için çalışmadıkça, TÜİK bağımsız ve dürüst bir şekilde ülkenin gerçek rakamlarını açıklamadıkça, bu krizin derinleşmesini önleyemezsiniz.

Ağzınızla kuş tutsanız beceremezsiniz.

Anlayın artık şunu yahu!

4 senedir aklınıza gelen her türlü saçmalığı yapıyorsunuz.

Sonuçları ortada!

Hala anlamadınız mı?

4 senedir bu ülkeyi bir krizden diğerine savurdunuz, hala anlamadınız mı?

Döviz kurunu patlattınız, hala anlamadınız mı?

Enflasyonu patlattınız, hala anlamadınız mı?

Ekonomiyi berbat ettiniz, mahvettiniz!

Hala anlamadınız mı?

Bu yanlıştan ne zaman döneceksiniz?

Daha neyi bekliyorsunuz?

Yazık, gerçekten çok yazık.

Milyonlarca insan sizin yanlışlarınızın ve kuru inadınızın bedelini ödüyor.

Gerçekten çok yazık. Yeter artık yahu.

***

Bakın, koskoca bir millet dişini sıkmış, sandık gününü iple çekiyor.

Herkes dört gözle çözümü bekliyor.

İşte biz de bu kriz ortamını ortadan kaldırmak için kolları sıvadık arkadaşlar.

Ekonomik krizi 6 ayda bitireceğiz.

Bu kriz iklimini ortadan kaldıracağız.

Enflasyonu da en geç 2 yılda tek haneye düşüreceğiz.

Ben tekrar buradan meydan okuyorum çağrıda bulunuyorum. 

Eğer bu ülkede 2 tane büyük ekonomik krizi çözmüş bir kadro ekip varsa buyursun gelsin diyorum. Konuşmak kolay.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Nasıl daha önceki iki tane büyük krizi çözdüysek inşallah bu krizi çözmekte bize nasip olacak.

Bu ülkede çok yetişmiş insan var bu ülkenin pırıl pırıl bürokratları var.

Ama ‘bu işi şu çok iyi biliyor bu işi şu çok iyi yapar.’ Öyle bir şey yok.

Siz kadroyu çok iyi oluşturacaksınız. Her alanda uzman arkadaşları getirip uzman oldukları alanlara yerleştireceksiniz.

Onların koordinasyonunu sağlayacaksınız.

Yoksa biz 2002 krizini çözmek için yola çıktığımızda gidip de Avrupa'dan Amerika'dan uzaydan adam getirmedik ki.

Mevcut insan gücüyle çözdük.

2008- 2009 Küresel krizi Türkiye'yi vurduğunda bana tekrar ısrarla ekonominin başına gelmem konusunda çağrı yaptıklarında biz gidip de sağdan soldan insan bulmadık.

Zaten var olan düzgün insanları yeniden toparladık ve krizi çözdük.

Bir koordinasyon meselesi bu bir eşgüdüm meselesi bu ülkenin zaten var olan kaynaklarını iyi kullanma meselesi. Bu iş şeker var yağ var ama iyi helva yapabilme meselesi.

Ama bu iş için kriz yönetme tecrübesi koordinasyon tecrübesi gerekiyor.

İnşallah bunu da biz çözeceğiz.

Milyonlarca vatandaşımızı esir alan mutlak yoksulluğu tekrar sıfırlayacağız. Daha önce yaptık yine yapacağız.

Bebekler sağlıklı büyüsün diye, 2 yaşına kadar temel ihtiyaçlarını biz karşılayacağız.

Mamaydı bebek beziydi yazık yahu. Genç çiftlerin bebeği oluyor o anda eve bir yangın düşüyor. Biz bu bebeğin en temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız derdine düşüyor insanlar.

Yazıktır. O doğan bebeğin hakkıdır.

Siz o yeni doğan bebeğin hakkını tutup da mağdur olmasınlar diye zaten bankada parası olanların mevduatı olanların kur artışından mağduriyetini engellemek için öderseniz yüz milyarlarca lirayı kur artışına faize verirseniz işte ülkede fakirlik yaygınlaşır.

Şu anda hükümetin yaptığı çok büyük bir servet transferine yol açıyor arkadaşlar.

Yoksuldan zengine bir servet transferi.

Yapılan bu.

Vatandaşlarımızın tatile çıkmak, telefon yenilemek, araba almak, ev sahibi olmak gibi “normal heveslerini” biz karşılayacağız.

Tekrar ediyorum “normal heves’

Bazılarının “süfli heves” demesine bakmayın.

Sen milleti fakirleştir dolar kurunu patlat enflasyonu patlat insanların en tabii ihtiyaçları için talep geldiğinde de bırakın bu süfli hevesleri de.

Bu ne biçim kafa yahu.

Böyle bir zihin şu an Türkiye'nin başında düşünebiliyor musunuz?

Gerçekten Çok yazık.

Hiç şüpheniz olmasın arkadaşlar.

DEVA Partisi’yle özgürlüğümüze ve zenginliğimize kavuşacağız.

Ve bu çok çabuk olacak.

Bu ülke çok büyük bir ülke. Biz bu ülkeyi seviyoruz.

Hep beraber çalışacağız ve hep beraber başaracağız.

***

Değerli arkadaşlar,

Son olarak, iki gündür yoğun bir şekilde gündemde yer alan bir konuya da kısaca değinmek istiyorum.

Biliyorsunuz, Türkiye'de başörtüsü yasayla yasaklanmadı. Olan biten, keyfi bir zulümdü. Bir dayatmaydı.

Aynı zamanda başörtüsü, bu keyfi dayatmayla yüzleşerek serbestleşmedi.

Aksine, başörtüsü üstündeki baskıyı kaldıran iktidar, başka yaşam tarzlarını ötekileştirdi.

İşte şimdi ne yapıyor. Aynı gün başörtüsü yasağını biz kaldırdık diyor ama getiriyor sansür yasasını meclise sunuyor.

Ya sen özgürlükten yanaysan her alanda özgürlükten yana ol.

Böyle bir şey olur mu? Bu özgürlükçü bir zihniyet değil arkadaşlar.

Bakın biz “İdeolojik devlet” anlayışını aşıp, “eşit vatandaşlığı” kazanamadığımız müddetçe, nöbetleşe zorbalık devam eder, ülkede. Tüm kazanımlar eksik kalır arkadaşlar.

Onun için biz bu meseleyi sahici, onarıcı bir yaklaşımla ele almak zorundayız.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” çağrısını ve CHP söylemlerindeki değişikliği dikkatle takip ediyoruz.

Söz vermek, insanların gözlerini geçmişten alır, geleceğe çevirir. Ortak bir beklenti üretir. Bu nedenle yarınlara dair verilen sözleri önemsiyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu’nu dinlerken iki sene önce Şanlıurfa’da söylediklerim zihnimde canlandı. Tam 2 sene olmuş Şanlıurfa’nın il kongresini yapıyoruz.

Şöyle konuşmuşum orada; “Türkiye’de herkes bir kere düşman, herkes bir kere üvey evlat, herkes en az bir kere mağdur oldu. Adeta acılarımızda eşitlendik.

Biz DEVA Partisi olarak açıkça söylüyoruz ki: Artık eski hesaplaşmaları, kavgaları arkada bırakıp, yeni bir başlangıç yapmanın zamanı geldi.

Kavgalar, hesaplaşmalar hiçbir sorunumuza çare olmadı.

Geçmiş, doğruları ve yanlışlarıyla, içinden geçtiğimiz ortak geçmişimizdir.

Geçmişi değiştiremeyiz. Hiçbirimiz geçmiş üzerinde uzlaşmak zorunda da değiliz. Geçmiş konusunda yakın tarih konusunda başlarsak eğer bu bitmez. Ama yarınların ipleri elimizde. Yarınları, hepimizin ortak yarını olması da elimizde.”

2 sen önce söyledim Şanlıurfa’da.

“Daha zor şartlarda, 1923’te Cumhuriyet’i kurduk, 1950’de demokrasiye doğru adım attık. Bir kere daha yapabiliriz” Bunu 2 sene önce söylemiştim. Aynen burada tekrar ediyorum.

İnanıyorum ki Türkiye yeni başlangıcını demokratik birikimine yakışacak şekilde yapacaktır.

Geçmişten beri yaşanan mağduriyetler sadece yasalarla düzelmez.

Bu ülkede kırılmış kalpleri, çiğnenmiş hakları, ayaklar altına alınmış hukuku ancak birlikte duran onarıcı bir “demokratlık” çözebilir demokratlık.

Hiç kimsenin hakkının, hukukunun, malının, mülkünün çiğnenmemesi için, ancak “demokratik zihniyet” bu ülkenin sorunları çözebilir.

İnsan haklarının, iktidar değişimlerinden etkilenmediği bir ülke olursak, bu sorunları çözeriz.

Eğer temel bir haksa insan olmaktan kaynaklanan bir haksa bunun yaşanması bir iktidardan diğerine değişmemeli.

Geçmiş kavgasına tutuşmanın, “Sen şunu dedin, öteki bunu yaptı” kavgasından bu ülkeye tek bir yarar sağlanmadığını ve sağlamayacağını gayet iyi biliyoruz. Şu anda ülkeyi yöneten iktidar illa birilerine, geçmişle kavga edecekse dönsün 28 Şubat alkışçıları Perinçek ve Bahçeli’ye bir kavga etsin önce.

Videolar göstermiş grup konuşması herhalde.

Bu ekranda Bahçeli'nin Erdoğan'a vaktiyle ağza alınmayacak ne kadar ağır hakaretler ettiğini herkese gösterdim.

Öyle çok geçmişe giderseniz oralarda bataklığa saplanıp kalırsınız. Erdoğan'ın da geçmiş videolarını göstersek neler neler demiş zamanında.

Geçmişten ders almak lazım.

Artılarıyla eksileri ile tarihten öğrenmek lazım ama siyasetçilerin işi arkadaşlar ağırlıklı olarak ülkelerin yarınlarıdır.

Geçmişten ders alacağız ama ülkenin yarınlarına bakacağız. Ülkenin yarınlarında buluşacağız.

Bizim DEVA Partisi olarak hedefimiz belli. İstikametimiz net.

Hedefimiz: 85 milyonun kendini onurlu ve eşit vatandaş hissedeceği özgürlük ortamını inşa etmektir.

Sivil toplumuyla, basınıyla her alanda özgürleşerek, kamusal alanı güçlendirecek yeni bir inşadır bizim hedefimiz.

Bu, sayın Erdoğan ve yanındaki küçük ortaklarının temsil ettiği zihniyetin tam karşısıdır. 

Şu an ülkemizde özgürlükleri teminat altına alacak anayasa değişikliği; kuvvetler ayrılığını sağlayacak değişikliği evet gereklidir.

Temel hakların tamamının korunduğu, yargı bağımsızlığının sağlandığı bir anayasa değişikliği evet gereklidir. Ama biz ne yaptık?

Bütün bu Tecrübelerden kaynaklanarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem diye yepyeni bir sistemin tasarımını hazırladık bitirdik.

Yetmedi 6 parti olarak tam mutabakat sağladık.

Şimdi ne yapıyoruz güçlendirilmiş parlamenter sistemin hayata geçirilmesi için anayasa değişiklik paketimizi hazırlıyoruz ortak bir komisyonda. 10 tane yasa metni hazırlıyoruz. Ki hedeflediğimiz Türkiye için asıl gerekli olan anayasa değişikliği Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem için gerekli olan anayasa değişikliğidir.

Ben az evvel söyledim meclisteki sosyal medya yasası bunun derhal geri çekilmesi gerekiyor.

Özgürlüklerden bahseden bir iktidarın böyle bir yasaya aynı gün meclise getirmemesi gerekiyor.

İfade özgürlüğünü engelleyen her türlü uygulamayı sona erdirecek ifade özgürlüğünü mutlak güvence altına alacak bir şekilde Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemin Türkiye'ye en kısa zamanda gelmesi gerekiyor

**

Değerli arkadaşlar,

Sözlerime son vermeden önce, tüm öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nü kutluyorum.

Öğretmenlik mesleğinin saygınlığını hem maddi hem de manevi açıdan artıracağımızı bilmenizi istiyorum.

Bizler, toplumsal reformun temelinde öğretmenlerin olduğuna inanıyoruz

Öğretmenlerimizin sosyal ve ekonomik statülerini iyileştirmenin sözünü veriyoruz.

Öğretmenlerimizin özlük haklarında ve çalışma koşullarında adaleti sağlayacağız.

Tekrar Hepinize çok teşekkür ediyor, sözlerime şimdilik burada son veriyorum.

Sorusu olan gazeteci arkadaşlarımız varsa, mikrofonu onlara devrediyorum.

1 Ekim 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Trabzon Miting Konuşması

Trabzon Mitingi Konuşması


Evet, hep beraber tekrar ediyoruz:

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

*****

Merhaba Trabzon!

Merhaba Karadeniz’in fırtınası!

Şampiyon Trabzonspor’un şehri merhaba!

Fatih’in fethettiği, Yavuz’un valilik yaptığı, Kanuni’nin doğduğu şehir, merhaba!

Denizinden yaylalarına, göllerinden dağlarına, muhteşem Trabzon, merhaba!

Dernekpazarı,
Köprübaşı,
Hayrat,
Şalpazarı,
Çaykara,
Düzköy, Merhaba!

Tonya,
Çarşıbaşı,
Beşikdüzü,
Maçka,
Sürmene,
Vakfıkebir, Merhaba!

Arsin,
Of,
Yomra,
Araklı,
Akçaabat,
Ortahisar, Merhaba!

Buradan tüm Trabzon’u yürekten selamlıyorum.

Hepiniz hoş geldiniz!

Sefalar getirdiniz.

Sağ olun, var olun.

*****

Maşallah. Trabzon kararını vermiş artık.

Trabzon, “Demokrasi” diyor.
Trabzon, “Atılım” diyor.
Trabzon, “DEVA” diyor “DEVA”

Görünen köy kılavuz istemez. İşte meydan, işte DEVA!

Hiç şüpheniz olmasın arkadaşlar.

Türkiye, DEVA’sına kavuşacak. İlk seçimde bu hasret bitecek.

Daha önce söyledim. Tekrar ediyorum:

DEVA Partisi seçim günü geldiğinde sandıkları patlatacak inşallah.

Meydanlar şahit arkadaşlar. İşte bu meydan şahit:

Bugün beşinci partimizin mitingimizi burada Trabzon’da bu meydanda yapıyoruz.

Dikkat edin şu son 6 aya bakın öyle miting yapan parti fazla yok.

Biz Gaziantep’le başladık. Arkasından Gebze’deydik. Yozgat’taydık. Son geçen hafta mitingimizi Siirt’te yaptık. On binler olduk. Meydanlardan taştık.

Her mitingimize engeller çıkarmaya çalıştılar. Alan vermediler, afişlerimizi indirdiler, posterlerimizi yırttılar, tuvaletleri kapılarını kilitlediler yahu.

Bizim mitingimizle aynı gün, aynı saatte başka etkinlikler düzenlediler. Niye? Saat çakışsın millet mitingimize değil onların etkinliğine gitsin.

Ama ne oldu? Bizi yıldırabildiler mi? Asla!

“Ne yaparsanız yapın” dedik!

“Elinizden geleni, ardınıza koymayın” dedik.

Hiç kimse, halkımızla aramıza engel koyamaz.

Maşallah gençler hazır. Gençler hazır maşallah.

İşte Atatürk Alanı!

İşte Meydan!

İlk mitingimizde ne demiştik?

“Bundan böyle DEVA Partisi’nin olduğu her meydan demokrasi meydanıdır” demiştik.

İşte demokrasi meydanını bugün burada Trabzon’da kurduk.

Biz meydanlarda hakkı savunuyoruz, hakikati savunuyoruz, adaleti savunuyoruz.

Her yerde; hukuku savunuyoruz, özgürlükleri savunuyoruz, eşit vatandaşlığı savunuyoruz.

Türkiye’ye tam demokrasiyi biz getireceğiz, biz.Refahı biz yaşatacağız, başkası değil.

Bu büyük gençlik olduktan sonra Trabzon’un sırtı yere gelmez. Maşallah.

*****

Değerli Trabzonlu arkadaşlarım,

Biz, vatanımızı seviyoruz, bayrağımızı seviyoruz.

Biz, yurdumuzu, milletimizi çok seviyoruz.

Ama içimiz yanıyor yahu!

Bu koca ülkenin, büyük Türkiye’nin, bu duruma düşürülmesine bizim itirazımız var!

Trabzon’un, Karadeniz’in güzel insanlarının da buna itirazı var!

Türkiye, bir zamanlar, tüm bu coğrafyanın parlayan yıldızıyken, şu anda bazı komşu devletlerle kıyaslanmamıza üzülüyoruz.

Biz Trabzon’la gurur duyuyoruz. Sağ olun.

Bakın arkadaşlar bir zamanlar bütün bu coğrafyanın yıldızı Türkiye.

Şu anda başka ülkelerle yakın ülkelerle mukayese edildiğimize üzülüyoruz yahu.

Milli paramız, Gürcistan Larisi karşısında nasıl eridi, gördünüz.

Gürcistan vatandaşları sınırdan bu tarafa gelip, adeta “batan geminin malları bunlar” diyerek, kapış kapış alışveriş ediyorlar yahu.

Şurada, Karadeniz’in hemen ötesinde, savaşın ortasındaki Ukrayna’da enflasyon %24.

Bizde resmi rakam %80’in üstünde, gerçek enflasyon en az %200.

Yani 100 lira olan fiyatlar ortalama 300 olmuş. TÜİK’in açıkladığına bakmayın. Uydurma.

Yüzde 80 enflasyon açıklıyor dönüyor bizim emeklimizin maaşını ona göre artırıyor.

Yüzde 80 enflasyon açıklıyor dönüyor memurumuzun maaşını ona göre artırıyor.

Yüzde 80 enflasyon açıklıyor asgari ücretlimizin maaşını ona göre artırıyor.

Gerçek enflasyon yüzde 80 mi yahu?

Şu çarşıya pazara çıkan herkesin bu ülkede fiyatların ne kadar arttığını zam üstüne zam geldiğini görüyor yaşıyor.

TÜİK ne açıklarsa açıklasın bu bize yakışmıyor arkadaşlar.

Bakın,

2002 seçimlerine giderken, bu meydanda, koskoca bir pankart vardı. Ne yazıyordu o pankartta biliyor musun?

“BİTTUK DA BİTTUK” diyordu.

O dönemde gerçekten bitmişti Türkiye.

2002 seçimlerinden sonra biz kadro olarak yönetimi devraldık.

Temiz ve işi bilen kadrolarla, istişareyle, ülkemizi bir başarıdan bir başka başarıya koştuk.

Milli gelirimizi 3.500 dolardan 12.500 dolara yükselttik.

34 yıl boyunca çok yüksek seyreden enflasyonu, iki yılda indirdik tek haneye

Bizim alnımız ak, mazimiz temiz, başımız dik.

Ancaak; ne zaman ki, kadrolar bozuldu, ne zaman ki istişare kültürü terkedildi, işte ondan sonra Türkiye geri geri gitmeye başladı.

Vaktiyle “siyasetin dilini temizleyeceğiz, tüm milleti kucaklayacağız” diyerek milletimizden sınırsız kredi alanlar, son yıllarda bu ülkede umudu köreltti yahu…

İşte DEVA Partisi, bu köreltilen umudu yeniden yeşertmenin adıdır.

Türkiye’nin geldiği bu noktada;

Ülkemizi çaresiz bırakmamak için, vatanımıza sahip çıkmak için, bu ülkenin güzel insanlarına hizmet etmek için, DEVA Partisiyle yeni bir yol açtık, devam ediyoruz.

Allah utandırmasın!

Allah hepimizin yolunu açık eylesin!

*****

Değerli arkadaşlar,

DEVA Partisi’ne atılan her bir oy ne demek, biliyor musunuz?

Gençlerin onurunu kurtarmak demek.

Gençler burada mısınız? (…)

Maşallah! Gençler heyecanlı dinamik.

Ülkemizi düştüğü bu çukurdan sizlerle, gençlerle beraber çıkartacağız inşallah.

Siz önden gideceksiniz, biz arkanızdan geleceğiz.

Ya yaşı biraz ileri olan gençler bana ters bakmasın. İşler değişiyor.

Gençler önden gidiyor biz onların arkasından gidiyoruz artık.

Ama gençler de şunu iyi bilsin. Arkanız sağlam merak etmeyin.

Hep beraber gençlerimizin arkasında olacağız gençlerimizi önden yürüteceğiz inşallah.

Ben bugün gençlerimizin yaşadığı kaygıları endişeleri tam yüreğimde hissediyorum.

Nasıl hissetmeyim ki yahu. 81 ilde her yaştan gençlerle beraber oluyoruz.

Ama en acısı da ne biliyor musunuz?

Şöyle bir dünyaya bakıyorum. Şöyle birAvrupa’ya bakıyorum, şöyle birilerleyen Asya’ya bakıyorum…

Kahroluyorum yahu.

Oralarda gençler sınırsızca hayaller kurabiliyorlar. Oralardaki gençler başlarını huzurla yastığa koyabiliyorlar.

Ülkemizdeki kaygı, endişe oralardaki gençlerin çoğunda yok!

İnanın bu hak değil! Reva değil.

Soruyorum size:

Elin Avrupalısı, elin Asyalısı, bizim gençlerimizden daha zeki mi? (…)

Hayır.

Elin Avrupalı genci, Asyalı genci bizim gençlerimizden daha mı kabiliyetli? (…)

Hayır, değil. Tabii ki değil.

İşte Şampiyon Trabzonspor’un 19 yaşındaki kalecisi Kağan. YKS’de derece yaptı.

İşte Trabzon’da açık lisede okuyan Zeynep. Üniversite sınavlarında Türkiye birincisi oldu.

Peki o zaman Avrupa’dakiler, Asya’dakiler, niye bizim gençlerimizden daha iyi hayatlar yaşıyorlar?

Niye?

Aradaki fark ne? (…)

Cevabını vereyim.

Çünkü oralarda gençlere imkân veriliyor.

Çünkü gençlerin ifade özgürlüğü var.

Orada okuyan gençlere “Sana iş yok, git başının çaresine bak” demiyorlar.

İmkânlar var fırsatlar var.

Evet, gençlerden bahsederken burada emeklilerimiz dedi ‘Bizim halimiz ne olacak’

Kadınlar, ‘İş arıyoruz bulamıyoruz’ dedi.’

Türkiye’nin tablosu burada bu meydanda. Trabzon’un özeti de bu meydanda.

Bakın memleketimiz öyle hale geldi ki arkadaşlar çoğu insan ‘Ben herhalde hiçbir zaman bir otomobil alacak parayı denkleştiremeyeceğim ” diyor.

Artık çoğu insan ömür boyu bir ev sahibi olabileceğine inanmıyor.

Gençlerin artık çoğu, ömür boyu bir ev sahibi olabileceğine inanmıyor.

Bizim zamanımızda, burada herhâlde yaylaları bilen çok uşak vardır.

Nasıldı?

Bir büyükbaş hayvana şöyle az çok yürüyen o Hacı Murat, Doğan Şahin falan bir şey alınıyordu değil mi?

Bir sığır parasına bir araba alınıyordu.

Şimdi 4-5 büyükbaş hayvan parasına bir araba alınıyor yahu.

Memleketin hali bu.

O da yürüyen bir araba ha.

Böyle modeli falan 30 yıllık mı 40 yıllık mı bilemiyoruz.

İnsanlar şu anda kırılmış, eskimiş cep telefonunu yenileyemiyor. Ekran çatlıyor kırılıyor değiştirecek gücü yetmiyor.

Gel gelelim, ülkeyi yönetenlere…

Onlara bakarsanız bunların hepsi “süfli heves”.

Duydunuz değil mi? süfli heves.

Bilmeyenler için; “süfli” ne demek biliyor musunuz?

“Aşağılık” demek. “Aşağı” demek.

Yani, cep telefonu olmayı, arabası olmayı veya ev sahibi olmayı “aşağılık bir heves” olarak gören bir anlayış şu anda ülkeyi yönetiyor yahu.

Bu açıklamayı herhalde bir kısmı duymadı. Bu mitingden sonra bakın. Şöyle
Girin bakın süfli heves diye kim ne söylemiş, ne yapmış hepsini göreceksiniz.

Şimdi Sen tut, dolar kurunu patlat, enflasyonu patlat, insanların satın alma gücünü kır, ardından da, “süfli heves” peşinde koşmayın de!

Yeter artık yahu! Gerçekten yeter!

Arkadaşlar, bakın, bizim kişilerle derdimiz olmaz. Kişiler gelip geçicidir. İnsanlar fanidir.

Ama biz, bu ülkenin “kötü yönetilmesine” itiraz ediyoruz!

Bakın çok net söylüyorum:

Biz bu kâbusu inşallah ilk seçimde bitireceğiz.

Peki ne yapacağız?

Şu ekonomik krizi ortadan kaldıracağız.

O iş bizde. 6 ayda çözeceğiz inşallah.

İki büyük krizi çözdük, bunu da çözmek bize nasip olacak inşallah.

Çünkü bakıyoruz son 4 yıldır tek imza krizi çözemiyor.Son 4 yıldır tek imza ülkeye kriz üstüne kriz ekliyor.

Ama krizi çözmek için eğitimle hukukla başlamak zorundasınız.

Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için derhal adım atmaya başlayacağız.

Maddi imkânı olsun ya da olmasın her gence hak ettiği iyi okullarda okuma fırsatını vereceğiz.

Bakıyoruz, mezun olan gençlerin ellerindeki diplomalar ile, ülkemizin ihtiyaç duyduğu meslekler arasında büyük farklar var.

Lise mezunu gencimiz gidiyor üniversite sınavlarından sonra iş arıyor,

4 yıl okuyor diplomayı alıyor bir bakıyor ki o diplomanın iş hayatında bir karşılığı yok.

Biz ne yapacağız? İş bulamayan gençlerimizin hepsini derhal eğitim programlarına alacağız.

Hangi alanlara ilgi duyuyorlarsa, ülkede hangi alanda yetişmiş insan gücüne varsa ihtiyaç o alanda kendilerini geliştirmelerini ve ilerlemelerini kolaylaştıracağız.

Bir yandan makro ekonomik dengeleri yeniden kurmak için kolları sıvarken, eş zamanlı olarak da;

3 ay, 6 ay, 1 yıl gibi ücretsiz eğitim programlarıyla, ülkemizde ihtiyaç duyulan alanlarda gençlerimizi yeniden eğiteceğiz.

Bu gerekecek.

Çünkü çok genç işsizimiz var. Ama diplomaları karşılık bulmuyor piyasa.

Yeniden 3 ay, 6 ay, 1 yıllık eğitimden geçmeleri gerekecek.

Üstelik, bu eğitim programlarına katılan gençlerin yol parası ve öğle yemeğini de devlet karşılayacak.

Gençlerin sahip olduğu bilgi ve becerileri, iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu alanlara göre yeniden geliştireceğiz.

85 milyonluk nüfusumuzla Avrupa’nın en büyük nüfusu bizde.

Avrupa’nın en genç nüfusu bizde.

Ama bu büyük ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlara göre iş gücümüzü yeniden bir programlardan geçirmemiz gerekecek.

Kadınlar içinde öyle. Çünkü Türkiye hızlı değişiyor. Eğitim geriden geliyor. Eğitim sisteminden geçen gençlerimiz bugünün ve yarının Türkiye’sine hazırlanamıyor.

Sorunun tam merkezinde bu var. İşte biz o bağı tekrar kuracağız.

Bu eğitim programlarından mezun olan gençler işe girdiklerinde uzunca bir süre vergi ödemeyecekler.

Onlara istihdam sağlayan işverenler de, sigorta primi ödemeyecek.

Yeter ki gençler kadınlar ilk defa iş gücü piyasasına giriyorsa ilk defa çalışmaya başlıyorlarsa devlet onların yakasına vergi vergi diye yapışmayacak.

Çalışsınlar, üretsinler daha sonra, 3 sene sonra 5 sen sonra bakılır. Verginin sırası değil zamanı değil.

Bunlar sadece bir başlangıç.

Başka neler yapacağız?

Vatandaşlarımızı, Gençleri hak ettikleri en son teknolojiyle buluşturacağız.

Telefon, tablet, bilgisayar, oyun konsolu gibi tüm teknoloji ürünlerindeki vergileri düşüreceğiz.

Peki, telefon adınız, tablet aldınız bilgisayar aldınız.

Ne lazım? İnternet lazım.

Onu da bedava sağlayacağız.

Gençler için internet bedava.

Bizim adetimizde, gençlere hesap ödetilmez… Bizim adetimizde gençler hesap ödemez.

Doğru mu?

Gençlerin söz hakkını iade edeceğiz. İfade özgürlüğünün önündeki tüm engelleri kaldıracağız.

Biz gençlere huzur, güven ve özgürlük vadediyoruz.

Ama bunu beraber başaracağız beraber.

Trabzon’un gençleri önden yürüyecek biz sizi takip edeceğiz inşallah.

Hep beraber başaracağız hep beraber.

İşte onun için tekrar söylüyorum;

DEVA Partisi’ne atılan her bir oy; gasp edilen hayatlarını, gençlere iade etmek demektir.

DEVA Partisi’ne atılan her bir oy; gençlerin iş bulması demektir;

Gençlerin, ailelerine muhtaç yaşamaması, kendi ayakları üstünde durması, özgürlüklerine kavuşması demektir.

DEVA Partisine atılan her bir oy; ev gençlerinin odalarındaki hapse son vermek demektir;

Gençlerin yarınlarına umutla bakması demektir.

DEVA Partisine atılan her bir oy; ülkenin doğusunda-batısında, kuzeyinde-güneyinde her bir vatandaşımızın benzer imkanlara sahip olması demektir; Fırsat eşitliği demektir.

Hiç kimsenin, param yok diye eğitimden geri kalmaması demektir.

DEVA Partisine verilen her bir oy; maddi imkânı olmayan öğrencilerimizin her türlü ihtiyacının devlet tarafından karşılanması demektir.

İşte bugün, bu meydandan, tüm vatandaşlarımızı bizimle beraber olmaya davet ediyorum.

Çünkü DEVA Partisi’ne verilen her bir oy emeklilerimizin torunlarına harçlık verebilmesi demektir.

DEVA Partisi’ne verilen her bir oy anaların babaların çocuklarını rahatça okutmaları demektir.

DEVA Partisi’ne verilen her bir oy esnafımızın çiftçimizin yüzünün gülmesi demektir.

Neredeyseniz her neredeyseniz, size en yakın DEVA Partisi il-ilçe binasına, mahalle temsilciliğine gelin; bu yolu hep beraber yürüyelim.

Yarınları hep beraber inşa edelim inşallah. Hep beraber.

Bugün gençlerin ateşi Trabzon’u yakıyor maşallah.

Trabzon yanıyor bugün yanıyor.

*****

Değerli arkadaşlar,

Başka ne yapacağız? Bakın.

Çiftçimizi, üreticimizi koruyacağız, kalkındıracağız.

Üreticimizin sırtındaki borç yükünü şöyle bir kenara koyacağız.

Faizleri sileceğiz, anaparayı donduracağız.

Çiftçilerimizin, üreticimizin borcunu iki yıl ödemesiz, uzun vadeye yayacağız.

Ödeme süresince faiz çalışmayacak artık.

Faiz sıfır.

Donduracağız ve yıllara yayacağız ki kolay ödensin.

Ziraat Bankası yeniden üretenin bankası olacak.

Hep beraber yapacağız arkadaşlar hep beraber.

Bakın tarımsal destekleri sezon başında açıklayacağız hasatla beraber ödeyeceğiz.

Gübre maliyetinin yem maliyetinin yarısını devlet olarak biz karşılayacağız.

Maliyetleri aşağı çekmeden çiftçimizin yüzü gülmez.

Maliyetleri aşağı çekmeden bu ülkede gıda enflasyonu bitmez.

Köküne ineceksiniz köküne.

Gübrenin maliyetinin yarısını devlet ödeyecek. Yem maliyetinin yarısını devlet ödeyecek.

Hepsinin hesabını kitabını yaptık. Hepsinin.

Tabi ki stratejik ürünlerde de çok önemli adımlar atacağız.

Mesela fındık.

DEVA Partisi iktidarında fındık reformunu başlatacağız.

Fındıkta verimi zirveye taşıyacağız.

Fındık üretenler bilir. Ağaç yaşlandıkça verim düşüyor değil mi?

Vereceğimiz desteklerle üreticimizin fındık ağacını yenilemesini kolaylaştıracağız.

Fındığın fiyatını maliyetlere ezdirmeyeceğiz.

Hem fındığın hakkını vereceğiz hem de gübre maliyetinin karşılığını devlet olarak biz karşılayacağız.

Üreticinin kullandığı mazottan vergi almayacağız.

Çiftçinin kullandığı elektrik için düşük özel bir fiyat uygulayacağız.

Enflasyonu siz ancak böyle düşürürsünüz. Başka türlü mümkün değil.

İşte hükümet fındık fiyatı açıkladı değil mi?

Alan bazlı destekle beraber 54 lira.

Açıklanan o.

Şimdi buradan soruyorum fındığını 54 liraya satan var mı diye soruyorum.

Yok.E billboardlara astılar fındık 54 lira diye.

Ne oldu ne oldu? Biz takip ediyoruz arkadaşlar.

Bu sene 38-39 lira arasında fındığını satmak zorunda kaldı çoğu üreticimiz.

Şimdilerde ne kadar? 43-44 doğru mu?

Peki 54 nerede yahu 54?

54 diye açıkladın sen. Bugün dahi 43-44 yahu.

Öyle billboardlara fındık 54 lira demekle fındıkla fiyat verilmez.

Bakın arkadaşlar devlet bir ürüne fiyat veriyorsa her getirenin ürününü sonuna kadar o fiyattan almak zorunda.

Ya fiyatı hiç verme ya da fiyatı veriyorsan kaç tonluk ürünü kim getirirse getirsin ver malını al paranı.

Ya da hiç fiyat açıklama yahu.

Böyle bir şey olur mu? Sen kimi kandırıyorsun?

Yalancının mumu yatsıya kadar yanıyor.

Fındık 54 diye billboarda asıyorsun işte bugün 43-44’ten anca satıyor üreticimiz.

Ki daha önce dedim 37-38-39’dan satmak zorunda kaldılar.

Devlet üreticinin yanında olacak yanında.

Bakın arkadaşlar biz arkadaşlarımızla, kadromuzla beraber ekonomi yönetiminin başındayken insanlar fındığını satıp parasıyla çocuklarına düğün yapabiliyordu.

Köydeki evlerini A’dan Z’ye yenileyebiliyordu.

Şimdi bırakın düğün yapmayı, bırakın ev yenilemeyi insanlar bir salon takımı alamıyor artık. Evinin şöyle bir salonun parkesini değiştireyim diyor onu da yapamıyor.

Siz biliyorsunuz yaşıyorsunuz. Burada ben size kendi yaşadıklarınızı anlatmayım.

Ama şunu demek istiyorum. Biz Trabzon teşkilatımızla, tüm ilçe teşkilatlarımızla vatandaşımızın her zaman yanındayız.

Teşkilatlarımız onun için var. Köylere kadar mahallelere kadar.

Vatandaşlarımızın yaşadığı her türlü sıkıntıyı zorluğu bizzat alanda görüyoruz.

Arkadaşlarımız derhal raporluyorlar genel merkeze iletiyorlar.

Tüm Türkiye’nin nabzını her gün her saat tutuyoruz. Sorunlar ancak böyle çözülür.

Sorunlar ancak halkla iç içe olarak çözülür.

İşte biraz önce arkadaşımız ne dedi? ‘Ben elimi uzattım sizle tokalaşabildim. Başka genel başkanlarda böyle mümkün olmuyor bu iş, yaklaştırmıyorlar başkanım’ dedi biraz önce değil mi?

Biz her gün vatandaşlarımızla iç içeyiz. Elhamdülillah.

*****

Evet arkadaşlar,

Fındıkla başladık, şimdi gelelim Trabzon’la ilgili diğer konulara:

Güzel bir Karadeniz türküsü var değil mi?

“Of Sürmene yaylası, 15 doktora bedel” diye.

Bu iktidarın kötü yönetimi yüzünden, Trabzonlu vatandaşlarımız artık yaylalara da çıkamıyor yahu.

Arkadaşlar hep beraber kadro olarak bu büyük Türkiye’ye hizmet edeceğiz hep beraber.

Biz Trabzon ile gurur duyuyoruz sizlerle gurur duyuyoruz. Sağ olun. Hep beraber.

Bakın insanların şöyle bir yayla keyfi vardı.

Şimdi yakın yaylaya bile, arabayla bir gel git 700-800 liradan aşağı yakıyor mu? Yeme içme daha yok.

Hele bir de şöyle yaylaya çekeyim mangal yapayım dediysen yandın.

Etin kilosu olmuş 200 lira.

Gerçekten üzülüyoruz.

Bir yandan üretici isyan ediyor. Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız üreticilerimiz isyan ediyor biz batıyoruz zarar ediyoruz diye bir yandan kasaptan marketten et alan vatandaşlarımız isyan ediyor ‘Ete param yetmiyor artık’ diye.

Bu tamamen inanın kötü yönetimin sonucu başka bir şey değil.

Çünkü Türkiye’de artık bir tarım politikası yok.

Türkiye’de artık bir ekonomi politikası yok.

Türkiye’nin bir göç politikası yok.

Türkiye inanın rast gele atılan adımlarla rast gele alınan kararlarla yönetiliyor yahu.

Bakın,

Uzungöl’ü ile, Hıdırnebi’si ile, Sümela’sı ile Trabzon tam bir turizm cenneti değil mi yahu.Allah vermiş. Hamd olsun.

Bir tabiat harikası bu şehrimiz ama bunlar birSuudi Arabistan’la bir dövüştüler bir barıştılar, BAE ile bir dövüştüler bir barıştılar derken, Trabzon ekonomisi bu işten çok yara aldı.

Tesisler boş kaldı. Gayrimenkul sektörü durakladı.

Bunların bu dış ilişkilerdeki zikzaklarının, tutarsızlıklarının bedelini burada Trabzon ödedi yahu.

Bakın bitmedi arkadaşalar;

Şimdi buradan Trabzon’a soruyorum:

Defalarca söz verdikleri demiryolunu Trabzon’a getirdiler mi? (…) HAYIR

Güney çevre yoluna başladılar mı? (…) HAYIR

Her yerel seçimde söz verdikleri tramvay Trabzon’a geldi mi? (…) HAYIR

Hiç biri yapılmadı. Bu şehire verilen sözler tutulmuyor arkadaşlar.

Ama hiç merak etmeyin.

Biz Trabzon’un, sorunlarını iyi biliyoruz, yakından takip ediyoruz.

Ve ilk seçimden sonra da, kollarımızı sıvayacağız bu sorunları teker teker hızlı bir şekilde çözeceğiz. Hızlı bir şekilde.

Zamana yaymayacağız. Elimizi çabuk tutacağız inşallah.

*****

Değerli arkadaşlar,

Evet, ülkemiz büyük bir kriz ortamında.

Yaşadığımız sadece bir ekonomik kriz değil yaşadığımız aynı zamanda bir hukuk krizi adalet krizi. Yaşadığımız aynı zamanda bir eğitim krizi. Yaşadığımız aynı zamanda bir dış politika krizi.

Ancak krizden çıkış planları da bizim elimizde çok şükür.

Daha önce de söyledim.Bu kriz ortamından bu ülkeyi 6 ayda çıkartıp şöyle bir nefes aldıracağız.

En geç 2 yılın sonunda da enflasyonu tek haneye indireceğiz.

Çünkü zamanında yaptık. 2 tane büyük krizi çözen ekonomi ekibinin başında ben vardım.

Ama şimdi birisi çıkıyor diyor ki ‘Ben imzayı atmasaydım sen yapamazdın’ diyor.

Ben de diyorum ki yahu hikmet imzadaysa 4 yıldır her türlü yetkiye sahip bir imza atmak mümkün.

O imzayı bir atıverin de şu enflasyonu bir düşürün diyorum.

O imzayı atıverin de şu ülkedeki hayat pahalılığını bitirin, düşürün diyorum.

4 yıl oldu yahu 4 yıl.

Ne zaman başarılardan bahsedilse eski defterler karıştırılıyor ta 2010, 11, 12 yani bizim ve arkadaşlarımızın ekonominin başında olduğu dönemin başarılarından bahsediliyor.

Madem hikmet imzada atıverin imzayı da düşürün enflasyonu görelim diyorum yahu.

4 yıldır niye artıyor bu enflasyon niye?

4 yıldır niye bu ülkede zam üstüne zam geliyor?

Niye bizim emeklimiz mağdur?

Gerçek enflasyon yüzde 200 iken sen emekliye yüzde 80-90 uyduruk TÜİK enflasyonu kadar zam verirsen bu emeklinin satın alma gücü düşüyor yahu.

İşte gelirken durdurdu emeklimiz. ‘3 bin 500 lira maaşla ben nasıl geçineceğim bir anlat’ dedi.

Hep beraber ülkemizin ekonomisine can olacağız.

Ülkemizin adaletine can olacağız.

Ülkemizin eğitimine, sağlığına can olacağız inşallah.

Hep beraber yapacağız arkadaşlar hep beraber.

Bakın dikkat edin arkadaşlar biz söz verirken bir de yanına mutlaka zaman koyuyoruz.

Süre veriyoruz.

Bugüne kadar 12 tane eylem planı açıkladık 12.

Eylem planlarımızın hepsinde takvim var takvim.

Geçler saat 17.00’da Trabzon’un maçı var. Sesin hepsini burada tüketmeyin. Daha ses lazım olacak.

Değerli arkadaşlar bizim bildiğimiz büyük Allah ama Türkiye büyük ülke.

Bu ülke güçlü ülke güçlü.

Ne kadar kötü yönetirlerse yönetsinler bu ülke inşallah çok kısa bir zamanda ayağa kalkacak. İnşallah.

Ama şunu bilin bakın, bu ülkenin ekonomik krizi sadece ekonomi politikasıyla çözülmez arkadaşlar.

Mümkün değil.

Hukuk olmadan, adalet olmadan ekonomiyi çözemezsiniz!

Ülkede eğitimi çökertirseniz, ekonomiyi düzeltemezsiniz.

İşte bunu bir türlü anlayamadılar yahu.

Ben anayasayı çiğnerim, hukuku adaleti bozarım yine de ekonomiyi düzeltirim zannediyor.Ama olmayacak, olmayacak.

Biz önce hukuku ayağa kaldıracağız. Adaleti tesis edeceğiz.

Bakın tam 198 maddelik yargı eylem raporu açıkladık 198 madde.

200 tane pırıl pırıl hukukçunun emeği var.

Biliyorsunuz bu arkadaşınız 3 yıl Avrupa Birliği Bakanlığı da yaptı. Biz hukuk reformu üzerinde çok çalıştık ama şu anda DEVA Partisi’nin hazırlamış olduğu yargı eylem planı bugüne kadar Türkiye’de gelmiş geçmiş en sağlam çalışma.

Öyle ben hukuku, adaleti ayağa kaldıracağım demekle olmuyor. Nasıl yapacaksın?

Arkadaş nasıl yapacağını bir anlat hele.

198 maddeyle açıkladık arkadaşlar 198 madde.

Umudumuz Türkiye arkadaşlar Türkiye. Umudumuz bu güzel ve güçlü ülke.

Umudumuz büyük Türkiye inşallah. Hep beraber umut olacağız.

Bakın, eğitimde ciddi adımlar yapmak zorundayız.

Gençlerimizi, her yaştan insanımızı iyi etmek zorundayız.

Hazırlıyoruz bakın. Üniversiteleri hayat boyu öğrenim merkezi haline getireceğiz.

Her yaştan insanın gidip kendi bilgisini becerilerini yenileyebileceği merkezler haline getireceğiz üniversiteleri.

40 yaşına da gelse 50 yaşına da gelse bir vatandaşımız isterse gidip yeni bir konuda ihtisas sahibi olabilecek.

İsterse gidip yeni bir meslek edinebilecek.

Dünya hızlı değişiyor.

18 yaşında verilen meslek kararı 30 yalına 40 yaşına geldiğinde bazen geçerliliğini yitirebiliyor.

Onun için üniversitelerimizi her yaştan gençlerin her yaştan vatandaşların gidip bilgisini becerisini güncelleyebileceği merkezler haline getireceğiz.

İşte bizim formülümüz bu.

Hukukla, eğitimle sağlam bir temel atacağız. O sağlam temel üzerine ekonomiyi inşa edeceğiz.

Başka türlü mümkün değil. Olmayacak.

Ama İnanın ilk 6 ayda yüzler gülecek.

İki senenin sonunda da tüm Türkiye şöyle derin bir nefes alacak.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bizim DEVA Partisi olarak çok temel bir farkımız var. Ne o biliyor musunuz?

Biz boş laf üretmiyoruz. Biz İş üretiyoruz iş.

Ne diyorsak ne açıklıyorsak yazılı metinler haline getiriyoruz. Çünkü laf uçuyor yazı kalıyor.

Bakın, tarihimizde ilk kez bir siyasi parti, iktidarının ilk 90 gününde, ilk 360 gününde neler yapacağını madde madde sıralıyor.

Bunu hangi parti yapıyor? Var mı şu an? (…)

Her alanda yapıyoruz her alanda.

Böyle arada bir açıklanan çalıştay raporu falan değil.

Bir ülkenin devletinin yönetiminde hangi alanlarda hazırlık gerekiyorsa bu hazırlığı bütün alanlarda yapıyoruz.

Ve öyle dostlar alışverişte görsün diye değil ha.

Alanında uzman kişilerle beraber her sorunun çözümüne çalışıyoruz.

Türkiye’nin en iyi iktisatçıları bizimle ekonomi çalışıyor.

Türkiye’nin en iyi eğitimcileri bizimle eğitim çalışıyor.

Türkiye’nin en iyi dış politika uzmanları bizimle dış politika çalışıyorlar ve bunu bir Türkiye çalışması olarak yapıyorlar.

Bunların bir kısmı partili arkadaşımız bir kısmı da dışardan gelip ‘Ya siz Türkiye için iyi şeyler yapacaksınız buna inanıyoruz. Ben belki başka partiye oy verebilirim. Seçim günü kararımı vereceğim ama ben gelip sizin çalışmalarınıza yardımcı olmak istiyorum’ diyor insanlar. Bunu görüyoruz şu anda.

Onun için tam bir Türkiye çalışması yapıyoruz.

Çünkü biz neyi nasıl yapacağımızı çok iyi bilen DEVA kadrolarıyız.

Her şeyi hazırlıyoruz her şeyi. Bakın; bunlar bizim eylem planlarımız arkadaşlar. Bugüne kadar 12 tane açıkladık 12.

10 tane daha geliyor inşallah. 2 aya kadar bitireceğiz.

Tarımla başladık, afet yönetimi, sosyal politikalar, dijital dönüşüm teknoloji, ekonomi finans istihdam. 50 sayfa 60 sayfa uzun... Sayfalar dolusu anlatıyoruz ne yapacağımızı.

Boşa konuşmuyoruz, tarih veriyoruz bütçesini hesap ediyoruz ondan sonra bunu açıklıyoruz.

Yerel yönetimler ve şehircilik. 101 maddede anlatmışız şehirlerimizi nasıl ayağa kaldıracağımızı.

Yüksek öğretim. 50 maddede anlatmışız ne yapacağımızı.

KYK mağduriyetlerinin giderilmesi ile ilgili sapasağlam bir hukuk çalışması açıklamışız.

Çevre ve iklim değişikliği. 65 maddede açıklamışız ne yapacağımızı.

Adil yargı eylem planı. 198 madde. Sayfalar dolusu. Bunların hepsinin kadrolarını da hazırlıyoruz kadroları.

Bunları kimin yapacağını, kadroları da hazırlıyoruz. Dersimizi iyi çalışıyoruz.

Sağlık. Tek tek açıkladık ne yapacağımızı.

Göç. Suriyeli meselesi. Nasıl çözeceğiz?

‘E biz Suriyelileri göndereceğiz.’ İyi de kardeşim nasıl yapacaksın? Takvimin nedir, planın nedir? Hangi hukuk dayanağı ile bunu yapacaksın. İnsanlığından vazgeçip mi bunu yapacaksın yoksa insanca mı geri dönüşü sağlayacaksın?

Hepsi burada açıklanmış durumda. Tek tek.

10 tane daha geliyor bunlardan.

Bunları şunun için söylüyorum bakın; biz dersimizi iyi çalışan kadrolarız.

Lamı cimi yok bunun.

Varsa böyle çalışmaları olan gelsin masaya koysun ortaya koysun.

Bizim var çalışmamız biz dersimizi hazırlıyoruz. Çünkü biz ülkeyi yönetecek kadro olmanın ciddiyetini, sorumluluğunu bugünden sırtımızda taşıyoruz. Bunu hissediyoruz. Bunun için bunları yapıyoruz.

Hiç endişeniz olmasın arkadaşlar. Ülkemizi biz adalet, demokrasi, özgürlük ve zenginlik limanına sapasağlam yanaştıracağız.Ve o limana demir atacağız.

Ve Dış ilişkilerde içi boş maceralarla oyalanmayacağız.

Ne demişler? Öfkeyle kalkan zarar oturur demişler değil mi? Bağırıp çağırmakla bu iş olmuyor.Bağırıp çalışmakla bu ülke zarar görüyor.

Tabii ki dik duracaksın, tabii ki bu ülkenin çıkarlarını savunacaksın tabii ki daha 1 aylık 3 aylık bebeklerin hakkını koruyacaksın ama bu akılla oluyor. Rasyonaliteyle oluyor.

Ülkemizi, layık olduğu yere, en ileri demokrasilerinin seviyesine inşallah getireceğiz.

Hep beraber başaracağız bunu.

Biz şampiyon şehirle gurur duyuyoruz. Sağ olun arkadaşlar.

Ve şunu açıkça ifade edeyim bakın. Bizim istikametimiz belli.

Biz en ileri demokrasiyi hedefliyoruz.

Biz hukukta adalette en yüksek standartları hedefliyoruz.

Biz bugün eğer demokraside hukukta adalette en ileri Avrupa’ysa onların standardını hedefliyoruz.

Bu istikamette daima adil olacağız.

Dürüst ve ehil kadrolarla çalışacağız.

Türkiye’yi hukukla, adaletle ve istişareyle yöneteceğiz.

Bin biliyorsak, bir bilene soracağız.

Bir kişi her şeyi bilemez yahu. Mümkün değil.

Ancak iyi bilenlerden sağlam bir ekip kurarsan bu koca ülkeyi bu büyük ülkeyi ancak öyle yönetirsin.

Ben her şeyi bilirim deyip de kafana göre hareket edersen bu ülke bundan zarar görür.

Şu anda bunu yaşıyoruz.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dosdoğru çalışmaya devam edeceğiz.

Biz şuna inanıyoruz. Allah doğrunun yardımcısıdır.

Biz istikametten sapmayacağız. Dosdoğru çalışacağız ve ülkemizi hak ettiği noktaya inşallah hep beraber ulaştıracağız.

Bunu yapacağız inşallah.

*****

Değerli arkadaşlar bugün ben epeyce söz verdim.

Üstelik sözleri kitap kitap yayınladığımız eylem planlarına dayanarak verdim.

Ama şimdi söz alma sırası bizde.

Trabzon Hazır mısın? (…)

Daha önce yaptık inşallah çok daha güzelini yaparız. Çok daha güzelini.

Çünkü Türkiye’nin insan gücü var insan gücü. Sapasağlam yetişmiş insanlarımız var.

İşini iyi bilen ehil kadrolarımız var.

Biz bu ülkenin insanına güvendiğimiz için diyoruz ki daha önce yaptık çok daha iyisini yaparız diyoruz.

Biz, ‘ben bilirim her şeyi ben yaparım’ diyenlerden değiliz.

Biz bilenlerle çalışacağız bilenlerle bu ülkeyi yükselteceğiz diyoruz.

Trabzon soruyorum hazır mısın?

Türkiye için canla başla çalışacak mıyız? (…)

DEVA Partisi’ni iktidara taşıyacak mıyız? (…)

DEVA Partisi’ni iktidara taşımaya hazır mısın Trabzon?

Demokrasi için hazır mısın Trabzon? (…)

Adalet için hazır mısın Trabzon? (…)

Özgürlük için hazır mısınız Trabzon? (…)

Zenginlik için hazır mısınız Trabzon? (…)

Maşallah. Ben sözümü aldım!

Siz hazırsanız, biz de hazırız.

Tüm ülkemize hayırlı olsun.

15 Ekim’de tam bundan 2 hafta sonra inşallah demokrasi meydanını Erzurum’da kuracağız.

Trabzon Erzurum çok uzak değil. Tüm Trabzonlu vatandaşlarımız da davetlidir.

Erzurum mitingimizde görüşmek üzere diyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

Sağ olun, var olun.

 

25 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ın Siirt Miting Konuşması

Siirt Mitingi Konuşması

( “Demokrasi. Atılım. Derhal. Bugün.”)

Evet, bir kez daha! Hep beraber:

Demokrasi! (…)

Atılım! (…)

Derhal! (…)

Bugün! (…)

*****

Muhteşemsin Siirt, muhteşem!

Bu ne güzel coşku böyle!

Bu ne güzel heyecan!

Bugün Siirt’in içi içine sığmıyor!

Bugün Siirt bir başka güzel!

Maşallah, maşallah.

*****

Kadim şehir Siirt, merhaba!

Tillo, Eruh, Şirvan, merhaba!

Baykan, Pervari, Kurtalan, merhaba!

Merhaba Siirt, merhaba!

Fakirullah Hazretlerinin, İbrahim Hakkı Hazretlerinin, alimlerin, evliyaların diyarı merhaba!

Mezopotamya ile Anadolu’nun birleştiği topraklar, merhaba!

Bugün Botan Vadisindeyiz.

Bugün, yüzlerce yıldır tüm kimliklere ev sahipliği yapmış topraklardayız.

Arap’ın, Kürt’ün, Türk’ün evindeyiz bugün.

Evimizdeyiz. Ve evimizde olmaktan çook mutluyuz.

Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar, hoş geldiniz.

Biz sizlerle gurur duyuyoruz.

Ehlen ve sehlen. Hun bi xer hâtin.

Sağ olun, var olun! (…)

*****

Maşallah. Siirt kararını vermiş.

Siirt, “Demokrasi” diyor.
Siirt, “Atılım” diyor.
Siirt, “DEVA” diyor DEVA.

Kararını vermiş maşallah.

Görünen köy kılavuz istemez. İşte meydan, işte DEVA!

Türkiye’nin DEVA’sı sizlersiniz. Türkiye’nin DEVA’sı, DEVA kadroları. Hep beraber bu ülkenin yaralarını saracağız inşallah. Hep beraber bu ülkenin dertlerine deva olacağız.

Bunu kadro olarak yapacağız. Hep beraber yapacağız.

Hiç şüpheniz olmasın.

Demokrasi kazanacak, demokrasi.

Türkiye, DEVA’sına kavuşacak. Bu hasret bitecek.

Daha önce söyledim. Tekrar ediyorum:

Seçimin ertesi günü gazetelerde ne yazacak biliyor musunuz? “Beştepe’ye veda, Türkiye’ye DEVA” yazacak gazeteler inşallah.

Hep beraber göreceğiz inşallah.

Enişte pek Siirt’e bakmıyor bu aralar. Bugün Diyarbakır’dan Batman’dan Siirt’e doğru geldik yollar arabayı hoplata hoplata maşallah.

Çift yol yapılacak yerler bitmemiş. İnşaat bir türlü bitmiyor.

Kurtalan Siirt arası hala çift yol bitmemiş kısacık bir şey.

20 yılda 20 bin km’lik yol yaptık diye övünüyorlar fakat enişte Siirt’e bakmıyor belli.

Yuhalama yok, biz onları uygun bir yerde indireceğiz inşallah.

Beştepe’nin gözü kulağı bu meydanda bugün merak etmeyin.

Bakıyor. Ülke nereden nereye gelmiş burada görüyor. Bugün Siirt’in bu meydanında görüyor hiç merak etmeyin.

Bu meydan bize çok şey söylüyor.
Bu meydan ne diyor; Türkiye’nin yarınları artık DEVA’nın iktidarıyla olacak inşallah diyor. Bu meydan bize söylüyor bunu.

Siirt’ten Trabzon’a,
Diyarbakır’dan Bursa’ya,
Samsun’dan Adana’ya,
Antalya’dan İstanbul’a,
İzmir’den Ankara’ya kadar her yerde, DEVA Partisi sandıkları patlatacak. Seçim günü göreceğiz bunu. Meydan şahit meydan.

Memleketimizi hep beraber kurtaracağız.

Ben tüm Anadolu’yu, Trakya’yı adım adım geziyorum. En çok duyduğum ifade ne biliyor musunuz? Biraz önce sizin dediğiniz ‘kurtarın bizi’ ifadesi.

Türkiye’nin her yerinde bunu söylüyor insanlar.

Ama inşallah göreceğiz.

DEVA Partisi’nin damlaları var ya damlaları bu damlalar birikiyor birikiyor sel olacak o selde bütün barajları yıkacak inşallah göreceğiz seçim günü.

Hepsini göreceğiz.

Meydanlar şahit: Bu kâbus bitecek hem de ne kadar hızlı bitecek biliyor musunuz?

Hani kabustan kötü bir rüyadan uyanıp da bir bardak su içersiniz ya bu iyi ki rüyaymış dersiniz ya o hızla bitecek inşallah göreceğiz.

Kadınlar Türkiye’nin baş tacı. DEVA hareketi aynı zamanda bir kadın hareketidir.

DEVA hareketi gençlerin, kadınların omuzları üzerinde yükselmektedir.

Omuz omuza yürüyoruz inşallah hep beraber başaracağız.

Meydanlar şahit diyorum ya… İşte bugün burada Siirt’te 4. mitingimizi yapıyoruz çok şükür.

Gaziantep’te, Gebze’de ve Yozgat’ta, on binlerle birlikte büyük heyecan yaşadık.

Bugün Siirt’te bu meydanda bu coşkuyu arşa çıkardık çok şükür hep beraber.

Daha önce yaptık daha iyisini yapacağız inşallah. Daha da iyisini yapacağız.

Miting maratonumuzu hız kesmeden sürüyor arkadaşlar.

Haftaya Trabzon’da, ardından da Erzurum’da, inşallah Trabzon’da ve Erzurum’da yeri göğü inleteceğiz Siirt’te yaptığımız gibi inşallah.

Fakat, gel gelelim, bunlar her seferinde önümüze engeller çıkarmaya çalışıyorlar.

Daha önceki mitinglerimizde neler neler çektirdiler bize.

Gaziantep’te alan vermediler. Şehrin ta öbür ucuna sürdüler.

Yetmedi, Erdoğan aynı gün Adana’ya geldi. Bizim mitingimizle aynı saate program koydu, aynı gün aynı saat.

Niye? Gaziantep’tekiler de oraya gelsin diye.

Engellemeyi başardılar mı? Başaramadılar.

Gebze’de miting yaptık, aynısını yaptılar: Meydan vermediler. Ulaşımı en zor tepeyi gösterdiler bize. Tuvaletleri kilitleyip, önüne bariyer koydular. Millet tuvalete gidemedi. Böyle bir şey olur mu yahu. Gebze’de yaptılar bunu Gebze’de.

Sonra da aynı gün, aynı saatte Bursa’da bir etkinlik düzenleyip milleti oraya çağırdılar.

Bizi durdurabildiler mi? Durduramadılar.

Yozgat’ta miting yapacağız dedik, duyurularımıza izin vermediler.

Aynı gün aynı saat Çorum’a program koydular. Başka gün mü yok yer mi yok, saat mi yok?

Niye?

Bizim miting yaptığımız yerlerin hemen yanında aynı saatte düzenliyorlar bazen şölen oluyor bazen miting oluyor. Neymiş DEVA’ya gidecek olanlar oraya gelsin DEVA’nın meydanları boş kalırmış.

Rüyanızda görürsünüz rüyanızda.

İşe yaradı mı? Yaramadı.

Bize yokuş yaptılar ama olmuyor, yaramıyor.

Bizim nefesimizi yokuşlarla tüketeceklerini sanıyorlar.

Biz yılmayız, yılmadık. Boyun eğdik mi? eğmedik.

Sustuk mu? Susmadık.

Ben buradan bizi engellemeye çalışanlara sesleniyorum.

Devletin imkanlarıyla, ayak oyunlarıyla, kaba kuvvetle ve entrikalarla DEVA Partisi’ni durdurmaya çalışanlara sesleniyorum bu meydandan Siirt’ten.

Elinizden geleni ardınıza koymayın!

Ne yaparsanız yapın!

Bize sökmez! DEVA kadrolarına sökmez.

İşte buradayız. Dimdik ayaktayız. (…)

Seçim geliyor. Sayılı gün çabuk geçer.

*****

Değerli arkadaşlar,

Nasıl ki Siirt; Arap’ın, Kürt’ün, Türk’ün ortak eviyse, Türkiye de 85 milyonun ortak evidir.

Etnik kimliği ne olursa olsun,
İnancı ne olursa olsun,
Mezhebi ne olursa olsun,
Hayat tarzı, ekonomik durumu nasıl olursa olsun;

Bu ülkenin her vatandaşı, bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşıdır.

Ancak, bunun için tam demokrasi gerekiyor.

İşte biz demokrasimizin üstünden kayyumların gölgesini kaldıracağız.

Milletin iradesine kayyum atanmaz! İrade milletindir.

Başka ne yapacağız?

Çetelerle, mafyayla, karanlık isimlerle vatandaşın üzerine korku salanların karşısına dimdik duracağız.

Çete demek, mafya demek ne demek biliyor musunuz?

1990’ların Türkiye’si demek.

Her yer DEVA damlaları oluyor inşallah Türkiye’nin dört bir köşesinde her yer DEVA damlaları.

Bakın arkadaşlarım;

90’lı yıllar ne demek biliyor musunuz? 1990’lı yıllar demek, aynı zamanda, faili meçhuller demek.

Biz hiç kimsenin bu ülkeye yeniden 1990’ları yaşatmasına izin veremeyiz!

İşte geçen hafta Musa Anter davası vardı. Zamanaşımı nedeniyle davayı düşürdüler.

Bir kere daha vurdular Musa Anter’i.

Anter davası da “cezasızlık zulmüne” kurban gitti.

Tıpkı JİTEM davalarında olduğu gibi, tıpkı Roboski’de olduğu gibi, tıpkı Şenyaşar davasında olduğu gibi.

İşte biz bu ülkeyi 90’lara döndürmeye çalışanların karşısında dimdik dururuz.

Hep beraber dururuz.

Milletçe dururuz.

Bizim için asıl mesele; devleti hukuka döndürmektir. Hukuk devleti inşa etmektir.

Bizim için asıl mesele; Türkiye’yi özgürleştirmektir.

Asıl mesele; devleti çetelerden temizlemektir.

Asıl mesele; kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesini önlemektir.

Asıl mesele; milletin kaynaklarını millet için harcamaktır.

Torpili, kayırmacılığı, yolsuzluğu yok etmektir.

Asıl mesele; bu memleketin sorunlarını çözmektir.

Asıl mesele; 783 bin kilometrekare vatan topraklarında özgürlüğün, zenginliğin ve adaletin türküsünü hep bir ağızdan söylemektir, asıl mesele.

Bunu yapacağız inşallah.

DEVA kadroları olarak geleceğiz hep beraber dertleri bitireceğiz inşallah.

Arkadaşlar bu iş azim meselesi. Bu iş sebat meselesi. Çalışınca olur.

Bizi inşallah dosdoğru çalışacağız. Doğru çalışanın Allah yardımcısıdır. Allah yardım ettikten sonra bizim önümüzde kimse duramaz kimse.

Bunu hep beraber yapacağız.

Değerli arkadaşlarım,

Biz, bu yola, özgür ve zengin bir Türkiye için çıktık.

Biz, bu yola, her bir vatandaşımızın, elin Avrupalısının yaşadığı standartlarda yaşaması için çıktık.

Gençlerimiz şimdi başka ülkeye, Avrupa’ya gitmek istiyor. Niye? Çünkü burada imkân bulamıyorlar. Burada iş bulamıyorlar.

Halbuki siz güveni oluştursanız, istikrarı sağlasanız Türkiye’ye harıl harıl yatırım olsa bizim gençlerimiz burada kalacak. Burada çalışacak.

Bizim gençlerimizin Avrupa’daki gençlerden hiçbir farkı yok.

İmkân sunulmuyor kendilerine. Fark bu kadar.

İktidarı değiştirdiğimizde hedeflerimize doğru dev bir adım atmış olacağız. Ve vesayet kalıntılarının hesaplarını da boşa düşüreceğiz.

Devleti sadece ama sadece milletin hizmetine vereceğiz. Devlet millete hizmet etmek içindir. Başka bir şey için değil.

Devlet bazı yandaşların, çetelerin, mafyaların yerleşip kendilerine nema sağlayacakları bir yapı değildir.

Devlet millet için vardır.

İşte biz devleti milletin hizmetkârı yapacağız inşallah.

Hep beraber gerçekleştireceğiz bunu.

Bu milletin sağ duyusu çok kuvvetli, bu milletin vicdanı çok güçlü inşallah hep beraber kazanacağız.

Bu seçimi değerli arkadaşlar kim kazanacak biliyor musunuz?

Bu seçimi, çocuğunun beslenme çantasını hazırlamakta güçlük çeken ana babalar kazanacak.

Bu seçimi Torunlarına küçük bir hediye almak isteyip de alamayan nineler, dedeler kazanacak.

Bu seçimi Buzdolabını dolduramayan emekliler kazanacak.

Bu seçimi, açlık sınırının altındaki asgari ücretle geçinmeye çalışan, asgari ücret dahi alamayan, sigortasız çalışmak zorunda olan emekçilerimiz işçilerimiz kazanacak bu seçimi.

Hayat pahalılığı karşısında inim inim inleyen dar gelirli, sabit gelirli vatandaşlarımız kazanacak.

Kıt kanaat imkanlarla üniversite okumuş ama iş bulamamış gençler kazanacak bu seçimi.

Bu seçimi, dükkanında elektriğini açamayan, sattığı malı yerine koyamayan esnafımız kazanacak.

Gübre, mazot, tohum, elektrik fiyatları altında ezilen çiftçimiz kazanacak bu seçimi.

Her gün motosikletin tepesinde, canını tehlikeye atarak ekmeğini çıkaran kurye arkadaşımız kazanacak bu seçimi.

Ekonomiyi çıldırttılar. Ekonomi ne desin bu yönetime. Alt üst ettiler her şeyi. Berbat ettiler, yazık ettiler ülkeye yahu. İnanın çok üzülüyoruz.

Maalesef Merkez Bankasını boşalttılar, hazineyi boşalttılar. Devletin kasasını boşalttılar.

Merkez Bankasını borçlu duruma düşürdüler yahu. Ülkenin para basan kurumunu.

Bakın arkadaşlarım bu seçimi başka kim kazanacak;

Bu seçimi, yargıda aklanmalarına rağmen hakları iade edilmeyen KHK’lılar kazanacak.

Ayrımcılığa uğrayan, hor görülen insanlar kazanacak bu seçimi.

Ülkesi için gecesini gündüzüne katan, alnının teriyle, bileğinin gücüyle çalışanlar kazanacak.

Bu seçimi günde tek öğünle karnını doyurmaya çalışan öğrenci arkadaşlarımız kazanacak. Yarınları karatılan gençler kazanacak bu seçimi. İktidarın görmediği milyonlar kazanacak bu seçimi yani hep birlikte kazanacağız.

85 milyonluk Türkiye’nin haysiyetli ve onurlu insanları kazanacak bu seçimi inşallah.

Yani özetle bu seçimi DEVA kadroları kazanacak.

DEVA kazanacak Türkiye kazanacak bu seçimi.

Bugüne kadar ne yapıldıysa ne kadar yanlış yapıldıysa doğru yapıldıysa bunların hepsinin muhasebesi mutlaka yapılacak.

Ama unutmayalım. Bir yanlış başka bir yanlışla düzeltilmez.

Biz her şeyi hukuk içerisinde yapacağız.

Hukuksuzlukla mücadeleleri bile hukuk içerisinde yapacağız.

Başkaları hukuku yok sayabilir, anayasayı çiğneyebilir, yasaları her gün görmezden gelebilir ama biz onlarla da mücadeleyi inşallah hukuk içerisinde vereceğiz.

Çünkü devlete yakışan hukuk içinde hareket etmektir. Devlete yakışan adaleti sağlamaktır.

*****

Değerli arkadaşlar,

Biz göreve gelir gelmez ne yapacağız?

Öncelikle, şu ekonomik krizi çözeceğiz.

Ne zaman?

Bu kriz iklimini 6 ay içerisinde ortadan kaldıracağız.

Enflasyonu da en geç ikinci yılın sonunda tek haneye düşüreceğiz.

Biliyorum, öyle zor günlerdeyiz ki, “acaba bu ülkede bunlar gerçekten olur mu” diye soruyor vatandaşlarımız haklı olarak. ‘Durum çok berbat’ diyorlar. ‘6 aydan 2 yıldan bahsediyorsunuz bu iş nasıl olacak’ diyorlar.

Bunlar hayal değil arkadaşlar. Bunlar gerçekçi hedefler.

Mütevazı olmayacağım.

Ben, bu ülkede, iki tane büyük ekonomik krizi çözen ekibin başında oldum.

2001-2002 krizi ve 2008-2009 krizi.

Bizim öyle kadrolarımız var ki dünyanın neresinde olursa olsun hangi ülke olursa olsun hukuk krizi çıktımı gidip çözecek ekibimiz var. Bir ekonomik kriz çıktı mı gidip çözecek ekibimiz var, kadromuz var.

Aynı yangın söndürücü gibi. Nerede kriz varsa o krizi söndürecek kadrolar bizde.

Biz boşa konuşmuyoruz. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Ben diyorum ki ‘bizler gibi bizim kadrolarımız gibi iki büyük krizi çözen bir başka kadro, buyursunlar çözsünler’ diyorum.

Ama yok.

Bakın arkadaşlar bu hükümetin anlamadığı şu;

Hukuk olmadan ekonomi olmaz! Adalet olmadan ekonomi olmaz! Bunu anlamıyorlar.

Eğitim sistemi çökerken siz ekonomiyi ayağa kaldıramazsınız. Bu mümkün değil.

İşte bunlar bunu bir türlü anlamıyor. İdrak edemiyorlar.

Değerli arkadaşlarım bu sene tam 850 bin kardeşimiz üniversite imtihanlarını kazandı bir yere girmeyi hal etti. Fakat 105 bin gencimiz kaydını yaptırmadı yaptıramadı.

Çünkü öğrenciler açıkta.

Ciddi bir yurt sorunu var. Kendisine devlet yırdı KYK yurdu çıkmayan öğrencilerimizin özel yurtlara verdiği paralar kiralar korkunç.

Mümkün değil çoğu aile bunu karşılayamıyor.

Ama biz bunu çözeceğiz inşallah. Hesap kitap meselesi.

Doğru, kadınlar Türkiye’nin her yerinde maalesef kadın cinayetlerine kurban gidiyor, haklısınız. Ve doğru düzgün adım atılmıyor, tedbir alınmıyor.

Tek bir yasal düzenleme yapılmadı yıllardır. Farkındayız.

Bakın arkadaşlar,

Geçen Siirt’e geldiğinde Sayın Erdoğan benim için ne dedi?

Diyor ki bana; “Yahu sen ne yaptın? İmzayı ben attım” dedi. Arkasından da hakaretleri yağdırdı.

Ne zaman konuşsa, öfke, hakaret...

Sıkıştı çünkü. Kaybediyor. Bunu da görüyor.

Onun için de hemen ağzını bozuveriyor.

Ben onun burada Siirt’te bana ve arkadaşlarıma yönelttiği hakaretleri toplumumuzun vicdanına havale ediyorum.

Ben şimdi bu meydandan kendisine sesleniyorum.

Tam 4 yıldır bu ülkeyi tek imzayla yöneten siz değil misiniz? Sizsiniz.

Şu anda, seçime kadar, tam yetkili yine siz değil misiniz? Sizsiniz.

Tek imzayla aklınıza geleni yapabiliyor musunuz? Yapıyorsunuz.

Madem keramet imzada, ‘atın bir imza da, şu enflasyonu düşürüverin’ diyorum. 4 yıldır niye patlattınız bu enflasyonu?

Şöyle bir imza atında şu hayat pahalılığını bitiriverin bakalım. Bu hayat pahalılığını da patlatan sizsiniz başkası değil.

Yapamaz arkadaşlar yapamaz! Ağzıyla kuş tutsa yapamaz!

Çünkü bilmiyor. Bilmediğinin de farkında değil.

Bilenlerle de çalışmıyor.

Her gün hukuku, adaleti çiğneyip, sonra da ekonomiyi düzelteceğini sanıyor.

Olmayacak. Rüyasında görür rüyasında.

Bakın, ben ne diyorum:

Nasıl 2001-2002 krizini de, 2008-2009 krizini de biz çözdüysek, bu krizi de çözmek bize nasip olacak inşallah, biz çözeceğiz inşallah.

Ama nasıl çözeceğiz? Hukukla çözeceğiz, adaletle çözeceğiz, özgürlüklerle çözeceğiz, demokrasiyle çözeceğiz.

Çünkü ekonomi sadece ekonomiyle çözülmez. Ekonominin temelinde hukuk vardır, adalet vardır, özgürlükler vardır demokrasi vardır.

Bunu bilmiyorlar.

Siz o temeli her gün her gün yıkarsanız üzerine sağlam bir ekonomi inşa edemezsiniz.

Bu kadar basit inanın.

İnşallah, öyle hızlı güçleneceğiz ki bugünleri sadece bir kâbus olarak hatırlayacağız. İnanın kötü bir rüya olarak hatırlayacağız. O kadar hızlı düzelecek.

Her bir vatandaşımızın satın alım gücü yükselecek.

Cebimizdeki paranın değerini koruyacağız.

*****

Bakın burada bir duralım.

Bu kaç para? Görüyorsunuz, değil mi? 200 lira. Merkez Bankası bu 200 lirayı ilk hangi tarihte bastı? 2009 yılında bastı.

2009 yılında 200 TL, ilk basıldığı gün kaç dolar ediyordu biliyor musunuz?

123 dolar ediyordu.

Bugün kaç dolar ediyor? 11 Dolar ediyor.

2009’da 123 dolar olan bu paramız bugün inmiş 11 dolara.

Aradaki fark ne kadar? Tam 112 dolar.

Şimdi soruyorum arkadaşlar: herkesin cebindeki 200 liradan bu 112 dolar nereye gitti diye soruyorum.

Milletin cebindeki her 200 liranın içinden 112 doları kim aldı?

Beştepe… Siirt soruyor, meydan soruyor Beştepe’ye ‘bu milletin cebindeki her 200 liralık kâğıt paradan 112 dolar nereye gitti. Beştepe’ye’ diye Siirt soruyor.

Şu fakirleşmeye bakın. Paramızın erime hızına bakın.

Yazıklar olsun yahu, yazıklar olsun.

Bu millet sabahtan akşama kadar boşu boşuna mı çalışıyor?

Alın teriyle, bilek gücüyle çalışıyor insanlar. Ama siz onların cebindeki parayı eritiyorsunuz.

Alın teriyle, bilek gücüyle kazandığı ekmek parası eriyip gitsin diye mi çalışıyor bunca insan?

Ve üstelik bakın ne diyor? Kur korumalı mevduat diye bir şey çıktı biliyorsunuz.

Erdoğan bunu açıklarken ne dedi hatırlayın. Dedi ki ‘dolar kuru arttığında bankada parası olanlar zarar ediyor, mağdur oluyorlar. Onların bu mağduriyetini gidermek için biz kur korumalı hesap çıkarıyoruz’ dedi.

‘Milletin bankadaki hesabı döviz kuru karşısında erimesin, bankadaki hesabı döviz kadar artsın diye bunu yapıyoruz’ dedi.

Şu kafaya bakın, şu işe bakın yahu.

Ben buradan geçtiğimiz Aralık ayında ‘Kur Korumalı Mevduat Hesabı’ diye bankada zaten parası olanların parasını dövize endeksleyen Beştepe’ye soruyorum; Döviz kuru artınca bankada zaten parası olanlar mağdur oluyor da kur arttığında gübreyi, tohumu, elektriği, mazotu daha pahalı almak zorunda kalan bizim çiftçimiz mağdur olmuyor mu?

Kur arttığında bankada parası duranlar mağdur oluyor da bizim çarşıya pazara giden asgari ücretle hatta asgari ücretinde altında çalışan ve gittiği zaman bütün fiyatların yükseldiğini gören işçi kardeşlerimiz mağdur olmuyor mu?

Kur arttığında bizim emeklilerimiz mağdur olmuyor mu?

Madem kur arttığında bankada parası olanlar mağdur oluyor diye kur farkını onlara veriyorsun da bizim emeklimizin parası eridiğinde emekli maaşı eridiğinde, asgari ücret eridiğinde memur maaşı eridiğinde, çiftçinin geliri eridiğinde onların mağduriyetini niye gidermiyorsun?

Adil devlet böyle mi olur. Böyle bir şey kabul edilebilir mi?

Dikkat edin arkadaşlar son 3-4 yıldır Türkiye’de çok büyük bir servet transferi yaşanıyor. Yoksuldan zengine bir transfer yaşanıyor. Malı olanlar parasına para katıyor ama hiçbir şeyi olmayanlar da yoksullaşıyor bu ülkede.

Şimdi arabası olanın değeri arttı değil mi? Arabası olmayanın? Araba almak hayal oldu. Dikkat edin var olanlar nimetleniyor olmayanlar daha da fakirleşiyor.

Diyelim ki dairesi var. Daireler değerlendi. Bu ne demek? Olanın üzerine katlandı, eklendi. Olmayan? Kirada oturuyor. Kiralar patladı gitti gücü yetmiyor.

Adil devlet böyle mi olur, sosyal devlet böyle mi olur?

Madem sen milletin bankadaki parasını dövize endeksledin emekli maaşını da dövize endeksle. Asgari ücreti de dövize endeksle. Memur maaşını da dövize endeksle de göreyim bakayım.

Çiftçimizin gelirini de dövize endeksle göreyim.

Böyle bir şey olur mu?

***

İnşallah DEVA Partisiyle bu yoksulluğun belini kıracağız inşallah.

Nasıl yapacağız bakın,

Türkiye’de artık “yoksulluk intiharları” diye bir şey var ve sayıları durmadan artıyor arkadaşlar.

Evet, Türkiye’nin maalesef acı gerçeği oldu bu.

Körpecik gençler kendi canlarına kıyıyor. Ailelerine yazık.

Evet, Siirt’te analar, babalar canına kıyan gençler için ağlıyor.

Yazık günah değil mi?

Duydukça, gördükçe, okudukça inanın çok üzülüyoruz yahu.

İşte biz, o gençlerimiz için, umudun sesi biz olacağız.

Sandık günü inşallah cevabımızı vereceğiz hep beraber yarınların Türkiye’sinin altına imzayı atacağız inşallah.

Biz umudun sesiyiz, umudun sesi olmak zorundayız.

Başka yolu yok.

Mutlak yoksulluğu sıfırlayacağız. Zamanında yaptık. Türkiye’de zamanında mutlak yoksulluk sıfırlandı. Göreli yoksulluk azaldı ve mutlak yoksulluk sıfırlandı bunu yine yapacağız inşallah.

Sosyal yardım sistemini güçlendireceğiz.

Sosyal yardımlar devletin lütfu olmayacak. Vatandaşımızın hakkı olacak. Bunlar yardım dağıtıyor lütuf gibi. Öyle bir şey yok. O zaten vatandaşın hakkı yahu.

Sosyal devletsen sen onu zaten vermek zorundasın çünkü hakkı.

Sosyal yardımları ihtiyacı olan tüm vatandaşlarımıza ulaştıracağız. Parti ayrımı yapmayacağız. Hak eden herkes alacak.

İhtiyaç sahiplerine “asgari gelir desteği” sağlayacağız.

Peki, “asgari gelir desteği” nedir.

Diyelim ki bir vatandaşımızın hanesine giren toplam gelir, o hanenin ihtiyaçları karşılamıyor.

Diyelim ki 5 kişilik aile. Bunun ihtiyacını hesap ettik. O aileye girmesi gereken asgari gelir nedir hesaplayacağız.

Peki, o ailenin eline şu anda ne kadar para geçiyor. Onu da öğreneceğiz aradaki farkı devlet olarak biz ödeyeceğiz.

“Asgari gelir desteği” işte bu demek.

Yani ihtiyacı olan herkesin asgari ihtiyacını karşılayacak bir geliri devletin garanti etmesi demek.

Şunun da altını çizeyim; bizim nihai hedefimiz tek bir vatandaşımızın bile sosyal yardıma muhtaç olmadığı bir Türkiye’dir.

Hedefimiz, vatandaşlarımızın üreterek zenginleştiği bir Türkiye’dir.

Sosyal yardımları güçlendirerek devam edeceğiz.

*****

Başka ne yapacağız?

Yeni doğan bebeklerimiz için 2 yaşına kadar süt ve mama gibi temel ihtiyaçları devlet olarak biz karşılayacağız.

Çocukların eğitim ihtiyaçları için de özel programlar devreye sokacağız. Okula giden hiçbir çocuğumuz hiçbir gencimiz maddi imkânı olmadığı için mağdur olmayacak.

Bu anayasanın gereği. Devlet eğitimle ilgili her türlü ihtiyacı karşılamak zorunda. Hükmü bu.

Çocuklar en kaliteli eğitimi alsın, en iyi şartlarda okusunlar diye devletin imkanlarını seferber edeceğiz.

Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için gece, gündüz çalışacağız.

Hep beraber tüm Türkiye için umut olacağız ve hep beraber 85 milyonun umudu olacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Gelelim Siirt’e.

Siirt’in pek çok sorunu var. Hepsini biliyoruz.

Tüm ilçelerde sapasağlam bir kadroyla Siirt’te olan biten her şeyi takip ediyoruz, izliyoruz, sorunları biliyoruz.

İşsizlik had safhada.

Mutlaka yeni yatırımlar gerekiyor, sanayinin tarımın, turizmin önünü açmak gerekiyor.

Bunlar tutturdular Zorava Çayı üzerine HES yapacağız diye.

Yahu bırakın artık şu çevre katliamını da, güneş enerjisi denen bir şey var dünyada. Yazıktır yahu.

Siirt’in çok büyük bir potansiyeli var bu konuda, güneş enerjisi konusunda.

İşte bugün Diyarbakır’dan buraya geldim. Yollar berbat. Arkada oturup bir şey okumanın imkânı yok araba zıplaya zıplaya gidiyor yolda. Yazık.

Para harcanmış asfalt dökülmüş ama kalitesiz yapılmış.

Siirt, Eruh Şırnak yolunda eksiklikler var. Siirt Kurtalan bölünmüş yolu bugün oradan da geçtik. Bir türlü bitmiyor yahu.

20 yılda 20 bin km yol yaptık diyorlar fakat enişte Siirt’in çok kısa yol sorunlarını bir türlü çözememiş şu zamana kadar.

Mişar Ovası’na ve köylere ulaşım çok zorlaşmış durumda.

Siirt’in içme suyu problemi de var. Her tarafı akarsularla kaplı olan aslında hemen yakınlarda şu kaynakları olan bu güzel ilimizin şehir merkezinde içme suyunun olmasını biz kabul etmiyoruz.

Olmaz böyle bir şey.

Ama biz, bunların hepsini çözeriz inşallah. Bunların hepsini çözecek kadrolar biziz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Daha çok sözümüz var, daha çok taahhüdümüz var.

Her şeyi hazırlıyoruz. Seçim sonrasıyla ilgili bütün hazırlıklarımızı bugünden yapıyoruz.

Bu ülkede ilk kez, DEVA Partisi çok detaylı eylem planları hazırlıyor. Bunların hepsi çözüm planıdır. Seçimlerden sonra ilk günden itibaren yapacaklarımızın programını bugünden hazırlıyoruz. Yazılı olarak da taaddüt ediyoruz.

Türkiye’de ilk kez DEVA Partisi, tüm sorunlarla ilgili çok detaylı çözüm önerilerini bugünden hazırlıyor ve hepsini yayınlıyoruz.

Bizden başka bu kadar detaylı çalışan yok. 90 günde, 360 günde, 5 yıllık planımızı hazırlıyoruz bugünden madde madde sıralıyoruz.

İnşallah seçim günü milletimizden aldığımız o güçlü destekle hükümetin kurulduğu ilk dakikadan itibaren çalışmaya başlayacağız.

Bugünden ne yapacağımızı hazırlıyoruz.

Biz laf üretmiyoruz arkadaşlar.

Biz iş üretiyoruz, iş.

Biz çalışıyoruz.

Çünkü biz devlet yönetimine talip olmanın laf üretmek olmadığını iş üretmek olduğunu biliyoruz.

O yüzden DEVA Partisi inşallah Türkiye’nin kaderine damgasını vuracak.

DEVA Partisi’nin damlası var ya, damla şeklindeki logomuz…

Seçim günü hep beraber mührü işte o “damla”ya DEVA’nın damlasının logosunun altına mührü evet diye vuracağız.

DEVA kadroları da Türkiye’nin yarınlarına mührü vuracak.

Sakın unutmayın;

Bugüne kadar olduğu gibi evelallah bundan sonra da dosdoğru çalışacağız.

Daima adil olacağız. Türkiye’yi hukukla, adaletle yöneteceğiz. Başka türlü olmaz başka türlü devlet yönetilemez. Devletin tek bir varlık sebebi varsa o da adalettir.

Devlet bunu sağlayamazsa o devlet artık en temel görevini yerine getirememektedir.

Biz istişareyi asla elden bırakmayacağız. Bugüne kadar nasıl her zaman istişareyle hareket ettiysek seçimlerden sonra kurulacak hükümetimiz de inşallah her adımda istişareyle hareket edecek.

Bin biliyorsak, bir bilene soracağız, istişare.

Her işi mutlaka ehline vereceğiz. Ehliyetli liyakatli kadrolarla çalışacağız.

Ülkemizi özgürlük ve zenginlik limanına sağ salim ulaştıracağız.

**
Adaletsizlik büyük. Çalışanlar arasında, emekliler arasında adaletsizlik var, hepsini çalışıyoruz inşallah.

DEVA Partisi değerli arkadaşlar bakın,

Çözüm üreten seçimlerden sonra ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiği ile ilgili bugünden çalışan, bu günden eylem planlarını ortaya koyan, ilk 90 dakikada, ilk 90 günde 180 günde 360 güne neler yapacağını gün gün bütün takvimiyle açıklayan tek siyasi parti şu anda Türkiye’de.

Ve bunların hepsini, yazılı taahhüt halinde açıklıyoruz. Söz verdik taahhütler veriyoruz ama değerli Siirt ben bu kadar sözü saydım ama kolay kolay da söz vermem ama verdiğimiz her sözü de tuttuk bugüne kadar çok şükür. Allah nasip etti.

Şimdi… Söz alma sırası bende. Ben de Siirt’ten söz istiyorum.

Maalesef gençler işsiz biliyoruz. Ama iş için yatırım lazım. Yatırım için güven lazım. Engelli vatandaşlarımız için hem devlet hem de özel sektör engelli çalıştırmak zorunda ama bakıyorsun devlet kadrolarında engelli kadroları hep boş. Ne yapıyorlar. Almıyorlar.

Biz bunların hepsini gerçekleştireceğiz. Kanunun gereği çünkü.

Söz alma sırası bende. Ben de Siirt’ten söz istiyorum.

Soruyorum şimdi, Siirt hazır mısın?

Hazır mısın Siirt?

Adalet için hazır mısın Siirt?

Özgürlük için hazır mısın Siirt?

Zenginlik için hazır mısın Siirt?

Sofradaki ekmeği büyütmek için hazır mısın Siirt?

DEVA Partisi’ni iktidara taşımaya hazır mısın Siirt?

DEVA Partisi’ni iktidara taşıyacak mısın Siirt?

Siirt kararını vermiş. Ben sözümü aldım.

Komşularla bir barışıp bir küsersen bir gün eser gürler bir gün peşinden koşarsan bir gün zalim deyip bir gün kucaklarsan Türkiye’nin dış ilişkileri bozulur. Sınır kapılarıyla ilgili sorunlar da büyür.

Bunun çözümü sapasağlam bir dış politikadan geçiyor. Dostlarınızı çoğaltmaktan geçiyor.

Dışarda düşman aramayıp dışarda dostları çoğaltmaktan geçiyor.

Bu iktidar kendi içerdeki desteğini toparlayabilmek için dışarda her gün düşman gösteriyor.

Düşman gösterdiği ülkelerle arayı bozuyor.

Ondan sonra ticaretimiz bozuluyor ekonomi bozuluyor. Sonrada peşinen koşuyor.

Zalim dediklerinin katil dediklerinden para istiyor.

Sudi Arabistan. Cinayeti işledin diye bağırıp durmadı mı? Sonra ne oldu mavi halıları serip karşılamadı mı?

Baktı ki para gelmiyor geçen gün Maliye bakanını göndermiş. Ne konuştular bilmiyoruz ama ‘Bizim paralar ne oldu’ demiştir herhâlde. Bu ülke büyük ülke.

Siz Merkez Bankası’nın arka kapısından cayır cayır döviz rezervini yakın. 130 milyar dolar diyorduk ya rakam şimdi 205 milyar dolar oldu.

Yılbaşından bu yana 75 milyar dolar daha sattılar yahu.

Yazık günah. Gizli saklı yapıyorlar.

205 milyar doları arka kapıdan boşalt, git Birleşik Arap Emirliklerinden, Sudi Arabistan’dan para diye dolaş dur. Yazıktır günahtır bu ülkeye.

Çünkü böyle ikili anlaşmalarla, ülkeden ülkeye alınan kredilerle borç alan emir arkadaşlar. Çok açık.

Uluslararası finans piyasalarından bir ülke borçlanır. Ama gidip de tek bir ülkeden borç para için peşlerinde koşuyorsan o borcu alan ayrın emir alır, talimat alır bunu böyle bilin yahu. Yazık.

Çözüm için, demokrasi için, Türkiye için canla başla çalışacak mısın Siirt?

Çalışınca olur, çalışan başarır. Ama dosdoğru çalışmak lazım.

Ben sözümü aldım! Siz hazırsanız, biz de hazırız.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, selamlıyorum. Ailelerinize dostlarınıza gönü dolusu sevgilerimi selamlarımı hürmetlerimi iletmenizi özellikle rica ediyorum.

Sağ olun, var olun.

17 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Tunceli İl Başkalığı Açılış Konuşması

Tunceli İl Başkanlığı Açılışı Konuşma Metni


Merhaba Tunceli! Merhaba!

İnsanıyla… Kültürüyle… Munzuruyla… Doğasıyla bir başka güzel Dersim, merhaba!

Buradan, il merkezimizden, Çemişgezek’e, Hozat’a, Mazgirt’e, Nazımiye’ye, Ovacık’a, Pertek’e ve Pülümür’e gönül dolusu sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum.

İl kongremizde söz vermiştim, biliyorsunuz il kongresinde uzaktan bağlanmak durumunda kalmıştık. Çünkü program çakışmıştı. 41 ili bir an önce tamamlayıp seçime girmeyi hak etmenin maratonunu yaşıyorduk o günlerde. Ve o kongremizin olduğu gün bir söz vermiştim demiştim ki; “En yakın zamanda inşallah geleceğim “demiştim. İşte buradayım.

Ve sizden de bir söz almıştım. O sözümü hatırlayan vardır herhâlde.

“Geldiğimde hep beraber şöyle bir Munzur'un gözelerinde birlikte çay içeceğiz. Söz mü?’ demiştim. Tunceli’de Dersim’de bana ‘söz’ demişti.

Onu da inşallah yarın yapıyoruz.

Çok şükür Dersim’in havasını soluduk.

Çayını da inşallah içeceğiz.

Sağ olun var olun. Bizlerle beraber olduğunuz için. İl binamızın açılışında bizleri yalnız bırakmadığınız için. Gelen tüm Dersim’li hemşerilerimize teşekkür ediyorum.

Komşularımıza, Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin temsilcilerine, muhtarlarımıza tek tek teşekkür ediyorum.

İl başkanlığımızın bu güzel ilimize hayırlı olmasını canı gönülden diliyorum.

İl başkanımız Veysel Bey’i de tebrik ediyorum. Çünkü gerçekten Dersim’e yakılır bir il binasını burada hazırlamış ve bizlere de sadece kurdelesini kesmek düşecek inşallah.

Dersim’in doğal güzelliğiyle Dersim’in insanının okumuşluğuyla kültürüyle yaraşan bir il binamız burada da oldu. Hizmete açıldı. Hem Veysel Bey’e hem de emeği geçen diğer tüm arkadaşlarımıza özellikle teşekkür etmek istiyorum.

*****

Değerli arkadaşlar, biz niçin siyaset yapıyoruz, biliyor musunuz?

İnsanıyla arasına mesafe koyan bu devlet anlayışına son vermek için siyasetteyiz.

Bakın bugün bizim aramızda bariyer falan yok. Rahat. Sarılıyoruz, tokalaşıyoruz. Rahat rahat kaynaşıyoruz.

Beraberiz, birlikteyiz ve yan yanayız.

Biz; sevginin, barışın, demokrasinin ve eşitliğin türküsünü her dilde söylemek için bugün buradayız.

Biz; Diyarbakır’da Dicle’nin kenarındaki kuzuyu hatırlayan, Ankara’ya dönünce kurdun yanı başında hizaya girenlerden olmadık.

Biz partimizi kurduğumuz gün ne söylüyorsak bugün aynı şeyleri söylüyoruz.

Türkiye’nin 7 bölgesinde program yapıyoruz her bölgede aynı şeyi söylüyoruz.

Doğru bildiğimiz neyse, onu her yerde savunuruz. Hayallerimizi, hedeflerimizi her yerde dost doğru dürüstçe anlatırız.

Bakın arkadaşlar, bizim hedefimiz nedir?

Bizim hedefimiz; kimliği, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, yaşam felsefesi ne olursa olsun, herkesin “eşit ve onurlu” bir vatandaş olduğu Türkiye’dir.

Bizim hedefimiz budur.

Bizim hedefimiz, Hepimizin Türkiye’sidir.

Demokratik bir devlet, hiçbir vatandaşını “yok” sayamaz. Hiçbir vatandaşını beriki, öteki diye ayırt edemez.

Bizim hedefimiz tam demokratik Türkiye’dir. Tam demokratik Türkiye.

*****

Değerli arkadaşlar,

Evet, bunlar şu anda ülkemizdeki bütçe açığını patlattılar.

Açıklandı en son Cumhurbaşkanının imzasıyla açıklanan orta vadeli programda gördünüz.

Tarihin en büyük bütçe açığını bu sene verecekler.

Ama, aynı zamanda, ülkemizde büyük bir demokrasi açığı oluşturdular.

Demokrasi açığını kapatmadan bütçe açığını kapatamazsınız.

Demokraside, insan haklarında, özgürlüklerde, hukukta, adalette gereğini yapmazsanız bu ülkenin ekonomisini asla düzeltemezsiniz.

Ülkemiz eğer bir dönem ekonomide zirve yaşadıysa Veysel Bey dahil pek çok insanın yüzü güldüyse o dönemde Avrupa Birliği sürecinde demokraside insan haklarında ilerlerken eş zamanlı olarak ekonomide doğruları yaptığımız için o zaman Türkiye başarılı oldu.

Bunlar bunu anlamadı.

Zannettiler ki Merkez Bankası’na talimatı veririm ekonomiyi düzeltirim.

Rüyanızda görürsünüz rüyanızda. Öyle düzelmez bu ülkenin ekonomisi. Mümkün değil.

Ve değerli arkadaşlarım bu demokrasi açığı Türkiye’ye çok acılar yaşattı, yaşatıyor.

Dersim, tarih boyunca ayrımcılığa, haksızlığa maruz kaldı. Bunu çok iyi biliyorum.

Sözü yasaklayarak acıları saramazsanız.

Sorunları inkâr eden, o sorunları hiçbir zaman çözemez.

Biz; neyin hak, neyin imtiyaz olduğunu çok iyi biliyoruz.

Hiç kimse için hiçbir imtiyaz da istemiyoruz.

Biz, sadece “Hakkın terazisinde eşitlenmeyi” hedefliyoruz. Hedefimiz bu.

Yani, Türkiye için, daha önce başarılamayan bir hedeften bahsediyorum burada.

“Eşit vatandaşlık” hukuku diyoruz, arkadaşlar, “eşit vatandaşlık”.

Eşit vatandaşlığın Türkiye’nin pek çok sorununu çözme yönünde dev bir adım olacağını gayet iyi biliyoruz.

Bize göre, DEVA Partisi’ne göre, bugün; Kürt meselesini de Alevi meselesini de çözmenin tam zamanıdır.

Türkiye buna hazırdır.

Türkiye’nin 81 ilini, 7 bölgesini sürekli turlayan bir parti kadrosu olarak ben bunu söylüyorum.

Ancak, bu bir cesaret ve samimiyet işidir.

Cesur ve samimi olmadan çözemezsiniz.

Ankara’nın artık cesur olma vakti gelmiştir. Bunlar yapamıyor ama biz inşallah yapacağız. Kangrenleşen sorunları çözme vakti gelmiştir.

Yaraları sarmak, yaralı hafızaları adaletle onarmak, yarınlara umutla bakmak bizim elimizde. Bizim irademizde. İsteyince olur.

Bakın, bu amaçla biz yol da gösteriyoruz.

Eğer iktidar, Alevi vatandaşlarımızı rahatlatacak adım atmak istiyorsa önce ne yapacak, biliyor musunuz?

Ayrımcılık hissettiren uygulamaların hepsine son verecek.

Kimse çıkıp “Alevi şöyle olur, böyle olur” diye kafasına göre konuşmayacak.

Kimsenin buna hakkı yok.

Arkadaş, sen hiç kimseye, kimliğini nasıl yaşaması gerektiğini dayatamazsın.

Burasını biz özgürlükler ülkesi yapacağız.

Herkes kendi inancını, yaşam tarzını nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacak.

Devletin de görevi o yaşam tarzını olduğu gibi koruma olacak.

Devletin görevi insanları şekillendirmek değil. İnsanların inancına yaşam tarzına şekil vermek değil.

Devletin görevi herkesi olduğu gibi kabul edip onun özgürlük alanını garanti altında tutmak. Onun istediği gibi yaşayacağı bir alanı, özgürlük imkanını sunmak.

Çünkü o hak, o özgürlük zaten vatandaşımızın.

Bakın biz haklarsa mesele almak vermek tabirini bile kullanmıyoruz.

Mesele insan hakkıysa tanımak ifadesini kullanıyoruz.

Devletin görevi sadece bunu tanımaktır.

Sen kimin hakkını alıyorsun veriyorsun?

Haddine mi? O zaten onun.

Devletin görevi sadece bunu tanımaktır ve özgürlük alanını rahat tutmaktır.

Kimsenin kimseye müdahale etmesinin önüne geçip, ‘Bu benim vatandaşımdır sen onun hayat tarzına müdahale edemezsin arkadaş. Ben devlet olarak onun hayat tarzını koruyacağım ve garanti edeceğim’ demektir.

Başka sorunlarda var. Bitmiyor arkadaşlar.

Alevilerin kamuda istihdamının önündeki fiili engellerin hepsini biliyoruz. Ve gerçekten çok rahatsızız bundan.

Hiçbir vatandaşımızın, devlette işe girerken, terfi alırken, üst düzey yönetici olurken ayrımcılığa uğramasına asla izin vermeyeceğiz.

Liyakat esas olacak liyakat.

Kim hakkediyorsa o devlette çalışmaya girecek.

Onun için ne dedik biz?

Kamuda işe alımlarda mülakatı kaldıracağız dedik. Çözüm burada.

Çünkü mülakat iktidarın işine gelmeyenleri eleme mekanizması haline gelmiş.

İşlerine gelmeyeni eliyorlar.

Gencecik çocuk, üniversiteyim bitirmiş. KPSS’ye girmiş 80 almış, 90 almış mülakatta eleniyor. Niye? Oturuşunu beğenmedim. Niye? Sen bakana yakın görünmüyorsun. Niye? Sen hükümete öyle çok olumlu bakmıyorsun, bakışından anladım. Mülakatta ekle.

Böyle bir şey olur mu yahu.

Bunun kesin çözümü mülakatı topyekûn kaldırmak.

Mülakatın kalkmasını biz parti programımıza yazmıştık. Daha sonra 6’lı masaya taşıdık ve 6’lı masanın da ortak kararı haline geldi.

İyice sağlama başladık işi.

İnşallah bu kamuda işe girişlerde haksızlığı adaletsizliği sağlamanın yolunu kestirmeden mülakatı kaldırarak inşallah çözeceğiz.

Yapılacak çok iş var, çok…

YÖK’ü kapatacağız. YÖK’ün kapatılması bizim kendi parti programımızda vardı. Anayasa değişliği gerekiyor. Anayasada yazıyor. Öyle hemen mecliste bile değiştiremiyorsun.

Yani anayasayı değiştirecek çoğunlukla ancak değiştirebiliyorsun.

Biz ne yaptık. YÖK’ün kapatılmasını da 6’lı masaya taşıdık. 6’lı masanın ortak anayasa değişiklik metninde YÖK’ün kapatılması da var. YÖK’ün kapatılması artık sadece DEVA Parti’sinin değil 6’lı masanın ortak taahhüdü haline geldi.

İşi sağlama bağladık.

Çünkü seçimlerden sonra kurulacak hükümetin bu konuda hızlı adımlar atması gerekecek.

Bu hızlı adımlarda ancak mecliste büyük bir çoğunlukla, nitelikli çoğunlukla, anayasayı değiştirecek bir güçle mümkün olacak.

Bunu bildiğimiz için biz bugünden partiler arası iş birliği içinde çalışıyoruz.

Bunun için sadece siyasetin kavgadan öteki beriki demeden değil aynı zamanda siyasetin uzlaşma mutabakat ve iş birliği kültürüyle yapılabileceğini şu an Türkiye'ye ispat ediyoruz.

Bunlar beka beka deyip duruyor ya asıl bu ülkenin bekası bu ülkenin vatandaşlarının birbirine sımsıkı sarılması ile geçer.

Bu da siyasette iş birliğinin, uzlaşmanın, mutabakatın olmasıyla ancak topluma daha güzel yansır. Biz bunu bildiğimiz için 6’lı masayı önemsedik onun için kurduk ve devam ediyoruz. Bizim, 85 milyonun kendisini eşit ve özgür hissetmesi için daha çok yapılacak işler var arkadaşlar.

Mesela; Cemevleri…

Biz, Cemevleri’ne, camilere tanınan maddi ve diğer hakların tamamını tanıyacağız. Bunda sözünü verdik.

Devlet camilere ne kadar destek veriyorsa Camilere aynısı Cemevlerine de uygulanacak.

İmar planlarında bizim belediyelerimiz Cemevlerine yer ayıracağız.

O bölgede o mahallede vatandaşlarımızdan gelecek talep üzerine imar planları yapılırken, bakılacak nasıl olsa belediye park için yer ayırmıyor mu? Cadde sokak için imar geçirirken pay ayırmıyor mu? Cami için gereken yerler ayırılmıyor mu? Aynısı Cemevleri için de olacak.

Başka türkü adil devlet olmasınız. Başka türlü bu ülkede adaleti de sağlayamazsınız. Bunların hepsini inşallah yapacağız.

“Özgürlükçü laiklik” anlayışımızdan hiçbir zaman sapmayacağız.

Tekrar ilan ediyorum: İnşallah bizim iktidarımız döneminde Herkes hakkın terazisinde eşitlenecek.

En önemli hedeflerimizden birisi bu.

DEVA Partisi’ iktidarında herkes kendini “eşit vatandaş” hissedecek. Herkes kendini güçlü hissedecek. Herkes “Birinci sınıf” vatandaş hissedecek.

Yarınların inşasında birbirimizi dinleyeceğiz, tüm ilişkilerimizde özenli hareket edeceğiz.

Çünkü bizin en önemli paydamız ortak paydamiz demokrat olmak. Partimizin kısa adı DEVA ama ne diyoruz? Demokrasi ve Atılım’ diyoruz. Niye? Sağlam bir demokrasiye ayağınızı basmadan atılımı gerçekleştiremeyeceğimizi bildiğimizi için ‘demokrasi’ diyoruz. Onun için biz ‘demokratız’ diyoruz.

Bizi herkesten ayıran en önemli ortak paydamız budur. Biz öyle yarım demokratlardan yüzde 50, yüzde 70, demokrat olanlardan değiliz.

Biz tam demokratız. Yüzde 100 demokratız.

İnşallah DEVA kadroları olarak geleceğiz ve iktidarı şöyle bir o yetkiyi aldığımız andan itibaren hakla hukukla adaletle ilk günden inşallah memleketimizi yönetmeye başlayacağız.

Bizim için demokratlık bir duruştur. Demokratlık; diğerini anlama özelliğidir.

Demokrat olmak, aynı zamanda saygı duymak, diğerkam olmak demektir.

Demokrat olacağız. Özgür olacağız. Eşit olacağız ve böylece yüksek refah seviyesine inşallah kavuşacağız.

*****

Ülkemizin ekonomisi zor dönemlerden geçiyor biliyoruz.

Gerçekten Türkiye şu an yakın tarihinin en derin krizini yaşıyor. Ve bu krizin kazananı olan az sayıda insan var kaybeden olan milyonlar var.

Kim kazanıyor? Bankada parası varsa kazanıyor. Çünkü Sayın Erdoğan ne dedi; "bankada parası olanların kur artınca mağduriyet oluyor' dedi. 'Kur korumalı mevduat hesabı başlatalım' dedi. 'Bankada parası olan niye mağdur olsun kur artınca' dedi.

Kur Korumalı mevduat hesabı açtırmaya başladılar insanlara.

Hem de teşvik ediyorlar.

Banka müdürleri arıyor her gün. 'Paranız var onu kurdan koruyalım kurda artış olursa kur farkını verelim size.'

Kafaya bak yahu.

Bankada parası olanın kur artışından gelen zararını karşılıyor e benim çiftçim gübre artınca kur artınca gübre maliyeti artıyor ya gübre maliyetinin artışından kaynaklanan zararı karşılamıyor.

Bu mu demokrasi? Sosyal devlet bu mu?

Kur artınca bu ülkede A'dan Z'ye her şeye zam gelmiyor mu? Kur artınca yem fiyatı artmıyor mu? Yem fiyatı artınca işte buradaki dönerci arkadaşımızın aldığı etin fiyatı artmıyor mu? Peki, öğrenci gidiyor kitap kırtasiye alıyor değil mi. A4 kâğıt A4. Topu 13 buçuk liraydı geçen sene okullar açılırken bu sene topu 90 lira 95 lira.

Peki, sen bankada parası olan Kur arttığında mağdur olmasın diye ona kur farkını devlet olarak veriyorsun da benim öğrenci kardeşim bir defter alacak bir kalem alacak. Kur artınca onun mağduriyetini niye gidermiyorsun? Ona o kur farkını niye ödemiyorsun?

Sosyal devlet bu mu yahu?

Arkadaşlar bakın Türkiye'de çok büyük bir servet transferi yaşanıyor. Ve bu servet transferi yoksullardan toplanan vergilerden varlıklının varlığına varlık eklemek için kullanılıyor.

Çok büyük bir servet transferi inanın. Yazık günah.

Bakın ben üniversite öğrencileriyle karşılaşıyorum her yerde. Bir tanesi diyor ki 'başkanım acaba bir öğünle idare edebilecek miyim onun antrenmanını yapmaya başladım şimdiden' diyor.

Akşam yemeğini bir kap çorba ile geçirmeye çalışan binlerce üniversite talebesi var bu ülkede.

Kolay değil şimdi Dersim’deki bir öğrenci arkadaşımız İstanbul'da İzmir'de üniversite kazandı. Yurt çıkmazsa ailesinin onu üniversitede okutması çok zor. 4 bin lira 5 bin lira 6 bin lira. 3 yataklı odayı paylaşıyor İstanbul'da yatak başına aylık 2 bin lira 3 bin lira maliyet çıkmaya başladı.

Yazık günah.

İnşaat maliyetleri artınca kiralar artıyor. İnşaat maliyetleri niye artıyor kur arttığı için artıyor. Kur artınca ülkede kira artıyor. Öğrencilerin her türlü masrafı artıyor.

Emekli vatandaşımızın her türlü masrafı artıyor. E sen bankada parası olanın kur artışında olan mağduriyetini karşıla devlet olarak, emeklimiz alışverişe gittiğinde daha pahalıya alışveriş yapmak zorunda kalıyor emeklimizin mağduriyetini karşılama.

Ne biçim iş yahu.

Madem sen bankada parası olanın kur artışında olan mağduriyetini karşılıyorsun, o zaman emekli maaşında dövize endeksle. Dolar ne kadar artıyorsa emekli maaşını da o kadar artır. Dolar ne kadar artıyorsa asgari ücreti de o kadar artır da görelim o zaman.

Böyle bir şey olur mu böyle sosyal devlet olur mu yahu?

Bunu da büyük ekonomi projesi diye ilan ediyorlar ben hayret ediyorum yahu. Akıllara durgunluk veriyor.

Ama inşallah hepsini çözeceğiz kolay. Arkadaşlar dürüst ve ehil kadrolarla bu ülke yönetildikten sonra ve istişare ile yönetildikten sonra inşallah her türlü sorunumuz çözülecek.

Ama birinci madde çok önemli; Dürüst ve ehil kadro. İkisi birden olacak hem dürüst olacak hem işi bilecek.

Dürüst ama işi bilmiyor yapamaz, işi bilmiyorsa olmaz. İşi biliyor ama dürüst değil. Onlar da çok kötü çarpar. Hem biliyor hem üçkâğıtçı. Çarpar adamı, devleti de çarparlar.

Dolayısıyla ne yapmak gerekiyor hem işi bilen hem de dürüst kadrolarla devletin üst düzeyini hemen yerleştirmek gerekiyor. Üst düzey siyasi kadroların, üst düzey bürokrasi kadrolarının dürüst ve ehil insanlardan oluşması gerekiyor.

Ama bakın ne diyorum dürüst ve ehil diyorum. Senden benden demiyorum, şu partili bu partili demiyorum. Bu ülkenin vatandaşı olan her bir vatandaşımızın devletin üst kademelerinde görev alma hakkı vardır.

İşi biliyorsa dürüstse gelir Müsteşar olur. İşi biliyorsa dürüstse gelir Vali olur. Şu anda bakıyoruz devletin üst düzey kademelerine yazık ya böyle bir şey olur mu? Bakıyoruz bazı kesimler hiç yok. Temsil edilmiyor, yok muamelesi yapılıyor.

Bu kabul edilebilir bir şey değil arkadaş. Türkiye Cumhuriyeti devleti eğer 85 milyonun devleti ise o zaman bu devletin yönetiminde her bir vatandaşımızın en üst düzeyde temsil edilme hakkıdır.

Eğer o görevi yapacak en iyi arkadaşımız en vasıflı arkadaşımız Elâzığ’dan ise o yapacak.

İbrahim Çanakçı bizim 11 yıl hazine müsteşarlığımızı yaptı. Çünkü o gün baktık bütün kadrolarda bu işi layıkıyla yapacak kimdir dedik İbrahim Bey ile tanıştık buluştuk. Ülkenin ekonomisi zirve yaptıysa İbrahim Bey'in de başında bulunduğu hazine bürokrasisi ve diğer birimlerde de bulunan düzgün insanlarla oldu.

Gün geldi neye bakacağız?

Örneğin kültür sanat. Kimdir bu işi en iyi yapacak. Bu Dersim’li ise Dersimli, Vanlıysa Vanlı. Kimse o.

Ama bakmayacaksın ayırt etmeyeceksin.

Bu işi en iyi kim yapabilecekse devlet kademelerinde üst düzey bürokraside görevi onlara vereceksin.

Bu ülke ancak böyle düzelir. Başka türlü olmaz. Bu ülkenin hem yükselmesi böyle olur hem de birlik beraberlik ancak böyle korunur.
*****

Değerli arkadaşlar,

Biz Tunceli’nin sorunlarını yakından takip ediyoruz. Çözüm üretmek için de çalışıyoruz.

Her ilimizi için eylem planı hazırlıyoruz.

Bu çalışmaların başında da Cem Avşar Bey var. Bizim Genel Başkan Yardımcımız. Siyasete ilk defa DEVA Partisi ile başlayan iş dünyasından bir arkadaşımız. Ve kendisi Yerel Yönetimler Ve Şehircilikten Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız. Bu çalışmanın başında da o var.

Ne yapıyoruz? 81 il için eylem planı hazırlıyoruz.

O ilin temel en büyük sorunları nedir ve en büyük sorunları çözmek için biz ne yapacağız? Bunların hepsini yazılı hale getireceğiz ki söz uçuyor yazı kalıyor.

22 alanda, sektörde eylem planı hazırladığımız gibi 81 il içinde bunları yapıyoruz.

Tunceli’de en önemli konular. Hepsine tek tek girmeyeceğim ama 4- 5 önemli konudan şöyle bahsedeyim.

Ulaşım değil mi özellikle Tunceli’yi Güneye bağlayan hat. Ve Tunceli’nin Güneyini de kuzeye bağlayan hat.

Tunceli-Pertek-Elâzığ arası ulaşım feribotla yapılıyor olması gerçekten büyük bir sorun. Yeri geliyor iki saat feribot sırası bekleniyor. Uzun yıllardır vaat edilen Pertek köprüsü bir türlü gerçekleşmiyor. Bunu biliyoruz, çalışıyoruz.

Tunceli devlet hastanesi yetersiz kalıyor, vatandaşlarımız sürekli Elazığ’a yönlendiriliyor. Bunu da biliyoruz. Doğru değil.

Maden aramaları. Şu güzel tabiatı Allah vermiş sadece rant gözlüklerini takarak baktığınızda mahvediyorsunuz. Dolayısıyla madencilikle doğal güzelliklerimizin korunması arasında çok dikkatli olmamız lazım, dengeli hareket etmemiz lazım.

Üniversite öğrencilerimizin çok ciddi ulaşım ve barınma sorunları var. Onu da biliyoruz.

Mazgirt depreminde evleri hasar gören vatandaşlarımız için söz verilen konutlara hala başlanmadı. Kiralar ödenmiyor. Vatandaşlarımız yaz kış konteynırlarda yaşamak durumunda kalıyor. Bunu da biliyoruz. Ve bu bölge deprem bölgesi. Deprem için yapılacak çok iş var. Depremlere hazır olmamız gerekiyor. Devletin deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrasıyla ilgili yönetim şemasını tamamen yeniden oluşturması gerekiyor.

Bunların hepsini Afet Yönetimi Eylem planımızda açıkladık. Ve inşallah günü geldiğinde de hepsini uygulamaya başlayacağız.

Bizim işimiz çözmek. Görevimiz bu. Cebimizde çözümün anahtarlarıyla dolaşıyoruz. Sorunları tespit ediyoruz, çözüm için hazırlanıyoruz, çözüm planlarımız bittiğinde açıklıyoruz ve inşallah günü geldiğinde de bunları uygulayacağız.

*****

Değerli arkadaşlar,

Sözlerimin sonuna gelirken, Tunceli İl Binamızın bu güzel ilimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Tüm Tunceli teşkilat mensuplarımıza başarılar diliyorum.

Burada güzel bir temel attık, sağlam bir temel attık inşallah bu sağlam temelin üzerine ekleye ekleye devam edeceğiz ve ülkemizin sorunlarını çözmek için Dersim’in sorunlarını çözmek için canla başla çalışacağız.

Biz bunun sözünü bugünden veriyoruz.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

16 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Elâzığ Programı Konuşma Metni

Elâzığ Konuşma Notları

Merhaba Elâzığ!

Dört bin yıllık kadim Harput’un bağrından çıkan “Aziz Şehir” merhaba!

Arap Baba’nın, Beyzade Efendi’nin, İmam Efendi’nin diyarı, merhaba!

Balak Gazi’nin, Çubukbey’in, şehidimiz Fethi Sekin’in şehri, merhaba!

Yiğit, mert, cömert, dürüst insanların memleketi, merhaba!

Merhaba aziz Gakgoşlar, merhaba!

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar ülkemizi adım adım geziyoruz ve cebimizde çözümlerle geziyoruz.

Sorunu yerinde tespit ediyoruz vatandaşlarımızı dinliyoruz, anlıyoruz arkasından her sorun için her sıkıntı için çözüm üretiyoruz.

Cebimizde güvenin ve çözümün anahtarları ile dolaşıyoruz.

İnanın bütün bu sıkıntıları aşacağız. Yaşadığımız ne varsa ne kadar sorun varsa sebebinde sadece ve sadece kötü yönetim var. Başka bir şey yok.

Evet, ülkemiz kötü yönetiliyor.

Ama inşallah dürüst ve ehil kadroların iş başına gelmesiyle, istişarenin tekrar başlaması ile beraber seçimlerin ardından yepyeni bir sayfa açacağız.

Her alandaki sorunları nasıl çözeceğimizi de bugünden ilan ediyoruz.

12 tane eylem planı açıkladık.

Her alanda kurulacak hükümetin ilk 90 gününde, ilk 180 gününde, ilk 360 gününde neler yapacağımızı tek tek açıklıyoruz.

Öyle bol keseden vaatlerle de vatandaşımızın karşısına çıkmıyoruz. Hepsinin hesabını yapıyoruz. Hesabını kitabını yapmadığımız hiçbir konuda da söz vermiyoruz.

Bu şekilde Türkiye'nin sorunlarını çözmemiz gerekiyor.

İşte bu yüzden yarının Türkiye’sinin mimarları inşallah bizler olacağız.

Türkiye'nin değişiminde DEVA partisi aktör olacak.

Hiç şüpheniz olmasın.

Türkiye'nin devası gençler, Türkiye'nin devası bu güzel kadrolar. Haber çözeceğiz arkadaşlar inşallah.

Peki bu değişimin kazananı kim olacak.

Nihayetinde ülkemizde gerçekten işler değişmeye başladığında kim kazanacak?

Kazanan bir telefon bile kendilerine lüks görünen gençler olacak. Kazanan evlatlarına harçlık veremediği için sessiz sessiz ağlayan analar olacak. Kazanan tarlasına gübre dökemeyen çiftçimiz olacak. Kazanan siftah yapamayan, elektrik faturasını ödeyemeyen, evine çorba parası götüremeyen esnafımız olacak.

Kazanan 7'den 70'e kuzeyden güneye doğudan batıya tüm Türkiye olacak.

Ve bunu İnşallah hep beraber başaracağız.

Yarının Türkiye’sinde tam demokrasinin rüzgârını bizler hep beraber estireceğiz inşallah.

Demokrasi ile birlikte hukuk kazanacak. Hukuk devleti kazanacak. Böylece devlette yuvalanmış çeteler de bağımsız ve tarafsız yargıyla karşı karşıya kalacak.

Hak yerini bulacak.

Bu değişimin kazananı başka kimler olacak biliyor musunuz?

Bu değişimin kazananı bizim milli ve yerli paramız olacak.

Paramızın değeri her gün ediyor yahu.

Şuradan geçerken baktık döviz büroları var şunlar var bunlar var.

Geçen sene bugünlerde 8 lira olan dolar kuru bugün çıkmış 18 liraya yahu. 8 liradan 18 liraya çıkmış.

A'dan Z'ye bu ülkede her şeye zam geldi zam.

Bunun da asıl sebebi bu hükümetin döviz kurunu patlatması. Başka bir şey değil.

Diyorlar ki dünyanın her yerinde enflasyon var. Bizde durun diyoruz ya Bir dakika durun. Rakamlar ortada.

Ukrayna, Rusya savaş içinde değil mi ne kadar orada enflasyon? Yüzde 15-20. Avrupa'da Amerika'da ne kadar? %7,8,9.

Asya'ya gidiyorsunuz %2-3.

Diyorlar ki ‘benzin arttı mazot arttı çünkü petrol arttı.’ Bir dakika durun diyoruz yahu. Petrol fiyatları neydi? 70 dolardı, çıktı 90 dolara, 100 dolara.

Bu ne demek? 6 lira 7 lira olan benzinin mazotun bugün 9 lira 10 lira olması gerek. Hesap açık.

Petrol 70 dolardan 90 dolara 100 dolara çıktıysa benzinin, mazotun fiyatının da bizde 6-7 liradan 10 liraya çıkması lazım.

Niye 20 liranın üzerinde?

Aradaki fark kur farkı kur.

Kuru niye patlattı?

Bugünkü hükümetin işi eline yüzüne bulaştırması yüzünden patlattı.

Merkez Bankası’nda döviz de bırakmadılar yahu. Hiç acımadan arka kapıdan cayır cayır sattılar.

Hani Merkez Bankası’nda kayıp 130 milyar dolar vardı meşhur. 2019'dan 2020'ye kadar daha pandemi başlamadan satmaya başlamışlardı onu. Çok sonradan gördük baktık ki para yok.

Nerede?

Baktık ki arka kapıdan satmışlar bitirmişler.  Yetmedi gittiler 60 milyar dolarlık Swap'la borç aldılar başka ülkelerden. Kapı kapı dolaştılar biliyorsunuz. Hepiniz takip ettiniz.

15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün finansörü olmakla suçladıkları Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiler burada devlet töreni ile karşıladılar. 5 milyar dolar 10 milyar dolar döviz gelecek diye.

Kaşıkçı cinayetinin finansörü olmakla suçladıkları Suudi Arabistan'ın karşısına kırmızı halı mavi halı sererek karşıladılar.

Gördük bunların hepsini.

Niye?

Acaba para gelecek mi diye. Peki gelen parayı ne yaptılar? Swapla gelen 60 milyar dolar ne oldu? Arka kapıdan onu da boşalttılar. 130 milyar doların üzerine bu senenin başından itibaren 75 milyar dolar daha sattılar. Tam 205 milyar dolar bu ülkenin Merkez Bankası rezervinden. Yazık günah.

Ve gizli saklı yapıyorlar, arka kapıdan yapıyorlar.

Doğru hesaptan kaçar mı yahu? Yaptığın iş doğruysa niye açık seçik yapmıyorsun? Niye şeffaf bir şekilde yapmıyorsun da gizli saklı yapıyorsun.

Olmaz.

Biz diyoruz ki artık 130 milyar dolar nerede diye sormayacağız.  Ne diye soracağız? 205 milyar dolar nerede diye soracağız.

Çünkü bugün itibariyle kayıp rakam 2019’dan bugüne kadar 205 milyar dolara çıktı.

Bakın bizim dönemimizde de merkez Bankası döviz satışı yaptı.

Bizim dönemimizde topu topu satılan döviz miktarı 8 milyar dolardır. Onu da Merkez Bankası anında ilan etmiştir. ‘Ben bugün şu kadarlık döviz sattım’ diye.

Başka türlü bu iş olmaz.

Değerli arkadaşlar bakın artık soru nerede bu milletin alın teri, nerede 205 milyar dolar? Soru bu.

Nerede gençlerin hayali? Soru bu.

Siz arka kapıdan 205 milyar doları tüketirseniz gençlerin okuldaki en önemli ihtiyacı olan laptopları alacak parası olur değil mi?

Bir bilgisayar alacak parası olurdu gençlerin. Bugün çoğu genç bunu yapamıyor.

Okulu kazanıyorlar okula kayıt olamıyorlar.

Bakın arkadaşlar TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon kaç? Yüzde 80.

Çarşıya, pazara alışverişe giden herkes görüyor ki enflasyon bu ülkede en az yüzde 200’e çıkmış.

Sen asgari ücretlinin, emeklinin maaşını resmi enflasyon kadar artır de ki ‘işte zam’ verdim.

Yahu bir dakika.

Sen yüzde 80 zammı verdin ama hesap ortada.

100 liralık maaş 180 oldu değil mi? Peki fiyatlar ne oldu? 100 liralık fiyat 300 lira oldu.

Rakamlar ortada yahu rakamlar açık açık.

Kimse bu gerçeği gizletemez.

TÜİK’e siz ne açıklatırsanız açıklatın TÜİK enflasyonu ne açıklarsa açıklasın bu millet inanmaz.

Biz uyardık durmadılar arkadaşlar bakın.

İlk 130 milyar doları fark ettiğimizde uyardık. ‘Yapmayın bunu’ dedik, ‘bu milletin alın teri’ dedik. ‘Bu para kara gün için’ dedik. Dinlemediler.

Mirasyedi gibi her şeyi mahvettiler. Ülkenin geleceğini borca batırdılar. Yazıktır.

Alışkanlık oldu belli ki. Madde bağımlılığı gibi… Arkadan döviz satmaya alıştı bunlar. Gizli saklı iş yapmaya alıştılar.

Ama inşallah bakın çok çabuk düzelir. Çok çabuk.

3.5 senedir şu Elazığ’ın konut sorununu çözemeyenler çıkmışlar konut projesi açıklıyorlar.  

Sen kime anlatıyorsun bunu yahu?

3,5 yıldır deprem konut sorununu burada çözemeyen Türkiye’nin konut sorununu çözecekmiş...

Vay yavrum vay.

Uğraşsınlar dursunlar. Yapamazlar.

Tamamen göz boyama bunlar arkadaşlar.

2019’da açıklamışlardı. Ne dediler? Her sene 100 bin tane sosyal konut yapacağız dediler değil mi?

Davulla zurnayla açıkladılar. Ne oldu?

2020 geçti, 2021 geçti, 2022 geçti şimdi yeniden konut projesi açıklıyorlar.

E millet de bakıyor piyasada konut fiyatı belli, ucuz fiyat bari bende sıraya geçeyim diyor.

Göreceğiz.

Ne diyorlar? ‘Taksit taksit ödeyeceksin’ diyorlar. ‘Ama taksiti memur maaşına ne kadar zam gelirse taksiti de o kadar artıracağım’ diyorlar.

Ne anladık bu işten?

Bakın değerli arkadaşlar bunlar her türlü başarısızlıklarının sebebini “küresel kriz” diye örtüyorlar değil mi?

Dünyanın her yerinde küresel kriz var diyorlar.

Bakın arkadaşlar diyorlar ki ‘dünyada kriz var idare’ edin.

Biz 2022 yılında bu ülkenin ekonomisini devraldık mı aldık. Hemen 2003’te İbrahim Bey’le çalışmaya başladık.

O yıl Irak savaşı çıktı. Amerika geldi Irak’ı işgal etti. Burnumuzun dibinde.

Petrol fiyatları aldı başını gitti. 20 dolarlık petrol birkaç yılda 150 dolara çıktı.

Biz buna rağmen enflasyonu tek haneye düşürdük.

Demedik ki ‘ya Irak savaşı çıktı enflasyon yükseldi kusura bakmayın’ demedik.

İşi bilen bir ekiple, dürüst bir ekiple çalıştık petrol fiyatlarının 20 dolardan 150 dolara çıktığı dönemde biz bu ülkede enflasyonu tek haneye düşürdük.

Hangi küresel krizden bahsediyorsunuz yahu.

Külahımıza anlatın bunları külahımıza.

Biz 2 tane kriz çözmüş bir ekibiz.

Bakın arkadaşlar kim ne derse desin ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

Biz 2001-2002 krizini de çözen ekibiz 2008- 2009 krizini de çözen ekip biziz.

Kim daha önce 2 kriz çözdüyse buyursun gelsin bugünde çözsün.

Erdoğan niye yapamıyor?

Ben böyle konuşunca diyor ki ‘ben imzalamasaydım yapamazdı. Ben imza attım da o krizi çözdün’ diyor bana.

Bende diyorum ki ‘Sayın Erdoğan hikmet o imzadaysa al kriz, at o imzayı da çöz şu krizi de görelim bakalım. ‘

4 yıl oldu 4 yıl.

2018’de tek yetkili seçildin 2018’in Haziran ayında geldik 2022 ayının Eylül ayına. Seçim geliyor yahu.

Bakın arkadaşlar Türkiye’de bizden ve ekibimizden başka 2 krizi çözümü hiçbir ekip yok. 

Konuşmak kolay, lafa gelince kolay.

Diyor ki ben iyi sıvacı ustasıyım. Yaptığını göster bakalım. Hangi binayı sıvadın?  

Diyor ki ben iyi kalıpçı ustasıyım hangi binada kalıp çaktın. Yok.

Ya sıvacı ustası, kalıpçı ustası yaptığı işi gösterir değil mi?

Şu anda ekonomiyi çözeceğim diye ortada dolaşanlar hangi krizi çözmüşler yahu bir anlatsınlar biz de öğrenelim.

Ben yaparım. Arkadaş daha önce ne yaptın onu anlat. Yapamazlar.

Onun için biz DEVA Partisi’ni kurduk. Bunun için yola çıktık.

Bu ülkede bizden başka hiçbir ekibin kriz çözme tecrübesi olmadığı için biz yeni bir yol açtık.

İnşallah bunu biz çözeceğiz göreceksiniz inşallah.

Hep beraber dürüst ve ehil kadrolarla çözeceğiz inşallah.

Ülkemizi arkadaşlar 6 ayda bu kriz ortamından çekip çıkaracağız inşallah. Hep beraber.

Halkımızın güveni ve desteği ile yapacağız bunu. Ve en geç 2 yılda da Türkiye'de enflasyon tekrar tek haneye indireceğiz.

Bunu biz yapacağız.

Ülkemizi bütün bölgenin en güçlü ekonomisi yapacağız. Yaptık çünkü zamanında.

3 bin 500 dolarlık milli geliri aldık 12 bin 500 dolara çıkardık. Bunlar geri 8 bin 9 bin dolara indirdiler.

Ve bu değişimle kazanan arkadaşlar aynı zamanda işsizler olacak.

Memleketimizin işsizleri bu krizin çözümünden faydalanacak.

Camiden buraya yürüyene kadar en az 50 tane vatandaşımız önümüzü kesti. Hepsinin ortak problemi işsizlik. ‘Çocuğum üniversiteyi bitirdi iş bulamıyor’ diyor. ‘Ben üniversite mezunuyum İş bulamıyorum’ diyor.

Ekonomide güven ve istikrar olmadan bu kriz çözülmez.

Bu kriz çözülmedikten sonra Türkiye'nin işsizlik sorunu çözülmez.

Bunu görmemiz gerekiyor.

Bölgemizin en güçlü ekonomisini kurduğumuzda da bundan en çok inşallah gençlerimiz ifade edecek.

Yatırımların önünü açacağız. Kamu yatırımı özel yatırım. Yatırım olmadan işsizlik düzelmez.

Daha çok iş sahası açmak zorundayız bu ülkede.

Ve tüm Türkiye'de dengeli bir büyüme modeline geçmemiz gerekiyor.  84 milyonun tamamının istifade edebileceği bir büyüme modeline geçmemiz gerekiyor.

Başka ne yapacağız? Elâzığ kadim bir şehrimiz. Büyük bir turizm potansiyeli var aynı zamanda Elâzığ bir ticaret merkezimiz aynı zamanda Elâzığ tarımıyla önemli bir şehrimiz. Tarımla ilgili neler yapacağız?

Kaç tane çiftçi arkadaşımızla karşılaştık şu kısa yürüyüşümüzde.

Çiftçinin sırtındaki borç yükünü bir kenara indirmemiz gerekiyor. Yani çiftçimizin birikmiş borçlarının üzerindeki faizleri sileceğiz. Rakamı donduracağız 2 yıl ödemesiz uzun vadeye yayacağız.  Çiftçinin işini görmesi için yeni, uygun şartlı finansman imkânı, kredi imkânı sağlayacağız.

Tarımsal destekleri ekim dikim başlamadan açıklayacağız. Destek ödemelerini hasatla beraber gününde ödeyeceğiz. Gecikmeden.  Şu anda bir yıl geriden geliyor.

Gübre parasının gübre maliyetinin yarısını biz karşılayacağız.  Elektriği çiftçiye özel tarifeyle vereceğiz. Hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimize yemi yüzde 50 indirimli sağlayacağız.

Türkiye’deki bütün sulama yatırımlarını ilk 5 yılda tamamlayacağız. Bunun sözünü verdik. Bütün sulama yatırımlarını.

Kaç tane çiftçimizden duydum. ‘Bunlar ne kadar batırmaya çalışırlarsa çalışsınlar ben çiftçilik yapmaya devam edeceğim’ diyor. ‘Zarar etsem de üreteceğim’ diyor inatla çiftimiz.

Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızın yem fiyatının yarısını karşılayacağız.

*****

Gelelim Elâzığ’a. Elâzığ ile ilgili teşkilat olarak tespit ettiğimiz sorunlara bu sorunları çözümlerine gelelim şimdi.

Elazığ’ın imar planı, yapılaşma, trafik, ulaşım, yol, kaldırım, otopark, yeşil alan, park bahçe ve benzeri sorunlarını çözerek, rahat yaşanabilir bir şehir ve çevrecilik açısından güzel bir şehir haline getireceğiz. Bunu nasıl yapacağız?  Merkezi yönetimle ve yerel yönetimle daha iyi bir iş birliği içinde yapacağız.  Nasıl yapacağız? Şehircilik deyince imar rantını silerek yapacağız.  İmar rantlarına mahkûm bir şehir olmaz. İmar rantlarıyla dönen şehircilik rantları kabul edilmez. O zaman şehirlerimiz yaşanır şehir olmaktan çıkar. İmar planını yaparken adil olacaksın. Temiz çalışacaksın temiz. 

Türkiye’nin ikinci en büyük hidro elektrik santraline sahip Elazığ’ın suyla ilgili sorunlarını çözeceğiz. 

Yapımına 1987 yılında 35 sene önce başlanan ve halen tamamlanamamış olan Uluova ve Kuzova sulama hattını ivedi şekilde inşallah bitireceğiz.

Bitmedi, Baskil, Maden, Kovancılar, Karakoçan, Alacakaya ve Keban ile Sivrice ilçelerinin etrafındaki bölgelerde hala yapımına başlanmayan sulama projelerini devreye alacağız ve süratle tamamlayacağız. İlk 5 yılda tün Türkiye’de bitmeyen hiçbir sulama projesi kalmayacak.  Biliyoruz ki suyla toprağı buluşturduğumuz anda verim 3’e 4’e katlıyor. Verim 2’ye 3’e katlandığı zaman bu ülkenin gidip de Ukrayna’dan gelecek bir gemi buğdaya muhtaç hale gelecek arkadaşlar.  Hükümetin gözü yollarda kaldı yahu.   Erdoğan Putin ile defalarca konuştu konuştu da şu bir gemi buğday gelsin diye. Sen bugün Avrupa’nın en büyük tarım arazilerine sahip ol       Avrupa’nın en büyük 84 milyonluk nüfusunun başında ol Avrupa’nı en genç nüfusunun başında ol 1 gemi buğday için elin adamına yalvar ‘gönder de şu gemi gelsin’ biz buğdaysız kaldık diye.

Böyle bir şey olur mu yahu.

İnşallah bütün sulama projelerini tamamlayacağız.

Kuzova, Uluova ve Bermaz ovalarında “ihtisas tarım organize sanayi” bölgelerinin kurulmasını sağlayacağız.

Uygulamaya koyacağımız destek programlarıyla, Elazığ’ı tarım, hayvancılık ve balıkçılık alanlarında önemli bir merkez haline getireceğiz. Elazığ’ın artık 3 tarafı denizlerle çevrili.  Elâzığ baraj gölleriyle beraber suya yakın fakat oradaki suyu toprakla buluşturamıyorlar.  Oradaki suyu Elazığ’ın kendi içme suyu ihtiyacı işçin bile buluşturamıyorlar. Düşünün tamamen iş bilmezlik.

İpek üretimini, ceviz, badem ve bağcılığı destekleyeceğiz.

Yöresel ürünlerde ilçe isimleriyle özdeşleşecek şekilde markalaşma adımlarını teşvik edeceğiz. Bunlara coğrafi işaret deniyor biliyorsunuz. Sadece Türkiye’de değil bütün dünyada tescillenmesini sağlayacağız.

Baskil ilçemizin, kayısı,badem,dut üretiminde kendi başarı hikayesini ortaya koyması için her türlü üretim ve yatırım desteğini sağlayacağız.

Başta Palu, Arıcak ve Alacakaya ilçeleri olmak üzere tüm dağ köylerimizde küçük ve büyükbaş hayvan besiciliğini destekleyeceğiz.

Balıkçılık, artık çok önemli Elâzığ için. Balıkçılıkta sürdürülebilir gelişmenin sağlanması ve katma değerin şehir içinde kalmasını sağlamak için yavru, yem ve yeteri miktarda işleme tesisinin Elazığ’a kazandırılmasını teşvik edeceğiz.

Tekstil gibi, emek yoğun sanayi tesislerinin yanında, yüksek katma değerli sanayi tesisleri kurulmasını destekleyeceğiz.

Mermerin işlenerek yüksek değerli ürünlerin fabrikasyonunu ve madencilik faaliyetlerini Elazığ’da geliştirmemiz gerekecek. Mermeri blok halinde ihraç değil işleyip katma değer katıp ondan sonra dışarıya gönderme. Asıl burada amaç bu.

Maden ilçemizde Cumhuriyet tarihinin en büyük maden rezervi buldu değil mi? Peki ne oldu o günden bugüne. Rant kavgası. Bugünkü yargı, bugünkü mahkemeler dahi böylesi büyük bir haksızlığa göz yumamadı.  Bu vatanın değerleri bu maden. Bu vatanın değerlerini biz yine bu vatanın insanlarına faydalı olacak şekilde kullanmak zorundayız. Nerede kıymetli ne bulsalar hemen eş dost akraba hemen.  Hemen rant mekanizmaları çalışıyor. Yazık günah.

Madencilik çok çok önemli. Bir yandan tabi çevreye de dikkat edeceğiz. Bazen maden ocakları çevreyi bozabiliyor zarar verebiliyor o çevre katliamına yol açmadan o madenlerin bugün rantabl işletilmesini sağlayacağız. 

Organize sanayi bölgesini geliştirecek, ihracata da hitap edecek stratejik sanayi tesisleri kurulmasını sağlayacağız.

Tahsis edilecek uygun alanlarda tüm alt yapısı tamamlanmış ihtiyaca ve amaca yönelik ihtisas sanayi sitelerinin kurulmasını sağlayarak, Elâzığ sanayi sitesindeki çalışanlarımızın içine bulunduğu kısır döngüyü aşmalarına katkıda bulunacağız.  

Elazığ’ın bölgesel yatırım teşviklerden hakkaniyetli bir biçimde yararlanabilmesi için ne gerekiyorsa yapacağız.

İletişim ve bilişim bu alanında istihdam imkanları oluşturma konusunda Fırat Üniversitesi’nin imkanlarında da yararlanarak oradaki bilgi kapasitesinden de yaralanarak Elazığ’ı bu konuda da daha ileriye taşımanın hep beraber mücadelesini vereceğiz.

Yüksek öğretim, sağlık ve turizm alanlarında marka şehir olunması için gerekli adımlar atacağız.

Hazarbaba kayak tesislerinin, Gölcük etrafındaki yazlık konaklama imkanlarının, Harput ve Golan kaplıcalarının potansiyelinden en üst seviyede yararlanacak şekilde şehrin turizm imkanlarını geliştireceğiz.

Dört bir tarafı tarihle kaplı, üç tarafı deniz mavisi sularla kaplı Elazığ’ın turizm alanında sahip olduğu potansiyelin farkındayız. İnşallah Elâzığ başta olmak üzere bütün bu bölgenin turizme katkı sağlaması, turizmin de bölgemize katkı sağlaması için her türlü çabayı ortaya koyacağız.  

Hazar gölündeki kirliliği, göl çevresindeki imar problemlerini ve Sivrice ilçesinin doğalgaz sorununu çözüme kavuşturacağız.

Şehrin içme suyu probleminin çözülmesi için Hamzabey barajından su getirilmesi dahil ne kadar proje varsa bunların ivedilikle tamamlanması için elimizden gelen her türlü çabayı ortaya koyacağız.

Şehir içinde kalan kamu kurumlarını, şehir dışında uygun yerlere taşıyarak Elazığ’ın çok daha düzenli ve tertipli, bir şehircilik anlayışına kavuşması için çalışacağız.

Yüksek Hızlı tren ile koordineli bir biçimde; istasyon ve demiryolunun güney çevreyolu civarına deplasesi için de çalışacağız ve şehrimizin ulaşım sorunlarının aşılmasında da bunu önemli bir proje olarak her zaman masamızda tutacağız.

Elâzığ ile Pertek, Çemişgezek, Tunceli ve devamında kuzey doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’i birbirine direkt olarak bağlayan köprü projesi var biliyorsunuz. Pertek köprüsü yıllardır gündemdedir adım yok. Biz inşallah pazar günü dönüşte o güzergahtan döneceğiz oradan feribotla geçeceğiz. Ama inşallah bir gün Allah nasip eder Pertek köprüsünden hep beraber geçeriz inşallah. Bu hem Elazığ’ın kuzeye bağlanması için çok önemli hem de Tunceli’miz başta olmak üzere kuzeydeki illerimizin güneye bağlanması açısından da çok çok önemli. Bu projeler çok önemli bakın. 

Elâzığ hem göç alan hem göç veren bir şehrimiz.  Bir yandan komşu illerden Elâzığ’a ekonomik imkanlar için gelenler var. Bir yandan da daha iyi ekonomik imkanlar olur mu diye başka illere göçen vatandaşlarımız var. İmkanını bulan gidiyor.

Doktorlar gidiyor doktorlar.

Sayın Erdoğan ne diyor? ‘Giderlerse gitsinler’ diyor. Yahu sen bu ülkenin kıymetli insan gücünü kaçır Türkiye’yi yetişmiş insan gücü için yaşaması zor bir ülke haline getir ondan sonra ‘giderlerse gitsinler’ de.

Ben bu insanları niye kaybediyorum. Niye gidiyorsunuz arkadaş gelin de biraz dertleşelim deme ‘giderlerse gitsinler’ de.

Ondan sonra sen yarın hastanelerde bizim vatandaşımızla ilgilenecek doktoru nereden bulacaksın?

İşte kuyruklar uzadı. Bazı şehirlerimizde 2 ay 3 ay 4 ay insanlar hastane sırası bekliyor.

Sen doktorlarına ‘giderlerse gitsinler’ dersen ülkenin başındaki kişi olarak o zaman senin vatandaşın burada kuyruk bekler yahu.

Böyle bir şey olur mu?

Kime efeleniyorsun?

Bakın bu göç önemli. Buradaki asıl çözüm ekonomik olarak kalkınmaktan güçlenmekten geçer. Bunların hepsini çözeceğiz.

Elâzığ ile ilgili daha bir çok konu var bunları çalışıyoruz masaya yatırıyoruz. Çözüm için de inşallah yakın bir zamanda yayınlayacağımız Elâzığ Eylem Planı ile çözümlerimizi yazılı olarak da seçim taahhüdü olarak ortaya inşallah koymuş olacağız

Çünkü neden?  Söz uçuyor yazı kalıyor. Çözümlerimizi inşallah yazıya döküp ortaya koyacağız.

*****

Değerli arkadaşlar, kimsenin şüphesi olmasın: Türkiye’yi ilk seçimde büyük bir değişim bekliyor inşallah.

Anlattığım bu değişim nedir biliyor musunuz? Bu değişimin özeti iki kelime: Bir, özgürlük, iki, zenginlik.

İnşallah bunu hep beraber sağlayacağız. Fert fert her bir vatandaşımızın özgürlüğünü sağlayacağız.

Gençlerimiz korkuyor. Cuma’dan çıktık dediler ki ‘kameralar var ama biz çok dertliyiz. İsterlerse bizi alıp götürsünler biz konuşacağız. Buramıza kadar geldi’ dediler. Gençlerin konuşmaktan, gençlerin derdini söylemekten korktuğu bir ülke haline getirdiler bu ülkeyi.

Onun için önce ifade özgürlüğü. Derdini söyleyeceğiz.

Biz ‘gençler bu ülkenin yarınıdır’ demiyoruz. Biz ‘gençler ülkemizin bugünüdür’ diyoruz. Onun için bugün gençler için çalışacağız onun için gençlerle çalışacağız. 

Ve hep beraber inşallah tam demokratik, özgür ve zengin bir Türkiye’ye doğru yürüyeceğiz.

KPPS mülakatı kaldırıyoruz.

Sınav neyse o. Yazılı sınav sonucu neyse devlete giriş ona bağlı. Bu kadar.

Bunlar mülakatı işlerine gelmeyeni eleme aracı olarak koydular.

Gerçekten yazık günah. KPSS'den 80 alıyor 85 alıyor 90 alıyor mülakatta eleniyor. Niye? Oturuşunu kalkışını beğenmedim.

Diyemiyor ki ‘bunun torpili yok’ diyemiyor ki ‘bunun iktidar partisine üyeliği yok.’ ‘Eledim’ diyor.

Bunun kestirme çözümü mülakatı kaldırmak.

Mülakat kalkınca yazılı sınav neyse o.  İnşallah orada da adalet ve fırsat eşitliğini sağlayacağız.

Şimdi ben size soruyorum:

DEVA Partisi’nin sesini, mahalle mahalle, sokak sokak duyuracak mısınız?

Seçim günü geldiğinde oy pusulalarını önümüze koyduğumuzda hep beraber DEVA logosunun DEVA’nın damlasının altına mührü kuvvetli bir şekilde basmaya hazır mısınız?  

O mührü öyle kuvvetli basacağız ki inşallah, Beştepe’de duvarlar titreyecek. Bunu Türkiye duyacak.

DEVA Partisi’yle beraber barajları aşmaya hazır mıyız?

Maşallah arkadaşlar maşallah. Bu damlalar sel olacak, barajlar taşacak, taşacak.

Sağ olun, var olun diyorum.

Bizlerle beraber olan tüm gaggoşları tekrar selamlarımla hürmetlerimle anıyorum.

Arkadaşlarınıza dostlarınıza gönül dolusu sevgilerimi iletiyorum.

Sağ olun, var olun diyorum.

15 Eylül 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Twitter Yayını Konuşma Metni

Ali Babacan’ın ‘GENÇLERİN ONURUNU AYAĞA KALDIRACAĞIZ’ adlı twitter yayını

Değerli arkadaşlar, Merhaba.

Bugün basında gördüğüm bir haber üzerine bu canlı yayını açma ihtiyacı hissettim.

Benim son birkaç aydır tüm Anadolu ev Trakya’da gördüğüm bir gerçek vardı.  Gittiğim her ilde her ilçede gençler önümü kesiyordu.

Diyorlardı ki; ‘biz üniversite sınavlarında istediğimiz puanı aldık ama ailemizin ekonomik durumu, ekonomik gücü bizi istediğimiz üniversitede okutmaya maalesef yetmedi, yetmeyecek’

Bugün gördüğüm haber tam da u teyit etti.

Değerli arkadaşlar bakın bu yıl 850 bin öğrenci üniversite sınavlarında bir üniversiteye kaydolmayı hak etti.

Fakat bugünkü haberlerde gördüm ki bunlardan sadece 105 bin 772’si okula kaydedilememiş. Yani 850 bin öğrencinin 105 bin 772’si herhangi bir üniversiteye kaydolmamış.

Gerçekten bu çok üzücü.

Bunun temelinde de öncelikle ekonomik sorunların olduğunu görüyoruz maalesef.

Öğrencilik artık çok maliyetli. Adım atıyorsunuz para.

Şehirlerarası ulaşım korkunç pahalanmış durumda.

Şehir içi ulaşım, bilet fiyatları el yakıyor, cep yakıyor.

Gıda. En temel ihtiyaç yahu en temel. Gıda fiyatları almış başını gitmiş durumda.

Öğrencilerin çoğu makarnaya, patatese talim ediyor şu an.

Akşam yemeğini tek bir çorbayla geçiştiren çok sayıda gencimizle karşılaşıyorum.

Bunlar en temel ihtiyaçlar bakın. Barınma kira...

Kira fiyatları aldı başını gitti.

Kira fiyatları aldı başını gitti.  Gerçekten öğrencilik çok zorlaştı.

Bugün ben bu canlı yayını açacağımı bir twitter paylaşımıyla ilan ettikten sonra çok sayıda arkadaşımız benim tweet paylaşımımın altına cevaplar yazmış, notlar yazmış bana mesajlar göndermiş.

Bakın ne yazmışlar? ‘Aylık 5 bin TL özel yurt ücreti mi olur Sayın Başkanım. Asgari ücretlinin evladının üniversitede okuma ihtimali yüzde sıfır.’ Demiş.

Bir başka arkadaşımız yazmış; ‘Üniversite ilk yılım ancak kötü bir laptop bile alamıyoruz başkanım’ demiş.

Bir başka paylaşım; ‘Başkanım emin olun ki çocukların eğitimi için kendimizden vazgeçtik tek amacımız onlara iyi gelecek hazırlamak ama bu gidişte çok zor.’

Bir başkası; ‘Üniversitemizde özellikle seçmeli derslerde dışardan elen hocalarımız artık ekonomik sebeplerden dolayı gelemiyor. Deep learning dersinin birincisini almıştım ama ikincisini alamadım.’

Bir başkası; ‘Kaydımı 1 sene erteledim. Seneye sınava gireceğim. Yurtta kalmak istemiyorum. Kiralık ev fiyatlarından dolayı kiraya çıkmam da mümkün değil. Parka bir çadır kurup mu okuyacağım ben?’

Bir başka arkadaşımız yazmış; ‘Bir yakınımın kızı İstanbul’un göbeğinde bir üniversiteye yıllık 30 bin lira verecekken 3 kişilik odada 1 yatağa yıllık 68 bin lira verecek. Durum bu’ yazmış.

‘2011 yılında Kıbrıs’ta okudum. 300 Sterlin ev kirasını 3 arkadaş olarak karşılıyorduk. O zaman sterlin 3 liraydı.’ Görüyorsunuz nereden nereye.

Bir başka arkadaşımız yazmış; ‘1 artı 0 kiralar 2.000 bin TL, 400 de fatura etti 2400, 1.600 de yemekse toplam 4 bin TL. Bu nasıl olacak’ diye sormuş.

‘Yazılımcı olarak çalışan bir evli çiftiz. Bütçemize göre ev bulamıyoruz.’ Bakın karı koca ikisi de yazılımcı, ‘Bütçemize göre ev bulamıyoruz’ diyor.

‘Balıkesir’de evde kalıyorum. Kiralar almış başını gitmiş. Öğünlerimizi bile karşılayamaz haldeyiz.’

Türkiye’nin durumu maalesef bu arkadaşlar. 

Sıkıntı çok büyük. Her yerden feryat mesajları geliyor.

Bunu biz Anadolu’da ve Trakya’da her ilçede görüyordum. Gençlerimiz diyordu ki; ‘Başkanım üniversiteyi kazanacağım ama ailemin beni okutacak parası yok’ diyordu.

‘Kira, barınma, yeme, içme aldı başını gitti. Benim ailem bunu hayatta karşılayamaz’ diyordu işte bu gerçeği bugün açıklanan rakamlarla beraber somut olarak görmüş olduk. 850 bin arkadaşımız üniversiteyi kazanmış ama bunlardan 105 bin 772’si kaydını yaptıramamış.

Acı gerçek bu.

Gerçekten kitaptı, kırtasiyeydi şuydu buydu derken temel eğitim ihtiyaçlarının bile maliyetleri çok çok yükselmiş durumda.

Hele gençlerimizin şöyle arkadaşlarıyla çıkıp kahve içmesi dünyanın parası.

Kaldığı evden, yurttan başını çıkarıp şöyle bir akşamı dışarda geçirmesi artık büyük maliyetler. 50 lira, 100 lira...

Çok üzülüyoruz inanın. İçimiz parçalanıyor. Çünkü gençlerimiz buna layık değil.

Ülkemizin üniversiteyi kazanan gençleri böyle bir yoksulluğa mahkûm olmuş durumda ve bunu asla hak etmiyorlar.

Bakın Türkiye çok güzel günleri yaşamıştı.

Ben hatırlıyorum öğrenciliğimde üniversiteyi kazanınca bir heyecan olurdu. Bir umutla beklerdik sonuçlar açıklansın diye, kazandığımı öğrenince heyecanla kayıt gününü beklerdik ve maddi durumu iyi olan ailelerle maddi durumu kötü olan aileler arasında iyi eğitime ulaşma açısından bir fark yoktu.

Şu anda Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliği yakın tarihimizde hiçbir zaman görülmemiş kadar büyümüş durumda.

Yani, Türkiye’de hiçbir zaman varlıklı ailelerin çocuklarıyla maddi imkanları zayıf olan ailelerin çocukları arasında bu kadar büyük bir fırsat eşitsizliği olmamıştı hiçbir zaman.

Ülkemizde son yıllarda uygulanan ekonomi politikaları hatta ekonomide bir politikanın olmaması ülkemizde enflasyonu yakın tarihimizin en yüksek seviyesine çıkarmış durumda.

Hayat çok pahalı. Ve bunun da tek sebebi kötü yönetim başka bir şey değil.

Pandemiyle beraber evet Dünyada enflasyonda bir miktar yükselme oldu. Ama rakamlar ortada.

Savaşın ortasındaki Rusya’ya Ukrayna’ya bakıyorsunuz yüzde 15-20 gibi rakamlar görüyorsunuz.

Avrupa’da, Amerika’da yüzde 7- 8 civarında enflasyon var.

Gidiyorsunuz Asya’ya rakamlar daha da düşük. Yüzde 2-3.

Türkiye’de devletin açıkladığı resmi enflasyon rakamı yüzde 80’i geçmiş durumda gerçek enflasyonu ise biz yüzde 200 olarak tahmin ediyoruz.

Bu ne demek? Geçen sene 1 lira olan fiyatlar bu sene 3 lira olmuş.

Oysaki asgari ücretteki artış belli. Emeklilerin maaşlarındaki artış belli.

Bunlar ne kadar artırılıyor. Bunlar devletin verdiği resmi enflasyon rakamları kadar artırılıyor.

Yani hükümetin TÜİK’e baskıyla açıklattığı o uydurma düşük enflasyon ne ise, yüzde 80 civarında o kadar artırılıyor. Emekli, maaşları olsun, asgari ücret olsun, memur maaşları olsun.

Oysaki gerçek hata en az 3 kat pahalanmış durumda.

İşte bununda ne büyük acısını en büyük sıkıntısını şu anda gençlerimiz yaşıyor.

Tam da hayatlarının en heyecanlı döneminde.

Liseyi bitirip artık kendilerine bir meslek seçtikleri ve üniversiteye başlamak istedikleri dönemde bu yokluğu, yoksulluğu, acıyı maalesef günlük hayatında gençler yaşıyor.

Biz de bunu gördükçe inanın kahroluyoruz.

Türkiye’de şartların çok daha iyi olduğu dönemleri yaşadık.

Benim ve arkadaşlarımın ekonominin başlında olduğu dönemde gençlerimiz KYK burslarından, kredilerinden artırıp kenara koydukları parayla Avrupa’da tatil yapabiliyorlardı.

Bunlar yaşandı Türkiye'de. Ben bunları anlattığım zaman biraz şüpheyle bakıyor arkadaşlar diyorlar ki ‘bu olabilir mi?’ Oldu arkadaşlar, bunlar yaşandı bu ülkede. Bu ülkenin o günkü gençleri o refah seviyesini yaşadı.

Bir bilgisayar bir cep telefonu almak o kadar büyük problem değildi. Şu anda pek çok üniversite öğrencisi için bir bilgisayar almak bir laptop almak hayal.

Bir cep telefonu almakta gençlerimiz çok zorlanıyor biz bunu görüyoruz. Türkiye'nin her yerinde görüyoruz ki artık cep telefonu olmazsa olmaz bir ihtiyaç. Bilgiye erişim için olmazsa olmaz bir ihtiyaç. Sosyal olarak insanlarla bağlı kalabilmek için olmazsa olmaz bir ihtiyaç.

Tabii bu konu açılınca bugünkü hükümet üyeleri ne diyor? ‘Çıkar telefonu’ diyor. Kim yokluktan yoksulluktan bahsetse ‘çıkar telefonunu’ diyorlar. Sanki telefon bir lüksmüş gibi. Artık hayatın en temel ihtiyacı.

Bütün bunları görüyoruz üzülüyoruz.

Ama gerçekten değerli arkadaşlar Türkiye'nin şu anki sorunları çözülemeyecek sorunlar değil.

Bakın biz iki tane büyük ekonomik krizi çözdük. Ben 2001-2002 krizini çözen ekibin de başındaydım 2008-2009 ekonomik krizini çözen ekibin de başındaydım.

Bu ekonomik krizler çok kolay çözülür. Önemli olan işi bilen dürüst insanların işin başında olması.

Üst düzey siyasi kadroların ve üst düzey bürokrasi kadrolarının işi bilen ve dürüst insanlar tarafından yönetilmesi.

Bu kadar basit.

Bir karar alırken istişare yapacaksınız. Bilmiyorsanız bilenlere soracaksınız. Ülkenin gerçek durumunu yaşayanlardan öğreneceksiniz.

Kararınızı ona göre alacaksınız. Her pozisyona o işi bilen insanları yerleştirdiğiniz zaman ve dürüst insanlarsa inanın çok çabuk toparlar ve çok çabuk düzelir. Bu ülkenin sorunları kolaylıkla açılabilecek sorunlar.

Kökünde kötü yönetim var. Düzgün bir yönetim iş başına geldiğinde bu sorunlar çözülecek bakın inanın bu kadar basit.

Bunları hiç yapmasak daha önce hiç bu işlerle uğraşmasak, sadece Türkiye ekonomisini dışarıdan izleyen insanlar olsak belki de bu sorunlar çözülemez falan filan. Öyle değil yahu.

Biz iki tur yaptık bunu.

İki büyük krizi çözen ekip biz olduk. Ve bu krizi de inşallah çözeceğiz çok güzel günler Türkiye'yi bekliyor.

Ekonomik krizin çözülmesi, döviz kurlarında istikrarın sağlanması bunlar inanın zor işler değil.

Biz bu kriz ortamına en geç 6 ay içerisinde ortadan kalkacağına ve Türkiye'de artık kriz lafının edilmeyeceğine inanıyoruz.

Yani ilk seçimden sonraki hükümet kurulur kurulmaz düzgün bir yönetimle düzgün insanlarla 6 ay içerisinde bu kriz ortamı buharlaşır.

En geç 2 yıl içerisinde de enflasyon tek haneye düşer. Zamanında bana yapamazsınız diyorlardı. Babacan değil bana ‘bebecan’ diyorlardı.

‘30 küsür yaşındaki yeni bir bakan mı çözecek bu enflasyonu’ diyorlardı. Ama yaptık çok şükür. Tek başına değil düzgün ekiplerle yaptık. İnanın tekrar yaparız çok daha iyisini yaparız.

Tabii Makro dengelerin kurulması ile iş bitmiyor. Özelde de çok tedbir alınması gerekiyor. Biz üniversite öğrencilerimizle alakalı pek çok adım açıkladık eylem planlarımızla beraber, örneğin burs konusu yurt konusu.

Yurt sorununu biz Türkiye'de ortadan kaldıracağız. İsteyen herkes ihtiyacı olduğu halde maddi durumu zayıf olduğu halde yurt bulamayan her öğrencilerimize yurt imkânı sağlayacağız.

Yurt yoksa kira desteği vereceğiz.

Tüm eğitim masraflarını karşılayacak şekilde eğitim destek banka kartı vereceğiz her bir öğrencimize. 18 yaşını dolduran herkes eğitim destek kartından yararlanacak.

Bu ortaokul lise öğrencisi ise ilkokul öğrencisi ise velilerin kullanabileceği kartlar söz konusu olacak. Ve bu kartlar sadece eğitim masrafları için kullanılacak.

Yurtlardaki yeme içme konusu. İnanın gözümle görüyorum üniversiteye giden arkadaşlarımla konuştukça bizzat onlardan dinliyorum. Bir öğünü bir çorba ile geçirmeye çalışan, bir tabak makarnayla öğün atlatmaya çalışan, ‘ben günde bir öğünle yaşayabilir miyim’ diye bunu test eden birçok arkadaşımızla karşılaşıyorum konuşuyorum.

Bunlar koskoca bir ülke için, bu büyük Türkiye için büyük masraflar değil.

KYK bursu alan KYK yurtlarında kalan öğrencilerimizin yeme içme masrafı bu ülke için nedir ki Allah aşkına. Bunlarla uğraştırıyorsunuz öğrencilerimizi.

Yemesiymiş içmesiymiş barınmasıymış inanın biz bunların hepsini çözeceğiz.

Öğrencilerimiz üniversiteyi kazandıktan sonra ben geçinemiyorum derdinde olmayacak. Esas bu. Üniversiteyi kazandı mı üniversiteye girmeyi hak etti mi o üniversiteyi okuyacak maddi imkânı bulur muyum bulamaz mıyım? kimsenin aklında en ufak bir soru kalmayacak.

Hedef bu.

Ben tam 11 tane devlet bütçesi yaptım. 11 yılın bütçesini yapan ekibin başındaydım. Bu ülke düzgün yönetildiğinde kaynaklara nasıl bollaşıyor yolsuzlukla mücadele ettiğinizde o delikleri tıkadığınızda ortaya nasıl fazla kaynak çıkıyor? İsrafı önlediğinizde bu ülke nasıl zenginleşiyor bunu yaşadık gördük.

3.500 dolarlık milli gelir 12.500 dolara çıktı Türkiye'de. Bu boşuna olmadı ki. Bunu yaptık gerçekleştirdik.

Şu anda 9.000 dolarlarda. Ve tam 10 yıldır bu ülkenin milli gelirini tekrar 12.500 dolara çıkarabilmiş değiller şu anda.

Bunların hepsi mümkün hepsi yapılır. Kuralları belli. Düzgün kadrolar ve istişare. Bu iki kuralı uygulayın çözülemeyecek sorun yok bu ülkede.

Bakıyoruz çok sayıda üniversite açıldı Türkiye'de. Türkiye'de üniversite sayısının çoğalmasını daha çok üniversite imkânın olmasını arzu ederiz ama siz bu üniversite sayısını çoğaltırken hesap yapmayıp da yeteri kadar yurt inşaat etmediyseniz ya da yeteri kadar binayı yurt olarak tahsis etmediyseniz bu bir planlama hatasıdır.  Bu kötü yönetimdir başka bir şey değil.

Onun için biz buradan tekrar söz veriyoruz. DEVA Partisi’nin genel başkanı olarak tüm üniversiteli arkadaşlarıma söz veriyorum. Ülkemizde üniversiteyi kazanıp da maddi zorluk yaşayan tek bir öğrenci kalmayacak.

Öğrencilerimizin temel ihtiyaçlarının karşılanması tamamen devletin garantisi altında olacak.

Ulaşımdı yeme içmeyi de barınmaydı, kitap, kırtasiye... En temel eğitim ihtiyaçları bilgisayarda şuydu buydu ‘ben üniversiteyi kazandım ama barınamıyorum, üniversiteyi kazandım ama aç geziyorum’ diyen tek bir gencimiz tek bir öğrencimiz Türkiye'de kalmayacak hedef bu.

Ve inanın çok kolay olur.  Hesap kitap belli. Üniversite öğrenci sayımız belli. Üniversiteyi kazanan örgün sistemde okuyan öğrenci sayımız belli. Bunların kaç tanesinin yurt ihtiyacı olduğu belli. Çarpın toplayın bölün inanın çok kolay.

Bu sene tam 300 milyar lirayı faize bulan hükümet üniversite öğrencilerimizin en temel ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakları bulmuyor, ayırmıyor. Çünkü öncelik ranta. Öncelik varlıklı olanın üzerine varlık eklemek.

Şu anda Türkiye'de çok büyük bir servet transferi yaşanıyor ve bu servet transferi yoksul kesimlerden toplanan vergilerin zaten varlığı olanlara transfer edilmesiyle yaşanıyor.

Hepsi kolay hepsi çözülür. İnşallah biraz daha sabır.

Önümüzdeki seçimde bambaşka bir dönem açılacak. Önümüzdeki seçimden sonra Türkiye'de bambaşka bir dönem başlayacak ve bugün bu yaşadığımız bu zorluklar kötü bir hatıra olarak hafızalarımızın köşesinde belki yazılı kalacak ama çok daha müreffeh bir Türkiye için, özgür ve zengin bir Türkiye için, adil bir Türkiye için hep beraber bir başlangıç yapacağız.

Ne zaman? İlk seçimden hemen sonra.

Ben tekrar bu vesile ile yeni öğretim yılının hayırlı olmasını diliyorum. Üniversiteyi kazanan tüm arkadaşlarımıza, üniversiteye kaydını yaptıran tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. Bu sene kazanamayan veya kaydını yaptıramayan arkadaşlarıma tüm gençlere de ‘umudunuzu asla yitirmeyin’ diyorum. Bu ülke büyük bir ülke bu ülke düzgün yönetildiğinde herkesin öyle bir imkânı olacaktır herkesin istihdam imkânı olacaktır herkesin iş imkânı olacaktır. Yeter ki önümüzdeki dönemde düzgün bir kadro işin başına gelsin. Çözüm kolay. Tam demokratik bir Türkiye için özgür ve zengin bir Türkiye için omuz omuza çalışacağız ve yürüyeceğiz ve hep beraber başaracağız. Sağ olun diyorum ve hepinize buradan sevgilerimi iletiyorum. Ailelerinize tüm arkadaşlarınıza da gönül dolusu selamlarımı sizler vasıtasıyla iletiyorum.

23 Ağustos 2022 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın 13. İl Başkanları Toplantısı Konuşması

23 Ağustos
İl Başkanları Toplantısı

DEVA Partisi’nin değerli genel merkez kurul üyeleri,

Çok değerli il başkanlarımız,

Basınımızın kıymetli temsilcileri,

Ekranları başında ve sosyal medya hesaplarımızdan bizleri izleyen değerli dostlarımız,

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor,

DEVA Partisi il başkanları toplantısına hoş geldiniz diyorum.

*****

Değerli arkadaşlar,

Sözlerime, geçtiğimiz hafta sonu hepimizi kahreden kazalarla başlamak istiyorum.

Gaziantep’te ve Mardin’de yaşanan trafik kazalarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Allah, geride kalan yakınlarına bol sabır versin.

Bu kazalara; sürücü hatasının mı, yolun durumunun mu, araçların bakımsızlığının mı, başka bir şeyin mi neden olduğunu soruşturmanın sonunda elbet ortaya çıkacaktır diye ümit ediyoruz.

Ancak arkadaşlar araç bakımını burada özellikle gündeme getirmek istiyorum. Olasılıklardan birisi de bu. Bazı sivil toplum kuruluşları da bu ihtimalin üzerinde konuyu takip ettiklerini biliyorum.

Ne yazık ki enflasyon arttıkça trafikte ihmal olasılığı da artıyor arkadaşlar. Fiyatlar her konuda ama her konuda almış başını gidiyor. Her şeye zam, her şeye zam.

Araç bakım ve yedek parça ücretlerine de zam.

Bakım ve yedek parça fiyatı artınca, vatandaşlarımız araçlarının rutin bakımlarını yaptıramıyor, ihmal ediyor. Bazen kalitesiz ürünlere yöneliyorlar. Ömrünü tamamlamış kabak lastiklerle yolculuğuna devam eden çok sayıda araç görüyorum yollarda. Bunlar da kaza riskini arttırıyor.

İktidarın ekonomideki iş bilmezliği araç bakım masrafının yükselmesine, yüksek masraf ihmale, ihmal de trafik kazalarına neden oluyor.

İnsanlar, artan fiyatlar karşısında kendi ve taşıdığı canları riske atıyor.

Bakın arkadaşlar, trafik kazaları sadece yollardaki polis maketleriyle önlenebilecek bir şey değil. Bu meseleyi tüm boyutlarıyla ele almak gerekiyor.

Ben gittiğim illerde oto sanayi sitelerini ziyaret ediyorum. Bakıyorum motor yaktığı için tamirde olan pek çok araç görüyorum oralarda.

Niye?

Çünkü vatandaşlarımız aşırı yükselen fiyatlar nedeniyle bakım, onarım, yağ değiştirimi yapamadığı için araçlarda büyük ve çok yüksek maliyetli arızalar ortaya çıkıyor.

Bir bakıma, milli servet heba oluyor.

Bakımların aksatılmaması, en az cezaların caydırıcılığı ve trafik kontrolleri kadar önemli bir konudur.

Ama bunun için ne gerekiyor?

Öncelikle enflasyon sorununu çözmek gerekiyor.

Öncelikle şu ekonomik krizi çözmek gerekiyor.

Bu ekonomik kriz devam ettikçe enflasyon yüksek seyrettiği sürece her konuda ama her konuda zam ardına zam geldiği sürece bu sorunların çözümü çok zor gözüküyor.

Bunu sadece zorla denetimleri sıklaştırarak, cezaları yükselterek de yapamazsınız.

Trafik cezasını yükseltiyorsunuz ama bakım, onarım tamir ücretleri daha da hızlı artıyor.

Bu iktidarın kötü yönetimi sonucu döviz kurlarının patlamasıyla beraber, araba sahibi herkesin masrafları katlana katlana artmış durumda.

Bakın geçen Manisa’da yaşadık. Bir halk otobüsü şoförü bizim geçtiğimizi görünce otobüsünü durdurdu. El freninin çekti indi. Alttaki stepne lastiğinin boş yerini gösterdi. ‘Bak başkanım otobüsümde stepne lastik taşıyamıyorum. Bir lastik 12 bin TL oldu’ dedi.

Gerçekten çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız.

Peki değerli arkadaşlar bu ekonomik krizi kim çözecek?

Beştepe mi? Mümkün değil. O iş çoktan geçti artık. Yapamazlar.

Beştepe ekonomik krizi rüyasında bile çözemez. Çünkü Beştepe ve çevresindekilere kriz dokunmuyor.

Yaşamıyorlar bunun zorluklarını.

Onlar hayal âleminde yaşıyor.

Zaten sorunun sebebi olanlar, o sorunu üretenler sorunu kendileri çözemezler.

Krizden çıkış planı inşallah bizim elimizde. Biz çözeceğiz.

Seçimlerden sonra geleceğiz ve bu krizi çözmek inşallah bize nasip olacak.

Öyle görünüyor.

Ben bir kez daha altını çiziyorum: Kriz ortamını 6 ay içerisinde rahatlatacağız.

Enflasyonu da en geç iki yıl içinde tekrar tek haneye indiririz.

Daha önce 2001-2002 krizini çözen ekibin başında ben vardım.

2008-2009 krizini çözen ekibin başında da ben vardım.

Bu krizi de inşallah hep beraber güçlü kadrolarımızla biz çözeceğiz. Bu krizi de inşallah DEVA Partisi çözecek.

Peki, nasıl çözecek?

Adil rekabet, fırsat eşitliği ve verimliliğe dayanan bir ekonomik büyüme modelini hayata geçirerek bu krizi çözeceğiz.

Haksızlığa, eşitsizliğe ve ranta dayalı mevcut ekonomik düzene son vererek bu krizi çözeceğiz.

Ekonomiyle ilgili kurumları en geç bir ayda ayağa kaldırırız.

İnanın çok kolay. Evet, kurumlarda büyük bir çöküş var mı var, kurumlar itibarını kaybetti mi kaybetti ama bunları tekrar toparlamak, ayağa kaldırmak bizim için en geç bir ay.

Kolay işler.

Kadrolarınız hazırsa, sağlam, dürüst, ehil kadrolar hazırsa bu kurumların organizasyon şeması ile ilgili değişiklikler kurumların birleşmesi ayrılması kime nasıl bağlı çalışacağı, bunlar zaten 1 günlük iş.

Kadro yenilemeler en geç 1 ay.

Onun için ekonomi ile ilgili kurumların ayağa kalkması en geç bir ay içerisinde tamamlanır.

Kural bazlı yönetim ilkelerini biz uygulayacağız.

Alınacak ütün kararların neye göre alınacağı hangi şartlarda nasıl hareket edileceğinin kurallarını baştan açıklayacağımız için ki zamanında öyle yaptık, olası çerçeveler içerisinde ne yapılacağını, nasıl yapılacağını zaten herkes tarafından açık ve şeffaf olarak bilinecek. Bu öngörülebilirlik ekonomi de güveni sağlayacak.

İnsan odaklı olacağız. Ekonomiyi şeffaf ve hesap vermeye hazır bir şekilde yöneteceğiz.

DEVA iktidarında, Merkez Bankası da TÜİK de talimatla çalışmayacak. Tabi ki iyi bir koordinasyon gerekecek birimler arasında ama kanunlarında da tanımlandığı gibi, olması gerektiği gibi bu kurumlar kendiişlerini bağımsız yapacaklar ve halkı yoksullaştırmayı da artık durduracaklar.

Kurumlarda çalışan kişiler “İktidar ne der, görevden alınır mıyım, başıma bir iş gelir mi” diye elleri titreyerek, korkarak iş yapmayacaklar.

Doğrusu neyse onu yapacaklar.

Donanımlı kadrolarla çalışacağız.

Her işi mutlaka ehline vereceğiz.

Dürüst insanlarla çalışacağız.

İşi sadece iyi bilmesi yetmez, dürüst olması da gerekiyor bu iki vasfın bir kişide buluşması gerekiyor.

Çünkü biz dosdoğru olacağız, dosdoğru insanlarla çalışacağız.

Özetle, DEVA Ekonomisini hayata geçireceğiz.

DEVA Ekonomisi ne demek?

Milli paramızın değerinin ön görülebilir olması demek.

Enflasyonun düşmesi demek.

Yüksek katma değerli üretim demek.

Güçlü sosyal politikalar demek.

Sofradaki ekmeğin büyümesi demek.

Bu krizden çıkış planımızın zemininde de arkadaşlar “güven ve adalet” olacak. Hukukun üstünlüğünü daima koruyacağız.

Adaleti tesis etmeden, ekonomimizin büyümeyeceğini gayet iyi biliyoruz.

Çünkü arkadaşlar, yargı sistemi düzgün işlemeyen bir ülkede hukuk güvenliği olmaz. Hukuk güvenliği olmadan da bir ülkenin ekonominin güçlenmesi asla mümkün değildir.

Biz o yüzden şunu söylüyoruz bizim ekonomi inşamızın temelinde hukuk vardır adalet vardır.

Ekonomik krizi biz özgürlüklerle, adaletle, bilimin ışığında, akılla ve tecrübemizle çözeceğiz.

*****

Değerli arkadaşlar,

Bizim kriz çözme tecrübemize tüm dünya şahit.

El alemin “Model ülke Türkiye”, “İlham kaynağı Türkiye”, “Turbo ülke Türkiye” dediği bir dönemde, biz ülke ülke gezip yaptıklarımızı anlattık. Başka ülkeler bizden ders aldılar.

Çünkü bunu talep ettiler. Dediler ki ‘Türkiye olarak siz gayet güzel işler yapıyorsunuz şu yaptıklarınızı anlatın da belki bizde bir miktar istifade ederiz’ dediler.

Çünkü işleyen bir örnek, işlemiş netice almış bir tecrübe bin nasihatten daha kıymetli.

Ve o dönemde bakın yıl 2014. Bütün o 2002- 2013 tecrübesinin, Türkiye’nin o en parlak döneminin tecrübesinin Dünya Bankası bir kitabını yayınladı.

Türkiye’nin dönüşümü diye bir kitap, 285 sayfa.

Tek tek, tek tek bu kitapta ne anlatılıyor? Türkiye’de o dönemde neler başarıldığı...

Bunu ellin adamı yazdı. Biz değil.

Her alanda finansta, alt yapıda, girişimcilikte, şehirlerde, refahta istihdamda neler yapıldığını, Türkiye mucizesi nasıl oluştu? Bu bunun kitabı.

Ve 20’den fazla ülke bizden talep etti. Dediler ki, ‘Biz sosyal devlet uygulamalarınızla ilgili sizden öğrenmek istiyoruz’

Hemen heyet gönderdik oraya. Gittiler bizim uyguladıklarımızı anlattılar.

Tabi her ülkenin şartı farklı olabilir. He ülkenin kültür yapısı, sosyal dokusu farklıdır. Bir ülkede uygulananı kopyalayıp yapıştırıp başka bir ülkede uygulayamazsınız ama yapılanlardan örnek alabilir, esinlenebilirsiniz.

20’den fazla ülkede gittik biz bunları anlattık.

Kız çocuklarının ilköğretime katılım oranını nasıl artırdığımızı, Türkiye’de mutlak yoksulluğu nasıl sıfırladığımızı Türkiye’de finans sistemini nasıl güçlendirdiğimizi ki 2008-2009’da bütün dünyanın finans sistemi allak bullak olmuşken bizim finans sistemimizin nasıl sapasağlam ayakta kaldığını, enflasyonu nasıl düşürdüğümüzü tek tek tek tek anlattık.

Ve bir bakıma model olan, ilham kaynağı olan bir ülke olarak bütün dünyada tescil edildik.

Ben buradan hem iktidara hem de ders alması gereken başka çevrelere bunu tavsiye ediyorum. Bir açıp okusunlar.

Bir dönemde Türkiye nasıl başarılı olmuş ve bu başarıyı demokrasiyle, insan haklarıyla, özgürlüklerle hukukla adaletle beraber bir ekonomik başarıyı nasıl elde etmiş? Bunu okusunlar.

Burada çok tecrübe var. Çünkü tarihten öğrenmek gerekiyor. İyisiyle kötüsüyle, iyi tecrübesiyle kötü tecrübesiyle tarihten ders almak gerekiyor.

Peki, sonra ne oldu? Bütün bu işleri yapan dürüst ve ehil kadrolar teker teker, teker teker uzaklaştı veya uzaklaştırıldı.

Kural bazlı yönetim terk edildi.

Hukuka saygı bir kenara itildi.

Demokrasiden çoğulcu demokrasiden tek karar verici sisteme doğru Türkiye devrildi.

En sonunda Beştepe mutlak yoksulluğu ülkeye tekrar geri getirdi.

Burada mutlak yoksulluğu silen bir ülke olarak kayıtlara geçmişken tekrar bu ülkede mutlak yoksulluğu hortlattı şu anki yönetim.

Sırf iş bilmezlik yüzünden, sırf zamanındaki başarıların sırrını sebebini anlamamaları, idrak etmemeleri yüzünden bu ülkede mutlak yoksulluk yeniden fırladı.

34 yılda yüksek seyreden enflasyonu 2 senede tek haneye indirmiştik. Bunlar 2 haneyi bırakın 3 haneli enflasyon yaşatıyorlar şu an ülkeye yahu.

Gerçekten yazık günah, içimiz parçalanıyor.

Ekonomimizi mahvettiler, perişan ettiler.

Biz enflasyonu hep düşük seviyede tutmanın mücadelesini verdik yıllarca. Nasıl? Bağımsız bir merkez bankasıyla.

Laf dinlemeye, doğruyu yapan bir merkez bankasıyla.

Çünkü Merkez Bankaları laf dinlemez yahu. Böyle bir şey yok.

Laf dinlemiyor diyor başkanı görevden alıyor. Peki, senin lafını dinledi de ne oldu? Ne oldu? Sonuç ne oldu?

Tek imzayla ülkeyi yönetmeye çalışıyorsun da 4 yıldır sonuç ne oldu?

Lafını dinleyen Merkez Bankasının ülkeyi nasıl bir felakete sürüklediğini işte gördük.

Enflasyonu nasıl hortlattığını gördük.

Milli paramızın değerini nasıl yerle bir ettiğini gördük.

Bu ülkenin kendi insanının, kendi gençlerimizin bu ülkeden kaçmak istedikleri bir ortama nasıl sürüklediğini gördük işte.

Sonuç ortada.

Biz hamdolsun bakın halkın cebinden kuruş çalmadık. Kimsenin alım gücünü sarsmadık.

Paradan 6 sıfırı biz attık. Onlar geldiler en az bir sıfır eklenmiş durumda paraya.

Döviz kurlarında yıllarca istikrar sağladık. Bıraktığımızda dolar kuru 2 lira 90 kuruştu arkadaşlar. Şu anda artık 18 liranın üzerinde.

190 milyar doları sata sata, sata sata tutmaya çalışıyorlar.

Bu dolar kuru döviz sata sata tutmaya çalıştıkları bir kur bakın. 190 milyar doları gizli saklı arka kapıdan satmasalar bugünkü kurun ne olacağını bilmek mümkün değil.

Türkiye’nin yıllarca biriktirilmiş yedek akçelerini, döviz rezervlerini sıfıra indirmek, rezervleri eksiye indirmek pahasına tutabildikleri kur bu 18 lira.

Düşünün ülkeyi nasıl bir riske sürüklediklerini düşünün.

Biz, 3 bin 500 dolardan aldığımız milli gelirimizi 12.500 dolara taşıdık.

Ayinesi iştir kişini lafa bakılmaz. Kim ne derse desin, o dönemle ilgili kim ne iddia ederse etsin rakamlar ortada yahu. Bakmayın siz boş konuşanlara. 3 bin 500 dolardan almışız 12.500 dolara taşımışız.

Bu iktidar da ne yapmış? Tek imzayla, bütün yetkiyi üzerine topladıktan sonra Cumhurbaşkanı indirmiş bunu 9.500 dolara.

Hesap ortada yahu. Hiç sağa sola lafı bükmeye gerek yok. Rakam ortada.

Bu rakam bütün dünyayla mukayese edilebilir. En önemli refah göstergesidir arkadaş.

Kişi başına düne milli gelir. Bitti.

Fazla mazeret üretmeye çalışmasınlar.

Ama şöyleydi de böyleydi de demesinler. Rakamlar ortada.

Devletin Hazinesini, Merkez Bankası’nı, rezervlerle, yedek akçelerle dolduran bizdik.

Ülkenin sağ cebini, sol cebini, ön cebini, arka cebini bütün hazinenin kasalarını, Merkez Bankası’nın kasalarını dolduran bizdik.

Uyguladığımız bankacılık politikalarıyla bankalarımızın bilançosunu sapasağlam hale gelmesini sağlayan bizdik.

Bu mirasyedi Beştepe, bu milletin 190 milyar dolarını cayır cayır hiç acımadan sattı yahu hiç acımadan. Ve gizli saklı.

Ya yaptığın doğruysa neden gizliyorsun, saklıyorsun?

Yaptığın doğruysa niye açıklamıyorsun ne yaptığını?

Ne kadar sattığını, kime sattığını, niye sattığını, kaça sattığını niye hala açıklamıyorsun?

Doğru hesaptan kaçar mı yahu.

Çık söyle. Evet, gerekiyordu ben şu miktarı şu günde sattım de.

Yok, gizli.

Söylemiyorlar.

Bizim dönemde 13 yılda toplam 8 milyar dolarlık Merkez Bankası müdahalesi var. 13 yılın toplamı 8 milyar, hepsi hala bugün Merkez Bankası’nın web sitesinde ilan edilmiş durumda. Gün, miktar hepsi ilan edilmiş durumda.

Bunlar 190 milyar doları apar topar satıyorlar çıt yok.

Ama hiç merak etmeyin arkadaşlar iktidara geldiğimiz gün ilk yapacağımız işlerden bir tanesi hemen o defterleri kitapları açıp onu milletimize göstereceğiz. Bakın ‘190 milyar doları şöyle çar çur etmişler’ diye ortaya koyacağız. Hiç merak etmeyin.

Yedek akçelerimizi bile tükettiler yahu. Merkez Bankasının bilançosundaki Türk lirası cinsinden yedek akçeler.

O damat döneminde ilk yaptılar, ertesi yıl bir daha yaptılar bir çırpıda yahu bir gecede sıfırlanır mı?

Böyle bir şey olur mu?

Tam bir mirasyedilik, tam bir hazıra konma.


Biz, Türkiye’yi dünyanın 21. Ekonomisini devraldık 16’ncılıpğa kadar yükselttik.

Beştepe ne yaptı. Tek imza yetkisini eline aldıktan sonra ülkeyi tekrar 21’inciliğe düşürdü.

Hesap ortada. Hiç lamı cimi yok bu işin. Hesap açık.

Dünyada 21’inciydik biz 16’ıncı yaptık, Beştepe aldı tek imza tek yetki indirdi tekrar bu ülkeyi 21’inciliğe. İlk 20’nin altına düştük. İlk 20’li ligin altına düştük. Küme düşürdüler, lig düşürdüler ülkeyi.

Ve tüm başarılara imza atarken hamdolsun boğazımızdan bir gram bile haram lokma geçmedi.

Çok şükür ekibimizle beraber o günkü bütün ekonomi kadromuzla beraber işte İbrahim Bey’de aramızda, bugün biz Türkiye’nin dört bir yanında alnımız açık balımız dik geziyorsak o günkü yaptıklarımızla ilgili her zaman hesap vermeye