11 Şubat 2026
Ali Babacan 11 Şubat 2026
Yeni Yol Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekillerimiz,
Kıymetli misafirlerimiz,
Yeni Yol Grup’unun haftalık grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Bugün aramızda olan sivil toplum kuruluşlarımızın, meslek örgütlerinin değerli temsilcileri var. Manisa Dostluk Grubu heyeti var. Ben kendilerine de özellikle burada olduğunuz için, Ankara'da olduğunuz için teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
****
Ve sözlerimin hemen başında;
Mersin ve İzmir’de yaşanan sel felaketlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Maddi kayba uğrayan; evini, işyerini, yılların emeğini kaybeden tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Allah beterinden saklasın, daha büyük felaketler göstermesin inşallah.
Yaraların bir an önce sarılması, gerekli desteklerin verilmesi için hükümeti bu konularla daha yakından ilgilenmeye ve taleplere kulak vermeye davet ediyorum.
Değerli Arkadaşlar,
Türkiye, doğru planlama ve güçlü bir iradeyle bu felaketlerin etkisini en aza indirecek kapasite vardır; yeter ki bu ülke bilimle, sorumluluk duygusuyla yönetilsin.
Allah’ın verdiği aklı kullanarak yönetsin.
Afet yönetimi yalnızca kriz anında verilen bir mücadeleden ibaret değildir.
Asıl olan, afet olmadan önce yapılan hazırlıktır.
Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu, tam olarak da budur:
Bütüncül, kurumsallaşmış ve güçlü bir afet hazırlık stratejisi.
Biz yıllardır bu ülkede “Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı kurulmalıdır” diyoruz.
Çünkü, bir bakanlığın alt kuruluşu olan AFAD bu işin altından kalkamadı.
Olmadı, olmuyor.
Çünkü afetlere hazırlık, birkaç kurumun parçalı çalışmasıyla olmaz.
Olmadı, olmuyor…
Planlamadan altyapıya, şehircilikten risk yönetimine kadar tek elden yürütülen güçlü bir yapılanma olmadan bu işin çözülmesi mümkün olmayacak.
Şunu da yıllardır söylüyoruz bakın; Çevre ve Su İşleri ise ayrı bir bakanlık olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Tek bir damla suyun bile kıymetini bilen, bütüncül bir su yönetim sisteminin olması gerekmektedir.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadelede şu anda Türkiye’de yapılmıyor, yürümüyor.
Susuzluk felaketi kapıyı çalmış durumda.
İktidar ise yanlışta ısrar ediyor, inadından vazgeçmiyor.
Değerli arkadaşlar,
Bu güzel ve büyük ülkemizde;
Hukuk, adalet yok oldu.
Liyakatsiz kadrolar her yeri sardı.
Çete, mafya, türlü türlü suç örgütleri ülkede cirit atıyor.
Yolsuzluklar, hırsızlıklar aldı başını gitti.
Ekonomimizi mahvettiler;
Emeklimizi, asgari ücretlimizi, sabit gelirli herkesi perişan ettiler.
Esnaf, çiftçi, KOBİ, sanayici hepsi feryat ediyor.
Alın teriyle kazanma mücadelesi veren herkes kaybetti, kaybediyor.
Söz konusu emekliler olunca kaynak yok.
Söz konusu öğrenciler olunca, çalışanlar olunca kaynak yok.
Kısacası, söz konusu bu ülkenin vatandaşı olunca, kaynak yok….
Ama bakıyoruz; ocak ayında 1.062 TL’lık fark gündeme geldiğinde, emeklilere verdikleri bu bin lirayla böbürlenenler, fazlasına “kaynak yok” diyenler, meğerki ocak ayı boyunca başkalarına kesenin ağzını epey bir açmışlar.
Kesenin ağzı, vatandaş için değil; yoksul için değil, ay sonunu getiremeyen emekli için değil;
Faizde parası olanlara sonuna kadar açılmış.
Kasanın ağzı zengini daha zengin kılmak için açılmış.
Hazine verileri biliyorsunuz geçen günlerde yayınlandı.
Ocak ayında faize arkadaşlar, tam 454 milyar lira ödenmiş harcamışlar. Faize ödedikleri rakam 454 milyar.
Yani 10 milyar dolardan fazla… Sadece bir ayda…
Bir ayda ödenen bu rakam, gelmiş geçmiş, tarihimizin en yüksek faiz rakamı biliyor musunuz?
Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman tek bir ayda bu kadar büyük bir faiz ödemesi yapmamıştı.
Hey gidi Erdoğan hey!
Faizin düşmanıydı, "Nas var" diyordu. "Sana bana ne oluyor?" diyordu.
Cumhuriyet tarihinin, devlet hazinesinden en yüksek faizi ödeyen Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti.
454 milyar faiz ödemek, ne demek?
Devletin vatandaştan toplayıp, zengine dağıtması demek.
Faiz alan kim? Fazla parası olup da faize yatıran değil mi? Bunlar alıyor faizi...
454 milyar faiz ödemek demek, milletin parasını yabancıya yedirmek demek.
Merkez Bankası rezervi niye bu kadar yükseldi?
Elin adamı geliyor, dövizini bozduruyor Merkez Bankası'na, sonra Türk lirasıyla gidiyor, faize yatırıyor. O faizi alıyor, tekrar dövize dönüp yurt dışına çıkıyor.
Dünyanın hiçbir yerinde kazanamadıkları faizi burada, Türkiye'de kazanıyorlar.
Bakın, rakamlara bakın arkadaşlar;
Tam bir yıl boyunca tarıma, bütün çiftçilere verilen desteğin tamamı ne kadar biliyor musunuz bu yılın bütçesinde? 131 milyar.
12 ayın tamamında gübreymiş, mazotmuş, tohummuş, aklınıza gelen sübvansiyonlu krediymiş… Topla, topla, topla; 131 milyar, 12 ayda. Sadece ocak ayında faize verdikleri 454 milyar.
Bu ülkede, bu ülkede çiftçinin yüzü güler mi?
Bu ülkede tarımın maliyeti düşer mi?
Bu ülkede gıda enflasyonu düşer mi?
Düşmez arkadaşlar.
Bu iktidar, sözüm ona milliyetçiliği de hiç kimseye kaptırmak istemiyor, değil mi?
İki lafın başı, millilik, yerlilik…
Bu ülkenin kaynaklarını, faiz adı altında elin adamına peşkeş çekenler, boşuna kendilerine milliyetçi demesinler.
Gerçek milliyetçilik, bu ülkenin milli parasının değerini korumaktır.
Enflasyonu tek haneye indirip tek hanede yıllarca tutmaktır
Gerçek milliyetçilik, bu milletin refahını artırmak, gelir adaletini sağlamaktır.
Gerçek milliyetçilik, bu ülkenin kaynaklarını sadece ve sadece bu milletin hizmetine sunmaktır.
(…)
Arkadaşlar,
Türkiye çok büyük bir ülke.
Doğru yönetildiğinde; gelir dağılımın düzeldiği, enflasyonun tek haneye indiği bir ülke.
Kaynakları doğru harcandığında, vatandaşlarına hak ettikleri refah seviyesini rahatlıkla sunabilecek bir ülke.
Yeter ki bu ülke adaletle yönetilsin, yeter ki bu ülke dürüst ve ehil kadrolarla yönetilsin.
Değerli Arkadaşlarım,
Uluslararası Şeffaflık Örgütü 182 ülkede yaptığı araştırmanın sonucu olarak 2025 yılına dair “yolsuzluk algı endeksini” açıkladı.
Ne zaman açıkladı bunu? Daha dün.
Yani 2025 yılında tam 182 ülkede ne kadar yolsuzluk var, ne kadar hırsızlık var, bunun araştırmasını yaptı ve açıkladı.
Bu rakamlar aynı zamanda Türkiye'nin de üye olduğu OECD'nin referans olarak aldığı rakamlar.
Türkiye, değerli arkadaşlar, bu 182 ülke içerisinde şeffaflıkta 124. sıraya düştü.
Bakın, alkışlıyorsunuz ama acınacak halimize gülmeyelim.
Bakın, bir yılda 17 basamak birden düştü bu sıralamada Türkiye.
Yolsuzluk algısı son 20 yılın en berbat noktasına geldi.
[Grafik - Yolsuzluk Algı Endeksi]
Bakın, bu endeksin, yolsuzluk algı endeksinin grafiğini şöyle basitleştirerek gösteriyorum. 2013 yılından 2025 yılına kadar, 12 yılda yolsuzluk Türkiye'de ne kadar artmış?
Şu hale bakın ya! Maalesef tescil edilmiş bu, tescil edilmiş.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü ve buradan da veri alan OECD'nin tescil ettiği yolsuzluk durumuna bakın.
Hatırlayalım, AK Parti'nin kuruluşundaki en önemli slogan, benim de bir zamanlar kurucusu olarak imza attığım AK Parti programının en önemli sloganı neydi? 3Y ile mücadeleydi, değil mi? 3Y.
Yasaklarla mücadele, yolsuzlukla mücadele, yoksullukla mücadele.
Şimdi sizlere soruyorum;
Başkanlık sistemine geçildiğinden bu yana, 2017'den bu yana Türkiye'de yasaklar arttı mı?
Arttı.
Yolsuzluk arttı mı? Arttı işte grafik ortada.
Arttı.
Yoksulluk arttı mı? (…)
Arttı.
3Y ile mücadele edeceğim diye yola çıkan bir iktidar, yetkinin tek elde toplanmasıyla beraber, 3Y’nin hepsini de tek tek yeniden ihya etti.
Bir avuç para sahibine tek bir ayda 10 milyar dolar faiz öderken, milyonların sefaletine göz yumuyor bunlar.
Açıkça ifade ediyorum arkadaşlar: Bu iktidarın etrafına çöreklenmiş menfaat şebekesini yok etmeden, bu ülkenin yüzü gülmeyecek.
Dürüst ve ehil kadrolar iş başına gelmeden bu ülkenin yüzü gülmeyecek.
Tam da arkadaşlar, bu sebeple üzerimize büyük bir sorumluluk düşüyor.
Büyük bir yükün vebanın altındayız, inanın.
Sorumluluk bizde, bu kadrolarda ve güçlü olan da biziz.
Bakmayın onların şu anda devletin gücünü, parasını, medyasını arkalarına alıp da ahkâm kestiklerine.
Biz haklıyız, hep beraber.
Onlar haksız.
Biz hep doğruyu konuşuyoruz, kimseyi aldatmıyoruz.
Elhamdülillah… Başımız dik, alnımız açık…
Ama en önemlisi, işte buradayız, bir aradayız.
Çünkü birlikte, beraberlikte, bereket var diyoruz.
İnşallah başaracağız…
Hep beraber başaracağız.
Çok çalışacağız, dosdoğru çalışacağız.
İnanıyoruz… Allah doğrunun yardımcısıdır. (…)
Değerli arkadaşlar,
Geçtiğimiz günlerde bir polis memuru kalabalık bir grubun saldırısıyla hayattan koparıldı.
İsmi, Melih Okan Keskin.
44 yaşında, iki çocuk babası.
Aracını muayene için götürdüğü istasyonunda saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti.
Çok üzücü...
Çünkü biliyorum; yaşanan tüm bu şiddet olaylarının büyük çoğunluğu önlenebilir olaylar.
Nasıl ki doğal afetler gelişi belki önlenemez ama tedbirlerle zararından korursunuz, her tür şiddet vakası da caydırıcı gücü olan yasal düzenlemelerle önlenir.
Bugün, atılan bir yumruğun, ağır bir bedelinin olduğunu bilen kimse, o yumruğu atmaya cesaret edemez.
Bu kadar açık, bu kadar net.
Sosyal medyada bazı olaylar dönmedikçe, bazı görüntüler düşmedikçe, sosyal medya adaleti olmadıkça, gündem olmadıkça memlekette şiddetin cezası yok gibi bir şey şu anda.
Gözaltılar yapılıyor, sonra süreç buharlaşıyor.
Türkiye’de mevzuat ve uygulama suçluyu korkutmuyor, adeta cesaretlendiriyor.
Devlet ciddiyeti ortada olmayınca, şehir eşkıyaları yüz buluyor.
Böyle bir ortamda çete mafya kol gezer.
Böyle bir ortamda vatandaşlarımız şiddete maruz kalır.
Böyle bir ortamda çocuklar yetim büyür, öksüz büyür; annesiz babasız büyür.
Yapılacak şey belli: Devletin ciddiyetini hissettireceksin, masaya yumruğunu vuracaksın arkadaş.
Ben buradan, Melih Okan Keskin’e Allah’tan rahmet; acılı ailesine, yakınlarına sabır diliyorum, başsağlığı diliyorum.
Bu davanın da, benzeri davaların da inşallah takipçisi olacağız.
Değerli arkadaşlar,
Yıl 2026.
Üzülerek söylüyorum; hâlâ bir kadın, kılık kıyafeti, inancı veya yaşam tarzı üzerinden hedef alınabiliyor bu ülkede.
Onuru ve kişiliği, kılık kıyafeti üzerinden aşağılanmaya çalışılıyor.
Hadsizin biri çıkıyor, şalvarından başörtüsüne başlıyor saydırmaya.
Bu haddini bilmez şahıs, her ne kadar kendi partisi tarafından derhal disipline verilmiş ve ihraç edilmiş olsa da;
Bu olay her ne kadar tekil bir örnek olarak görülmeye çalışılsa da;
Biz, derinlerde canlı duran bu zihniyetin gayet iyi farkındayız.
Kadınları, kıyafetleri yüzünden yargılayan bu köhne kafaya sahip olanların sayıca hiç de az olmadığının gayet iyi farkındayız.
Tutuyorlar kendini şu anda. Diyorlar, "Bir iktidar sopasını ele geçirelim, biz yapacağımızı biliyoruz." diyorlar.
Zaman zaman açığa çıkıp hortlayan, dile sirayet bu ve benzeri vakalar tekil örnekler değil, farkındayız.
Biz bu zihniyetle mücadele etmek için buradayız arkadaşlar.
Biz bu dili, bu zihniyeti 28 Şubatlardan tanıyoruz.
Biz bu dili, kapatma davalarından, “Bu hanıma haddini bildiriniz” diyenlerden tanıyoruz.
Biz bu dili, eşimizin, dostumuzun, partili yol arkadaşlarımızın maruz kaldığı muamelelerden, bakışlardan biliyoruz.
Bazıları diyor ki, “Efendim Türkiye’de bu meseleler bitti artık”.
Bitmedi arkadaşlar bitmedi...
Sadece sümen altı duruyor.
İnanın, bu zihin yapısı derinlerde duruyor.
Bakın 2023 seçimlerine giderken İstanbul’un ileri gelenlerinden birisi bana ne dedi biliyor musunuz?
Tam o seçim kampanyasına doğru gidiyoruz.
"Ali Beyciğim" dedi. "Şimdi siz seçimi kazanırsanız bu ‘sıkmabaş’ hâlâ devam edecek mi?" diye bana sordu.
Bana soruyor, bana ha!
Kiminle konuştuğunun farkında değil.
Çünkü kafa oralara takılmış.
Hiç utanmadan, hiç sıkılmadan.
Allah korusun, bu zihniyetin eline şöyle ya da böyle bir iktidar imkânı geçse kim bilir neler neler yapacaklar bu ülkeye.
Bugün için yutkunup içlerinde tuttukları nefreti, kürsülerde haykırmaya başlayacaklar.
Kim bilir o zaman kimlere parmak sallayacaklar, kimlere.
Ele geçirdikleri küçücük bir aralıkta bile bize parmak sallayanları hatırlıyorsunuz değil mi?
Hani o bir resepsiyon karesi üzerinden üzerimize çullanmaya çalışanları hatırlıyorsunuz değil mi?
Hani, derhal haddini bildirdiklerimiz onlar…
Aynı kafa… Aynı zihniyet.
Ama hiç endişeniz olmasın. Millet bunlara pabuç bırakmaz.
Bizler bunlara pabuç bırakmayız.
Milletimiz her şeyi izler, sabreder, vakti gelince de söyleyeceğini söyler.
Değerli Arkadaşlar,
Son aylarda yaşananları hepimiz görüyoruz.
Millet sandığa gidiyor, iradesini ortaya koyuyor, Vekilleri ve yerel yöneticileri, belediye başkanlarını seçiyor;
Ama daha pusuladaki mührün mürekkebi kurumadan, o iradeye baskı yapılmaya başlanıyor.
İktidardakiler, seçimle alamadıklarını, masa başında almaya çalışıyorlar.
Kimine sopa göstererek, kimine havuç vererek, sandıktan çıkanları istifa ettirip iktidar saflarına zorluyorlar.
Sonra ne oluyor?
Bakıyoruz, sandıkta kaybedilen belediyeler bir şekilde iktidarın olmuş.
Şimdi size soruyorum:
Bunun adı demokrasi midir?
Bunun adı millet iradesi midir?
Baskı altında yapılan tercihin adı özgürlük olmaz.
Zorla değiştirilen iradenin adı demokrasi olamaz.
Sandıkta kazanamadığını, devletin gücünü kullanarak ele geçirmek ne ahlaka sığar ne de demokrasiye.
Belediyelere yapılan baskı ve dayatmalar, aslında doğrudan milletin iradesine yapılan baskıdır.
Sandığı sadece kazanınca hatırlayanlar, kaybettikleri yerlerde sandığı yok saymayı alışkanlık haline getirdiler.
Usul, teamül, etik, kural, kanun ne varsa ayaklar altına alıyorlar; hiçbir
eleştiriyi görmüyorlar, duymuyorlar, umursamıyorlar.
Peki ya ana muhalefet?
Daha dün ittifakta beraber oldukları partilerin milletvekillerini davet edip, pişkin pişkin rozet takarken gayet rahatlar.
Amaaa, kendilerinden ayrılıp başka partilere geçenlerin arkasından yapmadıkları hakaret yok, etmedikleri küfür yok.
Ben izlemekten, dinlemekten hicap duyuyorum.
Daha dün yol arkadaşım dediğin, milletin karşısına çıkarttığın belediye başkan adayına, belediye başkanın seçilene, ayrıldığı gün arkasından söylemediklerini bırakmıyorlar.
Ülkemizde siyasetin seviyesi bu kadar düşmemeli arkadaşlar.
Yazık… Gerçekten çok yazık.
İktidarla ana muhalefet sanki anlaşmış, bu milleti siyasetten bezdirmeye and içmişler.
Mesele ilkesizlikse; iktidarla ana muhalefet gayet güzel uzlaşıyorlar.
Mesele seviyesizlikte; gayet rahat buluşuyorlar o seviyesizlikte.
Mesele rantsa, yeri geliyor, belediye meclislerinde gayet iyi anlaşıyorlar. Oy birliğiyle o imar değişikliklerini kolay kolay geçiriyorlar.
Bunu da görüyoruz, izliyoruz.
Olansa millete oluyor.
Olan, milletimizin demokrasiye olan inancına oluyor.
Başta dedim ya arkadaşlar,
Sorumluluğumuz büyük.
Milletimize anlatmak, milletimizi demokrasiye, bu ülkenin sorunlarının demokratik siyasetle çözüleceğine inandırmak zorundayız.
Başka çıkış yok.
Bu ülkenin sorunları meşru çerçevede yapılan siyasetle çözülecek.
Ülkemizde siyasetin tamamı kirli değil.
Bazen diyor ki, "Siyaset kardeşi çok kirli, kirlenmiş bir alan." Değil.
Siyasette olup, kul hakkı yemeyen niceleri var.
Siyasette olup, ahlakını koruyan niceleri var.
Siyasette olup, sadece millet için çalışan nice insanlar var.
“Siyaseti dosdoğru yapmak, ibadettir” inancıyla çalışan nice güzel kardeşlerimiz var.
DEVA kadroları var, Saadet kadroları var, Gelecek kadroları var!
Biz varız biz! Biz…
Buradayız. Hep beraberiz.
Niyetimiz halis, yolumuz temiz.
Allah’ın izniyle, milletimizin duasıyla, sağlam adımlarla yürümeye devam edeceğiz.
Bu birlikteliğin büyümesini isteyen milyonlarca vatandaşımız var.
Gittiğiniz yerlerde görüyorsunuz, konuşuyorsunuz.
“Bu iş iktidar partisiyle olmuyor, ana muhalefetle de olmayacak” diyen;
“Türkiye’ye yeni bir yol lazım” diyen milyonlarca seçmen var.
Biz, bu ülkenin sorunlarının; yine demokratik siyasetle, temiz bir siyasetle çözüleceğine inanan kadrolarız.
Bu yüzden çözüm belli diyoruz arkadaşlar.
Ne iktidar, ne ana muhalefet…
Çözüm burada, şu anda bu çatının altında.
Birgün sabah olacak; inşallah emeklimizin de, işçimizin de yüzü gülecek.
Birgün sabah olacak; gençlerimizin, kadınların yüzü gülecek.
Birgün sabah olacak; esnafın, çiftçinin, sanayicinin yüzü gülecek.
Birgün sabah olacak, öteki beriki ayrımı ortadan kalkacak, tüm Türkiye gülecek.
Ve o sabah yakın arkadaşlar.
Merak etmeyin… Sayılı gün çabuk geçer.
Biz, dünden daha kararlıyız, daha inançlıyız.
Geri adım yok.
İnşallah el ele vereceğiz, omuz omuza yürüyeceğiz.
Ve hep birlikte başaracağız.
Tüm bu duygular içerisinde, hepinizi tekrar saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun diyorum.