Değerli basın mensupları, bugün Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Fatih Erbakan’a kendi büyük kongrelerinden, kurultaylarından sonra bir hayırlı olsun ziyareti gerçekleştirdik heyetimizle beraber. Bizlere göstermiş olduğu bu sıcak ve nazik misafirperverlik için hem değerli Genel Başkana hem de heyetine özellikle huzurlarınızda teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Bugün, ülkemizin gündemiyle ilgili önemli konularda çok verimli görüş alışverişinde bulunduk, istişarelerde bulunduk. Başta, İsrail ve Amerika'nın İran'a başlattığı saldırı olmak üzere, bölgemizde, coğrafyamızda yaşananların karşılıklı değerlendirmesini yaptık.
Gerçekten bu son geçtiğimiz hafta sonu başlayan ve hâlâ devam eden, karşılıklı askeri operasyonlar sadece İran'ı değil, sadece İsrail'i değil, sadece Amerika'yı değil, bütün bölgeyi etkileyen, bütün bölge için risk teşkil eden bir operasyondur. Hukuksuzdur. İsrail'in ve Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yaptığı saldırının hiçbir uluslararası hukuk kuralında yeri yoktur. Bu saldırıyı en şiddetli ifadelerle kınadığımızı zaten hemen saldırının başladığı gün ifade etmiştik ve aynı şekilde de tekrar ediyoruz.
Tabii özellikle bölgedeki ABD üssüne ev sahipliği yapan ülkelere dönük İran'ın karşılık verdiği saldırılar, çok sayıda ülkeyi de bu çatışmanın içerisine çekmiştir.
Çok dikkatli olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Evet, Türkiye Cumhuriyeti bütün dünyada en güçlü askerî kapasiteye sahip ülkelerden birisidir. Dünyanın en büyük ordularından birisi bizim ordumuzdur. Ve böylesine bir dönemde Türkiye’nin çok çok dikkatli olması ve bu çatışmanın, bu savaşın kendi hudutlarımızın dışında kalması için de azami gayreti göstermesi gerekir. Baştan beri Türkiye’nin hava sahasının bu operasyonda kullanılmasına asla izin verilmemesi çok önemli bir konudur ve bunun kararlılıkla devam ettirilmesi gerekir.
Bugünlerde acaba bu çatışma, bu savaş bir şekilde şöyle ya da böyle orta vadede, uzun vadede “Türkiye’ye de sıçrayabilir mi, Türkiye de hedef olabilir mi?” diye ciddi tartışmalar, ciddi görüşler var bu aralar.
Şunu ben buradan özellikle ifade etmek istiyorum ki; hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’ni başka bir ülkeyle kıyaslamasın, başka bir ülkeyle mukayese etmesin. Bizim bu coğrafyadaki varlığımız, gücümüz, yüzyıllardır ortaya koyduğumuz devlet geleneği ve dirayet başka hiçbir ülkeyle mukayese edilmez.
Ve kim olursa olsun, Türkiye’de hangi iktidar iş başında olursa olsun, nasıl ta zamanında rahmetli Erbakan Hocamız bütün dünyaya meydan okuyarak Kıbrıs’ı savunduysa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir devlet bugün varsa, bugün de yarın da bundan sonra da bu ülkeyi kim yönetirse yönetsin bu dirayetli tutum aynen devam eder. Ve Türkiye’nin gücünü hiç kimse test etmeye, test ettirmeye çalışmasın. Biz bu özgüvenle ve kararlılıkla yürüdükten sonra da korkacak hep başka ülkeler olur, çekinecek hep başka ülkeler olur.
Onun için bu tür gereksiz polemiklerle, gereksiz tartışmalarla milletimize kaygı vermek, milletimizi sanki endişe duymamız gereken bir döneme doğru gidiyoruz diye gereksiz bir psikolojiye götürmenin de bir anlamı olmaz, faydası da olmaz.
Tabii ki dikkatli olacağız. Tabii ki gelişmeleri çok çok yakından izleyeceğiz. Her an olası tehdide karşı hep beraber hazır olacağız. Ama öte yandan da şunu iyi bileceğiz ki kimsenin Türkiye’nin gücünü test etmeye cüreti yoktur, olamaz da. Onun için biraz da rahat olalım diyorum.
Bunun dışında tabii ki, görüşmemizde iç siyasetteki gelişmeleri ele aldık. Siyasi partiler arasındaki hem diyalog hem de muhtemel iş birliği alanlarını değerlendirdik. Ama şunu, bu görüşmemizde tekrar teyit etmekten çok mutlu oldum ki bu önümüzdeki süreç içerisinde, Yeniden Refah Partisi ile DEVA Partisi, diyaloğu sıklaştırarak ve istişareleri daha da derinleştirerek inşallah devam edecek.
Hem bizler arasında, genel başkanlar arasında hem de heyetler arasında, önümüzdeki haftalarda, aylarda, daha yakın temas, daha yakın görüş alışverişi ve daha yakın bir istişare süreciyle inşallah, çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Ülkemizin şu anda çıkışının, bütün bu yaşadığı zorlardan çıkışının yine meşru demokratik siyaset zemininde olacağına biz gönülden inanıyoruz. Hukukun üstünlüğünü her şeyin önünde tutan, adaletle, ehil ve dürüst kadrolarla ve istişareyle bu ülkenin yönetilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak o şekilde yönetilen bir Türkiye'nin sorunlarını aşacağına, hak ettiği refah seviyesine, hak ettiği hürriyet seviyesine ve hak ettiği demokrasi seviyesine ulaşacağına inanıyoruz. Ve bu hedefler doğrultusunda da hep beraber çalışmaya devam ediyoruz. Ben tekrar, bizleri ağırladıkları için ve bu sıcak misafirperverlikleri için değerli Genel Başkanımıza ve kıymetli çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum.
SORU-CEVAP
SORU: Hüseyin Bekar, Cumhur Haber Ajansı. Şimdi efendim, tabii ki, özellikle son üç günden beri Amerika ve İsrail, İran ve bölgeyi ciddi anlamda ablukaya almış durumda ve saldırılar ile neyi hedefliyor? Birinci sorumdu efendim. İkincisi savaş bölgeye yayılır mı? Üçüncü olarak da savaşın piyasalara ve enflasyona etkisine kadar olur iki genel başkanım. Teşekkür ederim iki genel başkanımıza.
CEVAP: Şu anda İsrail'le Amerika'nın açıkça ifade ettiği hedef İran'ın nükleer teknoloji kapasitesi ve İran'ın balistik füze kapasitesi. Yani iki ayrı hedef üzerinde bu saldırılar yoğunlaşıyor. Ama biz ise hep şunu söyledik. Yani bu, biliyorsunuz İran'la ilgili o ilk nükleer anlaşma yapıldığında savaş bir on beş sene ötelenmiş oldu. Benim Dışişleri Bakanlığı dönemimdi o dönem. Bana da hep soruyorlardı. Ben hep şunu söylüyordum: “Egemen her ülkenin, bağımsız her ülkenin nükleer teknolojiye sahip olma hakkı vardır. Ama nükleer teknolojiyi silaha çevirmek, o ayrı bir aşamadır. Bunun da bütün dünya için böylesine tehlikeli bir silahın bütün dünya için doğru bir silah olmadığını biz düşünüyoruz, ifade ediyoruz ve bunu savunuyoruz” demiştim. Burada mesele o. Yani nükleer teknoloji barışçıl amaçlarla kullanılacak ve bu şeffaf bir şekilde uluslararası denetime açık bir şekilde mi yürüyecek, yoksa bu ileride silaha dönecek mi, dönmeyecek mi? Bu meselenin aslında özü odur. Tabii balistik füzelerde nükleer başlık taşıma kapasitesi ancak balistik füzeyle olduğu için önem kazanan bir başka teknolojik kapasite. Yani burada iki tane açıkça ifade edilen, hedef var.
Ama asıl işin özüne baktığımızda, İsrail’den gelen açıklamalara baktığımızda, o büyükelçisinin yaptığı açıklama ya da daha sonra birkaç gün sonra bir muhalefet liderinin yaptığı açıklama aslında ne diyor? “Nil’den Fırat’a kadar” diyor, “bizim kitabımıza göre bu topraklar bizimdir.” diyor. Şimdi böyle bir sapkınlık, böyle dar bir ideolojik bakış olduktan sonra o artık mantıkla, akılla, hukukla izah edemeyeceğiniz ayrı bir alan oluyor. İşin özüne baktığımızda maalesef durum bu. Onun için çok dikkat etmemiz lazım. Türkiye olarak da çok dikkat etmemiz lazım.
İslam ülkeleri olarak da gerçekten safları çok sıkı tutmamız lazım. Ben hep söylüyorum, bakın bu coğrafyada Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve İran. Bu dört ülke artı diğer ülkelerle beraber safları sımsıkı tuttuktan sonra ne İsrail’miş ne Amerika'ymış hiçbir şey yapamazlar. Ama bu ülkeler arasında çatlaklar varsa, ayrılıklar varsa o ayrılıklardan girip maalesef bu kötülüğü, bu saldırganlığı, bu pervasızlığı bu ülkeler yapar. Burada önemli olan samimi bir iş birliğidir. Samimi olarak safları bir arada tutup tutamama meselesidir.
Savaşların bir doğrudan ekonomik etkisi olur. Yani harcadığınız işte, imkânlar, kaynaklar, işte yok yakıtıydı, yok mühimmatıydı, şuydu buydu. Bir doğrudan ekonomik etkisi olur. Bir de dolaylı etkisi olur. Ama biz hep savaşların dolaylı etkisine bakarız.
Yani güven ortamını ne kadar bozuyor? Dünya piyasalarını özellikle petrol fiyatları açısından nasıl etkiliyor? Ya da bu ateş büyür, daha geniş bir coğrafyaya yayılır, genel anlamda bölgesel bir güvensizlik ortamı oluşursa işte o zaman döviz kurları üzerindeki etkisi...
Bu aralar altın fiyatıyla döviz kurları arasında bir denge oluştu maalesef. Dünya döndü dolaştı, Amerika’nın iş bilmezliği yüzünden, bunların hesap kitap bilmezliği yüzünden bundan beş bin sene önceki para birimi altın, beş bin sene sonra hâlâ o ilkel dönemlerin değer birimi hâline geldi. Bu sırf onların iş bilmezliği, başka bir şey değildir.
Yani güven ortamını bozunca, dünyadaki güven iklimini sarsınca bütün dünyada insanlar dönüyor, dolaşıyor, “Ya beş bin sene önce altın vardı, gene altın var.” diyor, “Bari altın alayım.” diyor. Bu aslında ilkel bir döneme dönüştür, başka bir şey değildir. Bunun da tek müsebbibi Amerika'nın iş bilmezliğidir, yönetim beceriksizliğidir, başka bir şey değildir yani.
Tabii ki petrol fiyatları üzerindeki etkisi, petrol fiyatlarından bize gelecek enflasyon baskısı bunların hepsi muhtemel riskler içerisinde. Ama ne kadar süreceği bu çatışmanın önemlidir. Günlerle ifade edilirse başka, haftalarla ifade edilirse başka ama aylarla ifade edilirse başka.
Günlerle ya da haftalarla ifade edilen bir sürede eğer gerçekten bu iş tam biterse, şöyle ya da böyle çatışmalar durursa o zaman çok hızlı bir şekilde piyasalar normale döner. Ama süre haftalarla değil, aylarla ölçülmeye başlayacak şekilde sürüklenirse o zaman ekonomik etkisinin ve ekonomik hasarın sadece Türkiye’de değil bütün dünyada daha da ağırlaşacağını hep beraber görürüz.
Bir de çatışmalar yani sadece bu bölgede mi kalacak ya da Allah korusun, yani bugün Küba'da gerginlik var. Bugün Tayvan'da gerginlik var. Bugün Kuzey Buz Denizi'nde gerginlik var. Yani bütün bu gerginlikleri de dikkate aldığımızda, umarız ki aklı selim galip gelir. Umarız ki buradaki bölgesel kaos ortamından istifade etmek isteyen başka ülkeler başka bölgelerde yeni kaosları tetiklemez.
Riskler var ama aklıselimle de çözülemeyecek hiçbir sorun yok. Yani evet savaş var ama savaşın en hızlı olduğu, en yoğun yaşandığı dönemlerde bile diplomasi mutlaka çalışmalıdır. Diplomatik kanallar mutlaka açık tutulmalıdır ve nihayetinde savaşları önlemenin ve durdurmanın yolu da diplomasidir. Barışçıl bir perspektiftir. Umarız ki barışçıl perspektif nihayetinde hâkim olur.
SORU: Benim sorum olacaksa da Anka Haber Ajansı, Erva Adıgüzel. İki genel başkanımıza da cevap verse çok mutlu oluruz. Türkiye bugün açıkladığı veriye göre,Yurt içi Gayri Safi Hasıla verilerine göre 2025 yılında yüzde 3,6’lık bir büyüme oldu. Ayrıca kişi başına gelir de 18 bin 4 dolar olarak hesaplandı. Bu büyümeyi ve kişi başı geliri nasıl değerlendirmek gerekiyor böyle bir dönemde?
CEVAP: Aynı TÜİK'in yaptığı bir başka açıklamaya bakarsanız, hane halkı gelir araştırmasıyla beraber son beş yılda Türkiye'deki hanelerin sadece %5’nin geliri reel olarak artmış. Hane halkının %95’nde gelir düşmüş ya da sabit kalmış. Yani bu “büyüme var” diye ifade edilen rakamlara baktığınızda aslında sadece %5’lik bir kesimin halinin vaktinin yerinde olduğunu, onların mutlu olduğunu, onların gelirinin arttığını, %95’in ise gelirinin düştüğünü ya da değişmediğini görüyoruz. Bu da TÜİK'in başka verisi.
Ama ekonomi yönetimi demek, milletin topyekûn zenginleşmesi demek. İktidara yakın olan ya da elinde parası olup faize yatıran ya da kur korumalı mevduata para yatıran bir avuç insanın para kazandığı, yüzünün güldüğü ama asgari ücretlinin, emeklinin, sabit gelirlinin, esnafın, çiftçinin kan ağladığı bir Türkiye’de ekonomi yönetimi diye bir şeyden bahsetmek mümkün değil. İktidara yakın olan bir avuç menfaat şebekesinin istifade ettiği, milyonların ise ızdırap içinde olduğu bir Türkiye burası maalesef.
Evet, çok teşekkür ediyoruz. Sağ olun.