DEVA Partisi Ankara Milletvekili Av. İdris Şahin, Anayasa Mahkemesinin yoksulluk nafakasına ilişkin son iptal kararını ve süresiz nafaka tartışmalarını değerlendirdi. Hakkaniyetli, öngörülebilir ve sosyal devlet ilkesine uygun bir dengenin kurulması gerektiğini belirten Şahin, yüksek yargıdaki kadın temsili eksikliğinin toplumsal meşruiyet açısından ciddi bir sorun teşkil ettiğini vurguladı.
“Anayasa Mahkemesinin kararı nafaka tamamen kalktı anlamına gelmiyor”
Süresiz nafaka meselesinin yıllardır görmezden gelinen bir hakkaniyet sorunu olduğunu ifade eden Şahin, kısa süren evliliklerin ardından ömür boyu devam eden mali yüklerin, değişen ekonomik şartların ve kimi dosyalarda ortaya çıkan suistimal iddialarının elbette yok sayılamayacağını belirtti. Konunun doğru zeminde tartışılması gerektiğinin altını çizen Şahin, “Anayasa Mahkemesinin kararı, ‘nafaka tamamen kalktı’ ya da ‘tüm nafaka türleri sona eriyor’ anlamına gelmiyor. Tartışılan konu, yoksulluk nafakasının süresiz şekilde talep edilebilmesine imkân tanıyan hükümle ilgilidir. Bu ayrımı yapmadan yürütülen her tartışma, meseleyi çözmek yerine daha da karmaşık hâle getirir.
Yoksulluk nafakasına yalnızca nafaka ödeyen tarafın mağduriyeti üzerinden bakılamaz. Bu mesele, özellikle kadınların boşanma sonrası ekonomik hayatta karşılaştığı kırılganlıkla doğrudan ilgilidir. Ev içi emeği, çocuk bakım yükünü, çalışma hayatından uzak kalmayı ve boşanma sonrası yoksullaşma riskini görmeden kurulacak her cümle eksik kalır” dedi.
“15 üyeli Anayasa Mahkemesinde kadın üyenin bulunmaması temsil adaletini zedelemiştir”
Kararın içeriği kadar, kararın alındığı yüksek yargı yapısının da toplumsal vicdanda karşılık bulması gerektiğini söyleyen Şahin, “Kadınların hayatını bu kadar doğrudan ilgilendiren bir konuda, kadın üyesi bulunmayan 15 üyeli Anayasa Mahkemesi yapısı içinde bu kararın alınmış olması, kararın içeriği kadar temsil meselesini de tartışmaya açmıştır. Bu, kararı veren üyelerin şahsına yönelik bir eleştiri değildir. Mesele, Türkiye’nin en yüksek yargı organında kadınların hiç temsil edilmediği bir tabloda, kadınların boşanma sonrası hayatını etkileyecek böylesine hassas bir kararın alınmış olmasıdır.
Bugün iktidar cephesinden “mesele kadın erkek meselesi değil, adalet meselesi” açıklamaları yapılıyor. Elbette mesele adalet meselesidir. Fakat adalet dediğimiz şey yalnızca kanun metnine yazılan cümlelerden ibaret değildir. Adalet, karar süreçlerinde kimlerin bulunduğuyla, kimlerin hiç temsil edilmediğiyle de ilgilidir. Kadınların doğrudan etkilendiği bir konuda kadın temsili yoksa orada yalnızca hukuk tekniği değil, toplumsal meşruiyet de tartışılır” değerlendirmesinde bulundu.
“Bu ülkenin ihtiyacı bir mağduriyeti giderirken başka bir mağduriyet üreten siyasi kolaycılık değildir”
İktidarın bu hassas konuyu yıllardır bir gerilim başlığı olarak kullandığını ifade eden Şahin, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Nafaka cezaya dönüşmemeli ama boşanma da ekonomik olarak güçsüz taraf için yoksulluğa mahkûmiyet hâline gelmemeli. İktidar yıllardır bu meseleyi çözmek yerine toplumun önüne gerilim başlığı olarak koydu. Şimdi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ardından yapılması gereken, meseleyi yine kadınlar ve erkekler arasında bir cepheleşmeye çevirmek değil; hakkaniyetli, öngörülebilir ve sosyal devlet ilkesine uygun bir denge kurmaktır. Evliliğin süresi, tarafların gelir durumu, kusur, çalışma imkânı, çocuk bakım yükü ve boşanma sonrası yoksulluk riski birlikte değerlendirilmeden adil bir denge kurulamaz. Bu ülkenin ihtiyacı, bir mağduriyeti giderirken başka bir mağduriyet üreten siyasi kolaycılık değil; kadınların emeğini, gelir eşitsizliğini, çocuk bakım yükünü ve tarafların somut durumunu birlikte gören adil bir hukuk yaklaşımıdır.”