"144 ülke içerisinde en az gülen, en az gülümseyen toplum şu anda bizim toplumumuz haline gelmiş”
“Bir kültür politikası olmayınca toplumda ahlaki sınırlar bulanıklaşıyor, toplumsal değerler aşınıyor”
“Topluma zarar veren bir içerik varsa ona karşı durmak herkesin sorumluluğudur”
“Gülistan Doku dosyası altı yıldır niçin bekledi? Hangi eller bu kapıyı tuttu?"
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu'nun haftalık toplantısında 23 Nisan arifesinde yaşanan okul katliamına, toplumsal çöküşü gösteren uluslararası araştırmalara ve antidepresan kullanımındaki artışa, Gülistan Doku davasına, reyting uğruna şiddeti besleyen yayın politikasına ve Türkiye'nin yönetim krizine değindi.
Adalet krizinin okul duvarlarının çok ötesine geçtiğini vurgulayan Babacan, “Baktığımızda gerçekten arka arkaya bir ihmaller zincirinden burada bahsediyoruz. Uyarı mekanizmaları işlememiş, risk sinyalleri yeterince ciddiye alınmamış, erken müdahale kanalları çalışmamış. İhmal suçu işleyenlerin, görevini yeterince anında yerine getirmeyenlerin de mutlaka gerekli yaptırımlarla karşı karşıya kalmaları lazım” ifadelerini kullandı. Ali Babacan, şunları söyledi:
"Bu Çocuk Bayramında içimiz buruk"
Babacan, 23 Nisan öncesinde Siverek ve Kahramanmaraş'ta yaşanan olayları anarak hayatını kaybeden çocukların isimlerini tek tek andı; milletvekillerinin aileyle buluşmasını aktardı: "Bu Çocuk Bayramında içimiz buruk, içimiz hüzünlü. 23 Nisan'ı bayram neşesiyle değil, yasla ve endişeyle maalesef karşıladık, karşılıyoruz. Geçtiğimiz hafta önce Siverek, sonra Kahramanmaraş'ta hepimizi derinden sarsan olaylar meydana geldi. Küçücük yavrularımızı ve bir öğretmenimizi kaybettik. Her bir canımızı, her bir kaybımızı layığıyla anmak zorundayız. İsimleri bilmek, yüzleşmek zorundayız.”
“Ayla Öğretmen son nefesinde bizlere, Türkiye'ye insanlığı öğretti”
“Kahramanmaraş'ta hayatını kaybeden öğrencilerimizden Furkan Sancak Balal. Furkan çalışkan bir öğrenci. Yaşının çok ötesinde bir çocuktu. Kaybettik. Bayram Nabi Şişik. Yeşil sahalarda gerçekten futbola çok meraklı, spora aşık bir çocuğumuzdu. En büyük hayali de futbolcu olmaktı. Tıpkı Adnan Göktürk Yeşil gibi. Adnan'ın en büyük hayali bir gün Galatasaray Stadı'na gidip orada maç seyretmekti. Yapamadı. Belinay Nur Boyraz. 11 yaşındaydı. Okulun bilgi yarışmasında ikinci olmuş ve ödülünü bu saldırıdan henüz birkaç gün önce almıştı. Zeynep Kılıç arkadaşlarıyla şakalaşmayı seven, etrafına neşe saçan bir evladımızdı. Kerem Ender Güngör pilot olacaktı. Şuranur Sevgi Kazıcı doktor olacaktı. Hayalleri diğer arkadaşlarının hayalleri gibi yarım kaldı. Yusuf Tarık Gül beşinci sınıf öğrencisiydi. Babası Burak Gül KHK ile ihraç edilmiş, cezaevinde kalmış ve henüz yeni çıkmıştı. Babasına yeni kavuşan Tarık, hayatını sevdiği okulunda, arkadaşlarının arasında kaybetti. Ve öğretmenimiz Ayla Kara. Silah sesleri duyulduğunda çocukları korumaya çalışırken hayatını kaybetti. Ayla Öğretmen son nefesinde bizlere, Türkiye'ye insanlığı öğretti. Her birini rahmetle anıyorum."
“İhmal suçu işleyenlerin, görevini yeterince yerine getirmeyenlerin mutlaka gerekli yaptırımlarla karşı karşıya kalmaları lazım”
"Bu büyük acıya sebep olan kişi de 14 yaşında. Henüz o da çocuk. Hakkında daha önce defalarca uyarılar yapıldığı ifade ediliyor. Baktığımızda gerçekten arka arkaya bir ihmaller zincirinden burada bahsediyoruz. Uyarı mekanizmaları işlememiş, risk sinyalleri yeterince ciddiye alınmamış, erken müdahale kanalları çalışmamış. İhmal suçu işleyenlerin, görevini yeterince anında yerine getirmeyenlerin de mutlaka gerekli yaptırımlarla karşı karşıya kalmaları lazım. Kahramanmaraş'ta yaşananlardan evet büyük bir üzüntü duyduk ama şu andaki kaygımız, yarınlara dair kaygımız üzüntümüzden de büyük."
"Kahramanmaraş'taki hadise tekil bir olay olarak görülemez; okulların çevresinde uyuşturucu var, okulların çevresinde çeteleşme var”
Babacan, Kahramanmaraş'taki olayın tekil bir hadise olmadığını, asıl beka meselesinin çocuklar, gençler ve eğitim sisteminde olduğunu söyledi: “Kahramanmaraş'taki hadise tekil bir olay olarak görülemez. Okulların çevresinde uyuşturucu var. Okulların çevresinde çeteleşme var. Okulların çevresinde şiddet var, suç var. Ülkeyi yönetenler sürekli beka beka deyip duruyor ya. Asıl Türkiye'nin beka meselesi değerli arkadaşlar işte budur. Çocuklarımızdır, gençlerimizdir, eğitim sistemimizdir."
"Dünya Mutluluk Raporu'na göre 2025'te Türkiye 147 ülke arasında 94. sırada"
Babacan, uluslararası araştırma verilerini sıralayarak toplumun psikolojik durumunu gözler önüne serdi: "Dünya Mutluluk Raporu'na göre 2025'te Türkiye 147 ülke arasında 94. sırada arkadaşlar. Gallup Duygular Raporu'nda 2025'te 144 ülke içerisinde Türkiye negatif duyguların en çok yaşandığı, pozitif duyguların da en az yaşandığı ülkelerin arasında. İnsanlara soruyorlar bakın çok basit sorular. Diyorlar ki, ‘Dün gün içerisinde stres yaşadın mı? Öfkelendiğin an oldu mu? Üzüldüğün bir konu oldu mu’ diye böyle basit soru soruyorlar insanlara. Ya da soruyorlar ‘Dün güldün mü, gülümsedin mi? Dün keyifli bir an yaşadın mı’ diye insanlara soruyorlar. Ve bunu 144 ülkede bu araştırmayı yapıyorlar. Sonuçlar çok çarpıcı bakın. Bir gün önce yaşanan negatif duygularda 144 ülke içerisinde listenin en başlarındayız. Streste 5. sıradayız. Soruyorlar ‘Dün stres yaşadın mı?’ diye. Vatandaşlarımız ‘evet’ diyor ve 144 ülke içerisinde 5. sıradayız. ‘Dün hiç öfkelendin mi’ diye soruyorlar. 29. sıradayız 144 ülke içerisinde. Peki ‘Dün hiç üzüldün mü’ diye soruyorlar. 41. sıradayız 144 ülke içerisinde. Stres, öfke, üzüntüde listenin başlarındayız… Peki gelelim pozitif duygulara. ‘Dün hiç gülümsedin mi, güldün mü’ sorusunun cevabı değerli arkadaşlar, 144 ülke içerisinde Türkiye'nin en dipte olduğunu gösteriyor. 144. sıradayız yani. 144 ülke içerisinde en az gülen, en az gülümseyen toplum şu anda bizim toplumumuz haline gelmiş."
"Siz ülkeyi yönetenler olarak her gün nefret konuşursanız işte toplum bu hale gelir"
Babacan, toplumsal çöküşün siyasi kararlardan beslendiğini doğrudan iktidara seslenerek vurguladı: "Siz ülkeyi yönetenler olarak her gün nefret konuşursanız, her gün düşmanlık pompalarsanız, sadece ve sadece koltuğunuzu korumak için içeride ya da dışarıda sürekli düşman var diye milleti korkutursanız işte toplum bu hale gelir. Yazıktır, günahtır. Türkiye'de kullanılan antidepresan ilaç kutu istatistiklerini vereceğim size. 2025'te geçen yıl 71 milyon kutu antidepresan tüketilmiş. Bundan 10 sene önce rakam sadece 37 milyonmuş. 10 senede neredeyse ikiye katlanmış antidepresan ilaç kullanımı Türkiye'de. Ülkemizin durumu bu arkadaşlar."
“Türkiye sanayisi hızla çöküyor; Türkiye'nin üretim kapasitesi, Türkiye'nin ihracat kapasitesi hızla çöküyor”
“Bakıyorsunuz şu anda büyük bir feryat var. Feryat sadece gençlerden değil, sadece öğrencilerden, ailelerden değil. Feryat aynı zamanda çiftçiden, esnaftan. Feryat KOBİ'lerden, sanayicilerden. Türkiye sanayisi değerli arkadaşlar, hızla çöküyor. Türkiye'nin üretim kapasitesi, Türkiye'nin ihracat kapasitesi hızla çöküyor. Israrla yanlışlara devam edilmesi, yanlış teşhis ve yanlış tedaviyle devam eden şu anda uygulanan ekonomik yöntemler Türkiye'de alın teriyle, bileğinin gücüyle helalinden kazanmaya çalışan kim var kim yoksa ciddi sıkıntıya sokmuş durumda. Özellikle bu yüksek faiz ortamının altı ay değil, bir yıl değil, iki yıl değil, üç yıldır devam ediyor oluşu ve bunun böyle devam edecek oluşu gerçekten Türkiye'de servet dağılımını bozmuş durumda. Gelir dağılımını bozmuş durumda. Parası olan, serveti olan parasına para katıyor, servet katıyor. Ama yatırım yaptıysan, iş yapıyorsan, ihracat yapıyorsan, üretim yapıyorsan ve bir şekilde de borcun varsa o borçlu olanı yıkıyor. Şu anda Türkiye'de toplam servetin yüzde 40’ı nüfusun sadece yüzde 1’inin elinde arkadaşlar. Servetin yüzde 40’ı nüfusun yüzde 1’inin elinde. En fakir yüzde 50’ye bakıyorsunuz. Toplam servetin sadece yüzde 4’ü en fakir yüzde 50’nin içerisinde.”
“Bir kültür politikası olmayınca toplumda ahlaki sınırlar bulanıklaşıyor, toplumsal değerler aşınıyor”
Babacan, gündüz kuşağı programları ve diziler üzerinden medyanın toplum üzerindeki etkisine de değindi: "Şu gündüz kuşağı programları var ya, gerçekten her gün ama her gün şiddet, kavga, ifşa, mahremiyet ihlalleri sürekli ekranlarda. Hangi kanalı açsanız benzer formatlar, programlar var. Aile içi sorunlar, çarpık ilişkiler ve reyting uğruna adeta gösteriye döndürülen ifşalar. Dizilerde bakıyorsunuz şiddet neredeyse her sahnede var. Her dizide neredeyse çete var, mafya var. Herkesin elinde belinde silah var. Diyorum ya bir kültür politikası olmayınca olmaz. Ve sonuçta ne oluyor? Toplumda ahlaki sınırlar bulanıklaşıyor, toplumsal değerler aşınıyor. Yanlışla doğru arasındaki çizgi giderek siliniyor. Çocuklar, gençler işte bu içeriklerin içinde büyüyorlar. Her gün tekrar eden bu görüntüler zamanla sıradanlaşıyor, normalleşiyor, içselleştiriyor. Ve 'Ne var ki bunda?' denilmeye başlanıyor."
“Topluma zarar veren bir içerik varsa ona karşı durmak herkesin sorumluluğudur”
"Medya sadece bir eğlence aracı değildir. Medya güçlü bir toplumsal etkidir, bir kültür inşa edicidir. Eğer bu güç sorumsuzca kullanılırsa toplumsal dokuya büyük zarar verir. Buradan tüm televizyon kanallarına ve en başta da iktidara açıkça çağrı yapıyorum. Yayıncılıkta etik ilkeleri güçlendirin. Denetim mekanizmalarını etkin ve tarafsız işletin. Mesele kimin yaptığı değil, neyin yapıldığıdır. Eğer ortada topluma zarar veren bir içerik varsa ona karşı durmak herkesin sorumluluğudur. Unutmayın, mesele yayıncılıksa toplumsal sorumluluk reytingin ve reklam gelirinin çok üzerine geçmelidir."
“Gülistan Doku dosyası altı yıldır niçin bekledi? Hangi eller bu kapıyı tuttu?"
Babacan, adalet krizinin okul duvarlarının çok ötesine geçtiğini Gülistan Doku davası üzerinden anlattı: “Narin Güran dedik, Rojin Kabaiş dedik. Ve son bir hafta, on günde yoğun bir şekilde gündemimizde Gülistan Doku var. Türkiye'de kamu vicdanında şüphe uyandıran her bir dava hukuka, adalete olan inancı zedeliyor. Altı yıl boyunca ailenin mücadelesine rağmen çözülemeyen Gülistan Doku davasında son yaşanan gelişmeler ortada. Gülistan'a ve nicelerine sahip çıkmak hepimizin görevi. Dosyanın yeniden açılması da gerçekten önemli. Çok ciddi iddialar var, ifadeler var. Ve dönemin valisi de dün akşam tutuklandı. Sormak hakkımız. Bu dosya altı yıldır niçin bekledi? Neyi bekledi? Hangi eller bu kapıyı tuttu? Kimler davanın ilerlemesine engel oldu?”
“Türkiye'nin şu andaki yönetim sistemi ülkeyi çok karanlık yarınlara sürüklüyor; merkezde de yerelde de toplumumuzun dokusu bozuluyor”
“Türkiye'de şu anda yürüyen bu başkanlık sistemi var ya arkadaşlar, sadece merkezde değil yerelde de sistemi mahvetmiş durumda. Çünkü herkes Ankara'ya bakıyor. Ankara'da parti genel başkanı, devlet başkanı yargıya talimat verebiliyor. Meclisi tamamen bir aparat olarak kullanabiliyor. Peki bundan ilham alan yereldeki yöneticiler, valisiymiş, il başkanıymış onları tutabilir misiniz? Bu sefer vali, il başkanı ne yapıyor? Dönüyor başsavcıya talimat verebiliyor. Savcılara, hakimlere yön vermeye çalışabiliyor. Yine Tunceli'ye Gülistan vakasına dönelim bakın. Hesap vereceğim korkusunu yaşayanlar ‘Gerçekten ya yargı var, burada bağımsız bir başsavcı var, hakimler var. Başımız derde girer arkadaş...’ Demek ki böyle hiç korku yok ki rahat hareket ediyorlar. Bakın arkadaşlar, bu Türkiye'nin şu andaki yönetim sistemi gerçekten bu ülkeyi çok karanlık yarınlara doğru sürüklüyor. Merkezde de yerelde de toplumumuzun dokusu bozuluyor. Topyekûn çürüme yaşıyoruz yani.”
“Tom Barrack, aslında ‘Ben kendi gücümü bu coğrafyada böyle yönetim modelleri üzerinden daha kolay uyguluyorum’ diyor”
Babacan, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarını ve bölgede güce dayalı otoriter yönetim modellerini destekleyen söylemi sert bir dille reddetti: "Yargının sağlam olduğu, meclisin sağlam olduğu ülkelerde ülkeyi yöneteni kolay kolay tehdit edemezsiniz. Çünkü ülkeyi yöneten der ki 'Arkadaş durun ya, bir burada yargı var. Ben yarın bunun hesabını vereceğim. Size ne oluyor?' der. Bunu yapamam der talepler geldiğinde. Ya da der ki bizim meclisimiz var. Bu talebiniz meclisten geçmez, ben istesem bile olmaz diye kendini savunabilir. Ama siz yargıyı tamamen kontrol altına alırsanız, meclisi tamamen bir aparat haline getirirseniz o zaman kime neyi savunacaksınız? Onun için ‘Bu coğrafyada güç’ diyor. Aslında diyor ki ‘Ben kendi gücümü bu coğrafyada böyle yönetim modelleri üzerinden daha kolay uyguluyorum’ diyor. ‘Bir Müslüman ülkeye karşı yedi-sekiz tane başka Müslüman ülkeyi organize edip ona savaş açabiliyorum’ diyor. ‘İşime geliyor bu model’ diyor."
"Biz çocuklarımıza güvenli sokaklar, huzurlu okullar bırakmaya talibiz"
Babacan, konuşmasını 23 Nisan'ın ruhunu anarak ve gelecek kuşaklara verilen sözle kapattı: "Biz çocuklarımıza güvenli sokaklar, huzurlu okullar bırakmaya talibiz. Biz çocuklarımıza karnı tok, zihni açık bir gelecek kurmaya talibiz. Bu ülkenin yarınlarını korkuyla değil, güvenle inşa etmeye talibiz. Ve inanın bu mümkün. Bu mümkün. Çok da hızlı olur. Hiç kimsenin hayal etmediği hızla bu gerçekleşir inşallah. İşte buradayız, bir aradayız. Çünkü bu ülke çocukların okul sıralarında katledildiği bir ülke olmayı hak etmiyor. Bu ülke gençlerin hayallerini ertelemek zorunda kaldığı bir ülke olmayı hak etmiyor. Bu ülke çok daha iyisini hak ediyor."