“Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez”
“İran'da, Gazze'de veya dünyanın başka bir köşesinde öldürülen çocukların istatistik satırlarına indirgenmesine müsaade etmemeliyiz”
“Yaş olarak en aktif, en dinamik, en çok katkı vermesi gereken nüfusumuzun %27'si tamamen atıl bir şekilde kenarda bekliyor”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kocaeli’de DEVA Kadında iftar programına katıldı, sonrasında Kocaeli Nokta TV’de Ahmet Akçaalan’ın sorularını yanıtladı. İftar konuşmasına, “Kadın çalışmalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Zeynep Sultan Hanım'ın ve aynı zamanda il başkanımız Kadir Bey'in öncülük yaptığı, düzenlediği ve Deva Kadında buluşması temasıyla düzenlenen bir iftar programındayız. Ben bu vesileyle bu buluşmada emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” sözleriyle başlayan Babacan, gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Ali Babacan şunları söyledi:
“Yaş olarak belki de en aktif, en dinamik, en çok katkı vermesi gereken nüfusumuzun %27'si tamamen atıl bir şekilde kenarda bekliyor şu an”
Babacan, DEVA Kadında programına şu sözlerle başladı: “Yanlışta ısrar eden, istişareden uzak bu yönetim anlayışı tüm ülkeyi ağır bir yükün altına sokmuş durumda. Bugün Kocaeli'deyiz. Üretimin, emeğin, alın terinin şehrindeyiz. Ama burada dinlediklerimiz, gördüklerimiz maalesef gönlümüzü ferahlatmıyor. Sanayicimiz 'Önümü göremiyorum' diyor. Esnafımız 'Hesap yapamıyorum' diyor. Gençlerimiz 'Yarınlarımı acaba başka bir ülkede mi kursam?' diyor. Emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz, sabit gelirli herkes ama herkes 'Geçinemiyoruz' diyor. Gerçekten ekonomide durum dayanılmaz bir hal almış durumda. Resmi rakamlar bir yana, gerçek hayatın her köşesinde durumu görüyoruz, yaşıyoruz, hissediyoruz. Bakın şu anda Türkiye'de 15-34 yaş arasında, genç diye tanımlayabileceğimiz yaş aralığında 24 milyon insanımız var. Bu 24 milyon insanımızın 6,5 milyonu ne işte ne eğitimde. Okula da gitmiyorlar, bir işte de çalışmıyorlar. Oran tam %27. Yaş olarak belki de en aktif, en dinamik, en çok katkı vermesi gereken nüfusumuzun %27'si tamamen atıl bir şekilde kenarda bekliyor şu an.”
“Bu ülkenin yaralarını da bu ülkenin umutlarını da inşallah hep beraber saracağız”
“Bu ülkenin yaralarını da bu ülkenin umutlarını da inşallah hep beraber saracağız. Ayrışarak değil, konuşarak yapacağız bunu. Kutuplaştırarak değil, kucaklaşarak yapacağız. Birilerinin yaptığı gibi inatlaşarak değil, istişareyle yapacağız. Ve inşallah hep birlikte başaracağız. Türkiye, Avrupa'nın en büyük topraklarına sahip, Avrupa'nın en büyük tarım alanlarına sahip. Avrupa'nın en büyük ve en genç nüfusuna sahip olan ülke biziz. Bu ülkede her şey var, kaynak da var. Ama maalesef o yönetimde aradığımız asıl ilkeler; adalet ilkesi, liyakat ilkesi, istişare ilkesi uygulanmadığı için, ülke adaletle yönetilmediği için, ülkenin yönetimi dürüst ve ehil kadrolara verilmediği için, kararlar tek bir imzayla alındığı için, istişareyle alınmadığı için ülke bu duruma düşmüştür.”
“Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez”
Konuşmasında İran’a yapılan saldırılara da değinen Ali Babacan, “Geçmiş tecrübelerimiz çok açık. Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez. Bu sadece uydurma bir gerekçe olur, o kadar. Savaş yalnızca kaosu derinleştirir. Başka bir işe yaramaz. Yaşadık. 2003'te Irak'a bunlar Saddam'ın elinde kitle imha silahları var diye girmediler mi? Savaş açmadılar mı? Bize de ısrar ettiler. Türkiye'ye de ısrar ettiler. Hatırlayın. Ama o günkü meclisimiz 1 Mart tezkeresini reddetti. Ve sonradan ortaya çıktı ki kitle imha silahı falan yok. Irak'ın nesi var? Bol petrolü var. Meğer ki o petrol ve doğal gazın cazibesiyle saldırmışlar, savaşmışlar. Bu ortaya çıktı. İşte bugünkü İspanya Başbakanı da ne diyor? 'Bizi Irak'ta 2003'te bir kandırdınız' diyor Amerika'ya. 'Artık bu sefer kanmayacağız arkadaş' diyor. 'Biz sizin bu aldatmacalarınıza doyduk.' O günkü İspanya Başbakanı istifa etmek zorunda kaldı. O günkü İngiltere Başbakanı istifa etmek zorunda kaldı. Çünkü Amerika'nın yalan istihbaratına güvenerek onlarla beraber savaşa girdiler. Allah bizi korudu.”
“İran'da, Gazze'de veya dünyanın başka bir köşesinde öldürülen çocukların istatistik satırlarına indirgenmesine müsaade etmemeliyiz”
“Biz açık ve net söylüyoruz bakın arkadaşlar; İran'a karşı başlatılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Sonrasında İran'ın Körfez'deki pek çok ülkeyi hedef alacak saldırılarda bulunmasını da doğru bulmuyoruz. Ateşi bu kadar geniş bir coğrafyaya yaymak hiç kimsenin işine gelmez. Dünden beri aklımızdan çıkmayan bir görüntü var benim. O Minab'daki kız ilkokulunda katledilen yavrular için açılan toplu mezarların fotoğraflarını gördünüz mü? Yüzlerce yavrunun mezarlarını yan yana kazmışlar. Henüz 7 ila 12 yaşındaki kız çocukları bunlar ya. Hayatlarının en başındalar. Bir sabah çantalarını sırtlarına takıp okula geldiler. Belki oyunlarını tamamlamayı, belki derslerini yapmayı düşünerek evlerinden ayrıldılar. Ama şimdi bu çocukların isimleri birer mezar taşında. Zehra, Fatma, Nadia, Hena… Her biri bir annenin duası, her biri bir babanın umudu, bir ailenin neşesi. İran'da, Gazze'de veya dünyanın başka bir köşesinde öldürülen çocukların istatistik satırlarına indirgenmesine müsaade etmemeliyiz” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’ye parmak sallayanlar; sakın ola bizi başkalarıyla karıştırmayın, sakın gücümüzü test etmeye falan da kalkmayın”
“Bölgeyi ateşe atacak, daha fazla masum insanın ölümüne yol açacak hesapların karşısında durmak zorundayız. Türkiye'nin yeri her zaman diplomasinin, sağduyunun ve uluslararası hukukun yanıdır. Hem krizleri önlemede hem de diplomasi kanallarını işletmede aktif ve hazırlıklı olmak zorundayız. Ama şunu da söyleyeyim, sosyal medyada birileri şimdiden Türkiye'ye parmak sallamaya başlamış. Bir sonraki hedef Türkiye diyorlar. Avucunuzu yalarsınız, avucunuzu. Bunlar hâlâ anlamadılar. Şimdiden onlara sesleniyorum. Siz Türkiye Cumhuriyeti'ni ne sanıyorsunuz ya? Sakın ola bizi başkalarıyla karıştırmayın. Sakın ha gücümüzü test etmeye falan da kalkmayın. Biz yolumuzu sağduyu ve diplomasiyle çizeriz. Ama mesele vatansa gereğini yapmaktan da asla çekinmeyiz. Türkiye'nin bunlara karşı çıkacak hem iradesi vardır hem de kapasitesi vardır, gücü vardır. Hiç endişeniz olmasın. Ama öte yandan biliyoruz ki gerçek barış güç kullanmakla değil, uluslararası hukukla, diplomasiyle ve sağduyuyla mümkündür.”
“Egemen her ülkenin nükleer teknolojiye sahip olma hakkı vardır”
Ali Babacan, iftar programı sonrası katıldığı Nokta TV’deki Arka Plan programında Ahmet Akçaalan’ın sorularını yanıtladı. Ali Babacan, İran’a yapılan saldırılara dair şu ifadeleri kullandı: “Bu savaş aslında önlenebilir bir savaştı. İyi bir arabuluculukla, tarafların da iyi niyetiyle önlenebilirdi. Ama şu anda İsrail özellikle Gazze'deki iki yıl süren soykırımından sonra büyük bir şımarıklık ve hoyratlık dönemine başladı. Dedi ki 'Ben aklıma gelen her şeyi yapıyorum. Dünyadan da fazla ses çıkaran yok, fazla da itiraz eden yok. Ben niye burada durayım ki?' dedi. 70 bin insanı öldürdüler Gazze'de. Çoğu kadın, çoğu çocuk. Ve sonra döndüler, İran'a saldırmaya başladılar. İran'ın evet, nükleer programı var. Evet, İran'ın elinde balistik füzeler var. Ama şunu unutmamak lazım: Egemen her ülkenin nükleer teknolojiye sahip olma hakkı vardır. Nükleer teknolojiye sen sahip olamazsın, kimse kimseye diyemez. Ama nükleer teknolojiye sahip olmakla bu nükleer teknolojiyle silah üretmek, bir atom bombası üretmek ayrı bir şey. O ikisi arasında bir kırmızı çizgiyi çekmemiz lazım.”
“Türkiye ile İran arasındaki dengeyi korumak Türkiye'nin de lehinedir”
Programda, Türkiye topraklarına yönelen balistik füzeye dair de konuşan Babacan, “Dikkat ederseniz bizim İran'la hâlâ diyaloğumuz var. O balistik füze Türkiye'ye dönük müdür yoksa havadayken yön mü değiştirmiştir, bir yanlışlık mıdır, hata mıdır bunu bilmiyoruz. Ama biliyorsunuz bizim Cumhurbaşkanımız aradı İran Cumhurbaşkanını, bu nedir diye sordu. İran büyükelçisi davet edildi. 'Kardeşim bu nedir, siz ne yapıyorsunuz' diye soruldu. Onlar da resmi açıklama yaptılar. 'Bizim hedefimiz Türkiye değildi, bir şekilde yanlışlık oldu ya da teknik bir sorun' diye izah ettiler. Umarız tekrar olmaz. Zaten bu Türkiye ile İran arasındaki dengeyi korumak Türkiye'nin de lehinedir. Bugün Amerika, İsrail böyle yapar, yarın bambaşka bir şey olur. Ama İran ve Türkiye ezeli ve ebedi komşudur. Bu komşuluk hukukuna da hep dikkat etmemiz lazım. Yanlışları var, yanlış gördüğümüz şeyler varsa tabii ki söyleriz. 'Bak burada hatalısınız, yapmayın etmeyin' deriz. Ama Türkiye ile İran arasındaki o dengeyi, karşılıklı saygıyı korumak çok çok kritiktir bizim coğrafyada” ifadelerini kullandı.