"Şu anda Türkiye'nin ekonomiyle ilgili en önemli önceliği adalet ve hukukun tecellisidir"
"Hem iktidara hem de ana muhalefete mesafeli yeni bir alternatif inşa ediyoruz"
“Bütün sorumluların ortaya çıkması lazım ki Türkiye’nin başka yerinde bir Gülistan vakası daha yaşamayalım”
“Türkiye artık Çin ve Amerika ile birlikte dünyanın ilk 3 büyük ekonomisinden birisi olmaya da adaydır”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhur Haber Ajansı'na verdiği özel röportajda emekli bayram ikramiyesi, Gülistan Doku davası, Kasım 2027 seçim takvimi, ekonominin öncelikleri ve alternatif inşa sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Emekli bayram ikramiyesinin en az bir kurban kesebilecek rakamda olması gerektiğini vurgulayan Ali Babacan, “Kurban Bayramı'na yaklaşıyorduk ve ölçü şuydu: Bir bayram ikramiyesiyle en azından emeklimiz bir kurban kesebilsin. Başka vesilelerle evine et girmediyse, giremiyorsa hiç olmazsa Kurban Bayramı'nda yılda bir kere de olsa kurban kesebilsin. Fakat bugün itibarıyla baktığımızda bayram ikramiyesi 4 bin lira. Geçen yıldan bu yana enflasyon kadar bile artış yapılmadı, sabit tutuldu. Bugün 4 bin liraya kurban kesmek artık imkansız. Bugün emeklimiz maalesef 4 bin liraya mahkûm. Geçen bayramda da; Ramazan Bayramı'nda da Kurban Bayramı'nda da ısrarla, inatla ‘Bunu artırmayacağız’ diyor hükümet. Şu anda baktığımızda büyük bir haksızlık var, büyük bir zulüm var” ifadelerini kullandı. Ali Babacan şunları söyledi:
“Madencilere verilen sözlerin yerine getirilip getirilmeyeceğini takip edeceğiz
Ali Babacan, "1 Mayıs'a gireceğimiz günlerde yarın 1 Mayıs İşçi ve emekçinin bayramı. Genel görüşünüz nedir?" sorusunu şöyle yanıtladı: "Bu 1 Mayıs'a gerçekten çok üzücü bir gelişmeyle girdik. Ankara'da Kurtuluş Parkı'nda yüzlerce maden işçimiz tam dokuz gün boyunca açlık grevine gitmek zorunda kaldılar. Zaten yerin altında çalışmaya mecbur olan insanlar, yerin üstünde de açlıkla sınanmış oldular. Bu konu o noktaya gelmeden çözülmeliydi. İlla insanların gelip protesto etmeleri, dokuz gün boyunca açlık grevi mi yapması gerekiyordu sorunun çözülmesi için? Niye önceden çözmediniz? Ben biliyorum niye olmadığını... Çünkü 1 Mayıs yaklaştı ya, 1 Mayıs'ta tabii gene gerginlikler olacak, 1 Mayıs'ta tören yapılması istenen mekanlar olacak. Hükümet 'Orada yapamazsın' diyecek, 'Burada yaparsın' diyecek. Her 1 Mayıs maalesef gerginliklerle geçiyor; madencilerimizin mağduriyetiyle 1 Mayıs gerginliğini hükümet birleştirmek istemedi. Apar topar ‘tamam çözdük’ dediler, sözler verildi. Verilen sözlerin yerine getirilip getirilmeyeceğini biz takip edeceğiz. '1 Mayıs'tan önce şimdilik bu işi halledelim, şöyle bir öteleyelim' mi dediler yoksa gerçekten köklü bir çözüm mü buldular onu henüz biz anlamış değiliz. Şu 1 Mayıs geçtikten sonra bir de o işçilerimizin bütün haklarını, birikmiş haklarını aldıklarını gördükten sonra ancak biz bir kanaate ulaşabiliriz.”
“Emeklimiz, işçimiz, asgari ücretlimiz kan ağlarken sadece zengine yönelik düzenlemeler adalete de, vicdana da, hukuka da sığmaz”
"Bu yılki bütçede bakıyorsunuz sadece faize ödenecek rakam 2 trilyon 700 milyar. Tüm tarıma, çiftçiye destek 163 milyar. Bütün çiftçilerimize, milyonlarca çiftçiye verilen desteğin tam 16 katını hükümet şu anda faize ödüyor. Ve dikkat edin Cumhurbaşkanı'nın geçen hafta açıkladığı ekonomik paket dahil açıklanan ekonomik paketlerin tamamı zenginden yana. Zaten varlığı olanla ilgili düzenlemeler yapıyorlar. Diyor ki 'Varlık barışı' diyor. 'Eğer dışarıda paran varsa getir, ben senden hesap sormayacağım. Eğer 3 seneden evvel Türkiye'ye kendi paranı çıkarttıysan getir, 20 sene vergi ödeme.' Taksici esnafımızın boğazını sıkıyorlar vergi vergi diye. Şimdi her taksimetrenin yanına bir de yazar kasa takacaklar. Bir taksiden damla damla vergi tahsil etmeye çalışan bir iktidar, bakıyorsunuz dışarıda parası olanlara hesapsız kitapsız. ‘Getir paranı, 20 yıl vergi yok’ diyor. ‘Hatta sana miras kalırsa başkasına oradan da sadece yüzde 1 vergi alacağım’ diyor. Sizin bu ülkenin vatandaşlarına bir kastınız mı var, bu milletle bir derdiniz mi var arkadaş? Bu kadar emeklimiz, işçimiz, asgari ücretlimiz kan ağlarken sadece ve sadece zengine yönelik düzenlemeler adalete de, vicdana da, hukuka da sığmaz."
“Yapılması gereken emeklilerimize hem Ramazan'da hem de Kurban'da birer maaş ikramiye vermektir”
"İlk çıktığı gün emeklimizin bayram ikramiyesi bir kurban parasına eşitti. Bakacaksınız, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın içeride kestiği kurban kaç paraysa en az o kadar vereceksiniz. O da yaklaşık zaten asgari emekli maaşına denk geliyor. Bugün yapılması gereken kestirmeden emeklilerimize hem Ramazan'da hem de Kurban'da birer maaş ikramiye vermektir; yapılması gereken bu. Devlet diyecek ki 'Ben artık emeklime 12 maaş vermiyorum, 14 maaş veriyorum' diyecek. Bu işi bitirecek. Her bayramda da bunlarla uğraştırmayacak. Bir de ulufe dağıtır gibi yapıyorlar. Yazıktır, zaten emeklimizin hakkı; çalışmış, primini yatırmış, emekli olmuş. Şimdi o hakkının karşılığı emekli maaşı alıyor. Kimsenin verdiği bir lütuf değil."
"Seçim ne kadar erken olursa Türkiye için o kadar iyi”
2027 seçim takvimine ilişkin soruyu yanıtlayan Babacan şunları söyledi: "Sayın Erdoğan'ın tekrar aday olması meclis kararına bağlı ve meclisin bir erken seçim kararı alması lazım. Dolayısıyla seçimin biraz erkene çekilmesi zaten muhtemelen iktidarın isteyeceği bir iş olacaktır. Türkiye'de sonbahar seçimleri, özellikle Kasım'da yapılacak seçimler hem kampanya mevsimi açısından hem de vatandaşlarımızın biraz eline para geçtiği dönem olma açısından genelde iktidarlar tarafından tercih edilir. Niye? Çünkü sonbahar hasat zamanında çiftçinin biraz eli para görür. Turizm geliri; yaz aylarında çok turist gelir, onlar döviz bırakır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım Türkiye'de Kasım ayı seçim için tercih edilen bir aydır. Muhtemeldir, olabilir; ama bu seçim ne kadar erken olursa Türkiye için o kadar iyi. Çünkü bir önceki seçimden bu yana artık 3 yıl geçti."
“3 yılda Türkiye'deki sorunların hepsi büyüdü ve hükümet büyüyen sorunları nasıl çözeceğiyle alakalı bir plan program sunamıyor”
"3 yılda Türkiye'deki sorunların hepsi büyüdü ve hükümet büyüyen sorunları nasıl çözeceğiyle alakalı bir plan program da sunamıyor. Üç yıldır enflasyonu düşüremediler. Geri kalan iki yılda enflasyonun nasıl düşeceğiyle ilgili ellerinde bir plan program yok. Türkiye'de sağlıkla ilgili sorunlar büyüyor. Bunu nasıl çözecekleriyle ilgili bir plan program yok. Eğitimden herkes şikayetçi. Eğitimle ilgili ne yapacaklar? Plan program yok. İlk 3 yılda yapamadığını son 2 yılda nasıl yapacak ki? Dolayısıyla bu işi daha fazla uzatmadan, bu ızdırabı, bu sıkıntıyı gerçekten bir an önce bitirmek lazım. Hiç öyle 2027'nin Kasım’ını falan beklemeden bu seçimi bir an önce yapmak lazım. Bir an önce Türkiye'nin nefes alması lazım. Bizim arzumuz, isteğimiz DEVA Partisi olarak mümkün olan en kısa zamanda bir erken genel seçim…”
“Bütün sorumluların ortaya çıkması lazım ki Türkiye’nin başka yerinde bir Gülistan vakası daha yaşamayalım”
Gülistan Doku davasını ve yargı bağımsızlığı meselesini değerlendiren Babacan şunları söyledi: "Bir söz vardır, biliyorsunuz, 'Geciken adalet, adalet değildir.' diye. Maalesef Türkiye'de kadın cinayetleri, kadına şiddet çok büyük bir mesele. Bunların bir kısmı aile içinde kalıyor, örtbas ediliyor, bazıları yerelde bir şekilde üstü örtülüyor. Tam da devletin olması gereken yerde. Devletin kimin yanında olması lazım? Devletin zayıfın yanında olması lazım. Zaten gücü olan, parası olan, etkisi olan bir şekilde işini hallediyor. Devletin görevi, adalet dediğimiz kavram; zayıfın yanında durmak. Haksızlığa uğramışın, zulme uğramışın yanında durabilmek… Adaletin en büyük fonksiyonu bu. Tam da böyle bir dönemde öyle anlaşılıyor ki dönemin valisi de tutuklandığına göre… Gerçekten her açıdan ele alınması gereken bir meseledir. Özellikle o dönemin İçişleri Bakanı'nın bu konuya nasıl, nerede, ne kadar müdahil olduğu, olup olmadığı ve bu işin nasıl böyle 6 yıl boyunca üstünün kapatılabileceğinin masaya yatırılması lazım. Bütün sorumluların ortaya çıkması lazım ki Türkiye'nin başka yerinde bir Gülistan vakası daha yaşamayalım."
“Umarım ki bu olanlar Gülistanların böylesine zulme uğramasının, böylesine katledilmesinin önlenmesine vesile olur”
"Umarım ki bu olanlar bir daha Gülistanların böylesine zulme uğramasının, böylesine katledilmesinin önlenmesine vesile olur. Tunceli Başsavcısının yaptığı çok önemli bir çalışmadır. Ama şunu da not düşmek istiyorum: Savcının, başsavcının yaptığı bazı açıklamalarda bakana teşekkür etmesi, bakana refere etmesi de tarafsız bir yargıda olmaz. Tarafsız bir yargı sisteminde Adalet Bakanı'nın dosya bazlı müdahale yetkisi yoktur. ‘Adalet Bakanı izin verdi, yapıyorum. O desteklediği için ben bunu yapıyorum. İzin vermeseydi, desteklemeseydi yapamazdım’ gibi bir intiba çok çok yanlış. Gerçekten başsavcımız güzel bir iş yaptı, devam ediyor. Ama bu duruşunu bağımsız olarak yaptığını, kimseye sormadan, kimseden izin almadan bunu yapabildiğini ortaya koyması çok daha kıymetli olur. Bakanla başsavcı arasındaki bu iletişimi ben son derece sakıncalı gördüm. Olması gereken başsavcının re'sen gereğini yapması ve 'Ben bunu başsavcı olarak yaptım arkadaş. Ben bunu kendim yaptım, kimseden izin almam gerekmiyordu, kimsenin talimatı da gerekmiyordu. Benim zaten yetkim var, ben yetkimi kullanıyorum' deyip geçebilmesiydi. Bu olmadı, ona üzüldüm. Ama 6 sene sonra da olsa dosyanın tekrar açılması, tekrar bu işin üzerinde durulması, sonuçta artı eksi muhasebe yaptığımızda yine de faydalı."
"Şu anda Türkiye'nin ekonomiyle ilgili en önemli önceliği adalet ve hukukun tecellisidir"
Ekonominin önceliklerini değerlendiren Babacan şunları söyledi: "Şu anda Türkiye'nin ekonomiyle ilgili en önemli önceliği adalet ve hukukun tecellisidir. Çünkü ne kadar adalet, o kadar ekonomi, ne kadar hukuk, o kadar ekonomi. Her gün siz hukuku çiğneyip her gün adaleti katledip ekonomide başarı oluşturamazsınız. Mümkün değil. İstediğiniz kadar teşvik açıklayın, istediğiniz kadar ben vergi almayacağım deyin. Mümkün değil. Öncelikle ülkede bu hukuk ve adalet zemininin sağlamlaşması lazım. Öngörülebilirlik olması lazım. Dönüp adalet ve hukuk tarafını düzeltmeden Türkiye'nin ekonomisi iyileşmez. Mümkün değil. Beyhude uğraşıyorlar şu anda. Havanda su dövüyorlar. İmkansız. Önce o tarafı bir toparlamak lazım."
“Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde uygulanan ihale mevzuatını getirip burada uygulaması lazım”
"Ekonominin kendisinde öncelikle şu israfı bir durdurmak lazım. Bakın, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde uygulanan ihale mevzuatını aynen getirip burada uygulaması lazım. Şu anda 28 ülke ortak bir ihale kanunu uyguluyor Avrupa'da. Bunun hemen derhal Türkiye'ye getirilmesi lazım ve uygulanması lazım. Bakın biz inşallah göreceksiniz bir ayda çıkaracağız bunu. Bir ayda. En geç 3 ayda uygulamaya sokacağız ve tasarruf nasıl sağlanır, kaynak nasıl sağlanır o zaman göreceksiniz. Birinci iş mutlaka tasarruf ve kamu ihale yasasının hemen yapılması. Başka ne yapılması gerekiyor? Şu kamu yöneticilerinin bir gözden geçirilmesi gerekiyor. Biz bir ayda bütün kurumları ayağa kaldırırız. Ekonomiyle ilgili topu topu zaten 10 tane temel kurum vardır. 10 tane dürüst, ehil ama çalmayan, çaldırmayan yöneticiyi koyacaksınız. Bakın kurumlarınıza aşağıya doğru; düzgün, dürüst kim varsa dursun. Ama sıkıntılı gördüğünüz kişileri çekin kenara, sağlam görevlendirme yapın."
“Biz yaptık, daha iyisini yaparız inşallah”
"En geç 2 yılda enflasyon tek haneye iner. 2002'de Hazine Bakanı olduğumda ve iki yılda biz paradan 6 sıfır atacağız dediğimde 'Ya bu olmaz, 34 yıllık enflasyonu siz mi düşüreceksiniz?' demişlerdi. Ama yaptık. 2 senede tek haneye indirdik. 10 yıl boyunca tek hanede tuttuk. Nasıl yaptık? Tasarrufla yaptık. Nasıl yaptık? Dürüst ve ehil kadrolarla yaptık. Nasıl yaptık? İyi bir koordinasyonla, iyi bir istişare mekanizmasıyla yaptık. Dolayısıyla biz boşuna konuşmuyoruz. Biz yaptık, daha iyisini yaparız inşallah. Çok daha iyisini yaparız."
"Hem iktidara hem de ana muhalefete mesafeli yeni bir alternatif inşa ediyoruz"
İttifak siyasetini ve alternatif inşa sürecini değerlendiren Babacan şunları söyledi: "Biz hem iktidarla mesafeli ama hem de ana muhalefetle mesafeli yeni bir alternatif inşa ediyoruz. Ve bu yeni alternatifin inşasında da başka siyasi partilerle de görüşüyoruz. Tabii en yakın görüştüğümüz siyasi partiler de Yeni Yol'da, ortak grupta beraber yakın çalıştığımız siyasi partiler. Ve bu çalışmaların sonucunda bu ortak grubun sadece bu haliyle değil, daha da genişlemiş haliyle bir ittifaka dönmesi ve bu ittifakın da ortak listeler ve ortak adayla seçimlere gitmesi de işin doğal akışında var. Ben bunu da görüyorum. Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili konular tabii ki önümüzdeki aylarda konuşulur. Bu gayet doğaldır. Mevcut sistemde başkanlık sisteminde eğer bir siyasi parti iddialıysa, 'Ben Türkiye'yi yönetmeye adayım' diyorsa bu iddianın somutlaşmış hali o partinin genel başkanının cumhurbaşkanı adayı olmasıdır. Dolayısıyla biz bunu zaten iki yıldır söylüyoruz. ‘DEVA Partisi'nin cumhurbaşkanı adayı kendi genel başkanıdır’ diyoruz."
“’Bir olun, beraber olun’ talebini iktidara da ana muhalefete de mesafeli yeni bir alternatif inşasında görüyoruz”
"Gittiğimiz her yerde iktidardan zaten ciddi bir yorgunluk var, bıkkınlık var, bir değişim iradesi var. Ama ana muhalefet partisinin de hem içinde bulunduğu bu şartlar, yoğun bir saldırı altında olması; ama bir yandan da strateji konusunda, ne yapmak istedikleri konusunda henüz ortaya net bir tablo koymamış olmaları, insanları ister istemez yeni bir alternatife doğru yönlendiriyor. Ve bize 'Ya ne olur. Bir olun, beraber olun, artık bir değişim olsun' diyorlar. İşte o ‘Bir olun, beraber olun’ talebini iktidara da mesafeli ama ana muhalefete de mesafeli yeni bir alternatif inşasında görüyoruz ve Türkiye'nin gerçek çıkışının da ancak öyle olabileceğini düşünüyoruz."
“Türkiye artık Çin ve Amerika ile birlikte dünyanın ilk 3 büyük ekonomisinden birisi olmaya da adaydır”
"Ülkemiz çok büyük ve çok güzel bir ülke. Dünyada 100'den fazla ülkeye gitmiş, görmüş, gezmiş bir insan olarak söylüyorum. Çok büyük ve çok güzel bir ülkemiz var ve bu büyük ve güzel ülke her açıdan ama her açıdan dünyada ilk üçe girmeye aday. Diplomatik misyon sayısı açısından; büyükelçilik ve başkonsolosluk sayımız, ki ben Dışişleri Bakanı iken özellikle Afrika'da çok hızla artırdık, 12'den 44'e çıkarttık; şu anda diplomatik misyon sayısı, büyükelçilik ve başkonsolosluk sayısı olarak üçüncü ülkeyiz. Çin, Amerika, Türkiye. Ekonomide ilk 10'a zaten çoktan girmemiz gerekiyordu. Eğer aynı hızla devam etseydik hukukta, adalette ilk 10'a girerdik. Ama ilk 10'u bırakın, Avrupa duruyor. Büyümüyor artık. Türkiye inşallah büyümeye devam edecek ve çok da uzak olmayan bir süre içerisinde inşallah dünyanın en önemli 3 ekonomisinden birisi olacak. Bizim hedefimiz artık ilk 10 değil. 2012'deki hedefi ilk 10 olan bir ülkenin artık bugün için hedefi ilk 3'tür. Şöyle ya da böyle, er ya da geç... Çünkü duran bir Avrupa'nın yanında hızla büyüyen bir Türkiye artık Çin ve Amerika'dan sonra dünyanın ilk üç büyük ülkesinden biri olmaya da adaydır. Ve bunun olacağına ben gönülden inanıyorum. Doğru adımları atmak lazım. Er ya da geç, belki biz göremesek bile çocuklarımız o günleri görür. Ama onun zeminini bugünden hazırlamamız lazım ve o sağlam güzergahta ülkenin yürümesi lazım. Biz çalışacağız ve inşallah milletimizin de desteğiyle ülkemizi layık olduğu noktalara çok hızlı bir şekilde ulaştıracağız."