Serbest Kürsü

Görüşlerinize Değer Veriyoruz

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak ülkemizi daha güzel günlere kavuşturmak için yola çıktık. Dilerseniz siz de “Serbest Kürsü”ye görüşlerinizi yazabilirsiniz..

“Liyakat” ın anlamı nedir? Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, bir işi yapabilecek yetenekte olma, yeterlik” olarak açıklanmış. Kendi kendime sordum : Evimdeki bir eşyam arızalansa ustalardan kimi tercih ederim? Yaptığı işi yüzüne gözüne bulaştıran, bana her zaman sadık olan arkadaşımı mı, yoksa adını duymadığım ama dostlarımın bana “aradığın iyi usta budur, gözün arkada kalmaz” dedikleri kişiye mi teslim ederim? Bir örnek daha: Çocuğumun eğitimcisini seçme özgürlüğüm ve yetkim olsa kimi seçerim? Cahil ve arkadaşım olan öğretmeni mi, bilgisini ve tecrübesini ispatlamış liyakatli öğretmeni mi? Nisa Suresi 58. ayetinin Diyanet meali : “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” Diyanet’in tefsirinden bir kesit : “Burada emanetin yerine getirilmesi, ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi yönündeki emirlerin muhatapları genel olarak bütün insanlar, özel olarak müminler ve daha özel olarak da yöneticiler gibi emanet ve adaletten kamu adına sorumlu olan şahıslar ve kurumlardır." Toplumun önderleri işinin ehli olan liyakatli insanlardır. İş bilmezler, cahiller hiçbir zaman önder olamamışlardır. Kendilerini önder olarak tanıtan liyakatsizler ise o toplumu uçuruma sürüklerler. Bu yorumu niçin yazdım? : DEVA Partisi’nin programını okumaya başladığımda gördüm ki; “liyakat” kavramından sıkça bahsedilmektedir. Bir yorumcu ise liyakatin gerekli olmadığını yazmış. Amacı sondaj mı, kinaye mi, gerçek düşüncesini açıklamak mı? Gerçek düşüncesi olduğunu varsayarak, bu yorumcunun düşüncelerine katılmadığımı bildirmek istedim.

16.05.2020 / 15:27

3
Fethi Gönen Kocaeli , Mühendis

Yerel yönetimlerde ülkemizin durumu ne kadar kötü. Bu gün ülkemizde yerel yönetimlere seçilen insanlar belediye başkanları halktan kopuk, sadece mevki peşinde,milletvekilliği veya parti içinde bir yerelere gelmek için basamak olarak gördükleri koltuklar olarak bakıyorlar. Evet merkezi yönetim birincildir ancak güçlü bir yerel yönetim merkezi besler. 1994 yerel seçim sonrası Refah Partisi yerel yönetimlerinin bu gün AK Partinin iktirada gelmesindeki ilk ateştir. Bir belediye başkanı bir ilçe başkanı o ilin o ilçenin havasını, suyunu bilen kişi olmalıdır. Yerel olmalıdır. Yaşadığı yeri yöneten kişi güçlü örgütü ve projeleri ile çok daha iyi yönetir. Bu gün günümüzde yerel yönetim seçimlerde o yörenin halkı hiç tanımadığı bir adaya sırf diğer partiye oy vermesin diye oy vermektedir. Bu sayı azınsanmayacak kadar çoktur. DEVA Partisi olarak teşkilatlandığımız bu günlerde "müşterekler siyasetini" yerelde ele almamız gerektiğini düşünüyorum. Bir yerin müşterekleridir orayı yaşatan canlı tutan. Müşterekler siyasetinde halk bizzat kendisi iyi yönetilmek ister , yönetime gönüllü katılır. İl başkanı, ilçe başkanı , il/ilçe örgütü kendi müştereklerinden ise onlari benimser aynısı belediye başkanı içinde geçerlidir. Projeler kendiliğinden ihtiyaçyan doğar hayata geçirilir. DEVA Partimizin güçlü merkezi yönetimine güçlü ve bu minvalde yerel yönetim anlayışı getirmesini çok isterim ve bunu umut ediyorum. Herkese sağlıklı günler dilerim.

17.05.2020 / 02:38

3
Ersan Arsen Hubeseryan İstanbul , Avukat

Ali Babacan Hareketi çok kısa zamanda toplumum geniş kitlesinden kabul görmüş ve yarına dair umutlarımız olmuştur. İçinde bulunduğumuz sıkıntılı sürecin anahtarı olacak sayın Babacan enerjisi bilgisi ve tecrübesi ile emin adımlarla iktidara yürümektedir.Allah yar ve yardımcımız olsun.

17.05.2020 / 21:31

3
Ömer Koç İstanbul , Esnaf

Selamlar, Çok çok çok kolay gelsin öncelikle :) Programlara ya da sosyal medya paylaşımlarına ya da röportajlara baktığımda sürekli olarak gelecekle ilgili planlar duyuyoruz. Umarım hayata geçecek planlar bunlar. Ama benim merak ettiğim mevcut olanı gelecek planlarınıza nasıl dahil edeceğiniz çünkü gözükmüyor :( Mevcut olan derken hemen her sorun noktasında yanlışın birikmişleri var. yüzlerce niteliksiz özel okul ve üniversite ne olacak? Yönetmeye başladığınız gün buralarda okuyan yüz binler aileleri ne olacak? Okulların finansal stabilitesi nasıl kontrol edilecek? Devlet garantili projeler ne olacak? Ne yazık ki eğitimle, misinformation ile kendi hataları olmasa dahi dünyaya vizyon olarak entegrasyonu zorlaşmış toplum ne olacak? İstanbul'da boş bekleyen yüz binlerce konut ne olacak, hakimlik gibi çok önemli bir mevkiye yerleşmiş ne yazık ki binlerce ehil olmayan kişi, ihtiyacı karşılamayan ve ara eleman eğitimi gibi kritik bir konuyu baltalayan fazla imam hatipler kolluk kuvvetlerinin topluma eşit davranmayan kadroları ne olacak gibi gibi bir sürü birikmiş sorun.. Tüm kurumları yeniden ayağa kaldırıp yerel ve küçük ehil yönetimlere bunları bıraksanız da bu birikmişliği hayallerinizle nasıl entegre etmeyi düşünüyorsunuz? Bir de 2010 referandumunun hsyk değişikliği ile Türkiye'ye yaptığı kötülüğü hiçbir şeyin yapmadığını düşünürüm yıllardır özellikle yargının bu sayede nasıl bir silah haline geldiğini görünce. Kişiliğini kimliğini bilmem ama o zamanın adalet bakanının adalet ile ilgili vizyonunuzu nasıl hayata geçirmesini planlıyorsunuz. Biz eskiden oturduğumuz koltuklarda karşı çıkmıştık cümlesi pek çalışmıyor. Gerçek olup olmaması konu değil ama ne gördüğümüze bakarsak kendisi hsyk yapısının değişmesi esnasında adalet bakanıydı, 3 dönem kuralı yüzünden ayrıldı şimdi adaleti yeniden yapılandırmaya aday bir önceki yapılandırmanın sonuçları bu kadar acıyken... Çok konu var ama karakter sayısı az :) bir kez daha kolay gelsin, zamanınız için teşekkürler.

18.05.2020 / 12:30

3
Umut Kılıç İstanbul , Danışman

Herkese merhaba, Partinin kurulacağı konuşulmaya başladığı ilk günlerden beri takip ediyorum.Parti yönetiminin kimlerden oluşacağı,oluşan yönetimin deneyimleri ve vizyonu ve de en önemlisi bu ekibin Türkiye için ne kadar umut vereceği ne hayaller kurduracağı benim için önemli bir nokta idi.2002 yılında ak partinin en önemli avantajlarından biri önemli bir deneyimle ekibe sahip olması idi.Ülke insanı o dönem o deneyimi,o ekibi o umuda satın aldı.Sonrası malum burada o noktaya değinmeyeceğim.Bu gelinen süreçte ülke insanı bence önce adalet sonra eşitlik duygusunu en önemlisi de umudunu kaybetti.Gençler,kadınlar,anneler ve babalar evlatları için var olan umutlarını kaybettiler.Bu sadece ekonomik bir kayıp olmadı aslında asıl kayıp duygulardaki kayıp oldu.Ali Babacan'ın dediği gibi ekonomik kayıplar doğru ekip ve yöntemlerle kısa sürede çözülebilir.Ancak ülke insanının yaşadığı bu duygusal kırılma,geleceğe dair umutsuzluk önümüzdeki en büyük engel.Bu sebeple bizlere dayatılan kavga ve nefret dili,popülist ve hiçbir bilimsel gerçekliğe dayanmayan söylemleri halkın gündeminden çıkarmalıyız.Artık adaleti,eşitliği ve doğru ekonomiyi konuşmalıyız.Ülkeyi yönetenlerin enflasyonunu değil yaşadığımız gerçek enflasyonu,gerçek işsizliği konuşmalıyız.Az öce 140 journos youtube kanalında 'sakın kader deme' isimli videoyu seyrettim.Bence bu dönemdeki en başarılı paylaşımlardan biri olmuş.İzlenme sayıları da beni teyit ediyor.Gerçekleri yalın,anlaşılır bir biçimde güvenilir bir biçimde anlatmaya devam etmeliyiz.Kadroları doğru seçmeli,liyakati en önce bu kadrolarda sonra da ülke bazında ilk kriter haline getirmeliyiz.Önce inanmalı sonra yaşamalı sonra da ülke insanına bunu inandırmalıyız.Bu başarılabilir daha önce başarıldı günümüz dünyasında başarılmaması için hiçbir sebep olmadığını düşünüyorum.Bu benim bir siyasal hareket için ilk paylaşımımdı.Bu ülke için kafa yoran bir birey olduğum halde beni heyecanlandıran bir oluşum olmamıştı.Benim gibi milyonların olduğunu unutmayalım...

18.05.2020 / 13:30

3
Serkan Duman Sakarya , Yönetici

Kolay gelsin dileklerimle Üniversiteler malesef liyakatsız hocalarla dolmuştur. Bu konuda amerikan sistemi kopyalanabilir. Bu sistemde ünvanlar prof, doç vs üniversiteye ait oluyor objektif kriterlerle düzenli aralıklarla bu ünvana sahip olanlar denetleniyor bu da ünvan sahiplerinin kendisini sürekli yenilemesini gerektiriyor. Malesef şu an benim görüşümce üniversiteler çürümüş durumda!! Acil olarak öğretim üyesi sisteminin değişmesi gerekiyor. İkinci konuda üniversite sayısının artması sadece nicelik artmış nitelik malesef azalmıştır. Niteliğin artması için üniversite kontenjanlarının azalması gerekiyor hatta bazı üniversitelerin kapanması gerekiyor. Örneğin öğretmenlik fakültesi açıp gereklik fazlalıkta mezun vermenin bir anlamı yok. Teşekkürler

18.05.2020 / 22:08

3
Gökhan Derebeyi İstanbul , Akademisyen

Barış Manço şarkılarından biri olan NANE LİMON KABUĞU şarkısında "BİN DERDE DEVA GELİYOR" kısmını melodisiyle beraber seçim zamanında hatta şimdiden kullanmanızı nacizane öneririm. Sevgi ve Saygılarımla...

03.07.2020 / 20:15

3
Muhammet Halil Özden İstanbul , Yazar

Ülkemizin ve insanlarımızın içerisinde bulunduğu bu sıkıntılı süreçte bir kez daha görüyoruz ki en büyük ihtiyacımız kesinlikle demokratik atılımlardır. Geleceğimizin yegane belirleyicisi bugün atılan adımlardır. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden yeni mezun olmuş genç bir insan olarak sadece günü kurtarmaya yönelik özünde kayıp bir mesai harcamaktansa ülkem ve insanlarımız için mevcut donanımımı arttırarak,okuyarak, araştırarak, çoğulcu ve çözüme odaklı bir bakış açısıyla daha verimli bir demokrasi ve adalet mesaisine emek vermeyi yeğliyorum. Ben özellikle referansı olmadan emeğinin karşılığını alamayacağını bildiği için umudu kırılan, hayal kurmaktan korkan ya da düşünceleri ve istekleri sadece hayal dünyasında kalan, atılım gerçekleştiremeyen Türkiye Cumhuriyeti gençlerinden sadece birisiyim. Ve temennim; inandığım değerlerin en önemlisi olan insan hakları, demokrasi ve adalet kavramlarına gençliğimin verdiği enerji, yaratacağı sinerji, daima arttırılması gereken bilgi birikimi ve donanıma sahip olma bilinci ve Sayın Ali Babacan'ın yol göstericiliği ile jenerasyonumun genç kadın sesi ve desteği olabilmektir.

07.07.2020 / 19:27

3
Ebru Kocaaslan Gaziantep , Asistan

Kurulmasının üzerinden tam 4 ay geçen ve bu kısa sürede Türk siyasi hayatına özgün bir değer katan DEVA'nın memlekete hayırlı olmasını temenni ederim. Yozlaşan ve keyfi yöneten iktidar bu sefer zorlu bir rakiple başbaşa kalacak. Zira bugüne kadar DEVA, günlük siyasetle meşgul olacağına idari ve iktisadi olarak umumi ve doğru temaslara dokunarak iktidara karşı hamle yapmakta. Hülasa çok konuşan değil, icraat yapacak bir parti izlenimi veriyor. DEVA Partisinin programına ve kadrolarına bakınca Türkiye Cumhuriyeti siyasal tarihinde nadiren bulunan liberal demokrat-muhafazakar çizgide bir parti olacağı izlenimi veriyor. Naçizane önerim; iktidar ve muhalefet haricinde üçüncü bir tercih olarak kendilerini göstermeleridir. Zira unutmamak gerekirse kararsız seçmenin mühim bir kısmı ideolojik saiklerle hareket etmeyen iktidar partisi seçmenleridir. Bu yüzden yeri geldiği zaman muhalefete karşı sert çıkışlar yapması gerekirken, yeri geldiğinde de iktidarla uyumlu bir şekilde hareket etmeleri gerekmektedir. İşte o vakit potansiyelinin üzerine çıkacaktır. Aksi takdirde tek bir kişiye odaklanıp sadece ona karşı politika ve söylem üretme sığlığına düşerse kararsız seçmen yine iktidara yönelerek bu sefer DEVA'yı potansiyelinden edecektir. Velhasıl kelam mevcut iktidarın ne yanında ne de karşısında, uzağında konumlanarak iktidara adım adım yürüyecek olan partidir. Yolun açık, ömrün uzun olsun DEVA

09.07.2020 / 12:29

3
Faruk Doğan Karaman , Araştırmacı

Kalkınmanın, taciz-tecavüzlerin, yolsuzlukların ve liyakatsizliğin; kısaca herhangi bir ülkenin tüm sorunlarının çözümü eğitimdedir. Bu konuda bana kalırsa ilk yapılması gereken şey de insanlara dünyanın çok hızlı değiştiğini öğretmek. İkinci yapılacak şey ise cahilliğin günümüz dünyasında bir seçim olduğunu öğretmek. Bunu söylediğimde köyde yaşamış eğitim alamamış insanlar bana kızıyor. Çok zenginmişim, tüm yollar önüme açılmış ve ya yüksek yerlerde tanıdığım varmış gibi davranıyorlar ve okuyamadık diyorlar. Ben ise cevaben: "Pekii neden şimdi okumuyorsun?" dediğimde "Evde bakmam gereken bir aile var. Çalışmam gerek." diyorlar. Okumak için illaki okula gitmek mi gerek? Çalışıyorum diyen büyüklerimin ellerinde telefon var. Sosyal medyada ayıracağı vakti biraz azaltıp, o kazandığı süre zarfında bir şey hakkında bilgi edinemez mi insan mesela? Ya da eve gelince televizyonu açıp bir şeyler izlerken reklam aralarında kendini geliştiremez mi? İlle de bir konuyu öğrendin diye onaylı belge mi almalı? İnsanlara kendini geliştirmenin ne kadar da basit olduğunu ve sadece biraz emek istediğini anlatmamız gerek. İşte ancak bunu başardığımız zaman güzelim vatanımızı ne dış güçler ne de içten bölmek isteyen güçler başarılı olabilecektir.

20.07.2020 / 20:50

3
Bedirhan Yılmaz Çanakkale , Öğrenci