Serbest Kürsü

Görüşlerinize Değer Veriyoruz

Demokrasi ve Atılım Partisi olarak ülkemizi daha güzel günlere kavuşturmak için yola çıktık. Dilerseniz siz de “Serbest Kürsü”ye görüşlerinizi yazabilirsiniz..

DEVA Partisi yönetimine ve tüm teşkilatına selam ve saygılar. Ülkemizde her alanda bu kadar sorun varken acaba neden kriz çıkmıyor diye düşünenler var. Kriz, genel tanımıyla ekonomik göstergelerin kötüleşmesiyle başlayıp ekonominin işleyiş biçimini bozan ve geleceğini etkileyen olumsuz bir durumu ifade eder. Ekonomik kriz bir çok nedenle ortaya çıkar, enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, büyümenin düşmesi, cari açık ve bütçe açıklarının oluşması krizin varlığı anlamına gelir. TÜRKİYEDE BU KRİZ HALLERİNİN HEPSİ YAŞANMIŞTIR. Türkiye de kayıt dışı varlıklarla sistem dışı varlıkların toplamının yaklaşık 500 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu kayıt dışı ve sistem dışı varlıkların bir bölümü kriz hallerinde sisteme giriyor ve sistemi batmaktan kurtarıyor. İşler düzeldikten sonra yavaş yavaş aynı yöntemle sistem dışına çıkıyor. Ancak son yıllarda geldiğimiz dönemde yaşanan krizlerin çözümü o kadarda kolay görünmüyor. Çünkü bugün ekonominin işleyişini bozan tüm etkenler mevcuttur. Ülkemizde risklerin artması dolayısıyla itibar ve güven kaybı algısı vardır. risklerin düşmesi , güven ve itibarın oluşması için ülkeyi yönetenlerin değişmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Sevgiler ve Selamlar...

08.09.2024 / 17:19

7
Zeki Çelik İstanbul , Ekonomist

Ülkemiz malum ekonomik olarak zorluk çekiyor kamuda ve özel sektörde israf çok var özellikle kamuda daha fazla olduğunu görüyoruz ülkenin en küçük içindeki vali en küçük ilçe kaymakamamının makam araçlarının değerleri malum tabiki devlet büyüklerimizdir binebilirler ama milyonluk araçlara gerek olmadığını görebiliyoruz halk olarak avrupada veya diğer gelişmiş ülkelerin cumhurbaşkanları başbakanları bile kuruma bisiklet ile veya düşük modeli araçlarla gidiyorlar bizim ülkemizde neden olmasın vali kaymakam motora düşük modeli araca binse eksilirmi halk saygı mı duymaz duyar bal gibide duyar duyarız biz halkız vatandaşı valimiz kaymakamız devleti temsil eder biz bindiği arabaya göre onlara saygı duymuyoruz devleti temsil ettikleri için saygı duyuyoruz be duyacağız lütfen sadece araçlar için değil bazı devlet kurumlarının müdürlerin odaları 60, 90 metrekare odası olan var alt tarafı bir çalışma masası ve karşısında 2 sandalye nedir bu israf koskoca japon imparatorunun odasını gördü bu halk bizim cumhurbaşkanımızı o odada tahta sandalyede misafir etti ve kendiside o sandalyeye oturdu biz israfa devam ettiğimiz sürece önünü kesip üretime geçmediğimiz sürece bu ekonomik sıkıntılar problemler olacak bunu herkes biliyor Deva partimizden istediğimiz bu israfın önüne Babacan başkanımızın dediği gibi bunlar hallolur diyor bence inanıyorum ki halolacak size güveniyoruz ve sonuna kadar destek vereceğim artık o araçları o odaları görmek kanımıza dokunuyor biz gençler olarak bu kadar işsizliğin içinde onları bu arabalar ile gezerken o geniş odalarda otururken görürken içimiz acıyor biz gençler o makamlara gelirsek ileride biz istemiyoruz o arabaları odaları biz tahta sandalye istiyoruz biz düşük model araba istiyoruz yeterki ülkemiz gelişsin ekonomik olarak büyüsün varsın biz lüks arabaya binmeyelim büyük odalarda oturmayalım teşekkür ediyorum bize buraya özgürce yazma hakkı verdiğiniz için saygı ve sevgilerimizle.

21.04.2020 / 21:25

7
Beytullah Savcı Ordu , Muhasebeci

Allah'ın selamı üzerinize olsun kıymetli kardeşlerim.Allah bizim yaptığımız olan davamızdan ilerleme sürecinin kesintisiz olarak devam ediyoruz.Biz Kendi partimize ve davamıza kıymet vermesek sonbahar yaprağı gibi kopup dagılırız.Allah Kur'an'ı Kerim'de müslüman müslümanın kardeşidir biz Müslüman olarak birliğimizi birliğimizi korursak inanın kardeşlerim kısa zamanda çok yol alırız. Teşkilat ve teşkilatlarımız bizlere kıymet ve değer eksikliğini hissetmesinler. İnşallah milletvekillerimizde olacak belediye başkanımızda olacak.yeterki birbirimize sarılmak ve kardeş olmak gerekir.Allahın rızasını kazanmaktır davamız derdi olana deva olmaya geliyoruz.

02.05.2020 / 03:55

7
Bayram Keser Bursa , Teknik Eleman

Merhaba. Öncelikle DEVA Partisinin, Türkiye'nin hiçbir zaman içinden çıkamadığı karanlık atmosferden çıkışı için bir anahtar olmasını diliyorum. Ben de bir genç olarak bu karanlık atmosferden dolayı geleceğe, Türkiye'de pek umutla bakamıyorum. Sadece mevcut iktidar partisinden değil diğer tüm siyasi partilerden de artık illallah ettiğimizi düşünüyorum. İnsanların artık ne yöneticilere ne de diğer siyasilere hiçbir güveni kalmamıştır. Bunun nedeni siyasi partilerin kirli, karanlık, dürüstlükten uzak, tutarsız, ayrıştırıcı ve hatta daha ağır olan politikaları ve söylemleridir. Sayın Ali Babacan'ın geçmişteki ekonomi görevi süresince ülkemizi krizlerden kurtardığı açıkça bilinmektedir. Ben DEVA Partisinin iktidarda olduğu bir Türkiye'yi açıkçası çok merak ediyor ve istiyorum. Din, dil, ırk meselelerinden artık herkes çok yoruldu ve hatta şunu söyleyebilirim; gençlerin ve gelecek olan nesillerin de bu konuları pek umursamadığı, yani dine, dile, ırka bakmadan insanlara yaklaştığı açıkça görülmektedir. Ülkemiz, kurulduğu günden bu yana, siyasilerin yanlış politika ve kararlarından dolayı hep yerinde saymıştır. Hatta bazı konularda gittikçe geriye gittiği de her kesimden vatandaşın bildiği bir gerçektir. Benim isteğim ve beklentim şunlardır artık DEVA Partisiyle yönetilen gerçek anlamda "yeni" Türkiye'den: 1-) Artık bazı belli yerler haricinde, ülkenin hiçbir yeri ağaçsız beton yığını, okulsuz ıssız köy olarak kalmasın. Çarpık kentleşmenin önüne kentsel dönüşümle geçebilirsiniz fakat vatandaşın nefes alabileceği doğayı yeniden var etmeden bu iş olmaz. 2-) Yine üretimde hep yabancılara değil, biraz da kendimize çalışmalıyız. Yani neredeyse 100 yıldır üretemediğimiz şu yerli arabaları, iş makinelerini, telefon, pc vb. teknolojileri artık üretelim. Ben kendim şaşkınlıkla ülkemizin hala nasıl ekonomik olarak batmadığını anlayamıyorum. 3-) Eğitimi sadece bilim, teknoloji, sanat, spor, ekonomi ve felsefe üzerine inşa edemez miyiz? Belki biraz da tarih?

31.03.2020 / 15:42

7
Enes Çakas İstanbul , Öğrenci

Merhaba AKP ve MHP'nin getirmiş olduğu ucube sistem maalesef ülkeyi uçurumun kenarına getirdi bu sistem değişmeli. Tekrar parlamenter sisteme gidilmeli,siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı. Düşünce özgürlüğünün önü açılmalı hiç kimse düşüncesinden dolayı yargılanmamalı ve kadın cinayetleri artık son bulmalı... Kadına şiddet cezası ağırlaştırılmalı, Türkiye'de hiç kimse kendini güvende hissetmiyor çünkü ülkeye her türlü insan girmiş dışarda gelenleri geri gönderilmeli özellikle Suriyelileri kendi ülkesine Hayri olmayan bize mi hayrı olur bir avuç asalak insanı beslemek hele ki vatandaşlık vermek akıl kârı değildir... Güçlü bir Türkiye için hep birlikte çalışmalıyız dertlere DEVA olmaliyiz...

30.05.2020 / 10:06

7
Zeydin3 Kar Van , Serbest Meslek

"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözünün anlamı nedir? Edebali'nin Osman Bey'e tavsiyesi. Bu sözün nihai amacı, vurguladığı en üst değer, hümanizm mi yoksa devletin bekası (yaşaması) mı? Bu sözü söyleyen ne tavsiye ediyor? İnsana değer verilmesini. Hangi gerekçeyle, yani neden bunu tavsiye ediyor? Hümanist felsefi, yada dini kaygılarla mı? Hayır. Devletin bekası için. Nihai ve en üst amacı devletin bekası. Aynı zihni işleyiş şu cümleyi de kurabilir "insan haklarını kısıtla ki devlet yaşasın". İnsan merkezli değil, devlet merkezli düşünme biçimi. 2001'de de pek tutmamıştım bu sözü. Ama devletçi muktedirleri tavlamak için "insan hakları istiyoruz ama, bunu devletin bekası için istiyoruz, insanların çektiği eziyetler neyse de devletin bekası tehlikede" anlamında kullanıldığını düşünmüştüm. Devletin gelenek ve dindeki yeri çok bilinen yanlışa (Galat-ı Meşhur) dayanır. Kusal olan devlet, Platon-Hegel devlet anlayışıdır. Türk Töresi ile bu anlayış örtüşebilir mi bilmiyorum. Ama İslam düşünürleri devleti bu anlamda kabul etmezler. İslam düşünürleri daha ziyade modern pragmatik devlet anlayışına yakındır. Devlet, toplu halde yaşamanın ortaya çıkardığı bir zorunluluktur. Bir arada yaşamayı kolaylaştırmaya, hatta mani olan devlet varlık sebebini yitirir. Otomobiliyle duygusal ilişki kurulan bir toplumda, devletle duygusal ilişki kurulması garipsenmemeli aslında. Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu'nun sözüyle bitireyim "Kim kutsal devlet diyorsa, kutsal değerlere küfür ediyordur. Devletin kutsalı olmaz. Kutsal olan insandır, millettir, duygudur. Üç-beş kişinin bir araya gelip kurduğu yönetim organizasyonunun adı olan devletin nesi kutsal"

07.06.2020 / 14:42

7
Özkan Basat Kayseri , Danışman

HUKUK DEVLETİ NEDIR; Istisnasiz herkesin ,(atanmış veya seçilmiş tüm devlet görevlileri,hakim,savcılar dahil)anayasa ve yasalara uymak zorunda olduğu,yasaların eşit uygulandığı,devletin en az maliyetle halka en iyi ve ayrımsız hizmet verdiği,her bir kamu görevlisinin yaptıklarının hesabını verdiği,yargının bağımsız tarafsız ve adaletli olduğu ,herkesin doğuştan ve anayasa ile garanti altına alınan temel hak ve hürriyetlerinin rahatca kullanabildiği,herkesin yasa önünde eşit olduğu,hiç kimse dini,etnik,siyasi veya felsefi sebeplerle ayrıcalıklıveya ayrımcılığa uğramadığı,yalan, yolsuzluk,ISRAF ile vatandaşın ve özellikle devletin zarara uğramadığı sonuç olarak halk devletle ,devletinde halkla barışık olduğu devlet düzenidir. Hukuk devletinde;yargı ayrımcılık ve adaletsizlik yapamaz,idareciler yandasa peşkeş çekilip devlet sayılamayacağı gibi,mülâkat adı altında eşitliğe aykırı kimse ise alınamaz veya işten atılamaz.Devlet sosyal adalet ilkesi gereği ancak kazanandan kazançla orantılı vergi alır.Dogrudan veya dolaylı vergiler adı altında vergi almaz. Devlet gerek kamu hizmetlerinden yararlandırılmada gerek kulfette ayrımcılık yapmaz.Yine sosyal hukuk devleti ilkesi gereği kamu imkanlarından gerçekten zorda olan kesim lere adaletli yardim yapılır. HUKUK DEVLETINE UYAN REJIMLERDE; Devlet ve kamu kurumlarının ;ISRAF yapmayacakları,farklı şekillerde kasayı soymayacaklari,planlı şekilde çalışacaklarından kimseye borcu olmaz.Yargi ve idare yasalara uyup adaletli olduklarında toplumsal baris olacagi,kimseyi suç işlemeye yöneltecek etmen kalmayacagindan;Mahkemelerinde fazla dava olmayacağı gibi ceza evlerindede kimse kalmaz.Bu rejimlerde iş ehline vereceği,ayrımcılık TORPİL olmayacağı için kimde haksız makam mevki geçiş pesindede koşmaz.Toplumun her dini,siyasi,tariki,felsefi kişi ve grupları toplumsal barış içinde olur.Dunyada Demokratik hukuk devletinin olduğu bir çok ulke;ceza evleri mahkum olmadığından kapandığı,eğitimin dünyada ilk sıralarda olduğunu görürüz.

07.06.2020 / 18:47

7
Kadir Talyurt Balıkesir , Avukat

Geçmediğin köprünün, girmediğin tünelin, uçmadığın havalimanının, yatmadığın hastanenin parasını senden almalarını yadırgamadın da… Henüz almadığın kıdem tazminatını senden almalarına mı hayret ediyorsun canım kardeşim? Tee Cibuti'ye cami yaptırdılar diye, Etiyopya'ya türbe yaptırdılar diye gurur duyuyordun, Mursi'ye tiko para iki milyar dolar verdiler, Arakan müslümanlarına para gönderdiler diye övünüyordun, Tanzanya'ya su kuyusu açtılar, Kongo'ya ambulans hibe ettiler, Somali'de gıda kolisi dağıttılar, ramazanda iftar çadırlarında senin paranla sana çorba ısmarladılar diye alkışlıyordun… Bundan böyle bizzat senin kıdem tazminatıyla da hayırlara vesile olacaklar, sevap kazanacaksın, ne mutlu sana değil mi canım kardeşim?

21.06.2020 / 13:33

7
Mustafa Koç Van , Yönetici

Göçmen ve Sığınmacı Politikası Türkiye “Göçmen ve Sığınmacı” politikasında son 18 yılda yol geçen hanına dönmüştür. Resmî kayıtlara göre 5,5 milyon kişi, kayıtsız&kaçak olanlar ile birlikte 7,5 milyon kişiyi barındırıyoruz... Suriye, Afganistan, İran, Irak, Fas, Nijerya, Gana, Senegal, Somali, Ruanda, Eritre, Etiyopya, Türkmenistan, Azerbeycan vatandaşları parasız, işsiz, aşsız, çaresiz bir şekilde ülkemiz topraklarında barındırılıyor. Her konuda olduğu gibi AKAPE bu konuyuda reklam malzemesi haline getirmiştir..! Kendi halkına Aş, iş, barınma imkanı sunamayan AKAPE rezaleti “Göçmen ve Sığınmacı” insanları “kalbura dönmüş” sınırlarımızdan ne olursan ol gel anlayışı ile ülkemize almaktadırlar. Ülke insanının sosyolojisini, psikolojisini, milli gelir kaybını umursamadan, milli kaynaklarımızı şuursuzca bu insanlara pay ediyorlar... Bu eylemlerini sanki “Emine Erdoğan’ın altınlarını bozdurup da kendi şahsi birikimleri ile yapıyormuş gibi piyasaya reklam malzemesi olarak kullanmaktanda utanmıyorlar. Durumun bir diğer boyutu daha büyük tehlike arz ediyor. Ortadoğu’da ajan ve terörist faaliyetleri yürüten dış güçler, sınırlarımızdan “göçmen veya sığınmacı” kılığında özgürce hareket ediyor. SONUÇ; -Bu ülkede vatandaş olmayan herkes elini kolunu sallıyor, ortalıkta geziyor... -Bu ülkede terör örgütü hücrelenme faaliyeti özgürce yürütülüyor... -Bu ülkede tüm Dünya ülkelerinin ajanları at koşturuyor... -Bu ülkenin vatandaşları, göçmen veya mülteciler tarafından soyuluyor, öldürülüyor, tecavüze uğruyor... -Bu ülkenin insanları için harcanması gereken kaynaklar, bu ülke insanının cebinden alınıyor ve ne olduğu belirsiz kendi ülkesine hayrı olmayan katil, tecavüzcü, hırsız, şuursuzca çoğalan göçmen ve mültecilere peşkeş çekiliyor... ÇÖZÜM; -Tüm kayıtlı veya kayıtsız 7,5 Milyon “Göçmen ve Sığınmacı” insanların kendi ülkelerine derhal gönderilmesi -Tüm sınırlarımızın teknolojik sistemler ile donatılması ve tüm kaçak geçişlerin önlenmesi

30.05.2020 / 12:15

6
Mustafa Koç Van , Yönetici

Türkiye Cumhuriyetinde herkes Parti kurma hakkına sahiptir. Ali Bey bu memleketin vatandaşı olduğuna göre en doğal hakkıdır. AKP geçmişi buna engel değildir. Kendisi eleştirileri kabul edip cevap vermiştir. Ben bu partinin üyesi değilim ancak demokratik söz hakkımı kullanıyorum. Kadrosu son derece dinamik ve donanımlı. Deva Partisi ' ne başarılar diliyorum.

30.05.2020 / 22:03

6
Kazım Alper Birinci İstanbul , Yönetici