10 Haziran 2026
Ali Babacan- 10 Haziran 2026
Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekilleri,
Kıymetli teşkilat mensuplarımız,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve şu anda bizleri bu salonda izlemekte olan değerli misafirler,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor,
Yeni Yol Grubu’nun haftalık toplantısına hoş geldiniz;
Sefalar getirdiniz diyorum.
Sözlerimin hemen başında, bu hafta başlayacak olan Dünya Kupası’nda, ülkemizi temsil edecek A Millî Futbol Takımımıza yürekten başarılar diliyorum.
Ay-yıldızlı formayı taşımanın sorumluluğu ve gururuyla sahaya çıkacak tüm futbolcularımıza, teknik heyetimize ve emek veren herkese;
Kendilerine güvendiğimizi ifade etmek istiyorum.
Milletçe dualarımız ve desteğimiz sizlerle.
Ülkemize büyük sevinçler yaşatacağınıza inanıyor, mücadele ruhunuzun ve azminizin başarılarla taçlanmasını temenni ediyorum.
Vurduğunuz gol olsun inşallah.
Yine bu hafta sonu yapılacak olan LGS sınavına girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum.
Uzun ve yoğun bir hazırlık sürecinin ardından, emeklerinin karşılığını almalarını temenni ediyorum.
Bu süreçte büyük fedakârlık gösteren ailelerimize ve özveriyle çalışan öğretmenlerimize de teşekkür ediyorum.
Rabbim gençlerimize zihin açıklığı versin.
Değerli Arkadaşlar,
Avrupa’nın en büyük nüfusuna sahibiz. Avrupa’nın en genç nüfusu sahibiz.
Ama ne yazık ki Avrupa’nın en mutsuz nüfusu da bizde.
Hayat pahalılığıyla mücadele etmek zorunda kalan;
Diploma aldığı halde iş bulamayan;
Hayal kurmaktan vazgeçen bir gençlik var ve biz bunu gördükçe kahroluyoruz.
15-34 yaş arasındaki nüfusumuz 24 milyon.
Genç diye tanımlayabileceğimiz ve iş hayatına katılabilecek bir yaş aralığı bu, 15-34.
Ve bu 24 milyon insanımızın 6,5 milyonu bugün itibariyle ne işte ne de eğitimde. Oran tam %27.
Tüm OECD ülkeleri içerisinde en yüksek oranda bizde.
Düşünün ki; 6,5 milyon insanımız hayatının en verimli, en üretken, en dinamik çağında, 15-34 yaş arasında ve 6,5 milyon insan boşta.
Gerçekten çok yazık…
Bir tarafta iş arayan gençlerimiz var;
Diğer tarafta nitelikli iş gücüne ulaşmakta zorlanan bir iş dünyası var.
Türkiye’nin ihtiyacı, gençleri merkeze alan kalıcı istihdam politikalarıdır.
Yine güvendir, yatırımdır.
Gençlerin, iş aramanın da ötesinde aynı zamanda iş kurabildiği, girişimcilik konusunda yol kat edebildiği bir iklimi oluşturmak da yine ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır.
Burada ne yapılması gerektiğini biz defalarca açık bir şekilde söyledik.
İnanın çok kolay. Çok çok düşük bütçelerle yapılabilecek işler bunlar.
Yapacağınız 1 aylık, 3 aylık, 6 aylık, 12 aylık eğitim programlarıyla ne işte ne de eğitimde olan gençlerimizi yeni alanlarda yetiştirip hayata katmak, iş dünyasına katmak.
Daha geçenlerde Kuyumcular Odası Başkanı heyetiyle beraber ziyaret etti. "Başkanım" diyor, "hazır, iş hazır. Yeter ki eğitilsinler. O eğitimden geçen herkese biz iş bulmayı garanti ediyoruz." diyor.
Gerçekten bunun hâlâ yapılamaması, ihtiyaçla boşta olan gençlerimizin buluşturulamaması en büyük yönetim ayıbı.
Evet, Türkiye'nin sorunları çok büyük arkadaşlar.
Nereye elinizi atsanız, hangi konuda konuşsanız, gerçekten vatandaşlarımız size yüzlerce sorun sıralıyor.
Ama bir numaralı sorun hayat pahalılığı, geçim derdi.
En önemli sorun fakirlik, fukaralık.
Bakın geçen hafta sonu, İstanbul’da bir pazarda, arkadaşlarımız alışveriş yapanlarla sohbet ediyor.
Bu sohbet edenlerden, vatandaşlarımızın söylediklerinden sadece size iki cümleyi aktarmak istiyorum.
Bir vatandaşımız diyor ki: “Fakirdik, fasfakir olduk”
Medeni Bey bir başka vatandaşımıza soruyor: “Nasılsın?” diyor.
Cevap: “Nasıl olduğumu söylersem, beni kelepçe takıp götürürler.”
Ülkenin hali bu, vatandaşımızın durumu bu.
Dertler içinde boğulan, ama derdini dillendiremeyen insanlar.
Türkiye'yi getirdikleri hal bu.
Bakın size kısa bir video göstermek istiyorum:
Yer Van’ın Bahçesaray ilçesi. Tarih 7 Haziran 2026 Pazar.
Yani bundan sadece 3 gün önce…
[VIDEO]
Bu gördüğünüz öyle eskilerden kalma bir görüntü değil.
21. Yüzyıldayız, 2026 yılındayız.
Tam üç gün önce pazar günü haberlere ajansın verdiği görüntüler bunlar.
Çiftçimizin öküz ve kara sabanla toprağı sürmeye çalışıyor.
Belki gençler bilmez;
Kara saban, modern tarım makineleri öncesinde kullanılan araçlarından biriydi.
İlk yerli traktörün 1955’te üretilmeye başladı;
Türkiye'de traktör yaygınlaştı ve traktördü, pulluktu derken artık karasaban Türkiye'de unutulmuştu.
Karasabanı nerede görüyorduk? Tarım müzelerinde görüyorduk. Bir de eski kitaplarda.
O cumhuriyetin ilk yıllarında "Bak ülkenin hali buydu." diye kitaplarda görüyorduk karasabanı.
Çiftçimiz, şimdi imkansızlıklardan ötürü dönmüş eskiye;
Öküz ve sabanla tarlasını sürmeye çalışıyor.
Saban da yeni yapılmış ha dikkat ettiniz mi?
Ağaç falan yeni, pırıl pırıl. Yeniden saban yapmış, iki öküzün arkasına bağlamış, tarla sürüyor.
Az önce çiftçimizi dinlediniz.
Ne diyor:
“Akaryakıt çok pahalı. 21. yüzyıldayız, halimizi görüyorsunuz. Sorsanız uzaya uçuyoruz.” diyor…
Ben buradan seslenmek istiyorum:
Eyy ülkeyi yönetenler! Ülkeyi ne hale getirdiğinizi görüyor musunuz ya?
Hiç mi utanmıyorsunuz?
Bahçesaray’ın yol meselesini bir türlü çözemediniz.
Çiftçiyi yeniden kara sabana mahkûm ettiniz.
Evet, gerçekten yaparsa işte onlar yapar, görüyorsunuz sonucu…
İlçenin nüfusu 20.000’di, 2002'de ilk AK Parti hükümeti kurulduğu günlerde, 20.000’di, bugün 11.000.
Gerçekten diyeceğimiz herhalde tek bir ifade var. Yazıklar olsun.
Değerli arkadaşlar,
Bakın geçen hafta Sayın Erdoğan bir konuşmasında demiş ki:
“Faizin olduğu yerde bereket olmaz”
El hak, doğru.
Ancak, bakıyoruz, bu yıl bütçede faize ayırdıkları kaynak 2 trilyon 742 milyar lira;
Tarıma verdikleri toplam destek 168 milyar lira.
Bu bütçeyi kim hazırladı da Meclise gönderdi?
Bu bütçeyi hazırlayan kim?
Külliye ‘de ayrı bir başkanlık kuruldu biliyorsunuz. Artık bütçe Külliye ‘de hazırlanıyor.
Bizzat Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında olan bir heyet hazırlıyor.
Siz "Faizin olduğu yerde bereket olmaz." Diyeceksiniz, altına imza edip “2 trilyon 742 milyar ben devletin bütçesinden, hazinesinden faiz ödeyeceğim” diye meclise bütçe göndereceksiniz.
Bu samimiyet mi?
Tarıma verilen desteğin tam 16 katını bu yıl faize ödeyecekler.
Tarıma 168 milyar, faize 2 trilyon 742 milyar.
Böylesine büyük bir faiz ödemesinin yapıldığı yerde, tarıma kaynak kalır mı? Bereket kalır mı?
100 yıl sonra siz işte bu milleti yeniden kara sabana mecbur edersiniz.
Unutmayın arkadaşlar,
Onlar unutturmaya çalışsa da, biz unutmayacağız, unutturmayacağız.
2023 seçimlerinden önce ne dediler? Sayın Erdoğan ne dedi?
Meydan meydan dolaştı,
“Faiz indi, daha da inecek” demedi mi?
Seçimden hemen önce Merkez Bankası'nın %10 olan faizini %8,5’a talimatla indirtmedi mi?
Seçimden önce %10’dan %8,5’a indirdiler,
Milletin gözünü boyadılar.
Seçimden hemen sonra hemen sonra; %8,5’ten %50’ye çıkardılar.
Bugün hala %40.
Evet, aldattılar.
Açık konuşmak zorundayız, milleti aldattılar.
Seçimi aldatarak kazandılar.
Tam da bu sebeple ben söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim;
Kazandılar, ama helalinden kazanmadılar.
Helal kavramının unutulduğu yerde, bereket kalmaz.
Helal haramın birbirine karıştığı yerde artık bereket olmaz.
Ne yaparsanız yapın, dikiş de tutmaz.
İnanılır gibi değil gerçekten.
İktidar, üretimi önceleyen bir ekonomi yerine, faizi önceleyen bir anlayışı destekler hale geldi
Bakın, bu ülkede her zaman imalat sanayinde kullanılan elektrik, evlerde, hanelerde kullanılan elektrikten fazla olmuştur.
Yani üretimde kullanılan elektrik, tüketimde kullanılan elektrikten hep fazla olmuştur.
Ancak şu anda bakıyoruz 2023'ten bu yana denge değişti.
Şu anda artık hanelerde kullanılan elektrik sanayi üretiminde kullanılan elektriği geçti.
Bu ne demek? Sanayi geriliyor demek.
Çünkü sanayide kullanılan elektrik arkadaşlar sanayi üretiminin ve üretimden gelen büyümenin en önemli ölçüsüdür.
Memlekette kayıt dışı olabilir, bazı sektörlerde farklı şeyler olabilir ama elektrik tüketimi yanıltmaz.
Elektrik tüketimi sistemden geçtiği için, devletin iletim sisteminden geçtiği için kim ne kadar tüketiyor bilirsiniz.
Biz eskiden kayıt dışının en yoğun olduğu dönemde ne yapardık? Burada OSTİM' in elektrik tüketimini çok önemli bir gösterge olarak alırdık.
Ben her ay arardım Orhan Bey'i. Derdim "Orhan Bey elektrik tüketimi nasıl?"
Eğer aydan aya artıyorsa bilin ki işler iyiye gidiyor.
Elektrik tüketiminde zayıflık varsa üretimde zayıflık var.
Gerçekten bakın tarihimizde ilktir, 2023'ten bu yana artık sanayinin kullandığı elektrik tüketimin altına düşmüş durumda.
Bakın Sayın Erdoğan geçtiğimiz hafta başka ne demiş? Aynen kendi cümleleri ile aktarıyorum:
Diyor ki “Şahsen faizsiz ekonomi özlemimi bundan sonra da gür bir seda ile dillendirmeye devam edeceğim.”
Yahu arkadaş, biz 2023 seçimlerinden beri o gür sesi hiç duymuyoruz.
Şöyle bir konuşmalarını tarayın ya.
Üç yıl geçti. Faiz kelimesini ağzına aldığı toplam toplam cümle sayısı üçü beşi geçmez bugüne kadar.
Duyan oldu mu? Yoksa biz mi kaçırıyoruz?
Seçime kadar iki lafın başı “faiz” diyen, “faizle mücadele edeceğim” diyen Erdoğan, seçimden sonra faizden hiiiç bahsetmez oldu.
Bu konuşmayı yaptığı yer de İslami finansla ilgili bir toplantı.
Bütün dünyanın her yerinden faizsiz finanscılıkla ilgili bir heyet var karşısında.
E ne yapsın? Mecburen bahsedecek yani orada.
Ve… Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Hazine’ye en çok faizi ödeten Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti.
Rakamlar ortada.
Ne derde desin beyhude…
Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz.
Evet, tarih sizi, bu millete en yüksek faizi ödetmiş Cumhurbaşkanı olarak kayda geçirdi…
Bundan geri dönüş yok.
Çünkü faiz, talimatla düşmez.
Çünkü faiz, güvenle düşer güvenle.
Hukuksuzluğun, keyfiliğin, öngörülemezliğin bedeli yüksek faizdir.
Güveni kaybeden, yüksek faize mahkûm olur.
Bakın arkadaşlar, evet, bu faizli finansman sistemi dünyayı için için kemiriyor.
Biz 2018'de G20 Akil İnsanlar Heyeti olarak 16 kişilik bir heyet olarak davet edildik, çalıştık.
100 sayfalık raporumuzu sunduk, dedik ki; “bu iş kötüye gidiyor”.
O raporun altında sadece benim imzam yok. 16 kişinin imzası var.
Bu faizli alışveriş, faizli finansman sistemi bütün dünyayı felakete götürüyor. Götürecek.
İşte iki hafta önce Çin'deydim.
Dünya finans sisteminin geleceğiyle ilgili çok önemli bir toplantı oldu. Küresel Finans Forumu. Beni de açılış oturumu için davet ettiler. Görüşlerimi anlattım orada.
Ve herkesin konuştuğu ne? Özellikle petrol fiyatları.
Merkez Bankası'nın faiz artışı pek çok ülkeyi iflasa sürükleyebilir. Pek çok şirketi iflasa sürükleyebilir.
Şu anda dünyanın kapısında bir başka büyük kriz var.
Bunun sebebi ne? Herkes birbirine faizle çok büyük miktarda borçlanmış durumda.
Oysaki yapılması gereken ne? Biz o 2018 raporunda da sunduk. Risk paylaşımına dayanan, sermaye ortaklığına dayanan finansman modellerinin desteklenmesi, faizli finansman modellerinin de caydırılmasına dayanan bir politikaya ihtiyaç var.
Bunu sadece ben değil, dünyanın her yerinden itibarla 16 tane iktisatçının imzasıyla biz bunu G20'ye sunduk.
Aklın yolu bir.
Türkiye'de ne yaptık biliyorsunuz.
Buradan Meclis'ten çıkarttığım yasayla katılım bankalarını oluşturduk.
Eskiden “özel finans sistemi, özel finans kuruluşu” diye adı geçiyordu. Üvey evlat muamelesi yapılıyordu bu kuruluşlara.
Bankacılık yasasında bankalara eşit statü verdik. Katılım bankaları sistemini kurduk.
Devlet hukuk karşısında diğer bankalarla eşit hak ve imkanlara ulaştırdık.
Başka ne yaptık?
“Sukuk-u İcare” denen kira sertifika sistemiyle faizli tahvil bono sisteminin alternatifi, bir varlığa dayanan, yatırıma dayanan bir başka finansman modelinin önünü açtık.
Bugün katılım bankaları olsun, pek çok şirket olsun, devlet hazinesi olsun, kira sertifikası ihracıyla da artık borçlanıyor.
Yapılması gereken ne? Vergide ve uygulamada bu modellerin daha çok teşvik edilmesi, faizli modellerin de caydırılması.
Bu mümkün.
Öyle "Ben faize karşıyım, şöyle edeceğim, böyle edeceğimle" olmuyor. Lafla olmuyor. Gereğini yapın.
Sermayeyi teşvik eden, faizli finansmanı caydıran bir vergi politikası uygulayın ki millet yavaş yavaş o tarafa doğru kanalize olsun.
Bakın arkadaşlar,
Gerçekten riskler büyük, büyüyor
Geçenlerde Reuters kaynaklı bir haber çıktı, haberde diyor ki:
“Amerika Türkiye'ye seçimlerden önce bir swap hattı açabilir” diyor.
Şimdi ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Ben buradan soruyorum; Sayın Cumhurbaşkanına da soruyorum, Hazine ve Maliye Bakanı'na da soruyorum, böyle bir niyetiniz var mı?
Yani gidip Amerikan hazinesinden veya Amerikan Merkez Bankası’ndan “bizim dövizi yaktık, arka kapıdan sattık bitti, dolarımız bitti, bize biraz dolar borç verin” deme niyetiniz var mı yok mu?
Eğer yoksa çıkın açıklayın.
Yok niyetiniz var da susuyorsanız büyük bir tehlikenin eşiğindesiniz açık söyleyeyim.
Ben tam 11 yıl bu ülkenin hazinesinin başında oldum.
Evet, bir IMF ‘ten borç devralmıştık.
IMF Türkiye'nin de ortağı olduğu, hatta sonradan hisse alarak hissemizi de artırdığımız bir kuruluş.
Çok zordur.
Borcu devraldık, tam 23,5 milyar dolar.
O gün toplam ekonomi 300 milyar, ihracat 36 milyar, toplam 12 ay ihracat...
Sadece IMF'e 23,5 milyar dolar borç var.
Ama ne yaptık? Çok şükür borcu ödedik, yerine daha az borçlandık, ödedik, daha az borçlandık, sıfırladık.
Merkez Bankası'nın ödeme terminallerinde hamdolsun bana kısmet oldu, son taksiti enter tuşuna bastım ve o defteri kapattık.
Fakat IMF bizim de ortağı olduğumuz, yönetim kurulunda söz sahibi olduğumuz bir kurum. Kurallı olan bir kurum.
Ancak siz swapla borçlanırsanız Amerika'dan ki bunu merkez bankaları da veriyor, FED de veriyor, hazine de veriyor duruma göre, ülkeye göre. İşte o zaman o ülke karşısında boynuz bükük kalır.
Sayın Erdoğan'a buradan kendi sözüyle hatırlatmak istiyorum; Bugün borç alan yarın emir alır.
Amerika Birleşik Devletleri hiçbir ülkeye bu swap hattını bedava açmamıştır.
Ya ticari çıkarı vardır ya siyasi çıkarı vardır.
Yoksa bütün dünyaya açar değil mi? Nasılsa dolar basma makinesi elinde değil mi? Bedava basıyor mu bunu?
Eskiden 7 centti maliyeti vardı banknot basmanın.
Şimdi elektronik olduğu için sıfır maliyet. Tuşa basıyor, dolar basıyor o kadar. Tuşa basıyor, basıyor, dolar üretiyor.
Ama bunu herkese bedava vermiyor.
Niye bir ülkeye veriyor da başkasına vermiyor? Ya ticari çıkarı var ya siyasi çıkarı var.
İşte ben buradan iktidarı bugünden uyarmak istiyorum: Eğer varsa aklınızın köşesinde Amerika'yla bir swap, bugün onu derhal unutun, kafanızdan silin.
Allah korusun, bu ülkenin bağımsızlığı meselesidir.
Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliği meselesidir.
Bugün o borcu veren yarın sizin dış politikanızda etkili olur.
Özgür davranamazsınız.
“Ya tekrar geri çekiverirse? Ya parayı geri isterse? Ben ne olurum, kriz çıkar ülkede” diye boynunuz bükük kalır.
Onun için bu tehlikeli yola aman ha girmeyin diye buradan hükümeti tekrar uyarmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
Cuma günü enflasyon açıklandı.
İlk beş ayda, sadece ilk beş ayda toplam enflasyon %16,6.
Belli ki haziran sonu itibariyle ilk altı ayın enflasyonu %20’ye yaklaşacak.
Bu ne demek?
Yıl başında tespit edilen 28 bin lira olarak tespit edilen asgari ücret, haziran sonu geldiğinde %20 erimiş olacak demek.
Yıllarca bu ülkede 1 Temmuz'da asgari ücrete ara zam verilmiştir.
Çünkü işçinin hakkıdır.
Yıl sonunu beklemek çok uzundur ve ilk 6 ayda ne kadarlık asgari ücrette enflasyon sebebiyle bir erime olduysa o telafi edilmiştir.
İlk defa geçen sene 1 Temmuz'u atladılar.
Şimdi bu yıl yine ara zammın adını bile ağızlarına almıyorlar.
Ben tekrar ediyorum.
Enflasyon asgari ücretlinin suçu değildir. Enflasyonu bu ülkeyi yönetenler üretmiştir.
Asgari ücretlinin 1 Temmuz'da ara zam almak hakkıdır.
Ara zam vermemek hak gaspıdır.
Ara zam vermemek kul hakkına girmektir.
Bu kadar açık söylüyorum.
Değerli arkadaşlar,
Biz hep barışı temenni ediyoruz, ama barış köprüleri her ülkeyle kurulamıyor maalesef.
Bölgemizi ısrarla kışkırtan; bundan adeta haz alan birileri var.
Geçenlerde İsrail Savunma Bakanı’nın ettiği lafları duydunuz.
Kudüs üzerinden milletimize meydan okumaya kalkıyor;
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü siyasi polemiğe konu ediyor.
Dahası, Türkiye'ye hangi istikamette yürümesi gerektiğine dair küstahça nasihatler veriyor.
Yahu, insana derler ki; “Haddini bil derler, haddini”.
Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine, milletimizin iradesine dil uzatmak senin ne haddine!
Türkiye'nin nasıl yönetileceğine sadece ve sadece Ankara karar verir.
O savunma bakan iyi duysun:
Bu mecliste, sizin devletinizden daha yaşı ileri olan vekillerimiz var ya.
Siz devlet kurmaya çalışırken biz 17.’sini zaten kurmuştuk.
Herkes kendi sınırını, kendi haddini bilecek;
Herkes rütbesini bilecek.
Değerli arkadaşlar,
İsrail'in Batı Şeria'da uluslararası hukuku hiçe sayarak sürdürdüğü yerleşim politikalarını da;
Filistin topraklarının adım adım ilhak edilmesine yönelik girişimlerini de yakından takip ediyoruz ve son derece tehlikeli.
Daha yeni bir kanun çıkarttılar.
İşgal altındaki bu yerleşkelerde, tam 59 yerleşke var şu anda. Bu 59 yerleşkede yasa dışı yerleşkelerde vergi istisnası artık uygulanıyor.
Yani diyorlar ki teşvik ediyorlar: “Sen git Filistinlilerin topraklarına otur, etrafını çevir, orada yaşamaya başla. Al beline de silahı, eline de silahı. Yeter ki orada dur, işgal et. Benim İsrail vatandaşım olarak al sana diyor vergi teşviği.”
“Siz uluslararası hukuku ihlal etmeye devam edin, devlet olarak arkanızdayız” diyor bakın.
Bu ne demek?
“İşgali sona erdirmeye niyetimiz yok” demek.
Bu ne demek?
“Barışı değil, çatışmayı; hukuku değil, haydutluğu teşvik ediyoruz” demek.
Fakat değerli arkadaşlar, hepsinin hesabı er ya da geç sorulacak.
İsrail devletinin Batı Şeria’da uyguladığı, yerleşimcilere yönelik her bir suçu uluslararası kamuoyuyla birlikte not ediyoruz.
Ve söylüyoruz: Hiçbir yasa, toprak gaspını meşru hale getiremez.
Bugün kendilerini dokunulmaz zannedenler şunu bilsin:
Gazze'de işlenen suçlar da, Batı Şeria'da sürdürülen hukuksuzluklar da tek tek hepsi kayıt altında.
Eninde sonunda hukuk işleyecek.
Eninde sonunda adalet tecelli edecek.
Eninde sonunda, bu eli kanlı İsrail yönetiminde soykırımı suçuna iştirak etmiş her bir suçlu yargılanacak.
Bu kararların altına imza atanlar, insanlığa karşı işlenen suçların hesabını vermek üzere gün gelecek yargı önüne çıkarılacak.
Herkes unutsa biz unutmayacağız.
Herkes unutsa biz unutmayacağız, unutturmayacağız inşallah.
Değerli Arkadaşlar,
Şu anda gerçekten zor dönemden geçiyoruz.
Ülkemizde, bölgemizde zor günler yaşıyor ve İran savaşı evreler değiştire değiştire devam ediyor.
Gerginlik hâlâ yüksek.
Çatışmalar hâlâ devam ediyor.
Bir ateşkes deniyor ama sahada bunun karşılığı yok.
Gerçekten çok çok dikkat etmemiz gereken dönemlerdeyiz.
Bakın Karadeniz'de vakalar artıyor.
Daha geçenlerde bir gemimiz hedeflendi. Bir vatandaşımızı kaybettik, yaralananlar oldu. Allah kendisine rahmet eylesin, yaralananlara şifa diliyorum ve son bir ay içerisinde beş altı tane gemimiz Karadeniz'de hedef oldu.
Bununla ilgili bakıyoruz iktidardan fazla bir açıklama yok. Fazla bir şey duymuyoruz.
Halbuki bunların tek tek aydınlatılması lazım.
Kamuoyuna bilgi verilmesi lazım.
Kimdir bu saldıran? Hangi taraftır? Niyeti nedir?
Hiçbir haberde yer almıyor dikkat ederseniz. Çok küçücük.
Biz uluslararası haberlerden falan bazen yakalıyoruz ya da özellikle basında bastırılıp geri plana atılan adımlar, haberler bunlar.
Ve bununla ilgili de hükümeti açıklamaya, olanları aydınlatmaya ve vatandaşlarımızın hakkını da can emniyetini de dünyanın neresinde olursa olsun korumaya davet ediyorum.
Gerçekten sıkıntılar büyük.
İç kamuoyunda da gündemimiz yoğun bir şekilde şu anda ana muhalefet partisiyle, Cumhuriyet Halk Partisiyle meşgul.
Biz de gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çünkü mesele, demokrasi meselesi.
Mesele hukukun meselesi ama aynı zamanda mesele temiz siyaset meselesi.
Türkiye’de dönem dönem demokrasi topyekûn veya kısmi olarak askıya alınmıştır, ama sonunda milli iradenin egemenliği yeniden hâkim olmuştur.
Milletimiz her daim demokrasiden yana iradesini er ya da geç ortaya koymuştur.
Milletimiz olanları takip eder, belki hemen konuşmaz ama gün geldiğinde söyleyeceğini sandıkta söyler.
Özellikle gençlere seslenmek istiyorum;
Bakın, gerçekten olanlar sizleri üzüyor olabilir.
Bu ülkeden ümidinizi kaybetmenize sebep olabilir.
Ama bu ülkeden, bu büyük ve güzel ülkeden vazgeçmeyin gençler.
Umudunuzu asla yitirmeyin.
Ülkemizin de, içinde bulunduğumuz bölgenin gerçekten büyük sorunları var, biliyoruz.
Ama hiçbir sorun çözümsüz değildir.
Bu millet zor zamanları çok gördü.
Sıkıntıdan da geçti, yokluktan da geçti, baskıdan da geçti.
Ama her defasında yeniden ayağa kalkmayı bildi.
Bugün de mesele işte o iradeyi diri tutmaktır.
Bugün mesele umudu her zaman yaşatmaktır.
Bu ülkenin her şehrinde, her sokağında, her karış toprağında;
Emeğiyle, inancıyla, sabrıyla ayakta duran milyonlar var.
Biz onlar için buradayız.
Milletimizle birlik olursak, kenetlenirsek, aynı hedefe yürürsek inşallah;
Aşamayacağımız hiçbir engel yok inanın.
Kimse bu millete umutsuzluğu dayatamaz.
Kimse “ben iktidarım, ne yaparsanız yapın boşuna, ben buradan gitmeyeceğim” hissiyatına milletimizi zorlayamaz.
Kimse bu ülkenin yarınlarını karanlıkta bırakamaz.
Biz, zor zamanlarda sorumluluk alan bir anlayışın temsilcisiyiz.
Ve inanıyoruz ki…
Bu ülkenin yarınları, bugünden çok daha güçlü olacaktır.
Yolumuz uzun olabilir.
Ama biz o yolu birlikte yürümeye kararlıyız.
İşte buradayız, bir aradayız.
Bizde geri adım yok!
Sağlam adımlarla yolumuza devam ediyoruz.
Bu ülkenin yeniden nefes alması için yola devam ediyoruz.
Gençlerimizin hayallerini yeniden kurması için yola devam ediyoruz.
Alın terinin değer gördüğü, kimsenin kendisini çaresiz hissetmediği bir Türkiye için yola devam ediyoruz.
Umudu büyütmek için, Türkiye'nin müreffeh yarınlarını el birliğiyle inşa etmek için yola devam ediyoruz.
Allah'ın izniyle, hep beraber başaracağız.
Bu topraklarda adaleti, bereketi ve kardeşliği hep birlikte hâkim kılacağız.
Rabbim yolumuzu açık eylesin, birliğimizi daim eylesin.
Hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun,
Allaha emanet olun.