17 Haziran 2026
Ali Babacan- 17 Haziran 2026
Haftalık Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekillerimiz,
Kıymetli basın mensupları,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Ekranları başında ve bizi şu anda bu salonda izlemekte olan kıymetli misafirler,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor,
Yeni Yol Grubu’nun haftalık toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Sözlerimin hemen başında, Hicri yılın başlangıcı olan Muharrem ayı vesilesiyle;
Milletimize ve tüm İslam âlemine barış, huzur ve bereket temenni ediyorum.
Bu ay tutulan oruçları, yapılan ibadetleri, edilen duaları Allah kabul eylesin.
Değerli Arkadaşlar,
Bu hafta sonu YKS var.
Gençlerimiz üniversite hayallerine bir adım daha yaklaşmak için bu önemli sınava girecekler.
Tüm evlatlarımıza gönülden başarılar diliyorum.
Hem sınava girecek öğrencilere hem de velilerine Allah emeklerinizi zayi etmesin ve sınav sonuçları hayırlara vesile olsun diyorum.
Değerli Arkadaşlar,
Hep söylüyoruz, adalet çok geniş bir kavram.
Adalet sadece yargıda kararların hızlı ve adil çıkması değil, adalet aynı zamanda fırsat eşitliği.
Adalet aynı zamanda eğitimde, işe girerken gençlerimiz arasında fırsat eşitliği.
Gerçekten üniversite sınavlarına girmek, iyi bir okulu bitirmek zor.
Ama üniversite bittikten sonra iş hayatına başlamak için gayret gösteren gençlerimizin durumları da gerçekten çok zor.
Bir mülakat uygulaması var ki KPSS'den gençlerimiz kaç alırsa alsın 80 alsın, 90 alsın önemli değil.
Eğer kendi zihin dünyalarına, kendi siyasi görüşlerine uymuyorlarsa gençler o mülakatlarda maalesef eleniyorlar.
Biz parti programımıza yazdık, 6 yıldır söylüyoruz;
“Mülakat torpilin kibar adıdır” diyoruz.
“Bu mülakat kaldırılmalıdır” diyoruz.
“Devlete alımlar mutlaka objektif, adil, açık, şeffaf ilkelerle yapılmalıdır” diyoruz.
Biz bunu bastırdık, bastırdık. Hatırlarsınız 2023 seçimlerinden önce iktidar baktı ki iş kötü. Seçim bıçak sırtı.
Çıktı aynı sözü onlar da verdi.
Hatırlayalım Sayın Erdoğan çıktı meydanlarda "Biz mülakatı kaldıracağız" dedi. "Bize oy verin, destek verin, mülakat kalkacak" dedi.
Aynı faiz gibi.
Seçimi kazandılar. 50+1’i ceplerine koydular. Ondan sonra sözleri unuttular.
Mülakat aynen devam ediyor şimdi.
Hep söylüyorum arkadaşlar, 2023 seçimlerini kazandılar ama aldatarak kazandılar.
Verdikleri sözleri tutmadılar.
Kazandılar ama helalinden kazanmadılar.
Gençlerimizin iş bulması da yetmiyor.
İş bulanlar geçinemiyor.
Bugün İstanbul'da bodrum katında bir dairede oturması bir gencimizin yeni işe başlama maaşıyla mümkün değil.
Ev bulsa evlenmekte zorluk çekiyor.
Evlense çocuk sahibi olmaktan çekiniyor.
Gerçekten şu andaki ekonomik şartlar milyonlarca genzimizi hem mutsuz hem de umutsuz bir duruma düşürmüş durumda.
Evet, adalet diyoruz. Çok geniş kavram.
Emeklilikte adalet.
KHK'lı vatandaşlarımızla ilgili adalet.
Yine milyonlarca insanın örgüt üyesi olma iddiasıyla açılan o savcılık dosyalarında adalet.
Biliyorsunuz bir OHAL uygulaması vardır. OHAL, yani “olağanüstü hâl.”
Olağanüstü hâl ne demek?
Olağanüstü hâl... Dönem dönem devletler uygular bunu. O kadar büyük bir güvenlik meselesi çıkar ki "Güvenlik bir numara" der. "Güvenlik benim temel önceliğim" der. "Onun için hukuku geçici olarak askıya alıyorum" der.
Ama OHAL'ler geçicidir ya.
Hatırlayalım, 15 Temmuz'dan sonra OHAL ilan ettiler, 90 günlük.
Hatta bugünkü meclis başkanımız o gün çıktı dedi ki "Ya 90 gün çok uzun, herhalde 1-1,5 ay yeter, gereken yapılır. Ondan sonra normale döneriz" dedi.
Tam 2 yıl memlekette olağanüstü hali devam ettirdiler.
KHK değerli arkadaşlar, bir OHAL uygulamasıdır.
KHK uygulaması hukuk devletinde olmaz.
Hukukun, adaletin geçerli olduğu bir ülkede KHK garabeti denen bir uygulama yaşanamaz.
Bugün beraat ediyor.
Suçsuzluğu mahkeme tarafından kanıtlanıyor. “E peki benim özlük hakkımı geri ver. Haklarımı iade et.” Yok.
Böyle bir şey olmaz.
Toplu cezalandırma ya da bir ailenin ferdinin herhangi bir sıkıntısıyla ilgili o ailenin tümünü cezalandırma, hukukun üstünlüğünün olduğu ülkelerde yaşanmaz.
Bunların derhal normale dönmesi gerekiyor.
Ancak şu andaki iktidar, daha öncede söyledim, bütün bu süreci yönetirken sisteme iki tane talimat verdi.
Dedi ki bir; kurunun yanında yaşı da yakın.
İki; acımayın yoksa kendiniz acınacak hale düşersiniz.
O gün bugündür tam 10 yıl oluyor. O gün bugündür maalesef durum bu.
Normale dönmeden, hukukun üstünlüğünün gereğine dönmeden, hukuk devletinin temellerine geri dönmeden bu ülkede adaletten bahsedemezsiniz.
Bu ülkede insan haklarından bahsedemezsiniz.
Değerli Arkadaşlar;
Şu anda uygulanmakta olan ücretli öğretmen meselesi.
Onların derneği var biliyorsunuz. Geçen hafta da bizi ziyaret ettiler.
Böyle bir uygulama bakın eğer özel sektörde olsa, özel sektörde herhangi bir firma ücretli öğretmene benzer bir uygulama yapsa doğrudan büyük bir cezayla karşı karşıya kalır.
Der ki “sen çalışanın hakkını vermiyorsun.”
Der ki “çalışanın hakkını gasp ediyorsun” der ve özel sektörde ücretli öğretmene benzer bir iş ilişkisi olsa bunun karşılığında büyük ceza var.
Düşünün ki 3 yıl değil, 5 yıl değil, 10 yıl değil, 20 yıl ücretli öğretmenlik yapıyor ama bir emeklilik hakkı yok.
Yarının ne olacağını bilmeden, yarın başına ne geleceğini bilmeden bu şartlarda öğretmenlik yapanlar gerçekten çok büyük fedakarlıkla yapıyorlar.
Bu ancak meslek sevgisiyle olur.
Bu ancak memleket sevgisiyle olur.
Başka türlü bu şartlarda çalışılmaz.
Onun için buradan çağırım, tekrar tekrar çağırım: Ücretli öğretmenlerimizle ilgili hadi 3 ay, 6 ay, 1 yıl deneme süreci olur. Her iş ilişkisinde olur ama eğer bu iş ilişkisi kalıcı hale geldiyse bunun adını koymak gerekir.
Hem maaşları makul, diğer öğretmenlerle uyumlu bir hale getirmek gerekir.
Hem de emeklilik hakkından mutlaka ve mutlaka istifade ettirmek gerekir.
Bunun yapılmaması açık söylüyorum zulümdür. Bunun yapılmaması hak gaspıdır.
Bu hafta özel öğretim kurumlarındaki öğretmenlerimiz haklarını talep ediyorlar. Özel sektör.
Daha önce madencilerimizle ilgili sıkıntıları gördük, yaşadık.
Gerçekten bu aslında bize ne söylüyor biliyor musunuz? Derinden derine özel sektördeki sorunların, özel sektördeki sıkıntıların artık çalışanlara da sirayet etmeye başladığı, özel sektörde yaşanan finansal darlığın, sıkışmışlığın özel sektörde çalışanlara da hızla yayılmaya başladığını bize gösteriyor.
Aslında sorunu iyi teşhis etmemiz gerekiyor.
Özel sektör kendi işini rahat yapabilse, makul bir kazanç elde edebilse, finansman kaynakları rahat olsa hiçbir özel sektör kuruluşu kendi işçisiyle karşı karşıya gelmek istemez.
Çünkü bilir ki kendi işçisinin hakkıdır. O hak zamanında ve tam ödenmelidir.
Burada asıl sorunun özüne indiğimizde sorun finansman sorunudur. Para sorunudur.
Özel eğitim kurumlarında da büyük sorunlar var.
Şimdi oradaki işverenlerin de şöyle bir empati yapıp içinde bulundukları şartları dikkate almamız gerekiyor, düşünmemiz gerekiyor.
Türkiye'de değerli arkadaşlar, orta sınıf kalmadı.
Orta sınıfı şu andaki iktidar bitirdi.
Orta sınıfın kalmadığı bir ülkede özel okulların da ciddi finansman sorunları var artık.
Öğrenci sayıları düşüyor, doluluk oranları düşüyor ve sabit maliyetler karşısında işlerini çevirememeye başladılar pek çok özel eğitim kurumu.
Ve bu orta direğin çökmesinin bir sonucudur.
Türkiye'de gelir dağılımı öyle bir bozuldu ki bir avuç çok zengin var, bir de fakirleşen, yoksullaşan geniş kitleler var.
Yüksek faiz ortamında özel sektör kuruluşlarının ayakta kalması gittikçe zorlaşıyor.
%45, 50, 55, 60 finansman maliyetleriyle özel sektör kuruluşlarının işini yapması, maaşlarını gününde ödemesi gittikçe imkansızlaşıyor.
Sorunun adını doğru koymamız lazım. Teşhisi doğru yapmamız lazım.
Şu andaki ekonomik şartlar düzelmeden, finansman maliyetleri düşmeden, faizler makul bir noktaya düşmeden bu sorunlar maalesef devam edecektir, büyüyecektir ve çok daha geniş kitleleri bundan sonra etkilemeye devam edecektir.
Çalışıp hakkını alamayanların sesini duyuyoruz.
Ama bir de işten çıkarılanlar var, işten atılanlar var.
Hazır giyim sektöründe işten çıkarılanların sayısı 390 bine ulaştı arkadaşlar. 390 bine bakın.
Sadece İstanbul Kuyumcukent’te 19 bin kişi son bir yıl içerisinde işten çıkarıldı.
İşten çıkarıldığında artık talep edeceği bir hak da kalmıyor. Bir anda maaş sıfır. Kendini kapının önünde buluyor.
Sıkıntılar büyük, çok büyük ve maalesef iktidarın bizzat kendi eliyle ürettiği bu sıkıntılara, bu problemlere iktidardakiler hedef saptırıyor, sorumluları başkaları olarak gösteriyor.
En yakından gördüğümüz örneklerden birisi de değerli arkadaşlar, işte bu beyaz et sektörüne geçen hafta yapılan yargı operasyonu.
Türkiye'de biliyorsunuz kırmızı et fiyatları çok yüksek.
Dünyanın en pahalı etini tüketen ülkelerden birisi haline geldik.
Ve dışarıya gittikçe bağımlı, ithalata bağımlı bir et sektörümüz, canlı hayvan sektörümüz var artık.
Ve burada kaybeden yerli üretici, kaybeden milyonlarca vatandaşımız. Ama kazanan dışarıdan et ithal eden bir avuç ithalatçı.
Bunların hepsi iktidara yakın insanlar.
Bir ülkeden diyor ki "Sadece sen ithal edebilirsin." diyor.
Et ithalatı konusunda her ülkeyle ilgili tekel ilişkileri oluşturulmuş durumda ve oradan avantaj sağlayan büyük.
Ancak gelelim beyaz et sektörüne, yani tavukçuluk sektörüne.
Tavukçuluk sektöründe ise durum tam tersine.
Kırmızı ete artık ulaşamayan vatandaşlarımız kırmızı et yerine tavuk etiyle, beyaz etiyle ancak ailesine protein sağlayabiliyor.
Ve arada büyük fiyat farkları var.
Uzun süre desteklenen bu tavukçuluk ve beyaz et sektörü Türkiye'de gerçekten büyüdü, ölçek büyüdü ve iç piyasaya yettiği gibi dışarıya da ihracat yapan bir sektör haline geldi.
Ve ne yaptılar bunlar? Ki sektörün içinden aldığımız bilgiler.
Dediler ki Ramazan başında, "Arkadaş enflasyon yüksek." Eee? "Bu Ramazan zam yapmayın."
Beyaz et sektörüne döndüler.
Enflasyonu düşürebilmek için talimatla zam yaptırmamaya çalıştılar.
Arkasından ne yaptılar? "Vay siz misiniz bizi dinlemeyen? Biz sizin ihracatınızı bir yasaklayalım da görün gününüzü." dediler.
Ve bu çekişme, çekişme, çekişme derken iş geldi bu yargı operasyonuna.
Sonuçta Türkiye'de arkadaşlar hiç yaşamadığımız bir olay yaşandı.
Birdenbire bir sektörün bütün yöneticilerine, sahiplerine gözaltı uygulaması ve kayyum uygulaması.
Enflasyonu düşürmenin yolu bu olamaz arkadaşlar.
Türkiye’de Ticaret Bakanlığı denen bir bakanlık var, Rekabet Kurulu var, Rekabet Kurumu var.
Bu işin görevi, sorumluluğu Ticaret Bakanlığı’ndadır ve Rekabet Kurumundadır.
Eğer varsa iddialar, eğer varsa anlaşarak fiyatı yüksek tutmalar, bunun özel mevzuatı vardır.
Siz tutup da bir piyasayla alakalı herhangi bir fiyat sorununu organize suç, örgütlü suç kapsamına alıp da o sektörde yıllarca yatırım yapan, risk alan insanları bir anda gözaltına alırsanız, bir anda tutuklarsanız işte o zaman güveni sarsarsınız.
Bu şekilde Türkiye’ye artık insanlar yatırım yapmaz.
Halbuki enflasyonu düşürmenin en önemli yolu yatırımların çoğalmasıdır.
Üretimin bollaşmasıdır.
Ne kadar bol yatırım varsa, ne kadar bol üretim varsa enflasyon ancak o zaman düşer.
Böyle polisiye tedbirlerle, gözaltı uygulamalarıyla, kayyumlarla enflasyonu düşüremezsiniz.
Yarın bunlar üretimden vazgeçer.
Yarın bunlar teker teker yavaş yavaş tesis kapatır.
Üretim azalır.
İşte görürsünüz o zaman arkadan büyük bir enflasyon dalgası gelir, vurur.
Ben açık söylüyorum bakın: Bu ülkede enflasyonun suçlusu da sorumlusu da iktidarın kendisidir. Başka hiçbir yerde aramayın.
Unutmayalım o 2018 seçimlerinden sonra o damat döneminde döviz kurunu kim patlattı?
Merkez Bankası’nın arka kapısından 130 milyar doları gizli saklı kim sattı?
Bunları unutmayalım.
Kendi patlattıkları enflasyonla şimdi sözüm ona mücadele etmeye çalışıyorlar.
Dışarıdan gelip de başkaları Türkiye’de enflasyonu oluşturmadı.
Hiç sormuyorlar ya? Bu ülkede zamanında enflasyon nasıl 2 yıl gibi kısa bir süre içerisinde tek haneye düştü?
10 yıl boyunca bu ülkede enflasyon nasıl yüzde 6’larda, 7’lerde, tek hanede seyretti?
Bunlara benzer bir tane uygulama gördünüz mü Allah aşkına?
Bir tane kayyum uygulaması gördünüz mü?
Bir tane böyle toplu gözaltı gördünüz mü?
Kurumlar işleyecek kurumlar.
Ticaret Bakanlığı işini yapacak, Rekabet Kurulu işini yapacak, yargı da kendi işine bakacak.
Gerçekten olanlar, bitenler ülkenin ekonomisine, özel sektörüne büyük darbe vurdu, vuruyor.
Ve bunun sonu değerli arkadaşlar, felaket, açık söyleyeyim.
Bunun sonu mal kıtlığı, bunun sonu daha da yüksek enflasyon, başka bir şey değil.
Enflasyonla mücadelede en önemli tedbirlerden birisi tasarruftur; Devletin tasarruf etmesidir.
Devlet tasarruf etmeden enflasyon düşmez.
İsraf tam gaz devam ederken enflasyon düşmez.
Merkez Bankası ne yaparsa yapsın, faizleri hangi noktaya getirirse getirsin, tasarruf adına, israfı önleme adına ne yapıyorlar Allah aşkına? Ne yapıyorlar?
Daha fazla israf, daha fazla gösteriş. Başka bir şey değil.
Tasarruf nasıl sağlanacak?
Şu kamu ihale yasası arkadaşlar, kamu ihale yasası.
İnanın bir ayda meclisten geçer, üç ayın sonunda uygulamaya başlarsınız. Ondan sonra nasıl tasarruf sağlanıyor görürsünüz.
Devlet alırken ucuza alacak.
Devlet alırken harcadığı paranın her bir kuruşunu dikkatle harcayacak.
Bu da hem sağlam bir kamu ihale yasasıyla ama aynı zamanda düzgün çalışan bir denetim mekanizmasıyla olur.
Bakın dün biliyorsunuz Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayıştay Başkanlığı ile ilgili iki ismin seçimi tamamlandı.
Şimdi sıra genel kurulda ve yeni bir Sayıştay başkanı seçilecek.
Sayıştay çok önemli bir kurumdur.
29 Mayıs 1862'de Sultan Abdülaziz döneminde kurulmuştur.
Kuruluş adı da Divan-ı Muhasebat'tır.
61 Anayasası ile bugünkü ismini almıştır, Sayıştay ismini almıştır ve geçenlerde de 164'üncü kuruluş yıldönümü kutlanmıştır Sayıştay'ın.
Unutmayalım Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapar, millet adına denetim yapar.
Hem hesap denetimi hem de hesap yargılaması yapmakla mükelleftir.
Her türlü kamu kaynağının elde edilmesini ve kamu kaynaklarının ETKİLİ, EKONOMİK, VERİMLİ ve HUKUKA UYGUN harcanıp harcanmadığını denetler Sayıştay.
Kamuda HESAP VERME SORUMLULUĞU ve MALİ SAYDAMLIK esasları çerçevesinde Sayıştay çalışır.
Unutmayalım!
Türkiye'de ve gerçek demokrasilerde bütçe hakkı Meclis’indir.
Bütçenin nasıl harcanıp harcanmadığını denetleme hakkı da Meclis’indir.
Zaten güçler ayrımının tam da özü budur.
Yürütme organı iş yapar, Meclis ve diğer denetim kurumları da arkadan denetler.
Bunun olmadığı bir mekanizma demokrasi falan değildir.
Şimdi Sayıştay dediğimiz kurum artık raporlarını doğru, yeterli ve zamanlı olarak Meclis’e sunmuyor.
Son yıllarda Sayıştay denetiminin kapsamı bilinçli bir şekilde daraltılmış durumda.
Kurumun yasal yetkileri tırpanlanmış durumda.
Geçen hafta da bahsettim; Bugün Varlık Fonu Türkiye'nin en büyük para yönetme mekanizması Sayıştay denetiminden kaçırılıyor.
Anayasa Mahkemesi “bu böyle olamaz” dedi, iptal etti. Bu sene ocak ayında tekrar düzenlemeyle gene Sayıştay denetiminin dışına çıkarttılar.
Türkiye'nin en büyük kuruluşlarını yöneten Varlık Fonu'ndan bahsediyoruz.
Denetçiler, Sayıştay raporlarını hazırlıyorlar.
Fakat “Okuma Kurulları” diye bir şey uydurdular. “Okuma Kurulları” Sayıştay içerisinde.
Denetçilerin hazırladığı asıl raporlar bu okuma kurullarına giriyor.
Okuma kurullarında süzgeçten geçiriliyor ve raporlar daraltılıyor, törpüleniyor.
Ancak o törpülenmiş, daraltılmış raporlar kamuoyuna ve Meclis’e geliyor.
MALİ ŞEFFAFLIK ilkesi tamamen yerle bir edilmiş durumda.
Sayıştay raporlarında yer alması gereken kritik yolsuzluk tespitleri makaslanıyor;
Kuşa çevrilmiş, içi boşaltılmış metinler şu anda Meclis’e geliyor;
Kamuoyuna karşı, "denetim yapıldı" algısı oluşturuluyor.
Ama işin özüne baktığımızda denetim, gerçek denetim yapılmıyor.
Gerçekten değerli arkadaşlar,
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bakın bir örnek vereyim, 2023 yılı…
Bu rakamlar elimizde olduğu için söylüyoruz.
Çünkü tamamen karartıldığı için veriye ulaşmak, bilgiye ulaşmak da zor.
Ama 2023 yılında bu raporlarda 324 tane usulsüzlük bulgusu tespit ediliyor. Bunun sadece 197'si ancak Meclis’e törpülenmiş, makyajlanmış şekilde iletiliyor.
Bu açık bir "karartmadır".
Gerçekten bu kamu ihale yasasında, mevcut yasada davetiye usulüyle milyarlarca dolarlık ihale yapılırken, bu ihalelerin davet usulüyle bu iş vermelerin nasıl yapıldığı, neye göre yapıldığıyla ilgili Meclis’e doğru düzgün raporlar gelmiyor.
Kamu kuruluşları derneklere, vakıflara imkanlar sağlıyor.
Ama hangi kamu kuruluşu, hangi derneğe, hangi vakfa ne kadar imkân sağladığı Sayıştay raporlarında artık bunları göremiyorsunuz.
Ben hep söylüyorum; Doğru hesaptan kaçmaz.
Eğer işi doğru yapıyorsanız, dürüst yapıyorsanız her zaman hesap vermeye hazır olursunuz.
Çünkü suç karanlıkta daha çok işlenir.
Aydınlıkta, gündüz ortamında, kalabalıklarda kolay kolay suç işlenmez.
Suç tenhada işlenir, karanlıkta işlenir.
Sayıştay raporlarını karartmak demek suça imkân sağlamak, yanlışları saklamak demektir.
Dolayısıyla bu vesileyle bu Sayıştay'ın hem kuruluş yıldönümü hem de yeni başkan kuruluşu ve seçimi vesilesiyle ben şunu tekrar ifade etmek istiyorum ki, Biz Sayıştay’ı hiçbir siyasi baskı altında kalmayan, bağımsız, tarafsız ve korkusuz bir denetim yapan kuruluş haline inşallah getireceğiz.
Ki o zaman, o zaman kamunun, devletin her bir kuruşu nasıl dikkatle harcanacak…
“Ya Sayıştay gelir benden hesap sorar, Sayıştay denetler, ben nasıl bunun hesabını veririm” ikliminde devlet kuruluşları iş yapmaya başlayacak. İşte o zaman inşallah hep beraber göreceğiz.
Dürüst ve şeffaf bir devlet düzenini hep beraber kuracağız inşallah.
Değerli arkadaşlar,
Dünkü Resmî Gazete’de bu vergi borçlarıyla ilgili bir tebliğ yayınlandı.
Bu tebliğ aslında bir “yeniden yapılandırma tebliği” falan değil,
Bu bir “tecil ve taksitlendirme” uygulaması, o kadar.
6 yıl boyunca diyorlar ki esnafa %29 senden faiz alacağım diyor, 6 yıl.
Yeniden yapılandırma adı ama aslında tecil ve faizli bir taksitlendirme, başka bir şey değil.
%29 faiz 6 yıl boyunca.
Halbuki Cumhurbaşkanı'nın imzasıyla geçen sene yayınlanan orta vadeli programda 2027 için hedeflenen enflasyon %9, 2028 için de %8.
Bu orta vadeli program geçerli ha.
2026-2027-2028 sekiz yıllarını kapsayan üç yıllık orta vadeli programdan en son yeni orta vadeli programdan bahsediyorum.
Cumhurbaşkanı imzalamış, yayınlamış.
2027 enflasyonu %9 gelecek yıl, 2028 %8.
Ya enflasyonun %9, %8 diye düşeceğinin ilan edildiği bir ülkede siz 6 yıl boyunca nasıl %29 faizle insanlardan vergi tahsil edersiniz ya?
Bu insaf mı?
Ya bunlar enflasyonun %9’a, %8’e falan düşeceğine zaten inanmıyor ya da “tefeci faiziyle biz esnafı ezmeye devam edeceğiz” diyor. İkisinden birisi.
Ya arkadaş enflasyon düşecek mi düşmeyecek mi bana onu bir söyle.
%9’a, %8’e indirecek misin indirmeyecek misin?
Eğer “%9’a, %8’e indirecek indireceğim” deyip de esnaftan %29 faiz almaya 6 yıl boyunca devam edeceğim diye sen tebliğ yayınlıyorsan o zaman bu tefeci faizidir, başka bir şey değildir.
“Yok eğer zaten indiremeyeceğim, %9-8 hayal, zaten %20’lerin altına düşmez” diyorsan o zaman onu çık açıkla.
Dolayısıyla dünkü yayınlanan tebliğ gerçekten felaket.
Defalarca söyledik. Yeniden yapılandırma böyle olmaz.
Bu defalarca Türkiye'de yapılmıştır.
Adil bir şekilde yapılmıştır.
Yapılandırmanın formülü basittir, uygulanmıştır, tescil edilmiştir, herkes de memnun olmuştur ve tahsilat da yapılmıştır.
Ne yapacaksınız? Borcun üzerindeki faizi sileceksiniz.
Ana parayı enflasyona endekslenip bugüne getireceksiniz.
Dondurup bir yıl ödemesiz üç yıla yayacaksınız.
Artık üzerine faiz maiz de eklemeyeceksiniz.
Birikmiş borç ancak böyle ödenir.
Ödeme kolaylığı sağlanmadan birikmiş borç ödenmez, kapanmaz.
Hep söylüyorum, bir bakkalın yanında iki aylık çıraklık yapan bir insan bunu bilir.
Çünkü o bakkalın deftere yazdığı ve o büyüyen borcun tahsili için bakkalın o komşusuna nasıl ödeme kolaylığı yaptığını o çırak görür.
Ödeme sıkıntısı yaşayanın nasıl normale döndürüleceğini bakkal çırağı bilir.
Bunlar bakkal çırağının bildiğini bilmedikleri için, gerçek hayatı, esnafı, KOBİ'leri tanımadıkları için böyle saçma sapan kararlar alıyorlar. İnanılır gibi değil yani.
Adalet diyoruz adalet, bakın arkadaşlar, 1 Temmuz geliyor.
İlk beş ayın enflasyonu yüzde 16’yı buldu mu?
İlk 6 ayda yüzde 20’ye yaklaşacak mı?
Siz 1 Temmuz’da asgari ücrete zam vermeden nasıl bunu pas geçeceksiniz?
İlk 6 ayın enflasyonu asgari ücretlinin suçu değil.
Ben hep söylüyorum, söylemeye devam edeceğim, başlarına da vurmaya devam edeceğim; 1 Temmuz’da asgari ücrete zam yapmamak kul hakkıdır, hak gaspıdır, başka bir şey değildir.
Bu ülkede enflasyonun yüzde 5’e, 6’ya düştüğü yıllarda bile “aman o yüzde 2, 3 hak doğmasın, hak geçmesin” diye asgari ücrete 1 Temmuz’da ara zam verilmiştir.
Enflasyonun yüzde 30, 40 seyrettiği yıllarda 1 Temmuz’da pas geçiyorlar.
Böyle bir şey kabul edilemez.
Ne derlerse desinler başlarına vurmaya devam edeceğiz.
Değerli Arkadaşlar;
Sözlerimin sonuna gelirken bu önümüzdeki pazar günü Babalar Günü vesilesiyle,
Hayatımızın her döneminde varlığıyla güç veren;
Çoğu zaman sessizce ama derinden yolumuzu açan;
Tüm babaların Babalar Günü’nü kutlamak istiyorum şimdiden.
Aramızdan ayrılmış olan babalarımızı ise rahmet, minnet ve özlemle anıyorum.
Onların bıraktığı değerler, hatıralar ve öğütler bizlere her zaman yol göstermeye devam edecektir.
Bu vesileyle babalara da seslenmek istiyorum.
Her gün evlatları için çalışan, alın teriyle ailesinin rızkını kazanan, çoğu zaman kendi derdini içine atan tüm babalarımızın yanında olmaya devam edeceğimizi onlara buradan ifade etmek istiyorum.
Sizin derdiniz bizim derdimizdir.
Bu ülkenin babaları, evladına umut taşıyan insanlardır.
Ve biz biliyoruz ki o umut, bu ülkenin yarınlarının en sağlam temelidir.
Bizler, daha adaletli bir düzen, daha güçlü bir ekonomi ve daha huzurlu bir Türkiye için çalışıyoruz, çalışacağız.
Ve en önemlisi arkadaşlar, temiz siyaset için çalışıyoruz, çalışacağız.
İşte varız, buradayız.
Bir aradayız.
Tekrar hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.
Allah'a emanet olun diyorum.