Şirin Payzın: Merhaba. T24 özel yayınındayız. Bugün DEVA Partisi'nin genel merkezindeyiz Ankara'da. Neden? Çünkü DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan bugün konuğumuz. Merhaba efendim, teşekkür ederiz bizi misafir ettiğiniz için, ağırladığınız için genel merkezde.
Ali Babacan: Hoş geldiniz genel merkezimize. Sizi burada görmek gerçekten bizim için büyük bir mutluluk.
Şirin Payzın: Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır Ankara'ya gelmemiştim. Şimdi Ankara'nın hem havasını sizden alacağız hem de hem siyasete dair ama tabii ki ekonomiye dair sorularım olacak. Bugün aslında bu röportajın zamanlaması belki de mükemmel oldu diyebiliriz. Çünkü enflasyon rakamları açıklandı, TÜİK rakamları açıklandı ve ekonomik tablo çok ciddi bir durumda. Şimdi oraya geçeceğim. Fakat bugün T24'ün manşeti şu anda, şu haber. Bundan bir süre önce Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın, Arıkan demişti ki "Öyle bir ortak aday çıkaracağız ki seksen beş milyon oh diyecek." Bugünkü bütün, sosyal medya hesaplarında yer alan habere göre daha doğrusu internet gazetelerinde yer alan manşet habere göre “oh” denilecek isim Ali Babacan çıktı. Peki Ali Babacan buna ne diyor? tam gününe denk geldik. Var mı böyle bir çalışmanız? O isim siz misiniz gerçekten? Herkesin oh be diyeceği ortak cumhurbaşkanı adayı.
Ali Babacan: Türkiye’nin gerçekten "Oh be" demeye o kadar ihtiyacı var ki. Sayın Arıkan'ın bu ifadesinden sonra gerçekten, epey bir konuşuldu, tartışıldı. Bu toplum olarak aslında ne kadar büyük bir değişim arzusunda olduğumuzu da ortaya koydu o günden bugüne yapılan tartışmalar. Biliyorsunuz partilerin genel başkanları bu yeni sistemde, yani maalesef başkanlık sisteminde, doğal aday. Her partinin genel başkanı zaten doğal cumhurbaşkanı adayı. Ben de kendimle ilgili bunu ifade etmiştim.
Şirin Payzın: Adaysınız.
Ali Babacan: DEVA Partisi'nin cumhurbaşkanı adayı Ali Babacan diye ben bunu üç yıldır söylüyorum bunu.
Şirin Payzın: Yani hâlâ geçerlidir.
Ali Babacan: Ve doğal olanı bu. Şunu da tabii aklımızda tutmamız gerekiyor ki başkanlık sistemiyle beraber seçim sonrası koalisyonlar yerine seçim öncesi ittifaklar gündeme geldi. Artık siyasi partiler bir araya geliyorlar, ittifaklar halinde seçime gidiyorlar. Hatırlayın ilk 2018'de AK Parti, MHP ile bir ittifak kurdu. Muhalefet tarafında da dört parti bir Millet İttifakı oluşturdu. Seçime öyle girdiler. 2023'te DEVA kurulduktan sonra yine bir Cumhur İttifakı vardı, bir Millet İttifakı vardı. Arada başka ittifaklar da birliktelikler de oluşmaya başladı. Seçime öyle girdik. Dolayısıyla bir, bir sonraki seçime giderken de ittifaklar bu işin tabiatında. Biz de şu anda, ne yapıyoruz? 2024'ten bu yana, Ekim 2024'te kendi ikinci büyük olağan kongremizden bu yana yeni bir alternatif inşası için çalışıyoruz. Ben bunu kongremizde açıklamıştım bir buçuk sene önce. Demiştim ki, “Türkiye'nin iktidara mesafeli ama ana muhalefete de mesafeli yeni bir alternatife ihtiyacı var ve bu alternatif inşasında beraber çalışabileceğimiz siyasi partilerle ve müstakil siyasetçilerle bu yolu yürümek isteriz” diye ilan etmiştim. Arkasından ne yaptık biz? Mecliste bir Yeni Yol Grubu kurduk. Yeni Yol Grubu'nda iki siyasi partiyle bir yılı aşkın bir zamandır beraberiz. Meclis grubunda beraber çalışıyoruz. Bundan sonra artık seçim de yaklaştığına göre bu birlikteliklerin somut ittifaklara dönmesi gerekiyor. Ve ittifak sistemlerinin de ortak liste ve ortak adaylar üzerinden de yürüyebileceğini de dikkate almamız gerekiyor. Sayın Arıkan'ın bu ifadesi, şu açıdan önemli. Bir ilke ortaya koymak, bir çerçeve ortaya koymak açısından önemli. Biz de o çerçeveye katılıyoruz. Sayın Arıkan'ın ortaya koyduğu ilke ve çerçeveye biz de katılıyoruz. Tabii ki o nihayetinde bizim oluşturacağımız o yeni alternatif yolda, o alternatif inşasında, diğer siyasi partilerle de ortak bir istişareyle isteriz ki bir ortak aday oluşsun. Bugün itibariyle bu noktadayız.
Şirin Payzın: Ama o aday siz olabilirsiniz. Yani “Ben de olabilirim” diyorsunuz. Öyle mi anlıyorum?
Ali Babacan: Kimin üzerinde mutabakat olunursa olabilir. Ama bu konuyla ilgili de böyle bakıyoruz. Yani nereye gitsem, ne yapsam, kiminle görüşsem, yani insanlardan ara ara bunu duyuyorum. Bir adaylık talebi duyuyorum. Ama bunları konuşmak için henüz erken. Çünkü önce şu ittifak inşasını bir gerçekleştirelim, daha sonra diğer siyasi partilerle de çalışarak bir mutabakat içerisinde arzu ettiğimiz kuşkusuz, ittifakın bir ortak adayı olsun, belki ortak listeler olabilir, ama bunları konuşmak için henüz erken. Bazı konular var ki çok erken konuşulduğunda süreçlere faydası olmuyor.
Şirin Payzın: Ama siz kendiniz Ali Babacan olarak hazır hissediyor musunuz Cumhurbaşkanı olmaya?
Ali Babacan: Şunu ben açık söyleyeyim: Biz Türkiye'nin en iddialı siyasi partisiyiz ve iktidar olmaya da en hazır siyasi partisiyiz. Bunu da nasıl ortaya koyuyoruz? Her alanda ama her alanda ne yapacağımızı yazılı olarak açıklamış durumdayız. Binlerce sayfalık politikalarla eğitimde ne yapacağız, sağlıkta ne yapacağız, ekonomiyi nasıl düzelteceğiz, ülkenin güvenliğini daha da sağlam nasıl sağlayacağız? Bütün bu konularda tek tek çalışmaları yaptık, açıkladık. Tam bir Türkiye çalışması. İktidara en hazır biziz. Mevcut iktidardan daha hazırız. Çünkü mevcut iktidarın elinde böyle bir plan program yok. Koskoca ülke yönsüz gidiyor. Şu soruyu sorarsanız; Türkiye'nin bana göre iktidara en hazır partisi kim? DEVA Partisi. Varsa hazırlığı olan, bakın iddialı söylüyorum getirsin koysun ortaya. Ana muhalefet de dahil. Ana muhalefetin hazırlığı varsa getirsin koysun masaya. AK Parti'nin, hükümetin varsa hazırlığı koysun ortaya. Ama yok. Anayasa diyoruz değil mi? İktidar ne diyor? “Yeni anayasa çalışıyoruz” diyor. Tek bir madde ortaya koyamadılar yıllardır. Biz hazırladık. 84 maddelik anayasa paketimiz hazır. Her şey hazır.Ne demek? Biz iktidara hazırız. Bu konuda çok çok netiz. Ama şunu da biliyoruz ki mevcut sistemde iktidara yürüyüş ittifaklarla ve birlikteliklerle olacak. Bunun da gayet iyi farkındayız.
Şirin Payzın: Şimdi ekonomi-siyaset geçişken olarak soracağım. Bu arada, Sayın Arıkan'ın bu ifadeleri ve sizin isminizin ön plana çıkmasından önce başka Ankara kulisleri de diyordu ki "Ali Babacan yeniden AKP ile el sıkışabilir, kurucusu olduğu partisine dönebilir. Çünkü Mehmet Şimşek gidici ve onun yerine Ali Babacan geçecek." AKP'den böyle bir teklif aldınız mı? Böyle bir ihtimal var mı?
Ali Babacan: AK Parti ile DEVA Partisi arasında böyle bir görüşme gerçekleşmiş değil. Bu dışarıdan bakanların belki yakıştırması olabilir. Ya da eski güzel günleri özleyenler diyebilir ki "Ya eskiden AK Parti'de herkes beraberdi, güzel şeyler de yapıldı zamanında. Acaba bir şekilde o eski birlikteliklerle yine o eski güzel günler yaşanabilir mi?" diye bir arayış da var. Onun da ben farkındayım. Ama biliyorsunuz ben ve şu anda DEVA Partisi'nde olan pek çok arkadaşım AK Parti'den kendi arzusu ve isteğiyle ayrılmış bir ekibiz. Kimse bize git demedi, kimse bizi ihraç etmeye falan da kalkmadı. Hatta kalmamız için ısrarcı da olundu. Ve biz AK Parti iktidardayken ayrıldık. AK Parti zayıfladıktan sonra değil, bütün güç AK Parti'nin elindeyken ve AK Parti iktidardayken ayrıldık. Niye? Çünkü baktık ki çok temel ilke ve değerlerde yanlışlar var, ilke ve değerlerden uzaklaşma var. “Ve bu yolda gidilirse hem partiye hem de ülkeye zarar verecek” dedik. İçeride çok ciddi eleştiriler getirdik ama baktık maalesef, maalesef o eleştirilerimiz dikkate alınmadı. Tam tersine yanlışlarda ısrar edildi. Ve tam da tahmin ettiğimiz gibi çok üzülerek, içim yanarak bunu söylüyorum, Türkiye şu anda çok sıkıntılı bir noktaya geldi. Her açıdan ama her açıdan. Tahmin ettiğimiz her şey gerçekleşti. Ve ayrılma sebeplerimiz neydi AK Parti'den ayrılma sebeplerimiz? Hukuksuzluklar, adaletsizlikler, kadroların dürüst ve ehil kadroların uzaklaşması, ahlaki zafiyeti çok olan insanların oralara öbeklenmesi, yolsuzlukla mücadelede gerekenin yapılmaması, kararların istişare edilmeden alınması. Bunlar bizim temel ayrılma sebeplerimiz. Bu sebepler orada dururken AK Parti ile herhangi bir birlikteliğin yeniden şekillenmesi mümkün olmaz. Ama şu da var, şunu da unutmayalım. Ben AK Parti'nin kurucularından birisiyim. Parti programında, parti tüzüğünde sadece düz bir imza değil, hepsinde emeğim var ve kuruluş ilkelerini bugün ben aynen destekliyorum. AK Parti'nin kurulduğu günkü ilkeleri aynen destekliyorum. Mesele şu ki zaman içerisinde o ilkelerden uzaklaşıldı. Eğer o ilkelere dönme konusunda bir irade ortaya konursa, “ya gerçekten yanlış yaptık, artık bazı şeyleri düzeltmemiz gerekiyor, el birliğiyle bu ülkeyi toparlamamız gerekiyor, bu yanlışlardan dönmemiz gerekiyor” diye bir irade oluşursa o noktada oturulur bazı şeyler konuşulabilir. Ama bu ihtimali ben şu anda çok zayıf görüyorum. Bu şimdi yayınımızı eminim ki kesecekler, biçecekler, sosyal medyadan paylaşacaklar. Umarım ki bu bütünlük içerisinden o sosyal medyada bu işleri yapanlar yapar diye. Yani sizin bizim kuruluşları kastetmiyorum, dışarıdan izleyenler bunu yapıyor. Yani kesip biçip farklı anlam çıkacak şekilde de yapabiliyorlar. Bizim duruşumuz çok net. Bugün itibariyle bu ihtimali çok zayıf görüyoruz. Bir de konu şu. Mesele Ali Babacan’ın şöyle yapması, böyle yapması değil. Biz bir siyasi partiyiz, müstakil bir siyasi partiyiz. Bundan sonra konuşulabilecek nedir? Diğer siyasi partilerle DEVA Partisi arasındaki işbirlikleri konuşulur.
Şirin Payzın: Ben de şimdi onu soracaktım.
Ali Babacan: Yoksa işte falanca gitmiş, Ali Babacan gelmiş. Böyle bir şey yok. Kim gidiyor, kim geliyor? Ya böyle, böyle bir şey yok yani. Biz siyasi partiyiz çünkü.
Şirin Payzın: Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan bana verdiği röportajda dedi ki "Benim için AKP ile koalisyon ya da onların yolunu açmak ya da onlarla yol yürümek kapanmıştır. Başka bir, güç birliğine odaklanmamız gerek." dedi ve işte DEVA'yı, Gelecek'i, kurduğunuz meclisteki grubu işaret etti. Sizin için de Fatih Erbakan'ın pozisyonuyla aynı mısınız? Şu an itibarıyla AKP ile bir siyaset ama seçim koalisyonu, ortaklaşması, birlikte yol yürümek söz konusu olabilir mi yoksa o defteri kapattınız mı?
Ali Babacan: Şimdi biz hiçbir siyasi partiye kapıyı kapattık, defteri kapattık gibi kategorik bir duruş içerisinde olmayız. Zamanında biliyorsunuz ben AK Parti'nin kurucusuyum ama biz CHP ile bir ittifakta yer aldık 2023'te. Yani gencecik bir siyasi parti olarak ilk seçimimizi CHP ile ittifak içerisine girdik. Niye? Çünkü o günkü CHP diyordu ki; “helalleşme, yani yanlış yaptık, bu yanlışlardan dönelim” diyordu. O günkü CHP ne diyordu? “Biz farklı farklı kitlelere de ulaşmalıyız. Bunu da ancak diğer siyasi partilerle beraber yapabiliriz” diyordu. Oturduk, her şeyi yazdık, çizdik. 2300 maddelik ortak eylem planı hazırladık. Hepsinin altına imza attık. Ondan sonra dedik ki “tamam bu bir ittifak oldu artık” dedik. Ve o şekilde yürüdük. Dolayısıyla CHP ile de yaptık. Başka siyasi partilerle de ittifak yaparız. Siyasette böyle kategorik bir şey yoktur. Çünkü bizim kimseyle şahsi meselemiz yok ki. Ya bizim Sayın Özgür Özel'le şahsi meselelerimiz yok. Bizim Tayyip Bey'le de bir şahsi meselemiz yok. Mesele bu ülkenin nasıl yönetileceğiyle ilgili konudur. Biz diyoruz ki; bu ülke demokrasiyle yönetilmelidir, hukuk ve adaletle yönetilmelidir. Parlamenter sistemle yönetilmelidir, istişareyle yönetilmelidir, yolsuzlukla mücadele edilmelidir diyoruz. Bu temel ilkelerde hemfikir olduğumuz ama sahici, samimi bir şekilde beraber yol yürüyebileceğimize kanaat getirdiğimiz siyasi partilerle bu yolu yürürüz biz. Çünkü Şirin Hanım, Türkiye'de maalesef bir kimlik siyaseti var ki bu çok kötü bir şey. Biz kimlik siyaseti yapmadık, yapmıyoruz. Yani diyor ki insanlar “ben şucuyum, dolayısıyla o partiye oy veririm. Öbürü de diyor ki benim kimliğim budur, benim partim budur.” Biz kimlik siyaseti yapmıyoruz. Bizim derdimiz Türkiye. Yani Türkiye'nin sorunlarını çözme konusunda kim samimi bir irade ortaya koyarsa, temel ilke ve değerler konusunda kimlerle uzlaşılırsa biz onlarla o yolu yürürüz. Kimseye kapıyı falan da kapatmayız yani. Ben şunu diyemem, “ben şu etnik kimliğim, dolayısıyla ben ancak o etnik kimlikten oy istiyorum.” Bunu diyemem. Ya da diyemem ki “ben şucuyum bucuyum, dolayısıyla o şucu buculara gideyim” onlardan diyemem. Biz hep beraber Türkiye'yiz, hep beraber güçlüyüz.
Şirin Payzın: Biraz önce dediniz ki ancak kuruluş ilkelerine dönerse o zaman düşünebiliriz.
Ali Babacan: Konuşabiliriz.
Şirin Payzın: Konuşabiliriz dediniz. Sizce bugün itibariyle Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve etrafındaki yöneten grubun eski değerlere dönme şansı kaç?
Ali Babacan: Şimdi orada bir de menfaat şebekesi var. Etraflarını sarmış bir menfaat şebekesi var ve mevcut “Aman değişmesin. Ben mevcuttan çok ciddi menfaat elde ediyorum, zenginleşiyorum, nüfuz kullanıyorum. Aman bu düzen bozulmasın” diyen de bir sürü insan var artık oralarda. AK Parti eski AK Parti değil, bizim o amatör ruhla kurduğumuz parti değil, çok değişti. Profesyonel, menfaate dayalı bir şebeke de oluştu oralarda da. Dolayısıyla bugün itibariyle bizim zaten başlanması için söyledim, Yeni bir yol inşasını elzem görüyoruz ve bunu yaparken de AK Parti ile de mesafeli ama ana muhalefetle de mesafeli bir şekilde bu yolu yürümek istiyoruz. Çünkü çünkü bugün itibariyle iş birliği ihtimallerini çok çok zayıf görüyoruz. Yani ilkeler ve değerler konusunda uzlaşacağımız bir zemini bugün itibariyle görmüyoruz, ileride olabileceği ihtimalini de çok zayıf görüyoruz. Onun için zayıf ihtimaller üzerinden yürümenin anlamı yok. Şu anda bizim asıl Türkiye için ihtiyaç duyulduğuna inandığımız, herkese “Oh be” dedirtecek Sayın Arıkan'ın ifadesiyle bir yeni birliktelik, yeni bir alternatif inşası. Şu anda Türkiye'nin ihtiyacı bu. Yani denenmişi tekrar denemekte bir fayda görmüyoruz yani.
Şirin Payzın: Şimdi bugün enflasyon rakamları açıklandı ve yani önce şunu soracağım size tabii Mehmet Şimşek kalmaya devam eder mi o pozisyonda? Çünkü Yeni Şafak başta olmak üzere herkes Mehmet Şimşek'i hedef seçmiş durumda ve son dönemde bir de üstüne şimdi enflasyon rakamları yüksek geldi. Onun için zaten sizin isminiz geçiyordu. Ama önce şöyle sorarak başlayayım. Bunu bir kere kenara koyalım. Sizin genel başkanı olarak ve DEVA Partisi olarak seçim tahmininiz nedir? Hangi tarihtir? Erken seçime nasıl bakıyorsunuz?
Ali Babacan: Şimdi bize göre seçimin vakti gelmiştir. Türkiye'de bir an önce erken bir genel seçim yapılmalıdır. Erken genel seçim. Niçin?
Şirin Payzın: Ne zaman yani?
Ali Babacan: Mümkün olan en kısa zamanda, mümkün olan en kısa. Yani bugün düğmeye başlansın herhalde sonbaharı bulur. Üç aylık takvim gerekiyor şu bu. Yani mümkün olan en kısa zamanda erken genel seçim. Niye derseniz, bir önceki seçimden bu yana üç yıl geçti mi? Geçti. Türkiye'de yoksulluk arttı mı? Arttı. Hukuksuzluk arttı mı? Arttı. Sağlıkla ilgili memnuniyetsizlik artıyor mu? Artıyor. Eğitim sistemiyle ilgili memnuniyetsizlik artıyor mu? Artıyor. Dolayısıyla ana konuların hemen hemen tamamında iktidar çoğalmış durumda. Ve bu geri kalan iki yıl içerisinde normalde seçim olsa 2028 Mayıs ya, geriye kalan iki yıl içerisinde bu sorunların nasıl çözeceği ile ilgili elinde bir plan, hazırlık hiçbir şey yok. Ülkenin bir tarım politikası yok, ülkenin bir sağlık politikası yok, bir eğitim politikası yok. Yani bizim gibi çalışmış, dersini çalışmış bir hazırlık yok. Tamamen el yordamıyla yürütülen bir ülke var şu anda. Yazık oluyor bu ülkeye. Gençler umudunu kaybediyor yarınla alakalı. Dolayısıyla artık bu iktidardan bir şey beklememiz mümkün değil. Şu anda yorgun bir iktidar var Türkiye'de. Ya bu artık bir çözüm bekleyelim, şey bekleyelim hiç, hiç gerek yok. Yani bu ızdırabı, bu zulmü bu millete daha fazla çektirmeye de gerek yok. Bize göre mümkün olan en kısa zamanda erken genel seçim. Bizim arzumuz, istediğimiz bu. Peki iktidar ne yapar?
Şirin Payzın: Diğer partiler Ekim-Kasım 2027'yi telaffuz ediyorlar. Siz de gerçekçi buluyor musunuz?
Ali Babacan: Şimdi şöyle bu bizim açımızdan, bizim penceremizden baktığımızda Türkiye'nin acilen bir erken genel seçime ihtiyacı var. Ama bir de hükümetin penceresinden bakalım. Şimdi hükümet bunu yapar mı? Mesela hemen Eylül, Ekim'de, Kasım'da ülkeyi seçime götürür mü? Bakıyoruz asgari ücretlimiz perişan, emekli perişan. Gençler bu ülkeden kaçmak istiyor. Bakıyoruz vatandaşlarımızla yolda karşılaşıyoruz, konuşuyoruz çok. Ben epey seyahat ediyorum Türkiye'nin her yerinde. Bu hafta yine bir Çorum programımız var ve herkes ne diyor? Kredi kartı borcuna taksit attırın diyor, attırıyorum diyor. Esnaf diyor ki yine tebligat alsın, tebligat geldi diyor. Maliye pat diye hesabımı bloke ediyor, akşama çekim dönüyor diyor. Gençler soruyor, "Ya bu yaşadığımız hayat mı?" diye soruyor gençler bana. Bu yaşadığımız hayat mı diyorlar. Şimdi böyle bir tabloda iktidar bunu görmüyor mu? Görüyor. Apar topar bir seçime gidip de elindeki gücü riske etmeyebilir, bir. İkincisi, Tayyip Bey'in tekrar aday olmayı isteyeceğini biliyoruz. Yani kendi varken kolay kolay başkasını aday olarak göstermeyecektir. Belki işte etrafındaki birkaç kişi deneyebilir, farklı vitrine koyar, tutar mı tutmaz mı falan diye bunları yapabilir ama nihayetinde aday olmak isteyecektir. Aday olmak istiyorsa bu ancak ve ancak mecliste 360 kişinin oyuyla, erken seçim kararıyla aday olabilir ve o 360'ı buldular mı bugün? Bugün itibariyle bulmuş değiller. Dolayısıyla hem biraz toplumun bu ekonomik sıkıntılarını hafifletmek için hem de mecliste 360'ı bulabilmek için muhtemelen biraz zamana ihtiyaçları var. Onun için pek çok siyasi partinin dillendirdiği bu 2027 Ekim, Kasım. Yani şu anda AK Parti göze alıp da bir seçime gidemez. Bu kendileri için büyük risk olur. Büyük ihtimalle kaybederler. Dolayısıyla yapsalar yapsalar biraz işte 2027 atraksiyonu yapıp, seçim ekonomisi yapıp biraz insanları rahatlatıp ondan sonra seçime giderler diye bir hesap var burada. Aynı zamanda da 360'ın toparlanması için de zamana ihtiyaç var gibi görünüyor. Dolayısıyla pek çok siyasi partinin dillendirdiği Ekim, Kasım 2027 biraz bu hesaplarla yani.
Şirin Payzın: Peki siz Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı tabii ki çok yakından da tanıyan bir isimsiniz.
Ali Babacan: Doğru.
Şirin Payzın: Birlikte siz de söylüyorsunuz kurucusunuz. Başka bir formül aklından geçiyor mudur? Kendisinin de tekrar aday olabileceği ama mesela yarı başkanlık sistemi gibi bir anayasa değişikliğiyle ya da daha farklı bir formül bizim bugünden göremediğimiz. Böyle bir formül geçer mi aklından?
Ali Babacan: Yani şöyle artık 50+1’i yakalayamıyorum. 50+1 değil de başka bir formülle iktidarda kalabilir miyim diye aklından geçiyor olabilir kuşkusuz. Bir anayasa çalışıyorlar biliyorsunuz. Ama yıllar oldu, yıllar geçti, tek bir madde ortaya koyamadılar. “Yeni anayasa, yeni anayasa, yeni anayasa” diyorlar, heyetler kuruyorlar, bilmem komisyonlar kuruyorlar falan, ortada hiçbir şey yok. Koca bir sıfır. Çünkü anayasayı ciddiye alan bir yönetimle şu anda biz karşı karşıya değiliz. Anayasa ne de olsa kul yazısı ve 50+1’den ibaret bir belge. Halbuki cumhurbaşkanı diyor ki; ben kendim 50+1’im, bu da kul yazısı belge. Yani anayasayı çok önemseyen, gerektiğinde de uymayabilen bir kafa var şu anda ülkenin başında. Anayasayı önemsemiyor ve gerektiğinde uymayabiliyor. Yani şu andaki iktidardaki yaklaşım bu. Dolayısıyla bu “anayasa, anayasa” dedikleri çalışmaları da ben açıkçası çok ciddiye almıyorum. Ne zaman ki somut bir şey ortaya koyarlar, o zaman biz söyleyeceğimizi söyleriz. Bize soruyorlarsa ne yapalım diye, 84 maddelik değişiklik paketimiz hazır, yarın sabahleyin biz anayasa komisyonuna hemen bunu verip teklifi kodifikasyonu tamamlanmış, eski madde, yeni madde gerekçeli hepsi hazır. Anayasayla ilgili samimi çalışma böyle olur. Yoksa iki lafın başı “anayasa, yeni anayasa” deyip de ortaya bir şey koyamadılarsa aklımıza şüphe geliyor. Acaba diyoruz sadece ve sadece Erdoğan'ın yeniden seçilmesi, Erdoğan'ın koltuğunu koruyabilmesiyle ilgili bir mesele midir yeni Anayasadan muratları? Bunu da işte ortaya koyduklarında bir tasarıyı anlayacağız yani. Şu anda ortada bir şey yok çünkü.
Şirin Payzın: Sizce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bırakması, “ben artık gideyim, bıraktım bir kere de AKP muhalefette olsun” ya da biraz yenilene…
Ali Babacan: Hayır sanmam. Yok, öyle bir dünyada bunun örneği de yok.
Şirin Payzın: Yok.
Ali Babacan: Zaten bu iki dönem kuralı onun için vardır, iki dönem kuralı. Hiç kimse, hiç kimse koltuğuna çakılmasın, herkes her an görevi bırakmaya hazır olsun, herkes her an hesap vermeye hazır olsun diye iki dönem kuralı var. Bakmayın anayasadaki bu üçüncü dönem çok istisnai bir madde. Şimdi istisna maddesi üzerinden konuşuluyor. Üstelik bize göre de şu anda Tayyip Bey'in üçüncü dönemi, tekrar aday olsa dördüncü dönem olacak. Niye derseniz, sayı saymayı hep beraber biliyoruz değil mi? 2014'te ilk defa cumhurbaşkanı seçilmedi mi? Üstelik halk seçti. Meclis değil, halk seçti yani. Bir, 2014 bir, 2018 iki, 2023 üç. Bu dördüncü dönem ve biz bunu gittik YSK'ya dilekçe verdik 2023 seçimlerinden önce. Bakın ana muhalefet partisi yapmadı bunu. Biz gittik çünkü biz hukukun önemine inanıyoruz. Ya idare derim, yok. Hukuk çok önemlidir. Hukuk yoksa demokrasinin anlamı kalmaz. Demokrasi kaosa götürür ülkeyi. Yani sadece sandıktan ibaretse demokrasi seçilmişler eliyle ülke kaosa gider. Hukuk çok önemlidir. Gittik YSK'ya dilekçe verdik. YSK dedi ki; ya dedi 2014'te tamam seçildi biz de biliyoruz da ama 2017'de sistem değişti. Biz Sayın Erdoğan'ın kilometresini sıfırladık. Sayacı tekrar 2018'de başlattık dedi. Bize göre yanlış. Bize göre hukuksuz. Ama aynı anayasa diyor ki; “YSK son kararı verir, başkası bir şey söyleyemez” diyor. YSK son kararı verince biz de “tamam” dedik. Biz anayasaya saygılıyız. YSK karar verirse neyse uyacağız, yapacak bir şey yok.
Şirin Payzın: Cumhurbaşkanı dedi ki zamanında olacak seçimler dedi. Bu sefer zamanında yapıp tekrar aday olmak isterse yine verecek misiniz?
Ali Babacan: Seçim tarihiyle ilgili söylenen hiçbir şeye güvenmeyin. Kayıtlardadır, Sayın Erdoğan çıkmıştır 2018 seçimlerinden önce, “erken seçimden bahsetmek vatana ihanettir” demiştir. Birkaç ay sonra da erken seçimi kendisi ilan etmiştir. 61 günde de ülkeyi seçime götürmüştür. Seçim takvimiyle ilgili iktidar tarafından gelen hiçbir söze bizim zerre kadar güvenimiz yok. Manipülasyon olur, kendi istediklerine sağ gösterip sol vurabilirler, seçim yok derler, bakarsınız baskın seçim yaparlar, şu olur, bu olur. Seçim takvimiyle ilgili daha önce sabit olduğu için, yani daha önce söylem siciline baktığımızda bunlar sabit, dolayısıyla hiçbirine biz güvenmeyiz. Ne zamanki seçim takvimi açıklanır, “ha tamam seçim bu zamanmış” deriz. Zaten biz bugün hazırız. Hangi gün olacaksa o güne de hazır oluruz yani.
Şirin Payzın: Şimdi tekrar atıfta bulunacağım. Fatih Erbakan dedi ki “ben, kontrollü seçim yapmaya çalıştıklarını düşünüyorum.” Yani bir muhalefetin bir adayı olacak ama kontrollü seçim yapacağız. Bunu da İmamoğlu'nun tutukluluğun devamı ve CHP'ye ardı ardına açılan davalar, Mansur Yavaş'a bile, soruşturma izni. Bunlara bakarak söyledi. Sizce de iktidarın kontrollü bir seçim yapma arzusu var mı ve böyle bir risk var mı? Bu çok konuşuluyor.
Ali Babacan: Aslında Sayın Erdoğan'ın bundan, bir süre önce yaptığı bir açıklama vardı. Dedi ki; işte bu muhalefet beceriksiz, yapamıyor, edemiyor. Öyle anlaşılıyor ki dedi, muhalefeti şekillendirmek de bize düşecek dedi. Bu açık konuşmalarında bir ifade. Ama camdan okudu değil, içinden geldiği şekilde konuştuğu bir ifade. Şimdi o gün bugündür ben bakıyorum, seçime doğru giderken yani muhalefeti de mümkün olduğunca kendi işlerine gelecek şekilde şekillendirecek adımlar attılar, atıyorlar. Bunun farkındayız. Bu yeni bir şey değil. Ama şu da var ki biz bunu bahane edip pes edecek değiliz. Bunu bahane edip vazgeçecek değiliz. Sonuna kadar biz demokrasi mücadelemizi vermeye devam edeceğiz. Onu biliyoruz, yapacaktır. Ama öte yandan da biz milletimizin sağduyusuna güveniyoruz. Yani gerçekten Şirin Hanım, bu milletin sağduyusu öyle değişik zamanlarda öyle ortaya çıkmıştır ki insanlar da belki bazen şaşırmıştır. "Ya bak görüyor musun bu oldu?" diye. Biz milletimizin sağduyusuna güveniyoruz. Bize düşen nedir? Bize düşen gerçek, güçlü ve ülkeyi bunlardan çok daha iyi yönetmeye aday bir alternatif oluşturmak. Bizim sorumluluğumuz bu şu anda. Ve bu sorumluluğumuzun yerine getirmek için de gece gündüz çalışıyoruz. Yani yeni bir alternatif inşası. Ve bunu yaparken de “şu andakilerden biz bu ülkeyi çok daha iyi yönetirizin” açık, net iddiasını sadece lafla değil, ortaya koyduğumuz çalışmalarla da göstermek. Bizim sorumluluğumuz bu. Ondan sonra seçim günü gelir, vatandaşlarımız önündeki bütün seçenekleri görür ve öyle inanıyoruz ki inşallah milletimiz “Oh be” der sonuçta.
Şirin Payzın: “Oh be” der. Peki şimdi bugün enflasyon rakamları yüzde, 12 aylık %32,37, %4,18 nisan ayı enflasyonu.
Ali Babacan: Geçen ayki, doğru.
Şirin Payzın: Şimdi bu rakamlara bakınca program hâlâ yürüyor diyebilir miyiz? Mehmet Şimşek kalır mı yerinde? Kalmalı mıdır?
Ali Babacan: Şimdi şöyle şunu unutmayalım: Mehmet Şimşek'in yaptığı veya yapmadığı her şey Tayyip Bey'in izniyle oluyor. Ama üç yıldır planlı ve programlı bir şekilde Tayyip Bey ekonomide ilgili hiçbir şey söylemiyor. Ekonomiyle ilgili herhangi bir toplantıya başkanlık yapmıyor. Normalde bu kadar kriz var, millet yanıyor. Çarşı pazar yangında. Emeklimiz perişan, asgari ücretlimiz perişan. Böyle şartlarda beklemez misiniz? “Bütün yetki bende. Tek imzayla ben bu ülkeyi yönetiyorum” diyen insanın şöyle bir ekonomi kurmaylarını toplayıp bir "Arkadaşlar anlatın hele ne yapıyorsunuz, ne ediyorsunuz?" demesini beklemez misiniz? Yani bir kişinin üzerine, Mehmet Şimşek'in üzerine yıkıp bütün sorumluluğu Cumhurbaşkanı'nın elini sabunlayıp çıkması bu ekonomistten mümkün değil yani. Kendi unutturmaya çalışsa biz unutturmayız. Yetki de onda, sorumluluk da onda. Mehmet Şimşek'i görevlendiren de o, isterse bu gece görevden alabilecek olan da o. Seçime doğru giderken “faiz indi, daha da inecek” deyip Merkez Bankası'na faizi %8,5’a indirip sonra Mehmet Şimşek'le beraber %50’ye çıkartılmasına izin veren de o. Bugün faiz bu kadar yüksekse bu Cumhurbaşkanı'nın izniyle oluyor. Kimse kimseyi aldatmasın. Haberi yok mu? Duymuyor mu? Görmüyor mu? Bütün ihracat yapan şirketlerimizin bir yandan yüksek finansman maliyeti, bir yandan da düşük kur altında ezilip on binlerce işçiyi işten çıkardıklarını görmüyor mu? Bunu biliyor ama ne yapıyor? Kasıtlı olarak “ekonomi denince hemen insanlar zihinlerinde Mehmet Şimşek'i görsün, biraz da Cevdet Yılmaz'ı görsün. Günü geldiğinde bütün sorumluluğu, vebali, suçu, günahı yıkarım. Günah keçisi ilan ederim. Nasıl olsa istediğim anda gönderebilirim” diye düşünüyor. Dolayısıyla Mehmet Şimşek demek aslında Tayyip Erdoğan'ın iradesi demek. Başka bir şey demek değil. Bunu unutmayalım yani. Kolay mı şimdi? Diyor ki; “emeklinin bayram ikramiyesini artırmayacağız” diyorlar. Cumhurbaşkanı'nın haberi olmadan bayram ikramiyesi 4 bin lira devam edebilir mi? Böyle bir şey var mı? O da ne diyor? “Tamam” diyor, “artırmayın” diyor. Onu talimat veriyor artırmayın diye. Onun için artmıyor. Yoksa hiç kimse Çalışma Bakanı'na, Maliye Bakanı'na Cumhurbaşkanı yapmışsa suçu atmasın. Ya bugün emekli ikramiyesi artmıyorsa, asgari emekli maaşı sadece 20 bin liraysa bu doğrudan Sayın Erdoğan'ın iradesidir. Bunu unutmamanız lazım. Unutturmamamız lazım.
Şirin Payzın: Peki bu enflasyon rakamlarına, bugün açıklanan enflasyon rakamlarına bakınca Sayın Babacan manşet verin bize. Ne görüyorsunuz? Ne olduk? Çöktük mü?
Ali Babacan: Şimdi şöyle Türkiye ekonomisi çökmüş bir ekonomi değil, onu öncelikle bir teslim etmek lazım. Ama “bu ekonomi nasıl ayakta duruyor?” derseniz, bu ekonomi şu anda çok yüksek faizle, parası olanların çok yüksek faizin cazibesiyle Türkiye'ye para getirip Türkiye'nin ekonomik çarklarının özellikle finansman sistemi açısından dönmesini sağlamaları sayesinde ayakta duruyor. Ama bunun bedelini kim ödüyor? Esnafımız ödüyor, çiftçimiz ödüyor, asgari ücretlimiz ödüyor, emeklimiz ödüyor. Yani %95’in fakirleşmesi ama %5’in zenginleşmesini sağlayan bir ekonomik model var şu anda Türkiye'de. Bunu görmemiz gerekiyor. Bütün bu enflasyonla ilgili ortaya çıkan sonuçta sadece sabit gelirliler vuruyor. Yoksa faiz kazananların enflasyon diye bir sorunu yok. Faiz geliri olanlar yılda %35, 40, 50 zaten kazanıyorlar. Açıklanan enflasyonun çok daha üzerinde bir faiz gelirleri var. Onların rahatı yerinde, keyfi yerinde. Kazanıyorlar, sonra paralarını tekrar getiriyorlar, kazanıyorlar tekrar geliyor. Yerlisi yabancısı da fark etmiyor yani. Ama şu anda bu ekonomik modelin asıl yükünü yüklenen, fedakarlığı yapan halkımızın yüzde %95’i. Şimdi enflasyon düşmedi, düşmüyor. Mehmet Şimşek bakan olduğu gün %38- 39’du bugün de işte açıklandı, %32. Enflasyonda yapışkanlık denen bir kavram vardır. Yapışkanlık. Yani sadece Merkez Bankası'nın faiziyle enflasyonu düşüremezsiniz. Enflasyonun düşmesi aynı zamanda tasarrufla olur. Devlet tasarruf etmesi gerekir. Devletin tasarruf adına açıklanan herhangi bir program duydunuz mu? Herhangi bir uygulama yok. Var mı? Yok. Tam gaz israfa devam ediyorlar. Artı yapısal reform anlamına da bir şey yapmıyorlar. Mesela yeni bir ihale yasası gerekir Türkiye'ye şu an. Ki biz bunu bir ayda çıkarırız bakın, üç ayda yürürlüğe sokarız. Avrupa Birliği normlarında bir ihale yasası. 33 fasıldan birisi kamu alımları mevzuatıdır Avrupa Birliği'nde. Ve onu bugün Türkiye'ye getirin tasarrufu görün, nasıl büyük tasarruf sağlanıyor. Bunların hepsi mümkün ve çok hızlı yapılır. Yapmıyorlar çünkü etraflarındaki menfaat şebekesi programın başında söylediğim menfaat şebekesi yaptırmaz onlara yani. O menfaat şebekesini kırıp atacak bir sağlam iradeye ihtiyaç var şu anda Türkiye'ye. Ve bugünkü iktidar artık o iradeyi kaybetmiş durumda.
Şirin Payzın: O menfaat şebekesi derken ne söylüyorsunuz? Danışmanlar mı, iş insanları mı? Kendine gazeteci diyen birtakım her akşam televizyonlarda konuşup akıl verenler mi? Kim bunlar?
Ali Babacan: Bunlar şöyle, bu menfaat şebekesi içerisinde iş çevrelerinden insanlar vardır. Bu çete, mafya türü yapılardan insanlar vardır. Ama mutlaka ve mutlaka bürokrasiden ve siyasetten de onlarla beraber çalışanlar vardır. Yoksa sistem yürümez yani. Yani bu işin genelde üç ayağı vardır. Eğer iş dünyasıyla alakalı, ihalelerle ilgili, yolsuzlukla alakalı konularsa bu nedir? İş dünyasından insanlar, bürokrasiden insanlar ve siyasetten insanlar. Böyle bir üç ayak. Yok eğer organize suç, çete, mafyaysa o zaman o suç örgütünden insanlar, yine bürokrasi ve siyasetten insanlar. Bu üç ayak kurulmayınca bu iş yürümez, yapamazlar. Bu menfaat şebekesi dediğim bu üç ayaklı bir şebeke. Bu şebekeyi kırıp atacak bir irade ortaya konmadan da bu iş olmaz. "Arkadaş ben yolsuzluk yapana göz yummam bundan sonra. Çalmayan, çaldırmayan bir kadroyla bu ülkeyi yöneteceğim." diye sağlam bir şekilde masaya yumruğu vurmadan ülkenin en tepesindeki bu işler düzelmez. Ve şu anda onu görmüyoruz maalesef. Öyle bir irade yok. Zaten bizim ayrılma sebeplerimizden birisi, belki de en önemlisi budur. Bu iradeyi o zaman görmememiz ve gerçekten “bu yoksa biz yokuz” deyip ayrılmamızdır. Ve bu iradeyi bugün itibariyle hâlâ görmüş değiliz. Şimdi enflasyon dediniz bakın %32 manşet ama bakıyoruz konutta, barınmada enflasyon %47, eğitimde %50. Bugün açıklanan rakamlar bunlar son on iki ayın. Eğitim gibi, barınma gibi her temel ailenin ihtiyacı olan konularda enflasyon manşet enflasyonun da üstünde. Hani manşet verin dediniz. Manşet enflasyon 32 diye geçer o ekonomik tabirde sma detayına baktığınızda detay iyice bir felaket yani. Mesela bu petrol fiyatları arttığında ben dedim. "Aman ha dikkat edin." dedim. "Bak petrol fiyatları şimdi %50 arttı. Bunun iş piyasaya yansıtılmasının tedrici olması lazım." dedim. "Birdenbire zam geldi, ben de akaryakıt fiyatını artırıyorum derseniz enflasyonu tekrar patlatırsınız." dedim ama yapmadılar, iş bilmiyorlar. Ya düşünün. Bakın ben yaşadım bunu ekonominin başındayken. Petrol fiyatları 20 dolardan 150 dolara çıktı. 7,5 kat arttı. Petrol fiyatlarının 7,5 kat arttığı dönemde biz enflasyonu tek haneye indirdik. 10 yıl boyunca da tek hanede tuttuk. Bunu nasıl yaptık? Bunu reel sektörü sürekli yakından takip ederek yaptık. Mesela bugünkü açıklanan enflasyon var ya, daha bu petrol fiyatlarındaki artışın ilk turu, ilk tur etkisi. Daha bunun ikinci tur dalgası gelecek.
Şirin Payzın: İran krizi de eklenecek.
Ali Babacan: Şimdi bu İran krizi. Bu ne? Akaryakıt fiyatları arttı. Akaryakıt fiyatları bu enflasyonu artırır, değil mi? Ama bunun ikinci tur etkisi ne biliyor musunuz? Sadece akaryakıt değil, petrol bazlı bütün hammadde fiyatları arttı. Şimdi bu hammadde fiyatlarının artışı ve enerji girdisi ikinci turda toptan fiyat endeksi yani üretici fiyat endeksini vuracak, maliyeti vuracak. O maliyet gelecek TÜFE'yi tekrar vuracak. Bu enflasyonun birinci tur etkisi olur, ikinci tur etkisi olur. Yani bu yıl sonunda ta bakın aralık sonu diyorum, enflasyonun artık %30’un altına inmesi bir hayal, bir rüya. Böyle bir şey olmayacak. Tabii bunları hep konuşuyoruz da TÜİK rakamlarıyla konuşuyoruz. TÜİK rakamlarına güveniyor muyuz? O ayrı bir konu, ayrı bir başlık.
Şirin Payzın: TÜİK Başkanını görevden alma kararı almışlar. Bugün gazetelerin manşetinde. TÜİK Başkanı'nın açıkladığı rakamlardan belli ki memnun değiller. Ne diyeceksiniz?
Ali Babacan: Şimdi TÜİK Başkanı'nın görevden alınması var ya zaten bu bile başlı başına büyük bir yönetim gafı, büyük bir yönetim hatası. Niye derseniz? TÜİK aynı Merkez Bankası gibi bağımsız çalışması gereken bir kurum. Yasasını biz çıkarttığımızda zamanında biliyorsunuz Devlet İstatistik Enstitüsü TÜİK oldu. Ama o yasa çıkarken biz ne dedik? "TÜİK'in bütün başkan dahil üst yönetimi beş yıllığına görevlendirilir ve kimse onu görevden alamaz." dedik. Yasa öyle çıktı. Aynı Merkez Bankası gibi bağımsız yaptık TÜİK'i. Ki yaptığı ölçümler, açıkladığı rakamlardan herkes emin olsun diye. Ama ben ayrıldıktan sonra ne yaptılar? TÜİK Başkanı'nı vekaleten atadılar. Tam altı yıl boyunca TÜİK bir vekil başkanla yönetildi ve o dönemde TÜİK'e güven kalmadı. Hatırlayalım damat dönemini. Hani her şeyin ekonomiyi yönetmediler de algı yönetmeye çalıştılar. Hatırlayın. Merkez Bankası'nın arka kapısından 130 milyar doları gizli saklı sattılar. İlk bir canlı yayında ben açıkladım. Siyasetçilerden açıklayan ilk ben oldum. "Ya Merkez Bankası'nın dövizi yok." dedim. Nereye gitti bu para? Niye açıklamadan sattınız? Niye arka kapıdan sattınız? Merkez Bankası'nın geleneğidir, kuralıdır. Dövizi alıp sattığında Merkez Bankası bunu açıklar. Siz niye açıklamadan arka kapıdan satıyorsunuz? Peki bunu düzelttiler mi? Hâlâ düzeltmediler. Bakın geçen sene Mart'taki İstanbul Belediyesi ile ilgili hadiseleri yaşadık. Bu sene İran'ı yaşadık. Her ikisine de yaklaşık 50milyar dolar civarında döviz sattılar. Yine gizli saklı sattılar. Mehmet Şimşek geldi, düzeltebildin mi bunları? Düzeltemedi. Çünkü bu kötü alışkanlıklar var ya bulaşıcı, bulaşıcı. Yani bulaşıyor ve o kötü yola girdikten sonra geri dönüş de çok zor oluyor yani. Hâlâ bugün Merkez Bankası'nın arka kapısından gizli saklı döviz satıyorlar.
Şirin Payzın: Hâlâ satıyorlar mı?
Ali Babacan: Hâlâ, hâlâ. Bu gizli saklı döviz satışı olduğu sürece güveni oluşturamazlar. Güven oluşmayınca bu enflasyon düşmez ve düşmeyecek. Güven yok çünkü güven yok. Güven olmayınca olmayacak.
Şirin Payzın: Sayın Babacan bu İBB davasına mesafeli misiniz?
Ali Babacan: Bu İBB davası ve Sayın İmamoğlu'nun tutuklanmasından hemen sonra Saraçhane'ye gidip Sayın Özel'e ilk geçmiş olsun temennisinde bulunan insanlardan birisi benim. Belki de ilk genel başkanım. Bilmiyorum tam kronolojiyi. Dolayısıyla burada genel itibariyle baktığımızda usul itibariyle baktığımızda ciddi bir siyasi operasyon görüyoruz. Yoksa diplomanın akşam altıda iptali, sabahın altısında evden yaka paça götürülmesi, gözaltı, tutuklanma, bu bir siyasi koordinasyon olmadan yargının kendi doğal akışında olabilecek şeyler değil bu yani. Burada ciddi bir siyasi operasyon var. Ancak sadece İstanbul Büyükşehir değil ve tüm bu belediyelerle ilgili iddiaların hangileri doğrudur, hangileri değildir? Bunun ana muhalefet partisi içerisinde bağımsız bir muhakeme sistemiyle gözden geçirilmesi gerekir bana göre yani. Bunu madem yargıya güvenmiyoruz, değil mi? Yargı etki altında, siyasi etkiyle bu yargı iş yapıyor. Tamam ama bu kadar da iddia var. Böyle bir durumda ne yapılır? Böyle bir durumda bu kadar iddia varsa bu iddialar doğru mu değil mi? Bunun güvenilir bir muhakeme sistemiyle gözden geçirilmesi gerekir. Bunun da yolu hesap uzmanlarının, müfettişlerin, sayıştay denetçilerinin içinde olduğu, belediyeleri iyi tanıyan sağlam bir denetim ekibine bu iddiaların gelmesi ve bu bakıma bu denetimin siyasi partilerin kendi içinde yapılması bana göre doğru olanı bu. Denetimi yaparsınız kendi siyasi parti içinde iç denetiminizi. Gerçekten belediye başkanı pırıl pırıl, hiçbir sorun yok ki eminim bazıları böyle. Bunlara %100 kefil olursunuz, arkasında durursunuz. Ama kendi yaptığınız işi denetlemede gerçekten hatası olan başkanlar gördüğünüz zaman da öyle mahkeme kararını falan beklemeye gerek yok ki. Yani onları ihraç edersiniz. “Biz zaten baktık sıkıntı var bu arkadaşta” ihraç edersiniz, işi bitirebilirsiniz yani. Yani bu yöntem olarak açıkçası biraz sorunlu. Tabii şunu da kabul edelim yani Cumhuriyet Halk Partisi büyük bir saldırı altında. Bunu kabul edelim. O saldırının getirdiği bir travmatik bir durumda biz görüyoruz, izliyoruz. O içlerinde bulundukları ortam onları bir strateji oluşturmakta da zorluyor. Yani net bir strateji de oluşturamıyorlar, onu da anlıyoruz. Yani hani bu kadar saldırı altında bütün bunlar kolay değil. Ama bizim de açıkçası ülkenin yararlarına baktığımızda yani oralarda kaybedecek vaktimiz yok. Yani bizim hani iktidar olmuş öyle olur, ana muhalefet. Bizim kaybedecek vaktimiz yok, bu ülkenin “Oh be” demeye ihtiyacı var. Dolayısıyla ne yapacağız? Yeni bir alternatif inşasıyla yürüyüp gideceğiz. Kendi yolumuzu çizip gideceğiz. Başka bir çıkış yok yani.
Şirin Payzın: Cumhurbaşkanlığı adaylığı sloganınız oldu galiba. “Oh be” demeye ihtiyacı var ülkenin.
Ali Babacan: Yok, bu şöyle gördüm ben. İnsanlarda bir, bir ihtiyaç var yani. Yoksa yok hani o adaylık, şunlar bunlar. Onlar zaman içerisinde, zaman içerisinde geniş bir zeminde konuşulması ve geniş istişare ile mutabakat sağlanması gereken konular o konular.
Şirin Payzın: Ama şunun için sormak istiyorum; Siz de dediniz ya geçen sene İBB davası üstüne de İran krizi bindi. Merkez Bankası döviz satışına başladı. Bu enflasyon düşmez. Şimdi İmamoğlu'nun çıkacağını düşünüyor musunuz bir tarihte Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce? Böyle bir şans görüyor musunuz? Ve konu bir de Mansur Yavaş'a gelirse ne olacak? Ekonomi ne olacak gerçekten?
Ali Babacan: Bu süreçler normal yani bir hukuk devletine yakışır yargı süreçleriyle ilerlemiyor ki. Yani bu süreçler tamamen siyasi talimatla, siyasi yönlendirmeyle yürüyor. Dolayısıyla hani sadece bir yargı süreci olsak, dosyalara da hâkim olsak deriz ki; “yani dosyalarda şu şu konular kritik, bunlarla ilgili sıkıntı olabilir. Ya da şunlarda şunlarda bir sorun yok” diyebiliriz. Mesela diyelim ki Demirtaş dosyası değil mi? Ya da Kavala dosyası. Şimdi biz bunların derinlemesine inceledik ve bu insanların hapiste olmasıyla ilgili hiçbir gerekçe yok Şirin Hanım. Böyle bir şey olmaz yani. Yazıktır, günahtır. Yıllardır bu insanlar yok yere hapiste ömür çürütüyorlar. Böyle hukuk devleti olamaz yani. Çünkü dosyaları boş. Dosyalarını incelediğimiz ve derinlemesine nüfuz ettiğimiz için biliyoruz yani.
Şirin Payzın: Hâlâ uygulamıyorlar AİHM kararını.
Ali Babacan: Evet, AİHM kararı var. Bazı konularda bizim kendi Anayasa Mahkememiz karar alıyor, onu uygulamıyorlar.
Şirin Payzın: Niye uygulamıyorlar?
Ali Babacan: Can Atalay meselesi, Can Atalay. Çünkü şu andaki siyasi irade çok uzun yıllar koltukta olmanın, çok uzun yıllar devlet gücünün kullanıyor olmanın getirdiği bir güç zehirlenmesi içerisinde. AK Parti kuruluş dedim ya biz oraya tüzüğe yazdık, “üç dönem” dedik. Niye “üç dönem” yazdık? Çok tartıştık onu. 2001 yılında AK Parti'nin kuruluşunda ben o masadayım, tüzüğün yazma masasındayım. Dedik ki; “lider sultası olmasın bu ülkede” dedik. “Lider sultası bu partide olmayacak” dedik. Parti kurulduktan sonra Tayyip Bey'in yaptığı konuşmaların hemen hemen tamamında diyordu. "Biz farklıyız, AK Partiyiz. Çünkü biz tüzüğümüze üç dönem sınırını koyduk. Bu partide lider sultası olmayacak." diyordu. Şimdi inanın bütün sosyal mecralardan, dijital mecralardan çıkartmışlar. O konuşmaları arıyorsunuz, bulmanız mümkün değil insanların hafızasında. Ama dijital ortamlarda o konuşmaların tamamını kazımışlar, silmişler. Yok yani bulamıyorsunuz. Ama onu söylüyordu o gün. Niye koyduk biz? Çünkü bir, iki hadi bilemedin üç. Üç dönem sonradan sonrası doğru değil. Çünkü uzadıkça hesap verme hissi buharlaşıyor. Süre uzadıkça “ben, benim” kavramıyla milletin, devletin kavramı birbirinin içine geçiyor. “Ben de” hissiyatı yoğunlaşıyor. Bu sadece Türkiye'de değil, yani tarihte sabit. Dünyada pek çok ülkede sabit. Yani siyaset ve devlet yönetme bilimi bunu söylüyor. “Her yerde bu böyledir” diyor. Dolayısıyla bu kadar süre iktidarda olduktan sonra yargı ne, anayasa ne? Şu anda 50+1’i cebine koymuş. “Halktan ben destek aldım. Dolayısıyla halk benim, millet benim, gerisi teferruat” denen bir yönetim zihniyeti iş başında. Bu yönetim zihniyeti olduktan sonra çok zor. Ne yargı bağımsız olur, ne meclis doğru düzgün işleyebilir, ne sistemde parlamentonun bir anlamı olur, ağırlığı olur. Olmaz bunların hiçbirisi yani.
Şirin Payzın: Şimdi Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı Cumhuriyet Halk Partisi'nin, dolayısıyla cezaevinde. Bunun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisine rakip istemediği olarak da mı siz okuyorsunuz? Ve mesela siz aday olsanız size bile gelebileceğini düşünüyor musunuz?
Ali Babacan: Şöyle soruyu tersten belki sormak lazım. “Sayın İmamoğlu ben adayım” demeseydi. Hani “turpun büyüğü” dedi, turpun büyüğü resmini arkasına koydu. “Hadi salla da göreyim” dedi değil mi? Bayağı da hani bakma meydan okudu yani. Şimdi sadece bir adaylık değil, meydan okuyan bir adaylıkla yola çıktı. Ve bunları yapmamış olsaydı yine de şu anda tutuklu mu olurdu yoksa tutuksuz yargılanan birkaç dosya üzerinden mi İstanbul Büyükşehir Belediyesi değerlendirildi? Bu soruyu hepimizin sorması lazım. Ama bunun cevabı da çok açık herhalde, değil mi? Şu Ankara'da Kızılay'da şöyle bir on kişiye, yirmi kişiye sorun “İmamoğlu niye tutuklandı?” diye. Yolsuzluk yaptı diye mi tutuklandı diyecekler yoksa aday oldu diye mi tutuklandı diyecekler. Yani halktaki intiba bu. Tabii bunun o yolsuzluk boyutu dediğim gibi yani o dosyalar, şunlar bunlar, onlar ayrı mesele. Onun ayrı bağımsız bir süzgeçten geçmeden kanaat oluşturmak mümkün değil. Kimseyi biz peşinen de suçlayamayız. Çünkü masumiyet karinesi var. Suçluluğu ispat edilmedikten sonra herkes masumdur. Hukukun temel ilkesi, evrensel ilkesi yani. Ama bir sıkıntı varsa da herkes her zaman hesap vermeye de hazır olmalıdır.
Şirin Payzın: Dolayısıyla siz dediniz ya, ben DEVA Partisi'nin genel başkanı olarak doğal cumhurbaşkanı adayıyım.
Ali Babacan: Evet.
Şirin Payzın: Zaman içinde dediğiniz gibi ortak bir aday olarak da sizi çıkardı. Şu andaki ittifakınız diyelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sizi de sizin de üstünüze gelebileceğini düşünüyor musunuz? Bu ihtimal içinde midir? Bu riski görüyor musunuz?
Ali Babacan: Siyaset yani böyle korkularla, zayıf ihtimallerle, ihtimal hesaplarıyla yapılacak bir iş değil Şirin Hanım. Bu işe eğer gönül verdiyseniz, memleketin derdini gerçekten derdiniz, kendi derdiniz edindiyseniz, attığınız her adım gerçekten bu ülke için, bu millet içinse açıkçası hiç korkmamak lazım. Siyaseti ne için yaptığınıza bağlı. Yani siyaseti kendiniz için mi yapıyorsunuz yoksa millet için mi yapıyorsunuz? Siyaseti millet için yaptıktan sonra korkmamak lazım. Biz bunu AK Parti'yi kurarken yaşadık. Benim kurucular listesinde ismim çıktığında akşama kadar telefonum susmadı biliyor musunuz? “Sen ne yapıyorsun? Aklını mı yitirdin?” O zaman 28 Şubat iklimi var. Hatırlayalım, asker vesayeti var ve bütün asker vesayetine isyan olarak bir siyasi parti kuruluyor, AK Parti kuruluyor ve kuruluştan birkaç gün önce kurucu listeleri yayınlandı. O 70 kişi civarındaydı biliyorsunuz kurucu. Benim de ismim yayınlandı içinde. Yani kurucular listesi. Arayan arayana. “Ya sen aklını kaçırdın arkadaş. Sen hani iş insanısın. Böyle bir risk alınır mı? Böyle bir şey yapılır mı? Bir parti kurucusu olunur mı? Yarın başınıza her türlü şey gelir.” Ben dedim ki; “Ya memleket zor durumda. Ben bunu kendim için falan yapmıyorum ki. Ben bunu millet için yapıyorum.” Dedim. Millet için bu işi yaptığımı nasıl olsa insanlar bilir, anlar. O sağduyu var bizim insanımızda. Ondan korkmamak lazım. Bakıyor, seziyor yani. Bir hırs mı var, kendi şahsı için bir şey yapıyor, yoksa millet için bir şeyler mi yapmaya çalışıyor? Bunu insanlar seziyor, anlıyor. Şu anda ülkenin ihtiyacı var. Burada büyük bir boşluk var. Büyük bir ekonomik kriz var. Hatırlayalım, 2001 Şubat Ekonomik Krizi. Döviz kuru patlamış, yirmi tane banka batmış. O ortamda AK Parti kuruldu. Beni o kadar insanlar uyardı, uyardı. “Yapma etme falan filan.” Ben dedim; “yok artık karar verdik, yola çıktık, çalışacağız inşallah başarılı olacağız” dedim ve çok şükür o zaman güzel şeyler de yaptık. Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci başladı. Siz yakından takip ettiniz değil mi? Brüksel'e gittik geldik defalarca. Reform arkasında reform, yargı reformları yaptık. Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladık. 33 tane faslın taramasını yaptık. Gerçekten Türkiye birdenbire dünyanın en önemli ilk 10 ülkesinden biri oluverdi. Bunu yaptık yani çok şükür.
Şirin Payzın: Sıfırlar attınız lirada.
Ali Babacan: Paradan 6 sıfır… Yani bunların hepsini yaptık. Şimdi dolayısıyla şu andaki bu iklim var ya, o hani “ya ne olur ne olmaz, korkalım mı acaba? Bir tereddüt falan filan…” Ben aynı o 2001'de AK Parti kurulusundaki hissiyatı taşıyorum.
Şirin Payzın: “Korkmuyorum” diyorsunuz.
Ali Babacan: Birileri diyor “ya işte yapmayın etmeyin şöyle böyle falan filan. Arkadaş çok şey bir iktidar var artık bunların ne yapacağı belli olmaz falan filan…” Ben şuna inanıyorum; Biz bu memleket için çalışıyor muyuz, dosdoğru konuşuyor muyuz? Konuşuyoruz. Kimseyi aldatıyor muyuz? Kesinlikle bakın. Söylediğimiz her şey bugün itibariyle doğru bildiklerimiz. Aldatmak için en ufak bir şey söylemiyoruz. Neyse onu konuşuyoruz. Bazen aleyhimize olacağını bilsek bile bazen arkadaşlar diyor mesela örnek değil mi şu KHK eylem planı. Ya biz bunu açıkladığımızda herkesin ödü kopuyordu. “KHK” demeye cesaret edemiyordu siyasi partiler. Biz o dönemde tuttuk, “Arkadaş burada büyük mağduriyet var” dedik. “Böyle olmaz, hukuk devletine bu yakışmaz” dedik ve çıktık bu KHK eylem planını açıkladık. O dönemde bazı siyasi parti genel başkanları bana dedi ki, “ya Allah razı olsun siz yaptınız, biz yapamayız çünkü korkarız” dediler. Korkmadan çıktık, “KHK da büyük bir mağduriyet vardır ve bunun çözümü de böyledir” dedik. Bakın sayfalar dolusu yasal düzenlemelerle bu işi nasıl çözeceğimizi ortaya koyduk. Yani bizim çalışmamız şöyle, Türkiye için doğru mu? Söyleyip geçiyoruz, ilan edip geçiyoruz.
Şirin Payzın: “Korkmuyorum” anlıyorum yani. Hiç siz mesela anketlerde %40 çıktınız Mansur Yavaş gibi ya da işte İmamoğlu gibi yüksek puanlar çıktınız. Benim de üstüme gelirler ama ben bundan korkmuyorum olarak anlıyorum.
Ali Babacan: Tabii bütün bunları hani bir adaylık varsayımı üzerine…
Şirin Payzın: Bina ettiniz diyelim.
Ali Babacan: Bina ettiniz de şu ana kadar yani bunu dediğim gibi yani daha bunlar konuşulacak konular, yapılacak konular. Ama eğer korkumuz olsa siyaset yapmayız. Çünkü benim için, pek çok arkadaşımız için, bazıları şeydir, nasıl diyeyim, yani siyasetten başka iş bilmezler, yapamazlar da yani hani. Biz öyle değiliz, bizim siyasetten başka alternatiflerimiz var. Pek çok şey yapabilecek insanlarız. Çok şükür bizim her bir genel başkan yardımcımızın başka bir işi var, başka bir mesleği var. Herkesin bir altın bileziği var. Yani biz siyaseti mecburiyetten yapanlardan değiliz. “Ya da başka bir iş beceremiyoruz. Elimizden sadece konuşmak geliyor” deyip de mecburi bir istikamet olarak siyasete girenlerden de değiliz. Biz siyaseti memlekete, millete hizmet aracı olarak görüyoruz ve büyük bir ahlaki sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü ülke elden gidiyor Şirin Hanım, görüyorsunuz yani. Ben her bir gencimizin "Bu yaşadığım hayat mı?" diye bana sorduğu zaman içim parçalanıyor ya. Bir zamanlar dünya gençleri Türkiye'ye gelmek istiyordu. Gittiğim her ülkede gençler etrafımı sarıyordu. "Aaa Türkiye'den bakan gelmiş." diye. "Ben Türkiye'de bir staj yapmak istiyorum. Şöyle bir altı ayı Türkiye'de geçirmek istiyorum, ne yapabilirim?" diye etrafımı gençler sarıyordu. Avrupa'da, başka ülkelerde. Dünya Bankası başkanı, sekiz yıldan sonra emekli oldu adamcağız, 80 yaşında. Beni aradı dedi ki "Ali," dedi. "Ya ben Türkiye'de şöyle birkaç sene yaşamak istiyorum." dedi. Kendi özel uçağıyla 193 ülkeye gitmiş insan, 80yaşına gelmiş, ömrünün son demlerinde İstanbul'da yaşamak istiyor. Şimdi biz bunu yaşadık. Böyle bir Türkiye niye bu hale düştü ya? Yazık yani. Ve hep inanın çok hızlı düzelir ya. Çok hızlı düzelecek yani inşallah yani.
Şirin Payzın: Siz o noktaya getirdiniz. Üniversite, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden birincilikle mezun olmuş birisisiniz. Dolayısıyla size şöyle sormayacağım: “Pişman mısınız siyasete girdiniz” diye. Çünkü belli ki değilsiniz. Ama bugün Bilal Erdoğan bir açıklama yapmış. Diyor ki "Bir öğrenci on turiste bedel ve bütün dünyadan koşa koşa Türkiye'de üniversite okumaya gelenler var." Bu doğru mu sizce?
Ali Babacan: Üniversitelerimizdeki yabancı öğrenci sayısının arttığı doğru. Ama bu öğrencilerin önemli bir kısmına biliyorsunuz bir şekilde, burslar veriliyor, destek veriliyor. O da doğru politikadır bu arada. Karşılaştırdığında mesela diyelim ki Türkiye'de çok uygun şartlarda üniversite okuması mümkün. Ama bir İngiltere'de, Amerika'da çok maliyetler yüksek. Dolayısıyla baktığında Türkiye'de okumayı uygun görüyorlar. Biz de bundan çok mutlu oluyoruz ve her bir gelen öğrenci ülkesine döndüğü zaman ömür boyu Türkiye'nin elçisi.
Şirin Payzın: Peki kalite?
Ali Babacan: Ömür boyu Türkiye. Ya kalite maalesef işte bakıyoruz ilk 500’e giren üniversite sayımız bir iki tane. 2010'lu yıllarda hatırlayalım, benim okulum olduğu için söylemiyorum ama ODTÜ dünyada ilk 50’ye girdi birkaç sene arka arkaya. İlk 50 bakın, bırakın ilk 500’ü falan. Ve tarihte ilk defa olmuştur. O Türkiye'nin en parlak döneminde, enflasyonu tek haneye indirdiğimiz, IMF borcun son taksitini ödediğimiz, faizleri yüzde 4,5’a indirdiğimiz, 4,5 yıllık faiz ha, aylık değil, 4,5’a indirdiğimiz dönemde ODTÜ de ilk elliye girmiştir. Çünkü yönetim bir bütün, bir bütün. Yani bütün kurumlarıyla, bakanlıklarıyla, özel sektörüyle, sivil toplumla eğer insanlar inanarak bir coşkuyla çalışıyorsa ülke alıyor, başına gidiyor, tutamıyorsunuz zaten. Kanatlanıp uçuyor yani. Ve o iklimi oluşturmak çok önemli. O iklimi oluşturduğunuzda ya bu, biz çok büyük ve çok güzel bir ülkeyiz, “hak ediyoruz” dediğinizde de oluyor. Bakın ben diyorum ki; artık ilk on değil, ilk on bizim 2012'de koyduğumuz hedefte. 2012'de dedik ki; “ilk on.” 2023 hedeflerini koyduk. 25 bin dolar milli gelir dedik. 500 milyar dolarlık ihracat dedik, değil mi? 2023 geldi, hiçbiri tutturulamadı. Çünkü 2012-13'ten sonra 2023'e giden dönem felaket bir dönem oldu. Sorunların büyüdüğü, Türkiye'nin itibarını kaybettiği bir dönem oldu. Ama bugün diyoruz ki; artık 2012'deki ilk on Türkiye'yi kesmez. Ne yapmamız lazım? Türkiye'nin dünyadaki en önemli üç ülkeden birisi olması lazım. Çin, Amerika, Türkiye. Nasıl büyükelçilik ve başkonsolosluk sayısında Çin ve Amerika'dan sonra üçüncü sıradaysak bu ne demek? Dünyadaki network demek. Pek çok konuda Türkiye artık ilk üçe oynaması gereken bir ülkedir. Çünkü Avrupa durdu ya, aslında ilk üçle ilk on arasındaki gruba bakın Avrupa ağırlıklı. Avrupa durdu. Teknolojide durdu, ekonomide durdu, nüfusta durdu. Almanya bugün 85 milyon. 28 milyonu dışarıdan gelen insanlarla ayakta durmaya çalışan bir ekonomi var yani. 28 milyon Almanya'da doğmamış, Almanya'da yaşayan insan Almanya'yı şu anda ayakta tutuyor. Bu kadar göç karşıtı politikayla Avrupa ne yapacak, değil mi? Dolayısıyla bizim önümüz açık. Yeter ki bu ülke ehil, dürüst insanlar tarafından yönetilsin, iyi bir koordinasyon sağlansın, kararlar istişareyle alınsın. Mesele bu.
Şirin Payzın: Peki, tam da onu soracaktım. Sizin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin en önemli rakibi Boğaziçi Üniversitesi'nin, Hukuk Fakültesi Dekanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Kavala davasında poğaçalı, savunma yaptı. Yani dedi ki işte, “tuzlu poğaça dağıtmak suretiyle, karışıklık çıkarmışlardır Gezi'de ve devleti ve iktidarı yıkmaya uğraşmışlardır.” Yani Boğaziçi Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'nin ciddiyetsizliğini anlatmak için bunu soruyorum. Şunu sormak istiyorum…
Ali Babacan: Boğaziçi'nde hukuk diye bir şey yoktu ki.
Şirin Payzın: Sonradan geldi.
Ali Babacan: Boğaziçi'ne saldırdıktan sonra kurdurdular oraları falan yani. Öyle bir birim yoktu yani. Tamamen iktidarın, kaleleri ele geçirme projesi. Hani ora bir kale, ora bir kale. Bir de vasıf düşmanlığı var. Yani nitelik düşmanlığı var. Yani nitelikli bir şey olmasın etrafta yani. Vasıflı bir şey olmasın. “Bir biz olalım, başka hiçbir şey olmasın, her şey önemsiz olsun.” Zihniyet maalesef bu.
Şirin Payzın: Ben de tam onu soracaktım. Sayın Bahçeli defaatle, Selahattin Demirtaş çıkmalı, işte Ahmetler göreve iade edilmeli, tekrarlıyor. Can Atalay'ın hâlâ AİHM kararı var, uygulanmıyor. Osman Kavala’nın ki uygulanmıyor. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor. Neden uygulamıyorlar? Siz, çok iyi tanıyorsunuz partiyi, anlatıyorsunuz zaten. Ve Devlet Bahçeli'nin bu ısrarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve bu uygulanmadığı sürece oraya bağlayalım. Bu ekonominin yoluna girme ihtimali kaçtır? Yabancı yatırımcının gelme şansı kaçtır? Ortada çünkü, kararlara uymayan bir devlet var.
Ali Babacan: Şimdi aslında Türkiye'de yaklaşık iki yıldır, 2024'ün yaz aylarından bu yana devam eden bir “Çatışma Çözümü” süreci var. Yani bu “Terörsüz Türkiye” denilen aslında uluslararası literatürde “Çatışma Çözümü” süreci ve bu “Çatışma Çözümü” süreci bir bütün. Yani biz ilk gün zaten aşağı yukarı anlamıştık ne olduğunu. İlk destek verenlerden birisi biz olduk biliyorsunuz Sayın Bahçeli'nin açıklamalarından sonra. Dedim; “%5 bile ihtimal olsa biz gidip o %5 ihtimali bile destekleyeceğiz” dedim. “Önemli” dedim. Ve ilk günden bu yana Sayın Bahçeli bir bütünlük ve bir tutarlılık içerisinde bu hazırlanmış olan “Çatışma Çözümü” sürecinin öncülüğünü yapıyor. Yani bir bakıma işin teorik zemini, uygulama basamakları, ne yapılması gerektiğiyle ilgili ideali ortaya koyuyor, ideali. Ama o idealin uygulanıp uygulanmamasıyla ilgili bütün kontrol de, Sayın Erdoğan'ın elinde. Yani devlet birimlerinin adım adım atmaması, işte meclise bir yasal düzenlemenin yapılıp yapılmaması. Dolayısıyla ben Sayın Bahçeli'nin böyle bir ortamda o ideali sapasağlam yerinde tutması ve tekrar ede ede, ede ede onu orada hatırlatmasını süreç açısından çok değerli buluyorum. Peki, “Niye bazı şeyler olmuyor?” diye baktığımızda da aslında bu süreç çok daha hızlı yürüyebilirdi. Ama, Suriye'deki gelişmeler, Suriye'deki bu iç savaş riski biraz bizim süreci etkiledi, geciktik. Arkadan bir de İran savaşı çıktı. O İran savaşında özellikle PJAK'la ilgili konularda, yani ben hani sekiz yıl Milli Güvenlik Kurulu üyesiydim ya, sekiz yıl boyunca. Yani kalın kalın dosyalar hep bütün toplantılar önümüze gelirdi, giderdi. Yani az çok dışarıdan hani birkaç unsurla bulmacayı da tamamlayabilecek kadar en azından bir background var yani öyle diyeyim. İran özellikle bu PJAK konusu falan da bir miktar herhalde kafaları karıştırmış olabilir. Ama şu anda artık İran'la ilgili bu ateşkesin sürebileceğiyle ilgili bir kanaat oluştu. Barış anlaşması olur mu? Çok zor. Şimdi ateşkes sürecek gibi görünüyor. Artı bir de Hürmüz'le ilgili de bir çözüm bulunursa, Hürmüz Boğazı'yla ilgili, o zaman İran riskleri de tamamen minimuma iner, inmiş olur diye ben bekliyorum. Bir de tabii hani bu İran savaşıyla beraber acaba rejimi yıkmaya dönük başka bir hareketlenme olur mu diye. Muhtemelen Amerikalılar bir ara bunu istedi. Fakat Türkiye'nin Barzani'nin ve Talabani'nin girişimleriyle bu engellendi. Bana göre iyi de oldu yani. Çünkü Amerika'yla, İsrail'le hizalanmak, yani aklını peynir ekmek yemek gibi bir şey yani İran'daki bütün gruplar için. İran'da olup da Amerika'yla, İsrail'le hizalanmak akıl karı bir şey değil. Olmadı da Allah'tan. Zaten Trump de dedi, "Tamam, ben vazgeçtim o işten." dedi. "Yapmayacağız öyle bir şey." dedi. Yani oradaki hani beş tane grup ortak açıklama yapmıştı ya.
Şirin Payzın: Evet.
Ali Babacan: Kürt gruplar diyemiyorum çünkü İran Kürtlerinin çoğuyla o grupların alakası yok. Onun için Kürt gruplar demeye bile dilim varmıyor ama beş tane örgüt diyelim ortak bir açıklama yapmıştı. Dolayısıyla o ihtimaller, o riskler de artık tamamen azaldığına göre, benim beklediğim açıkçası en geç temmuz ayında meclise bir yasal düzenlemenin gelmesi, PKK'nın feshi, silah bırakma ve örgüt üyeleriyle ilgili çıkış yollarının ne olacağının bu yasayla belirlenmesi. Benim beklentim bu. Doğrusu o olur.
Şirin Payzın: Sonra bırakırlar mı Selahattin Demirtaş ve Kava olayını? Ve de Can Atalay'ı.
Ali Babacan: Ya Sayın Demirtaş'ın durumu yani gerçekten çok üzülüyorum. Zaten dosya boş. Ama bir de o bunların hani Kandil, DEM, İmralı derken oralarda da kendi bir iç siyasetleri de var. Onu da unutmayalım yani. Hani o kendi iç siyasetleri nasıl şekillenir onu da bilemiyorum. Ama nihayetinde bizim arzumuz, siyaset ayrıdır, hukuk devleti ayrıdır. Hukuk devletinin gereği yerine gelir, siyaset ona göre şekillenir. Yani siyaset yargıyı, siyaset kimin hapse girip hapisten çıkarılacağını belirleyemez. Böyle bir şey yok yani. Hukuk devletinin gereği yerine gelir, siyaset kendini ona göre şekillendirir. Olması gereken bu durum. Maalesef olmadı, olmuyor. Ama biz ilkesel duruşumuzu sonuna kadar bu konularda koruyacağız.
Şirin Payzın: Peki şimdi vaktimiz azaldığından çok kısa cevaplarla gidelim. Şunu merak ediyorum Sayın Babacan, siz de söylediniz. Siz, hem ekonominin kaptanıydınız ama sonrasında Dışişleri Bakanı olarak Avrupa Birliği sürecinin de kaptanı oldunuz. Dolayısıyla hâlâ o yani Avrupa'daki, kişilerle, siyasetçilerle, kurumlarla temaslarınız var.
Ali Babacan: Doğru.
Şirin Payzın: Aynı şekilde Amerikalıları da yakından tanıyorsunuz. Şu yoruma ne dersiniz ya da şu analize ne dersiniz? “Amerika Birleşik Devletleri Devleti ve mevcut Trump iktidarı Türkiye'de Erdoğan'la çalışmak istiyor ve bir iktidar değişikliği istemiyor. Çünkü Ortadoğu'da yeniden bir yapılanma var.” Bu tespite katılıyor musunuz?
Ali Babacan: Aslında geçenlerde Türkiye büyükelçileri, aynı zamanda Suriye özel temsilcileri, Tom Barak'ın bir açıklaması oldu. Hani dedi ki, "Bu coğrafya," dedi, "güçten anlar." dedi. Yani bunu aslında şöyle okumak lazım: “Biz istiyoruz ki bu coğrafyada güç belli başlı kişilerde toplansın. Öyle demokrasi falan olmasın, hukuk falan olmasın. Zaten biz Amerika'da da öyle yaptık. Yani Amerika'da bile artık hukuk falan tanımıyoruz. Normalde İran savaşı için kongreden onay almamız gerekirken o adına ‘operasyon’ dedik. İşte iki ayda girdik, çıktık, savaştık. Dolayısıyla hukuk önemsiz olsun, parlamentolar önemsiz olsun.” Nasıl Amerikan Kongresi'ni önemsizleştirdikleri gibi “bu coğrafyada da böyle olsun. Belli başlı topu topu sekiz on tane kişi olsun bizim muhatabımız. Ve o sekiz on kişi de bize tabi olsun. O sekiz on kişi üzerinden biz bütün bu coğrafyayı şekillendirelim.” Şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nin yönetenlerinin kafası böyle çalışıyor. Hiçbir ülkenin devlet başkanı, cumhurbaşkanı, başbakanı gelip demesin ki, "Ya arkadaş, ben bunu yapamam. Çünkü bizim yargı var. Yarın benden hesap sorarlar." demesin mesela. Böyle yargı diye bir kaygısı olmasın. Ya da hiçbir devlet başkanı Amerikalılara dönüp de "Arkadaş kusura bakmayın, bizim meclisimiz var, sizin bu istediğinizi ben meclisten geçiremem. Meclis buna hayır der, bu talebinizi yerine getiremem." Yani “bu tür mazeretler olmasın. Yargıya da hükmeden, meclise de hükmeden. Devlet başkanları olsun, başbakanlar, cumhurbaşkanları olsun ve ben onlarla bütün bu coğrafyayı şekillendireyim.” Şu anda onların kapı öyle çalışıyor.
Şirin Payzın: Şu anda gördüğümüz manzara bu.
Ali Babacan: Şu anda gördüğümüz manzara bu. Demokrasi olduğunu düşündüğümüz ülkelerde dahi şahıslar üzerinden o ülkeleri yönlendirmek, bir kişiyle kapıyı kapatıp kapalı kapılar ardında işi bitirmek. Bu şimdi Amerika'nın yönetim tarzı. Bunu itiraf da ediyorlar, saklamıyorlar da artık yani eskiden yaparlardı ama en azından “ya biz demokrasiyiz, özgürlükler ülkesiyiz falan” diye başka ülkelerde yaptıklarından utanırlardı yani. Başka ülkelerde mesela diyelim ki demokrasiyle seçilmiş iktidarı devirirler, darbe yaptırırlar başka ülkelerde. Ama “biz yaptırdık” demeye utanırlardı. Çünkü sen demokrasisinde arkadaş utanmıyor musun başka ülkede askeri darbe yaptırmaya? Utanırlardı. Şimdi utanma falan da kalmadı. Gayet rahat. İçleri dışları bir. Diyorlar ki; “biz böyle bir coğrafya görmek istiyoruz.” Bizim buna itirazımız var, böyle bir şey biz istemiyoruz, izin veremeyiz, göz yumamayız. Çünkü demokrasi aynı zamanda hukukla kıymetli. Demokrasi sadece sandıktan ibaret değil. “Ben sandıktan çıktım, 50+1’i cebime koydum, aklıma eseni yaparım” değil. Demokrasi aynı zamanda hukuk devletiyle beraber kıymetli. Çünkü seçilenlerin de hukuka uygun hareket etmesi lazım. Bu ülkeye öngörülebilirlik getiriyor çünkü.
Şirin Payzın: Bu önümüzdeki seçim dolayısıyla Türkiye'nin hem bekası hem gidişatı hem demokrasi için kritik seçimdir, dönemeçtir der misiniz?
Ali Babacan: Hayati, hayati. Yani gittikçe erozyona uğrayan bir demokrasimiz var. Artık adını anamadığımız bir hukuk devletimiz var. Hukuk devleti diyemiyoruz yani. Hukuk devleti başka türlü olur yani diyemiyoruz. Hukukun üstünlüğü kavramı örselenmiş durumda. Güçler ayrımı dediğimiz, yani yürütme, yasama ve yargı erklerinin ayrılığı diye bir şey kalmamış durumda. Yani doğru yönetim için, düzgün yönetim için gerekli ilkelerin hepsi şu anda buharlaşmış durumda. Yani böyle bir yönetim tarzıyla Türkiye sadece daha kötüye, daha kötüye, daha kötüye gider. Nasıl 2013'ten bu yana daha kötüye, daha kötüye gitse bu kötüye gidiş devam eder ve bu seçim çok önemli bir fırsattır. Yani vatandaşlarımızın şu anda belki yani fert fert düşünün “ya ne yapayım elimden bir şey gelmiyor” diyor. “Üzülüyorum ama bir şey yapamıyorum” diyor. “Fakirlik, yoksulluk altında eziliyorum, elimden bir şey gelmiyor” diyor. İşte o elimden bir şey gelmiyor diyen vatandaşlarımızın elinden bir şey geldiği andır seçim. Yani gücüm yok diyenlerin gücünü tam günü gelip de kullandığı andır. Dolayısıyla bu önümüzdeki seçimler çok kritiktir, hayatidir. Demokrasimizin yeniden canlanması için, hukuk devletini yeniden ihya etmemiz için de çok önemli bir fırsattır. O fırsatı kaçırırsak Allah korusun Türkiye'ye bir şey olmaz. Türkiye büyük ve güçlü bir ülke. Ülkeye bir şey olmaz ama vatandaşlarımız çok büyük zarar görür. Hukuksuzluk, adaletsizlik altında ve ekonomik zorluklar altında ezilmeye devam ederler yani. Ama “Türkiye battı, bitti, Türkiye yıkıldı.” Öyle bir şey de yok. Yani ülkemizin özü güçlü, yani orada da bir sıkıntı yok.
Şirin Payzın: Şimdi bu çerçevede iki sorum var. Birincisi, bu çerçeveden devam ederek soruyorum. Siz dediniz ki biz yani ana muhalefete de iktidara da eşit mesafede duruyoruz…
Ali Babacan: Mesafeli.
Şirin Payzın: Mesafeli duruyoruz.
Ali Babacan: Ölçümleri farklı olabilir ama mesafe.
Şirin Payzın: Peki tamam, eşit mesafede değil o zaman mesafeli duruyoruz.
Ali Babacan: Mesafeli duruyoruz evet.
Şirin Payzın: Ve fakat şundaki tavrınız ne olur? Şimdi sonuçta DEVA Partisi'nin milletvekilleri Cumhuriyet Halk Partisi ile yaptıkları seçim ittifakı sayesinde meclise girdiler. Şimdi önümüzdeki dönem, CHP'ye mutlak butlan gelirse şu anda iktidarın, medya kanalları işte Kılıçdaroğlu isminin üzerinde çok ön plana çıkarıyorlar, bunu pompalıyorlar. Buna nasıl bakarsınız? Bu doğru mudur? Bu yapılırsa, nasıl bir tablo ortaya çıkar Türkiye demokrasisi açısından? Çünkü o zaman mevcut yönetim ayrılacak. Ya bir başka parti kuracak ya da öyle bir durumda farklı bir ittifak senaryosu ortaya çıkar mı? Bir mutlak butlan durumunda. Çünkü CHP seçmeni büyük reaksiyon gösterecek. Ne diyorsunuz? Yani zamanında onlar size meclisin yolunu açtılar. Böyle bir durumda sizin, tepkiniz ya da stratejiniz ne olur?
Ali Babacan: Şimdi öncelikle hemen hatırlatayım. Seçimde ittifaka bizi ısrarla davet eden Cumhuriyet Halk Partisi. “Ortak listeyle girmezsek mecliste çoğunluğu sağlayamıyoruz. Mutlaka ortak listede girmemiz lazım” diye ısrar eden, bize hesap kitap getiren de Cumhuriyet Halk Partisi. Bizim tam 1400 tane milletvekili aday başvurumuz vardı. Biz bunların içerisinden 600 kişilik aday listemizi hazırladık. Ben tam sekiz gün kapandım. Gece gündüz üst komisyona başkanlık yaptım. Kendi adaylarımızı biz hazırladık. Biz kendi adaylarımızla seçime giriyorduk. Birkaç gün kala dediler ki; “mecliste çoğunluğu sağlayamıyoruz.” E ne yapacağız? “Ancak ortak listeyle olursa çoğunluğu sağlıyoruz.” Ve bize getirdikleri hesaplarda da “eğer ayrı ayrı girersek milletvekili sayımız bu çıkıyor. Ama ortak listeyle girersek toplamda sadece DEVA Partisi'nin ortak listede olmasının +23 milletvekillik sinerjisi oluşturuyor” dediler. Bunu bayağı hesap kitap bilen araştırmacı kadroları geldiler, bize anlattılar. “CHP sayesinde meclise girdik” ifadesini ben onu kabul etmiyorum. Çünkü biz kendimiz de zaten meclise girecektik. Zaten milletvekillerimiz olacaktı. CHP'nin de olacaktı. Ama ortak liste olunca hep beraber daha fazla milletvekili çıkartmış olduk. Yoksa Cumhuriyet Halk Partisi hayır kurumu değil ki sağa sola milletvekili dağıtsın. Kendi adayları dururken niye bizim adayları listeye koysun? Öncelikle onu ben tekrar bir düzelteyim ve bizim milletvekillerimiz DEVA Partisi seçmeninin gidip CHP'nin logosu altına “evet” demesiyle seçilmiş milletvekilleri. Biz otobüslerimizin arkasına özel logo yaptırdık seçime giderken. Dedik ki “DEVA için CHP” dedik.
Şirin Payzın: O şartlarda önemli bir ittifaktı.
Ali Babacan: “DEVA için CHP” dedik. Dolayısıyla biz hiç kimseye kendimizi borçlu falan hissetmiyoruz, onu çok açık söyleyeyim. En ufak bir borcumuz yok. Hiç kimseye en ufak borcumuz yok, hamdolsun. Biz onun için çok rahat, özgür bir siyasi partiyiz. İsteyen kendileri ama sonra kendi iç tartışmaları, bahsettiğiniz o kurultayla ilgili kavgalar ve o kurultayda bir grubun diğer grubu işte "Siz gittiniz bu partilere milletvekili verdiniz." diye onları suçlaması. Ama kendi iç kavgalarına da maalesef bizi malzeme yapmaları bizi çok üzdü, açık söyleyeyim. Ve o gün bugündür de bir düzeltme gelmedi.
Şirin Payzın: Mevcut yönetime mi kırgınsınız?
Ali Babacan: Bizi ciddi rencide ettiler ve o gün bugündür de bir herhangi bir düzeltme de gelmiş değil yani.
Şirin Payzın: Özgür Özel'den mi gelmesini bekliyordunuz?
Ali Babacan: Yeni yönetim grubu diyelim hep beraber. Bir düzeltme de gelmedi. Ya ısrar eden kendileri. “Biz olmaz” dedik. “600 kişilik bizim listemiz hazır” dedik. Ha şu var. Başka partilerin pazarlık ettiğini biliyoruz. Birkaç parti gitti, CHP'nin listesi için pazarlık halinde. Onu da biliyoruz. Ama DEVA'yı karıştırmasınlar ya.
Şirin Payzın: Özür bekliyorsunuz yani.
Ali Babacan: DEVA ayrı, DEVA'nın şeyi ayrı. Biz 600 kişilik kendi adayımızı hazırladık yani.
Şirin Payzın: Özür bekliyorsunuz.
Ali Babacan: Bir düzeltme diyeyim.
Şirin Payzın: Düzeltme bekliyorsunuz.
Ali Babacan: Düzeltme. Çünkü haksız yere rencide ettiler ve hâlâ o gün bugündür düzeltmediler. Dolayısıyla orada bir problem alanımız var. Ama biz şunu da biliriz, hani diplomasi bilen insanlar olarak, problem alanlarını kompartımana koyup rafta tutmayı biliriz. Ama ciddi konular konuşulurken de raftan indirip o konuları gündem yapmayı da biliriz yani. Dolayısıyla o konu ayrı bir şey. Bizim, bizim milletvekillerimizin her birisi kendi alnının teriyle, helalinden ve DEVA Partisi'nin seçmeninin gidip CHP'nin logosunun altına evet demesiyle seçilmiş milletvekilleri. Onun için çok rahatız yani.
Şirin Payzın: Bu sizin zaten CHP'ye, yani ana muhalefete mesafeliğinizi de açıklamış oldu. Neden mesafelisiniz?
Ali Babacan: Ama onu dedim ya kompartımana koyduk, rafta.
Şirin Payzın: Tamam.
Ali Babacan: Şimdi yarınlara bakarken bu tür konuları mesele yapmayız. Yani o değil.
Şirin Payzın: Bu mutlak butlan meselesi çok Ankara'nın çok gündeminde. Ve yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin önünde de bir ciddi bir sorun olarak yer almakta. Bu demokrasiyi aynı zamanda siyasetin müdahalesi olarak da okunuyor. İktidarın müdahalesi olarak da okunuyor.
Ali Babacan: Doğru.
Şirin Payzın: Tavrınız ne olacak? Kılıçdaroğlu'nun ön plana sürülmesi bir kez daha doğru mudur? Ve böyle bir durumda dediğim gibi biraz önce sorumu tekrarlayayım, ne şekilde bir tavır alırsınız?
Ali Babacan: Şimdi bu davanın ne şekilde sonuçlanacağını bilmemiz zor. Ama şunu anlıyoruz.
Şirin Payzın: Bir siyasal analiz olarak soruyorum.
Ali Babacan: Yani şunu anlıyoruz Mayıs ayında bir ihtimal, bir ihtimal de belki bir süre sonra bu NATO zirvesini falan atlattıktan sonra. Çünkü NATO Zirvesi'nden önce de, NATO şeydir ya, hani Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçiş NATO üyeliği vesilesiyle olmuştur. Çünkü NATO üyeliği böyle tek partili sistemle değil, çok partili demokrasi sistemiyle oluşmuş bir ittifak yapısıdır. Türkiye'de mecburen NATO üyeliğiyle beraber o yıllarda çok partili sisteme geçti. Yoksa kimsenin istediği falan yoktu. Bir CHP vardı, başka bir şey yoktu yani. Seçim pusulası geliyor. Bir tane parti, başka seçeneğin yok. Ama ne oldu? Çok partili sisteme geçtik. Şimdi çok partili bir sistemde ana muhalefet partisiyle ilgili atılacak böyle bir adım, NATO Zirvesi'nde Amerikalıları çok ilgilendirmese de yani Avrupalılardan bir miktar tepki alabilir. NATO'nun Avrupa üyelerinden tepki alabilir. Yani belki mayıs ayındaki davadan hemen bir şey oldu bitti olmaz da ama gündemde durmaya da devam edebilir.
Şirin Payzın: Ama doğru mudur, yanlış mıdır, nasıl buluyorsunuz?
Ali Babacan: Şimdi sürecin tamamı zaten siyasi bir süreç.
Şirin Payzın: Cesaret ederler mi yapmaya bunu?
Ali Babacan: Yapabilirler, gözünü karartmış bir iktidar, yapabilir. Dedim ya yine programın başında Sayın Erdoğan'ın bir ifadesi: "Bu muhalefeti de ana muhalefeti de şekillendirmek bize düşecek." dedi ya. Bütün bunlar işte muhalefeti şekillendirme çabaları. Yaparlar mı? Yaparlar. Çünkü artık bir ilke seti yok. Bir hukuk arayışı yok, bir hukuk devleti kaygısı yok. Yaparlar mı? Yaparlar. Peki yanlış mı olur? Yanlış olur. Çünkü CHP bu mutlak butlanla ilgili olabilecek bütün argümanları ortadan kaldırmak için kurultay arkasına kurultay yaptı. Benim hatırladığım kadarıyla dört tane kurultay yaptılar hatırladığım kadarıyla. Onu da yaptılar, onu da yaptılar, onu da yaptılar, onu da yaptılar. Hatta en son İstanbul’uz bir kurultay daha yaptılar ki bu mutlak butlana hani olur da zayıf bir gerekçe olursa onu bile ortadan kaldırabilmek için. Bütün bunlara rağmen olabilir mi? Olabilir. Yani İstanbul'daki o İstanbul Büyükşehir'le alakalı bütün o operasyonu yürüten başsavcı şu anda Adalet Bakanı. Şimdi “her yer İstanbul”, hani “her yer Trabzon” der ya Trabzonsporlular. Şimdi İstanbul'daki bütün o “ya bu kadar da olur mu?” dediğimiz her şey bütün Türkiye'de olabilir yani. Diyorum ya, hukuk bazında bir değerlendirme mümkün değil. Çünkü hiçbir şey hukuk zeminde yürümüyor yani.
Şirin Payzın: Evet, son olarak şöyle kapatalım, süren bitti. Bütün bu anlattıklarınızdan hem ekonomi hem siyasetteki gidişat, sonuç itibariyle siz mevcut iktidarın oy aldığı tabandan oy istiyorsunuz. Aynı tabana sahipsiniz büyük ölçüde. Tabii ki onun dışında başka toplum kesimlerinden de hem sizin AB sürecindeki yönetiminiz hem ekonomi. Bugün yine bir araştırmada Ankara Araştırma ve Danışmanlık zannederim, "Ekonomiyi kim çözer?" sorusuna “Ali Babacan” diye ikinci sırada yer vermiş, %26’lık bir oy almışsınız. Toplumda böyle bir imajınız var ama büyük çoğunlukla muhafazakâr ya da merkez, merkezinin sağ seçmenden oy almayı, istiyorsunuz ya da talep ediyorsunuz. Sizce CHP'ye böyle bir mutlak butlan, ondan sonra, işte kontrollü bir seçim. Ama ekonomi bir taraftan da bu şekilde gidiyor. AKP'nin, iktidarın ve de sizin tabanınız oy verir mi? Bir rahatsızlık olduğunu düşünüyor musunuz? O, seçmenin analizi yaparak bitirmeyi isterim. Nasıl görüyorsunuz? AKP'nin içinde ayrıca aynı zamanda seçmen değil sadece rahatsızlık var mı? Milletvekilleri, bakanlar…
Ali Babacan: Sonundan başlayayım. Gerçekten sağduyu sahibi olan insanlar, hâlâ var AK Parti içerisinde. AK Parti tabanında da sağduyu sahibi olup olan bitenden rahatsız olan milyonlarca insan var. Bunu biz görüyoruz. Zaten bunun için biz, 2024'teki bahsettiğim olağan büyük kongremizde aslında bir yeni alternatif inşasından bahsettik. İkincisi de kendimiz için hedef kitlelerimizi söyledik. “Bundan sonra hedef kitlemiz kim?” dedik. Hedef kitlemiz bir zamanlar AK Parti'yi desteklerken bugün artık soğuyan, destek vermek istemeyen, dindar, muhafazakâr insanlar var AK Parti tabanında. Mesela bizim hedef kitlelerimizden birisi o. Bir başka hedef kitlemiz merkez sağda arayışı olan insanlar var. Onlar da hedef kitlemiz. Başka hedef kitlemiz kim? Gençler. Gerçekten çok umutsuzlar ve sürekli bir arayış içindeler. Ve güvenecekleri bir yer arıyorlar. Şöyle “acaba siyasette bu ülkenin tekrar çıkışı olabilir mi?” diye. Bazıları siyaseten tamamen ümit kesmiş ama bazıları da “nereden çıkabilir bu ülke” diye onunu arayışındalar. Dolayısıyla biz bu hedef kitlelerimizi açıkladık. Ama bu hedef kitlelerimiz biraz iletişimimizi yoğunlaştırmamız açısından hedef kitleler. Çünkü hani hazineden destek almayan bir parti olarak, kaynakları sınırlı olan bir parti olarak kaynaklarımızı en etkin nerelerde değerlendirebiliriz diye bu hedef kitleleri açıkladık. Bu tespitlerimiz tespitimiz doğru.
Şirin Payzın: Ama orada bir rahatsızlık olduğunu düşünüyor musunuz?
Ali Babacan: Kesinlikle var. Kesinlikle var. AK Parti'ye destek veren kitleler de tabanda da var. AK Parti içinde olup da sağduyu sahibi olan insanlarda da bu rahatsızlık var. “Ya bu kadar da olmaz kardeşim.”…
Şirin Payzın: Sayın Cumhurbaşkanı olmasa parti büyük ölçüde, dağılır mı ya da sizlere kayar mı? Başka başka partiye dağılır mı?
Ali Babacan: Şöyle oldu şimdi Sayın Erdoğan'ın kendi şahsında partinin nesi var neyi yoksa kendi şahsında birikti artık. Kendinden başka müstakil siyasi şahsiyet bırakmadı ki. Bunların bir kısmına kendi git dedi, bir kısmı da zaten kendinden ayrıldı. Yani müstakil siyasi şahsiyeti olan, siyasi kimliği olan, insanlar AK Parti içerisinde kalmadı yani. Dolayısıyla AK Parti'nin de içerisinde hani peki Erdoğan var ama hani Allah hayırlı ömür versin. “Peki sonra ne olacak?” Sorusuna insanlar bir cevap bulamıyor.
Şirin Payzın: Sizin var mı bir cevabınız?
Ali Babacan: Halbuki, halbuki AK Parti'nin kurulduğu yılları düşünün. Ta gelin 2010’a, 2013'e. Hani o zirve yıllarına. Oralarda hep cevaplar vardı. Bu sorunun cevapları vardı.
Şirin Payzın: Kadro vardı.
Ali Babacan: Bir sürü insan vardı yani. O olmazsa o, o olmazsa o, o olmazsa o. Sapasağlam bir kadro vardı. Yani ülkenin, ülkenin yönetim AK Parti içinde bir sürü insan vardı.
Şirin Payzın: Şu anda?
Ali Babacan: Şu anda Erdoğan var. Başka ikinci bir ismi kimse sayamıyor yani. Zaten ikinci bir isim biraz şöyle hafif başını kaldırır gibi olsa hemen tırpanlıyorlar, gereği yapılıyor. Ama ne var? Hani Erdoğan ara ara vitrine koyup geri çektiği isimler var yani. Vitrine koyuyor, bakıyor, bir deniyor, geri çekiyor. Vitrine koyuyor, bakıyor, geri çekiyor. Onları yapıyor. Deniyor yani. Hani kim ne kadar tutar falan diye. O da illa kendinden sonrası için değil de yani “belki cumhurbaşkanlığı ve genel başkanlık ayrılır. Ya ben gene cumhurbaşkanı olurum da hani birileri de arkadan biraz antrenman yapsın, ısınsın yönetmeye” diye belki düşünüyor olabilir. Ama cumhurbaşkanlığını kolay kolay öyle bir başkasına bırakacağını ben zannetmem yani. Çünkü o güç şey bir şey yani kolay değil. O da bir de uzadıkça iyice iç içe geçiyor, uzadıkça daha sabitleniyor. Süre uzadıkça neredeyse imkânsız gibi geliyor. Yani “ben nasıl bırakırım, nasıl olur” diye. Onun için kendi içlerinde durum şu anda öyle. Zaten AK Parti içinden bir çıkış görseydik, biz AK Parti içinde belli bir mücadeleye devam ederdik. Ama AK Parti içinde bir çıkış yok yani. Çıkış derken ülkenin çıkışından bahsediyorum. Yoksa Ahmet’in, Mehmet'in, Ayşe'nin, Fatma'nın çıkışı değil, ülkenin çıkışını orada görmediğimiz için dedik, Bu olmayacak. Burada farklı bir şey var. Dolayısıyla biz ayrı bir yol açalım, yürüyelim, çalışalım, korkmadan yürüyelim, doğru bildiklerimizi konuşalım. Yanlışa yanlış diyelim, doğruya doğru diyelim. Onun için çok şükür o rahatlıkla siyaset yapıyoruz şu anda.
Şirin Payzın: Sayın Babacan çok teşekkür ediyorum. Tabii ki daha, onlarca soru var size sormak istediğim ve konuşabileceğimiz. Ama malum, seyircilerimize de o kadar uzun röportajı izlettirmek kolay olmuyor. Dolayısıyla şimdilik bu kadar diyelim ama eminim…
Ali Babacan: Dijital, dijital yayın döneminde, sabır süreleri kısaldı.
Şirin Payzın: Ama eminim bu sonrasında yapacağımız başka röportajlarda, daha da başka konulara gireriz. Dış politika, bölgesel konular belki çok daha konu vardır. Çok teşekkür ediyorum.
Ali Babacan: Ben teşekkür ediyorum sizleri burada genel merkezimizde ağırlamak gerçekten bizim için ayrı bir mutluluk. Zahmet ettiniz, sağ olun. İstanbul'dan geldiniz. Atina'dan gelip şimdi İtalya'ya böyle yoğun bir trafiğin ortasında bir gün Ankara'dasınız. Çok memnun olduk, iyi yayınlar diliyorum.
Şirin Payzın: Ankara'nın havasını koklamak her zaman önemlidir. Burada noktalıyoruz. T24'te kalın lütfen ve YouTube, sayfamıza da abone olmayı unutmayın. Bağımsız gazetecilik yaşayabilsin diye. İyi günler.