6 Mayıs 2026
Ali Babacan- 6 Mayıs 2026
Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekillerimiz,
Kıymetli teşkilat mensuplarımız,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve bugün bu salonda bizleri izlemekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor,
Yeni Yol Grup’unun haftalık toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Sözlerimin hemen başında;
Gaziantep’te “Süper Hücre” kaynaklı doğal afetlerde hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Maddi kayba uğrayan; evini, işyerini kaybeden, tarlasına, ürününe zarar uğrayan, bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.
Allah beterinden saklasın, daha büyük felaketler göstermesin inşallah.
Yaralılara da bir an önce acil şifalar diliyorum.
Geçtiğimiz hafta sonu üzücü haber aldık:
Kahramanmaraş’ta okul saldırısında ağır yaralanan 11 yaşındaki Almina
18 gün süren yoğun bakım tedavisinden sonra maalesef hayatını kaybetti.
Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Kederli ailesine başsağlığı diliyorum.
Değerli Arkadaşlar,
1 Mayıs'ı şöyle ya da böyle geçirdik.
“Emek ve Dayanışma Günü” dedik.
Fakat 1 Mayıs tarihinde tam da o gün iki işçimizi daha kaybettik.
Biri 56 yaşındaki Hatice Başata…
Çalıştığı işyerinde kesilen ağacın üzerine devrilmesi sonucunda Hatice Hanım hayatını kaybetti.
Diğer vatandaşımız ise henüz 16 yaşında, Mahir Buğra Karagön…
Kendisi MESEM öğrencisi.
Stajyer olarak bulunduğu işyerinde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.
Ona da Allah'tan rahmet diliyorum. Ailesine başsağlığı diliyorum.
****
Değerli Arkadaşlar,
Gerçekten iş sağlığı ve iş güvenliği meselesi ülkemizin çok önemli bir konusu.
Ve mesele tamamen tedbir ve denetim meselesi.
Niye bazı ülkelerde iş kazaları daha az da Türkiye'nin de içinde bulunduğu pek çok ülkede daha fazla?
Tedbir alındığında kazalar azalıyor.
Tedbir alındığında hayatlar kurtarılıyor.
Ama tedbir alınmadığında, denetim yapılmadığında maalesef canlarımızı kaybediyoruz.
Çözümü inanın zor değil: Sağlam kurallar koyacaksınız, denetleyeceksiniz.
Denetimde yanlış bulduğunuzda da caydırıcı cezayı gözünü kırpmadan keseceksiniz.
Sistemi sağlam kuracaksınız ki hayatlar kurtulsun.
Değerli Arkadaşlar,
Ağır bir demokrasi krizi içerisindeyiz.
Sadece nisan ayında gazeteciler tam 75 defa hâkimin karşısına çıktı bu ülkede.
Tek ayda 75 gazeteci.
Bu insanlar yolsuzluk mu yaptı? Hayır.
Birilerinin canına mı kıydı? Hayır.
Yaptıkları sadece düşündüklerini söylemek, düşündüklerini yazmak, doğru gördükleri haberi de yayınlamak. Yaptıkları sadece bu.
İşte gazetecilerin bu kadar baskı altında olduğu bir ülkede arkadaşlar, ifade özgürlüğünden bahsedilemez.
Gazetecilerin bu kadar baskı altında olduğu bir ülkede demokrasiden bahsedilemez.
Çünkü demokrasi ancak ve ancak hukukla kıymetlidir.
Demokrasi ancak ve ancak ifade özgürlüğüyle kıymetlidir.
Demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir.
Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret görenler, “ben sandıktan %50+1’i aldım mı, cebime koydum mu aklıma geleni yaparım” demeye başladığında o ülkede artık demokrasiden bahsedilemez.
Bugün KHK'lı vatandaşlarımızı temsil eden ziyaretçilerimiz bizimle, grup toplantımızda.
Gerçekten büyük bir mağduriyet var.
Bu sürecin ilk başında düğme yanlış iliklendi arkadaşlar.
Sisteme 2 tane talimat verdiler.
Bir, dediler ki kurunun yanında yaşı da yakın.
İki, dediler ki acımayın yoksa kendiniz acınacak hale düşersiniz.
Çoğu davada hakimler ne yaptı? “Ya ben bunu hapse atacağım ya da kendim hapse gireceğim” dedi.
Adaletin yerine gelmesiyle ilgili imkân, ortam oluşturulmadı.
Mağduriyetler büyük.
Mesele sadece KHK meselesi de değil.
Bir ülkede 2 milyondan fazla insan örgüt üyeliği sebebiyle, terör örgütü üyeliği sebebiyle şöyle ya da böyle savcılık süreci yaşamış.
Hangi ülkede milyonlarca üyesi olan bir terör örgütü olabilir?
Evet, terör örgütleri vardır, tehlikelidir.
Terörle kim olursa olsun sonuna kadar mücadele edilmelidir ama eğer siz bazı konuları bahane edip bir kesimin üzerine topyekûn gidiyorsanız, toplu cezalandırma yapıyorsanız bu hukuk da değildir, adalet de değildir.
Biz partimizi kurduğumuz ilk günden bu yana bütün sorunları olduğu gibi KHK'lı vatandaşlarımıza ilgili sorunları da masaya yatırdık ve çok kapsamlı bir çözüm hazırladık bakın.
8 nolu eylem planımız KHK eylem planı.
Bunun şöyle bir incelemesini yaptığınızda, özellikle arkasındaki atılacak adımlara baktığınızda gerçekten bugüne kadar gelmiş geçmiş en kapsamlı çalışmalarından biridir.
Buradaki KHK'lı vatandaşlarımızı temsilen bizimle beraber olan ziyaretçilerimize de özellikle nasıl olsa bildiğiniz hukukçular, avukatlar vardır. Bunlardan basılı var ama “devahazır.com” web sitemizde de tamamını bulabilirsiniz. Bunu bir inceleyin, bir bakın eksiği var mı, yanlışı var mı söyleyin.
Bugüne kadar çok şükür ufak tefek “şu da olsa iyi olur” gibi öneriler geldi ama sapasağlam bir çalışma yaptık.
Türkiye'nin en iyi hukukçularıyla çalıştık.
Hukuk dışına çıkıp, adalet dışına çıkıp yapılan eziyetleri, zulmü hukuk devletine yakışır bir şekilde nasıl çözeceğimizi ortaya koyduk.
Çünkü hep söylüyorum, bir yanlış başka bir yanlışla düzeltilmez.
Başkaları hukuksuzluk yapar ama çözüm yine hukuk devletine yakışır bir şekilde bulunmalıdır.
Çalışmamız hazır.
Dediğim gibi önerileriniz varsa her zaman dikkate alırız ve hemen ama hemen uygulanmak üzere yasal düzenlemeleriyle, tebliğleriyle, her türlü ikincil düzenlemeleriyle de çalışmamız hazır.
Evet arkadaşlar;
Gazetecilerden bahsettik. KHK'lı vatandaşlarımızın mağduriyetlerinden bahsettik.
Şunu da bilelim ki ülkemiz bu önümüzdeki seçimlerde çok ciddi bir yol ayrımına girecek.
Önümüzde iki tane seçenek olacak.
Korku mu, umut mu?
Baskı mı, özgürlük mü?
Tek seslilik mi, gerçek demokrasi mi?
Bizim bu konudaki duruşumuz çok net.
Türkiye, tek bir fikrin egemen olduğu bir ülke olamaz.
Herkes konuşacak arkadaşlar, herkes.
Türkiye konuşacak, Türkiye kazanacak.
Ve bu baskı iklimi de inşallah ortadan kalkacak.
İnanın ilk partimizi kurduğumuz günlerde demiştim ki; “Bazı işlerin çözülmesi o kadar kolay ki.”
“Mesela özgürlüklerle ilgili konular” demiştim. Ne kadar süre alır çözmek? Dedim ki “Bu kadar”. (El şıklatarak) Bu kadar hızlı olur.
Niye? Niye bu kadar hızlı?
Çünkü şu andaki baskının tamamı hukuksuz baskı.
Hukukun dışına çıkarak yargıya verilen talimatlarla oluşan hukuksuzluklardan bahsediyoruz, baskıdan bahsediyoruz.
İktidar değiştiği anda o zulüm, baskı ortadan kalktığı anda iklim birden değişir ya.
Gazeteciler birden inanın nefes alır.
Tüm Türkiye nefes alır.
Ve hep beraber “Ya bu kadar kolay mıymış, bu kadar hızlı mı düzelirmiş?” deriz hep beraber. İnşallah göreceğiz o günleri.
O kadar kolay.
Yargının üzerindeki baskı bir anda kalkar.
İfade özgürlüğünün üzerindeki baskı bir anda kalkar.
Sivil toplum üzerindeki baskı bir anda buharlaşır.
Saniyelerle ölçülecek zamanda inanın bunların hepsi çözülmüş olur.
Çünkü bu ülke üzerindeki baskı iklimini kuran tek bir kişi var arkadaşlar, tek bir kişi.
O her şeye tek imza atan tek kişi.
Bu iklimi o kurdu.
Bu bahsettiğim, deminki bahsettiğim talimatları o verdi.
İktidar değiştiği anda Türkiye şöyle derin bir nefes alır inşallah. Bunu hep beraber göreceğiz.
Değerli Arkadaşlar,
Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı.
Tek bir ayın enflasyonu yüzde 4,18.
Bahane hazır. Diyorlar ki; “efendim işte enerji fiyatları arttı, İran'da savaş çıktı falan. Bizde de enflasyon arttı, ne yapalım?”
Arkadaş bakın, petrol fiyatları sadece Türkiye'de mi arttı?
Benzin fiyatı, motorin fiyatı sadece Türkiye'de mi arttı?
Bütün dünyada arttı.
Galonu 2 dolar olan benzin çıktı 4 dolara, 5 dolara.
Ama pek çok ülkede göreceksiniz, yıl sonu geldiğinde bir yıllık enflasyon %4’ün altına çıkacak.
Yılın sonu gelecek bakacaksınız listeye, pek çok ülkede yılın enflasyonun tamamı petrol fiyatlarına rağmen %4’ün altına çıkacak.
Peki bize ne oluyor da tek bir ayda petrole zam, enflasyon yüzde 4? Bize ne oluyor?
Niye bu kadar hızlı enflasyon artıyor?
Yıllık enflasyon yüzde 32,37. O da tabii TÜİK rakamlarına inanıyorsak.
Barınmadaki enflasyon, konut en temel ihtiyaç, yüzde 46 son on iki ayda.
Eğitim enflasyonu yüzde 50.
Bunlar TÜİK rakamları. Şu rakamlara bakın ya!
İran Savaşı'nın çıktığı ilk gün söyledik, Petrol fiyatlarının artmaya başladığı ilk gün söyledik: “Aman ha, bu fiyatları öyle hemen acilen akaryakıt fiyatlarına yansıtmayın, devletin kontrol ettiği hiçbir fiyat, petrol fiyatına gelen zam kadar artırılmaz, olmaz” dedik.
Yaptıkları ilk iş ne oldu? Eşel mobil.
Eşel mobil şöyle ya da böyle bunu otomatiğe bağlamaktır.
Türbülanslı havada ekonomi yönetimini otomatiğe bağlayamazsınız.
Çalışacaksınız arkadaş. Terleyeceksiniz, kolları sıvayacaksınız, sabahlayacaksınız.
Nasıl bir zamanlar Hazine’nin, Maliye’nin ışıkları sabaha kadar yanardı,
Eskişehir yolundan geçen herkes “Ya gene sizin ışıklar sabaha kadar yanık.” derdi.
“Evet, çalışıyoruz” derdik. Memlekette sorun büyük, çalışıyoruz.
Sen eşel mobile bağla. Şöyle ya da böyle zammı otomatiğe bağla. Ondan sonra “ne yapalım enflasyon arttı” de. Yok böyle bir şey."
Daha önce de söyledim, tekrar ediyorum: Petrol fiyatları 20 dolardan 150 dolara çıktığı, 7,5 kat arttığı dönemde biz enflasyonu tek haneye indirdik, 10 yıl tek hanede tuttuk ya.
Bunu bu ülke yaptı.
Bunlar niye yapamıyor?
Çünkü şu anda ülkeyi yönetenlerin inanın reel sektörden haberleri yok.
Ülkenin gerçek çarşı pazarından haberleri yok bunların ya.
Yok, bilmiyorlar.
Hep söylüyorum bakın: Bir bakkalın yanında iki ay çıraklık yapan bir genç kardeşimiz bunların yaptığı hataları yapmaz.
Görür ki fiyatlara, marketteki fiyatlara bütün fabrikalar ne kadar da maliyetler artsa zamları yavaş yavaş yaparlar, yavaş yavaş.
Maliyet %40 artabilir ama ne yaparsınız bunu? Yüzde üç beş, üç beş, üç beş zamana yedirirsiniz.
Bir anda %40’lık maliyeti pat diye fiyata yansıttığınızda malınızı satamazsınız.
Ama bunlar tekel ya, biz zaten devletiz ya, benzin fiyatı ne dersek o oluyor diyor ya. İşte o tekel gücünü, devletin fiyat belirleme gücünü sen böyle yanlış kullanırsan enflasyonu patlatırsın arkadaş.
Bilmiyorlar ya. Böyle bir şey olmaz.
Devletin görevi ekonomiyi yönetmektir. Zamları izlemek değildir.
Bunlar sadece ve sadece izliyor arkadaşlar.
“Ne yapalım, pandemi oldu, fiyatlar arttı” diyorlar.
Pandemiden bu yana dünyadaki toplam gıda enflasyonu yüzde 40’larda. Türkiye'de pandemiden bu yana kümülatif toplam enflasyon yüzde 800'ü geçmiş durumda.
Ne pandemiyi bahane etsinler ne de İran'daki savaşı petrol fiyatlarını bahane etsinler.
Hepsi bahane.
Beceriksizliklerinin, iş bilmezliklerinin bahanesi.
Başka hiçbir şey değil.
Alım gücü eriyor arkadaşlar.
Yaşam şartları her gün daha zorlaşıyor.
Milletimiz her geçen gün daha fakirleşiyor.
Asgari ücret bu kadar yüksek enflasyona kadar sabit devam ediyor.
Bakın 1 Temmuz gelecek yine asgari ücreti artırmayacaklar.
Yıllarca bu ülkede enflasyonun yüzde 5’e-6’ya düştüğü yıllarda bile asgari ücrete 1 Temmuz'da ara zam verilmiştir.
Kaybolan hakkın, enflasyonun erittiği mağduriyetin mutlaka gereği yerine getirilmiştir.
Hak teslim edilmiştir. Yıllarca bu ülke böyle gelmiştir.
İlk defa geçen sene “1 Temmuz'da ara zam vermiyoruz” dediler.
Şimdi bu yıl yine 1 Temmuz'da ara zamdan bahseden yok.
Bu çalışanın hakkını elinden almaktır.
Bu kul hakkıdır.
Bu hak gaspıdır, başka bir şey değildir.
Enflasyonun patlaması bizim asgari ücretlimizin, emeklimizin suçu değildir.
Enflasyonun patlaması ülkeyi kötü yönetenlerin suçudur.
Suç kendilerinde, cezayı millete çektiriyoruz
Yaptıkları bugüne kadar şu son dönemde bakın: Faiz artırmak, vergi artırmak ve maaşları aşağıya doğru bastırmak.
Başka yaptıkları hiçbir şey yok.
Gerçekten insanın içi parçalanıyor arkadaşlar.
Bakın bir haber okudum. Sokak röportajından alınmış bir haber. Karabük'te bir vatandaş, bir emeklimiz diyor ki "İki dizim ameliyatlı ama geçinmek için inek bakıyorum." diyor.
"Koronadan ölmedik ama açlıktan öleceğiz galiba." diyor. "Torunuma bir simit, bir çikolata alamıyorum." diyor.
Bir başkası Artvin: "Durum iyi değil. Kemik erimem var." diyor. "Kemiklerim kırıldı." diyor. "Tedavi gördüm, görüyorum." diyor. "Ama" diyor "çalışmak zorundayım." diyor.
Ne yapıyor Neriman Hanım? Pazarda çalışıyor.
Çünkü mecbur. Çünkü tüm yaşlılarımız gibi o da geçim derdinde.
Reel sektör batıyor arkadaşlar, batıyor.
Bakın beyaz eşyayla ilgili rakamlar söyleyeyim size.
Her yıl kan kaybediyor. Daha önce hazır giyimden bahsettim.
2021'de beyaz eşya ihracatımız: 26 milyon adet.
2021'den bu yana sürekli her yıl, her yıl, her yıl düşüyor. 2025'te düşmüş 20 milyona.
Beş sene önce 26 milyon, geçen sene 20 milyon.
Bu yılın ilk üç ayının rakamları açıklandı. Geçen yıla göre %23 daha düşüş var.
Hazır giyim, beyaz eşya, elektronik, bunlar Türkiye'nin lokomotif ihracat sektörleri.
Sektörler tek tek çöküyor ya.
Gerçekten çok yazık.
Ve “dertliyiz” diyene hemen hapis cezası çıkarıyorlar.
İş insanları diyor ki "Ya sıkıntımız var, olmuyor arkadaş, önümüzü göremiyoruz."
Vay sen bizi mi eleştiriyorsun?
Vay sen bir örgütlenme mi içindesin?
Ya tabii ki örgütlenmenin içerisindesin. Hangi örgütlenme? Sanayicinin derdini dillendirmenin örgütlenmesi bu. Terör örgütü değil ki.
Derdini dillendirme örgütünün yöneticisi “Derdim” var diyor. Hapis cezasına tahrik tutanağı. Böyle bir şey olmaz.
Şu hale bakın ya, iki gün önce açıklandı;
Türkiye'deki “ultra zengin” sayısı, “ultra zenginler “diye bir grup var, şahsi serveti 30milyon doların üzerinde olanlar diye tanımlanıyor. Son 5 yılda %93 artmış bunların sayısı.
2.174’den 4.208’e çıkmış.
Bunların içerisinde sanayici yok.
Bunların içerisinde çiftçi yok.
Bunların içerisinde esnaf yok, KOBİ yok, alın teri yok.
Tamamen yüksek faizden servetini artıranlar bunlar.
Özellikle şu son üç yıldır bu yüksek faizden servetine servet katanlar işte apaçık ortaya çıkmış durumda.
Fakirden alıyor, zengine veriyor.
Yüksek vergiyle borçlu olan herkese yüksek faiz ödeterek.
Yok olandan alıyor, var olana veriyor.
Bunun adı ekonomi yönetimi olamaz arkadaşlar.
Gerçekten son Sayın Erdoğan'ın açıkladığı bu “Aile 10 Yılı” meselesi inanılır gibi değil ya.
Bu sorun yeni değil ki!
Bakın Türkiye'deki doğurganlık hızının 2.1 olması nüfusumuzu ancak sabit götürüyor.
Yani doğurganlık hızı %2,1 ise nüfusumuz değişmiyor.
Yani hayatını kaybedenlerin yerine yeni bebekler dünyaya geliyor.
%2,1’in altı demek nüfusun azalması demek.
Türkiye'de 2017 yılından bu yana doğurganlık hızı %2,1’in altında.
Bu yeni bir konu değil.
Ve üstelik 2017'den bu yana 10 yıldır sürekli düşüyor, düşüyor, düşüyor, en son 2024 rakamları var elimizde; 1,48.
2025 daha açıklanmadı. Daha da düşük olacak bu.
Bu yeni bir sorun değil ki.
10 yıldır niye bu meseleye hiç bakmadınız?
“Üç çocuk, üç çocuk” derken bunun nasıl olacağını, bu ortamı nasıl oluşturacağını, insanların yarınlara nasıl güvenle bakacağını kendilerine anlatmadan, o iklimi oluşturmadan istediğiniz kadar “Aile 10 Yılı” deyin.
10 yılda geçse, 20 yılda geçse, 30 yılda geçse bu kafayla, bu politikalarla olmaz.
Çünkü insanlar önünü göremiyor.
Gençler iş bulamıyor.
İş bulamayınca “ben nasıl evleneceğim” diyor.
Evleniyor, ailesini geçindiremiyor.
“Biz iki kişi geçinemiyoruz, nasıl çocuk sahibi olacağız” diyor.
Ekonomik koşullar arkadaşlar Türkiye'deki bu doğurganlık hızının düşmesinin ana sebebidir. Bir numaralı sebebidir.
Hiç kimse bunu inkâr etmesin.
Hiç kimse başka sebeplere sarılmasın.
Öncelikle insanlar yarınlarına güvenle bakacak.
“Benim çok şükür halim vaktim yerinde” diyecek ve “inşallah umut içerisinde olduğum bir ülkeye yeni evlatlar kazandırmak istiyorum” diyecek.
Bu hissiyat olmayınca, bu güven olmayınca olmaz.
2,1’den 10 yıldır sürekli düşüyor.
Dikkat edin son 10 yıl hangi yıl? 2017 hangi yıl? Başkanlık sistemine geçildiği yıl.
O gün bugündür ülke iflah olmuyor arkadaşlar.
O gün bugündür iyiye giden hiçbir şey yok ya.
Televizyonlarda “şurada iyiyiz, burada iyiyiz” dedikleri konular var ya.
Bir parlamenter sistem olsa, bizler işin başında olsak evelallah o şu iyi bu iyi dediklerinin biz beş kat on kat daha da iyisini yapardık ya.
İnanın “şu iyi bu iyi” dedikleri her şey görece. Göreli.
Onların çok daha iyisi var.
Çok daha iyisinin hepsi mümkün ve hepsi olacak inşallah.
Gençler arkadaşlarla bir kahve içmeye gidemiyorlar bugün ya.
Gençlerin kahve içecek maddi imkân bulamadığı bir ülkede “evlenin üç çocuk” diyorsunuz.
Önce ortamı hazırlanın.
Şu ekonomiyi bir düzgün yönetin.
Refahı, ülkedeki zenginliği arttırın, bakın nasıl doğum oranları artıyor.
Ve bütün ülkelerde böyledir bakın, bütün ülkelerde ekonomik şartların iyiye gittiği yıllarda doğum oranı artar.
Ekonomik şartların kötüye gittiği yıllarda doğum oranı düşer.
Bu sabit bir istatistiktir, bilimsel bir gerçektir.
Hiç kimse başka sebeplerinin arkasına saklanmasın.
Değerli Arkadaşlar,
Zenginleşmemiz gerekiyor, evet.
Ama ahlaki bir zeminde değerlerimizi, ilkelerimizi koruyarak zenginleşmemiz gerekiyor.
Güçlenmemiz gerekiyor.
Bakın biz güçlü olmazsak inanın İslam dünyası güçlü olamaz.
Türkiye güçlüyse dünyada Müslümanlar güçlü.
Sumud Filosu'ndan biraz önce değerli genel başkanlarımız bahsetti.
Şu Filistin'deki yanı başımızdaki bir duruma bakın ya.
Bakın arkadaşlar;
Filistin'i unutturmayacağız.
Batı Şeria'yı, Gazze'yi unutturmayacağız.
Birleşmiş Milletler'in resmi rakamlarından bahsediyorum şimdi size, 7 Ekim'den bu yana sadece Gazze'de öldürülenlerin sayısı 72 bin 612 şu anda.
Ateşkes başladı dediği tarih 11 Ekim'den, 11 Ekim 2023'ten bu yana sadece Gazze'de öldürülenlerin sayısı 832.
2 bin 354 yaralı var.
Sözüm ona ateşkes.
850 bin kişi acil barınma desteğine ihtiyaç duyuyor.
Gazze'de yaşayanların şu anda tam yüzde 60'ı temiz su kaynağına ulaşamıyor.
Hayat için temel ihtiyaç su.
683 sağlık hizmeti noktasının sadece 296'sı kısmi hizmet verebiliyor.
Nüfus aynı, nüfus değişmedi.
Batı Şeria. Bakın dikkat edilmiyor Batı Şeria'ya.
Ev yıkımları, yerleşimci saldırıları, askeri baskınlar, hareket kısıtlılığı, okul ve sağlık erişimine baskı Batı Şeria'da aynen devam ediyor.
2026 yılından başından bu yana, yani bu yıl başından bu yana sadece Batı Şeria'da ölenlerin sayısı arkadaşlar 42'yi geçti.
Bunların 10'u çocuk, ikisi kadın.
200'den fazla yerleşim biriminde 700'den fazla yerleşimci saldırısı oldu.
“Yerleşimci” dediğimiz kim biliyor musunuz?
Batı Şeria'da Filistinlilerin öz ve öz topraklarında aşırı azılı, o ideolojisi gerçekten çok sapkın bir noktada olan insanlardan gruplar oluşturuyorlar.
Etrafını tel örgüyle çeviriyorlar.
2 bin konut, 3 bin konut yapıyorlar. Bunlara “yerleşke” deniyor.
Bunların hepsi silahlı.
“Yerleşimci” dediğimiz o insanlar, özel seçilmiş, yerleştirilmiş.
Hepsi silahlı aile yerleşke gibi görünüyor ama özel seçilmiş insanlar.
Sadece yıl başından bu yana oradaki yerleşimciler 700 kere saldırmış Filistinlilere.
Günde ortalama 6 tane saldırı demek bu.
Batı Şeria'da, Doğu Kudüs'te bir noktadan bir noktaya geçiş için şu anda tam 925 tane engel var.
Hareket serbestiyesi yok
Birleşmiş Milletler rakamı bakın.
Küçücük bir yer ya Batı Şeria.
Oradan buraya Filistinliler hareket etmeye çalıştığında hareketlerini sınırlayan 925 tane engelleme noktası var.
Ve ülkeyi yönetenler tutuyor, bilmem ne grubuymuş bilmem neymiş onların beraber imza atıyorlar, gülerek poz veriyorlar ya. Ayıp.
Değerli Arkadaşlar,
Sözlerimin sonuna gelirken,
Pazar günü anneler günü.
Bu ülkenin bugününe ve yarına en büyük katkıyı sunan annelerimize buradan Anneler Günü'nü kutlama mesajımı iletiyorum.
Hayatın ağır yükünü sessizce omuzlayan, sevgisiyle evi, emeğiyle hayatı ayakta tutan tüm annelere şükranlarımı sunuyorum.
Başta şehit annelerimiz olmak üzere yüreğinde evlat taşıyan tüm anneleri saygıyla selamlıyorum.
Ebediyete irtihal etmiş annelerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
Annelerin duası bu ülkenin en büyük gücüdür arkadaşlar.
Onların sevgisi bu toprakların en sağlam harcıdır.
Biz çocuklarımızın daha adil, daha özgür ve daha müreffeh bir Türkiye'de yaşaması için var gücümüzle çalıştık, çalışıyoruz.
Umudu büyüteceğiz, adaleti güçlendireceğiz ve yarınları inşallah hep birlikte beraberce inşa edeceğiz.
Annelerin duasını arkamıza alarak yürümeye devam edeceğiz.
Tüm bu düşüncelerle ve duygularla hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.
Allah’a emanet olun.