6 Mart 2026
Ali Babacan Kocaeli İftar- 6 Mart 2026
Çok değerli il başkanımız,
Kıymetli genel başkan yardımcılarımız, milletvekillerimiz, kurul üyelerimiz,
Teşkilatımızın değerli mensupları;
Bu program vesilesiyle bizlerle beraber olan siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşların ve meslek örgütlerinin kıymetli temsilcileri,
Değerli muhtarlarımız,
Değerli basın mensupları,
Kıymetli misafirlerimiz,
Hanımefendiler, beyefendiler,
Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyor,
Kocaeli teşkilatımızın düzenlemiş olduğu bu iftar programına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedî kurtuluş olan bu mübarek Ramazan ayında sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Rabbim tuttuğumuz oruçları, ettiğimiz duaları, yaptığımız hayırları kabul eylesin.
Ramazan; kalbi arındırmaktır.
Ramazan; mazlumun hâlini yüreklerde taşımaktır.
Ramazan; kardeşliği büyütmektir.
Biz, bin yıllık medeniyet yürüyüşünde, aynı sofrayı paylaşmayı ibadet bilen bir milletin evlatlarıyız;
Aynı ekmeği bölüşmeyi, aynı duaya “âmin” demeyi, aynı kıbleye yönelmeyi, birliğimizin temeli saymış bir geleneğin mensuplarıyız.
Rabbim bu beraberliği daim, kardeşliğimizi kaim eylesin.
****
Dünya Kadınlar Gününe çok az bir vakit kala, Kadın çalışmalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Zeynep Sultan Hanım'ın ve aynı zamanda il başkanımız Kadir Bey'in öncülük yaptığı, düzenlediği ve “DEVA Kadında” buluşması temasıyla düzenlenen bir iftar programındayız.
Ben bu vesileyle bu buluşmada emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Ve teşkilatımızınız, kadın çalışmaları bölümünde yer alan, kadın çalışmaları biriminde görev alan tüm arkadaşlarımıza özellikle şükranlarımı sunmak istiyorum.
****
Değerli arkadaşlar,
Türkiye uzun süredir karanlık bir tünelin içinde ilerliyor.
Hukukta zedelenen adalet duygusu…
Sağlıkta ve eğitimde büyüyen sorunlar…
Ekonomide akıldan uzak tercihler…
Neredeyse her alanda hissettiğimiz bir gerileme, bir çöküş yaşıyoruz.
Yanlışta ısrar eden, istişareden uzak bu yönetim anlayışı, tüm ülkeyi ağır bir yükün altına sokmuş durumda.
Bugün Kocaeli’ndeyiz. Üretimin, emeğin, alın terinin şehrindeyiz.
Ama burada dinlediklerimiz, gördüklerimiz maalesef gönlümüzü ferahlatmıyor.
Sanayicimiz “Önümü göremiyorum” diyor.
Esnafımız “Hesap yapamıyorum” diyor.
Gençlerimiz “Yarınlarımı acaba başka bir ülkede mi kursa?” diyor.
Emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz, sabit gelirli herkes ama herkes “Geçinemiyoruz” diyor.
Gerçekten ekonomide durum dayanılmaz bir hal almış durumda.
Resmî rakamlar bir yana, gerçek hayatın her köşesinde durumu görüyoruz, yaşıyoruz, hissediyoruz.
Bakın şu anda Türkiye'de 15-34 yaş arasında, yani “genç” diye tanımlayabileceğimiz yaş aralığında 24 milyon insanımız var.
Bu 24 milyon insanımızın 6,5 milyonu ne işte ne eğitimde.
Okula da gitmiyorlar, bir işte de çalışmıyorlar.
Oran tam %27.
Yaş olarak belki de en aktif, en dinamik, en çok katkı vermesi gereken nüfusumuzun %27'si tamamen âtıl bir şekilde kenarda bekliyor şu an.
Yoksulluk aldı başını gitti.
Gelir dağılımı, servet dağılımı sürekli bozuluyor.
Evet,
Ramazan ayı bize sabrı öğretir, ama teslimiyeti değil;
Ramazan ayı bize şükretmeyi öğretir, ama haksızlığa razı olmayı değil;
Kardeşliği öğretir, ama adaletsizlik karşısında susmayı değil.
Bir ülke düşünün; çalışanın umudu azalmış, gencin hayalleri küçülmüş, emeklinin duası geçim sıkıntısına karışmış…
İşte bizim için asıl mesele budur. Mesele, umutların zayıflamasıdır.
Oysa biz biliyoruz ki;
Adalet olmadan bereket olmaz.
Güven olmadan yatırım olmaz, ekonomi olmaz.
Huzur olmadan kalkınma olmaz.
Bu mübarek akşamda dileğimiz şudur:
Ülkemiz yeniden adaletle, liyakatle, istişareyle yönetilsin.
İnsanlarımız yeniden geleceğe güvenle baksın. Gençlerimiz hayallerini bu topraklarda kursun.
Çünkü bu millet çok daha iyisini hak ediyor.
Bu ülkenin yaralarını da, bu ülkenin umutlarını da inşallah he beraber saracağız.
Ayrışarak değil, konuşarak yapacağız bunu.
Kutuplaştırarak değil, kucaklaşarak yapacağız.
Birilerinin yaptığı gibi inatlaşarak değil, istişareyle yapacağız.
Ve inşallah hep birlikte başaracağız.
Türkiye, Avrupa'nın en büyük topraklarına sahip, Avrupa'nın en büyük tarım alanlarına sahip.
Avrupa'nın en büyük ve en genç nüfusuna sahip olan ülke biziz.
Bu ülkede her şey var, kaynak da var.
Ama maalesef o yönetimde aradığımız asıl ilkeler; adalet ilkesi, liyakat ilkesi, istişare ilkesi uygulanmadığı için, ülke adaletle yönetilmediği için, ülkenin yönetimi dürüst ve ehil kadrolara verilmediği için, kararlar tek bir imzayla alındığı için, istişareyle alınmadığı için ülke bu duruma düşmüş durumda.
Bugün sadece kendi meselelerimizi değil, bölgemizdeki büyük sıkıntıyı, büyük yangını da konuşmak zorundayız arkadaşlar.
Maalesef Ramazan ayına bir savaşla başladık.
İsrail’in İran’a başlattığı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin de katıldığı askeri operasyon, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlalidir.
Bir zorbalıktır, bir dayatmadır.
“Önleyici savaş” gerekçesiyle sözüm ona yapılan bir saldırı.
“Önleyici savaş” diye hukukta bir şey yok.
Diyor ki; “Ya sen bana saldırsan” diyor. “Onun için önce ben sana saldırayım” diyor.
Böyle bir şey yok.
O zaman dünyanın yarısı diğer yarısıyla savaşa başlar.
Böyle bir akıl mı olur? Böyle bir gerekçe mi olur?
Maalesef gücü olanın hukuku tanımadığı bir dönemden geçiyoruz şu anda.
Bu uluslararası ortamda da öyle, pek çok ülkenin kendi içinde de öyle.
Gücü eline geçiren “ben hukuk tanımam” diyor.
Olan milyonlarca masum vatandaşa oluyor, insana oluyor.
İran konusunda, daha müzakere masası yerinde dururken savaş diline başvurmak, bölgesel istikrarı doğrudan tehdit ediyor şu anda.
Geçmiş tecrübelerimiz çok açık:
Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez; bu sadece uydurma bir gerekçe olur, o kadar.
Savaş yalnızca kaosu derinleştirir. Başka bir işe yaramaz.
Yaşadık.
2003'te Irak'a bunlar “Saddam'ın elinde kitle imha silahları var” diye girmediler mi?
Savaş açmadılar mı?
Bize de ısrar ettiler. Türkiye'ye de ısrar ettiler. Hatırlayın.
Ama o günkü meclisimiz 1 Mart tezkeresini reddetti.
Ve sonradan ortaya çıktı ki kitle imha silahı falan yok.
Irak'ın nesi var? Bol petrolü var.
Meğerki o petrol ve doğal gazın cazibesiyle saldırmışlar, savaşmışlar. Bu ortaya çıktı.
İşte bugünkü İspanya Başbakanı da ne diyor? “Bizi Irak'ta 2003'te bir kandırdınız” diyor Amerika'ya. “Artık bu sefer kanmayacağız arkadaş” diyor. “Biz sizin bu aldatmacalarınıza doyduk.”
O günkü İspanya Başbakanı istifa etmek zorunda kaldı.
O günkü İngiltere Başbakanı istifa etmek zorunda kaldı.
Çünkü Amerika'nın yalan istihbaratına güvenerek onlarla beraber savaşa girdiler. Allah bizi korudu.
Biz açık ve net söylüyoruz bakın arkadaşlar: İran'a karşı başlatılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
Sonrasında İran'ın Körfez'deki pek çok ülkeyi hedef alacak saldırılarda bulunmasını da doğru bulmuyoruz.
Ateşi bu kadar geniş bir coğrafyaya yaymak hiç kimsenin işine gelmez.
Dünden beri aklımızdan çıkmayan bir görüntü var benim.
O Minab'daki kız ilkokulunda katledilen yavrular için açılan toplu mezarların fotoğraflarını gördünüz mü?
Yüzlerce yavrunun mezarlarını yan yana kazmışlar.
Henüz 7 ila 12 yaşındaki kız çocukları bunlar ya.
Hayatlarının en başındalar…
Bir sabah çantalarını sırtlarına takıp okula geldiler. Belki oyunlarını tamamlamayı, belki derslerini yapmayı düşünerek evlerinden ayrıldılar.
Ama şimdi bu çocukların isimleri birer mezar taşında: Zehra, Fatma, Nadya, Hena…
Her biri bir annenin duası, her biri bir babanın umudu, bir ailenin neşesi.
İran'da, Gazze'de veya dünyanın başka bir köşesinde öldürülen çocukların istatistik satırlarına indirgenmesine müsaade etmemeliyiz.
Sadece sayılarla onları anmak yetmez.
Ve maalesef ne zaman bir savaş çıksa ne zaman bir çatışma olsa ilk katledilen kadınlar, çocuklar, dikkat edin.
8 Mart’a geldiğimiz günlerde bunlardan bahsediyoruz.
Gazze’de 70 binden fazla insan öldü. Bunlardan çoğu kadın, çoğu çocuk.
Hedef gözetmeden saldırıyorlar.
Diyorlar ki; “Orada benim bir hedefim var. E ben onu vururum ama yakınlarında kadın, çocuk varsa da banane”
Böyle bir şey yok.
Bu hukuksuzluktur.
Bu vahşettir.
Bu katilliktir.
Savaşında bir hukuku vardır.
“Savaşa hukuku” dene bir şey vardır arkadaşlar.
Savaşan ülkelerin tabii olduğu kurallar vardır.
Bunun dışına çıktığınızda insanlıktan çıkarsınız.
Şu anda bunlar işte hukuk dışına çıkıyorlar, yani insanlığın dışına çıkıyorlar.
Bölgeyi ateşe atacak, daha fazla masum insanın ölümüne yol açacak hesapların karşısında durmak zorundayız.
Türkiye’nin yeri; her zaman diplomasinin, sağduyunun ve uluslararası hukukun yanıdır.
Hem krizleri önlemede hem de diplomasi kanallarını işletmede aktif ve hazırlıklı olmak zorundayız.
Ama şunu da söyleyeyim.
Sosyal medyada birileri şimdiden Türkiye’ye parmak sallamaya başlamış.
“Bir sonraki hedef Türkiye” diyorlar.
Avucunuzu yalarsınız, avucunuzu.
Bunlar hâlâ anlamadılar.
Şimdi ben onlara sesleniyorum:
Siz Türkiye Cumhuriyeti’ni ne sanıyorsunuz?
Sakın ola bizi başkalarıyla karıştırmayın.
Sakın ha gücümüzü test etmeye kalkmayın.
Biz, yolumuzu sağduyu ve diplomasiyle çizeriz ama, mesele vatansa gereğini yapmaktan da asla çekinmeyiz.
Türkiye'nin bunlara karşı çıkacak hem iradesi vardır hem de kapasitesi vardır, gücü vardır. Hiç endişeniz olmasın.
Ama öte yandan, biz biliyoruz ki gerçek barış, güç kullanmakla değil; uluslararası hukukla, diplomasiyle ve sağduyu ile mümkündür.
Bunu unutmamak lazım.
Ve Türkiye, hem kendi topraklarında hem de bölgesinde bu yaklaşımı kararlılıkla sürdürmek zorundadır.
Unutmayalım: İnsanlık onuru, vicdan ve adalet bunu gerektirir.
Her bir çocuk, her bir hayat bizim sorumluluğumuzdadır, unutmayalım.
Değerli arkadaşlar,
Bu hafta başında, maalesef hepimizi derinden sarsan bir olay yaşadık.
Bir kadın öğretmenimiz Fatma Nur Çelik, öğrencisi tarafından hayattan kopartıldı.
Buradan ailesine, tüm sevenlerine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Şu son 2 ayda, kadına yönelik şiddet nedeniyle hayatını kaybeden 68 kadından yalnızca biri…
2 ay, 68 kadın… O da kadın cinayeti olduğu tespit edildiği için istatistiklere 68 olarak geçiyor.
Ölen, cinayete kurban olan pek çok kadın var ama “Kadın cinayeti değil mi?” diye olay netleşmediği için bu istatistiklere henüz gelmiyor.
Ve her biri, ardında tarifsiz bir acı, boşluk ve kayıp bırakmış durumda.
Bugün burada, 8 Mart’a yaklaşırken, bir kez daha hatırlıyoruz ki;
Her kadın, her çocuk, her insan güven içinde yaşama hakkına sahiptir.
Biz her haftaya yeni bir cinayet ve şiddet olayını konuşarak başlıyorsak, sorun münferit olaylarda değildir, sorun sistemin kendisindedir.
Her eksik önlem, her ihmal, her görmezden gelinen uyarı, nice hayatlara mal oluyor.
Cezasızlık algısı, iyi hâl indirimleri, mevzuattaki boşluklar, şiddeti durdurmak yerine, şiddeti cesaretlendiriyor.
Biz bunu açıkça söylüyoruz:
Kadına yönelik şiddette hiçbir hiçbir gerekçe, hiçbir mazeret kabul edilemez.
Kadına karşı şiddette, kadın cinayetlerinde aması, fakatı, gerekçesi olamaz.
Kategorik bir şekilde sağlam bir irada ortaya konmadan bu sorunların engellenmesi de mümkün olmaz.
Ve bu iradenin de en tepeden olması lazım.
Kolluğa ve yargıya çok açık bir çerçeve verilmesi lazım.
Mesele kadına karşı şiddetse tolerans yok arkadaş.
Nasıl bir zamanlar Türkiye işkenceye “sıfır tolerans” dedi ve gerçekten yaptık o dönem. Bitti o dönem Türkiye’de, kalmadı karakollarda şurada burada işkence.
Kadına şiddette, kadın cinayetlerinde de “sıfır tolerans” hedeflendiğinde bu iş olur.
Yeter ki o irade en tepeden olsun.
Ama yukarıdaki hafif gevşeklik hafifi müsama, “Ya canım vardır bir gerekçesi. E şiddet olduysa da bir bakalım, soralım neymiş” gibi böyle gevşek duruş olursa o yukarıdaki diyelim ki 30 santimlik bir gevşeklik aşağıya doğru laçkalık haline gelir ve hiç dikiş tutmaz bu iş.
Ama hiç endişeniz olmasın, biz buradayız…
Çocukların da, kadınların da, mazlumların da hakkını savunacağız arkadaşlar, hep beraber.
Alın terinin karşılığını alamayan, emeğiyle geçinemeyen insanımızın
hakkını da savunacağız.
Kendini güvende hissetmeyen her bir vatandaşımızı savunacağız.
Niyetimiz halis, yolumuz temiz, elhamdülillah.
Allah’ın izniyle, milletimizin duasıyla, sağlam adımlarla yürümeye devam edeceğiz.
El birliği ile Türkiye’yi hak ettiği yarınlara taşıyacağız.
Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Değerli misafirlerimiz,
Sözlerimin sonunda;
Bir kez daha Ramazan Ayınızı tebrik ediyorum.
Rabbim birliğimizi daim eylesin;
Sofralarımızdan bereketi, gönüllerimizden umudu eksik etmesin diyorum.
Bir kez daha bu programda emeği geçen başta Zeynep Hanım ve Kadir Bey olmak üzere tüm teşkilat mensuplarımıza, tüm kadın çalışmaları mensuplarımıza teşekkür ediyorum.
Ama özellikle de bu gece bizlerle birlikte olan, iftar soframızı paylaşan tüm misafirlerimize bizlerle beraber oldukları için tekrar şükranlarımı sunuyorum.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.