7 Ocak 2026
Ali Babacan- 7 Ocak 2026
Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanlarımız,
DEVA Partisi’nin, Saadet Partisi’nin ve Gelecek Partisi’nin değerli yöneticileri, milletvekilleri,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve bizi şu anda bu salonda izlemekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor;
Yeni Yol Grup’unun 2026 yılı ilk grup toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum. (…)
Sözlerimin hemen başında yeni yılın ülkemiz için, bölgemiz için, insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Değerli Arkadaşlar,
Geride bıraktığımız yıl; emeğin karşılığını alamadığı, gençlerin hayallerini ertelediği bir yıl oldu;
Emeklinin, asgari ücretlinin ay sonunu değil, ayın ortasını dahi getiremediği bir yıl oldu.
Türkiye’de milyonlarca insan; yeni yıla iyi dileklerle değil, geçim derdiyle girdi.
Evet, dert büyük.
Ancak, iktidarın oylarıyla kabul edilen 2026 bütçesi bize bir kez daha gösterdi ki; ülkeyi yönetenler, her zamanki gibi milletin derdini görmezden gelmeyi tercih etti.
Vatandaş geçim mücadelesi verirken, birileri hâlâ algı yönetiminin peşinde...
Üreten eziliyor, çalışan yoksullaşıyor, emekli açlığa itiliyor.
Ama iktidar, bunca yaşananın ardından hâlâ "ekonomi yolunda” diyebiliyor.
Gerçekler ise bambaşka.
Türk-İş’in en son Aralık 2025 için açıkladığı açlık sınırı 30 bin 143 liraya çıkmış durumda.
Dört kişilik bir ailenin sadece gıda masraflarından bahsediyoruz.
Yoksulluk sınırı, yani diğer asgari ihtiyaçları hesap ettiğimizde, 98 bin 188 liraya dayanmış durumda.
Peki asgari ücreti ne yaptılar?
Yüzde 27 artışla, sadece 28 bin 75 lira.
Asgari ücretteki artış oranı, TÜİK’in açıkladığı 2025 enflasyonunun bile altında kaldı.
Yılbaşı’nda işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin maaşı yüzde 12 arttı.
Memur ve memur emeklisi maaş artışı ise yüzde 18 arttı.
Sonuçta, açlık sınırının bile altında kalan bir asgari ücret, gerçek enflasyonun çok çook gerisinde kalan emekli maaşları…
En düşük emekli maaşı, 2025 yılı boyunca değişmedi, 18 bin 938 lira 73 kuruş olarak kaldı. Bu 73 kuruşta çok kıymetli.
Tam bir hak gaspı, tam bir zulüm arkadaşlar.
Ama gerçek tablo bu!
Makas açılmıştır. “Emek” ile “hayat” arasındaki bağ artık kopmuştur.
Bu durum, kötü yönetimin sonucudur, başka bir şey değil.
Bu durum, gerçekleri inkâr etmektir.
Bu, millete sırt çevirmektir.
Açık konuşuyorum:
Faiz ödemeleri artıyorsa, vatandaş kredi kartıyla hayatta kalmaya çalışıyorsa, orada artık “ekonomi yönetimi”nden bahsedilemez orada sadece bir "iflas yönetimi” vardır. Başka bir şey değil.
Bu iktidar, seçimlerden bu yana;
Faizi korumuştur, rantı korumuştur, israfı korumuştur.
Menfaat şebekelerini korumuştur. Amaaa…
Emekliyi, çalışanı, memuru, genci koruyamamıştır.
Bakın Arkadaşlar,
Bir başka ağır kararın altını da özellikle çizmek zorundayız.
1 Ocak itibarıyla, borcu olanlar emekliler ile dul ve yetimlerin maaşlarından yüzde 25’e kadar kesinti yapılmasının önü açılmıştır.
Eskiden bir emekli maaşının dokunulmazlığı vardı.
“Zaten açlık sınırının da altında olan bir emekli maaşına bari dokunmayın” denirdi.
Şimdi diyor ki; borcun varsa senin emekli maaşından bile kesebilirim.
Bu ne demek?
Yetimin, dulun, emeklinin boğazından kesmek. Çünkü dul ve yetim aylıklarından da bu yüzde 25’i kesme hakkını aldılar.
Bu bir tahsilat meselesi değil arkadaşlar. Bu açıkça bir vicdan meselesi, vicdan.
Bugün en düşük yetim aylığı 4 bin 220 lira. Bu düzenlemeyle onun da yüze 25’ini kesecekler, inecek rakam 3 bin 165 liraya.
Buradan soruyorum:
Bu parayla hangi çocuk hayatını sürdürebilir? Hangi anne ayakta kalabilir?
Devlet, güçlünün değil; garibin, gurebanın yanında durur.
Ama bu iktidar, her seferinde aynı yolu seçiyor:
Kıt kanaat geçineni, zar zor ayakta duranı, en kırılgan, en savunmasız olanı hedef alıyor.
Yeni yılda atılan ilk adım yetimin maaşını budamaksa, ortada ne sosyal devlet kalmakta ne adalet ne de utanma duygusu.
Gerçekten çok çook yazık.
Biz bu düzeni kabul etmiyoruz, arkadaşlar...
Bu düzen artık çürümüş bir ekonomik düzendir.
Bir ülke faizi büyütüp, vatandaşını küçülterek yoluna devam edemez.
Bir ülke borcu büyütüp, umudu küçülterek yoluna devam edemez.
Biz bu çürümeyi asla normal görmeyeceğiz.
Bu yoksullaşmayı, “kader planı” deyip kabul etmeyeceğiz.
O yüzden GERİ ADIM YOK diyoruz.
Milletimiz rahat bir nefes alana kadar, bizde geri adım yok.
Türkiye fakirliğe, adaletsizliğe teslim olacak bir ülke değildir.
Bu ülkede kaynak da var. İmkân da var.
Ancak; ülkeyi yönetenlerde, kaynakları millet lehine kullanacak bir irade yok.
Aynı ülke, aynı imkânlarla, aynı insan gücüyle; faizi de düşürür, enflasyonu da ezer, ekonomiyi de ayağa kaldırır.
Yeter ki o irade olsun.
Yeter ki milletin derdiyle dertlenen demokrat zihinler bu ülkeyi yönetsin.
Biz bunu daha önce başardık.
Nasıl başardık?
İşin ehli kadrolarla başardık. Adaletle, dürüstlükle, şeffaflıkla başardık.
Çünkü liyakat yoksa; kurumlar çöker, ülke ehliyetsiz ellere teslim olur.
Bugün yaşananlar da tam olarak budur.
Bu ülke; bahanelerle, yalanlarla, makyajlanmış rakamlarla yönetilemez.
Açıkça ifade edeyim:
Barınamayan emeklinin söz söyleme günü geldiğinde, TÜİK’in uydurduğu rakamlar bu iktidarı kurtaramayacak.
Geçinemeyen ev hanımının söz söyleme günü geldiğinde, uydurdukları rakamlar bu iktidarı kurtaramayacak.
Öğrencinin, esnafın, çalışanın söz söyleme günü geldiğinde, sandık günü geldiğinde, bunların uydurdukları rakamlar kendilerini kurtaramayacak.
Ama inşallah biz; bu sistemi, bu zihniyeti kökünden değiştireceğiz.
Geçici çözümlerle değil; adil, kalıcı ve insanı merkeze alan bir sosyal devlet anlayışıyla Türkiye’yi ayağa kaldıracağız.
Emekliler o gün rahat yüzü görecek.
Memurlar, işçiler o gün rahat yüzü görecek.
Öğrenciler, gençler, ev hanımları o gün rahat yüzü görecek.
Hiç merak etmeyin, içinizi ferah tutun.
Milleti yoksullaştıran bu düzeni değiştireceğiz arkadaşlar.
Adaleti yeniden tesis edeceğiz.
Türkiye’yi yeniden ayağa kaldıracağız.
Bakın, inanın akıl alır gibi değil.
Zamanında uygulanan doğru birkaç şey varsa, ta eskiden bu yana hala devam eden doğrular varsa, onlar bunları da tek tek ortadan kaldırıyor.
Bakın, yılbaşında ne yaptılar?
Yeni girişimcilere verilen bir destek vardı.
İlk defa iş kuruyorsan, ilk defa bir işe atılıyorsan, genç bir arkadaşımız ilk defa kendi işine başlıyorsa, bir yıl boyunca BAĞ-KUR primi ödemiyordu.
Yeni işe başlamış, bir yıl boyunca bari devlet bundan sosyal sigorta primi almıyordu.
1 Ocak'ta bunu kaldırdılar, biliyor musunuz?
Daha işe başlayan, kâr edip, etmeyeceği belli olmayan, daha hayata yeni atılan bir girişimcimize dakika bir, gol bir, “ben BAĞ-KUR primi istiyorum” demeye başladılar.
Dün gece tek bir imzayla “Bireysel Emeklilik Sistemi”ne verilen devlet katkısını yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirdiler.
Bu ülkede şu ana kadar en iyi çalışmış tasarrufu artırma metodudur. Hep “tasarruf, tasarruf” diyoruz ya, “israf ediyorsunuz” diyoruz ya, milletin kendi tasarrufunu kendi yapması için bugüne kadar kurulmuş en sağlam, en düzgün sistem.
Bugün 18 milyon vatandaşımızın içinde olduğu sistem.
Devlete güvenip yarınlarının birikimini bireysel emeklilik sistemine emanet etmiş insanların hakkı yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirildi. Tek bir imzayla.
Bu millet bundan sonra bu devlete niye güvensin ya?
Devletin açıkladığı herhangi bir programa, uzun vadeli bir programa niye güvensin?
İnanılır gibi değil arkadaşlar.
Ekonomi diyorsanız güven, güven, güven.
Sen söz verip sözünden cayıyorsan, “Bireysel emekliliğe gir. Bundan 30 sene sonra, 40 sene sonra bir birikim daha olacak, bir hakkın daha olacak” deyip 18 milyon insanı içine kat. Ondan sonra yolun ortasında de “pardon, ben bu desteğimi geri çekiyorum” de.
Böyle güven oluşturamazsınız, inşa edemezsiniz.
Ve görün bu sistemi kendi elleriyle çökertecekler.
Bir zamanların herkesin koşa koşa dahil olduğu sistemi kendi elleriyle çökertecekler.
Değerli arkadaşlar,
Son dönemde Türkiye’de bir operasyon dalgasıdır gidiyor.
Ülkenin dört bir yanında, her kesimden insanın uyuşturucu kullandığı artık ayyuka çıktı.
Kimin ellerine alsalar uyuşturucu çıkıyor.
Türkiye, bir süredir herkese, her keseye uygun uyuşturucunun membaı haline gelmiş durumda.
Mamak’da mısınız, kesenize uygun bir uyuşturucu mutlaka var.
Etiler'de misiniz, orada biraz daha lüksü de var. Siz paradan bahsedin.
Az paraya başka uyuşturucu, çok paraya başka uyuşturucu.
Envai çeşit uyuşturucu maddeye insanlar tek bir telefonla ulaşır hale geldi.
Bugün herhangi bir çeper mahalleye gidin, sokakta karşılaştığınız gençlerden şöyle bir saç örneği alın.
Çıkan sonuca, bu ülkedeki anaların babalarının yüreği dayanamaz.
Denetim yok, eğitim ve rehberlik mekanizmaları yok.
Anneler ağlıyor, babalar feryat ediyor; duyan yok.
Kürsülerden söylüyoruz, bağırıyoruz;
Duyan, dinleyen yok.
Sosyal devlet yok! Sosyal devlet!
Bakın arkadaşlar,
Bu sorun, son dönemde medyatik operasyonlarla gündeme geldi.
Ancak, iktidardakiler bataklığı kurutmakla uğraşmıyor. Dikkat edin!...
Tanınan, bilenen insanların operasyonlara konu olduğunu görüyoruz. Yani sivrisineklerle uğraşıyor, bataklığı kurutmak için çalışmıyor.
Uyuşturucuyu kullananlar yetmez; satanlardan da hesap sorun diyoruz, tınmıyorlar.
Uyuşturucuyu kullananlar yetmez; ülkeye sokanlardan, göz yumanlardan hesap sorun, diyoruz. Tınmıyorlar.
Söz konusu uyuşturucuyla mücadeleyse, mesele bu zehrin nasıl bu kadar yaygınlaştığıdır, diyoruz. Dinlemiyorlar.
Hangi kanallardan taşınıyor, kimler tarafından korunuyor, hangi boşluklardan yararlanıyor?
Bakın arkadaşlar;
Bu operasyonlar, sadece topluma yayılan uyuşturucu meselesini açığa çıkarmıyor, aynı zamanda adalete duyulan güvensizliği de ortaya seriyor.
İnsanlar soruyor: Uyuşturucu operasyonu mu? Acaba arkasında ne var?
“Acaba kim kime operasyon çekiyor?” diye soruyorlar. “Hangi klikler birbirileriyle çekişme içinde?” diye soruyorlar.
“Bu operasyonlar gerçekten suçla mücadele mi, yoksa menfaat çatışmalarının bir tezahürü mü?“ diye soruyorlar.
Yapılan her türden operasyon sonrası bu soruların sorulması, ülkemiz açısından ağır bir alarmdır arkadaşlar.
Adalete güven zayıfladığında, yapılan her işlem tartışmalı hâle gelir.
En büyük operasyonlar toplumda rahatlama yaratmaz.
İşte bugün tam olarak yaşadığımız da budur:
Toplumun hiçbir kesimini ikna edemeyecek denli bir güvensizlik artık dört bir yana yayılmıştır.
İhtiyacımız olan şey ortada:
Vatandaşların tedirginlik duyduğu değil, güven duyduğu bir devlet.
Vatandaşların hesap sorarken korkmadığı, hak ararken yalnız kalmadığı bir devlet.
Vatandaşları operasyon manşetleriyle değil; şeffaflıkla, hukukla ve tutarlılıkla ikna eden bir devlet.
Bizim hedefimiz böyle bir ülke, böyle bir devlet.
Değerli Arkadaşlar,
Biz 2025 yılı boyunca katıldığımız her toplantıda, çıktığımız her kürsüde, konuk olduğumuz her programda;
Çarşıda, pazarda, sokakta bir gerçeği haykırdık.
Yorulmadık.
Defalarca söyledik, ısrarla anlattık, uyardık.
Ne dedik? Çekin fişi, bitirin şu işi dedik.
Sanal kumar ve bahisin yasalı-yasadışısı olmaz dedik.
Ama iktidar ne yaptı?
Dinliyor gibi yaptı, önlem alıyormuş gibi davrandı, yasa dışı sanal bahis operasyonlarıyla medyayı işgal etti;
Ama fişi çekmedi!
Buradan açıkça söylüyoruz:
Sanal kumarla mücadele, yarım yamalak tedbirle olmaz;
Göstermelik operasyonlarla olmaz;
Algı yönetimiyle hiç olmaz.
Bu işin tek yolu vardır: Net bir siyasi irade.
Biz ne istiyoruz?
Gençleri kumara iten bu düzenin tamamen bitirilmesini istiyoruz.
Yasalı, yasadışısı fark etmez diyoruz ya, hepsi illet, hepsi alışkanlık.
“Ödeme sistemleri üzerinden engellemek mümkündür. Para trafiği tamamen BDDK'nın izin verdiği ödeme şirketleri üzerinden yapılıyor. Bunların sayısı sınırlı, belli hepsi. Çekin fişi” diyoruz, “bu işi bitirmek kolay” diyoruz.
”Reklam ağları yasaklanmalıdır” diyoruz.
“Sigara ve içki reklamı yasakken, kumar ve bahisin reklamına nasıl izin verirsiniz” diye soruyoruz.
Ve en önemlisi şunu söylüyoruz:
Devlet izniyle sanal kumar ve bahis kabul edilemez.
Tek imza ile izin verdiler arkadaşlar, tek imza.
Bir tane sanal kumar firması, aynı zamanda bir medya, altı tane de sanal bahis firması. Tek imza ile izin verdiler. “Sen oynat!”
Bugün yapılmayan her iş, ertelenen her karar, görmezden gelinen her dosya; yeni bir genci, yeni bir aileyi bu bataklığa itmektedir.
Bu vebalin altından hiç kimse kalkamaz.
Bakın, size dün akşam sosyal medyada herkesin izlediği, gördüğü, belki karşılaşmamışsınızdır diye bir videoyu şöyle kısaca izletmek istiyorum. Bir dakikanın altında kısa bir video.
[Video]
Videodaki bu vatandaşımız, bu kendi kendine çektiği videodan hemen sonra canına kıydı arkadaşlar iki gün önce. Artık hayatta değil.
Yazık değil mi yahu?
Nice canlar gidiyor. Nice ocaklar sönüyor.
Bu kumarı, bahisi oynatanlar, resmi izinle, tek imza ile aldıkları izinle oynatanlar, buna izin verenler, tek bir hayatın kaybının vebalini bile ödeyebilirler mi? Ne kadar para kazanırsanız kazanın ne yaparsanız yapın.
Bıktık bu hırstan ya! Nedir bu para merakı? Her şey para mı?
İktidarın bu konuda kayıtsız kalması inanılır gibi değil.
İktidardakiler! Size sesleniyorum!
Sizde hiç vicdan kalmadı mı yahu?
Nasıl sessiz kalırsınız, nasıl susarsınız?
Herkes sussa da arkadaşlar, biz susmayacağız.
Herkes alışsa da, biz alışmayacağız.
Biz bu çürümüşlüğü kabul etmeyeceğiz.
Biz bunu mesele yapınca gelip anlatmaya başladılar, biliyor musunuz?
Dediler ki; “Başkanım, bu iş sandığınızdan çok büyük. Kumar var, bahis varç Bahis var ya bahis” dediler. “Bu bahis parası şikeye gidiyor. Şikeyi oynatanlar, şike yapanlar maçın sonunda ne olacağını bildikleri için şike parası daha da büyük para kazanıyorlar. Böyle kar topu gibi büyüyor. Üstelik bu para siyasetin, siyasetçinin finansmanının da önemli bir kaynağı haline geldi Türkiye'de” dediler. “Onun için bir türlü durmuyor. Onun için hükümet peşini çekmekte zorlanıyor” diye geldiler, bana anlattılar yani.
Şu hale bakın yahu:
Memlekette fakir fukaralık diz boyu,
Uyuşturucu kullanımı almış başını gitmiş,
Sanal kumar ve sanal bahis nice ocakları söndürüyor,
Peki iktidar neyin peşinde? Neyle uğraşıyor?
Bu hafta gündemlerinde ne var?
Biraz sonra grup toplantısı yapacaklar değil mi?
Ne var gündemlerinde?
Vekil transferleri!
Sayın Erdoğan:
3 vekil transfer etseniz ne yazar, 10 vekil transfer etseniz ne yazar!
Ülkenin geldiği noktayı görmüyor musunuz, ne hale getirdiğinizi görmüyor musunuz?
Siz, son iki yıldır yakın tarihimizin en büyük servet transferini gerçekleştirdiniz.
Üstelik yoksuldan alıp, zengine transfer ettiniz bu ülkenin servetini.
Yüksek faiz sayesinde; parası olan parasına para kattınız, yoksulları daha da yoksullaştı.
Bizzat izin verdiğiniz sanal kumar ve bahisle, milyonlarca insandan aldınız, alıyorsunuz, 7 firmanın cebine koyuyorsunuz.
Gün gelip, yaşadığımız bu günlerin tarihi yazılırken, kitaplara geçecek olan işte bu “servet transferi” arkadaşlar. Yaptığınız diğer transferler değil.
Değerli arkadaşlar,
Uluslararası hukuk herkes içindir, her bir ülkenin yarınlarının teminatıdır;
Adaletin, en önemlisi de insan olmanın, insan kalabilmenin teminatıdır, uluslararası hukuk.
Amerikan yönetiminin Venezuela’ya karşı gerçekleştirdiği operasyon, uluslararası hukuka ve devletler arası ilişkilerin temel ilkelerine tamamen aykırıdır. Hiçbir şekilde kabul edilemez.
Evet, Maduro yönetimi kötü bir yönetimdi.
Evet, Maduro ülkesindeki demokratik süreçleri tıkamıştı, ciddi insan hakları ihlalleri yapıyordu.
Evet, Venezuela dünya uyuşturucu trafiğinin önemli bir merkezi olmuştu.
Bunların hepsi yanlıştır.
Ancak şu kaideyi de herkes iyi bilmelidir:
“Bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilmez.”
Birleşmiş Milletler Şartı, üye olan her ülkeyi bağlar.
Bir ülkenin devlet başkanını kaçırmaya kalkacak bir hoyratlığı, hiç kimse meşru gösteremez.
Bizim tavrımız, ilkesel duruşumuz bu konuda da net:
Venezuela’nın yarınları, dış müdahalelerle değil, Venezuela halkının hür iradesiyle ve demokratik siyaset yoluyla belirlenmelidir.
Tarihte çook darbe, çoook müdahaleler gördük arkadaşlar.
Ancak 2026 yılında, bu açıklıkta, bu pervasızlıkta bir tabloyla karşı karşıya kalmak inanın çok kaygı verici.
Parmak sallayanları gördünüz değil mi?
Türkiye’yi çaktırmadan doğrudan işaret edenleri, “Sıradaki belli” deyip tehdit edenleri gördünüz.
Utanmadan, Türkiye Cumhuriyeti’nin adını ağzına alanları gördünüz…
Buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden onlara sesleniyorum:
Hedef gösterenlere, akıllarının ucundan az da olsa Türkiye’yi geçirenlere, sesleniyorum:
Avucunuzu yalarsınız, avucunuzu.
Bu milletin basiretini, bu milletin sağduyusunu; bilmeyenler bilsin, anlamayanlar anlasın.
Hiç kimse Türkiye’yi bir başka ülkeyle karşılaştırmaya kalkmasın.
Bakın arkadaşlar,
Bugün, üzerine kurulu olduğu tüm değerleri bir kenara bırakmış, çok başlı bir canavarla karşı karşıyayız.
Bu canavarın bir başı demokrasi ve insan hakları derken, diğer başının ağzından alevler püskürüyor.
Bu canavarın bir başı uluslararası hukuk derken, diğer başı sınır tanımaz müdahalelerle ülkelerin üzerine çöküyor.
Bu canavarın bir başı düzen ve güvenlik vadederken, bir diğer başı kaosu derinleştiriyor, istikrarsızlığı kalıcı hale getiriyor.
Bugün karşımızda duran tablo, tek bir ülkeyi ya da tek bir krizi aşan bir meseledir.
Türkiye'nin de çok çok dikkatli olması gereken ve kendi içerisinde çok sağlam durması gereken bir döneme giriyoruz artık.
Değerli arkadaşlar,
Hafta başından bu yana sosyal medyada açık organize bir saldırının hedefi halindeyiz.
Yıllar önce açıkça ifade ettiğimiz ve eylem planlarımızda şeffaf biçimde yer alan bazı konularda, bize karşı maksatlı bir propaganda yürütüldü, yürütülüyor.
Okumayan, okusa da anlamayan, anlasa da zihin süzgecinden geçiremeyen bir güruh, bize iftiralarla saldırdı.
Görüyoruz, okuyoruz: Ne iftiralar, ne iftiralar.
Irkçılıktan emekli siyasetçiler, mesleklerinden bihaber gazeteciler bizim üzerimizden görünürlük devşirmeye çalışıyor, bunu da görüyoruz.
Vatandaşlık anlayışımız ve anadili konusunda yıllardır söylediklerimiz, bağlamından koparılıyor ve montaj videolarla yeni bir açıklamaymış gibi türlü hesaplardan servis ediliyor.
Şimdi onlara sesleniyorum:
Haddinizi bilin, haddinizi.
Karşınızda bu devlete, bu millete yıllarca onuruyla, alnının akıyla dosdoğru hizmet etmiş bir insan var.
Haddinizi bilin!
Sizin karşınızda tam sekiz yıl Milli Güvenlik Kurulu’nda bu ülkenin bekası için çalışmış bir devlet adamı var.
Haddinizi bilin!
Söz konusu memleket meselesiyle; biz bu konuda sizin gibilerden ders almayız; ders veririz, ders!
Bu böyle biline...
Bizim dediğimiz çok açık ya, çok basit.
“Resmi ve ortak dilimiz Türkçedir, ancak her vatandaşımızın anadili anasının ak sütü kadar helaldir” diyoruz.
Anlamıyorlar.
Başka ne diyoruz?
“Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes eşittir. Vatandaşlık anlayışını etnik, dini ya da kültürel kimlikler üzerinden tanımlayamazsınız.” diyoruz.
Bunlar yine anlamak istemiyor.
Dikkat edin arkadaşlar,
Söylediklerimi çarpıtarak saldıranlar, bu ülkenin kadim sorunlarını inkâr edenlerden başkası değildir.
Ama hiç endişeniz olmasın!
Bu ülke nasıl “bölücü terörle“ mücadele etmeyi bildiyse; karşımızdaki “bölücü ırkçı zihniyetle” de mücadele etmesini bilir.
Türkiye, bu kafatasçıların köhne fikirleriyle mücadele etmeyi iyi bilir.
Bakın; gerçekten iç cepheyi tahkim etmemiz gereken dönemlerden geçiyoruz.
Ancak; ülkeyi kutuplaştırarak iç cepheyi tahkim edemezsiniz.
Vatandaşlarımızın bir kısmını yok sayarak, onları tahakküm altına alarak iç cepheyi tahkim edemezsiniz.
İç cephenin tahkimi; hukukla, adaletle, insan haklarına saygıyla olur.
İç cephenin tahkimi; şeffaflıkla, iyi işleyen bir demokrasiyle ve eşit vatandaşlık prensibiyle olur.
Bakın, partimizi kuralı altı yıl oldu arkadaşlar. İlk günden beri ne söylediysek aynısını söylüyoruz.
Her şey şeffaf, her şey kayıt altında.
Türkiye, korkularla değil; özgüvenle yönetilmelidir.
Ne zaman bu ülke kendine güvenmiştir? Bu sorunlar aşılmıştır.
Ne zaman kendinden korkar hale gelmiştir, o zaman basit meseleler iç çatışma meselesi haline getirilmiştir.
Türkiye, hamasetle değil, icraatla yönetilmelidir.
Türkiye, sloganlarla değil, fikirle yönetilmelidir fikir!
Bizim durduğumuz yer de tam olarak burasıdır.
Sözlerimin sonuna gelirken, gerçeğin peşini bırakmayan, kamu yararını her şeyin üstünde tutan tüm gazetecilerin, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü de yürekten kutluyorum.
Kalemin korktuğu yerde demokrasi nefes alamaz.
İktidara geldiğimizde kuracağımız ilk cümlelerden biri şu olacaktır:
Basın mensuplarına dönüp diyeceğiz ki; "Arkadaşlar, artık herkes bir nefes alsın, rahat olun. Çünkü özgürsünüz. Dilediğinizi yazın çizin. Yeter ki nefret suçu işlemeyin, kimseye hakaret etmeyin, şiddeti teşvik etmeyin. Bunun dışında özgürsünüz."
Hiç kimse yazdığı, çizdiği, sorduğu soru nedeniyle karakola götürülmeyecek;
Gözaltı tehdidi olmayacak, tutuklama korkusu yaşamayacak.
Esnafımız gerçekleri dile getirdiği için haklarında soruşturma başlatılmayacak.
İşte o zaman Türkiye'de biz gerçek demokrasiyi yaşayacağız.
Özgürlüğü gerçekten hissedeceğiz.
Bizim hayalimiz de mücadelemiz de işte böyle bir Türkiye içindir.
2026 yılı; korkunun değil, umudun ve değişimin yılı olmasını dileyerek tekrar hepinizi saygıyla selam, selamlıyorum.
Sağ olun, var olun.