“Ortalık yangın, millet feryat ediyor; ülkenin cumhurbaşkanı ne zaman ekonomiyle ilgili bir toplantıya başkanlık yaptı?”
“İsrail ateşkes falan istemiyor, İsrail tam gaz savaşa devam etmek istiyor”
“49 milyar dolar nerede?”
“Enflasyonu düşürmek ve orada tutmak bir bilimdir ama aynı zamanda bir sanattır”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, NOW TV’de İlker Karagöz ile Çalar Saat programında gündemi değerlendirdi. Ali Babacan, ekonomi yönetimi, artan petrol fiyatları ve enflasyon, Merkez Bankası’nın döviz satışları, İsrail-İran gerilimi ve ara seçim çağrısına dair pek çok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
“49 milyar dolar nerede?” sorusunu yineleyen Babacan, “Bu ülke çok daha iyi yönetilmeye layık bir ülke. Bakın, 49 milyar dolar sattılar biliyor musunuz Merkez Bankası'ndan? Savaş başladı başlayalı. ‘49 milyar dolar nerede’ diye ben şimdi soruyorum. Hiçbir açıklama duydunuz mu? 49 milyar. Bak, 49 milyar. Dün ben grup konuşmasında söyledim 49 milyarı. Biz nereden hesapladık bunu? Böyle veri madenciliği yapıyoruz. Gidiyoruz Merkez Bankası'nın didikliyoruz bilançosunu” ifadelerini kullandı. Ali Babacan şunları söyledi:
“İnsanlar enflasyonun düşeceğine inanmazsa enflasyon düşmez”
“Bu rakamlar döner mi yoksa biraz daha böyle devam mı etmek ister bu vergilerle hükümet akaryakıt fiyatları?” sorusunu Ali Babacan, “Hükümetin ne yapacağını kendilerine sormak lazım. Ama bana göre kendileri de ne yaptıklarını bilmiyor. Ne yaptığını bilen bir hükümet bunu yapmaz. Bakın petrol fiyatı arttı mı bir sabredersiniz. Hemen anında pompalara yansıtmazsınız. Yıllık %20 enflasyonun hedeflendiği bir ülkede elektriğe ve doğal gaza bir çırpıda %25 zam yapılır mı ya? İnanın akıl tutulması yaşıyor bunlar. Yıllık hedefim %20 diyorsun, bir çırpıda %25 zam diye millete ekranlarda %25 rakamını gösteriyorsun. Bu ülkede enflasyon beklentisi düşer mi? Enflasyon yönetimi aynı zamanda beklentileri yönetmektir, insanların enflasyonun düşeceğine inanmasıdır. İnsanlar enflasyonun düşeceğine inanmazsa enflasyon düşmez” şeklinde yanıtladı.
“Ülkenin cumhurbaşkanı ne zaman ekonomiyle ilgili bir toplantıya başkanlık yaptı?”
“Ülkenin cumhurbaşkanı ne zaman en son bir ekonomiyle ilgili bir toplantıya başkanlık yaptı? Böyle bir şey olur mu ya? Ortalık yangın, millet feryat ediyor. Vatandaşa soruyorsun, ‘En büyük problemim geçim’ diyor. Ama ülkenin cumhurbaşkanı bir kere oturup ekonomi ekibini toplayıp yapmıyor. Niye yapmıyor? Çünkü o fotoğrafı verdiği anda sorumluluk üzerine yıkılacak. Onu biliyor. Sorumluluğu kendi üzerine değil de Cevdet Yılmaz'mış, Mehmet Şimşek'miş bu arkadaşların üzerine yıkmak için o fotoğrafı vermiyor.”
“‘49 milyar dolar nerede’ diye soruyorum”
“Bu ülke çok daha iyi yönetilmeye layık bir ülke. Bakın 49 milyar dolar sattılar biliyor musunuz Merkez Bankası'ndan? Savaş başladı başlayalı. ‘49 milyar dolar nerede’ diye ben şimdi soruyorum. Hiçbir açıklama duydunuz mu? 49 milyar. Bak, 49 milyar. Dün ben grup konuşmasında söyledim 49 milyarı. Biz nereden hesapladık bunu? Böyle veri madenciliği yapıyoruz. Gidiyoruz Merkez Bankası'nı didikliyoruz, bilançosunu. Bakıyoruz ona buna falan; ‘Demek ki bunlar arka kapıdan yine döviz satmış’ diyoruz. Niye açıklamıyor Merkez Bankası? Ekonomi yönetimi niye bundan bahsetmiyor? Ya illa biz mi çıkacağız, bunları ifşa edeceğiz? '49 milyar dolar satmışsınız arkadaş’ diyorum ben şimdi. Niye arka kapıdan sattın? Niye açıklamıyorsun? Bunu bilmek milletin hakkı değil mi?”
“Şu anda tüm Türkiye'nin önünü açacak adım erken genel seçimdir”
“Ara seçimle ilgili siz nasıl yaklaşıyorsunuz?” sorusunu Ali Babacan şöyle yanıtladı: “1986'dan bu yana da bir ara seçim uygulaması olmamış. Çünkü aynı anayasanın ya da ilgili mevzuatın detaylarına baktığınızda bunun kararını nihayetinde meclis veriyor. Bugünkü meclise baktığımızda da AK Parti ve MHP'nin mecliste çoğunluğu var. Dolayısıyla AK Parti ve MHP, yani iktidar tarafı oylayıp seçim kararı alırsa ancak ondan sonra Türkiye'de bir ara seçim olabilir. Fakat burada amacımız ne? Gerçekten hani üç-beş sandalye için bir seçime mi götürmek ülkeyi? Ya da herhangi bir siyasi partinin veya bazı insanlarla alakalı dar bir hedefle mi hareket etmek, yoksa tüm Türkiye'nin önünü açacak bir adım mı atmak? Şu anda tüm Türkiye'nin önünü açacak adım erken genel seçimdir. 3 yıl oldu. Bugün zaten ha deseniz nisan ayındayız. Ha deseniz en erken seçim temmuzda olur, e bilemediniz kasım. Dolayısıyla yapılması gereken artık erken genel seçime gitmektir. Niçin? Her seçim aslında kazanana vatandaşların açtığı bir kredidir. Vatandaşlar der ki, ‘bakın size destek veriyorum’. Ama ülkeyi bir daha, bir daha, bir daha seçim gündemiyle yormaktansa bir kere yapıp kesin bu işi bitirmeyi biz daha doğru görüyoruz.”
“Yapay zekâ dahi şu yakın tarihimizden, o başarılı dönemlerden bir şeyler öğrenip ne yapılması gerektiğine daha iyi karar verebilirdi”
Bir yapay zekâ olsaydı daha mı kolay olurdu acaba ne dersiniz bu ekonomi yönetimi? sorusunu Ali Babacan şöyle yanıtladı: “Ben geçenlerde o ifadeyi şunun için kullandım. Normalde ekonomiyi yönetirken dışarıdan şoklarla karşılaşırsınız. Biz de zamanında çok karşılaştık. Bazen petrol fiyatları artar, bazen bir savaş çıkar, bazen işte pandemi gibi bir olayla karşılaşırsınız. Dolayısıyla dışarıdan ülkenin etkileneceği şoklar meydana gelir. Ama o gelen şokların nasıl yönetileceği de bir ustalık işidir. Her ülke bunu iyi bir ekonomi takımıyla yönetmeye çalışır. Yapay zekâ dediğimiz de zaten nedir? Başka ülkelerin tarihinde, yakın tarihinde, uzak tarihinde şoklar nasıl yönetilmiş, bunu veriye depolar. Ondan sonra eski güzel örneklerden de şöyle yapılması diye size önerilerde bulunur. Yapay zekâ budur. Dolayısıyla biraz yakın tarih bilen, biraz Türkiye'yi tanıyan herkes herhalde şu anda bu ülkenin ekonomisini çok daha iyi yönetebilirdi. Yapay zekâ dahi en azından şu yakın tarihimizden, o güzel başarılı dönemlerden bir şeyler öğrenip bugün ne yapılması gerektiğine daha iyi karar verebilirdi.”
“Sahada silahlar konuşurken diplomasinin masada konuşması çok zordur”
İlan edilen ateşkesle ilgili sorulan “Pamuk ipliğine bağlı bir ateşkes mi? Siz bunu nasıl adlandırırsınız, ne dersiniz?” sorusuna Ali Babacan, “Arabulucu ülke Pakistan ne dedi? ‘Lübnan dahil bütün cephelerde ateşkes olacak’ dedi. Arkasından hemen İsrail bir açıklama yaptı. ‘Yoo’ dedi, ‘ben Lübnan'ı vurmaya devam edeceğim. Ateşkes kapsamında değil’. Zaten dakika bir gol bir, bir aksaklıkla başladı ve sadece dün Lübnan'da 181 kişi öldü; sadece dün ölenler ki gece de devam etti. Büyük bir katliam var. Bir yandan sahada ateş varken, bir yandan silahlar konuşurken öbür tarafta diploması masasını siz rahat çalıştıramazsınız. Ki yarın biliyorsunuz Pakistan'da ilk müzakere toplantısı yapılacak, taraflar bir araya gelecekler. Ama sahada silahlar konuşurken diplomasinin masada konuşması çok zordur. Ben Dışişleri Bakanlığı yapmış, 8 yıl Milli Güvenlik Kurulu üyeliği yapmış bir insan olarak bunu söylüyorum.”
“İsrail'in haydutluğunun, şımarıklığının, hukuksuzluğunun durdurulması lazım ki makul bir ortamda artık barış konuşulabilsin”
“Kayıtsız şartsız her cephede silahların susması lazım ki diplomasi çalışsın, müzakere masası çalışsın. Başka türlü olmaz bu. Ben dünkü grup konuşmamda da söyledim taze taze. ‘En büyük risk budur’ dedim. Ve nihayetinde işte Lübnan'la ilgili riskler gittikçe büyüyor ve Hürmüz Boğazı ile ilgili henüz netlik yok. Bakın dün sabah petrol fiyatları 90'a kadar inmişti. Bugün tekrar 96, 97'de seyretmeye başladı. Bir an önce şu silahların susması lazım ki masa çalışsın. Ama İsrail aslında ateşkes falan istemiyor. Buradaki İsrail motivasyonunu unutmamamız lazım. İsrail tam gaz savaşa devam etmek istiyor. Amerika İsrail'le oturup 'Kardeşim, otur oturduğun yerde, sus artık, durdur şu silahları' demedikten sonra da bu bölgede ne ateşkes olur, ne barış olur, hiçbir şey olmaz yani. Onun için bu İsrail'in haydutluğunun, şımarıklığının, hukuksuzluğunun bir an önce durdurulması lazım ki normal, makul bir ortamda artık barış konuşulabilsin.”
“Türkiye'nin hukuktan, Birleşmiş Milletler şartından, en önemlisi insanlıktan yana taraf olması lazım”
“Türkiye şimdi söylem olarak bu konuda tam tarafsızlığını koruyamadı. Niye derseniz en önemli hata bu süreçte son 40 gündür bizim Dışişleri Bakanlığı'nın gidip o bazı Körfez ülkeleriyle beraber İran'a karşı yapılan bir açıklamanın altına imza atması oldu. O yanlış bir fotoğraftı. Çünkü orada bakın Amerika'dan bahsedilmiyor. Amerika, İran'a savaşı başlattı ya. Amerika'nın adı geçmiyor o açıklamada bir. İkincisi, İsrail'in adı sadece Lübnan'a karşı yaptığı saldırılar bağlamında geçiyor. Ama İsrail'in İran'a yaptığı saldırılarla ilgili hiçbir şey söylenmiyor. Sadece ne deniyor? İran komşularına saldırmasın, altına da Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı imza atıyor. Bu yanlış bir şey oldu. Türkiye'nin açıklayacağı, altına imza atacağı bütün açıklamaların dengeli olması lazım. İlkesel tutumunun sağlam olması lazım ve ülkelerden yana taraf olmaması lazım. Ama Türkiye'nin neden yana taraf olması lazım? Hukuktan yana taraf olması lazım. Birleşmiş Milletler şartından yana taraf olması lazım. Belki de en önemlisi insanlıktan yana taraf olması lazım. Şu anda Amerika savaş suçu işliyor. İsrail savaş suçu işliyor. Bakın savaşın da bir hukuku vardır. Ben savaşıyorum, her şeyi yapabilirim. Böyle bir şey yok. Bunlar uluslararası anlaşmalarla bağlanmıştır. Savaşta sivil altyapıya zarar veremezsiniz.”
“Savaşın da bir hukuku var, Amerika'nın da İsrail'in de ayağını denk alması lazım”
“Savaşın da bir hukuku var. Dolayısıyla Amerika'nın da İsrail'in de ayağını denk alması lazım. Ve mutlaka hukuka, kurallara uymaları lazım. Bugün böyle olur, yarın iş değişir. Bir de şu anda elinde silah olan bir tek Amerika yok ki. Bugün Rusya'sı var, Çin'i var. Sen yarın o ülkelerin de bundan ilham alıp 'Kardeşim sen zamanında yapmadın mı, bana ne karışıyorsun?' deyip Rusya gibi, Çin gibi ülkelerin de ileride hukuk dışında işler yapabilmesinin de şu anda önünü açtı Amerika. Kendi başına bela açtı gerçekten. Yani yarın Rusya ya da Çin kendi coğrafyalarında kendilerini ilgilendiren konularda benzer adımlar attıklarında Amerika da gidip 'Ya kardeşim bir dakika biz anlaşma yapmıştık, ne oluyor?' dediğinde 'Kardeşim bırak Allah aşkına, sen işine gelince İran'ı vur, İsrail'le iş birliği yap, her türlü haydutluğu yap hukuk içine, bana gelince mi hukuk diyorsun, otur oturduğun yerde’ derler adama.”
“Petrole yüzde 650 zam gelmiş, biz enflasyonu tek haneye indirmişiz ve tek hanede tutmuşuz. Bu eşel mobil ile mi oldu Allah aşkına?”
“2002; ekonomiden sorumlu bakan olarak göreve başladım. Petrol fiyatları 20 dolardı. 150 dolara çıktı. 7.5 buçuk kat arttı petrol. Aynı dönemde biz enflasyonu tek haneye indirdik ve tek hanede tuttuk. Bakın 7.5 kat demek ne demek? Yüzde 650 zam demek. Petrole yüzde 650 zam gelmiş. Biz enflasyonu tek haneye indirmişiz ve tek hanede tutmuşuz. Bu nasıl oldu? Eşel mobil ile mi oldu Allah aşkına? Herhangi bir şeyi otomatiğe bağlayarak mı oldu? Enflasyonu düşürmek ve orada tutmak bir bilimdir ama aynı zamanda bir sanattır. Sanat nedir sanat? Hani zanaatkarlık vardır, değil mi biz Anadolu'da? İşi bilmektir, toz yutmaktır. Çıkrıkçılar Yokuşu'nun, Mahmutpaşa'nın, Yeşildirek'in piyasa mekanizmasını bilmektir. Tahtakale'de, Kapalıçarşı'da insanlar neye göre alışveriş ediyor, bunu anlamaktır, bilmektir. Şu andaki ekonomi yönetiminin en büyük eksiği Türkiye'deki reel sektörü, Türkiye'deki piyasaları bilmemesidir, bilmemeleridir. Tanıdığımız arkadaşlar dediniz ya programın başında. ‘E sizin ekipteydi’ diye. Şimdi resmin tümü ayrıdır. Ekipte görev verdiniz, rol verdiniz. İnsanların yaptığı ayrı bir şeydir. Bizim her alanda hep istişare heyetlerimiz oldu. Reel sektör istişare heyeti, bankacılık istişare heyeti, tarım istişare heyeti, sağlık istişare heyeti. Damdan düşenlerle, sorun yaşayanlarla sürekli konuşa konuşa biz ekonomiyi yönettik.”
“Bakanlık döneminde döviz bürolarının önündeki kuyrukları takip ederdim”
“Eşel mobil diyorlar, en büyük hatadır. Şoklar olduğu zaman oturur ekonomi yönetimi anlık bir kriz masasında her şeyi izler. Koca koca ekranları açar. Petrol fiyatı arttı, taşıma fiyatı arttı, petrol bazlı bütün hammadde arttı; bütün bu plastik bazlı, sentetik bazlı her şey arttı. Şimdi bunlar ayrı ayrı kanallardan enflasyon nasıl vurur? Bu petrol fiyatlarındaki artış hangi kanaldan vatandaşın cebine nasıl dokunur? Bunun sürekli anlık izlenmesi gerekir” ifadelerini kullanan Babacan, “Ne yapılması gerekiyor?” sorusunuysa “Kolları sıvayacaksın. Sabah gece gündüz çalışacaksın arkadaş. Öyle mesai kavramı falan yok. Hep derlerdi Eskişehir yolundan geçerler Ankara'da, ‘Ya kardeşim Hazine'nin ışıkları gece 2'ye, 3'e, 4'e kadar hep yanıyor.’ Çünkü çalışıyorduk, insanları dinliyorduk. Gecenin 2'sinde, 3'ünde çağırıyorduk. Çiftçiyi dinliyorduk, esnafı dinliyorduk, kuyumcuları dinliyorduk. Ne diyor, nasıl oluyor? Ben kaç defasında Kızılay'dan sivil plakalı arabayla Kızılay'dan Ulus'tan geçerdim. Döviz bürolarının önündeki kuyrukları takip ederdim bakanlık döneminde” şeklinde yanıtladı.