“‘Ucu kime dokunursa dokunsun’ diyorlar ama acaba ucu birine dokunacak mı diye de korkuyorlar”
“Fon dolandırıcılarının örgütlü suçlardan yargılanmamaları şüphe doğuruyor”
“MSCI’ın kararı Türkiye için fırsat olabilir. Doğru değerlendirilmezse Allah korusun işler kötüye gider”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon dolandırıcılığının aileler ile birlikte 20-25 milyonu ilgilendirdiğini ve ortada 100 milyar dolarlık bir değer kaybı olduğunu söyledi. Fon yolsuzluğuna karışanların örgütlü suç kapsamına alınmamalarının soru işareti doğurduğunu belirten Babacan, “‘Ucu kime dokunursa dokunsun’ diyorlar ama acaba ucu birine dokunacak mı diye de korkuyorlar” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, operasyonun “cerrah titizliğiyle” yürütüldüğü sözlerine, “Neşter kimin elinde? Hastayı yatalaklık eden doktorun eline tekrar ‘Al neşteri, sen bunu tedavi et’ mi denir?” karşılığını veren Babacan, küresel endeks sağlayıcı kuruluş MSCI’ın, Türkiye kararının bir fırsat olabileceğini de söyledi ve “Fırsat doğru değerlendirilmezse o zaman Allah korusun bu iş kötüye gider” uyarısında bulundu.
MK TV’de Gizem Fidan ve Hakan Aygün ile “Çapraz Ateş” programına katılan DEVA Partisi lideri Ali Babacan, fon dolandırıcılığının ortaya çıkışının birinci ayını da değerlendirdi.
Fon dolandırıcılığı 20-25 milyon insanı etkiliyor
Ali Babacan, fon dolandırıcılığının etkisinin yalnızca 500 bine yakın insanla sınırlı olmadığının altını çizerken çarpıcı bir tablo ortaya koydu: “Mesele sadece bu fonlara para yatıranlarla sınırlı değil. Türkiye’de tam 3 bin tane fon var bakın. Burada söz konusu olan 131 tane fon. O günden bugüne bütün borsa düştü mü? Düştü. O günden bugüne BIST 100 endeksine yatırım yapan herkesin elindeki varlığı, değeri düştü mü? Düştü. Onu bırakın, bir de münferit yatırımcılar münferit şirketlere yatırım yapıyor. Bu şirketler illa o fonların içerisinde olmak zorunda değil. Bu münferit şirketlere yatırım yapanlar da hepsi kaybettiler. Ve buradaki kayıp öyle Borsa İstanbul endeksindeki düşüş gibi yüzde 15-20-25 mertebesindeki düşüşler değil. Yarı yarıya fiyatı düşen hisseler var. Yüzde 70-80 fiyatı düşen hisseler var. Bunlar endekste olmayan, fonlarda da olmayan ama münferit yatırımcıların yatırım yaptığı hisseler. Bu 450 bin kişi meselesi değil. Bu 7 milyon insanın meselesi. Aileleriyle beraber yatırımcıların en az 20-25 milyon insanı ilgilendiren bir mesele bakın. Bu çok büyük bir mesele. Yasadaki adı bunun dolandırıcılıktır. Az sayıda insan çok sayıda insanı dolandırmış. Ve bütün bu zarara uğrayan insanlar bir avuç dolandırıcının bu işi yapması sebebiyle zarara uğramış durumda.”
“Türkiye değer kaybetti, Türkiye’nin değeri düştü”
Babacan, fon dolandırıcılığının ekonomik boyutuna ilişkin de rakam verdi: “Sadece bu fonlardaki paraya baktığınızda 18 milyardan başlayıp 25 milyar dolara kadar rakamlar dolaşıyor. Ama halka açık şirketlerin değer kaybı ne kadar diye baktığınızda, o hisseyi elinde tutan hakim ortaklar dahil, o zaman 100 milyar dolarlık bir değer kaybından bahsediyoruz bakın. 100 milyar dolar...”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6’sında ortaya çıkan bir durumdan yola çıkıp tüm sermaye piyasasını terörize etmek Türkiye ekonomisinin altını oymak olur” sözüne karşılık verirken fon dolandırıcılığının ülkeye verdiği zarara işaret eden Ali Babacan, şöyle devam etti: “O hesap ne? 3 bin fondan 131’inde problem var ya. Onu kastediyor. Hadi 3 bin fonun içerisinde gayrimenkul yatırım fonları da var, başka şeyler de var. Diyelim ki bu tür fonların yüzdesini hesap edip önüne bir rapor koymuş olabilirler. Mesele bu değil. Terörize eden kim Allah aşkına? Ülkeyi bu dolandırıcılığa maruz bırakıp, bu dolandırıcılığı zamanında önleyemeyip sermaye piyasalarına bu güven kaybını yaşatan iktidarın kendisi. Güven olmayınca ekonomi olmaz. Güven sarsılınca hisse senetlerinin fiyatı düşer. Türkiye’deki halka açıklık oranı yaklaşık yüzde 30 civarındadır. Şirketlerin ortalamada hissesinin yüzde 70’ini hakim ortaklar tutar. Yüzde 30’luk kısmı Borsa İstanbul’da alınıp satılır. Bir de o şirketlerin hissesinin yüzde 70’ini elinde bulunduran dürüst yılların sanayicileri var. Koca koca kuruluşlar var. 40 yıllık, 50 yıllık, 100’üncü yılını kutlayan firmalar var. Bunların ellerinde tuttukları hisselerin de değeri düştü. Türkiye değer kaybetti. Türkiye’nin değeri düştü.”
Ali Babacan’dan Erdoğan’a: “Neşter kimin elinde? Bu operasyonu kim yapıyor?”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın operasyonları “kararlı, dikkatli ve cerrah titizliğiyle” yürütüldüğüne ilişkin sözlerine cevap verdi. “Şu anda bu neşter kimin elinde? Bu operasyonu kim yapıyor?” diye soran Babacan, sürecin şeffaf yürütülmediği ve devletin elindeki kayıtlar olduğu gibi açıklanmadığını vurguladı. Babacan, “Cerrah ne yapar? Önce hastaya ‘Ben teşhisi koydum’ der. ‘Sorun şurada’ der ve ‘Seni şöyle tedavi edeceğim’ der. Bir yol haritası anlatır ve ekibiyle beraber o operasyonu şeffaf bir şekilde yapar. Ameliyatı nasıl yapacağını anlatır, değil mi? ‘Ben şöyle yapacağım, şöyle yapacağım. Şu organa şöyle müdahale edeceğim.’ Eline neşteri alır, dikkatli bir şekilde çalışır. Fakat şu anda bu neşter kimin elinde? Bu operasyonu kim yapıyor? Sorumlusu kim? Acaba bütün bu dolandırıcılığa göz yummuş veya ihmal etmiş veya bu işin ortakları olan insanların hâlâ ısrarla, inatla çalıştırıldığı SPK mı? Yoksa 15-20 kişilik kurulmuş hantal bir fon kurulunun içinde bulunan ve çoğu da bu işlerden anlamayan insanlar mı? Kim? Cerrah kim?” diye sordu.
“Hastayı hasta eden, yatalak eden doktorun eline tekrar ‘Al neşteri, sen bunu tedavi et’ mi denir?”
Fon dolandırıcılığına ilişkin düzenlemenin görüşüldüğü TBMM’deki komisyon toplantısına sorumluluk makamındaki Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve bakanın gelmemesini eleştiren Ali Babacan, “Devlet yönetimi diye bir şey kalmadı ki. Çarşamba günkü Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bu fon dolandırıcılığıyla ilgili vatandaşlara geri ödemenin nasıl yapılacağıyla ilgili bir kanun düzenleme geçti komisyondan. Bakan yok. Bu işin fon kurulu başkanı kim? Cumhurbaşkanı yardımcısı değil mi? Sen komisyonda oturup niye anlatmıyorsun? Bu işin siyasi sorumlusu kim? SPK Başkanı yok. Komisyonda yok. Bakın ben en az 100 tane yasa çıkarttım Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan ve Meclis’ten. Otururdum, kendim çatır çatır savunurdum, anlatırdım. Çünkü siyasi sorumlusu bendim. Niye yapıyoruz, bu kanun niye çıkıyor? Sorumlusu yok ortada.” dedi.
Yetki ve sorumluluğun hükümette olduğuna vurgu yapan Babacan, sözü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “cerrah titizliği” sözlerine getirerek şöyle devam etti: “Elinde neşteri kim tutuyormuş? Kim cerrah? Cumhurbaşkanı açıklamayacak. Cerrah kim soruyorum. O neşteri elinde tutan kim? Hastayı hasta eden, yatalak eden doktorun eline tekrar ‘Al neşteri, sen bunu tedavi et’ mi denir? Yoksa ‘Kusura bakma arkadaş, sen bu hastayı yatağa düşürdün. Bunun hastalığın sebebi sensin. Çekil kenara, bir başka doktor gelsin bu ameliyatı yapsın’ mı dersin? Bunu yapmadılar.”
“Temiz insanlar kenarda görev verilmiyor”
Fon yolsuzluğu üzerinden geçen bir ayda halen sorumlu kişilerin görevden alınmadığını söyleyen Ali Babacan, krizin patladığı ilk gün acil atılması gereken adımları açıkladığını hatırlattı. Babacan, “Aşağıdan başlar yukarıya doğru denetim silsilesi vardır. Bunların tamamı hemen görevden alınmalı. Hemen diyeceksin ki ‘Kalk kardeşim masadan, bilgisayarına dokunma, evraklarına dokunma, ceketini al çık.’ Hemen. Başka türlü yapamazsınız. Çünkü bu işe göz yuman, ihmal eden veya ortağı olan, bu ihtimalleri olan insanlar hâlâ kurumların içerisinde olduğu sürece bu işi yapamazsınız, çözemezsiniz. Bunu yapmadılar. Tam 1 ay oldu. Dedim ki ‘Acilen bir görev gücü kurulması lazım. Görev gücü.’ Ne demek? Görevi bu olan 5 ila 7 kişiden oluşan bir ekip. Dinamik bir ekip. Aynı zamanda gücü var. Güçlü bir ekip. Ve bağımsız çalışabilecek bir ekip. Acilen böyle bir ekip görevlendirme dedim. Bunlar teknik kapasitesi olan insanlar olması lazım dedim. BDDK’dan bankacılığı bilen birisi gelecek. Sermaye Piyasaları Birliği var. Sektör. Oradan dürüst, sağlam çok insan var, tertemiz, pırıl pırıl. Bakmayın şu anda biz dolandırıcıları görüyoruz boy boy. Temiz insanlar kenarda. Onlara görev verilmiyor, sorumluluk verilmiyor. Sermaye Piyasası Birliği’nden piyasayı bilen birisi, Bankalar Birliği’nden bankacılığı bilen birisi, BDDK’dan temiz, dürüst birisi. İşi bilen bir ekibi kuracaksınız ve bunlar gece gündüz bu işi yapacak. Öyle ceket kravat falan yok. Gömleğin kollarını sıvayacaklar. Sürekli bu işle çalışacaklar. Ve açıklamaları bunlar yapacak. Bakın bu kadar büyük bir dolandırıcılık var. Açıklamalar İletişim Başkanlığı’ndan geliyor. Böyle bir şey ben görmedim devlet yönetiminde. Bu kadar önemli bir mesele. Cumhurbaşkanı yardımcısı bu işin başkanıysa, Cevdet Yılmaz diyecek, imzayı atacak, açıklamayı kendi yapacak. Hazine ve Maliye Bakanı ise diyecek ki Mehmet Şimşek imza atacak, kendi açıklayacak” şeklinde konuştu.
“Fırsat doğru değerlendirilirse doğru ama doğru değerlendirilmezse o zaman Allah korusun bu iş kötüye gider”
MSCI’ın Türkiye endekslerini dondurmasının ne anlama geldiği sorusuna Ali Babacan şu yanıtı verdi: “Türkiye’ye Kasım’a kadar bir tarih verilmişken MSCI şimdi bu tarihi Haziran 2027’ye kadar uzattı. Türkiye’de evet adımlar atılıyor ya da atılıyormuş gibi yapıyor ama ‘Biz bunu izleyeceğiz’ dediler. İzlerken de o endeksle ilgili bazı parametreleri ve endekse girip çıkma şartlarıyla ilgili konuları dondurdular. Çünkü ne yaptılar? ‘Biz şu hisse senetlerine bir tek tek bakalım da hangi hisse senedi temiz, problemsiz, hangisinde dalavere var, ona göre tekrar bir değerlendirelim’ diye aslında Kasım tarihini Haziran 2027’ye… Tabii bu çok önemli fırsat. Eğer doğru değerlendirilirse doğru ama doğru değerlendirilmezse o zaman Allah korusun bu iş kötüye gider. Çok hızlı hareket etmek lazım.”
“‘Ucu kime dokunursa dokunsun’ diyorlar ama acaba ucu birine dokunacak mı diye de korkuyorlar”
Fon dolandırıcılığının örgütlü suç kapsamında değerlendirilmediği ve bunun cezasızlığa yol açtığı yönündeki eleştirilere de cevap veren Babacan şu ifadeleri kullandı: “Örgütlü suça almamaları da zaten bizde bir soru işareti oluşturuyor. Çünkü örgütlü suçlarla ilgili cezalar daha ağır. Ve bugüne kadar, diyorum ya, ‘Ucu kime dokunursa dokunsun’ diyorlar. Ama acaba ucu birine dokunacak mı diye de korkuyorlar. Bu ikilemde iş yapılmaz. Böyle bir şey olmaz. Üstelik şunu da söyleyeyim. Ben ülkenin cumhurbaşkanı olsam ilk gece bu kararları alırdım diyorum ya. İktidarda biz olsak zaten bu dolandırıcılık olmazdı ki. Duyduğumuz anda, ilk bilgi var ya, artık ilk bilgi savcılığa mı gitti, Hazine Maliye Bakanı’na mı gitti, yok MASAK mı yakaladı, bankacılık sisteminden mi belki yakalandı? İlk bilgi gittiği anda bu işi yapanın öyle bir canına okurduk ki diğerleri gözünü açamazdı. En ufak ilk dolandırıcılık aşamasında ‘Sen bunun bir, şöyle bir çekil kenara kardeşim’ de, ‘En ağır suçu işledin. Al en ağır sana cezayı’ de. Ondan sonra büyümezdi ki. Bu boyutlara ulaşmazdı.”
“Ben bu ülkenin cumhurbaşkanı olsam yapılması gerekenleri o gece yapardım”
Sürecin yavaş yürütülüp yürütülmediğine ilişkin soruya Babacan şöyle yanıt verdi: “Bugün tam 1 ay oldu. Dediklerim var ya, ben bu ülkenin cumhurbaşkanı olsam, yapılması gerekir dediklerim var ya, o gece yapardım hepsini. Görevden al. Görev gücünü kur. O kadar. Ondan sonra hemen dön, ‘Arkadaşlar, çalışın. Yasa gerekiyorsa hemen Meclise gönderelim. Mecliste de arkadaşlar baksın, şeffaf yürüsün. Onu da çıkaralım ki bu geri ödemeyle ilgili.’ Geri ödemeyle ilgili yasa gerekiyor burada. Yoksa sermaye piyasasında bu tür şeyler bir daha olmasın diye yeni bir yasaya ihtiyaç yok. Sermaye Piyasası Kanunu sapasağlam bir kanun.”