“Bu krizi yönetmek için ve kriz sonrasını çözümlemek için özel bir görev gücü gerekir”
"Şu andaki iktidar kime höt diyeceğini iyi bilsin"
"Erdoğan’a tavsiyem: Kimsenin gözünün yaşına bakmasın”
"Mehmet Bey'in bu işlerden haberdar olmaması diye bir şey düşünemiyorum"
“Çözüm reçetesinin raporunu yazarız, göndeririz, isim isterlerse veririz. Çünkü bu bizim hepimizin memleketi."
"Siyasette hedefiniz doğru olacak ama o hedefe attığınız her bir adım da helal ve doğru adımlardan oluşacak”
"Yarın evlatlarımın yüzüne bakarken, milletin yüzüne bakarken, yarın bir emeklimizin yüzüne bakarken içimde şu rahatlık olmak zorunda: Ben seni aldatmadım"
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, gazeteci Fatih Altaylı'nın programına konuk oldu. Babacan, sermaye piyasalarındaki fon skandalını değerlendirdi; faizsiz sistem vaadiyle mağdur edilen vatandaşların sorunlarını dile getirdi.
"Cumhurbaşkanı SPK kurul üyelerinin tamamının görevine son verip yeni kurulu bu gece kurabilir"
Programda Cumhurbaşkanı'nın bağımsız kurumların yönetimini değiştirme yetkisine işaret eden Babacan şunları kaydetti: "Kararnameyle o yetkiyi kendine aldı Cumhurbaşkanı. Daha sonra da o yetkiyi kullanarak bir sürü atamalar yaptı. İlk Merkez Bankası'ndan başladı. Hatırlarsanız bir günde Merkez Bankası'ndan 3 tane başkan yardımcısı aynı anda değiştirildi. Hatta bunu Cumhurbaşkanı açıkladı da. 'Şöyle yapıyorlardı, böyle yapıyorlar. Yetkiyi aldık. O yetkiyle de gereğini yaptık' dedi. Kamuya açık konuşması var. Dolayısıyla artık bağımsız kurummuş, şuymuş muymuş, bunlar hikâye. Kanun olmadan değişemiyormuş, hikâye. Şu anda Cumhurbaşkanı'nın yetkisindedir. Merkez Bankası başkanını bu gece değiştirebilir. SPK kurul üyelerinin tamamının görevine son verip yeni kurulu bu gece kurabilir. Bunların hepsi yetkisinde.”
"Kadro değişmeden güveni tekrar sağlamak mümkün değil"
SPK yönetiminin suçlu ya da suçsuz olmasına bakılmaksızın görevden alınması gerekip gerekmediği sorusuna Babacan şu yanıtı verdi: "Bu kadar büyük bir olay yaşandıktan sonra zaten bu işin doğrudan sorumlusu olan, bu işlerle ilgilenen kurumların başındaki insanların bir an önce değişmesi gerekir. En basitinden, bakın, iyi niyetli de olabilir, suçlu da olabilir. En basitinden bir trafik kazası oldu. Bir taraf tamamen suçsuz, öbür taraf suçlu. Diyelim ki kafayı çekti çekti gitti. Bir başka arabaya vurdu. Suçlu belli. Öbür tarafta da tamamen masum birisi var. Ama suçlu da olsa masum da olsa artık o kazaya karışanlara bir süre araba kullandırtmazsınız o kazanın sıcaklığıyla. Dersiniz ki 'Arkadaş sen bir dur. Sen git muayene ol.’ O arabayı başkası götürür, başkası gider evin altına park eder, başkası alır tamirciye götürür. Kaza yapan şoföre araba kullandırtılmaz bir süre. Şu anda bu işi yönetenler büyük bir kazaya uğradı. Güveni yeniden oluşturmak istiyorlarsa, şu anda yeniden güven diyorlarsa bu işten yakından ya da uzaktan sorumluluğu olan, suçlu olsun olmasın, masum olsun kasıtlı olsun fark etmez. Kadro değişmesi lazım. Kadro değişmeden güveni tekrar sağlamak mümkün değil."
"Mehmet Bey'in bu işlerden haberdar olmaması diye bir şey düşünemiyorum"
Kadro değişikliğinin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i de kapsayıp kapsamaması gerektiği sorulan Babacan şunları ifade etti: "Mehmet Bey'in bu işlerden haberdar olmaması diye bir şey düşünemiyorum. Çünkü bütün bunlar bana geliyorsa… Bütün bu olanlar ta 2 yıldır bana gelip insanlar dert anlatıyorsa, 'Böyle sıkıntı var, böyle problem var' falan. Ben de anlatanlara diyorum ki 'Bunu bana anlatmayın. Gidin, sorumlu bakan orada, cumhurbaşkanı orada.'"
"Erdoğan’a tavsiyem: Kimsenin gözünün yaşına bakmasın”
Fonlardaki sorunların bilinip bilinmediğine ilişkin Altaylı'nın "Yani bu aslında biliniyordu" sözüne Babacan şu yanıtı verdi: "Bilinmez olur mu? Bakın, dünyada bir bankacılık krizi çıktı. Niye Türkiye'de çıkmadı da dünya kavruldu, değil mi? Bu kriz falan yaşanmazdı. Sapasağlam kadrolar görevlendirilse idi, en ufak problem yakalandığında derhal cezasını çekseydi o işi yapanlar. Kadro sağlamsa korkmayın. Arada çürükler olsa sağlamlar çürükleri temizler yani. Ama çürük var ama 'Bu çürük acaba şunun akrabası mı, bunun arkadaşı mı, acaba partide şu mu…' Bu şüpheler olursa yönetilemez bu iş yani. Burada Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir karar vermesi lazım. Bu bir dönüm noktasıdır Türkiye ekonomisi için ve piyasalar için. Tekrar güveni inşa etmek istiyor mu, yoksa 'Böyle gelmiş böyle gider' diyerek korumacı bir refleksin içine girecek mi, girmeyecek mi? Benim eski bir çalışma arkadaşı olarak ve bütün bu işin mevzuatını, yasalarını çıkarmış, sistemi ilk kurmuş insan olarak kendisine tavsiyem budur: Kimsenin gözünün yaşına bakmasın."
"Yargı yönetemez, yargı denetler"
Altaylı'nın "Hesabını sorarak sorumluluğu bir ölçüde yerine getirmiş olmaz mı?" sorusunu yanıtlayan Babacan, özel bir görev gücü kurulması çağrısında bulundu: "Mesela Devlet Denetleme Kurulu diye bir kurul var, değil mi? Bu doğrudan cumhurbaşkanına bağlı. Ben bunu bir hafta önce söyledim. Dedim ki, ‘Bu sadece yargı denetimiyle olmaz. Yargı yönetemez, yargı denetler.’ Şu anda yargıya yönettirmeye çalışıyorlar bu işi. Asıl krizin çözülmesiyle ilgili hangi mekanizma kuruldu, hangi yeni görevlendirmeler yapıldı? Sıfır. Hiçbir şey yok. Yargı var. Hatta Sermaye Piyasası Kanunu'nda şu çok açık. 107'nci madde çok açıktır. Piyasa dolandırıcılığı kavramı vardır. Biz koyduk piyasa dolandırıcılığı kavramı ve dedik ki bunu SPK tespit eder, savcılar suç duyurusunda bulunur. Şimdi tam tersi. Böyle bir şey olmaz. Çünkü yargı kendine gelen şikayetlerle evet bir şeyler yapar, bilirkişi atar falan ama Türkiye'de her alanda sorumlu uzman kuruluşlar vardır. Sermaye piyasasının uzmanı Sermaye Piyasası Kurumudur ve onun kuruludur. Oradaki yetişmiş kadrolardır. Sorumluluk oradadır yani. Problem varsa mesele oradan yargıya intikal eder. Tavuk etinin fiyatı yükseliyor, yargı müdahale ediyor. Bilmem meyve sebze fiyatları var, yargı müdahale ediyor. Yargı yönetemez. Yargı ancak denetler. Yargıya yönettirmeyeceksiniz. Bu işle alakalı acilen ama acilen bir özel görev gücü oluşturulmak zorunda. Görev gücü, tam yetkili bir görev gücü."
"Bu krizi yönetmek için ve kriz sonrasını çözümlemek için özel bir görev gücü gerekir”
Fon krizinin yönetimi için özel bir görev gücü kurulması gerektiğini vurgulayan Babacan, görev gücünün yapısını şöyle anlattı:
"Bu görev gücü sermaye piyasalarını bilen, bankacılığı bilen, hatta o kuruluşlardan düzgün bir sürü insan var. Bakmayın, yönetim kadroları bozuldu ama aşağılarda bir sürü düzgün insanlar var. Oralardan işi bilen insanlardan teker teker ayıklayacaksınız. Çok sağlam bir 7-8 kişilik heyet koyacaksınız. Başına da yine sapasağlam, bu işi bilen bir insan koyacaksınız. Ve bu işin çözümü, yani bu kriz çözümü denen bir alan var. Krizler önleme aşaması vardır ve önlersiniz, kriz olmaz, bizim bankacılıkta önlediğimiz gibi. Kriz anı yönetimi vardır. Bir de kriz sonrası krizi çözme anı vardır. Üç aşamada ele alınır. Şu an krizin ortasındayız. Artık önlemler olmamış. Krizin ortası. Bu krizi yönetmek için ve kriz sonrasını çözümlemek için özel bir görev gücü gerekir. Bu görev gücünün tam yetkili olması gerekir. Şu andaki sistemde de bu yetkiyi ancak cumhurbaşkanı verebilir. Başkası veremez. Sayın Cumhurbaşkanı'nın demesi lazım ki 'Arkadaş ben bu konuya el atıyorum.' Bir, Devlet Denetleme Kurulu eliyle geçmişe doğru her şeyi, tamam yargı denetlesin ama ben de bakmak istiyorum arkadaş. Hakkıdır yani. Yapar. Onun için var DDK. Yargı süreci başladı. DDK öyle bir şey yok. Devlet Denetleme Kurulu var. Artı bir de krizi yönetmek ve çözmek üzere de bu dediğim özel görev gücünü görevlendirmesi gerekiyor. Başka türlü olmaz, inanın sürüncemede kalır."
"56 milyar dolar sadece faiz ödeyebilen bir devletin, 20 milyar dolarlık sorunu çözebilmesi lazım"
Fon krizindeki 20 milyar dolarlık kaybın devlet açısından büyüklüğünü değerlendiren Babacan şunları kaydetti: "Ben geçen hafta başındaki programda 'Devlet için 20 milyar dolarlık para' falan deyince bazıları üzülmüş. 'Olur mu öyle bir şey' diye. Gerçekten bu seneki bütçede bugünün kurlarıyla tam 56 milyar dolar faiz ödeyen bir devlet var şu anda. Sadece devletin ödediği 56 milyar dolar faizi devlet ödüyor. Çiftçinin ödediği faiz yok, sanayicinin ödediği faiz yok. Sadece devlet, Hazine 56 milyar dolar faizi ödüyor şu anda. 56 milyar dolar sadece faiz ödeyebilen bir devlet, 20 milyar dolarlık sorunu çözebilmesi lazım. O açıdan büyük değil ama şahıslar bazında 70 bin lira bugün bir esnafımız için büyük paradır. Öbür tarafta bir sanayicimiz için 50 milyon lira, 70 milyon lira büyük paradır. Dolayısıyla ona da saygı göstermek lazım. Ama dediğim gibi bu kadar her yerde problem varken, özellikle hukukta, adalette bu kadar büyük problemler yaşanırken, bu kadar büyük enflasyon varken tutup da bu sorunu hani çözelim derken bütün o büyük yanlışların da ortağı haline ben düşmek istemem."
"Çözüm reçetesinin raporunu yazarız, göndeririz, isim isterlerse veririz"
İktidarın yanlışlarına ortak olmayacağını ancak istenirse görev gücü için isim verebileceğini söyleyen Babacan, Altaylı'nın bu sözleri özetlemesi üzerine şunu ekledi: "Bak, çözüm reçetesinin raporunu yazarız, göndeririz, isim isterlerse veririz. Çünkü bu bizim hepimizin memleketi."
"Küçüklere öncelik vermede de bir adalet var"
Ödemelere küçük yatırımcılardan başlanmasının daha adil olacağını söyleyen Babacan, gerekçesini şöyle açıkladı: "Bir de küçük büyük farkı şu. Para büyüdükçe biraz daha bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor. Bugün '70 bin liram var' dediğinizde bir bankanın veznedarından öte gidemezsiniz. Şube müdürüyle konuşayım deseniz şube müdürüyle bile görüştürmezler. Ama '70 milyonum var' dediğinizde bankanın genel müdürüyle konuşursunuz. Ya da sermaye piyasası kuruluşuysa onun en tepesiyle konuşursunuz. Ya da '70 milyonum var' dediğinizde SPK'dan, şuradan buradan insanlar bulup onlara sorma imkânınız olur. Dolayısıyla para büyüdükçe bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor. Dolayısıyla orada da küçüklere öncelik vermede de bir adalet var yani. Büyüdükçe 'Ben bunu bilmiyordum kardeşim' deme şansı daha azalıyor. Çünkü büyük para sahibinin daha çok bilgi sahibi olması beklenir."
"Şu andaki iktidar kime höt diyeceğini iyi bilsin"
Fon ödemelerini üstlenen Ziraat Bankası ve İş Bankası'nın dava tedirginliği yaşadığını belirten Altaylı'ya yanıt veren Babacan şunları kaydetti: "Özellikle Ziraat Bankası'na ağzı sulanan kötü niyetli hukukçular olabilir. 'Nasıl olsa kamu bankası, bir şeyler koparsak kâr kârdır' diye. Onlara da 'Oturun oturduğunuz yerde' demek lazım. Çünkü şu andaki iktidar işin işine gelen konularda höt deyince insanlar oturuyor, değil mi? Dolayısıyla şu andaki iktidar kime höt diyeceğini iyi bilsin. Dolayısıyla höt dediği herkes oturur yerinde, hiçbir şey olmaz. Keza ben bunu savunduğum yönetim şeklini savunduğum için söylemiyorum."
"Faizsiz bir sistem diye güvenip de bugüne kadar mağdur olan milyonlar var bu ülkede"
Katılım Evim gibi yapılarla ilgili soruya Babacan şu yanıtı verdi: "Onlar da ayrı hikaye maalesef. İşi bilmeyen ya da çok küçük, ufak tefek birikimlerini devlet nasılsa denetliyordur diye güvenip birilerine emanet eden milyonlarca insan var bu ülkede. Fakat bu işler kurulurken, yönetilirken tabii kim izin verdi, kim yaptı, kim bunların bu kadar çok insanlardan para toplamasına izin verdi? O fonlardan başladık ya, ben fonlarla ilgili kısmı anlattım. O Katılım Evim'nin ve diğer tür modeller, onlar bambaşka bir hikaye. Bambaşka, ayrı bir olay. Bu fon işiyle bunları karıştırmamak lazım. Onu apayrı, hatta ayrıca bir incelemek lazım. Çünkü orada biraz bir de bizim faizden korkan, dini inançları sebebiyle sadece faizsiz olduğu için oraya giden insanlar var. Bunlara da çok yazık oluyor ve bu faizden korktuğu için sırf bu faizsiz bir sistem diye güvenip de bugüne kadar mağdur olan milyonlar var bu ülkede."
"Ya bunlar olmazdı ya da ben çoktan ayrılmış olurdum"
Altaylı'nın "Siz diyelim ki bakanlıkta devam ediyorsunuz. Mehmet Şimşek yerine siz oturuyordunuz diyelim. Siz ne yapardınız?" sorusunu yanıtlayan Babacan şu ifadeleri kullandı: "Yok, ben zaten ya bunlar olmazdı ya da ben çoktan ayrılmış olurdum. Bunlar olmazdı. Ben 11 yıl Türkiye ekonomisinin başında oldum. 11 yıl. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kesintisiz en uzun süre hükümette görev yapan insan benim. Ama bunu yaparken de sürekli bir gerginlikle, sürekli bir mücadeleyle, sürekli bir kavgayla, dışarıya da yansıtmaya çalışarak. Öyle gitti bu işler. Bu tür şeyler ola ola eğer göz yumuluyor, bu kadar büyük meseleler var, müdahale edilmiyor, bunu gördüğüm zaman zaten olmazdım ben oralarda. Ya da ne yaptık? Bankacılık örneği gibi oradaydık. Dünyada yüzyılın en büyük krizi oldu. Bize bir şey olmadı."
"Bizim bankacılık sistemimize hiçbir şey olmadı"
2001 krizinin ardından çıkarılan Bankacılık Kanunu, BDDK ve TMSF düzenlemelerini hatırlatan Babacan şunları vurguladı: "Sonuçta bütün o bankacılıkla ilgili yaptığımız düzenlemeleri ile sistemi sağlama bağladık ya, başında da biz varız ya. 2008-2009 dünyada bankacılık krizi çıktığında Amerika'da 400 tane banka battı. Yunanistan'dan tutun da ta İrlanda'ya kadar her yerde yangın. Avrupa sarsılıyor. Almanya sarsılıyor, Fransa sarsılıyor. Bizim bankacılık sistemimize hiçbir şey olmadı. Niçin? Çünkü bir, sağlam kurallar, ilkesi koyduk mevzuatla. Bir. İki, dürüst, ehil, çalmayan, çaldırmayan kadroları işbaşına koyduk. Şeffaf ve her an hesap verebilir de bir sistem kurduk. Dünyada yangın çıktı. Yüzyılın en büyük krizidir bütün dünyada. Bize hiçbir şey olmadı."
"Siyasetin öncü olma gibi bir görevi var"
Altaylı'nın "Niye bu kadar popülizmden uzaksınız?" sorusunu Ali Babacan şöyle yanıtladı: "Siyaset halkın duygularını, o andaki hissiyatını, önceliklerini mutlaka dikkate alarak çalışması gereken bir alan. Halkı iyi tanımak gerekiyor. Ama siyasetin bir de öncü olma gibi bir görevi var. Sadece sıradan bir siyasetçi değil, aynı zamanda bir devlet adamı sorumluluğunu hissediyorsanız o zaman biraz da, tamam insanların kanaati olabilir, ağırlıklı toplumun bir kesimi bir yerlerde bir olabilir ama onlara öncülük etme, 'Öyle ama bakın biz doğrusunun böyle olduğunu düşünüyoruz' diye ısrarla, inatla toplumun önünde gitme gibi bir sorumluluğu da olduğuna ben inanıyorum. Öbür türlü hep beraber hemhal oluruz. O zaman bazen mutluluk endeksinde ya da hukukun üstünlüğü endeksinde bizden çok daha yüksek ülkeler hep orada durur, biz de yerimizde sayar dururuz. Norveç dediniz ya da başka ülkelerden de örnekler verilebilir. Biz şuna bakıyoruz: İnsanlar, hangi ülkedeki insanlar daha mutlu, hangi ülkedeki insanlar birbirlerine daha çok güveniyor? Bak geçen bir araştırma gördüm. Gerçekten içim yandı. Çok da saygın bir araştırma kuruluşu. Tek bir soru sormuş insanlara 30 ülkede. Soru şu: 'İnsanlara güvenir misin?' Soru bu. Aynı soruyu 30 ülkede sormuş. Türkiye yüzde 80 oranında 'İnsanlara güvenmem' diyen bir ülke. Ama bahsettiğimiz Hollanda gibi, İsveç gibi ülkelerde de, biraz daha Kuzey Avrupa'ya doğru gittiğinde yüzde 80 güvenirim, yüzde 20 güvenmem diyor."
"Siyasette hedefiniz doğru olacak ama o hedefe attığınız her bir adım da helal ve doğru adımlardan oluşacak”
Toplumdaki güvensizliği besleyen siyaset tarzını eleştiren Babacan şöyle devam etti: "Türkiye öyle bir hale geldi ki yüzde 80 insanımız 'İnsanlara güvenmem' diyor. Komşu komşuya güvenmiyor, onu sevmiyor. Yahu bu gerçekten çok yazık. Dünyanın en büyük ve en güzel ülkelerinden birinde yaşıyoruz. Ama toplumumuzun bu hissiyatına biz çok üzülüyoruz. Bu hissiyatı besleyen, 'Öyle, ne yapalım arkadaş, ben de senin gibiyim. Bak kimliğimiz de örtüşüyor, sen bana destek ver' demek bir siyaset türü. Ama bu bize yakışmıyor. 'Hep beraber gelin, çok daha ileriye gidelim' demek de bir başka siyaset tarzı. Ben şuna da inanıyorum. Siyasette hedefiniz doğru olacak ama o hedefe doğru attığınız her bir adım da helal ve doğru adımlardan oluşacak. 'Burada bir fırsat doğdu. Ben şöyle bir yan yola gideyim, oradan bir şeyler toplayayım da ondan sonra tekrar gideyim.' Böyle bir şey yok."
"Yarın evlatlarımın yüzüne bakarken içimde şu rahatlık olmak zorunda: Ben seni aldatmadım"
Altaylı'nın "Başarılı olacağım diye doğru olduğuna inanmadığım şeyleri söylemem" şeklindeki özetini onaylayan Babacan şunları kaydetti:
"Çünkü yarın evlatlarımın yüzüne bakarken, milletin yüzüne bakarken, yarın bir emeklimizin yüzüne bakarken içimde şu rahatlık olmak zorunda: Ben seni aldatmadım, söyledim. Her şeye inanarak konuştum. Doğru bildiğimi konuştum. Bu iç rahatlığı çok önemli ve gerçek güç de inanın buradan geliyor. Şu andaki ülkeyi yönetenlerin şu anda böyle bir gücü yok. Biliyorlar, haksızlar. Biliyorlar, insanlara büyük adaletsizlik yapıyorlar. Biliyorlar, yanlış işler yapıyorlar. Dolayısıyla onların iç dünyasındaki gücü bizim kadar olamaz. Ellerinde devlet gücü var, para gücü var. Onu kullanıyorlar tepe tepe. Tamam, ama iç dünyalarındaki gücü bizim kadar olamaz. Dolayısıyla biz bu iç dünyamızdaki güçle, temiz kadrolarımızla inşallah bu ülkeyi yönetmeye talibiz."