Tacire Baktaş: …Adalet sorunu. Tabii ki bu işin uzmanı olarak rüştünü ispatlamış Sayın Ali Babacan, sizi konuk etmekten de mutlu olduk. NATO zirvesiyle beraber siz de Ankara'daydınız. Bıraktınız gittiniz ve hatta şöyle bir söyleminiz olmuştu: "Ankaralıları, Ankara'nın dışına çıkarttılar NATO'yu karşılamak üzere." Bir Karadeniz turunuz oldu sizin. Sayın Kulat'ın da bir Karadeniz turu olmuştu. Buyurun sözüne devam edin.
Mehmet Ali Kulat: Yani şöyle Sayın Genel Başkan, tabii sizinle beraber değildi. Siz eşiniz hanımefendi Zeynep Hanımefendi ile birlikte gitmiştiniz. Ben de doğrusu eşimle gitmiştim. Yani aynı anda gitmişiz. Benimki biraz daha farklı, ağırlıklı vali ve belediye başkanlarıyla görüşme şeklinde oldu ama aynı dönemlerde aynı bölgeye gitmişiz. Ben oradan önce bir soru ile başlamak isterim. Aslında bana o bölgede söylendiğinde rakamların böyle olduğunu bilmiyordum. Şimdi arz edeceğim rakamları bilmiyordum. Bu bir anket değil. Ordu'ya gittiğimiz gün -ki siz de Ordu'daymışsınız o gün, ben sizin o anda orada olduğunuzu bilmiyordum 48 doğumlu bir amca intihar etmiş o gün. Tabii çok üzücü bir şey. Yani ölüm zaten üzücü bir şey ama bir Müslüman olarak, intihar daha da üzücü bir şey. Doğal olarak herkes için olduğu gibi. Sonra Sayın Genel Başkan, ben Ankara'ya geldiğimde arkadaşlarım da üzerinde çalıştılar. TÜİK verilerini tek tek inceledik Türkiye'de, dünyayı da birazcık inceledik ve çok üzücü bir fotoğrafla karşılaştık. Türkiye'de trafik kazalarında bir yıl içerisinde 2 bin 500 civarında vatandaşımız kaza anında vefat etmiş bir yıl içinde. Allah herkes-hepsine rahmet eylesin.
Ali Babacan: Âmin.
Mehmet Ali Kulat: Ancak, ne acı bir şeydir ki Türkiye gibi Müslüman bir ülkede, bu ifadeyi özellikle seçerek söylüyorum Müslüman ifadesini. Çünkü Müslümanlıkta kendi canına kıymak büyük bir günah aynı zamanda da. Türkiye'de intiharlarla vefat eden bir yıl içindeki kişi sayısı, bu sadece bir yıl böyle olmamış. Geriye dönük yıllara da baktım. Son yıllarda trafik kazalarında vefat edenin iki katı insanımız intiharlarla vefat ediyormuş. Ben bunu bilmiyordum. Ve bu konuyla başlamamız doğrusu hoş bir şey değil ama üzücü bir tablo üzerinden konuşuyorum ama sizin ifade ettiğiniz, çok sıklıkla ifade ettiğiniz, belki Türkiye'nin gündemine getirme anlamında öne çıkardığınız iki konu bu intiharlarda da önemli nedenler arasında yer alıyor. Elbette tek neden bu değil. Bunlardan bir tanesi sanal kumar. Özellikle genç intiharlarında resmi veriler de bunu teyit ediyor. Diğeri de madde bağımlılığı, ki madde bağımlılığından intiharın dışında da ölen binlerce insan var. Şimdi bu iki konu üzerinden baktığımızda Sayın Genel Başkan olarak, DEVA Partisi Genel Başkanı olarak sizlerin özellikle bu konuyla ilgili yaptığınız çalışmaları, biraz dinlemek isteriz biz. Çünkü Türkiye siyasetinde bizlerin de, Tacir Hanım'ın da, benim de katıldığımız programlarda maalesef şu anda biz bambaşka konularla başlıyoruz konuşmalara. Cumhuriyet Halk Partisi'nde ne oluyor, AK Parti'de ne oluyor gibi konularla başlıyoruz. E bunlar da önemlidir şüphesiz ama bir tek insanımızın tırnağına değen taş şüphesi çok daha önemlidir. Bu konuda bize nasıl bir değerlendirme yaparsınız? Çünkü bu konuyu çok ifade eden bir siyasetçisiniz.
Ali Babacan: Teşekkür ediyorum. Öncelikle genel merkezimize hoş geldiniz.
Tacire Baktaş: Teşekkürler.
Ali Babacan: Sizleri burada, ağırlamak ve bu güzel içerikli sohbeti gerçekleştirmek gerçekten bizim için büyük bir mutluluk. Konular tabii çok kritik konular. Açtığınız konular, konuştuğunuz, bahsettiğiniz konular çok çok kritik konular ve toplumumuzdaki sorunların aslında ne kadar derinleştiğini, insanlardaki umutsuzluğun ne kadar büyüdüğünü de aynı zamanda gösteren rakamlar bu söylediğiniz rakamlar. Gerçekten insanlara sorduğunuzda sizler her ikiniz de araştırma işinin içindesiniz. Ya da biz sahaya çıkıp da hangi kahvehaneye uğrasak, hangi taksi durağında şöyle bir sohbet etsek vatandaşlarımızın açtığı, bahsettiği bir numaralı konu genelde geçim, enflasyon, hayat pahalılığı, ekonomiyle ilgili konular. Birinci sırada hep bu var yani. "Derdiniz ne?" diye sorduğumuzda bunları görüyoruz. Ama son birkaç yıldır, adalet ve hukukla ilgili konuların da daha sıklıkla dile getirildiğini de biz duyuyoruz vatandaşlarımızdan. Ama sizlerin araştırmalarına da baktığımda o araştırmalar da aynı şeyleri söylüyor. Şimdi, bu adaletsizlik, hukuksuzluk, ekonomik sorunlar zaten hem bir sebep sonuç ilişkisi içerisinde hem de iç içe geçtiğinde gerçekten, insanlarda büyük bir Umutsuzluğu beraberinde getiriyor. Yani bahsettiğiniz bu kendi canına kıyma vakaları ki hani ben bu konulardan bahsetmek, hani insanların aklına düşürmek falan çok hoş da değil belki ama yani sorunları tespit edeceğiz ki çözüm için çalışalım. Maalesef toplumdaki psikolojinin hangi noktaya eğrildiğini de bize bu rakamlar gösteriyor. Genel olarak geçim sıkıntısı önemli ama aynı zamanda bizim toplumumuzun, çok önemli değerleri, yani özellikle hani ahlaki değerler, maneviyat. Bu değerlerde de zaman içerisinde ciddi bir aşınma olduğunu da görüyoruz. Ve maalesef bir yandan ülkeyi yönetenler "Biz dindar bir nesil yetiştireceğiz." iddiasıyla, kendilerini ortaya atmışken, sonuçlar itibariyle baktığımızda ateizmin, deizmin arttığı, sanal kumar ve sanal bahissin gittikçe yaygınlaştığı ve gençlerimizin de herhalde şu son 20 yıllık dönemde en umutsuz olduğu, bir tablo maalesef şu anda bize Türkiye tablosu olarak sunulmuş durumda. Ekonomik sorunlar bir bakıma, sanal kumar ve sanal bahissi de teşvik ediyor. Yani insanlar normal şartlarda alnının teriyle, helal kazançla bir noktaya “gelemiyorum, olmuyor” hissine kapıldığı zaman kısa yoldan nasıl zenginleşirim yollarına gidiyorlar. Bu da tam bir hastalık ve bağımlılık oluşturuyor. Geçenlerde İstanbul Üsküdar Üniversitesi'nin psikiyatri tedavi, bölümündeki hocalarımıza sorduğumuz zaman “Burada yatanlar en çok hangi konulardan yatıyor?” diye. Birinci sırada, madde bağımlılığı var, ikinci sırada da sanal kumar, sanal bahis bağımlılığı var. Yani psikiyatri tedavisinde o hastanedeki en çok ikinci hasta grubu bu sanal kumar, sanal bahis bağımlısı olanlar. Şimdi tabii burada işin daha vahim bir boyutu da hem sanal kumarın hem de sanal bahissin şu andaki ülkeyi yönetenler tarafından bizzat yasal hale getirilmesi, altı firmaya sanal bahis izni verilmesi, bir firmaya sanal kumar izni verilmesi ve kumarhane açmanın yasak olduğu bir ülkede herkesin cep telefonunun içerisine bir kumarhane yerleştirilmesi. Herkesin cep telefonunda şu anda yüzlerce kumar makinesi var.
Tacire Baktaş: Önleyemez miyiz bunu?
Ali Babacan: Ve bunlar yasal web sitelerinden giriliyor bakın, izin verilen yasal web siteleri. Şimdi önlemek ile ilgili ne yapıyorlar? Diyorlar ki; “yasa dışı kumarla, yasa dışı bahisle mücadele ediyoruz” diyorlar. Çünkü baktığımızda lisans verdikleri, izin verdikleri şirketler genelde iktidara yakın şirketler. Ama dışarıdan yasal olmayan bir şekilde oynattıkları zaman bazıları, o iktidara yakın şirketlerin bir bakıma cirosundan, kârından almış oluyorlar ya. Mücadele de tam yasa dışı olanlarla mücadele. Halbuki bakın size, şöyle bir ekran görüntüsü, örneği vereyim. Biri yasal bir kumar sitesinden ekran, diğeri de yasa dışı olandan ekran. Balonun biri büyük, biri küçük. İşte biri bilmem bir çarpı sıfır beş, bir bilmem bir çarpı on beş.
Mehmet Ali Kulat: Bir fark yok.
Ali Babacan: Biri yasal, biri yasa dışı. Ama bağımlılık, toplumsal zarar açısından baktığımızda birbirinden hiç farkı yok. Yani “mücadele ediyoruz” denilen şu anda sadece yasa dışıyla mücadele ediyorlar. Çünkü bunlar tekellerini korusunlar, bunlar iyi para kazansınlar diye. Bir başka vahim durum da yasal kumarın ve yasal bahissin reklamının serbest olması. Bakın bugün Türkiye'de sigara reklamı yasaktır, içki reklamı yasaktır. Sadece Türkiye'de değil pek çok ülkede yasaktır. Çünkü bu kötü alışkanlıktır, zararlı alışkanlıktır. “Tamam, yasakçı bir zihniyet olmasın ama en azından reklamı yapılmasın” diye reklamına izin verilmez. Şu anda cayır cayır sanal kumar ve sanal bahissin bahis reklamı yapılıyor Türkiye'de.
Mehmet Ali Kulat: Tabii, telefonlarımıza geliyor.
Ali Babacan: Açtığınız zaman cep telefonu önünüze geliyor.
Tacire Baktaş: Önümüze geliyor.
Ali Babacan: “Paranız yoksa” diyor, “beş bin lira, on bin lira avans verelim size” diyor. “Başla hemen kumar oynamaya” diyor. Bir de teşvik ediyor yani. Ve maalesef iktidar bunu sadece izliyor. İzlemekten en ufak bir adım attıkları yok. Zaten ilk lisans verdiklerine ben hayret etmiştim. Yani dindar nesil yetiştireceğiz iddiasıyla ülkeyi yöneten insanların sanal kumar ve sanal bahissin önünü açacak bir şekilde bunlara nasıl lisans verdiler, nasıl izin verdiler ben hayret etmiştim. Yani bizim zamanımızda kurduğumuz AK Parti böyle bir yer değildi yani.
Mehmet Ali Kulat: Sayın Genel Başkanım, Niğde'de, yani Anadolu'nun çok merkezi şehirlerinden Selçuklu coğrafyası tabir ettiğimiz, dışarıdan çok az göç alan şehirlerden birisi Niğde. Niğde'de bir caminin avlusundaki bir hacı amcanın bana söylediği bir şeyi sizinle paylaşmak isterim. Öncelikli olarak kendisini, AK Partili olarak da ifade ettiği için söylüyorum ama bu tür meseleler parti meselesi değil, bütün partilerin meselesi aslında bana göre. Hacı amca dedi ki "Mehmet Ali Bey" dedi, "Eskiden burada bazı kahvehanelerde kumar oynanırdı." dedi. "Birkaç tane kahvehane ve biz onları bilirdik." dedi. "Çoluk çocuğumuzu da oralardan uzak tutardık." dedi. Yani aileler dikkat ederdi dedi çocuklarına. Hatta bir otokontrol oluşurdu dedi. Yani sadece kendi çocuğumuza değil, komşumuzun çocuğuna da izin vermezdik o sokağa, o mahalleye gitmesine ya da o caddeye girmesine göz yummazdık dedi. Şimdi ben içerideki odada namaz kılarken oğlum telefonuyla girdiği internetle bizim evi kumara verdi dedi. Amcanın beyanı. Yani artık bu hani telefonda dediğiniz şey, bunu Türkiye siyasetinde ilk gündeme getiren kişisiniz. Burada tabii siz bir partinin genel başkanı olarak doğrusu bir politika da yapmak durumundasınız ama bu mesele DEVA Partisi'nin, AK Parti'nin, CHP'nin, İYİ Parti'nin ya da bir başka partinin meselesi değil, herkesin herkes kadar meselesi. Çünkü elimizde bir veri yok ama bir kamuoyu araştırmacısı olarak bu sanal kumara ya da madde bağımlılığına bulaşan çocuklar herkesin çocukları, hepimizin çocukları. Bunu öncelikli olarak ifade etmek isterim.
Ali Babacan: Geçen sene Kadınlar Günü'nde Balgat'ta bir konfeksiyon atölyesine gittik ve orada dikiş makinesinde konfeksiyonda çalışan kadın işçilerle şöyle bir sohbet yaptık. Herhalde bir kırk kişi kadar vardı. Ben sordum, "İçinizde" dedim, "ailesinde sanal kumar, sanal bahis oynayan var mı?" dedim. Birbirlerine şöyle baktılar, hemen kaç tane el kalktı havaya. Birisine sordum, dedim "Bir anlat, nasıl?" Anlattı kadıncağız. "Oğlum" dedi, "maalesef kaptırdı kendini" dedi. "İki dairem vardı, ikisini de satmak zorunda kaldım." dedi. Bir başkası söz aldı. "Benim" dedi, "kızımın bir arkadaşı" dedi, "kendini kaptırdı" dedi. "Ailesini borçlandı" dedi. "O ailesini borçlandırmanın verdiği üzüntüyle de daha sonra canına kıydı" dedi. "Benim kızımın arkadaşı." dedi. Hani sizin istatistiklere dediğinizde mi herhalde beş bine yakın bir sayıdan bahsediyorsunuz yıllık.
Mehmet Ali Kulat: Beş bin dört yüz küsur kişi intihar ediyor.
Ali Babacan: Yani onlardan mesela bir tanesi o yıl işte benim o konfeksiyon atölyesinde konuştuğum kadının kızının arkadaşı yani. Canına kıyanlardan bir tanesi. Şimdi bu kadar büyük bir toplumsal yara varken, bu kadar büyük bir sorun varken ülkeyi yönetenlerin buna kayıtsız kalması, kıllarını bile oynatmaması gerçekten inanılır gibi değil yani. Para bu kadar önemli mi ya? Yani her şey para mı? Ben anlayamıyorum. Yani bunu niye yaparlar, yani bugünkü iktidar niye yapar diye baktınız herhalde sadece para için. Orada vergi gelsin ya da işte şunlar para kazansın diye. Yani bu kadar topluma büyük zararı olan bir şeyin önünü açmak, reklamına izin vermek. Mücadele ediyoruz” diye çıkan haberlere bakmayın. Bakın söyledim, mücadele ettikleri sadece yasadışı kısmı. Yasal kısmına mücadele yok, yasal teşvik var.
Mehmet Ali Kulat: İstense bu alayı engellenir mi?
Tacire Baktaş: Biz bu mücadelede öbür alanını daha geniş tutmak adına, yani oraya…
Ali Babacan: Evet, şimdi bunlara baskınlar yapılıyor. Bunların önü açılınca bunlar daha çok para kazansın. Eğer ciddiysen, eğer kumar kötü bir şeyse, bahis kötü bir şeyse bunları kapatmak inan çok kolay. Bakın bu gece saat 00:00’da kapatılabilir bunlar. Çünkü bugün Sayın Cumhurbaşkanı'na hakaret eden anonim bir hesap bile bulunup sabahın altısında yaka paça, karakola götürülüyor mu? Anonim hesap. Kimin attığı belli değil, değil mi? Ama Cumhurbaşkanı'na hakaret varsa onu buluyorlar. Demek ki kafaya koydukları zaman buluyorlar. Efendim şöyleymiş, böyleymiş, kim ne oluyor... Hikâye. Hiç kimseyi kandırmasınlar yani. Çünkü bu sadece internetten erişme meselesi değil. Bir de bunun arkasında ödeme sistemleri var. Para dönüyor. İnternetten yaptığınız her ödemenin döndüğü bir ödeme mekanizması var. Ve bu ödeme sistemlerine izin veren de BDDK. Türkiye'de BDDK'nın izin vermediği bir ödeme sistemi kurulamaz, kullanılamaz. Yani sadece web sitesine erişim değil, ödeme sistemlerinden de yakalayabilirler bunu. Fakat maalesef pek çok konuda göz yumuluyor. O arada kimler istifade ediyor, kimler menfaatleniyor bilemiyoruz. Ondan sonra bakıyoruz her akşam bir şeyin operasyonu. Ama dikkat edin yapılan operasyonlar, operasyon yapıldığı tarihten öncesiyle ilgili yıllardır devam eden işler. Mesela bu sanal bahis kumar oynatanlardan bir tanesi, hatırlayacak olursanız bir banka satın almış, bir televizyon kanalı satın aldı. O televizyon kanalını satın aldıktan bir ay sonra televizyon kanalına el koydular. TMSF hemen iktidarın kontrolüne girmiş olduğu kanal. Bankayı da aldılar yine TMSF'ye devrettiler. Peki siz bugüne kadar niye beklediniz? Bir banka satın alan bir kişinin bu parayı nereden bulduğu araştırılmaz. Yani banka sahipliğinde “fit and proper” denen kriter vardır. Bankacılık yasasını ben çıkarttım sıfırdan. Türkiye'de bankalar sağlam gittiyse yıllarca, 2008-2009'da tek bir bankamız bile batmadıysa... Amerika'da 400 tane banka battı. Bizde tek bankaya bir şey olmadı. Sağlam bir yapı kurduk o zaman. Ve kim bankacılık yapabilir, kim banka sahibi olabilir onun kriterleri var. Önce şahıs düzgün bir şahıs mı? Daha önce en ufak bir sıkıntısı var mı yok mu? Parayı nereden buldu? Para temiz mi değil mi? Sen sanal kumar, sanal bahisten para toplayan adamın banka almasına nasıl izin verirsin ya? Bu ülkenin BDDK'sı yok mu? Bu ülkenin TMSF'si yok mu? Ya inanılır gibi değil. Bakın şu son yaşadığımız değil mi? Henüz gerçi iddialar var. Hani ben bu hani Ahbap meselesini...
Tacire Baktaş: Evet. Haluk Levent meselesi.
Ali Babacan: Evet, Haluk Levent meselesi. Tabii iddialar var ama ve yargı süreci sonuçlanmadan kimseyle ilgili de peşin bir kanaat oluşturmamız mümkün değil. Ama eğer bu kadar büyük rakamlar varsa, bu kadar büyük hadiseler varsa siz bugüne kadar niye bunları incelemediniz? Yani deprem dediğimiz, aradan üç yıl geçti. Yani deprem üç buçuk yıl oldu. Depremde toplanan paralar diyor. Üç buçuk yıl geçmiş, üç buçuk yılda niye bir şey yapmadınız?
Mehmet Ali Kulat: Bir şey daha var orada. Onu sormak isterim. Size göre, yani siz sonuçta ekonominin de uzun süre patronu olarak görev yaptınız. Haluk Levent meselesi üzerinden sorayım. Yani siyasetçi kimliğinizle soruyorum bunu. Size göre bir tek Haluk Levent mi bu anlamda böyle kirli işlere bulaşmıştır yoksa başka STK'lar, vakıflar... İsimler sormak için söylemiyorum. Olma ihtimali var mıdır? Ya da bir 15 Temmuz geçirdik. Bir yapı üzerinde bir operasyon var. Yani devletimize karşı bir darbe teşebbüsünde bulunan bir şer şebekesine karşı devlet bir mücadele verdi. Tamam ama o dört harfli yapının benzeri başka yapılar da Türkiye'de size göre var mıdır? Bunu bir sormak isterim.
Ali Babacan: Şimdi biliyorsunuz bir dernek statüsünde kurulan yapılar var. Vakıf statüsünde kurulan yapılar var. Bir de dini oluşumlar var. Fakat bunlar ne dernek ne vakıf. Yani bir resmi tüzel kişiliğe sahip değiller. Ki bizim çalışmamızda şeffaflık, hesap verebilirlik kapsamında, aynı Avrupa Birliği, özgürlükleri çerçevesinde olduğu gibi, hani inanç doğrultusunda örgütlenebilmek ve bunu da dernek veya vakıf olarak yapabilme ile alakalı da bizim çalışmamız hazır. Ama diyecekler ki; “biz inanç çerçevesinde kurulmuş bir derneğiz.” Ya da, “bu din, mezhep anlayışı çerçevesinde kurulmuş bir vakıfız” diyecekler. Adını koyacaklar ve ondan sonra şeffaf, açık bir şekilde çalışacaklar. Kendi hazırlığımız bu şekilde.
Mehmet Ali Kulat: Denetimi mekanizması olacak, Finansman kaynakları ile…
Ali Babacan: Şimdi eğer dernekse İçişleri Bakanlığı, vakıfsa Vakıflar Genel Müdürlüğü. Şimdi bunları denetlemek o kadar zor değil ki. Bakacaksınız dernek yönetimine, derneğin tüzel kişiliğine. Örnek veriyorum, yılda bir milyon liranın üzerinde bankada hareketi olan kim varsa eğilip bir inceleyeceksiniz bunlar ne yapıyor diye. Eğer on milyon, yüz milyon gibi daha yüksek rakamlarda hareketler varsa o zaman hani Sayıştay'dan, devletin denetim birimlerinden çok insan var. Yani hesap kitaptan anlayan bizde insan çok, denetçi çok yani. Ve o kadar uzman denetçilerimiz var ki bakarlar şöyle bir on beş dakika karıştırırsın, anlar zaten bir halt var mı yok mu diye. Bilir yani. Şimdi buradaki sorun şu. Yıllarca devam ediyor, ediyor, ediyor, ediyor. Ondan sonra büyük operasyon. Peki zamanında niye yapmadınız?
Tacire Baktaş: Yıllarca kahraman olarak görünüyor. Yani kurtarıcı bir kahraman. Yani Haluk Levent öyleydi yani. AFAD'a güvenmiyoruz, Kızılay'a güvenmiyoruz.
Ali Babacan: Hele böyle kamuoyunda tanınan, bilinen, rakamları büyük olan kuruluşların çok erken aşamada denetlenmesi lazım. Hesaplarına bakılması lazım. Yani “bunu yapamadık, bilemedik, erişemedik.” Yani vallahi külahta anlatsınlar ya. Yani ben bu ülkenin ekonomisini tam on bir yıl boyunca yönettim. Devlet bilir, bilir yani. Yeter ki o niyet olsun. Ama kötü niyetli insanlarla, devlet içindeki bazı kötü niyetli insanların arka planda bir iş birliği varsa o zaman iş başka yere gider. Yani göz yumma ya da bile bile önünü açık tutup birilerine menfaat sağlama ya da “biraz daha büyüsün de ondan sonra bizim asıl siyasi hedeflerimiz var. O siyasi hedeflerle ilgili kişiler de bir ağa takılsın. Mesele biraz mali operasyon gibi görünür. Ama mali operasyon sonucunda da o asıl siyasi hedeflediğiniz kişilerle ilgili de işlem yapılsın.” Tabii bunlar iyi şeyler değil. Tabii hukuk devleti böyle yönetilmez. Ama çözüm de inanın bir o kadar kolay ya. İşin başındakinin sapasağlam olması lazım. Yani "Çalmayacağım, çaldırmayacağım arkadaş" demesi lazım. "Çalanın canına okuyacağım." demesi lazım. Bu böyle çözülür. Başka türlü olmaz. Olmaz yani.
Mehmet Ali Kulat: Bunların Türkiye'de dindar insanlara olan güveni, dine olan güveni doğal olarak bir süre sonra ortaya çıkardığı sonuçlar var, değil mi? Yani beraberinde çünkü bir süre sonra bizim araştırmalara yansıyor. Böyle vakıflar, böyle yapılar, dernekler. Bunların en azından dindar olanların için söylüyorum. Dolayısıyla dine, dindara -ki bizim kutsalımız sonuç itibarıyla- olan güveni ciddi şekilde sarsıyor. Haluk Levent gibi seküler insanların meseleleri de insanların, onlarla beraber aynı şeyi söylüyorum, insanların hayır hasenat sahibi olmasını engelleyici bir yere doğru kayıyor. Yani artık birine yardım etmek gibi, bir yerlere yardım etmek gibi. Bizim insanımızın çok önemli bir hasleti de burada yara görüyor doğal olarak.
Ali Babacan: Çok doğru. Yani şimdi zekât vermek istiyorsunuz, sadaka vermek istiyorsunuz, kurban bağışlamak istiyorsunuz değil mi? İnsanlar sıkışıp kalıyor. "Ben kime güveneceğim?" diyor. "Acaba verdiğim," diyor, "isabetli harcanacak mı harcanmayacak mı?" diyor. Herkesin de çevresi yok ki. Normalde tabii bu işlerde en doğrusu bilerek…
Mehmet Ali Kulat: En yakından başlayarak.
Ali Babacan: En yakın halkadan başlayarak ve doğrudan destek vermek. Ama doğrudan da biliyorsun sağ elin verdiğinin sol elinin haberi olmayacak. Hani bunun da reklamını yaparak değil ama en yakın halkadan başlayarak ve bilerek, doğrudan. Mesela öğrenciler. Öğrencilere mesela zengin fakir yok. Zekât düşer öğrencilere.
Mehmet Ali Kulat: Tabii, tabii. İmam-ı Azam'ın bir sözü var. "Kaşığı ve tabağı altın bile olsa öğrenciye zekât düşer." diyor.
Ali Babacan: Mesela değil mi? O da aslında nedir? Bizim kendi dinimizin eğitime ne kadar önem verdiğinin en önemli işaretlerinden birisi odur mesela. Öğrenciyse zengin fakir yok. Öğrenciye verilen destek zekâta girer diye. Dolayısıyla, burada gerçekten toplumda genel olarak güven kavramı çok bozulmuş durumda. Geçenlerde birkaç araştırma, uluslararası araştırmalardan örnekler verdim ben bizim grup konuşmasında. Mesela oradaki araştırmalardan bir tanesinde, otuz küsur ülkedeki insanlara tek bir soru soruluyor. Soru şu: İnsanlara güvenir misin? Tek bir soru. İnsanlara güvenir misin? Şimdi listenin başında Hollanda var, İsveç var ve %80 oranında insanlar “evet” diyor. İnsanlara güvenir misin? “Evet” diyor. Türkiye listenin sonunda. %80 “güvenmem” diyor. “Güvenirim” diyen de %15’i civarında.
Mehmet Ali Kulat: Çok kötü.
Ali Babacan: Ve çok saygın bir araştırma kuruluşuna yapan. Daha sonra size bütün o verilerini şey yaparım. Siz ne diyorsunuz? Künye diyorsunuz. Künyesini de şey yaparım. Ya o kadar kötü ki bu. Yani insanların birbirine güvenmediği bir ülke haline geldik. Niye böyle oldu?
Tacire Baktaş: Bazı araştırmalarda “mutsuzum.” Yani kendinizi güne başlarken "Ben mutsuz uyanıyorum" diyen bir oran var yani yüksek oranda.
Ali Babacan: Başka bir kuruluş var. Pew Research olabilir. Onu da yine künyesini şey yaparım. 190 ülkede araştırma yapıyorlar. Diyorlar ki dünkü duygu dünyasını ölçüyorlar. Dünkü duygu dünyası. "Dün mesela hiç streslendin mi?" Ya da "Dün herhangi bir şeye kızdın mı?" diye soruyor. Ya da diyor ki "Dün hiç gülümsedin mi?" İnsan dünü hatırlayabilir. Yani bir ay önceyi hatırlamaz. Dünü hatır... "Dün hiç gülümsedin mi?" diye. En kötü duygularda ilk beşteyiz. En iyi duygularda da son beşteyiz, biliyor musunuz? Yani gülümsemeyen, mutsuz, yani stres altında. Öfke mesela öfke soruyor. Yani mesela "Dün hiç öfkelendin mi bir şeye?" deyince o insanların çoğu "Evet" diyor, "Öfkelendim" diyor. Şimdi yazık değil mi bu topluma ya? Biz kendi kendimize böyle olduk. Öyle bir şey yok.
Tacire Baktaş: Biz böyle bir toplum değildik Sayın Başkan. Kodlarımıza nasıl döneceğiz yani?
Ali Babacan: Değiliz. Üstelik ülkeyi yöneten zihniyet kutuplaştırarak yönetiyor. Ülkeyi yöneten zihniyet düşmanlıklar üzerinden ülkeyi yönetiyor. Yani kabaca iki tür siyaset var biliyorsunuz. Bir korku siyaseti, bir de ümit siyaseti. Yani kabaca iki tür siyaset var. Yani ümit siyasetinde nedir? Güzel şeyler yaparsınız, insanlar memnun olur. “Bana destek verin daha da güzelini yapayım” dersiniz. O ümit siyaseti. Bir de korku siyaseti var. O da bir şeylerle korkutursunuz. “Bak bana destek vermezsen daha kötüsü olacak ha. Bana oy vermezsen şöyle olur, böyle olur. Bak şurada düşman var, burada düşman var. İşte muhalefetin hali bu ya. Bunlar mı yapacak yani? Bana destek ver ki şey yapayım.” 2023'te bizim başımıza gelmedi mi?
Tacire Baktaş: Geldi evet.
Ali Babacan: Yani ne dediler? Bunlar dediler teröristlerle beraber dediler. İktidara yakın kanallar sürekli, sürekli. Mesela DEM Parti heyetinin bizim bu genel merkezi ziyaretimizi sürekli kanallarda döndürdüler. Aynı DEM Parti heyeti şimdi ayda bir Külliyeye gidiyor, cumhurbaşkanıyla görüşüyor. Ne oldu? Demek ki sorun çözecekseniz, sorun çözmek istiyorsanız konuşacaksınız kardeşim. Yani biz de sorun çözme odaklı, memleketin sorunlarını çözmeye odaklı bir siyasi partiyiz. Kurulduğu kuruluğu altı yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Herkesle konuşacağız, dertlerle konuşacağız. “Benim derdim var” diyenleri dinleyeceğiz. Herkesle konuşacağız ki çözüm üretelim. Seçim öncesi, seçim öncesi bize vurdular, vurdular, vurdular. Bunlar teröristlerle beraber. Terörist dedikleri baktım seçimden sonra Külliye ’den çıkmıyor şimdi onlar. Ne oldu? Yani siz insanları birbirine düşürüyorsunuz, geriyorsunuz, nifak tohumları ekiyorsunuz, olmadık düşman gösteriyorsunuz herkese ve ayrılıkçılık yapıyorsunuz. Ayrılık tohumları ekiyorsunuz topluma. Bakıyorlar komşuya, kırk yıllık komşu birbirine ters bakmaya başlıyor. Sırf seçimi kazanmak için. Seçimi kazansan ne? Ülkeyi kaybettin ya. 2017 referandumu. 2018 yılından bu yana ülkeyi kaybediyoruz. Erdoğan istediği kadar seçim kazansın ülkeyi kaybediyorsun.
Mehmet Ali Kulat: Tam burada bir şey sorayım. Peki muhalefet, muhalefetin durumunu bu anlamda, hani iktidara tamam, doğal olarak siz tabii bir muhalif siyasetçi olarak geçmişte adama iktidarla da beraber hareket etmiş biri olarak tamam eleştirmekte son derece haklısın. Katılıyorum.
Ali Babacan: İktidarla beraber hareket, ben AK Parti'nin kurucusuyum.
Mehmet Ali Kulat: Beraber hareket etmek de onu kastettim. Yani parti olarak demiyorum. Yani bizatihi Ali Babacan Türkiye'de en genç siyasete giren isimlerden biri olarak 11 yıl aktif olarak belki daha uzun bir süre ama 11 yıl…
Ali Babacan: 11 yıl ekonomi,2 yıl dışişleri. Avrupa Birliği başmüzakereciliği var.
Mehmet Ali Kulat: Dolayısıyla evet, yani çok uzun bir süre o iktidar partisinde yöneticilik yaptınız. Şimdi burada soru şu: Peki muhalefet size bu anlamda, yani DEVA Partisi'ni hariç tutuyorum doğal olarak sizin partiniz. Sizin de biz özellikle bu Altılı Masa sürecinde ortaya koyduğunuz çalışmalara ben şahidim en azından. Çünkü bütün raporları, o bildiğimiz, ortaya koymuş olduğunuz eylem planlarını biliyorum. Yani büyük kısmını da okuduğumu söyleyebilirim. En azından özet olarak falan.
Ali Babacan: Ama o dönemdeki çalışmalara biz zaten koordinasyonu biz yaptık.
Mehmet Ali Kulat: Doğru. Yani büyük oranda yaptınız.
Ali Babacan: Altı partiyi de biz koordine ettik ve bizim kendi çalışmalarımızın orada çok geniş bir yeri vardı.
Mehmet Ali Kulat: Yani gerçekten iktidar olmuş olsaydı o yapı, sonuç itibarıyla herhalde Türkiye'yi yönetme konusunda DEVA çok büyük bir o eylem planlarıyla katkı sağlayacaktı. Ama şu anki muhalefete bakıyorum burada. Peki şu anki muhalefete baktığınızda, muhalefeti eleştirdiğimiz iktidarla mukayese ettiğimizde elbette icranın içinde değiller ama sonuçta da bir umut verme. Size göre umut verebiliyorlar mı? Muhalefet umut veriyor mu bu sorunları çözme konusunda?
Ali Babacan: Şimdi muhalefet diye tabii genellemek çok zor. Hele hele ana muhalefet partisiyle ilgili şu son aylarda yaşananlara baktığımızda, daha geniş anlamıyla, yani ana muhalefet partisinin belediyeleriyle ilgili gelişmelere baktığımızda, sıkıntılar oldukça büyük. Ama bu ana muhalefetle ilgili bütün bu karmaşık görüntü, sebebi şu olsun, bu olsun. Yani evet, bir siyasi bir operasyon mu var? Peki incelendiğinde sıkıntılı konular var mı? Bakacağız. O yargı süreçleri sonucunda ortaya çıkacak. Ama ne olursa olsun, yani ana muhalefetle ilgili bütün bu problemler ister istemez Türkiye'deki bütün muhalefetle ilgili bir olumsuzluğu da bir olumsuz duyguyu da beraberinde getiriyor. Yani bu ülke nasıl bu durumdan çıkacak? Tamam iktidar var, iktidarı anladık da. Ama bu ülke bu durumdan nasıl çıkacak?
Mehmet Ali Kulat: Tam bize anketleri de bunu soruyorlar. Yani onu diyorum.
Ali Babacan: Bu sebeple tam da biz bunun çalışmasını yapıyoruz. Ne zamandan bu yana? Bir buçuk yıldır, yani kendi büyük kongremizden, 2. Olağan Büyük Kongremizden bu yana tam da bu Türkiye'nin muhalefet sorunu diyeceğimiz bir alanı nasıl çözeceğiz ve gerçekten insanların güvenerek, inanarak, destekleyeceği bir alternatif nasıl inşa edilir? Şu anda tam da bizim bir buçuk yıldır çalıştığımız bu. Belki biraz daha detaylarına gireriz onun. Arzu ederseniz.
Tacire Baktaş: Evet, bir taraftan efendim, şimdi araştırmaların hepsi erken seçim mi görürken, yani vatandaşın neredeyse yüzde 60'ı, 60'ın üzerinde bir erken seçim talebi varken, diğer taraftan da yüzde 60 aynı zamanda da muhalefet partilerine güvenmemeyi de ortaya koyuyor. Şimdi bir kirasını ödeyemiyor, erken seçim istiyor, işsizlik oluyor, erken seçim istiyor. Çünkü vatandaş seçim döneminde siyaset kurumuna da ulaşabiliyor. Siyasetçilerle o zaman temasa geçip derdini, merakını dile getiriyor. Yani bir güvensizlik ortamının olduğu kesin.
Ali Babacan: Doğru.
Tacire Baktaş: Şimdi ben, Batman'dan çıktım. Ankara'ya kadar gelirken hemen şeyi anlatmak istiyorum. Sayın Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan dedi ki "Öyle bir aday açıklayacağız ki Cumhurbaşkanı adayı millet oh be diyecek" dedi. Ve biz meslek alışkanlığı olarak da böyle sorarız vatandaşın durumunu. Bir tesiste yayına katılmak zorunda kaldım. Hani yetişemedim şeye uzaktan bağlantıyla. Sizin isminizi zikretti. Çok kalabalıktı orası. Yani bu kişi Ali Babacan mı? Bir umudun, olduğunu gördüm orada. Ve bir ana muhalefet dışında bir alternatif arayışı biraz daha görünür olursa vatandaş aslında görecek. Evet, Ali Babacan bunu toparlar. Çünkü Sayın Mahmut Arıkan kendisini değil, "Adayımızı açıkladığımızda" dedi. Böyle bir şey vatandaşa bir umut var. Siz ne dersiniz?
Ali Babacan: Şöyle tabii 2017'deki anayasa değişikliğinden sonra başkanlık sistemi Türkiye'ye geldikten sonra, insanlar ister istemez cumhurbaşkanı adayı odaklı bir siyaset anlayış içerisine girdi. Yani eskiden siyasi partiler, yarışır, seçime girer, meclis aritmetiği ortaya çıkar. Meclis aritmetiğine göre ya tek parti hükümeti kurulur ya koalisyon hükümeti kurulur iken artık seçim öncesi ittifaklar, seçim öncesi ortak listeler, ortak adaylar gibi modellerle seçime girilmeye başlandı. 2017 anayasa değişikliğine kadar tek başına iktidar olan, mecliste çoğunluğu sağlayan, AK Parti anayasa değişikliğinden sonra ilk defa bir ortakla, bir ittifakla seçime girmek zorunda kaldı. Çünkü baktı ki, Sayın Erdoğan'ın tek başına seçim kazanma ihtimali yok. 50+1’i tutturamıyor. Ve Sayın Bahçeli ile beraber ortaklık kurdular, ittifak kurdular. Seçime öyle girdiler 2018 seçimlerinde. Ve o gün bugündür de ittifaklar ve ortak adaylar üzerinden bir seçim hazırlığı söz konusu. İşte biz de ne yaptık? Tam bu Ekim 2024'teki olağan kongremizde dedik ki; biz artık Türkiye'de yeni bir alternatif inşa etmek zorundayız. Ve bu alternatifi inşa ederken de aynı Türkiye hedefinde buluşacağımız, aynı ilke ve değerler etrafında bütünleşeceğimiz siyasi partilerle ve müstakil siyasetçilerle biz bu yolu yürümek istiyoruz, dedik. Hatta bizim büyük kongremizin arkadaki panosunda Deva Yolu, Yeni Yol gibi ifadeler vardı. Belki hatırlarsınız. Ve hemen 1 Ocak 2025'te de Yeni Yol grubunu kurduk. Ocak 2025'te. Yani üç parti bir araya geldik. Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi bir araya geldik ve ortak bir grup kurduk. Türkiye'de ilktir bu model. Daha önce bunun örneği de yoktur. Avrupa Parlamentosu'nda Avrupa ülkelerine bunlar yaygın. Avrupa Parlamentosu'nda var. Yani farklı partiler bir araya gelip grup oluşturuyor. Ama Türkiye'deki, mevzuat ve teamül bugüne kadar böyle bir şey yoktu yani. Biz ilk defa bunu gerçekleştirdik. Yeni Yol grubunu kurduk. Arkasından da Saadet Partisi ile beraber ortak programlar yapmaya başladık. İlk önce Kocaeli'nde, daha sonra Antalya'da.
Mehmet Ali Kulat: Evet, oradaki toplantılarda takip ettim ben biraz. Sizi oradaki kalabalıklar sizde hangi duyguyu oluşturdu? Çünkü muhtemelen şunu görmüşsünüzdür. Çünkü ben en azından kendi gördüğümü söyleyeyim, arkadaşlarımı görevlendirdim. Herhalde her iki partinin dışında da büyük kalabalıklar var. Farklı partilerden de insanlar vardı çünkü oralarda. Yani halkın içerisine girdiğimizde baktık ki DEVA'lı da olmayan, Saadet'li de olmayan ama başka partili olan ama sizlerin oradaki bulunuşunuzdan heyecan duyan kesimler var. Bu sizde hangi duyguları oluşturdu?
Ali Babacan: Özellikle o sivil toplum, iş dünyası muhtarlarla yaptığımız toplantılarda dediğiniz gibi, yani belki DEVA veya Saadet Partisi ile çok da han ilişkisi olmayan ama bizi dinlemek "Acaba ne olacak ne yapacaklar beraber?" merakıyla gelen çok sayıda insan vardı. Doğru. Şu önemli, bu seçimlere giderken iki soru önemli olacak. Bir, bu insanlar ülkeyi yönetebilir mi, yönetemez mi? Yani gerçekten devlet yönetimini biz bu insanlara emanet edebilir miyiz, edemez miyiz? Bu devlet yönetimini emanet etmek hani hem ahlaki kodlar açısından hem işi bilme, tecrübe, devlet yönetim tecrübesi. Yani bunlar önemli. Ama bir önemli kriter de verdiğim oy araya gider mi? Desteklerim ama acaba kazanabilirler mi? Dolayısıyla hem yönetebilir hem de ben destek veririm ve bu güçlü bir yapı olur duygusunu bizim, mutlaka vatandaşlarımıza, geçirmemiz gerekiyor. Yani buna inanmaları lazım. Hani verdiğim oy alaya gitmesin, güçlü olsun sorusunun cevabı da Güçlü birlikteliklerle mümkün. İşte biz de tam yeni alternatif inşasını güçlü birlikteliklerle, inşa ediyoruz.
Mehmet Ali Kulat: Kimler var başka? Yani Saadet var, siz varsınız…
Ali Babacan: Bugüne kadar açık açık, hani, konuşup kamuoyu önünde paylaştığımız, yani mutabakatla paylaşabildiğimiz bizim Yeni Yol grubundaki partiler artı Yeniden Refah Partisi'nin de ittifakla ilgili, bizlerle ittifakla ilgili olumlu görüşleri var. Bu sadece bize ifade ettikleri değil, kamuoyu önünde de ifade edilmiş görüşler bunlar. Diğer partilerle ilgili şöyle, karşılıklı bir mutabakat olmadan diğer partilerin ismini vermem çok doğru olmaz.
Mehmet Ali Kulat: Hayır, yani biz parti ismini sormuyoruz zaten.
Ali Babacan: Ama yakın görüştüğümüz, yakın görüştüğümüz, yani ekiplerimizin frekanslarının uyduğu diyelim. Nihayetinde milletin karşısına beraber çıkmamızın da faydalı olduğunu düşündüğümüz başka siyasi partiler de var. Ya da şu anda biraz siyasetten uzaklaştı da “Ya arkadaş hadi bugün değilse hangi gün? Şimdi değilse ne zaman?” diye, davet edip hadi hep beraber yürüyoruz bu yolda diyebileceğimiz, başka insanlar da var. Yani partiler artı müstakil siyasetçiler diyebiliriz.
Mehmet Ali Kulat: Bunlar önemli yani.
Ali Babacan: Tabii, tabii. Bunu bizim genişletmemiz gerekiyor. Yani bunu bizim güçlendirmemiz gerekiyor ve bunu güçlendirirken de vatandaşlarımızın karşısına gerçekten güvendiğimiz bir kadroyla çıkmamız gerekiyor. Çok şükür, yani bizim kadrolarımız da yani devlet yönetiminin her kademesinde olmuş, her alanını iyi bilen, yani mesele enerjiyse enerjiyi iyi bilen, mesele dış politikaysa dış politikayı iyi bilen, mesele eğitimse eğitimi iyi bilen insanlar çok şükür bizim kadrolarımızda sayıca çok çok fazla. Yani biz bugün, hani, evelallah, evelallah devlet yapısını bir ayda tamamen yeniden kurabiliriz. Devlet yapısını.
Mehmet Ali Kulat: Ne kadar sürede ekonomi düzelebilir size göre?
Ali Babacan: Kurumlar, kurumlar bir ayda ayağa kalkar bakın. Kurumlar. Hangi kurum olursa olsun bugün en perişan, en sıkıntılı, en pespaye kurum bile bir ayda ayağa kaldırırsınız. Çünkü devlet yönetirken düzenleme yapma yetkiniz var. Şimdi vakıfsınız, derneksiniz, şirketsiniz. Mevcut düzenlemelere tabisiniz. Yani bakıyorsun işte, hani, kanun ne diyor, işte, tebliğ ne diyor, işte, hangi aşamalardan geçeceğim, neyi yapabilirim, ne yapamam. Hep böyle kısıtlar içerisinde hareket ederiz. Ama devletseniz düzenleme yetkisi elinizde. Yani sıfırdan düzenleme yazabiliyorsunuz. Kanun gerekiyorsa kanun çıkartmak mümkün meclisten. Yeter ki iyi bir şey yapın. Yani ben sıfırdan çok sayıda kanun çıkarttım meclisten. Yani Bankacılık Kanunu dedim, değil mi? Sigortacılık Kanunu, TMSF'yi baştan kurduk. Türk Ticaret Kanunu. O zaman Adalet Bakanımızla beraber Borçlar Kanunu, binlerce maddelik kanunlar bunlar. Sermaye Piyasası Kanunu sıfırdan yazdık. Sıfırdan. Eski kanunu bitirdik. Sıfırdan kanun yazdık. Yeni kanun. Yani şunu demek istiyorum, devlet yönetiminde kural koyma yetkiniz var ya, o yetki de sizde ya. Doğru kuralı koyduğunuzda akıllı, uygulanabilir ve memleketin önünü açıcı kurallar koyduğunuzda birden işin şekli değişiyor. Yani kurumlar dediğim gibi bir ayda ayağa kalkar, en pespaye kurum bile bir ayda ayağa kalkar. Altı ay geçtiğinde ekonomik iklim tamamen değişir. Ama en geç iki yılın sonunda da tamamen o bizim parlak dönemlerimiz vardı ya Türkiye'nin, hâlâ insanların hayırla yâd ettiği parlak dönemler. O parlak dönemleri hemen hızlı bir şekilde oluştururuz. En geç iki yıl içerisinde bunların hepsi olur. Fakat özellikle özgürlüklerle ilgili ortam, basın özgürlüğü veya yargı bağımsızlığı. Şimdi bunlar anlık şeyler. Anlık. İki hafta önce Helsinki'deydim. Bu Avrupa iş dünyasının yılda bir toplandığı bir yer var. Basına kapalı yapılıyor ama bütün büyük şirketlerin sahipleri, CEO'ları, hep hepsi geliyor. İki, üç gün boyunca Avrupa meseleleri tartışılıyor. Beni de ta, 23 yıldır toplanıyorlar, 23 yıldır beni de davet ediyorlar. Ben bazen gidiyorum, bazen gidemiyorum. Macarlar vardı. Dedim ki, onları tanıyoruz tabii her sene geldikleri için toplantıya. “Ya Orban sonrası hayat nasıl Macaristan'da” dedim. Dedi ki biri, “ya sabah seçim sonuçları belli oldu ya Şöyle dedi, evin penceresini açtım. Şöyle bir içime havayı çektim. Bir nefes aldım” dedi. “Havada çok yoğun bir şekilde oksijen olduğunu hissettim” dedi. Yani havada oksijen varmış dedi. Şimdi bu en büyük şirketlerden birisinin patronu. Geçen sene de aynı şeyi sormuştum. Ya nasıl gidiyor Orban'la ne yapıyorsunuz falan. Kem küm falan. Bir şey de diyemiyor adam. Korkuyor ya. Kulağına giderse beni mahveder diye korkuyor. Bir şey de söyleyemiyor. Aynı adama bu sene sorduğumda "Oksijen varmış havada." dedi yani. Birden değişir inşallah. Yani Türkiye'de de o kadar hızlı değişir ki. Yani o seçim bizde sabah değil de geceden belli oluyor ya hani. Yani insanlar o gece yatsı namazını ve sabah namazını, çok daha herhalde böyle huzurla eda ederler diye düşünüyorum. Gönül rahatlığıyla. Artık memleketin önü açılıyor, huzur gelecek, umut gelecek diye. Öyle bir dönem başlar Türkiye'de inşallah. Çok hızlı olur. Şuna da üzülüyorum yani. Mehmet Ali Bey'in programın başında ifade ettiği hususlar. Hani Müslüman kimlikli bir iktidar ya şu andaki. Fakat muameleye bakıyorsunuz muamele berbat. Ya içkinin, kumarın, değil mi, dinimizdeki yeri belli. Peki içki reklamı yasak. Sen kumara niye izin veriyorsun? Kumarhane açmak yasakken niye herkesin cep telefonuna kumarhane açtın? Yasal olarak niye oynatıyorsun bunu? Reklamına niye izin veriyorsun? Muamele, muamele. Yani sahih hadiste biliyorsunuz, din muameledir. Din muameledir. Yani muamele ne demek? Konuşunca doğruyu söylemek, değil mi? Emaneti hıyanet etmemek, söz verince tutmak. Yani bunlar muamele. Yani özünün sözünün biri olması. Eğer madem bir dindar kimliği ortaya koyuyorsun, o zaman muamelede de gereğini yapacaksın. Öbür türlü işte gençlere zarar veriyorsun, topluma zarar veriyorsun. Yani gerçekten çok kötü ama düzelmesi, düzeltilmesi de bir o kadar kolay inşallah yani.
Tacire Baktaş: İnşallah. MAK Danışmanlık. Hemen bir ankete geçelim Sayın Başkan. MAK Danışmanlık sormuş, “DEVA Partisi denildiğinde size aşağıdakilerden hangisi daha çağrışım yapıyor?” diye. Ekonomi ve güçlü iktidar.
Mehmet Ali Kulat: Güçlü kadrolar.
Tacire Baktaş: Güçlü kadrolar, arkadaşlarımız bu arada birinci anketi getirirlerse. Ali Babacan'ın liderliği %25, ekonomi ve güçlü kadrolar %28, eski AK Parti kadroları %19, yeni ve alternatif siyasi hareket %9, diğerleri %5, kararsızım fikrim yok diyenler %10’dur. Hemen Sayın Kulat'tan kısaca bir künyesini alıp size dönelim.
Mehmet Ali Kulat: Sayın Genel Başkan hem parti hem de genel başkan olarak siz toplum tarafından şöyle bir algı var, genel anlamda bizim araştırmamızda ortaya çıkan, genel itibarıyla sizin liderliğiniz üzerinden DEVA Partisi biliniyor. Bu Türkiye'de çok anlaşılabilir bir durum. Çünkü Türkiye'de partiler genel itibariyle liderleriyle anılırlar. Ancak sizin isminizin hemen yanı sırada ekonomi ve güçlü kadro bölümü önemli. Ben partiyi kurduğunuz zamandaki kadroları da hatırlıyorum. O dönemlerde de zaman zaman görüşüyorduk. Yani Türkiye'deki klasik partilerden biraz farklı bir teknik, altyapısı güçlü bir ekiple o zaman yola çıkmıştınız. O kadroların içerisinden ayrılanlar, onlara ilave olan insanlar da olmuştur süreç içinde şüphesiz. Ancak genel itibarıyla Ekonomi ve güçlü kadrolularla, Ali Babacan liderliğini üst üste koyduğunuzda toplumun %53’lük size bu anlamda bir anlam yüklüyor. Ülkenin de en öneli sorun alanına baktığımıza %50’nin üzerinde olunca doğrusu böyle bir karşılılığınız var. Elbette sizi eleştiren bir tabanda çıkacak, var zaten. Onlarda sizi daha çok eleştirirken bugünkü AK Parti’nin suç ve günahlarıyla “bunlarda bir zamanlar oradaydı” ifadesini kullanıyorlar. Bunlarla siz de muhtemelen karşılaşıyorsunuzdur. Bu noktada geriye dönüp baktığınızda bir iki cümleyle şunu izah edebilir misiniz? Pek çok programda izah ettiniz onu biliyorum ama seyircilerimiz belki daha önce izlememişlerdir. Sayın Ali Babacan neden AK Parti ile yolunu ayrıldı? Hazır iktidardı, üstelikte diğer liderlerin hepsinden farklı olarak elinden bir şey alınarak ayrılan biri değildiniz. Yine bildiğimiz kadarıyla size daha sonraki dönemlerde de ekonomi başta olmak üzere devlette önemli görevlerde bulunma teklifleri geldiğini biliyoruz. Neydi Ali Babacan'ı AK Parti ile ayıran ve DEVA Partisi'nin kurulmasına neden olan şey?
Ali Babacan: AK Parti'den ayrılan insanlar oldu. Ama ben DEVA Partisi'ndeki arkadaşlarımıza git diyen olmadı. Biz kendimiz ayrıldık. Ayrılırken de ısrarla kalmamız yönünde de gerçekten çok talepkâr oldular.
Mehmet Ali Kulat: Bu farkınız yani.
Ali Babacan: Evet.
Mehmet Ali Kulat: Bu önemli bir fark.
Ali Babacan: Evet. Ayrılmamızın en önemli sebepleri partinin kuruluşuna koyduğumuz, AK Parti'nin kuruluşuna koyduğumuz bazı önemli ilkelerden ve değerlerden zaman içerisinde uzaklaşılmış olması. “Nedir bunlar?” diye baktığımızda, yani hukuk ve adalet konusunda gerçekten sıkıntılar Türkiye'de büyüdü ve bunları düzeltmeye dönük köklü adımlar da atılmadı. Tam tersine gittikçe artan oranda yargı sistemi tamamen iktidarı destekleyen, iktidarın işini kolaylaştıran, adaleti sağlayan değil de iktidarın işini kolaylaştıran bir mekanizma olarak kullanılmaya başlandı. Ben bunu AK Parti'den ayrılırken söylemedim. 2013 yılına baktığınızda orta gelir tuzağı diye şöyle bir Google'layın, Türkiye'de “orta gelir tuzağı” ifadesini en çok ben kullandım ve 2013 yılında kullandım. 2013'te ben Başbakan Yardımcısıyım. Sistemde, protokolde, devlet protokolünde 5. Sıradayım. Yani Milli Güven Kurulu'nda Başbakanın yanında, Bakanlar Kurulunda Başbakanın yanında ve o pozisyondayken ben bunu açık açık söylüyordum. “Orta gelir tuzağı” diyordum. Niye diyordum? “Hukukta ve eğitimde geri kalıyoruz. Hukukta ve eğitimde eğer sorunlarımızı çözmezsek bu ülke orta gelir tuzağına düşecek” diyordum. Yine 2014-2015'te defalarca kürsü konuşmam var, canlı yayınım var aynı bu şekilde. Diyorum ki; biz bu partiyi kurarken adına AK koyduk. AK ne demek? Temiz, lekesiz demek. Partinin adına AK koymuşken eğer yolsuzlukla mücadelede gerekeni yapmazsak bu beka meselesi haline gelecek. Defalarca ben bu ifadeleri kullandım. Ayrılırken değil, defalarca. Fakat baktım hiçbir ilerleme yok. Çok mücadele ettik. Yolsuzlukla Mücadele Yasası, İmar rantları Yasası, Siyasi Ahlak Yasası, belediyelerle ilgili düzenlemeler. Hepsini hepsini hazırladık. Maalesef hiçbirini kabul ettiremedik. Şimdi bu büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu bende ve bütün arkadaşlarımda. Ya biz bu partiyi böyle kurmadık ki. Yani birileri menfaatlinsin, bir menfaat şebekesi gelsin, memleketin kaynaklarının başına çöreklensin diye AK Parti'yi bunun için kurmadık ki biz. Yani memleketin kaynakları millet için harcansın diye kurduk. Yani bunların önlenmesi gerekiyor, bunlarla mücadele gerekiyor, izin verilmemesi gerekiyor. Evet, ülke zenginleşti ama bu zenginliğin topyekûn topluma yansıması gerekiyor. Ülke zenginleşti. Burada bir hazine var. “Bu hazineden ben kendime alayım” diyen kim var kim yoksa sistemden temizlenmesi gerekiyordu o dönemde. Fakat büyük bir hayal kırıklığı oluştu. Bu adımlar atılmadı. Biz de dedik ki, o zaman sessiz bir şekilde de olsa yanlışın içinde yanında olmak bir vebaldir dedik ve karar verdik, ayrıldık ve yeni bir yol açtık. İyi ki de DEVA Partisi'ni kurmuşuz, iyi ki bu yola girmişiz. Çünkü gerçekten şu anda içimiz çok çok rahat. Doğruları açık açık söylüyoruz, yanlışları açık açık söylüyoruz. Kim hata yapıyorsa işte yüzlerine yüzlerine vuruyoruz, sanal kumar, sanal bahiste olduğu gibi. Şimdi AK Parti'deki arkadaşlar bunun yanlış olduğunu bilmiyor mu? AK Parti teşkilatları, AK Parti'deki hâlâ düzgün bir sürü arkadaşımız var orada yani. Onlar bunun yanlış olduğunu bilmiyorlar ama bizim gibi konuşabiliyorlar mı? Mümkün değil. “Ya konuşursam başıma bir iş gelir mi? Bir şey söylersem acaba reis üzülür mü?” duygularıyla siyaset yapılmaz. Böyle bir şey olmaz yani. Siyaset doğru bildiğini konuşabilmektir. Eğer doğru bildiğini konuşamıyorsan o zaman siyaset yapma, başka bir şey yap yani. Onun için çok şükür, yürüdüğümüz yoldan hamdolsun çok memnunuz, iyi ki bu yola çıkmışız diyoruz ve inşallah bu bir sonraki seçimlerde çok daha farklı, çok daha güzel bir birliktelikle vatandaşlarımızın "İşte bu oldu, aradığım buydu." diyeceği bir şekilde inşallah vatandaşlarımızın karşısına çıkacağız. Onun hazırlığını yapıyoruz şu an.
Tacire Baktaş: İnşallah. Tam da bu noktada vatandaşa sormuş MAK Danışmanlık. "Ali Babacan'ın ismi size en çok neyi hatırlatıyor?" diye. Burada ekonomik istikrar dönemi %32, sessiz ve tedbirli siyaset %20, güçlü bir lider profili %17, zayıf siyasi etki %9, kararsızım fikrim yok diyenler %15, ekonomik istikrar dönemi %32. Sessiz ve temkinli siyaseti birleştirdiğimizde çok yüksek oranlarda size bir güven ve teveccühün olduğunu da vatandaş tarafından görüyoruz.
Mehmet Ali Kulat: Burada Sayın Genel Başkanım siyaset yapıyorsunuz. Bir partinin genel başkanısınız. Doğal olarak sizi beğenen, seven, sevmeyen insanlar olacaktır. Bu olmazsa olmaz bir durum. Ama biz sahada şunu görüyoruz. Bakın size şu ya da bu nedenle biraz önce sizin de söylediğiniz gibi belki oyun boşa gider, belki başka gerekçelerle belki destek olmayan bir kitle var. Ama biz muhalefet siyasetçileri içerisinde sizinle ilgili ciddi bir negatif kırılma hiç görmüyoruz. Yani sahada en çok bizi etkileyen işin orası. Yoksa bizim için, yani biz işimizi yapıyoruz. Profesyonel olarak herkesle görüşüyoruz. İnsanların %57’lik bir oranı, hatta 59’luk bir oranı ekonomik ve istikrar dönemini bir taraftan da arzuluyor. İşte o bahsettiğiniz yıllar, yani Türkiye'nin sokaktaki insanın daha çok mutlu olduğu, daha çok gülümsediği, daha çok para kazandığı ve daha umutlu olduğu bir dönemi ifade ediyor. Aynı şekilde sizinle ilgili genel profil, insanların gözünde sessiz ve temkinli siyaset ifadesini kullanıyor insanlar. Bu güvenin işareti bizim açımızdan bir de böyle bir değerlendirme var. Tabii güçlü lider profili kendi içerisinde yine ayrı bir boyut. Ama ben burada hemen şunu da sormak isterim bu noktada. Şimdi siz de parti olarak ve bireysel olarak mesajlarınızın Türkiye toplumuna yeterince ulaşması konusunda bir sıkıntınız olduğunu düşünüyor musunuz? Size göre de siz mesajlarınızı... Ve bunun sebebi size göre nedir?
Ali Babacan: Mesajlarımızın ulaşmasıyla ilgili sıkıntılarımız var. DEVA Partisi kuruldu kurulalı çok ciddi bir medya ambargosuyla karşı karşıya. Özellikle devletin sahibi olduğu medya kuruluşları veya iktidarın kontrolünde olan medya kuruluşlarına baktığımız zaman tamamen bir karartma politikası var. Bizimle ilgili haberleri, bizim söylediklerimizi, az sayıda televizyon kanalı yayın yapıyor, diğerleri görmüyor. Çünkü biliyorlar ki gösterdikleri anda ilgi alaka hızlı bir şekilde bu tarafa doğru akacak. Onu çok iyi biliyorlar. Onun için bir yok varsayma ve tamamen karartma politikası uyguluyorlar. Düşünün ki TRT devletin kanalı değil mi? Yani şu anda DEVA Partisi mecliste var olan, grubu bulunan, yani Türkiye'deki herhalde “En önemli on siyasi parti nedir?” diye saysanız bu on partiden birisidir. En önemli on siyasi partiden birisidir DEVA Partisi.
Mehmet Ali Kulat: Bu arada seyircilerimiz bilsinler yani ülkede de 190 parti var. Onu da söyleyelim yani. Onu böyle hafife almasınlar, onu söyleyelim de.
Ali Babacan: Tabii, tabii. Yani seçime girme yeterliliği olan siyasi parti sayısı kırk kadar. Kırk civarı. Ama şöyle bir baktığımızda yani en çok konuşulan, en çok destek alan on siyasi parti nedir diye baktığımızda işte DEVA Partisi de o ilk on partiden bir tanesidir. Dolayısıyla mesela TRT değil mi, devletin kanalı. TRT bugüne kadar bizi bir kere haber yaptı. O da benim Covid olduğum gün. “Ali Babacan Covid oldu” haberi. Şimdi o haberi de hangi duygularla yaptılar bilmiyorum. Ama bir kere haber olabildik TRT'de. Şimdi bütün milletin vergisiyle finanse edilen, değil mi ve vakti zamanında bütün siyasi partilere eşit mesafede olan, eğer seçim dönemlerinde siyasi parti liderleri TRT'ye çıkacaksa her birine eşit sürede yayın hakkı veren. Hatırlayın. O zaman rahmetli işte Özal, rahmetli Erbakan değil mi? Rahmetli Demirel, rahmetli Ecevit. Hatırlayalım o günleri. Seçim dönemi işte yedişer dakika mı, onar dakika mı ne olurdu? Herkese eşit sayıda, seçimden önceki hafta, herkese eşit miktarda söz verilirdi ve tarafsız haber yapılırdı. Şimdi aynı TRT tamamen iktidarın bir propaganda aygıtı haline gelmiş. Halbuki parasını iktidardan almıyor ki. Parasını 86 milyonun ödediği vergilerden alıyor TRT yani. Dolayısıyla adil yayın yapmak zorunda.
Tacire Baktaş: Ve o da en çok izlenen kanal.
Ali Babacan: Tabii. Şu var tabii. Yani geleneksel medya tarafı öyle ama sosyal medya tarafı önemli. Yani sosyal medya tarafında görünürlük, biraz daha rahat geleneksel medyaya göre. Fakat orada da troller var. Açık troller, kapalı troller, normal bir hesap gibi görünüp özü troll olanlar baktığınızda acayip bir şey var. Şimdi eskiden bu Gezi olaylarından önce sosyal medyanın ilk şeyi, hani siyasetçilerin ya da iktidarın ilk dikkatini çekmeye başladığı dönem Gezi olaylarından önce çok yoktu ama Gezi olayları oldu. Yani Gezi olaylarında, sosyal medyadaki örgütlenmenin toplumun geniş bir kesimini harekete geçirebileceği ortaya çıktı. Öyle olunca hemen talimat verildi, iktidarın da trolleri olmalı diye. Şu anda iktidar trolleri geçmişine bakın Gezi olaylarından sonra başlayan süreçlerdir. Bir sürü orada troll başları vardır, troliçeler vardır, şunlar vardır, bunlar vardır ve hala bir şekilde onlar sistemin içindedir.
Mehmet Ali Kulat: Muhalefetin de aşağıda kalmadığını söyleyelim.
Ali Babacan: Tam şimdi sözü oraya getireceğim. Muhalefet derken tabii bizim yok, hiç yok. Ama muhalefetin maalesef var ve üstelik yani şimdi muhalefet de mesela diyelim ki işte bakıyorsunuz parti içinde de iki grubun ayrı ayrı var mesela. Yani muhalefet tabii neler neler. Şimdi şu üzücü. Yani iktidar pek çok yanlış yapıyor ama, mesela “benim medyam olsun” ya da “sosyal medyada işte para vereyim, örgütleyeyim, sosyal medya üzerinden insanları etkileyeyim.” Şimdi muhalefetin, aynı hataları yapmaması lazım. Mesela biz kurulduğumuz ilk günden bu yana ara ara hep derler bize "Bir televizyon kanalınız olması lazım, bir kanal lazım, bir partiye bir kanal." Ya bir dakika şimdi biz iktidarın kanallarından şikayetçiyiz. Daha muhalefetken bizim kanalımız olsun dersek yarın iktidar olduğumuzda bu ne demek? Ya bunlar iktidar olduğunda kendi kanalları olacak demek, değil mi?
Tacire Baktaş: Çok haklısın.
Ali Babacan: Yani muhalefetin eğer basını bir şekilde desteklemek istiyorsa basının bağımsızlığını desteklemesi lazım. Yani özgür haberciliği desteklemesi lazım. Özellikle hazineden para alan siyasi partiler açısından bunu belki değerlendirmek lazım. Biz hazineden para almıyoruz. Biz ortak liste ile seçime girdiğimiz için, bize destek verenlerin desteğinden oluşan o hazine geliri başka yerlerde şu anda. Yani bize gelmiyor. O, listeler kim ise o listelerin oralara gidiyor onlar. Böyle biz tamamen bağışlarla döndürüyoruz sistemimizi. Ama özellikle hazineden destek alan siyasi partilerin, yani medya, sosyal medya politikasını “iktidara geldiğimizde biz bu ülkeyi nasıl yöneteceğiz, medya ilişkisini nasıl kuracağız” diye karar verip bugünden medya ilişkilerini ona göre kurmaları lazım. Yoksa farkınız ne, değil mi?
Mehmet Ali Kulat: Ülke sorunlarına odaklanmaları gerekir.
Tacire Baktaş: Evet, reklama gitmek zorundayız. Reklamlardan sonra Sayın Başkanla, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan ile kaldığımız yerden devam edeceğiz. Kısa bir ara.
Karşınızdayız. Evet, kimlerle birlikteyiz? MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı sevgili Mehmet Ali Kulat'la birlikte bugün DEVA Partisi'nde, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan'la birlikteyiz. Bizler soruyoruz, kendisi de samimi bir şekilde sorularımızı yanıtlıyor. Ben çok uzatmadan hemen, Sayın Başkan en başta sorduğumuz soru, DİEN Araştırma olsun, MAK Danışmanlık olsun, diğer araştırma şirketi arkadaşlarımız olsun, “Türkiye'nin en önemli sorunu nedir?” diye sorduğumuzda ekonomi tablosu önümüze çıkıyor. Bizler de DİEN Anket Araştırma olarak sorduk kısa bir süre önce. “Türkiye'nin bugün en önemli sorunu nedir?” diye sorduğumuzda ekonomi, hayat pahalılığı %51.7 olarak birinci sırada önümüze çıktı. Hukuk, adalet sistemi %19.3 olarak çıktı. Eğitim ve genç işsizliği %11.3 olarak çıktı. Göç, sığınmacılar meselesi %9.3 olarak, dış politika, güvenlik sorunu %6,7 ve diğerleri %1,7 olarak önümüzde çıktı. Ve arkasından diyoruz ki; “bu sorunu kimin çözeceğine inanıyorsunuz?” Tabii ki isim verdiğimizde de şimdi biz anket şirketlerinin de soru sorma şeklinin önemli olduğunu anladık. Yani sürekli şu kıyaslama yapılıyor: Bu sorunu Özgür Özel mi çözer, Cumhurbaşkanı Erdoğan mı? Bu sefer hiçbiri seçeneği yüzde kırkların üzerinde, çıkıyor. Veya Mansur Yavaş mı çözer bu sorunu Cumhurbaşkanı Erdoğan mı? Bir de dedik ki, bu işte rüştünü ispatlamış olan Ali Babacan ve Mansur Yavaş'a soralım. Ali Babacan ve Erdoğan'a soralım dediğimizde evet, biz gördük ki burada muhalefet parti liderlerinden bu soruyu sorduk. “Türkiye'nin bugün en önemli sorununu kim çözebilir?” dediğimizde Ali Babacan %27 olarak siz birinci sırada anketimizde çıktınız. Vatandaş çünkü ekonomideki durumunuzu bildiğinden dolayı. Arkasından Özgür Özel, Mustafa Dervişoğlu, muhalefet parti liderleri. Sizi aynı şekilde Mansur Yavaş'la kıyasladığımızda, bu soruyu Ali Babacan %27,8, Mansur Yavaş %24,9 olarak çıktı. Hiçbiri, kararsızım, bu da çok ciddi bir tablo %22 olarak çıktı. Ama şu aynı şekilde MAK Danışmanlık, diğer araştırma şirketlerinin, Özdemir Araştırma da aynı şekilde sorduğunda “ekonomiyi kim toparlar?” dediğinde sizin isminizin öne çıktığını görüyoruz. Demek ki umut var, vatandaşta da bir umut var yani size dair. Buyurunuz lütfen.
Ali Babacan: Yani şöyle, şu andaki, Parti genel başkanlarına baktığımız zaman o araştırmada sorduğunuz isimlere, yani devlet yönetimi yapmış, devlet yönetimi tarafında bulunmuş insanların sayısı tabii çok az. Yani dolayısıyla insanlar siyasi parti genel başkanı olarak tanıyor. Ama devleti yönetmekte test edilmiş, nasıl yönettiği görülmüş insan sayısı az. Dolayısıyla yani sağ olsunlar vatandaşlarımız hani zamanında yapmış olduğumuz çalışmaları takdir etmişler belli ki. O günleri hayırla yâd eden insanlar çok öyle diyelim ve değerlendirmelerde işte sizin araştırmada o şekilde çıkmış anladığım kadarıyla.
Tacire Baktaş: ANK-AR'da aynı şekilde size gösteriyor.
Ali Babacan: Sahaya çıktığımız zaman insanlarla oturup sohbet ettiğimiz zamanda benzer bir sonuç görüyoruz aslında. Yani insanlar o eski güzel günleri özlüyorlar bir şekilde. Yani o eski güzel günler bir şekilde gelse diyorlar.
Mehmet Ali Kulat: Sayın Genel Başkanım, bizim bir mesleki, kendi mesleğimiz yani kamuoyu araştırmacıları açısından da bir özeleştirimiz olsun sizin sorunuzu teyitten. Genelde nedense pek çok arkadaşımız, pek çok firma, yani firma ismini ben telaffuz etmem çünkü bütün arkadaşlarımızın içinde emekçilerin büyük bir gayreti var doğal olarak. Nedense çok uzun süredir birkaç mukayese yapılıyor. Yani Sayın Cumhurbaşkanıyla işte birini kıyaslıyorlar ya da işte belli aktörler Sayın Ekrem İmamoğlu, Sayın Mansur Yavaş, şimdilerde Sayın Özgür Özel falan yani. Halbuki bu mukayeselerde sizin isminiz başta olmak üzere başka bazı isimler çıkmıyor, konmuyor yani. Mesela Türkiye'de başbakanlık yapmış…
Ali Babacan: Sorulmuyor.
Mehmet Ali Kulat: Tabii onu kastediyorum.
Ali Babacan: Sorular içerisinde olmadım.
Mehmet Ali Kulat: Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu mesela sorulmuyor, Sayın Mahmut Arıkan sorulmuyor, Sayın Fatih Erbakan sorulmuyor. Genel itibariyle yani bir şey için. Siz mesela bu araştırmaların bir kısmını görüyorsunuzdur en azından medyadan. Belki abone olduklarınız vardır, yoktur onu bilmiyorum ama yani ne hissediyorsunuz? böyle sizin yani bir gerçekten bir siyasetçinin duygularını almak. Bir de haksızlık olduğunu, bu medyaya kızdığınız gibi araştırmacılara da kızıyor musunuz? Onu merak ettim yani.
Ali Babacan: Bazı araştırmalar gerçekten toplumun eğilimlerini, kanaatlerini ölçmek için yapılan araştırmalar, ki o işi düzgün yapmak gayretinde olan çok sayıda firma var Türkiye'de.
Mehmet Ali Kulat: Yine bir de ODTÜ’lü olarak yani siz bu verileri de ben biliyorum yani en azından rakamlara ve grafiklere de hâkim birisiniz. Yani o da bir başka bir şey zaten.
Ali Babacan: Şimdi yapılan araştırmaların bir kısmı gerçekten toplumu anlamaya dönük araştırmalar ve gerçekten objektif bir şekilde ölçme gayreti var. Ölçme ve anlama gayreti var, analiz gayreti var. Ama bazı kuruluşların yaptığı yayınlara baktığımızda da aslında toplumun kanaatini etkilemeye dönük yayınlar olarak bunları görüyoruz.
Mehmet Ali Kulat: Algı yönetimi.
Ali Babacan: Yani kanaat etkileme. Ve maalesef bizim ilk kuruluşta başımıza, başımıza geldi. Yani araştırma şirketleriyle tek tek görüşüp, aman DEVA'nın desteğini şunun üzerinde göstermeyin diye çok gayret gösteren ve bunun için de farklı farklı teklifler sunan şeyler de başımıza geldi yani. Sonra insanları bulduk “ya utanmıyor musunuz?” dedik yani. Yani hadi siz kendinizle ilgili ne yapacaksanız yapın da bizimle niye uğraşıyorsunuz? Bizimle derdiniz ne? Kendileriyle ilgili diyebilirler ki; bizi hani şöyle göster, şu soruyu sor ki şöyle bir şey çıksın falan filan. Yani tamam ilgilendirmez yani ne yapsınlar da ama bizimle niye uğraşıyorsunuz? Daha Türkiye'nin en genç siyasi partilerinden birisiyiz yani. Dolayısıyla bunlar oluyor maalesef. Araştırmalar da kıymetli. Ben de mümkün olduğunca hani güvendiğim araştırmalara bakarım, detaylı bakarım, o cross tablolarına bakarım mutlaka. İnsanlar hani diyelim ki söylüyor ama ondan sonra bu cevap verenlerin ne kadarı kadın, ne kadarı erkek? Bunların siyasi tercih dağılımları nasıl? Ya da yaş durumu nasıl yani gibi... Yani onları da mutlaka detayına inip bakarım ki iyi anlamak lazım. Ama tabii bizim yani bir siyasi parti olarak ve ülkeyi yönetmeye talip bir siyasi parti olarak, yani sadece bir egzersiz olarak siyaset yapmıyoruz. Bazıları gerçekten hani günlük siyaset egzersizinden hoşlanıyor. Yani mecliste bir yerim olsun, bir tabelam olsun, bir binam olsun, hani siyasette var olayım. Bizim derdimiz ülkeyi yönetmek. Biz ülkeyi yönetmeye talibiz.
Tacire Baktaş: Siz en önemli makamı bırakıp...
Ali Babacan: Evet. Bir de zaten hani sorduğunuz sorulara verilen cevaplarda da vatandaşların biraz da beklentisi o. Yani bizden hani günlük polemik, günlük laf üretmemizi pek beklemiyorlar. Bizden “ya siz iyi bir kadrosunuz, daha güçlü olun, daha iddialı olun ve sorunları çözün.” Bizden beklenti bu şu anda. Biz onun farkındayız. Dolayısıyla bizim tabii sadece ölçümlere bakarak değil, aynı zamanda toplumu etkileme ve toplumun kanaatlerini değiştirme, toplumun tercihlerini değiştirme gibi de bir görevimiz var yani. O da son derece önemli. “Bugünkü kanaat böyle ama biz bu kanaati nasıl değiştiririz, kendimize olan desteği nasıl artırırız, yanlış bir algı varsa bunu doğru bir noktaya nasıl getirebiliriz?” Bizim ayrıca öyle bir doğal çalışmamız var, çabamız var. Onun için biz sonuçlara bakıyoruz ama sonuçların memleketin faydasına olması için ne yapmamız gerektiği konusunda tabii yoğun bir gayret içindeyiz. Nereye gitsek şu anda vatandaşlarımızın bizimle ilgili söylediği cümleler o kadar birbirine benziyor ki. Yani işte Mehmet Ali Bey'le aynı dönemde Samsun'daymışız, Ordu'daymışız. Kiminle konuşsak, hangi toplum kesimiyle konuşsak birkaç tane ortak cümle var. Bir, sizi seviyoruz. İki, ne olur bir olun, beraber olun.
Tacire Baktaş: Evet, tam bunu soracaktım.
Ali Babacan: Ve kurtarın bizi. Bu ifadeleri en çok duyduğumuz kelimeler. Hani bir kelime bulutu analizleri var ya, hani en çok hangi kelimeler kullanıyor, en çok bunları duyuyoruz. Yani sizi seviyoruz. Ne olur bir olun, beraber olun, bizi kurtarın. Yani sizin zamanınızda çok iyiydik. Onu da söylüyorlar.
Mehmet Ali Kulat: Size hükümetle de beraber olmanız, Sayın Cumhurbaşkanıyla da beraber olmanız yönünde talepler, teklifler geliyor mu?
Ali Babacan: Az miktarda geliyor. O da AK Parti'ye gönül vermiş insanlardan geliyor. Diyorlar; “ya başkanım eskiden iyiydi, siz ayrıldınız bakın bozuldu. Keşke beraber olsanız da düzelseniz.”
Tacire Baktaş: Ya da geri gelin toparlayın.
Ali Babacan: Gene gelsenize toparlasın. Gelip toparla, eskisi gibi değil diyorum ya. Artık çok değişti. Bir de bütün yetki, güç tek bir kişinin elinde. Eskiden bakanların yetkisi vardı. Mesela Varlık Fonu değil mi? Yani şu anda Türkiye'nin en büyük kara deliklerinden birisi haline geldi bakın. Kara delik demek çünkü hem ekside hem de karanlık, kimse göremiyor. Varlık fonunu ben tek başına engelledim. Yıllarca kurdurtmadım. Niye? Çünkü Hazine Bakanı'nın imzası olmadan böyle bir şey kurulamıyor yani. Ben ayrıldıktan sonra yaptıkları iş, ilk işlerden birisi Varlık Fonu'nu kurmak oldu. Ve Varlık Fonu'nu kurarken de yasaya yazdılar. Dediler ki; “Sayıştay bile denetleyemez bunu” dediler. Ya işi doğru yapıyorsan sen denetinden niye kaçıyorsun arkadaş? Niye Sayıştay denetlemesin ki meclis adına? Sayıştay bütün kamu kuruluşlarını denetliyor da niye Varlık Fonu denetlemeyecek? Geçen sene ne oldu biliyor musunuz? 2025'te Anayasa Mahkemesi o kanun maddelerini iptal etti. Dedi ki; “böyle bir şey olmaz, bu kamudur. Sayıştay'ın da anayasa gereği kamuyu denetleme yetkisi vardır. Herhangi bir kanunla siz bu kuruluş Sayıştay denetiminin dışındadır diyemezsiniz” dedi. Anayasa Mahkemesi iptal etti kanun maddesini. Hemen ocak ayında apar topar bir torba yasaya yine madde koydular. Yine dediler ki; “Sayıştay denetleyemez.” Anayasa Mahkemesiyle böyle bir şey var. Yani Anayasa Mahkemesi diyor ki anayasa gereği Sayıştay denetleyecektir diyor. Yasa çıkarıyor, “yok denetlemeyecek” diye. İnanılır gibi değil yani. Ben biliyordum çünkü. Yani bu fonu kurmak isteyenlerin kurma çabasında olanların niyetlerini biliyordum. Onun için engelledim. Neler neler söylüyorlar. Ya işte Sayın Bakanım şöyle yaparız, böyle yaparız. Bu fon bir kurulsun bak. Ya Allah aşkına gidin başımdan diyordum ya. Böyle bir şeye ben niye izin vereyim? Göz göre göre orada bir devletin kara deliğinin oluşmasına niye izin vereyim yani? Eskiden şunu demeye getirdim. Hani AK Partililer “ya eski güzel günler ya yeniden destek verseniz de işler toparlansa” falan filan. Ben diyorum ki; artık işler çok değişti. Bütün yetki bir kişide. Yani o yetkiye sahip olan kişinin iradesi çok önemli. Onun dışındaki kişilerin artık fazla bir etkisi yok, yetkisi de yok, imza yetkisi falan yok yani. Bazen diyorlar ya “tekrar ekonominin başına geçseniz.” Ben de onlara diyorum ki; biz ülkenin başına geçmeye talibiz. Ekonominin başı diye bir şey yok artık yani. Tek bir pozisyon var mevcut sistemde. O da ülkenin başında olmak. Biz ona talibiz.
Mehmet Ali Kulat: Tam da burada onu sorayım. Yani Altılı Masa sürecinde Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem başlığı sizin ciddi çalışma konunuzdu. En yoğun o konuda çalışma yapan siyasi parti olarak hatırlıyorum. Kitap basmıştınız bununla ilgili. Yani o dönemde o kaynağa da ulaşmıştım. Tam da onu söyleyeceğim şimdi. Evet, şimdi sizin DEVA Partisi olarak, yani Altılı Masa dağılınca Altılı Masa bileşenleri garip bir komplekse kapıldılar. “Masa” dedi mi rahatsız oluyorlar. Biz ona şark köşesi diyelim, başka bir şey diyelim. Şunun için soruyorum: Bugün de geriye dönüp baktığınızda, yani bir hükümet olabilme ihtimali ya da cumhurbaşkanlığı gibi bir süreç yeniden başladığında, Türkiye seçim ortamına girdiğinde biz DEVA' dan tekrar Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi duyacak mıyız?
Ali Babacan: Biz Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi, Altılı Masa’ya oturduktan sonra konuşanlardan değiliz. DEVA Partisi'ni ilk kurduğumuzda biz bunu açıkladık. Nasıl bir anayasa değişikliği yaparak yapacağımızı açıkladık. 4 Ekim 2021 bakın tarihi. Altılı Masa 2023. Bu 4 Ekim 2021. Bizim kendi Parlamenter Sistem çalışmamız. Ve Parlamenter Sistem olmadan, yani güçler ayrımı olmadan, denge denetleme mekanizmalarının olduğu bir yönetim sistemi kurulmadan, bu ülkenin sorunlarının çözülmesinin imkânsız olduğunu söylüyoruz. Mevcut sistemle seçime gideceğiz, doğru. Yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle seçime gideceğiz. Bizim bütün hazırlığımız şu anda hem parlamentoda 300+1’i sağlayacak bir çoğunluk, hem de 50+1’i cumhurbaşkanlığı seçimlerinde almak. Hedefimiz bu. Ancak sistemi dönüştürme taahhüdümüz de var topluma. Seçimlerden hemen sonra başlatılacak bir anayasa değişikliği süreciyle de Türkiye'nin bir an önce Parlamenter Sistem’e geçmesini, Demokratik Parlamenter Sistem’e geçmesini de başlatacağız biz. Ve bunun nasıl olacağı, hangi anayasa değişiklikleri yapılacağı da burada madde madde açıklanmış durumda. Mesela bizim kendi anayasa değişikliğimiz 115 madde. Ama diğer partilerle de mutabakat kaldığımız 84 maddelik bir anayasa değişiklik paketimiz var biliyorsunuz. Yani parlamenter sistem nasıl işleyecek, denge kontrol mekanizmaları nasıl sağlanacak, güçler ayrımı nasıl sağlanacak? Bunun kodifikasyonu tamamlanmış bir anayasa değişiklik paketimiz var elimizde ve bunu derhal hemen Meclis’e getireceğiz. Anayasa komisyonunda görüşeceğiz ve Parlamenter Sistem’e mümkün olan en kısa zaman içerisinde geçeceğiz. Ama bu eskiye dönüş anlamına da gelmeyecek. Çünkü eski parlamenter sistemin de Türkiye'de sıkıntıları vardı, darboğazları vardı.
Mehmet Ali Kulat: Evet, o önemli.
Ali Babacan: Yani ülkenin hızlı ilerlemesini engelleyen unsurlar vardı. Şimdi onunla o yükleri de atacağız. Gayet dinamik, hızlı işleyen ama her zaman hesap vermeye hazır, denetime her zaman açık, yargının bağımsız, dosdoğru çalıştığı, meclisin hem yasama hem denetleme vazifesini tam olarak gerçekleştirdiği, yürütme erginin de hızlı bir şekilde yürüyüp gittiği bir sistem bizim sistemimiz.
Mehmet Ali Kulat: Burada bir şey daha sorayım müsaadenizle. Şimdi biz sizin hep ekonomist kimliğinizi, ekonomiyi yönetme becerinizi biliyoruz. Türkiye biliyor. Aslında sizin yönetim erkin de çok genç yaşta, Dışişleri Bakanlığınız ve Avrupa Birliği Başmüzakereciliği gibi bir misyonunuz da oldu. Bu da ülkemiz açısından önemli. Çünkü Türkiye üç tarafı denizlerle, beş tarafı savaşlarla çevrili bir ülke. Yani bir de böyle bir ülkeyiz. Ve işte Türkiye'nin son yıllarda Avrupa Birliği ile ilgili geriye adım attığını görüyoruz. Yani sizin bir noktaya getirdiğiniz ve pek çoğumuzun işte bir sene sonra olur, üç sene sonra olur falan dediğimiz o beklentiler de geride kaldı. Bu anlamda DEVA Partisi Genel Başkanı sıfatından da öte, yani belki bir cumhurbaşkanı adayı, belki başka bir şey, yani yarınların ne getireceğini bilmiyoruz ama şu andaki kimliğiniz DEVA Partisi Genel Başkanlığı sıfatı. Türkiye'nin dış politikasını genel anlamda hani çok uzun değil ama çünkü süremiz de sınırlı nasıl görüyorsunuz? Yine de bir NATO toplantısı yapıldı. Türkiye dış politikada nasıl görünüyor sizin bakışınızda? Onu da bir duymak ister seyircilerimiz.
Ali Babacan: Şöyle, şimdi 2015'te ben hükümetten ayrıldım. Ama 2016-2017'den başlayıp 2023'e kadarki o zaman diliminde, dış politikada çok vahim hatalar yapıldı. Yani gerçekten ülkeye büyük zarar veren, hani “bir deli bir kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramaz “denir ya, o tür işlerin yapıldığı berbat bir dönem yaşadık. Ne zamana kadar? 2023'e kadar. Ama 2023 seçimlerinden sonra, Hakan Fidan'ın Dışişleri Bakanı olması, İbrahim Kalın'ın MİT Başkanı olması, Yaşar Güler Paşa'nın Milli Savunma Bakanı olmasıyla beraber ki onlar kendi aralarında da uyumlu çalışan bir ekipti. Yeniden bir toparlama dönemi gördük. Yani o 2016-2023 arasındaki 6-7 yıllık gerçekten berbat bir dış politika döneminden sonra hatalardan vazgeçme, yaraları tamir etme ve Türkiye'yi olması gereken bir hatta yeniden sokmayla ilgili bir gayret var.
Mehmet Ali Kulat: Bu isimler sizin de bir yere kadar arkadaşınız olan isimler değil mi, aynı zamanda?
Ali Babacan: Tabii, tabii. Zaten bu yeni hükümet, 2023 seçimlerinden sonra hükümet kuruldu ya, o kurulan hükümette ekonomi tarafında Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Mehmet Şimşek. Dış politika ve güvenlik tarafında da bu üç isim, bahsettiğim üç isim. Bunlar daha önce bizim yakından tanıdığımız, beraber çalıştığımız isimler. Ve bunların olması açıkçası bana ümit verdi ve ben bu isimlerin hepsini aradım, tebrik ettim. “Ya tamam seçimi kaybettik, kazandınız ama sizlerin bu pozisyonda olmalarına ben sevindim” dedim bu beş isme de. Dolayısıyla orada bir toparlanma var. Hatta Davos'ta bir panelde, ki orada dört beş ayrı panelde ben konuşma yapmıştım. Bana Türkiye'nin Rusya, Ukrayna politikasını sordular. Dedim "Ya ben muhalefet partisinin genel başkanıyım ama." dedim. "Siz" dedim, "öyle bir soru sordunuz ki." dedim. "Yani şu andaki hükümetin yaptığını ben doğru buluyorum." dedim.
Tacire Baktaş: Evet, denge politikası.
Ali Babacan: Yani o Rusya, Ukrayna ikisiyle de konuşuyor olabilmek dedim. "Bunlar, bunlar doğru işler." dedim. Tam da o zamanlar bu tahıl gemilerinin serbest bırakılmasıyla ilgili bir uzlaşmaya varılmıştı. Türkiye'nin arabuluculuğu olmuştu. “Bakın” dedim, “sadece Türkiye'ye değil, bütün herkese yaradı” dedim. Buğday darboğazı aşıldı Türkiye'nin sayesinde. Dolayısıyla yani biz böyle silmece “istemezük” diyen, yani iktidarın her şeyini eleştiriverip dar görüşlü muhalefet falan yapmıyoruz yani. Hakkı hakka teslim ediyoruz. Doğruya doğru diyoruz.
Mehmet Ali Kulat: En son Çin'de de çünkü Türkiye'nin Çin'le olan ilişkileri de çok önemli, gittikçe Çin'in dünyadaki etkisinden dolayı. Siz Çin'de de çok önemli bir programda bir değerlendirme yaptınız. O da Türkiye'ye kısmen yansıdı tabii maalesef. Keşke TRT'de bunlar yayınlanmış olsa.
Ali Babacan: Evet, yani orada sordular. Türkiye'nin durumu hani iyi değil. Hani ekonomiyle ilgili sıkıntılar var. Faizler çok yüksek, enflasyon yüksek. Çünkü yani orada beni davet etmelerinin sebebi dünya finansal mimarisinin yeniden tasarlanmasıyla ilgili bir konferans bu. Benden de açılış konuşması istiyorlar. Ben şimdi açılış konuşmasını yaptım. Ondan sonra soru cevap bölümü başladı. Soru cevap bölümünde dünyayla ilgili sorular geldi. Ama bir tanesi tuttu. “Hani tamam anlıyoruz da işte Türkiye'nin hali de bu” demeye getirdi. Yani “Türkiye'nin ekonomisi bu halde” falan. “Ben” dedim “ya bakın” dedim “bunlar Türkiye'nin gerçek potansiyelini yansıtan bir durum değil bu. Türkiye, şöyle baktığımızda diplomatik misyon sayısı açısından Çin ve Amerika'dan sonra dünyada üçüncü. Yani dünyada en çok siyasi bağı olan, diplomatik bağı olan üçüncü ülkeyiz yani. Türk Hava Yolları, Dünyada en çok ülkeye uçuş yapan havayolu. 120’den fazla ülkeye uçuş yapıyor” dedim bizim Türk Hava Yolları. “Avrupa'nın en büyük toprakları bizde. Avrupa'nın en büyük tarım alanları bizde. Avrupa'nın en büyük yengeç nüfusu bizde. Büyük bir potansiyeli var ülkenin” dedim yani. “Evet” dedim. “Şu anda ülkeyi yönetenler bazı konularda hatalar yapıyorlar. O hataların sonucu enflasyon yüksek. Doğru, faizler maalesef yüksek. Ama bunlar çok kolaylıkla düzeltebilecek işler. Yani doğru doğru ekiplerle, doğru kararlarla bunlar çabuk toparlanır” gibi bir cevap verdim orada yani. Yani hani dış politika dediniz, güvenlik dediniz. Bunlar tabii çok kritik meseleler. Ben sekiz yıl Milli Güvenlik Kurulu üyesiydim. Hani devletin en mahrem, en hassas dosyalarının gelip geçtiği, en hassas konuların konuşulduğu bütün hani güvenlik ve istihbarinin konuları ne var ne yoksa onların masaya yatırıldığı heyette, devletin kurulunda sekiz yıl görev yaptım. Dolayısıyla bu tecrübeler tabii çok önemli. Yani o perspektiften de baktığımızda dış politikayla ilgili tabii ki yapılacak şeyler var. Tabii ki düzeltecek işler var. Yani genel anlamda gelişmeleri olumlu bulmakla beraber, mesela Türkiye'nin hani Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi ile olan ilişkilerinin daha yakınlaşması gerektiğini ben düşünüyorum mesela. Avrupa Konseyi'nin Türkiye kurucu üyesi. Avrupa Konseyi demek, hukuk demek. Avrupa Konseyi demek, insan hakları demek. Avrupa Konseyi demek, hukuk devleti demek. Dolayısıyla, Türkiye'nin, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi ile olan ilişkilerinin daha yakınlaşması gerektiğini ben düşünüyorum. Şu andaki iktidar mesela yapamıyor. Çünkü içerideki demokrasiyle ilgili sıkıntılar, hukukla, adaletle ilgili sıkıntılar Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği ilişkileri hep gergin götürüyor. İşte oradan rapor yayınlıyorlar. Hemen raporu birileri burada yırtıp çöpe atıyor falan. “Biz dinlemeyiz, etmeyiz” diye. Şimdi niye yırtıp çöpe atıyorsun? Bak bakalım, dinle bir oku. Yani orada haklı eleştiriler var. Belki onları düzelten memlekete faydası olacak, millete faydası olacak. Mesela Avrupa Birliği dediniz. Ben evet başmüzakereciydim, doğru. İlk başmüzakereciydim ama asıl müzakerelerin biz ağırlığını o dönemde yaptık, bitirdik. Yani 33 faslı iki kere taradık, 10 fasıl müzakereye açtık. Bütün devlet kurumlarını ve özel sektörü Avrupa Birliği standartlarına hazırladık. Yani çok detaylı bir reform dönemiydi o dönem. Şimdi Avrupa Birliği'nden Türkiye çok uzaklaşmış durumda. Yani Avrupa Birliği'nden uzaklaşmak demek, kendi vatandaşlarımızın hayat standardını düşürmek demek. Kendi vatandaşlarımızın layık olduğu, insan onuruna yakışır bir standarttan uzaklaşmak demek. Mesela şu andaki ülkeyi yönetenler ve iktidarın Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği konusunda çok tutuk olduğunu düşünüyorum. Bunlar düzeltilmeli. Mesela OECD değil mi? Türkiye'nin de üyesi olduğu yüksek standartlar grubudur OECD. Mesela OECD'nin, yolsuzlukla mücadele meselelerine baktığınızda mesela Türkiye çok gerilerde. “Vay işte elin adamı şunu demiş, işte gavurlar bunlar, bizim hak bizi şöyle yapıyorlar böyle yapıyorlar.” Ya öyle değil ya. Şimdi dünyada yolsuzluğun çok az olduğu ülkeler var. Türkiye'de de yolsuzluk çok fazla. Yani bunu da bütün araştırmalar gösteriyor. İşte Yolsuzluk Algı Endeksi'ne bakın. Bakın Türkiye'nin Yolsuzluk Algı Endeksi. Şuna bakın. Bu OECD'nin rakamı. Yani ne zamandan itibaren? 2013'ten başlamış. Benim o uyardığım yıllar var ya. “Parti adını AK koyduk. Yolsuzlukla mücadele etmezsek kötü olacak” dediğim yıllarda başlıyor kötüleşme, fırlıyor gidiyor. “E şimdi yok biz tertemiziz kardeşim, bizde yolsuzluk yok” Bununla peki mücadele ediyor musun? OECD'nin yolsuzlukla mücadele kriterlerinden kaç tanesini karşıladın? Niye yapmıyorsun? Niye adım atmıyorsun? Kamu ihale yasasını niye Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirmiyorsun? 33 fasıldan birisidir kamu ihalesi, kamu alımları. Ve 28 ülke ortak bir Kamu Alımı Mevzuatı uyguluyor Avrupa'da. Türkiye niye bunu uygulamıyor? Birilerine menfaat sağlanıyor oralardan da onun için uygulanmıyor.
Mehmet Ali Kulat: Yani araştırmalarda da belediyeler de öyle, başkaları da öyle. Yani herkesin bir genel yolsuzluğu var.
Ali Babacan: Kamu Alımları Mevzuatı, Avrupa Birliği'nin hem merkezi hükümet hem de belediyeler için geçerli zaten. Şimdi onları yapalım. Bakın bu hemen birkaç yılda pat pat pat pat düşer, hemen aşağıya doğru iner. Yani yolsuzluk sıfırlanmaz. Dünyada yolsuzluğun sıfır olduğu ülke olmaz ama minimize edilebilir. Son 12 yılda fırlamış gitmiş yolsuzluk. Bunu çok daha aşağılara çekmek mümkün ama o irade lazım. Yani baştan söyledim ya, hani çalmayan, çaldırmayan, çalan da canına okuyan bir yönetim iradesi lazım ülkenin başına.
Tacire Baktaş: Belki emekliler bugün bu durumu yaşamayacak. Hemen emekli konusuna gelip, yani emeklilerin hali ne olacak Sayın Başkan? Ne olacak bu emeklinin hali?
Ali Babacan: Bu ne demek? “Emeklinin hakkı, alın terinin hakkı, bilek gücünün hakkı, çalışanın hakkı başka yerlere gidiyor” demek. Bu grafik bize bunu söylüyor yani. Bunu söylüyor. Dolayısıyla, ülkedeki kaçaklar tıkanınca, güven oluşunca, kaynaklar ülkenin kaynakları, sağlam esaslara bağlanınca, emeklinin de yüzü güler, asgari ücretlinin de yüzü güler. Çünkü bu olduğu zamanında yani. Esnafın da yüzü güler, çiftçinin de yüzü güler. Hepsi hepsi… Yani bu şimdi nasıl biliyor musunuz? Yani devletin gelirleri var, var ama havuzun dibinde de bir sürü delikler var. Haydan gelen huya gidiyor gibi bir durum var. Gelir tamamen o deliklerden kaçıyor. Dolayısıyla o delikleri tıkamak gerekiyor. Bizim 2002 seçimlerinde, benim ilk siyasete girdiğim 2002 seçimleri, AK Parti'yi kurduğumuz ve sık sık her meydanlarda şunu söylerdik: “Biz hortumları keseceğiz. O hortumları milletin cebine bağlayacağız.” Hatırlarsanız meşhur bir hortumlama meselesi vardı. “Devletin kaynaklarını birileri hortumluyor, biz onları keseceğiz, milletin cebine bağlayacağız” derdik. Şu anda aynı noktadayız. Başka bir şey değil. 2,7 trilyon faiz ödeniyor bu yılın bütçesinden. 65 milyar dolar sadece faiz, 65 milyar dolar. Şimdi 65 milyar dolar büyük para ya. Niye ödeniyor bu kadar yüksek faiz? Güven olmadığı için. Çünkü faiz, riskle orantılıdır. Risk yüksekse, güven yoksa faiz de yüksek olur. Bütün ülkelerde bu iki kere iki dört gibi iktisat kuralıdır, finansman kuralıdır bu. Yüksek risk güvensizliğin olduğu yerde faiz yüksek olur. Güveni sağlayınca faizler düşer. E, faize harcadığınız parayı millete harcadığınızda da ülkenin yüzü güler. Yani bu kadar basit. Tarım diyoruz mesela sulama diyoruz. Bakın Türkiye'nin bütün sulama yatırımlarının tamamını ama tamamını 50 milyar dolara bitirmek mümkün bugün. Bütün barajlar, göletler, isale hatları, yani toprağı suyla buluşturmak bugün Türkiye'de tüm Türkiye sathında 50 milyar dolardır. Projesi olan ama henüz yatırımı yapılmayanların tamamı. E, bir yılda 65 milyar dolar faizi ödüyorsunuz. Bu yüksek faiz. Yani hesap da basit. Yani şu anda faiz %40 değil de %7, %8 olsa 65 milyar dolar değil işte 10, 15 milyar dolar faiz olur. Geriye kalan 50 milyarla da bir yılda bütün sulamaları yapabilirsiniz. Tarımsal üretim artar, birim maliyet düşer, birim maliyet düşünce de gıda enflasyonu düşer. Bu kadar basit inanın yani. Bakkal hesabı denir, biliyorsunuz bakkal hesabı. Türkiye'nin ekonomisini düzeltmek için şeye gerek yok. Çok böyle bilgisayar modellemeleri, ekonomi modellemeleri falan filan değil yani. Çok basit bir şekilde pek çok büyük sorunu çözmek mümkün. Ama o güven gerekiyor. Güven.
Tacire Baktaş: Peki Sayın Başkan, Şu anda Cumhur İttifakı'nın, iktidarın istikrarlı görüntü verdiğini yıllardır görüyoruz. Bileşenleriyle beraber her seferinde de bunun muhalefetin içindeki olduğu durumu da görüyoruz. Özellikle ana muhalefetin, artık kendi içindeki parçalı yapısını da görüyoruz. Siz, DEVA Partisi olarak, bir öncülük, yani bunları bir araya, bunun adı masa olur, başka bir şey olur ama müttefiklik olmadan, 50+1 almadan da bu seçimin, kazanılması zor görünüyor. Sizin öncülüğünüzde başlayabilecek, bir oluşum olabilir mi? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi'nden şu anda umudunu bir yerde de kesmiş, hatta “hiçbiri artık” diyen çok sayıda vatandaş var. Yani nereye gitsin? Emekli, işçi, çiftçi, öğrenci, işsizlik... Bu sorunları dile getiren bir şey de görmüyorlar ana muhalefette. Dolayısıyla sizin şu anda böyle bir yumruğu masaya vurup yani "Hadi gelin artık bu iş olmaz, vatandaş bizi bekliyor" deyip öncülük etme, hatta muhalefetin ortak adaylığını sormuş sizin adınızı cumhurbaşkanlığı seçiminde, "Sizce Sayın Ali Babacan muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olsa oy verme davranışınız nasıl olur?" diye sormuş. Kesinlikle oy veririm %32, oy verebilirim %23, oy vermem diyen %30, kararsız diyen %15. Burada, %55…
Ali Babacan: 55’e 30 gibi bir şey.
Tacire Baktaş: Evet, sizi, yani tüm seçmen gruplarında, teveccüh gördüğünüzü görüyoruz. Böyle bir fikir nasıl olur?
Ali Babacan: Yani şöyle, biz biliyorsunuz bir yola çıktık. Ekim 2024'te bir yola çıktık. Bu yol neyin yolu? Yeni bir alternatif inşası. Yeni bir alternatif inşasıyla ilgili de çok şükür gayet olumlu, adım adım ilerleyen bir sürecin de şu anda tam içindeyiz. Bu yeni alternatif inşasında önceliğimiz beraberce hareket edebileceğimiz, aynı ittifak içerisinde olacağımız siyasi partiler. Yani bu da safha safha genişleyecek, öyle görünüyor çok şükür. Bu aşamada olmasa bile daha sonraki aşamalarda, aynı ittifak yapısı içerisinde olabileceğimizi düşündüğümüz siyasi partilerin sayısı az değil, az değil. Hani “CHP” diye sordunuz, “ana muhalefet” diye sordunuz. Bir CHP öyle anlaşılıyor ki, bir eski hani tüzel kişilik üzerinden bir CHP devamı söz konusu olacak. Bir de bugün Özgür Özel ve arkadaşları yeni bir siyasi parti, yeni bir yapılanma gayreti içinde. Tabii onun nihayetinde nasıl şekilleneceğini, nasıl olacağını bilemiyoruz bugünler belki de erken. Nasıl bir siyasi kimlikle insanların karşısına çıkacaklar, nasıl bir kadroyla çıkacaklar onu bilemiyoruz. Ama bizim, derdimiz şu: Gerçekten, bu ülkeyi seven, temiz yönetim iddiasında samimi olan, çok önemli bizim için yani temiz yönetim iddiası. Hani siyasette ahlakı baz alan bir yönetim anlayışı. Bunlar bizim çok çok, çok çok önemli. Çünkü bunlar olmayınca olmadığını gördük. Yani temiz yönetim olmayınca ülkenin nasıl başının derde girdiğini gördük. İşte temiz yönetimden uzaklaşınca yolsuzluk algı endeksinin nerelere gittiğini, onun ülkeyi nasıl kötü hale getirdiğini gördük. Tabii temiz yönetim iddiası sadece merkezi yönetimde olmaz. Yani belediyelerde de o temiz yönetim iddiası çok kıymetlidir. Ve bunların bir testten geçmesi gerekir. Yani test edilmeden, denenmeden, o imtihan vardır ya imtihan, varlıkla imtihan vardır, yoklukla imtihan vardır, biliyorsunuz. Yani onlardan geçmeden bunları anlamak da çok kolay olmayabilir. Yani eğer biz bakarız muhataplarımıza, eğer gerçekten temiz yönetim iddiası varsa samimi bir şekilde, "Arkadaş, bu yolsuzlukların kökten kaldıracağız bu ülkeden" diyorlarsa, bunda da samimilerse biz herkesle otururuz, konuşuruz. Yani hiç, hiç mesele değil. Yani bu ittifak yapısı daha da genişler, daha da genişler. Tabii ittifak diyorum hep özellikle kelimeyi dikkatlice seçerek kullanıyorum. İttifak aslında iş birliğinin en yüzeysel hali. Yani daha derin bir iş birliği. Ortak listeler ve ortak adaylık üzerinden de oluyor artık Türkiye'de. Yani ortak liste ve ortak adaylık üzerinden. Ama henüz o aşamada değiliz. Yani önce bir beraber yol yürüyebileceğimiz insanlar, partiler, yani onlar belli bir kritik eşiği açtıktan sonra ortak liste yapalım mı yapmayalım mı, tek liste mi olsun, iki liste mi olsun adaylıklar şunlar bunlar. Onların hepsi zamanı gelince, zamanı gelince konuşulur. Çünkü bir karar verilecekse o kararın gerçekten beraber olacağımız siyasi partilerle ortak bir mekanizmayla o kararın alınması çok kıymetli. Yoksa şu doğru olmuyor. Yani "Ya arkadaş, biz kararımızı verdik, biz yürüyoruz, bize katılırsanız katılın." Ya bu, halkayı genişletmekte faydalı olmaz bu yöntem yani. Çünkü zamanında birileri yaptı bunu. "Biz kararımızı verdik. Destekliyor musunuz?" diye. "Vallahi bize sormadan bir karar verdik yani biz. Ne diyelim şimdi?" dedik. Yani "Siz bir yürüyün bakalım." dedik. "Biz de yürüyoruz, sonra konuşuruz." dedik. Tabii oralar karmakarışık hale geldi şu anda biliyorsunuz o taraf yani karmakarışık. Dolayısıyla bir şey yapılacaksa, hani herkesin benimsediği bir ortaklık üzerinden bir kararlar oluşması lazım. Yoksa "Biz karar verdik, yürüyoruz, katılın bize." O siyasette iş birliği ruhu öyle oluşmaz yani.
Mehmet Ali Kulat: Şimdi bu program tabii, siz bizi, biz programa sizi misafir ettik ama siz de bizi, aynı zamanda DEVA Partisi'ne misafir ettiniz. Programın da süresi var. Hızla da aktı. Her şeyden önce samimi, açıklamalarınız için ben kendi adıma da, TİVİ 6 adına da teşekkür ederim. Siyasetin, bu havasından çıkalım. İç karartıcı havasından diyelim biraz çıkartıp. Bu arada bir Dünya Kupası biliyorsunuz yapılıyor. Maalesef Türkiye yolun başında Amerika'da elendi. Hepimiz üzüldük.
Ali Babacan: Biraz umur var gibiydi ama çabuk kırıldı umut.
Mehmet Ali Kulat: Siz tabii, genç bir siyasetçi olarak aynı zamanda, yeni nesil gençlerinin de en azından belki oradan biraz umutlanırız, biraz mutlu oluruz dediğimiz bir dönemde, Türkiye kaybetti oradaki ilk yolun başında. Geri dönmek durumunda kaldı millilerimiz. Ama finale geldik. Finalin adı bir özellikle Filistin'de Gazze'de ortaya koymuş olduğu yürekli tavrıyla, İspanya, diğer taraftan da Messi'li Arjantin, pek çoğumuzun Maradona'sıyla tanıdığı Arjantin. Dolayısıyla iki tane önemli takım. Siz bu iki takım arasında öncelikli olarak gönlünüzden hangisi geçiyor? Yani, kim kazanır? Hem tahmininizi alalım bu anlamda. Bizim tabii anket yaparak sonuç bulma ihtimalimiz olmayan nadir konulardan birisi bu.
Ali Babacan: Gerçi şimdi yapay zekâ modelleriyle, tahmin modelleriyle bu Dünya Kupası'nda çalışan araçlardan bir sürü şeyler var yani. Ama o modeller bile ancak, model işin %50’sini hallediyor, %50’si yine bir şans faktörü var ya, O belirliyor. Şöyle aslında tabii genelde sporla ilgili konularda hani “hak eden kazansın, iyi olan kazansın” denir. Ama öte yandan da İspanya'nın, İspanya hükümetinin ve İspanya halkının, Gazze ve arkasından da İran savaşıyla ilgili tutumu, duruşu gerçekten, çok kıymetliydi. Yani gönlünüz ne tarafta diye sordunuz.
Mehmet Ali Kulat: Küresel vicdan oldu yani.
Ali Babacan: Yani insan hani kalben gerçekten
Mehmet Ali Kulat: Muhtemelen Fas ve Mısır'ın da daha yukarılarda bir yerde olmasını hepimiz arzulardık, değil mi yani? Mısır ve Fas da belli bir yere kadar geldiler ama daha yukarıya gelemediler. Herhalde hepimiz isterdik yani.
Ali Babacan: Öyle, öyle. Ama, baktığımızda İspanya'yla Türkiye arasında, yani toplumlar arasında da güzel bir bağ oldu. Mesafe var ama o uzak mesafeyi yaklaştıran, özellikle dijital ortamda, sosyal medyada, insanlar birbirine yazdığı, birbirini alıntıladığı, gerçekten halklar arasında da güzel bir dostluk bağı oluştu. Zaten vardı ama İspanya bizim biliyorsunuz Avrupa Birliği konusunda en kuvvetli destekçilerimizden birisidir. Yani baştan beri hangi İspanyol hükümeti olursa olsun Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde olması gerektiğini savunmuştur. Bu da kıymetli bir şey. İspanya'dan hiçbir zaman sıkıntı yaşamamışızdır mesela. O açıdan da kıymetli. Ama insani açıyla hem Gazze hem de İran savaşındaki tutumu, İspanyol hükümetinin ve İspanyol halkının çok kıymetli. Dolayısıyla gönlüm oralarda ister istemez yani. Ama sporun genel ilkeleri olarak kim hak ettiyse, kim çok çalıştıysa, kim iyiyse kazansın diyebilirsek de bu sefer gönül biraz İspanya'dan yana.
Tacire Baktaş: Teşekkürler. Şimdi programın sonuna doğru gelirken ben de bir vatandaş olarak merak ediyorum. Yani biz sizin siyasi, ekonomik yönünüzü, işte politikadaki, yönetimdeki birçok yönünüzü biliyoruz. Ama Sayın Başkan, ben merak ediyorum mesela hangi türküyü seviyorsunuz veya geçen eşiniz paylaşmıştı Sayın Zeynep Babacan. Mesela aracı kendiniz kullandığınız zamanlar oluyor mu? Yoldayken böyle müzik dinleyip bize söyleyeceğiniz, hani biraz bu yönlerinizi, bence vatandaş da merak ediyordur benim gibi. Bu yönünüzü bilmiyoruz çok fazla.
Ali Babacan: Şöyle, ben evde ya da boş vaktimde oturup da müzik dinleyen birisi değilim maalesef. Yani öyle oturup da bir biraz hani dinleneyim müzik dinleyeyim... Ben ancak farklı bir şey yaparak hani zihin dünyamı değiştirebiliyorum ya da dinlenmeyi o şekilde yapıyorum. Başka bir şey çalışarak. Yani normal rutinim dışında başka bir şeyler yaparak. Ama bizim hani evde özellikle araç içerisinde Zeynep'in Spotify'dan playlistleri var. O böyle çok araştırıyor, şey yapıyor meraklı da. O bayağı güzel listeler hazırlıyor bize. Dolayısıyla yol boyunca onun hazırladığı listeleri dinliyoruz. Ama bu son programımızda ister istemez Karadeniz olunca Karadeniz ezgilerinin yoğun olduğu bir playlistle gittik geldik. Çok da severiz hani Karadeniz ezgilerini. Türkiye'mizin her köşesinde kültür farklı, ezgiler farklı. Her yörenin çok güzel müzikleri var öyle diyeyim. Mesela bundan herhalde bir dört beş sene oldu, belki daha fazla. Bir Balkan turu yaptık. Bu sefer de Zeynep ne yaptı? Bir Balkan playlisti hazırladı. Balkanlar'a ait bir sürü şarkılar, türküler. Çok da hoş şeyler yani. Neler neler… Giderken, gelirken onu dinledik. Öyle yani çok böyle somut “en çok sevdiğim şudur” dediğim bir şey yok. Ama müzik konusunda Zeynep'in zevkini seviyorum öyle diyeyim yani.
Mehmet Ali Kulat: Bu da güzel.
Tacire Baktaş: Çaldığınız bir enstrüman var mı? Beğendiğiniz böyle
Ali Babacan: Çaldığım bir enstrüman maalesef yok. Yok yani yok ama hani sesini duymayı sevdiğim enstrüman derseniz neyin sesini severim yani ney. O çok içten ve her bir…
Mehmet Ali Kulat: Rakamlarla uğraşırken böyle yani hem bakanlığınız dönemi hem öğrencilik sonrası dönemler falan. Siz doğal olarak çok rakamlarla içli dışlı oldunuz. Yani onlarla uğraşırken genelde böyle sessiz bir ortamı mı tercih edersiniz yoksa böyle biraz geride bir fonda bir şeyler çalsın falan diyen birisi misiniz? Nasıldır? Zeynep Hanım, hanımefendi bu anlamda size orada da böyle bir müzik falan hazırlar mıydı yani?
Ali Babacan: Tabii bizim o eski öğrencilik ya da ticaret yılları gibi fazla öyle sürekli rakamlarla ilgili bir şeyimiz yok. Yani ağırlıklı olarak işte dünyada ne olup bitiyor, işte Türkiye'de ne oluyor, biz ne yapalım ne söyleyelim, işte şöyle bir sorun var, bu nasıl çözülür gibi. Rakamlar önünde daha çok böyle hani takip, analiz daha çok onlarla vaktimiz geçmiş oluyor. Eğer Ankara'daysak ve ofisteysek, evdeysek öyle yani. Ama sahaya çıkınca saha apayrı bir şey. Yani orada insanlarla kaynaşıyoruz, oturuyoruz, sohbet. Bir de ben o yani çok da şey yapmıyorum. Özellikle ailece yaptığımız programlarla ilgili ben fazla bir paylaşım yapmam. Zeynep yapar bazen kendi hesaplarından da. Yani aile şeyini ben biraz ayrı tutuyorum. Onun için yani o aile programları başka.
Mehmet Ali Kulat: Burada son olarak ben şunu da sormak isterim. Şimdi siz tabii çok uzun bir hükümet içerisinde görev alma durumunuz oldu. Oradaki pek çok arkadaşınız da şu anda Türkiye'yi yönetiyor ya da Türkiye'nin yönetiminde devam ediyorlar. Biraz önce bize dediniz ki işte, beş tane bakanı aradım ve onları tebrik ettim dediniz ki bu kıymetli. Biz yani bu tür şeyleri önemsiyoruz. Halk daha çok önemsiyor böyle şeyleri. İnsanlar muhalefetin, siyasetin o soğuk yüzünün içerisindeki bu fotoğrafı görmek istiyorlar. Peki bu tür diyaloglar sadece bir hayırlı olsun mesajlaşması ya da hayırlı olsun aramasıyla mı sınırlı? Yoksa zaman zaman mesela ben hukukunuz, ciddi bir hukukunuz olduğunu bildiğim Sayın işte Hakan Fidan'la ya da Sayın Mehmet Şimşek'le ya da başka siyasetçilerle böyle onları başka vesilelerle arayıp böyle hiçbir diyaloğunuz oluyor mu? Yani bunu merak ettiğim için soruyorum.
Ali Babacan: Ya şöyle çok çok kritik ve çok önemli bir husus olursa ancak yani. Mesela ben epey yurt dışında da çok programım oluyor. İşte iki hafta önce diyelim Helsinki'deydim. Mayıs'ta Çin'deydim ki Çin programımız uzundu yani 11 gün falan. Farklı ülkelerdeki yaptığım programda eğer çok kritik bir şey olursa, çok kritik bir şey olursa o zaman ya zaten şöyle oradaki büyükelçimiz zaten mutlaka bizim programdan haberdar oluyor. Ben hangi ülkeye gidersem mutlaka oradaki büyükelçimizle ya bir telefon irtibatı kurmuş oluyorum ya bir ara buluşuyoruz. Yani oradaki ne yapıyorsam biraz onlara bilgi veriyorum. Mesela Çin’deki Pekin Büyükelçimizle hani en son akşam oturduk. Ben kısa programı bir anlattım kendisine. Mesela Finlandiya'da yine Helsinki büyükelçimizle programın sonunda oturduk. Kısa bir yarım saat oturduk, bir çay kahve içtik. Program hakkında bilgi verdim ama daha kritik, yani bakan seviyesinde bilinmesi gereken bir husus olursa nadir olmakla beraber onu yapıyorum. Yani çok önemli. Mesela Türkiye'yle ilgili önemli bir konu, önemli bir şey var, bir şey gördüm. Haberiniz olsun böyle böyle bir durum var diye. Ama bu dış ilişkilerle alakalı daha çok. Çünkü hani ülkenin dış ilişkileri, Türkiye'nin dünyadaki menfaatleri falan o ayrı bir şey. O memleket meselesi yani. Onu biraz hani iç siyasetten falan ayrı ayrı düşünmek lazım. Ama onun haricinde sık bir diyaloğumuz yok. Tabiatı gereği yok yani. Onlar çünkü iktidar tarafındalar ve bir şeyler yapmaya çalışıyorlar arkadaşlar. Biz de burada hem yanlışları tespit ediyoruz, “şunlar yanlış” diyoruz, “doğrusu da budur” diyoruz. Onun için çok da işin tabiatında böyle sık görüşme, sık görüş alışverişi öyle bir şey yok. Öyle bir şeyden sanırım, Tayyip Bey de çok hoşnut olmayabilir yani. Hani herhangi bir bakan böyle muhalefet partisinin genel başkanıyla sık görüşüyor falan. Yani ne oluyor diye gereksiz yere, aralarında da sıkıntı oluşabilir. Onun için ona da ben özen gösteriyorum. Öyle diyeyim yani. Çünkü çok merkezi olduğu için yönetim şeyi, onlara dikkat etmek gerekir.
Mehmet Ali Kulat: Peki Sayın Cumhurbaşkanı ile en son ne zaman bir iletişiminiz oldu? Biliyorum programı bitiriyorsunuz. Görüş anlamında.
Ali Babacan: En son, en son işte geçen yıl 1 Ekim meclisin açılış resepsiyonunda. O bir fotoğraf karesi var ya hani.
Mehmet Ali Kulat: Arkasında herkesin başka şeyleri yüklediği, anlam yüklediği.
Ali Babacan: Ondan sonra biz birkaç ay uğraştırdık. Bazılarına da sert çıkmak zorunda kaldık. Çünkü anlatıyoruz, anlamıyorlar yani. Anlamayınca biraz daha sert anlatmak gerekiyor. Neyse, biraz bizi de kızdırdılar, arkadaşlarımızı da kızdırdılar bazen ama çok şey değil. En son orada bir hani tokalaştık. Hani hayırlı olsun meclisin açılışı gibilerden. En son oydu temasımız. Yani onun haricinde bir temasımız olmadı. Yani 1 Ekim 2025'ten bu yana diyeyim. Pardon, bu arada biz eskiden AK Parti ile hiç bayramlaşmazdık. Yani bizim bayramlaşma taleplerimizi reddederlerdi. Son iki bayramdır onlarla da bayramlaşıyoruz.
Mehmet Ali Kulat: Yani bayramlaşmazdık değil, sizinle bayramlaşmazlardı.
Ali Babacan: Evet. Bizim taleplerimizi geri çevirirlerdi. İlk defa son iki bayramdır AK Parti heyeti bizim buraya geliyor genel merkeze, bizim arkadaşlar da onların genel merkezine gidiyor.
Mehmet Ali Kulat: Keşke bütün partiler her zaman olsun.
Ali Babacan: Öyle bir artık mecbur bir kabullenme mi diyelim, ne diyelim adına artık. Yani bir ilişki şekli değişti. Bu sene biz 20 partiyle bayramlaştık. Herhalde rekor bizde muhtemelen yani.
Mehmet Ali Kulat: Çok önemli.
Ali Babacan: Yani son hafta bile birkaç parti daha geldiler, istediler. Yani “biz de katılmak istiyoruz falan” diye. Uzak düşündüğümüz partilerdi ama şimdi onlar da istediler. Onların talebi üzerine, onlarla yani bu bayramlaşma trafiğinde bir şey var. Eskisine göre daha farklı. Mesela MHP ile dört bayramdır bayramlaşıyoruz. MHP'nin bayramlaşma süresi çok kısa. Mesela Sayın Bahçeli beni üç bayram arka arkaya aradı. Ondan sonra dördüncü bayram ben onu aradım falan öyle. Yani telefonda da Sayın Bahçeli ile bir bayramlaşma şeyimiz var. Bizim özellikle bu terörsüz Türkiye süreciyle alakalı, ta işin en başında, hani açık destek vermemiz, herhalde o tarafta bir takdir gördü diye ben anlıyorum. Dolayısıyla MHP ile ve Sayın Bahçeli ile şeyimiz daha sıklaştı.
Mehmet Ali Kulat: Programın en sonuna geldik ama terörsüz Türkiye ile ilgili bir anayasa değişikliği önümüzdeki haftalarda gündeme geleceği ifade ediliyor.
Ali Babacan: Anayasa değişikliği de bir yasal düzenleme.
Mehmet Ali Kulat: Yasal düzenleme diyelim dahası. Onlarla ilgili süreçte sizin desteğiniz aynı oranda devam ediyor mu şu anda?
Ali Babacan: Şöyle, içeriğini henüz bilmiyoruz. Hatta DEM Parti ile AK Parti arasında bir temas oldu iki gün önce. Ama içeriğiyle ilgili dışarıya bir şey söylemediler. Yani bir yasal taslağı var muhtemelen. Ama orada ne var ne yok bilmiyoruz.
Mehmet Ali Kulat: Anayasa değişikliği de dahil mi buna?
Ali Babacan: Yok. Şu andaki trafik tamamen yasayla ilgili. Yasada neyin yasası bu arada? Şimdi PKK kendini feshediyor, silah bırakıyor. Ama bu örgütün mensupları ne olacak? Yani o örgütün mensuplarına yasal çıkış yolları göstermek, yani asıl yasanın özü o. Ama hassas bir konu, zor bir konu. Bizim elimizde bilgi yok. Bir de bunu, çalışanlar ki muhtemelen bunu yine MİT Başkanlığı çalışıyor bu işe. Yani onların hem İmralı'yla hem Kandil'le hem de DEM Parti ile konuşa konuşa bir şey yapmaları lazım. Çünkü çıkan yasanın da uygulanması lazım. Çıkan yasanın, yasanın muhatapları işte biraz İmralı, biraz Kandil falan sonuçta hani. Bu yasa çıkarttık da yani yasa fiiliyata geçmekten sonra ne anladık, değil mi? Yani dolayısıyla yasanın da işlemesi lazım, fiilen çalışması lazım. Biz içeriğini bilmediğimiz için destek veriyoruz, vermiyoruz diye bir şey söylemiyoruz bugün için. Ama içerik belli olur, görürüz. Makulse destek veririz. Sıkıntılı gördüğümüz konularda "Ya burası yanlış." deriz. O şekilde yapıcı bir katkıda bulunuruz yani. Ama biz genel anlamda bu süreci destekliyoruz yani. Hatta ilk gün ben şunu söyledim, ilk gün dedim ki "Çok zordur, çetrefillidir bu çatışma çözme işleri." “Ama” dedim "Başarı ihtimali yüzde beş bile olsa biz o yüzde beşi bile gidip destekleyeceğiz." dedim. O kadar açık, net bir destek verdik. O gün bugün. Ama açık destek demek, yani iktidar tarafından gelen her şeyin altına imza atmak değil tabii ki. Yani katkılarımızla beraber, eleştirilerimizle beraber, şerhlerimizle beraber bir destek söz konusu yani.
Tacire Baktaş: Sayın Başkan, çok teşekkür ediyoruz.
Ali Babacan: Ben teşekkür ediyorum.
Tacire Baktaş: Bize misafirperverliğinizden dolayı da çok teşekkür ediyoruz. Biz, MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı sevgili Mehmet Ali Kulat ile birlikte programımızı bitirdik. DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan'a da teşekkür ediyoruz. Yayınımız bitti. Haftaya cuma “Anketler Konuşuyor”da tekrar buluşmak üzere. İyi akşamlar.