İçeriğe geç

5 Ekim 2026 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın Sözcü TV'de İsmail Küçükkaya ile "Günaydın Türkiyem" Programı Açıklaması


Ali Babacan- Sözcü TV'de Günaydın Türkiyem programı açıklaması

İsmail Küçükkaya: Yeni Şafak yazarı diyor ki: "Bu fon krizinde süreç uzadıkça halk bunun faturasını ödeyecek, fatura büyüyecek. Süreç uzadıkça," diyor bakın, AK Partili bir isim, "Süreç uzadıkça bunun siyasal faturasını da Erdoğan da AK Parti de öder, biz öderiz," diyor. Ben de buradan yola çıkarak bugün "Uzadıkça" etiketini seçtim efendim. 8’de konuştuk,9’da konuştuk, 10’dada şimdi DEVA Partisi'nin lideri Sayın Ali Babacan var. Ali Babacan'ın bu konuda ne diyeceğini çok merak ediyordum. Aslında günlerdir sizlere haber olarak da sunuyorum ama: Bu kriz neden çıktı? Sorumlusu kim? Önlenebilir miydi? Bundan sonra ne yapmalıyız? Çok somut böyle adeta hap gibi sözleri var efendim. Ben de merak ediyorum. Hoş geldiniz Sayın Genel Başkan.

Ali Babacan: Hoş bulduk. Teşekkürler.

İsmail Küçükkaya: Nasılsınız?

Ali Babacan: Ben iyiyim, sağ olun, İsmail Bey. Siz de iyisiniz?

İsmail Küçükkaya: Sağ olun. Çok teşekkürler.

Ali Babacan: Allah iyilik versin.

İsmail Küçükkaya: İnşallah.

Ali Babacan: Sağlığımız iyi ama memleketin durumu maalesef.

İsmail Küçükkaya: Ne olacak efendim böyle?

Ali Babacan: Daha kötüye, daha kötüye gidecek o belli yani.

İsmail Küçükkaya: Değişmezse bir şeyler.

Ali Babacan: Tabii yani yönetim kafası, yönetim anlayışı, yönetim kadrosu değişmedikten sonra bu ülkenin yüzü gülmeyecek maalesef.

İsmail Küçükkaya: Değerli izleyenler, bir süre önce ben Sayın Babacan'la da bir sohbet gerçekleştirmiştim. Orada kendisi bana açık yüreklilikle birtakım sorunlar, o sorunlara ilişkin çözüm önerilerini aktarmıştı. Ben de yeri gelmişken sizlere parça parça yorum ve analiz olarak onları aktarmıştım. Onları hatırlayacaksınız. Bu yaklaşık bir ay kadar önce oluyor. Ama bugün bu sohbetin gerçekleşmesinde fon meselesi önemli ama enflasyon da biraz sonra açıklanacak, ona da denk getirdik doğrusu. Şimdi Ali Babacan'ın bir sesi var arkadaşlar hazır mı? "Ali Babacan fon, adını doğru koyalım," diyor. "Adını doğru koyalım."

Ali Babacan video:  “Fon krizi” diyoruz ya biz aslında buna “fon dolandırıcılığı” dememiz gerekiyor. Çünkü kanunda açık adı bunun piyasa dolandırıcılığıdır.  Kanunu ben çıkartmıştım zamanında Meclis'ten, 2012'nin sonunda, Aralık ayında, son iş günü çıkarttım Meclis'ten Sermaye Piyasası Kanunu. Tam adı “piyasa dolandırıcılığı.” Dolayısıyla bu mesele aslında “fon dolandırıcılığı” meselesi. “Fon krizi” deyince sanki durup dururken kendi kendine çıkmış bir şey gibi anlaşılıyor. Öyle değil yani birileri dolandırdı insanları.”

İsmail Küçükkaya: Evet, Sayın Babacan, şimdi bir şey söyleyeceğim. Bu program için çalışırken de gördüm. Sizin uzun zamandır en çok ilgi çeken, en çok etkileşim alan, en çok yorum alan açıklamalarınız hep bu fonla ilgili. Hatta size çarpıcı gelecek, beni üst düzeylerden de aradılar, dediler ki, "Babacan'ın görünürlüğü ve anketlerdeki bütün bu göstergelere göre çok arttı," dediler bana. Halen de önemli görevlerde bulunan birisi. Bu anons, biz anons ettik sizin geleceğinizi. Dolayısıyla fon meselesinde net çıkış yapmanız önemliydi. Bunu böyle parantez alıp onu söylemek istiyorum. “Bu fon krizinin adını doğru koyalım” diyorsunuz. Ne diyorsunuz orada efendim?

Ali Babacan: Biz 2012 sonunda Sermaye Piyasası Kanunu'nu sıfırdan yeniden yazıp Meclis'ten geçirince dedik ki: Başka ülkelerde meydana gelen krizler bir daha Türkiye'de meydana gelmesin. Bunun için sermaye piyasalarında yapılabilecek bütün kötü niyetli işleri kanun içerisinde sıraladık. Bunlardan bir tanesi de 107. maddedir: Piyasa dolandırıcılığı. Hatta kanunda genelde bu tür ifadeler çok kullanılmaz, biraz daha üstü kapalı işte "manipülasyon" dersiniz, şunu dersiniz, bunu dersiniz, "insider trading" dersiniz. “Biz açıkça yazalım ki” dedik, “kanunda biz bu sağlam sistemi kuruyoruz ama ileride dolandırmaya kalkanlar olursa insanların, kanunda da bunun maddesini yazalım, cezasını da yazalım, gereği de yapılsın” diye.  Nitekim şu anda yaşadığımız bütün bu olaylar aslında denetimin, gözetimin zamanında doğru yapılmamasının sonucu. Bunu nereden anlıyoruz? Hazine ve Maliye Bakanı çıkıyor ki bundan tam 10 ay önce: "Burada” diyor “fonlarda” diyor “manipülasyonun farkındayız," diyor. İktidar partisinin ekonomik işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı diyor ki: "Bizi uyarıyorlardı arkadaşlar," diyor. "Devlet görevini yapmamış," diyor. Ya arkadaş, Hazine Bakanı'nın patronu kim? Sayın Erdoğan değil mi? AK Parti Genel Başkan Yardımcısı'nın patronu kim? O da Sayın Erdoğan değil mi? Peki siz bunları biliyorsunuz da niye gidip anlatmadınız? O kadar büyük bir kriz birikiyor, birikiyor, birikiyor da siz niye gidip Cumhurbaşkanına bu konuda bilgi vermediniz?

İsmail Küçükkaya: Bir dakika efendim. Döneceğim buna. Evet, TÜİK açıkladı. Resmi enflasyon rakamı aylık 1.84, yıllık %29.73. Ne dersiniz efendim? Aylık enflasyon 1.84, yıllık 29.73.

Ali Babacan: Yani zaten %30 civarında, aşağı yukarı %30 civarında bir enflasyonla bu yılı kapatacağımız herkesin beklediği bir şey. Tabii şu vahim: 2017'den bu yana tam 10 yıl oldu, ülkede enflasyon tek haneye düşmedi, düşmüyor bakın. 10 yıldır tek hane için koydukları hedef de şu anda 2029. Bakın 2026'dayız, daha 3 sene sonra ancak tek haneye belki indirebiliriz diye hükümet açıklıyor. Enflasyonu bunlar bir patlattılar. Enflasyonu nasıl yöneteceklerini de bilmiyorlar. Aldıkları kararların çoğu yanlış. Yapılması gereken işler yapılmıyor, atılması gereken adımlar atılmıyor ve enflasyon bir türlü düşmedi, düşmüyor. Şimdi TÜİK böyle açıklıyor ama Merkez Bankası da vatandaşa soruyor. Merkez Bankası'nın bir enflasyon beklenti anketi var. Merkez Bankası'nın enflasyon beklenti anketinde vatandaşımız diyor ki: "Bir sene sonra dahi," diyor "enflasyon %45 olacak," diyor. Bakın bugünden bahsetmiyoruz. 12 ay sonra enflasyon kaç olacak diye Merkez Bankası soruyor vatandaşımıza, vatandaş da “%45 olacak” diyor.

İsmail Küçükkaya: Beklenti de kötü.

Ali Babacan: Beklenti kötü. Zaten enflasyon beklentisi yüksek olduğu sürece enflasyon düşmez. Enflasyon beklentisini yönetmek, enflasyonun kendisini yönetmek kadar önemlidir. Şu andaki iktidar enflasyon beklentisini de çok kötü yönetiyor. Zırt pırt akaryakıt fiyatlarını değiştiriyorlar yani. Ya bu devletin elinde. Sen niye her gün oynuyorsun ki bu fiyatlarla? Ayda bir ayarla fiyatı, ki bir zamanlar öyle yaptık. Petrol fiyatları...

İsmail Küçükkaya: Yapılabilir mi efendim?

Ali Babacan: Ya yapılmışı var. Yapılmışı var, biz yaptık, öyle yönettik. Petrol fiyatları İsmail Bey bakın, 2002'den 2008'e 6 yılda 20 dolardan 150 dolara çıktı. 7.5 kat arttı bakın 2002'den 2008'e 6 yılda. Aynı 6 yılın ilk 2 yılında biz enflasyonu tek haneye indirdik ve tam 12 yıl boyunca tek hanede tuttuk petrol fiyatları 7.5 kat artmasına rağmen. Çünkü bu mesele çalışmayı, biraz kolları sıvayıp sabahlara kadar çalışmayı gerektiren bir mesele. Sektör sektör maliyet yapılarını incelemeyi gerektiren bir mesele. Oturacaksınız sektör sektör çalışacaksınız. Enerji fiyatı hangi sektörü ne kadar etkiliyor? O sektörün maliyet yapısı içerisindeki payı ne? Hangi petrol ürününün fiyatı ne kadar artarsa nihai enflasyon etkisi ne kadar olur? Hesap edeceksiniz.  Şunu diyemezsiniz yani: "Petrol fiyatı arttı” e, “ben de bunu pompaya yansıtayım, gerisine karışmam." “Gerisine karışmam” deyince işte düşüremiyorsunuz. Oradaki ÖTV'ydi, KDV'ydi, oradaki vergi tahsilatıyla uğraşırken; yüksek enflasyon sebebiyle, yüksek faiz sebebiyle devlete bu yıl tam 2 trilyon 800 milyar faiz ödetecekler ya. Bakın fon krizi konuşuyoruz değil mi? Mertebesi ne kadar? 15 ila 25 milyar dolar arasında. Bu yıl devletin hazinesinden ödenen faiz 60 milyar dolar. 60 milyar dolar, bir yılda.

İsmail Küçükkaya: Dört tane, üç tane fon krizi...

Ali Babacan: Üç tane fon krizi kadar her sene, her sene, her sene bu millete faiz ödetiyorlar. Hazineden ödeniyor, başka bir yerden değil. Daha bakın sanayicinin ödediği faizden bahsetmiyorum, KOBİ'lerden bahsetmiyorum, çiftçiden bahsetmiyorum. Sadece vatandaştan toplanan vergilerle hazinenin ödediği faizden bahsediyorum. Siz enflasyonu yönetemezseniz faizler düşmez. Düşüremeyince de bu sefer yüksek faize bu milleti, bu devleti, bu hazineyi mahkûm edersiniz. Yaptıkları şu anda bu.

İsmail Küçükkaya: Şimdi geçen gün de mesela Sayın Babacan, geçen gün de mesela dediler ki; işte "1 Ekim'de eşel mobil sisteminden vazgeçiyoruz, işte 12 lira zam gelecek" dediler. Sonra "biz bunu üçe böldük" dediler.

Ali Babacan: Ben onu bir hafta önceki bir YouTube canlı yayınında, Sayın Fatih Altaylı ile yaptığımız yayında demiştim. Dedim ki; "böyle otomatiğe bağlanmaz". "Ayda bir" demiştim, baktım ertesi gün "ÖTV'yi ayda bir ayarlayacağız" dediler. Yetmez. Sadece ÖTV'nin ayda bir ayarlanması olmaz çünkü petrol fiyatları durmadan iniyor çıkıyor ya, durmadan hareketli ya. Şimdi o hareketliliği, o gelen şokları absorbe etmek lazım. Otomobilin amortismanı niye var? Otomobilin amortismanını çıkarın, tekerleri bağlayın, ondan sonra şu yollarda gidin bakayım. İnsanların iç organları sarsılır yani, kullanamazsınız. Şimdi bütün bu petrol fiyatlarındaki şoku absorbe edecek mekanizmalar kurmaları lazım. Yapmıyorlar çünkü bilmiyorlar. Hep söylüyorum; bakın Sultanhamam'ın, Tahtakale'nin, Çıkrıkçılar Yokuşu'nun tozunu yutmayan insanların bu ülkenin ekonomisini yönetmesi mümkün değil. Ve kadrolarda böyle insanlar yok. Tarımdan anlayan bir Allah'ın kulu yok içlerinde ya. Esnafın, KOBİ'lerin durumundan anlayan bir Allah'ın kulu yok. Sanayicimiz inim inim inliyor şu anda. İhracat yapan, alın teriyle üretim yapan, 20 yılını, 30 yılını, 40 yılını, 50 yılını sanayiye adamış sanayicilerimiz inim inim inliyor. Bir yandan yüksek faiz, bir yandan bastırılmış kur; işte ihracatımız çok kötü etkilendi. Fabrikalar tek tek kapanıyor. Daha dünkü yetmeler milyarlarca doları vurup geçiyorlar, yılların sanayicileri inim inim inliyor. Bu adalet mi ya? Böyle bir şey var mı? Sen sanayicini niye korumuyorsun? Hazır giyimde, elektronikte, beyaz eşyada feryat çok büyük ama konuşanın ağzını hemen tıkadıkları için insanlar o seslerini duyuramıyor. Fakat ne oldu; bakın sadece hazır giyimde 300 binden fazla insan işten çıkarıldı sadece şu son üç yıl içerisinde. Yazık değil mi bu millete? Hâlbuki iyi destek, iyi teşvik mekanizmaları kurulsa; "Arkadaş sizin sektörel olarak ne sorununuz var ya gelin konuşalım, bakın size şöyle bir destek verelim. İhracat yapıyor musunuz, bu ülkeye döviz getiriyor musunuz? Getiriyorsunuz. O zaman sizin borçlarınızla ilgili şöyle bir yeniden yapılandırma yapalım, şöyle bir size nefes aldıralım. Hatta çarkınızı döndürün, size özel bir kredi imkânları hazırlayalım." Bunların hiçbirisi yok. Sanayici derdiyle baş başa, çiftçi derdiyle baş başa, esnaf KOBİ derdiyle baş başa. Böyle bir ülke mi yönetilir ya?

İsmail Küçükkaya: Sayın Babacan, en çok baktım bu çalışmalara; "Yapılmışı var" diyorsunuz ya, vatandaşı en çok bu etkilemiş. "Yapılmışı var." Ne demek istiyorsunuz orada?

Ali Babacan: "Yapılmışı" İsmail Bey, bakın şu: Dünya Bankası'nın 2015'te yayınladığı Türkiye kitabı

İsmail Küçükkaya: Tamam.

Ali Babacan: Burada ne var biliyor musunuz? Ayrı ayrı alanlarda; bakın finans da dâhil, şöyle tutayım bakın, finans da dâhil mali yönetim dâhil, refahın nasıl arttığı, şehirler, iş gücü piyasası... Bu kitapta ne yazıyor biliyor musunuz? Türkiye örnekleri. Türkiye'nin nasıl başarılı olduğu, niye başarılı olduğu. Dünya Bankası bu kitabı 2015'te yayınladı; yani benim hükümetten ayrıldığım yıl. Bir bakıma Türkiye'nin...

İsmail Küçükkaya: Ama o zaman Cumhurbaşkanı diyecek ki size -ben size söyleyeyim bunu yine sunacaklar ona- o da diyecek ki "Ali Babacan," diyecek ki işte "Ben yaptım, ben yaptım, tek haneye ben indirdim diyor, işte biz vardık işin başında" diyecek yine ben size söyleyeyim.

Ali Babacan: O zaman şimdi indirsin. 10 yıldır enflasyon iki hane. 2018'den bu yana da tek imzayla ülkeyi yönetiyor. Atsın imzayı, düşürsün enflasyonu. Niye düşmüyor? İşte ekranda duruyor, niye düşmüyor? Yeni yapsın o zaman yapabiliyorsa. Mesele kadro meselesi. Dürüst, ehil kadrolardan oluşmadıktan sonra İsmail Bey, olmaz. Dünya Bankası bunu niye hazırladı biliyor musunuz? Dünyadaki tam 20 ülkeye "Ya Türkiye bakın bu konularda başarılı oldu, siz de açın öğrenin, hatta Türkiye'den de biz elemanlar gönderelim" dedi ki biz yaptık bunu; bütün devlet kurumlarından 20 ülkeye insanları gönderdik, kendi yaptıklarımızı anlattık; "Siz de belki ilham alırsınız, uygularsınız" diye o ülkelerde. Şimdi "yapılmışı var" dedim, bu dünyaca tescil edilmiş bir iş. Kim ne derse desin. Ha bir de bu ara yeri gelmişken söyleyeyim; bu fon krizinden bu yana Sermaye Piyasası Kanunu'nu çıkaran, Bankacılık Kanunu'nu çıkaran, Bireysel Emeklilik Sistemi Kanunu'nu çıkaran, Konut Finansmanı Kanunu'nu çıkaran, Sigortacılık Kanunu'nu çıkaran kim bu ülkede? Sıfırdan yazdık hepsini; ben. Hepsini ben Meclis'e götürdüm, komisyonlar falan. Şimdi ister istemez insanlar bana soruyor; "Ne oldu, nasıl oldu, nerede eksik?" diye. Şimdi ben bunları anlattıkça bazıları da bana bakıyorum ufak ufak ilişiyorlar; "Yok şöyle oldu, yok böyle oldu" falan filan diye. Ben diyorum ki problem ülkeyi yönetenlerde bakın.

İsmail Küçükkaya: Şimdi Sayın Babacan, buradan meseleyi bu fon krizine getirmek istiyorum. Arkadaşlar Sayın Babacan'ın hazırladığı, sunmak istediği bir görsel var onu da alın. Şimdi bugün Aydın Ünal... Aydın Ünal kim efendim?

Ali Babacan: Aydın Ünal 5 yıl benim ekibimdeydi, 2002-2007 arası. Benim metin yazarımdı.

İsmail Küçükkaya: Başbakanın metin yazarı...

Ali Babacan: Bizim ekipteyken biz hep Başbakan'ın metinlerini de yazıp gönderirdik. O da satır satır okurdu, "Aman kriz bir daha çıkmasın" falan diye. Bütün o bizim metin yazarı ekibimizdeki Aydın'ı bir süre sonra baktılar Başbakan'ın metin yazarı ekibine davet ettiler, ben de "Tamam" dedim, "Git orada da faydalı olursun, git" dedim Aydın'a.

İsmail Küçükkaya: Bende tanıyorum. Benim bildiğim Aydın Ünal da yalnızca hani entelektüel kapasitesi değil, akıllı kalemi güçlü değil, aynı zamanda dürüst bir insan.

Ali Babacan: Hak-İş'teydi, Salim Bey'in yanındaydı.

İsmail Küçükkaya: Onu bilmiyorum.

Ali Babacan: 2002'de bizim hükümet kurulurken Salim Bey'i aradım; "Ya" dedim, "Sizde Aydın diye bir arkadaş varmış" dedim, "Ben bir tanışmak istiyorum, sizin için bir sorun mu?" dedim.

İsmail Küçükkaya: Hak-İş'ten aldınız onu.

Ali Babacan: Evet, Hak-İş'ten bizim ekibe kattık. Sonra milletvekili oldu tabii.

İsmail Küçükkaya: Aydın bir süredir bu konuları irdeliyor, Erdoğan'ın da metin yazarlığını yaptığı için... Diyor ki: "Öyle dış güçler, dış mihraklar, darbe girişimi filan değil. Bu bile bile bildiğin bir doğal bir afet gibi" diyor. Tam kendi ifadesini okuyayım: "Fon krizi tamamen doğal nedenlerle ortaya çıktı" diyor. Arkasında işte bu mesela tamahkârlık, hırs, açgözlülük; bütün bunlardan bahsediyor.

Ali Babacan: Ama "doğal neden" olunca sanki durup dururken ortaya çıkmış gibi anlaşılıyor. Öyle değil ki.

İsmail Küçükkaya: Yok.

Ali Babacan: Kötü niyetli insanlar iyi niyetli insanları dolandırdı.

İsmail Küçükkaya: Onu bir söyler misiniz efendim?

Ali Babacan: Dış güç, mış güç, hikâye zaten kimse inanmıyor ona da... Kötü niyetli insanlar, yeterince denetim ve gözetim olmadığı için iyi niyetli insanları dolandırdılar. Zaten Sermaye Piyasası Kanunu'ndaki ifade "piyasa dolandırıcılığı" ifadesidir.

İsmail Küçükkaya: Bu öyle midir efendim? Bu piyasa dolandırıcılığı...

Ali Babacan: Kesinlikle yani.

İsmail Küçükkaya: Bu gördüğümüz şey.

Ali Babacan: Kesinlikle. Bu piyasa dolandırıcılığıdır, başka bir şey değildir. Ama bunu yakalaması gereken, bunu zamanında erken aşamada tespit etmesi gereken kurumlar hangileridir? Başta Sermaye Piyasası Kurulu'dur. Borsa İstanbul... Bütün onların sisteminde alınıyor satılıyor bunlar yani. Oradaki fiyatlardaki anormal hareketleri izlemesi gereken, şüphelendiğini SPK’ya bildirmesi gereken kurum Borsa İstanbul'dur. Sermaye Piyasası Kurulu bakar, gerçekten kanuna aykırı işler yapılıyorsa bunu savcılığa suç duyurusu olarak bildirir. Bakın şimdi sistem tersten çalışıyor. Savcılık resen harekete geçmiş durumda. Halbuki Sermaye Piyasası Kanunu'nun bunları yakalayıp savcılığa suç duyurusunda bulunması lazım. Kanun öyle diyor, Sermaye Piyasası Kanunu öyle diyor. Onun için dedim burada bakın baştan, baştan bu iş olur olmaz, patladı ya, patladığı günün akşamı bütün bu kurulların, kurumların üst düzey yöneticilerinin görevden alınması gerekiyordu. Aslında onların kendiliğinden ayrılması gerekiyordu.

İsmail Küçükkaya: Kim onlar?

Ali Babacan: Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul başta olmak üzere, bu işte sorumluluğu olduğunu hisseden, "Ya bu benim görevimdi yapamadım arkadaş" diyen herkesin ahlaki olarak baştan zaten ayrılması gerekirdi. Hala kurumların başında bunlar var. Kurul üyeleri hala aynı. Şimdi bütün bu işi yapamamış, becerememiş, eline yüzüne bulaştırmış bir ekibi, kadroyu siz hala nasıl görevde tutarsınız ya? Üstelik görevde tuttukları da yetmiyor, bunlardan oluşan bir bilmem ne fon kurulu kuruluyor yani. Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığında hantal bir yapı, 15-20 kişilik bir yapı. Sözüm ona o yapıyla bunu çözecekler. Mümkün değil.

İsmail Küçükkaya: Ne yapmalıydı? Ne yapar, nasıl yapılır?

Ali Babacan: Bakın birinci adım, hemen hemen bu kurulların başkanları bir sefer, başkanlar ve üyeler görevden alınmalıydı. Alt kademeye doğru bu izleme, gözetleme konusunda bunu kaçıran, görmeyen veya bakın ben iyi niyetle "kaçıran, görmeyen" diyorum, ihmali olan, hatta bunlara ortak olan... Çünkü devlet yapısı içerisinde, iktidar yapısı içerisinde ortaklarınız olmadan bu kadar büyük bir dolandırıcılığı yapamazsınız. Yani Hazine ve Maliye Bakanı uyarıyorsa, parti tarafında Genel Başkan Yardımcısı uyarıyorsa ve bu iş hala devam ediyorsa bilin ki içeride bunların ortakları var, bunlara destek olanlar var. Şimdi bütün bunların kurumlar içindeki ayağının bırakması lazım. Bırakmıyor mu? "Arkadaş seni görevden aldım" demen lazım.

İsmail Küçükkaya: Bu birinci adım. Sonra?

Ali Babacan: Bunu yapmadılar. Sonra ne yapılması lazımdı? Hemen bir görev gücü kurulması gerekiyordu. Ben bunu bakın iki haftadır söylüyorum; görev gücü, task force. Bu işler böyle, kriz böyle yönetilir. 5 ila 7 kişi arasında, ki dinamik olacak, hemen bir araya gelebilecekler, hemen hızlı karar alabilecekler. 20 kişiyle karar alamazsınız ya. Tartışmak yarım gün sürer yani. Bu 5 ila 7 kişilik ekip tamamen yetkili, bu krizin anlık yönetimi ve çözümüyle alakalı görevlendirilecek. Krizlerin bir kriz öncesi safhası vardır, kriz anı vardır, bir de kriz sonrası çözümlenmesi vardır. Şu anda kriz anını yaşıyoruz bakın.

İsmail Küçükkaya: Şu anda hala mı?

Ali Babacan: Tabii tabii, şu anda her şey çok sıcak. Çok sıcak her şey. Daha ne olduğunu anlamış değil insanlar. Bir sürü haberler çıkıyor bakıyorsunuz açıklama yok. Bir de karanlıkta yürütülüyor işler. Şeffaflık diye bir şey yok. Yani sağdan soldan böyle cımbızla bir bilgi alınırsa, o da birilerine verilirse o yansıyor. Ondan sonra onun gereği yapılıyor. Halbuki her şey kayıtlı olduğu için Merkezi Kayıt Kuruluşu'nda... Sistemi kuran kişi olarak söylüyorum. Ve o zaman biz Nasdaq'tan, bakın Nasdaq'ın bilişim sistemi... Nasdaq nedir?

İsmail Küçükkaya: Amerika'daki borsa işte.

Ali Babacan: Hah, onun bilişim sistemini biz aynen getirdik Borsa İstanbul'a kurduk. Aynen. Üstelik kodlarıyla beraber. Yani hazır paket değil bakın. Yani yazılım kodlarıyla beraber kurduk ki hâkim olalım, öğrenelim, daha iyisini yapalım ileride diye. Dünyanın en gelişmiş bilişim sistemini biz Borsa İstanbul'a kurduk. Her şey orada yani. Ama niye olmuyor? Çünkü kötü niyetli insanlar var, dolandırıcılar var. Bu dolandırıcıların iktidar içerisinde destekçileri var, ortakları var. Onun için bugüne kadar... Bana gelen bilgi, bakana giden bilgi, genel başkan yardımcısına giden bilgi; ortada hiçbir şey yapılmıyor. Ben buradan soruyorum: Ya sizin elinizi kolunuzu kim bağladı arkadaş? Kim elinizi kolunuzu bağladı? Kim "aman ha oraya dokunma", kim "çek elini" dedi size? İçeride böyle bir şeyler oldu. Bana gelenlere ve bunu anlatanlara diyorum ki: "Arkadaş siz bakana anlattınız mı?" "Anlattık tabii" diyorlar. "SPK başkanına anlattınız mı?" "Anlattık tabii" diyorlar. Ya şimdi onlar biliyorsa zaten bu bilgi ulaşması gereken yerlere ulaşmış. Onların gereğini yapması lazım. Niye yapamadılar bugüne kadar gereğini? Çıkıp söylemeleri lazım. "Ya biz farkındaydık, ta 10 ay önce ben bunu söyledim ama bir şey yapamadım çünkü elimi kolumu arkadan bağladılar, beni hareket ettirmediler" demeleri lazım.

İsmail Küçükkaya: Babacan, buradaki dolandırıcılığın boyutu nedir efendim rakamsal? Siz çalışıyorsunuz ya üzerine.

Ali Babacan: İşte 15 ila 25 milyar dolar arasında olduğu söyleniyor. Söyleniyor diyorum çünkü yani resmi kaynaklardan gelen veriler neyse biz onlara itibar ediyoruz deminki TÜFE rakamları gibi, değil mi? Yani demin işte TÜFE, TÜİK açıklamış. TÜİK'in açıkladığı rakamdır. Vatandaş da diyor ki yüzde 45'tir diyor. Hatta bir sene sonra bile yüzde 45 olacak diyor.

İsmail Küçükkaya: Şunu soracağım: Sizin zamanınızda da biz ona bakıyorduk TÜFE, resmi rakam. Hani siz tek haneye indirdiğinizde de biz TÜFE'ye bakıyorduk ona ve hiç sorgulamıyordum o zaman.

Ali Babacan: Hiç sorgulamıyorduk çünkü niye? TÜİK eskiden Devlet İstatistik Enstitüsü'ydü. Biz onu TÜİK yaptık, Türkiye İstatistik Enstitüsü dedik ve Eurostat'la, yani Avrupa Birliği'nin istatistik kuruluşlarıyla tam entegre ve metodoloji olarak da tam paralel hale getirdik.

İsmail Küçükkaya: Şimdi…

Ali Babacan: Enflasyon ölçülüyor ya, ölçülürken tutulan anket formları var ya, Eurostat'ın anket formlarıyla aynı hale getirdik ki Türkiye'nin açıkladığı her bir veri dünyada kabul edilen, itibar gören bir veri olsun diye. Fakat ne oldu? 2018'de başkanlık sistemi geldi mi? Damat da ekonominin başına geldi mi? Başladılar verilerle oynamaya. Bakıyoruz piyasadaki, piyasayı bilen herkes bakıyor, görüyor; "Ya enflasyon daha yüksek arkadaş" diyor. TÜİK'e bakıyorlar, daha düşük bir rakam açıklanıyor. Ben o zamandan beri bunu çok mesele ettim biliyorsunuz. Bakın TÜİK doğru ölçmüyor, TÜİK'te sıkıntı var. Yöntemi nedir? TÜİK'in yeniden kredibilite oluşturulması nasıl sağlanır? Dışarıdan bağımsız bir denetim gücü kuracaksınız TÜİK için; akademisyenlerden, uzmanlardan oluşan. Ve bunlar gidecekler, kolları sıvayacaklar; TÜİK'in bütün metodolojisine, anket formlarına, her şeyine bakacaklar. Ve bu bağımsız yapı diyecek ki; "Ya TÜİK doğruyu ölçüyordur ya da yanlış ölçüyordur" diye. Bunun yöntemi bu. Dünyada kredibilitesi biten, yani güveni kaybeden, yeniden güven inşa etmek isteyen kim var kim yoksa bunun metodu; “arkadaşlar ben o kadar dürüst ve açık çalışıyorum ki, gelsin isteyen beni kontrol etsin. Doğruyum, hesaptan kaçmıyorum" diye hesabı ortaya koyması lazım. TÜİK bu hesapları ortaya koymadan kredibilitesini tekrar inşa edemez, mümkün değil.

 

İsmail Küçükkaya: Sayın Babacan, şimdi 15 ila 25 milyar dolar arasında olduğu belirtiliyor. 455 bin kişinin de doğrudan etkilendiği belirtiliyor. Peki sizce kimleri etkiliyor, kaç kişiyi etkiliyor bu kriz, bu fon krizi?

Ali Babacan: Şöyle; yani bu iki haftadır bize gelen bilgiler, ulaşan vatandaşlara baktığımızda sanki sayı 455 binden fazla gibi. Yani 86 milyonluk ülkede 455 bin kişinin oranı çok fazla değil ama tabii asıl yananlar, zarar görenler bizlere ya da devlet tarafındaki, iktidar tarafındaki insanlara ulaştığı için tabii o çok doğru bir örnekleme olmayabilir. Gidip otobüs durağında "Arkadaş senin paran var mı yok mu?" diye şöyle bir insanlara sormak lazım. Ama otobüsle işe gidip gelenlerin bile fazla parası burada olmayabilir yani. Nihayetinde bir miktar birikimi olan insanlar ama bir kısmı da şöyle olabilir; diyelim ki esnaftır, bir çeki vardır senedi vardır, "Bir ay param boşta duracağına hiç olmazsa çekin senedin ödeme gününe kadar fona yatırayım da üç beş kuruş kazanayım ondan sonra ödeyeyim" diyenler de olabilir.

İsmail Küçükkaya: Nihat Zeybekçi böyle düşündü. Nihat Zeybekçi diyor ki; "Otomotiv sektörümüzün bir parası vardı" diyor, 250 milyon TL mi ne bir şeyden bahsettiler. "Biz onu boşta kalmasın diye buraya yatırdık" diyor.

Ali Babacan: Olabilir, herkesin durumuna ayrı ayrı bakmak lazım.

İsmail Küçükkaya: Peki bu bizi efendim, mesela beni, sade vatandaşı, benim fonda param yok diyelim, oraya girmedim etmedim falan. Beni nasıl etkiliyor bu kriz? Sade sokaktaki vatandaşı?

Ali Babacan: Şimdi Türkiye'de maalesef ciddi bir yeni güven problemi daha oluştu ya bu dolandırıcılık sebebiyle. Şimdi güven dibe vurunca bunun bedeli her zaman için yüksek faizdir. Güven dibe vurunca bunun bedeli genel anlamda durgunluktur. Şimdi bakmayın şu anda işin bu şekilde gittiğine. Eğer acilen doğru adımlar atılmazsa bu ekonomide bir durgunluk dönemini başlatabilir. Çünkü ciddi bir servet etkisi ortaya çıktı. Servet etkisi ne demek? Şu anda Borsa'da yatırımı olan aşağı yukarı 6 milyon insanımız var. Bireysel emeklilikte para yatırıp da portföyünde hisse senedi olan belki 15 milyon, belki 20 milyon vatandaşımız var; onu tabii portföylerin ayrımını onlar açıklamıyor onu bilmiyoruz. Şimdi bütün bu vatandaşlarımızın birikiminde erime oldu. Dolayısıyla insanlar böyle dönemlerde harcamalarda biraz frene basar. Harcamalarda frene basınca genel anlamda bir durgunluk meydana gelir. Bunun olmaması için de acilen güveni oluşturacak adımlar atılması gerekir. Sonra güvenin dibe vurması demek riskin yükselmesi demek. Riskin yükselmesi demek faizlerin daha uzun süre yüksek seyretme mecburiyeti demek. Hele hele biliyorsunuz şu anda Amerika'da yani son yılların en yüksek hazine faizleri söz konusu. 30 yıllık tahvillerin faizi bile %5'in üzerine çıktı. Yani son 20 yıldır falan görmüyorduk böyle bir şeyi. Yani bir de dünya ekonomisinde de böyle faizlerin hızla arttığı bir dönemdeyiz.

İsmail Küçükkaya: Bir de tabii savaşlar var.

Ali Babacan: Merkez Bankası Başkanı, Fed Başkanı; "Ben faizi indireceğim, indireceğim, Fed indirmeli" dedi dedi, Trump'ın gözüne girdi, Trump onu Fed başkanı yaptı, adam gitti faizi artırdı. "Faiz inmeli" diyen adam geldi faizi artırdı. Dolayısıyla hele hele böyle faizlerin de artmaya başladığı dünyada bir dönemde Türkiye'deki bu krizin, bu yolsuzluk sorununun çok hızlı bir şekilde çözülmesi ve yeniden güvenin inşa edilmesi lazım. Yeniden güvenin inşası için de yeni bir kadro lazım kurumların başına.

İsmail Küçükkaya: Onunla ilgili aklıma çarpıcı bir soru geldi de sizin açıklamalarınızı görünce. Ama önce efendim en temel mesele şu; şimdi diyelim siz ekonominin başındasınız şimdi, yönetiyorsunuz. Böyle bir krizde, hadi diyelim oldu, sizin zamanınızda da diyelim. Fakat buradaki mağduriyetleri nasıl gidereceğiz? Bu paralar nasıl ödenecek? Mesela şöyle bir şeyden bahsedildi efendim; "Fatma Betül Sayan Kaya parayı ödedi" dediler. Ben de aradım Hazine'yi, "Ya bu nasıl olmuş, nereye?" Ya tuhaf şeyler de konuşuluyor şu an. Onu bir anlatır mısınız?

Ali Babacan: Ya bir de şöyle, ben o haberi görünce zaten dedim; "Nereye ödedi ki?"

İsmail Küçükkaya: Nereye dedi.

Ali Babacan: Yani böyle bir mekanizma yok yani.

İsmail Küçükkaya: Evet.

Ali Babacan: "Pardon ben bunu fazla kazanmışım" ya da işte artık içeriden bilgi mi aldılar ne yaptılar onları yargı süreci inşallah açığa çıkarır diyelim, ne diyelim yani. Öyle bir mekanizma yok. Ondan sonra SPK açıklama yaptı, bir IBAN numarası verdi.

İsmail Küçükkaya: O da tuhaf.

Ali Babacan: Ya o da tuhaf. Diyor ki; "Fazla kazandığını düşünen varsa getirsin buraya iade etsin parasını" diye.

İsmail Küçükkaya: Yarabbim.

Ali Babacan: Şimdi böyle bir hukuk var mı? Diyorsunuz ki; "Sen arkadaş bu kuyumcuyu soydun, ben gece kapısını açık bırakıyorum, getir o çaldığın altınları iade et." Böyle bir usul var mı, böyle bir hukuk var mı? Bırakın kuyumcu soygununu, tek bir çeyrek altını şöyle hani tezgâhın üzerinden bir vatandaş çalsa, yakalanınca da "Pardon ya iade ediyorum" dese yırtar mı? Böyle bir hukuk var mı? Onun o çalmış olmanın bir cezası var. Çünkü "Ben çaldığımı iade edeyim yırtayım" öyle bir şey yok. O zaman ne olur? Şuna teşvik edersiniz insanları: "Arkadaşlar çalabildiğiniz kadar çalın, yakalanmazsanız sizin, yakalanırsanız da iade edersiniz olur biter."

İsmail Küçükkaya: Oh ne ala!

Ali Babacan: O ne ala. Yani hırsızlığı teşviktir bu yani, başka bir şey değildir. Onun için bakın kriz yönetimi dediğim bu 5-7 kişilik görev gücü bu. Şimdi bunlar kriz çıktı çıkalı yani bu dolandırıcılık meselesi ortaya çıktı çıkalı İsmail Bey, yönetebildikleri yok. Kriz öncesinde de ellerine yüzlerine bulaştırdılar, kriz yönetim anında ellerine yüzlerine bulaştırdılar, bulaştırıyorlar.

İsmail Küçükkaya: Peki bunun yolu nedir efendim?

Ali Babacan: Dediğiniz ya; "Beni sade vatandaş olarak..." Bütün 86 milyon bundan etkilenir. Yoksulluk olarak etkilenir, ekonomik durgunluk olarak etkilenir. Yani yüksek faizin karşılığını gidiyorlar hepimizden vergi olarak toplamıyorlar mı Allah aşkına? Faizi kim ödüyor? Hazine'nin ödediği faizi kim ödüyor? Siz ödüyorsunuz, ben ödüyorum. Maaşlarımızdan kesilen vergilerle biz o hazinenin faizini ödüyoruz.

İsmail Küçükkaya: Şimdi peki mağduriyetler var, mağdurların mağduriyetinin giderilmesi var, ödenmesi gereken paralar var, öbür tarafta alınan paralar var, alınması gereken paralar... Onun yolu nedir efendim?

Ali Babacan: Şimdi paraları tekrar tahsil, bu kötü niyetli dolandırıcılardan bu paraların yeniden tahsil edilmesinin yolu aslında TMSF'nin sahip olduğu olağanüstü yetkilerin kullanılmasıdır.

İsmail Küçükkaya: Bu İmar Bankası'ndaki gibi...

Ali Babacan: İmar Bankası... Şimdi İmar Bankası krizi çıktığında, yani İmar Bankası ile ilgili dolandırıcılık ortaya çıktığında bunlar ne yapmış bu arada? İmar Bankası'nın sahipleri.

İsmail Küçükkaya: Çift kayıtlar falan vardı.

Ali Babacan: Aynen öyle. Şimdi milletten 6,5 milyar doları toplamışlar mevduat diye, sadece 500 milyon doları bankanın resmi kayıtlarına girmişler, 6 milyar doları kaçırmışlar götürmüşler. Biz ne yaptık? Özel bu İmar Bankası tam bir dolandırıcılık olduğu için onunla ilgili özel bir yasa çıkarttık ama daha da önemlisi 2003’ün sonunda bir TMSF yasası çıkarttık. TMSF yasasında bağımsız bir kurul oluşturduk, başına Ahmet Ertürk’ü koyduk ve dedik ki: "Arkadaşlar, sizin göreviniz bu kötü niyetli banka patronlarından bu paraların tekrar tahsili." Tam 20 milyar dolarlık tahsilat yaptı TMSF. Dünyanın neresinde olursa olsun bunların mal varlıkları gitti, yakaladı, enseledi, getirdi. Ama bunu yapabilmesi için TMSF’nin imkanlarının olması lazım ve bağımsız çalışması lazım. Bağımsız bakın. O gün bazı banka patronları gittiler, döndüler, dolaştılar; Başbakanlık, Hazine, Maliye... yanıyorlar yani. Dedi ki: "TMSF bağımsız. Eğer kötü niyetliyseniz bunun bedeli, karşılığı..." İyi niyetli yaptıysanız sorun yok.

İsmail Küçükkaya: Bir şey söyleyeceğim, hatta o kadar bağımsız ki bilmiyorum hafızam beni yanıltmasın, sizi dinlerken aklıma geldi, o kadar bağımsızdı ki mesela Sabah Gazetesi grubunun satılmasında o tarihte galiba Cumhurbaşkanını da Sayın Başbakandı o zaman bir kızdırdı galiba bildiğim kadarıyla. Öyle şeyler hatırlıyorum.

Ali Babacan: Ahmet Ertürk dedi ki: "Bir, biz bağımsızız. İki, bu devletin milletin malıdır. Biz bunu ihale ile ve en yüksek fiyatı kim veriyorsa ona satarız" dedi ve 1 milyar dolara satıldı değil mi?

İsmail Küçükkaya: Çok pahalıya satıldı diye değil mi? Öyle hatırlıyorum.

 

Ali Babacan: 1 milyar dolara. Ama bu satıldı da parayı kim aldı? Hazine aldı. "Ya hani çok pahalıya sattınız, Hazine'ye de fazla para geçti..." Böyle bir şey yok yani, yapılması gereken o zaten ve TMSF bunu yaptı.

İsmail Küçükkaya: Bu hatırladığım doğru mu efendim? Böyle bir bilgi doğru mu?

Ali Babacan: Bilgi doğru, doğru. Ama ne oldu? Ahmet Ertürk’ün bir dönemi oldu, 5 yıl yaptı, ondan sonra bir daha görevlendirilmedi.

İsmail Küçükkaya: Nasıl çıkacağız efendim? Şimdi mesela bunun, mağduriyetlerin giderilmesi vesaire... Hani iş başındasınız diyelim, yol gösterelim insanlara, halka, devlete.

Ali Babacan: Şimdi hemen çok hızlı, acil bir görev gücü. Bugünü, krizi yönetmek ve ileriye doğru bunun çözümlenmesi için. Artı, geçmişe doğru yargı denetimi başladı ama bağımsız çalışması lazım. Ucu kime dokunursa dokunsun bakın. Yani bu işleri yürüten yargı mensuplarımıza özellikle çağrıda bulunuyorum: Bu devletin milletin hakkıdır, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır. Siz bunu... Ve devletin de görevidir çünkü kurumlar bunu yakalayamamıştır. Ucu kime dokunursa dokunsun yargı denetiminde bu işte sorumluların çıkıp hesabını vermesi lazım, cezalarını görmeleri lazım. İkincisi; Devlet Denetleme Kurulu demiş idim ben, ki o da başladı. O da bizim tavsiyemizdi. Fakat öğrendik ki Devlet Denetleme Kurulu Başkanı aynı zamanda Borsa İstanbul’da İkinci Başkanmış, Yönetim Kurulu üyesiymiş. Şimdi kendi dönemindeki bir sorunu Devlet Denetleme Kurulu nasıl denetleyecek yani? Ciddi orada bir çatışma var. Yani o kadar kötü bir durumda ki bu devlet yönetimi; ne kadar ilkesizlik, ne kadar yanlışlık varsa hepsi yapıldı, yapılıyor ve o yüzden de böyle arapsaçına, kördüğüme dönmüş bir yapı var maalesef. Ama DDK da yapsın, göreceğiz bakalım ne yapacaklar ne edecekler. Fakat daha önemlisi, yani özellikle DDK ile ilgili bu durumu öğrenince artık Meclis’te de bir araştırma komisyonu kurulmasını ben şart görüyorum. Çünkü Meclis’teki araştırma komisyonu kadar bağımsız, rahat hareket edebilecek bir yapı olmayabilir; yargı tarafında da DDK tarafında da. Ama Meclis’te muhalefet partileri de var ya. Yani bu işi iyi bilen, Meclis’te 600 milletvekili var. Bu 600 milletvekilinden çok rahat 15-20 kişilik bir komisyon oluşturulabilir. Yani onlar isim isim tespiti falan kolay yani. Bu işleri az çok bilen, bir de kimseyle bağlantısı olmayan düzgün insanlar var. Bakmayın, siyasetin hepsi kirli değil yani. Siyasette de hala düzgün insanlar var az sayıda da olsa. Onlardan kurulur...

İsmail Küçükkaya: Ha onu soracaktım bir dakika. Orada ne demek istiyorsunuz? Mesela "AK Parti'nin içinde de iyi insanlar var" diyorsunuz. Mesela bu Aydın Ünal gibi yazarların falan da bahsettikleri... Şöyle söylüyorlar: Bir AK Parti o kuruluş felsefesi hani Bülent Arınç'ın falan da söylediği, ilk kurduğunuz zamanlardaki söylem ve kadro olanlar, bir de şimdi onlar "AKP'liler" diyorlar mesela; hani böyle daha işte elinde böyle pahalı purolarla filan...

 

Ali Babacan: Sonradan gelip iktidarın nimetlerinden istifade edenler... Çünkü AK Parti'nin zamanında kurucusu olan, zamanında millete umut olan, "3Y ile mücadele edeceğiz" diye yola çıkan kadrolar vardı değil mi? Hangi 3Y? Yolsuzluklar, yasaklar ve yoksulluk. Bu 3Y ile mücadele edeceğiz. Şimdi daha sonradan öyle kadrolar geldi, öyle bir menfaat şebekesi oluştu ki onlar iktidarın nimetlerinden faydalanmak için geldiler. Ya ben ilk AK Parti'nin kurucularındanım biliyorsunuz, 72 kişiden birisiyim. Kurucular listesi gazetede yayınlandığı anda, daha kuruluş yok, birkaç gün önce yayınlandı, kaç kişi aradı beni. "Ya sen ne yapıyorsun?" dedi. "28 Şubat dönemindeyiz" dedi. "Asker zulmeder yarın size, vesayet dönemindeyiz" dedi. "Bu dönemde yapılacak iş mi bu? Riske atıyorsun kendini" dedi falan filan bakın. O günlerden döndük dolaştık, yine baskı var, yine bir korku var, yine insanlar konuşturulmuyor şu bu falan filan... Bu sefer ne oldu? Hani bir vesayet, bir baskı rejiminden döndük; 25 sene sonra o baskının kaynağı olan bir iktidar yapısına doğru evrildi iş. Fakat tekrar edeyim; yani AK Parti içerisinde, sistemde hala düzgün, "bir şeyleri belki de içeriden düzeltebilirim" niyetinde olan insanlar var. Ama biz oradaydık, içinde yaşadık, gördük ve artık içeriden bir düzeltmenin mümkün olmayacağı kanaatine ulaştığımız için ayrıldık ve DEVA Partisi'ni kurduk. Çünkü içeridekiler konuşamıyor. Bakın bir milletvekili çıktı bir şeyler söyledi...

İsmail Küçükkaya: Evet, Serkan Bayram.

Ali Babacan: Hemen özür dilettiler. Hemen özür dilettiler yani. Ya adamcağız gördüklerini söylemiş, niye susturuyorsun ki? Yani milletin vicdanına da hitap eden şeyler söyledi. Şimdi sen bunu eğer susturursan o zaman halkın sesi olamazsın. Yani Meclis, sizin AK Parti milletvekilleriniz halkın sesi olamaz, halkı temsil edemez. İnsanların rahat konuşabilmesi, kendilerini ifade edebilmeleri lazım. Dolayısıyla ben hiçbir zaman böyle insanları bir torbaya doldurup "hepsi şöyledir böyledir" demem. Tek tek ayıklamak lazım. Zaten bunun çözülmesinde de tek tek ayıklamak gerekiyor, ince çalışmak gerekiyor.

İsmail Küçükkaya: AK Partililer içinde ne konuşuluyor biliyor musunuz çok... Yani "keşke Babacan da gelse" diyorlar mesela o bünyeye yeniden ya da en azından bu krizle, bu ekonomiyle ilgili... Mümkün olabilir mi böyle bir şey?

Ali Babacan: Ya şimdi şöyle ki, biz ülkenin yönetiminin tamamına talibiz öncelikle onu bir kayda geçireyim.

İsmail Küçükkaya: DEVA Partisi olarak.

Ali Babacan: DEVA Partisi ve Ali Babacan olarak ülkenin yönetiminin tümüne talibiz. Çünkü hukukuyla, adaletiyle, eğitimiyle topyekûn bir reform çabası olmadan, yolsuzlukla mücadeleyle alakalı sapasağlam bir irade ortaya konmadan bu ülkenin sorunları çözülmez. Yani kısmi çözüm olmaz artık yani. Bakın bir şey göstereyim Size İsmail Bey.

İsmail Küçükkaya: Lütfen. Hatta yönetimimde var bunlar.

Ali Babacan: Evet, şu 2022 yılında belki evet şeyde varsa, 2022 yılında bir çağrı yapıldı Türkiye'ye. Bu yolsuzluğun önlenmesi için atılması gereken adımlar... Bu son gelmesi lazım çünkü yeni bir raporun şeyi.

İsmail Küçükkaya: Yolsuzluğun önlenmesi için atılması gereken adımlar.

Ali Babacan: Son gelmesi lazımdı çünkü bu yeni bir raporun şeyi.

İsmail Küçükkaya: Sizin danışmanlarla dün konuştum da efendim, Ömer'le... Aslında numaralı göndermişti ona. Siz keşke numara...

Ali Babacan: Öyle ama bu yeni, bu yeni son. Şuradan da gösterebilirim zaten.

İsmail Küçükkaya: Gösterin oradan. Sabit tutarsanız efendim, kameraya da görün arkadaşlar rica edeceğim. Evet tutun efendim öyle, tamam.

Ali Babacan: Şöyle tutayım. Şöyle tutayım. Bakın, 2022 yılında GRECO, yani Türkiye'nin de kurucusu olduğu Avrupa Konseyi'nin yolsuzlukla mücadele birimi bir rapor yayınlıyor.  Ve o raporda diyor ki, 2022 raporunda, “Türkiye'nin GRECO kriterlerini yerine getirmesi için 54 tane adım atması gerekir” diyor. Bu 54 adım nedir? 32 tanesi üst düzey hükümet yetkililerinin yapması gereken şeyler, onlarla ilgili atılması gereken adımlar ve 22 tanesi de hakimler, savcılar ve milletvekilleriyle ilgili atılması gereken adımlardır.

İsmail Küçükkaya: Evet.

Ali Babacan: Toplamda 54 tane Türkiye'nin yapması gereken şey var diyor. Bu yolsuzluk algı endeksi başka. Çok kötüye gidiyoruz, ayrı mesele de... Zaten 2022'de GRECO niye Türkiye'ye yolsuzlukla mücadeleyle ilgili tavsiyelerde bulunuyor? “Ya işler kötüye gidiyor” diyor…

İsmail Küçükkaya: Bu ne diyor efendim bize?

Ali Babacan: Türkiye'de yolsuzluk artıyor.

İsmail Küçükkaya: Kötü. Yolsuzluk artıyor.

Ali Babacan: Bizim kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi'nin yolsuzlukla mücadele birimi var. Türkiye'de gitmiş zamanında altına imza atmış, "Ben yolsuzlukla mücadelede gereken işleri yapacağım. Şu, şu, şu, şu kurallara uyacağım." diye. GRECO da diyor ki "Tamam da arkadaş" diyor. "Sen" diyor, "54 tane adım atman gerekiyor" diyor. "Eğer yolsuzlukla mücadele etmek istiyorsan" diyor. Şimdi geçtiğimiz mart ayında GRECO rapor çıkarıyor. Diyor ki "ya 54 adımı tabii size 4 sene önce tavsiye etmiştik ama " diyor. "Siz bunun sadece 10 tane adımı atmışsınız" diyor. "4 sene geçmiş aradan" diyor. "54 adımın sadece 10'unu yapmışsınız." diyor Mart'ta. Fakat iktidar diyor ki "Arkadaş aman ha, bu raporu yayınlama" diyor. "Bu raporu yayınlama" diyor. GRECO da kendi kuralları gereği Eylül sonunda bu raporun özetini yayınlıyor. Biz bu rakamları oradan aldık.

İsmail Küçükkaya: Tamam.

Ali Babacan: Yani bu raporun yayın tarihi 29 Eylül 2026. Şimdi ben buradan iktidara soruyorum. Sayın Erdoğan'a soruyorum: Siz bu yolsuzlukla mücadele konusunda samimi misiniz değil misiniz? Hani bana soruyorlar ya “ya gidip oraları bir toplasanız falan” diye ya da öyle beklenti var ya. Şimdi bu konuda samimi misiniz değil misiniz?

İsmail Küçükkaya: Siz diyorsunuz ki samimiyseniz konuşalım.

Ali Babacan: Ya şimdi önce bir samimiyet testinden bir geçmeden neyi konuşacaksınız, ne yapacaksınız yani? Eğer samimiyseniz niye 4 yılda sadece bu 54 adımdan 10'unu atabildiniz? Bakın 54 adımın 28'inde kıllarını kıpırdatmamışlar. 54 tavsiyenin 28'inde hiçbir şey yapılmamış 4 yıldır. 16 konuda da kısmen yapılanlar var. Ama 2022'den bugüne kadar 4 yılda yolsuzlukla mücadelede gerekenlerden 54 adımdan sadece 10 tanesi yapıldıysa ben burada bir samimiyet sorgularım, iradeyi sorgularım. Sizin yolsuzlukla mücadele iradeniz var mı yok mu? Eğer varsa bakın bir başka önemli samimiyet testi şimdi söylüyorum: Kamu İhale Yasası. Avrupa Birliği'nin 33 faslından bir tanesi kamu alımlarıyla alakalıdır. 28 ülke aynı ortak kamu alım mevzuatını uygular. Ben diyorum ki samimiyseniz bunu Meclis'ten bir ayda çıkartmak mümkün. Yani ben bu ülkenin cumhurbaşkanı olayım, anlatırım, bir ayda bunu Meclis kabul eder, üç ay sonra da yürürlüğe girer. O zaman bakın devlet nasıl tasarruf ediyor, o zaman bakın enflasyon nasıl düşüyor. Bir başka önemli samimiyet testi: İmar yasaları. Bu belediyelerde bu kadar mesele var değil mi? Bunların çoğunu kazıyın, çoğunun altından imar meseleleri çıkar. İmar rantlarının vergilendirilmesi ve bu imar değişikliklerinin kurallara bağlanması ile ilgili elimizde hazır yasa var. Ben bunu ta 2014'te Sayın Erdoğan'a anlattım, 12 sene önce. Yok, bugüne kadar hiçbir şey yapılmadı. Belediye başkanlarımız da İsmail Bey zor duruma düşüyor bakın. Belediye başkanı seçiliyor, en iyi niyetli olan bile ilk dakikadan itibaren talep gelmeye başlıyor. “Ya başkan bizim şu işimizi hallediver, bizim şurada bir arsa var, şöyle bir şey yapacağız, bir imarda küçük bir değişiklik gerekiyor” falan filan diye talepler geliyor. E yeni seçilen belediye başkanı ne kadar da iyi niyetli olsa bir süre sonra yavaş yavaş yavaş yoldan çıkıyor. Halbuki yasal düzenlemeler yapılsa, bu Kamu Alımları Yasası çıksa, imarla ilgili yasa çıksa, belediye başkanları diyecek ki, “kusura bakmayın ya ben yapamam. Çünkü kanun çok açık. Yaparsam bunun hapis cezası var. Benden böyle taleplerde bulunmayın” diyecek. Belediye başkanlarının da eli güçlenecek. Çünkü yolsuzluk meselesi sadece merkezi hükümet değil, belediyelerle de alakalı konular. Her ikisini de kapsayacak çok sağlam yasal düzenlemeler lazım. Ve bunun nasıl olacağı belli yani biz bilemiyoruz edemiyoruz yok. Altında imzamız olan ve kurucu üyesi olduğumuz kuruluş diyor ki, “54 tane adım atman lazım” diyor, “sadece 10'unu atmışsın 4 yıl boyunca” diyor. “Ne yapıyorsun?” diyor. Sayın Cevdet Yılmaz'a soruyorum, Sayın Mehmet Şimşek'e soruyorum. Ya siz 3,5 yıldır bu ekonominin başında değil misiniz arkadaşlar? Bunları niye yapmıyorsunuz? Niye Erdoğan'ı ikna edemiyorsunuz? Acaba elinizi kolunuzu kim tutuyor? Elinizi kolunuzu kim tutuyor? Niye buralarda adım atılmıyor?

İsmail Küçükkaya: Halkımızda başta ekonomiye ilişkin bir kaygı ve maalesef giderek artan bir umutsuzluk yaygınlaşmaya başladı. Bundan üzülüyorum çok. Hem halkın bir bireyi olarak hem de halkı anlamaya çalışan bir gazeteci olarak, buradan nasıl çıkacağız biz? Yani halkımıza yeniden ekonominin düzeleceğine dair umudu nasıl aşılayacağız? Yani nasıl düzelecek bu iş?

Ali Babacan: Bakın ben açıkça söyleyeyim; şu andaki yönetim zihniyeti Türkiye'nin başında olduğu sürece olmaz. Düzelmez. Olmadı, olmuyor. Bakın enflasyonla başladık değil mi, saat 10'da açıklandı. Yani niye tam 10 yıldır bu ülkede enflasyon çift hane? Niye düşmüyor?

İsmail Küçükkaya: Ve tek parti iktidarı var.

Ali Babacan: Tek imza, tek yetki.

İsmail Küçükkaya: Tabii tek parti iktidarı.

Ali Babacan: Tek imza, tek yetki. Niye düşmüyor? Çünkü bir ülkenin ekonomisinin düzelmesi için; bir, adaleti listenin başına yazacaksınız. Devletin dini adalettir. Adalet olmayınca ekonomi olmaz. Ama adalet sadece yargının adil ve hızlı çalışması değil; sosyal adalet, fırsat eşitliği... İşte bu bahsettiğimiz bütün bu fon yolsuzluğunun özünde de adaletsizlik vardır yani. Siz bir gruba alan açıyorsunuz, milleti çarpıp geçiyor. Olmaz. Birinci kural adalet. İkincisi; ehliyetli, liyakatli kadrolar. Yani dürüst, işini iyi bilen, çalmayan, çaldırmayan kadroları kuracaksınız. Başka olmaz, yapamazsınız yani. Üçüncü en önemli ilke de istişare.

İsmail Küçükkaya: İstişare.

Ali Babacan: İstişare. Yani konuyu iyi anlamak ve kararları alırken sağlam istişare mekanizmalarıyla o kararı almak.

İsmail Küçükkaya: AK Parti'nin ilk dönemi geliyor.

Ali Babacan: Yani evet, AK Parti'nin ilk dönemi gibi…

İsmail Küçükkaya: İlk dönemde işte Abdullah Gül, Bülent Arınç, Şener, sizler vardınız ekonomide...

Ali Babacan: Bir de 363 kişilik sapasağlam bir AK Parti grubu vardı o gün, bakın. O ilk AK Parti grubunda 363 kişilik milletvekili grubu vardı.

İsmail Küçükkaya: Onu niye söylüyorsunuz efendim? Şimdi de mesela bir grup var milletvekili...

Ali Babacan: Varda o günkü arkadaşlar özgür, hür... Yani bakın o grup, 1 Mart tezkeresini reddeden gruptur, dikkat edin yani. Yani akıllarına yatmazsa vicdanlarının sesini dinleyen bir gruptu 363 kişi. Bizim kapalı grup toplantılarımız olurdu. Şu anda öyle bir şey yapılıyor mu? Grup toplantısı dediğin herkesi topluyorlar, basını topluyorlar; konuşma ve herkes dağılıyor. Grup toplantısı nedir? Milletvekillerinin bir araya gelip istişare etmesi lazımdır. Ben soruyorum: En son AK Parti kapalı grup toplantısını ne zaman yaptı? Tarih versinler.

İsmail Küçükkaya: Hatırlamıyorum.

Ali Babacan: Ama grup toplantısı o. Grup toplantısı milleti toplayıp alkışlatıp, slogan atıp geri dönmek değil ki. Grup toplantısının özü milletvekilleriyle istişaredir. Ne zaman yaptılar en son? Tamamen sistem yok oldu. Eskiden Bakanlar Kurulu kararı denen bir sistem vardı. Yani 25 bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı imzalardı; 27 imzayla bir karar çıkardı. Bakanlar Kurulu kararının yerini şimdi Cumhurbaşkanı kararı aldı. Tek imza. 27 imza, indi tek imzaya. Peki, bir ülkenin Cumhurbaşkanının, bu kadar koskoca bir ülkenin, bu kadar büyük bir ülkenin, bütün meselelerini kavrama, anlama, doğru karar verme imkânı var mı? Hangi meseleyi nasıl anlayacak yani? Bütün bu atamalarda bakın, dikkat edin, Cumhurbaşkanı imzası var. Acaba farkında mı yani; kimi, nereye, niye atıyor, nasıl oluyor? "Ya bu adamı buraya atadım ama bunu da buraya görevlendirsek şöyle olur, böyle olur." Acaba bunu birileri gelip anlatıyor mu kendisine yani?

İsmail Küçükkaya: Yani tek bir kişinin altından kalkamayacağı kadar ağır bir yük.

Ali Babacan: Mümkün değil yani

İsmail Küçükkaya: Paylaşması, delege etmesi lazım.

Ali Babacan: Türkiye Cumhuriyeti, tek bir kişinin imzasına, dağarcığına sığdırılamayacak kadar büyük bir ülke. Bu büyük ülkeyi yönetmek için sağlam kurumlara ihtiyaç vardır. Kredibilitesi olan, sağlam ve bağımsız çalışması gerekenlerin bağımsız, ama talimatla çalışması gereken kurumların talimatla çalıştığı sağlam bir kurumsal yapıya ihtiyaç vardır. Ülkeyi yönetme gücünün, yetkinin yukarıdan aşağılara doğru delege edilmesi gerekir. Ve merkez Ankara'dan da çevreye doğru, çepere doğru devredilmesi gerekir yetkinin. Başka türlü yönetemezsiniz. Yani gidip de eğer Elazığ'daki bir göletin yapılıp yapılmayacağı ile ilgili karar Cumhurbaşkanının önüne geliyorsa, bu ülke yönetilemeyen bir ülke demektir. Başkanlık sistemi zaten Türkiye'de bakın 2018'de devreye girdi; o gün bugündür milletin yüzü gülmüyor. O gün bugündür.

İsmail Küçükkaya: Ama siz o zamanlar söylüyordunuz Sayın Babacan. Bizim programlarımıza o zamanlar FOX'ta da -FOX vardı o zamanlar- geliyordunuz ve bunu söylüyordunuz. "Bu sistem gelirse ekonomi gider" dediniz.

Ali Babacan: 2018'de sistem geldi. İlk ne krizi yaşadık hatırlayalım? Meşhur o 130 milyar dolar, 128 milyar... Hatta ben sizin yayında açıklamıştım ya ilk, Türkiye oradan duydu.

İsmail Küçükkaya: Evet evet hatırlıyorum, ilk...

Ali Babacan: Biz 130 dedik, sonra CHP onu işte 128 dedi hani tekrar taklit olmasın diye; onlar 128 diye biraz sloganlaştırdılar. Yani Merkez Bankası'nın arka kapısından cayır cayır, milletten gizli döviz satıldığını...

İsmail Küçükkaya: Aynen böyle yaptınız, "yakıyorlar" dediniz.

Ali Babacan: Cayır cayır, evet. "Yakıyorlar" çünkü satıyorsun da bir işe de yaramıyor ki. Bir de niye arka kapıdan satıyorsun? Doğru esnaftan kaçar mı? Yıllarca Merkez Bankası döviz alışında satışında internet sitesinde yayınlamış da sen niye gizliyorsun? Niye açıklamıyorsun? Bakın o gün bugündür ses yok. Cevdet Yılmaz, Mehmet Şimşek geldiler; dedim ya arkadaşlar hiç olmazsa, hani kendileriyle fazla temasımız yok da…

İsmail Küçükkaya: Kamuoyuna duyurdunuz öyle.

Ali Babacan:  Hiç olmazsa şunu şeffaf hale getirin dedim. Niye şeffaf hale getirmiyorsunuz? Yok. Ondan sonra ne oldu? Kur patladı. Enflasyon patladı. Arkadan bakan değişti. Bir başka bakan geldi. Kur korumalı mevduat.

İsmail Küçükkaya: O daha beter.

Ali Babacan: Ya Kur Korumalı Mevduatı rahmetli Özal 40 sene önce kaldırmış, "bu ülkede enflasyonun sebebi bu" demiş bakın. Kur Korumalı Mevduat geldi, enflasyon bu sefer çıktı 60'lara, 70'lere, 80'lere. Sonra ne oldu? 2023 seçimleri. Bir başka yönetim geldi. Bu sefer de bunlar %8,5 olan faizi çıkarttılar %50'ye; şu andaki ekip. E? Millete vergileri saldılar saldılar. Kurumlar Vergisini %25'e çıkarttılar, kimine göre %30'a çıkarttılar. Katma Değer Vergisini %8'den 10'a, 18'den 20'ye çıkarttılar. Vergi saldılar, faiz artırdılar, başka da hiçbir şey yapmadılar. Yapısal reform yok, sektör politikaları yok. Bu sefer de insanlar bu ağır faiz yükü altında, özellikle sanayicimiz şu anda inim inim inliyor. Yani bakın 2018-2026, 8 yıldır bu ülkenin ekonomisi inim inim inliyor şu anda. Tamamen yanlış kararlar, yanlış işler; bir de bütün bu menfaat şebekesinin devletin milletin kaynaklarını kendine doğru yontması. Gördüğümüz koca tablo bu yani.

İsmail Küçükkaya: Sayın Babacan, hiç kimsenin itirazı yok. Tabii ekonomiyi iyi biliyorsunuz ve aslında geçmişte yaptınız, tek haneye de indirdiniz o zaman sizin iş başınızda olduğunuz dönemde...

Ali Babacan: 12 yıl da tuttuk.

İsmail Küçükkaya: Tuttunuz.

Ali Babacan: Tek imzayla buyursunlar yapsınlar. Yapsınlar, niye olmuyor? Tek başına değil bakın; kurumlarla ve sistemle yaptık İsmail Bey, o çok önemli. Sağlam kurumlar, sağlam ekip ve iyi bir sistemi çalıştırarak yaptık. Bir de hazinenin ışıkları sabaha kadar yandı. O da çok önemli ha, çalışacaksınız. Şimdi Eskişehir yolundan gelip geçerken bakın, hazinenin ışıkları saat kaça kadar yanıyor.

İsmail Küçükkaya: Bu arada bir bilgilendirme, iyi aklıma getirdiniz.

Ali Babacan: Çalıştık.

İsmail Küçükkaya: Ben de çalıştım.

Ali Babacan: Yatmadık, çalıştık.

İsmail Küçükkaya: Şimdi o gün Meclis'teki görüntüleri yayınladım size ya; orada işte Adalet Bakanı vardı, MİT Başkanı vardı, Hakan Fidan'la işte konuşuyorlardı orada. "Ekonominin patronu nerede, neden yok?" diye sormuştum Cuma günüydü. Hafta sonunda da baktım; o sırada Sayın Bakan Cumhurbaşkanına da önceden bilgi vermiş -Cumhurbaşkanlığına diyeyim- Cumhurbaşkanlığına bilgi vermiş. Başta Standard & Poor's gibi bu Türkiye'nin kredi notunu düzenleyenlerle Zoom toplantısındaymış. Onu da bir bilgi olarak vermiş olayım; tam da o sıraya denk gelmiş, Mehmet Şimşek Meclis'e katılamamış.

Ali Babacan: Dışarıdan merak ediyorlar ya; çünkü Türkiye'ye faizli para getiren çok yatırımcı var. Şimdi onlar merak ediyorlar tabii "bizim paramızın başına bir iş gelir mi?" diye. Sermaye piyasasına ilave gelen fazla bir yatırımcı yok. Bizim sermaye piyasasına, yani borsaya sadece uzun vadeli yatırımcılar gelmişler; onlar pek çok ülkeye de yatırım yapmış, "iner çıkar" diyorlar, onlar bekliyorlar, onlarda bir panik yok ama asıl faiz için gelen para var ya, o "yüksek faiz almaya devam edecek miyim?" diyor, onu merak ediyor. Asıl soru bu.

İsmail Küçükkaya: Edecekler mi? Edecekler mi sizce?

Ali Babacan: Ekonomi yönetimi onlara diyor ki: "Merak etmeyin, paranız garanti" diyor. "Kuru da artırmayacağız" diyorlar bakın. Yani yabancılara verilen mesaj hep şu: "Merak etmeyin kur artmayacak." Niye? Çünkü kur artarsa yabancı zarar edecek ya. Orada da büyük bir garabet var bakın. Son açıklanan Orta Vadeli Program'da İsmail Bey, Cumhurbaşkanı imzasıyla açıklandı; diyor ki "serbest kur rejimi", "dalgalı kur rejimi" diyor programda. Fiilen de yatırımcılara diyor ki: "Biz kuru kontrol ediyoruz, kurun artmasına izin vermeyeceğiz" diyor. "Çünkü enflasyon düşmeden kuru artırmayız" diyor. Ya arkadaş, senin daha yeni açıklanan ekonomi programında, Orta Vadeli Program'da "serbest kur" diyor; sen gidiyorsun yatırımcıya diyorsun ki "merak etme kuru artırmayacağız.” diyorsun. Ne biçim iş bu ya? Böyle bir güven mi oluşur? Yani programda ayrı bir şey yazıyor. Fiilen uygulama başka.

İsmail Küçükkaya: Sizin de tanıdığınız bir iş adamı var, büyük iş adamlarından bir tanesi. O diyor "ben Erdoğan'cıyım" diyenlerden biri. Fakat kendisine bir tanımlama koymuş, ama ben yayında söylemem onu. "Ben yatırım yapıyorum" diyor, "fakat" diyor "insanlar yatırım yapmaz". Niye yatırım yapmıyor? Mesela 250 milyon dolar yatırım yapmak yerine diyor, bozuyor doları, yatırıyor faize, yılın sonunda... doların nereye kadar gideceğini bile biliyorlar diyor şey olarak bakıyorlar, üç aşağı beş yukarı...

Ali Babacan: Çünkü onlara söyleniyor; vatandaşa söylenmiyor da yabancılara söyleniyor. Vatandaşa program açıklıyorlar “serbest kur” diye, yabancıya diyorlar ki “merak etme kuru artırmayacağız”. Kura bir bakın, cetvel koymuş gibi gidiyor.

İsmail Küçükkaya: Kontrollü değil mi? Kontrollü.

Ali Babacan: Kontrollü kur. Peki kontrollü kur diye niye vatandaşa açıklamıyorsun? Üç sene önce niye bunu söylemedin? Vatandaşa söyle, de ki “ben artık yeni bir kur rejimine geçtim, kontrollü kur uygulayacağım, cetveli koyacağım, kur bu kadar artacak” de. Niye vatandaşa söylemiyorsun? Vatandaşa açıkladığın orta vadeli programda “serbest kur, ben karışmıyorum” diyorsun; fiili uygulamada ve yabancıya söylediğin “sabit kur”. Böyle devlet mi yönetilir? Böyle itibar mı oluşur, böyle güven mi oluşur?

İsmail Küçükkaya: Peki bir şey soracağım Sayın Babacan. Bir kere çok teşekkür ediyorum bu katılımınız için. Çok önemli; hem enflasyonun açıklandığı gün hem de bu fon meselesi. Siz efendim cumhurbaşkanı adayı olacak mısınız? Yani oradaki durum ne? Süremizin sonuna da geldik de, mesajlar geliyor da.

Ali Babacan: Ben DEVA Partisi'nin cumhurbaşkanı adayıyım. Çünkü her partinin genel başkanı doğal bir cumhurbaşkanı adayı. Ancak seçimlere doğru giderken ittifaklar, farklı seçim iş birliği modelleri, ortak listeler, ortak adaylıklar gibi pek çok yapı kuruluyor seçimler yaklaştıkça. Dolayısıyla biz de şu anda yeni bir alternatif inşa ediyoruz, yeni bir ittifak yapısı oluşturuyoruz. Başta Saadet Partisi olarak, Yeniden Refah Partisi'nin de hep beraber aynı ittifakta olmayla ilgili açıklanmış iradesi var. Dolayısıyla bu partilerle başlayan ama bunlarla sınırlı kalmayan, dahada halkaları genişletecek yeni bir alternatif inşası üzerinde şu anda çalışıyoruz. Çünkü görüyoruz ki bir tarafta iktidar var, bir tarafta da tamamen iktidar karşıtlığından, yani iktidar tarafından nefret ve öfkeyle beslenen bir yapı var. Şimdi ne bu taraftan ne de o öfke ve nefretle beslenen yapıdan Türkiye için hayırlı bir şeyler çıkmayabilir diye düşünüyoruz. Dolayısıyla makulde buluşabileceğimiz, makulde anlaşabileceğimiz partilerle, genel başkanlarla bir ittifak, seçim iş birliği, ortak liste, ortak aday gibi konularda çalışacağız. Dolayısıyla ortak adaylık tabii ki ortak olduğunuz, beraber çalıştığınız partilerin mutabakatıyla oluşacak ayrı bir şey. Onu da bugünden konuşmak doğru olmaz, yakışık almaz.

İsmail Küçükkaya: Ama aranızda iyi bir etkileşim olduğunu görüyoruz. Erbakan'la ve Arıkan'la, değil mi? Saadet Partisi'yle.

İsmail Küçükkaya: Ama aranızda iyi bir etkileşim olduğunu görüyoruz.

Ali Babacan: Doğru. Tabii tabii, iletişimimiz gayet iyi.

İsmail Küçükkaya: Seçimi ne zaman öngörüyorsunuz efendim?

Ali Babacan: Şimdi seçim ufukta görünüyor. Şöyle baktığımız zaman görünüyor. Ama bu ufukta görünen seçimin ne kadar yakın onun kararını ya Meclis verecek ya da Cumhurbaşkanı verecek. Çünkü Anayasa diyor ki, Meclis erken seçim kararı alır diyor ya da Cumhurbaşkanı karar alır diyor. Ya da seçim vaktinde olacak, o da 2028'in Mayıs’ı. Ama 2028'in Mayıs’ı da deseniz artık bir buçuk yıl kısa bir süre yani. Ufukta artık seçim görünüyor.

İsmail Küçükkaya: Değişir mi iktidar?

Ali Babacan: Tabii ki değişir. Milletimizin elinde. Yani şu andaki propaganda makinesi tamamen şeye dönük: "Hiç uğraşmayın bizim gideceğimiz yok. Ortada biz rakip falan da bırakmayız. Hiç uğraşmayın biz buradayız. Dolayısıyla siyasetle de uğraşmayın, sandıkla da artık yani sandıkla bir işin değişeceği falan da yok, biz buradayız gitmiyoruz." İletişim propaganda makinesi böyle çalışıyor. Ancak irade milletimizin elinde, kim ne derse desin. Çünkü bakın haksızlar, hukuksuzluk ve adaletsizlik yapıyorlar. Şimdi haksızlık yapınca, adaletsizlik yapınca o güç, o içten gelen güç, o vicdan gücü zayıflar. Bizim de en önemli sahip olduğumuz güç bu. Vicdanımızın gücü ve haklı olmanın verdiği güç. Ve inşallah bu güç kazanacak. Ve bu güç makulde buluşarak kazanacak. Yani toplumumuzun bizi biz yapan değerlerini yaşatarak, o değerlere saygı duyarak buluşacak. Rövanşizm üzerinden değil, karşıtlık üzerinden değil, bir devr-i sabık oluşturarak değil; yani makulde buluşarak bu gücün oluşturulması gerekiyor. Bu çerçevede oturur konuşuruz, her siyasi partiyle konuşabiliriz. Yani bizim hiçbir zaman bir "kapımız şuna kapalıdır" falan filan böyle bir şey yok. Bizim insanlarla bir sorunumuz yok. Bir de şunu söyleyeyim İsmail Bey, son herhalde vakit de ilerledi de... Son hemen bir dakika şunu da ekleyeyim. Şimdi sermaye piyasalarını konuştuk ya, şuna da üzülüyoruz sermaye piyasaları çok...

İsmail Küçükkaya: O zaman reklamı bir kapatayım da, iki üç dakikalık bir reklamım var. Son sözü size bırakayım.

Ali Babacan: O zaman öyle yapalım.

İsmail Küçükkaya: Ali şöyle yapalım hani kurallara da uymuş olayım, reklama gidelim dönüşte Sayın Babacan kapatsın.

İsmail Küçükkaya: Efendim, Sözcü ekranlarında İsmail Küçükkaya Demokrasi Meydanı'nda "uzadıkça" dedik. Barış Terkoğlu ile de gündemi konuştuk. Mersin'deki gelişmeleri de takip ediyoruz bir taraftan ama Türkiye'nin temel gündemi, halkın temel meselesi geçim, ekonomi ve özellikle fon meselesi. Ali Babacan çok net birtakım açıklamalar yaptı. Son sözü de sermaye piyasaları konusunda kendisine bırakmak istiyorum. Buyurun.

Ali Babacan: Sermaye piyasaları, yani şirketlere ortak olma yoluyla finansman sağlamanın piyasasıdır. Ve bu ülkenin kalkınmasında, büyümesinde son derece önemlidir. Bizim G20 Akil İnsanlar Grubu olarak, toplam 16 iktisatçının imzasıyla yayınladığımız bir rapor—bu 16 kişiden birisi de benim, G20 Akil İnsanlar Heyeti—şunu dedik: Dedik ki; “Sermaye piyasaları devletler tarafından desteklenmelidir, faize dayanan borç-alacak da caydırılmalıdır. Ancak ekonomiler böyle sıhhatli büyür” dedik, bunu bütün dünyaya tavsiye olarak yayınladık. Şimdi bütün bu sistemde toplanan bu 15-20 milyar dolar eğer dolandırıcıların eline geçmeseydi, akıllıca teşvik yöntemleriyle şirketlere sermaye olarak girmesi sağlansaydı bugün Türkiye'de tek bir fabrika kapanmazdı. 30 yıllık, 40 yıllık sanayi kuruluşları tıkır tıkır çalışmaya devam ederdi. Derdiniz ki "bakın şu şu şirketler sermaye piyasasına çıkacak. Halka arz olacaklar, ikincil arzlar olacak" diye teşviklerle bu kaynaklar şirketlere girseydi bugün sanayicilerimiz dimdik ayaktaydı. Ülkenin ihracatı dimdik ayaktaydı. Kötü yönetimin sonucunu maalesef ülkenin kaynaklarının dolandırıcıların eline geçmesiyle gördük ve çok üzüldük, içimiz yanıyor ama çözülmesi de bir o kadar kolay ha. Umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz. Çözülmesi de o kadar kolay.

İsmail Küçükkaya: Tamam. Çok teşekkürler. Umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz diyerek Ali Babacan son noktayı koydu. 

Teşekkürler!