7 Ekim 2026
Ali Babacan- 7 Ekim 2026
Grup Toplantısı
Kıymetli Genel Başkanımız,
DEVA Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin çok değerli yöneticileri, milletvekillerimiz,
Sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin değerli temsilcileri,
Kıymetli basın mensupları,
Ekranları başında ve şu anda bu salonda bizleri izlemekte olan değerli konuklar,
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor,
Yeni Yol Grup’unun haftalık toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Bugün grubumuza yeni katılan Ali Yüksel Bey’e aramıza hoş geldin diyorum.
Yine Ali Fazıl Kasap Bey’e ve Genel Başkanlar Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Fatih Erbakan’a da Yeni Yol Grubu’na vermiş oldukları destek için özellikle şükranlarımı sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, gerçekten arka arkaya acılar verdik, veriyoruz.
Tabii bugün Gazi Meclisimizin açılış günü, Yeni yasama yılının milletimiz için umuda, huzura ve berekete vesile olmasını diliyorum.
Rabbim, bu çatı altında yapılacak bütün çalışmaların ülkemiz için faydalı sonuçlar getirmesini nasip eylesin.
Yeni yasama yılımız hayırlı olsun, yolumuz açık olsun diyorum.
Fakat dediğim gibi, bu yasama yılına geçtiğimiz haftalarda verdiğimiz kayıplarla başladık, acılarla başladık.
Sözlerimin hemen başında dün gece Pursaklar’da şehit olan polisimiz Ahmet Türkoğlu’na Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine, yakınlarına ve tüm Emniyet camiamıza başsağlığı diliyorum.
Yine dün gece kaybettiğimiz Bayrampaşa Gençlik Çalışmaları Başkanımız Ahmet Polat’a Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine sabır diliyorum.
Ve sözlerime yine maalesef Soma’da meydana gelen maden kazasıyla devam ediyorum.
Soma artık doğasıyla değil, güzel insanlarıyla değil; ölümle anılıyor.
Ne yazık ki Soma’da 5 madencimizi daha kaybettik. 2 madencimiz de yaralandı.
Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, yakınlarına ve tüm maden camiamıza başsağlığı diliyorum.
Yaralılara da acil şifalar temenni ediyorum.
Soma’nın acısını bu ülke çok iyi biliyor.
Aradan yıllar geçti, ama bugün hâlâ Soma’dan acı haberler gelmeye devam ediyor.
Demek ki gerekli tedbirler alınmıyor.
Demek ki, denetimler zamanında yapılmıyor. Demek ki ihmal var.
İnanın, insan hayatından daha değerli hiçbir üretim hedefi yok arkadaşlar.
Böyle bir acının karşısında sadece başsağlığı dilemek yetmez.
Sorumluları da bir bir ortaya çıkarmak gerekir.
Kim görevini ihmal ettiyse, kim gerekli tedbirleri almadıysa, kim denetimi hakkıyla yapmadıysa, hukuk önünde hesabını vermelidir.
Biz madencilerimizin yanındayız. Bu sürecin de takipçisiyiz.
Bu arada yine bundan yaklaşık bir ay önce, bir ayı da geçti hatta, batan Tuğberk İmamoğlu gemisindeki kayıp dokuz denizcimizle ilgili bugüne kadar yeterli gayretin gösterilmediğini de ifade etmek istiyorum.
Denizcilerimizin ailelerini sürece katarak bu çalışmaların devam etmesi gerekir, ki şu anda aramızda dokuz denizcimizin dördünün yakınları var.
Bu aramızda bulunan denizci ailelerimize de Allah’tan sabır diliyorum ve bu işi yürüten tüm kurumlara aileleri içine katarak bu süreci yürütmelerini tekrar özenle hatırlatıyorum.
Değerli Arkadaşlar,
Meclisimizin çalışmalarına yaz tatili için ara verdiği günden bugüne, ne yazık ki, Türkiye’nin dertlerine yenileri eklendi.
Ekonomide sıkıntılar derinleşti.
Adalete olan güven daha da yıprandı.
Vatandaşlarımızın yarınlara dair umudu bir kez daha sarsıldı.
Ve şimdi, yeni yasama yılının henüz başında, memleketin önünde çok ciddi bir mesele ortaya çıktı.
Bu meselenin adını doğru koymak gerekiyor; bu mesele “Fon Dolandırıcılığı” meselesi.
Hiç kimse buna “Fon krizi” deyip de basitleştirmeye, geçiştirmeye çalışmasın.
Sermaye Piyasası Kanunu’nda bu suçun genel anlamıyla tanımı çok açıktır -ki 2012’nin sonunda çıkarttık Meclis’ten o yasayı- bu suçun adı nedir? “Piyasa Dolandırıcılığı”dır.
Açık açık yazdık ki kimse kamufle etmesin.
Açık açık yazdık ki "Ya bu teknik iştir, piyasa işidir, suçu daha kibar tanımlayalım" demedik.
Adını koyduk, "bu dolandırıcılıktır" dedik.
Kim bunu yapıyorsa "bu dolandırıcıdır" dedik.
Belli ki kötü niyetli bir şebeke, yüzbinlerce masum insanı dolandırmış durumda.
Bazı hisse senetleri ve bu hisse senetlerinin içinde olduğu fonlar, hileli bir şekilde, gerçek değerinin 10 misline, 100 misline, 500 misline satıldı.
Bütün bu meselelerin gözetiminden ve denetiminden sorumlu olan kurumlar görevlerini yapmadı.
Adalet Bakanı ne diyor? “Bu mesele bize 2025’in Şubat’ında gelmişti” diyor. Yani tam 19 ay önce…
Hazine Bakanı 2025’in Kasım’ında ne diyor? Kürsü konuşması ha... “Bazı fonlarda manipülasyon yapıldığını biliyoruz “diyor. Bundan tam 10 ay önce…
AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı ne diyor? “Arkadaşlar bizi uyarıyordu” diyor. “Devlet görevini yapmamış” diyor.
Ve dikkat edin, bu üç kişinin de başı kim? Bu üç kişi de kime bağlı olarak çalışıyor?
Evet, Sayın Erdoğan’a. Ülkenin Cumhurbaşkanına, iktidardaki partinin genel başkanına bağlı bu insanlar.
Ülkedeki tüm yürütme yetkisini tek başına elinde tutan kişiye bağlı çalışıyor üçü insan…
Demek ki derdi olanlar, bu sorunu tespit edenler gitmişler olabilecek en üst makamlara bu sorunu taşımışlar. "Bilmiyorduk, duymadık, haberimiz yoktu" böyle deme lüksleri yok.
Demek ki, bu dolandırıcılık öyle bir gecede ortaya çıkmamış.
Demek ki, nereden baksanız bundan en az 2 yıl önce mesele iktidara bildirilmiş.
Ancaak, aylardır bir şebeke masum vatandaşlarımızı dolandırırken, hiç kimse de kılını kıpırdatmamış.
Ne zaman ki MSCI Türkiye'yi uyardı. "Bakın sizin borsanızı dünya piyasalarında bir alt lige düşüreceğiz. Acayip acayip işler oluyor, şirket değerlendirmeleriyle ilgili sorunlar var, fonlarda oyunlar var, şeffaflık yok." diye açıklama yaptı, işte o zaman bunlar harekete geçmek zorunda kaldı.
Çünkü özellikle Kasım ayında yapılacak gözden geçirmede eğer hiçbir şey yapılmadan o süreç başlasaydı, o zaman Türkiye'nin tüm finansal piyasalarını etkileyecek sistemik risk dediğimiz büyük bir tehlike baş gösterecekti.
MSCI ne zaman uyardı, bunlar ancak ondan sonra harekete geçti.
Tabii bu arada da yükünü tutan tuttu.
Vurgunu vuran vurdu.
Şimdi ben buradan iktidardakilere soruyorum:
Arkadaş, madem meseleyi biliyordunuz da, niye bu kadar beklediniz?
Yüzbinlerce vatandaşımızın göz göre göre dolandırılmasına niçin izin verdiniz?
Erken aşamada ihbarlar geldiği halde, neden harekete geçmediniz?
Yangın küçükken neden söndürmediniz?
Gözetimden ve denetimden sorumlu tüm kurumlara; ama başta da SPK’ya ve Borsa İstanbul’a soruyorum:
Yahu sizin eliniz armut mu topluyordu?
Uyuyor muydunuz arkadaş?
Bütün veriler elinizde, biz gittik dünyanın en gelişmiş NASDAQ bilişim altyapısını getirdik, Borsa İstanbul’a kurduk.
Üstelik kaynak kodlarıyla beraber kurduk; sistemi bilelim, daha da geliştirelim diye.
Bütün veriler elinizde, ihbarlar gelmiş, kanun size her türlü müdahale yetkisini de vermiş…
Peki neyi beklediniz? Niçin beklediniz?
Elinizi kolunuzu tutan mı oldu?
Hatta açık açık soruyorum:
!!! Elinizi, kolunuzu kim tuttu arkadaş? Çıkın söyleyin.
"Ben bunu gördüm, bir şey yapamadım." "Şunlar, şunlar, şunlar telefon etti, elimizi kolumuzu arkamızdan bağladı." deyin.
Ya da deyin ki "Biz ortaktık, biz de içindeydik." deyin.
Ama bir şey deyin ya.
Yer yerinden oynuyor, SPK başkanından tek bir kelime açıklama yok.
Fon Kurulu toplanıyor; siyasi sorumluluk değil mi? Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında, Fon Kurulu toplantısından sonraki açıklamayı İletişim Başkanlığı yapıyor.
Ya arkadaş, sen bu işin sorumlususun; çık açıkla. “Biz kurul olarak, şu şu şu isimler olarak bu kararları aldık” de, bas imzanı açıkla.
Herkes işi maşayla tutuyor, elinin ucuyla tutuyor “elim yanmasın” diye.
Bu yakacak; eninde sonunda yakacak bütün sorumluları. Kaçacak yeri yok kimsenin, çünkü her şey kayıtlı kuyutlu.
Ben tekrar soruyorum: Göz göre göre bu kepazeliğin büyümesine niçin izin verdiniz?
Bakın arkadaşlar, çok açık ifade ediyorum:
Bu kadar büyük bir dolandırıcılığın, bu kadar uzun süre devam etmesi; ancak ve ancak; siyasi iktidar içinden ve bürokrasi içinden sağlanan destekle olur.
Biz, yakın tarihimizde, bunun maalesef çok örneklerini gördük.
Menfaat şebekesi, siyasetteki destekçileri ve bürokrasideki destekçileri; yani o bildiğiniz üçgen yapı.
Yani bir “Şer Üçgeni”.
Milleti, devleti soyan; tüyü bitmemiş yetimin hakkını çalan; hukuk tanımayan; hakkı, adaleti paspas eden o “Şer Üçgeni”nin bir başka örneğiyle karşı karşıyayız…
Evet; şebeke, siyaset, bürokrasi.
Belli ki bu dolandırıcılığı yapanlar kendilerine güvenmiş.
Demişler ki: “Bizim arkamız sağlam, bize kimse dokunamaz, bizimle hiç uğraşmayın.”
MASAK Başkan Yardımcısı bir önceki açıklama yapıyor. Diyor ki "Ya ben uğraşmaya başladım arkadaş beni gözaltına aldırdılar bunlar." diyor. "Mücadele edemedim." diyor. "Bunlar çok güçlüymüş." diyor.
Hatta demişler ki: "Bizimle uğraşan yanar."
Bu rahatla, bu konforla işlerini yapmışlar, bu dolandırıcılığı yapmışlar.
Diyorum ya, siyasi iktidar içinden, bürokrasi içinden destek olmasa, yardım olmasa yapamazlar, mümkün değil.
Çünkü sistem buna izin vermez, kanun buna izin vermez.
İşte tam da açıklığı kavuşturulması gereken hususlar bunlardır:
Bir ülkede kötü niyetli insanlar hep olabilir, suç şebekeleri hep olabilir.
Ancak burada sormamız gereken sorular şunlardır:
Bu dolandırıcılık şebekesine kimler destek verdi?
Bunları kimler koru?
Olanlara kimler göz yumdu?
Gözetim ve denetime kimler engel oldu?
Kurumların elini kolunu kimler bağladı?
!!! Bu dolandırıcıların siyasi iktidar ve bürokrasi içindeki ortakları kimler?
Bu soruların cevabını bulmadan, meseleyi çözemezsiniz.
Üstelik bu soruların cevabını ararken, hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayacaksın.
Sonu nereye varırsa varsın, ucu kime dokunursa dokunsun, herkes adalet önünde hesap verecek.
Hiç kimseye ayrım yapmayacaksın.
Bu dolandırıcılardan, kaçırdıkları paraları çatır çatır tahsil edeceksin.
Kim ne yaptıysa, hepsi kayıtta değil mi?
Kişi kişi peşine düşeceksin.
"Bu bunun akrabasıymış. Ya bu da dur bizim şunun tanıdığı çıktı. O da onun arkadaşıymış. Şu da meğer bizimkilerle bir ortakmış." demeyeceksin.
!!! 2001 bankacılık krizinden sonra, kötü niyetli banka patronlarından o günün parasıyla tam 20 milyar doları söke söke nasıl geri aldıysak, bunlardan da alacaksın.
!!! Yapılmışı var, yapılmışı!
Keşke biraz o zamanlar ilgilenselerdi de "Ne oluyor burada, neler oluyor?" diye baksalardı.
Başarıların üzerinde sörf yaptı çoğu.
İktidarsan, gereğini yapacaksın arkadaş…
Ve tahsil ettiklerini, hak sahiplerine ödeyeceksin.
Bu işin siyasetteki ve bürokrasideki sorumlularını kurtarmak için, ve önümüzde yaklaşan seçimi kurtarmak için -sakın ha- kamu kaynaklarını kullanmayacaksın!
Hazine’nin kaynaklarına, Maliye’nin bu milletten topladığı vergilere, Merkez Bankasının para basma makinalarına, tüyü bitmemiş yetimin hakkına sakın ha sakın, dokunmayacaksın!
Bu işin takipçisiyiz.
İnanın bakın bu dediklerimize dikkat etmezlerse, şimdiye kadar olduğu gibi bu süreç pespaye bir şekilde yürütülürse günü geldiğinde inanın tek bir kör kurşun hesabını dahi soracağız.
Değerli Arkadaşlar,
Bakın tekrar ifade ediyorum:
Bu dolandırıcılık ortaya çıktığı anda, başta SPK ve Borsa İstanbul olmak üzere, tüm gözetim ve denetimden sorumlu kurumların başındaki kadroların derhal ama derhal görevden alınması gerekirdi.
Yapmadılar, hâlâ inatla yapmıyorlar.
Onlar orada olduğu sürece o insanların pek çok şeyi örtbas edeceğiyle alakalı koskoca bir şüphe orada durur.
Bu insanlar bu işlerden ellerini çekmediği sürece soruşturmanın selameti sağ-la-na-maz;
Bu insanlar o koltukları işgal etmeye devam ettikleri sürece, güven tekrar oluşmaz.
Güven olmayınca ekonomi olmaz.
Güven olmayınca sermaye piyasası olmaz.
Suçu olsa da olmasa da, kazaya karışan sürücülere bir süre araç kullandırılmaz.
Tekrar ifade ediyorum:
Geçmişe doğru denetim 3 koldan yapılmalıdır.
1. Yargı denetimi şarttır, ama yargı bağımsız ve tarafsız çalışmalıdır.
2. DDK denetimi şarttır, ama kurulun başkanı daha düne kadar yönetiminde olduğu Borsa İstanbul’u nasıl denetleyecek? Birileri anlatsın bize.
Diyecek ki "Ben kurul başkanı olarak bu Borsa İstanbul'un yönetimini denetleyeceğim." E içinde sen de vardın. Nasıl bakacaksın? Nasıl selameti olacak bu soruşturmanın, bu incelemenin? Akla mantığa sığıyor mu?
Üstelik bu görevlendirmeyi asıl yapana sormak lazım.
Sayın Erdoğan'a sormak lazım: Ya siz ne yaptığınızın farkında mısınız arkadaş ya? Size doğrudan bağlı olan bir kurumun başındaki insanı denetlemekle sorumlu olduğun kurumda ayrıca nasıl görevlendirirsin? Böyle bir yönetim var mı?
3. Asıl önemli olan da üçüncü denetim arkadaşlar, Meclis denetimidir bakın, bu işi Meclis'ten kaçırmaya çalışıyorlar.
Mecliste mutlaka bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.
Dün akşam olanları gördünüz. Bu konular aman mecliste konuşulmasın diye Genel Kurul’u erkenden kapattılar, kaçtılar.
Şimdi ne yapacaklar? İşte herhalde bugün cumhurbaşkanı yardımcısı gelecek, anlatacak. Bakalım ne olacak? Kim derdini nasıl ortaya koyacak, kim kimi nasıl ikna edecek göreceğiz.
Ama bu dediklerimiz olmadan olmaz.
Boşuna patinaj yapmasınlar.
Şu kuruldaki yöneticileri görevden almadan bu iş olmaz.
Komisyondan da kaçmayın diyorum iktidara. Doğru hesaptan kaçar mı?
Çünkü bu yargı süreciyle ilgili ne de olsa bağımsız mı, tarafsız mı diye bir koca soru işareti olacak.
Devlet Denetleme Kurulu acaba gerçekten rahat bir denetleme yapabilecek mi diye koca bir soru işareti olacak.
Ama Meclis'in denetimi, muhalefetle iktidarın beraberce süzgecinden geçecek bir denetim olduğu için daha güven veren bir denetim olacak.
Eğer güveni oluşturmak istiyorsanız Meclis'e hesap vermekten kaçmayacaksınız.
“Nasıl olsa yargı ve DDK elimizde. Oradaki denetimlerde işimize geleni yaparız” diyorsanız işte o iyi niyet değildir.
Kendinize güveniyorsanız, hodri meydan! Kuralım burada araştırma komisyonunu.
Bu iş kötü yönetiliyor arkadaşlar, çok kötü…
Bakın, 15-20 kişilik hantal bir fon kuruluyla bu işi yönetmeye çalışıyorlar
Ya 15-20 kişi yönetebilir mi böylesine büyük bir şeyi?
“Çok dinamik bir görev gücü lazım” dedik, dinamik.
5 ila 7 kişi arasından oluşan, kriz anını ve çözümleme sürecini yöneten, tamamen uzmanlardan kurulmuş daha dinamik bir ekip kurulması lazım.
Bu işin tekniğini bilen insanlardan oluşması lazım.
Fon kuruluna bir baktım, oradaki oturanlara bir baktım zaten kimisi kazaya karışmış şoför. Kimi suçlu kimi değil bilmiyoruz ama kazaya karışmış şoförler. Öbürleri bu işten hiç anlamayanlar.
Ya bu işin teknik uzmanları lazım.
Sermaye piyasalarını bilen, para piyasalarını bilen, bu işin bilgi işlem sistemini bilen teknik bir ekip lazım oraya bu işi çözmek için.
E oturun, toplanın, dağılın; sonuç alamazsınız.
Bu işin mağduru sadece bu fonlara para yatıranlar değil.
- Diğer fonlara para yatıranlar mağdur.
- Düzgün firmaların hisse senedine yatırım yapanlar mağdur.
- Halka açık şirketlerin, düzgün çalışan şirketlerin ortakları, hâkim ortakları, bunların hepsi mağdur çünkü hepsinin şirketlerinin değeri düştü. Bütün borsa değer kaybetti çünkü.
- Tüm dünyada güven kaybeden sermaye piyasalarımız mağdur.
- Yüksek risk, yüksek faiz, yüksek enflasyon ortamında yaşamaya mahkûm, 86 milyon vatandaş.
Evet, mesele 86 milyonun hakkı.
Bu işin fırsat maliyeti, hesap edilen maliyetin çok da ötesinde.
Çünkü güveni bir kaybettiğiniz zaman yıllarca inşa edemiyorsunuz eğer doğruları yapmazsanız.
Güveni kaybettiğinizde bundan sonra yıllar boyu Türkiye'nin sermaye piyasasına gelecek kaynaklar çok kısıtlı kalır.
Öylesine büyük bir potansiyeli Türkiye kullanamamış olur.
Çok yanlış işler yaptılar.
SPK açıklama yaptı, bir IBAN numarası verdi.
Diyor ki: "Fazla kazandığını düşünen varsa getirsin buraya parasını iade etsin." Böyle bir hukuk var mı ya?
Daha önce de söyledim; adam kuyumcuyu boşaltıyor, çalıyor, ondan sonra diyorsunuz ki: "Ya ben akşam kapıyı açık bırakayım da sen aç kapıyı, şu içeriye çaldıklarını bırak git."
Ya da çeyrek altın çalıyor, "Pardon yakalandım" diyor, getiriyor iade ediyor, iş kapanıyor. Böyle bir şey var mı?
Bu hırsızlığa teşviktir. Bu, bundan sonraki dolandırıcılıkların devamına teşviktir.
Çünkü diyorsun ki: "Kazanırsan, ben görmezsem senin. Ha yakalanırsan getir iade et, yırt."
O zaman herkes hırsızlığa, dolandırıcılığa teşvik edilmiş oluyor.
Çok kötü yönetiyorlar, çok.
Bakın, hafta başında enflasyon rakamı açıklandı değil mi?
Yüzde 29,73.
Gayret gayret gayret, böyle 30'un altında bir rakam göstermeyi başardılar.
Ama unutmayalım arkadaşlar, tam 10 yıldır enflasyon bu ülkede tek haneye inmedi. Unutmayalım.
2017'de iki hane oldu, 2018'de bir patlatmaya başladılar enflasyonu; o gün bugündür kendi patlattıkları enflasyonu tek haneye indirmeyi bir türlü beceremediler.
Orta vadeli programda tek hane enflasyon hedefi ta 2029.
Bakın 2026'dayız, 2027'de olmayacak diyorlar, 2028'de olmayacak diyorlar, 2029'da “belki %10'un biraz altına indireceğiz” diyorlar.
Beceremeyeceklerini, yapamayacaklarını kendileri ilan ediyorlar.
Merkez Bankası'nın enflasyon beklenti anketinde vatandaşlarımıza soruyor Merkez Bankası; ta bir sene sonraki enflasyonu vatandaşlarımız, halkımız %45 diye bekliyor.
Sen enflasyon beklentisini düşürmeden gerçek enflasyonu indirebilir misin?
İktidara "Niye enflasyon yüksek?" diye sorduğumuzda da bahane, bahane, bahane; palavra, palavra, palavra.
Bunlar tavukçulara, zerzevatçılara operasyon yaparak enflasyonu düşüreceklerini sanıyorlar.
Ya da "Merak etmeyin bakın bulduk suçluları, meğerki tavukçularmış, meğer zerzevatçılarmış bu enflasyonun sebebi, işte onlara da operasyon yapıyoruz" diye sözüm ona milleti kandırmaya çalışıyorlar.
Hey yavrum hey.
Bu ülkenin Ticaret Bakanlığı ne yapıyor? Rekabet Kurulu ne yapıyor?
Herhangi bir sektörle ilgili; eğer rekabetin çalışmadığı, fiyatı yükselten bir sistem varsa, bu şekilde şebekeler oluştuysa bununla mücadele görevi Rekabet Kurulu'nundur, Ticaret Bakanlığı'nındır.
Siz her işi yargıya yaptıramazsınız çünkü yargı denetler, yargı yönetemez.
Yargının yapısı, oradaki insan kaynağı, sistem denetime dönüktür.
Yargıyı alıp da "Sen bu işi yönet yargı, bütün hakimlerimiz savcılarımız gelin size görev verdik şu enflasyonu düşürün" diyemezsiniz. Onların görevi değil çünkü, haksızlık da olur.
Enflasyonu düşürme görevi yargıya verilmez.
Değerli arkadaşlarım bakın;
2002’den 2008’e kadar dünyada petrol fiyatları 20 dolardan 150 dolara çıktı.
2002'den 2008'e tam 7,5 kat arttı
Peki Türkiye’de ne oldu?
O dönemde enflasyon tek haneye indi ve tam 12 yıl boyunca tek hanede kaldı.
Petrol fiyatları 7,5 kat artarken Türkiye’de enflasyon düştü.
Çünkü iş bilenin, kılıç kuşananın.
Çünkü ehil, dürüst, çalmayan, çaldırmayan kadrolarla yaptık biz o zaman o işi.
Çünkü adaletle, istişareyle yönettik ülkenin ekonomisini.
Söylemekten dilimizde tüy bitti, bunlar hala anlamadı.
Sadece para politikasıyla enflasyon düşmez.
Sadece maliye politikasıyla düşmez.
Faizi artırdınız, enflasyon düşmedi.
Vergi üstüne vergi bindirdiniz, enflasyon düşmedi.
Çünkü enflasyonun kaynağına bakmadınız.
Çiftçinin maliyetine bakmadınız.
Esnafın maliyetine bakmadınız.
Sanayicinin, KOBİ'lerin maliyetlerine bakmadınız.
Lojistiği indiremediniz.
Sektör sektör çalışmadınız.
Yapısal reform yapmadınız.
Devletin kurumlarını liyakatle yönetmediniz.
İşi bilen, ehil ve dürüst kadrolarla çalışmadınız.
Tarım politikanız yok. Sanayi politikanız yok.
Ve en önemlisi tasarruf etmediniz.
Enflasyon tasarrufla düşer tasarrufla.
Enflasyon yolsuzlukla mücadele ederseniz düşer.
Evet…
Tasarruf ve yolsuzlukla mücadele; bu olmadan enflasyon düşmez.
Bakın arkadaşlar bir tablo göstereceğim, şuna bir bakın.
Şimdi Türkiye'nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi var. Avrupa Birliği değil bu, apayrı bir yapı; Avrupa Konseyi. Türkiye bunun kurucu ortağı...
Ve bu yapının, bu kurumun bir yolsuzlukla mücadele anlaşması var.
Yani bütün Avrupa Konseyi üyeleri oturmuşlar, yolsuzlukla mücadele için ortak kararlar almışlar. Türkiye de içinde.
O kararların altına da hepsi imzayı atmış, Türkiye de imzasını atmış.
Fakat 2022 yılının içinde GRECO bir rapor yayınlıyor. Diyor ki Türkiye'ye: "Ya sizde yolsuzluk işi kötü gidiyor arkadaş. Sizin tam 54 tane adım atmanız gerekiyor" diyor.
Bu GRECO hem sözleşmenin hem de bunu takip eden yapının adı. GRECO, "Group of States against Corruption"ın kısaltılmışı; yani Yolsuzluğa Karşı Ülkeler Grubu. Türkiye de içinde, Türkiye'nin de imzası var.
Bunun asıl teknik birimi diyor ki: "Türkiye'de yolsuzluk artıyor, bu 54 tane adımı da atmanız lazım" diyor. Yıl 2022.
Geliyoruz 2026'nın mart ayına, tam 4 sene sonra GRECO bir rapor yayınlıyor. Ama o raporun yayınlanmasına iktidar izin vermiyor.
Rapor gizli kalıyor.
Fakat yine GRECO'nun kuralları gereği 6 ay sonra o raporun özeti yayınlanmak zorunda.
Raporun kendisi olmasa da -iktidar izin vermiyor ya, bütün ayıplar ortaya çıktı ya, karne kötü ya- ama o raporun özeti yayınlanmak zorunda.
Şimdi tarih 29 Eylül 2026. Yani hemen geçtiğimiz bir 10 gün önce bu raporun özeti yayınlandı.
Ve o raporun özetindeki Türkiye'nin yolsuzluk karnesi şu: Kimler var? Hükümet üst düzey yöneticileriyle ilgili tavsiyeler var; hâkim, savcı ve milletvekilleriyle ilgili atılması gereken adımlar var yolsuzlukla mücadelede. Ve toplam 54 tane tavsiye var.
Tam 4 yılda diyor ki rapor: "Türkiye bu 54 tavsiyenin sadece 10'unu yaptı." 28 tavsiyeyle ilgili hiçbir adım atılmadı. 16 tavsiyede de hareket var ama sonuç yok. Yolsuzlukla mücadele karnesi burada.
Ben buradan Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum:
Siz yolsuzlukla mücadelede samimi misiniz?
Gerçekten kimsenin gözünün yaşına bakmadan "yolsuzlukla mücadele edeceğim" diyor musunuz?
Ki diyor değil mi? Son haftalarda bunu daha çok duyuyoruz.
Yolsuzluk kimsenin ağzından çıkmıyordu iktidar tarafında; yokmuş gibi davranılıyordu.
En azından şimdi varlığından bahsediyorlar, yolsuzluk ifadesini kullanıyorlar.
Peki, soruyorum kendisine: Neden 4 yıl geçti de bu 54 tavsiyeden sadece 10'unu yaptınız? Niye diğer alanlarda hiçbir adım atmadınız?
Bakın, ben burada 54 tavsiye var ama ben kendisine kestirmeden iki tane tavsiye söylüyorum:
1. Kamu alımları ihalesi.
2. İmar rantları yasası.
Türkiye'de yolsuzluk diye tanımlayacağımız alanın en az %70'i, %80'i bu iki alanda: Kamu alımları ve imar rantları.
Bununla ilgili yapılacaklar da çok basit.
Bakın, biz kamu alımları yasasını Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak bir ayda Meclis'ten geçiririz, üç ay sonra da uygulamaya başlarız.
İmar rantları meselesi; bir ayda Meclis'ten geçer, hemen üçüncü ay uygulanmaya başlanır.
İşte o zaman siz görün yolsuzluk nasıl azalıyor.
Bu iki adımı atmazsanız ne merkezi hükümette ne de belediyelerde yolsuzlukların önüne geçemezsiniz.
Belediye başkanları seçiliyor; ne kadar da iyi niyetli olsalar -içlerinde tabii kötü niyetli de çok da- ne kadar da iyi niyetli olan varsa aralarında, hemen talepler geliyor: "Ya başkan, bizim şu işimizi hallet, şöyle yap; şu imar planında bak, küçük bir dipnot ya, yapacağın o."
“Dipnot” dediği 50 milyon dolar kazandırıyor ha, imar planındaki dipnot!
Böyle talepler geliyor, baskılar geliyor.
Belediye başkanları da ne yapsın? Mevzuata bakıyor, "Tamam".
E Meclis'ten de hadi şöyle ya da böyle geçer mi? Zaten bunu yapanlar Meclis'te ayarlıyorlar ha, belediye meclisinden önceden.
Belediye meclislerinden çoğu zaman oy birliğiyle geçiyor imar değişiklikleri. Çünkü kazan-kazan-kazan-kazan projeleri hepsi bunların; herkes bir şekilde kazanıyor.
Dolayısıyla belediye başkanlarının da kendilerini savunması ve o yanlış yollara sapmaması için bu kanunların çıkması şarttır.
Değerli Arkadaşlar,
Bu ülkede elinizi nereye atsanız, karşınıza yolsuzluk iddiaları, usulsüzlükler, rant ilişkileri çıkıyor.
Şimdi iktidar, "temiz futbol" diyerek futbolla ilgili soruşturmalar yürütüyor, değil mi?
Burada çok açık konuşalım, bakın:
Futbol temizlensin, şike varsa ortaya çıksın, kim suç işlediyse hesabını versin; amenna, sonuna kadar destekleriz.
Ama bir sorun var:
Ben burada, bu kürsüden 2 yıldır haykırıyorum.
“Sanal bahissin ve sanal kumarın niye önünü açtınız” diye soruyorum.
“Sanal kumar ve bahis oynatanlara niçin izin verdiniz” diye soruyorum.
Hepsi tek imzayla verilmiş izinler ha!
“Bunlar hem toplumumuzu çürütüyor, hem de büyük bir haksız kazanç kapısı açıyor” diyorum.
Bahis parasıyla, şike parasının aynı çarklarda döndüğünü yeni mi öğreniyorsunuz Allah aşkına?
Bize sürekli gelen şikayetler size hiç gitmiyor mu?
Ya bu sanal bahis -yasa dışı, yasallığı çok fark etmiyor da- bunlar dönüyor dolaşıyor, şike parası oluyor.
Buradan kazanılan para şikeye gidiyor.
Şikeyi yapan zaten ne olacağını bildiği için daha çok para kazanıyor ve ciddi bir orada yolsuzluk alanı oluşuyor.
Buna niye bugüne kadar "dur" demediniz?
Madem elinizde bu kadar bilgi vardı da neden daha önce harekete geçmediniz?
Acaba bu fon yolsuzluğu gündemini bastırmak için mi bu futbol meselesini bugün gündeme getirdiniz?
Bakın arkadaşlar,
Bu iktidar artık bu devleti yönetemiyor. “Devleti” yönetemeyince, “gündemi” yönetmeye çalışıyor
Bir skandal patlıyor. Ardından başka bir dosya gündeme geliyor.
Bir skandalı, bir başka skandalla kapatmaya çalışıyorlar.
Böyle devlet yönetilmez.
Eğer gerçekten temiz futbol istiyorsanız, sonuna kadar gidin.
Bugüne kadar neredeydiniz?
Ama aynı kararlılığı borsada da gösterin, fonlarda da gösterin; yasal yasa dışı diye bakmadan sanal bahiste, sanal kumarda da aynı kararlılığı gösterin.
Kamu ihalelerinde de gösterin.
İmar ilişkilerinde de gösterin.
Memleketi kara para cennetine çevirdiniz, illegal para cennetine çevirdiniz.
Bütün bu olanlar, inanın, lağımın taşıp da açığa çıkan kısmı.
Deştikçe deştikçe pislik çok.
Artık kanalizasyon sistemi taşımıyor, altından kalkamıyor, taşıyor; taşan kısmını biz daha görüyoruz ya. Deştikçe berbat.
Değerli arkadaşlar,
Sadece son bir haftada olanlara bile baktığınızda milletin değerlerinden gerçekten kopmuş bir yönetim görüyorsunuz.
Geçen gün, yine bir sabah operasyonuna dair görüntüler, tırnak içinde söylüyorum, “basına servis edilirken” ortaya çıkan manzarayı gördünüz.
Bir kadının, sabah vakti, ev haliyle görüntülerini afişe etmek, basına yaymak hangi ahlaka sığar Allah aşkına?
Siz ne yaptığınızın farkında mısınız yahu?
Hani aile? Hani aileyi koruma?
İnandığımız değerleri bu kadar mı pazara çıkarttınız?
Yanlışlık oldu, hata oldu diyorsanız, bu hatanın cezasını kime verdiniz?
Kimi görevden aldınız?
Kime uyarı cezası verdiniz?
Değerlerimizi bilmeyen, değerlerimizle yaşamayan bu konularda hassasiyeti olmayan kadrolarla sırf benim işimi görüyor diye çalışırsanız sonuçları böyle olur.
İktidardakiler! Size sesleniyorum:
Siz AK Partiyi destekleyen samimi insanların dünyasını yıktınız ya.
Kendi içinizdeki itiraz edenleri de hiç konuşturmuyorsunuz;
Hemen ağızlarını tıkıyorsunuz.
3 Y ile; yolsuzlukla, yasaklarla ve yoksullukla mücadele için başlayan bir siyasi hareket; iktidar döneminde yozlaşınca; memleketi aynı 3 Y’ye; yolsuzluğa, yasaklara ve yoksulluğa mahkûm etti.
Esnaf batıyor,
Çiftçi batıyor,
KOBİ’ler batıyor,
Sanayici batıyor,
Emekli batıyor,
Asgari ücretli batıyor.
Çiftçinin ürünü ya dalında kaldı, ya tarlada kaldı, ya da maliyetin altında satıldı.
!!! Alın teriyle helal kazanç mücadelesi veren milyonlar inim inim inlerken, Soma’da yerin yüzlerce metre altında geçim mücadelesi veren babasının tabutunun başındaki Yaşar göz yaşı dökerken, memlekete zerre kadar faydası olmayan dünkü yetmeler, milletin milyarlarca dolarını çarpıp geçiyor.
Millet kendi canına kıyıyor, kendi canına.
“Okul şiddeti” denen yeni bir bela ülkeyi sarıyor.
Daha dün Başakşehir’de bir öğrencimizi daha kaybettik.
Öğrenciler için kurşun geçirmez çanta satmaya başladı insanlar.
Defalarca söyledik:
Bu konu münferiden masaya yatırılmalı, eğitim bilimciler, sosyal bilimciler, psikologlar, güvenlik uzmanları ve ilgili diğer dallardan oluşan bir komisyon acilen bu konuyu derinlemesine çalışmalı, çözümler üretilmeli dedik.
Tek bir bakanlık bu konunun altından kalkamaz dedik.
İktidar oralı değil.
Çünkü bunlar artık yönetemiyor.
!!! Bu yorgun iktidar, artık bu ülkenin yükünü taşıyamıyor.
!!! Bu iktidarın kendisi, ülkeye yük oluyor.
Alın teriyle, çalışmayla, helalinden kazanmak yerine; rantla, yolsuzlukla, kara parayla, sanal bahis ve kumarla, kısa yoldan zenginleşmeyi teşvik ettiniz.
Ülkeyi yolsuzluk, sanal kumar ve yasa dışı kazançlar cenneti haline getirmeyi bir marifet gibi, bir büyüme modeli gibi gördünüz.
Her işi ve işlemi bir kişinin iradesine bağlayarak kamu yönetimini felç ettiniz, kurumları çalışamaz hale getirdiniz.
Yolsuzlukları, gayri ahlaki kazançları halının altına süpürdünüz, üzerini örttünüz.
İşte son 10 yılda biriktirdiğiniz, üzerini örttüğünüz o yolsuzluklar ve yönetim, denetim zafiyeti bugün artık saklanamayacak boyutlara ulaştı.
Kanalizasyon taştı.
Suçu da suçluyu da içeride ya da dışarıda aramayı bırakın.
Yaşananların tek faili de müsebbibi de değerli arkadaşlar bu kötü yönetimin kendisidir.
Değerli Arkadaşlar,
Türkiye’nin önünde çok büyük sorunlar var.
Enflasyondan, hayat pahalılığına adalete,
Basın özgürlüğünden okullarımızdaki güvenlik sorunlarına…
Sorun çok, ama çözüm mümkün.
Bütün bu sorunları çözmenin yolu da belli.
Siyaset.
Ama demokratik siyaset.
Siyaset.
Ama ahlaklı siyaset.
Siyaset.
Ama ilkeli siyaset.
Çıkışın meşru yolu budur.
Başka yol aramaya gerek yok.
Kimseye hakaret etmeden…
Kimseye nefret beslemeden…
Kimseye düşmanlık yapmadan…
Biz, ahlaki bir zeminde, dosdoğru çalışarak, bu ülkenin sorunlarını inşallah yine siyasetle çözeceğiz.
Ve en önemlisi;
Biz bu ülkeyi temiz kadrolarla yönetmeye talibiz.
Gençlerin çetelerden, kumardan, şiddetten değil;
Okuldan, işten, üretmekten, gelecek kurmaktan konuştuğu bir Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.
Annelerin evladını sokağa gönderirken korkmadığı, çocukların okula kurşun geçirmez çantayla gitmek zorunda kalmadığı bir ülkeyi hep beraber kuracağız.
Devlet, suçludan daha güçlü olacak.
Adalet herkes için olacak.
Hukuk herkese eşit olacak.
Sokaklarımız yeniden güvenli olacak.
Ve bu ülkenin gençleri; “Buradan nasıl giderim?” diye değil, “Bu ülkeye nasıl daha güzel katkıda bulunurum?” diye düşünecek.
Bizim mücadelemiz bunun için;
Türkiye’yi yeniden güvenin, huzurun ve umudun ülkesi yapmak için.
İnşallah bunu da hep beraber başaracağız.
Çünkü biz buradayız, bir aradayız.
Milletimizin yanındayız.
Geri adım yok!
İlkelerimizden bir milim dahi sapmadan, sağlam adımlarla yolumuza devam ediyoruz.
Türkiye yeniden nefes alsın diye yola devam ediyoruz.
Gençlerimiz yeniden hayal kurabilsin diye…
Anne babalar çocuklarının geleceğine güvenle bakabilsin diye…
Emekli, ömrünün son döneminde huzur içinde yaşayabilsin diye…
Çiftçi ürettiğinin karşılığını alabilsin diye…
Esnaf kepengini yarın da açabilsin diye…
Alın terinin değer gördüğü, emeğin karşılığını bulduğu bir Türkiye için yolumuza devam ediyoruz.
Kimsenin kendisini çaresiz hissetmediği…
Kimsenin hakkını aramaktan korkmadığı…
Kimsenin “Benim arkam yok” diye boynunu bükmediği…
Fırsat eşitliğinin olduğu;
Adaletin herkese eşit olduğu bir Türkiye için yolumuza devam ediyoruz.
Umudu yeniden büyütmek için…
Güveni yeniden tesis etmek için…
Çocuklarımıza daha güzel bir Türkiye bırakmak için…
Türkiye’nin müreffeh yarınlarını hep birlikte inşa etmek için yola devam ediyoruz.
Allah’ın izniyle, hep beraber başaracağız.
Dostlarımızla, ittifak ortaklarımızla birlikte başaracağız.
!!! İnşa etmekte olduğumuz yeni siyasi alternatifle başaracağız.
Bu topraklarda adaleti yeniden hâkim kılacağız.
Bu topraklarda bereketi yeniden büyüteceğiz.
Bu topraklarda kardeşliği yeniden güçlendireceğiz.
Kimseyi geride bırakmadan…
Kimseyi ötekileştirmeden…
Kimsenin hakkına girmeden…
Hep birlikte başaracağız.
Rabbim yolumuzu açık eylesin.
Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi güçlendirsin, genişletsin, daim eylesin.
Rabbim bu güzel ülkeye huzur, bereket ve adalet nasip eylesin.
Hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun.
Var olun.